Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın NTV’ye Verdiği Mülakat, 19 Eylül 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın Anadolu Ajansı Editör Masası'na Verdiği Mülakat, 8 Ağustos 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TRT Haber’e Verdiği Mülakat, 10 Temmuz 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın CNN Türk’e Verdiği Mülakat, 2 Temmuz 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Anadolu Ajansı Editör Masası'na Verdiği Mülakat, 13 Nisan 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın A Haber'e Verdiği Mülakat, 27 Mart 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TRT Haber’e Verdiği Mülakat, 3 Mart 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın CNN Türk'e Verdiği Mülakat, 9 Şubat 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın Al Jazeera English'e Verdiği Mülakat, 29 Ocak 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın NTV'ye Verdiği Mülakat, 23 Ocak 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TRT Haber’e Verdiği Mülakat, 9 Ocak 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TRT World’e Verdiği Mülakat, 18 Aralık 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın TVNET'e Verdiği Mülakat, 13 Aralık 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Al Jazeera Arabic’e Verdiği Mülakat, 11 Aralık 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın A Haber'e Verdiği Mülakat, 15 Kasım 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın Ülke TV'ye Verdiği Mülakat, 18 Ekim 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın TRT Haber'e Verdiği Mülakat, 4 Ekim 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın MBC Masr'a Verdiği Mülakat, 18 Eylül 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın TGRT Haber’e Verdiği Mülakat, 28 Ağustos 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın NTV’ye Verdiği Mülakat, 25 Temmuz 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın A Haber'e Verdiği Mülakat, 27 Haziran 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TRT Haber'e Verdiği Mülakat, 3 Haziran 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın 24 TV'ye Verdiği Mülakat, 9 Mayıs 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın CNN Türk'e Verdiği Mülakat, 9 Nisan 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın UTV'ye Verdiği Mülakat, 7 Nisan 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Reuters’a Verdiği Mülakat, 4 Nisan 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TV100'e Verdiği Mülakat, 14 Mart 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Al Jazeera Arabic’e Verdiği Mülakat, 26 Şubat 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Bloomberg TV’ye Verdiği Mülakat, 21 Şubat 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TRT World’e Verdiği Mülakat, 16 Şubat 2025
Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın NTV’ye Verdiği Mülakat, 19 Eylül 2026

SUNUCU- İyi akşamlar, NTV ekranlarına hoş geldiniz.

Dış politikada son derece hareketli, kritik gelişmelerin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Suriye’den İsrail’e, İran-Amerika Birleşik Devletleri hattından Rusya-Ukrayna Savaşı’na, Körfez’den Washington’la ilişkilere kadar çok sayıda başlık Türkiye’nin dış politika gündemini doğrudan etkiliyor.

SUNUCU- Bir yanda Suriye'de yeni dönemin nasıl şekilleneceği, diğer yanda İsrail’in bölgedeki adımları, Türkiye’yle yaşanan gerilim, Suudi Arabistan-Yemen hattında yükselen tansiyon, Mekke İttifakı’nın geleceği, İran ve Amerika arasındaki görüşmeler, Karadeniz’de yeniden artan Rusya-Ukrayna gerilimi, bir taraftan da Birleşmiş Milletler önümüzde.

SUNUCU- Evet, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu var. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın New York temasları, Filistin meselesi ve Türkiye’nin uluslararası gündemdeki öncelikleri konuşulacak. Ve tabii, Türkiye açısından belki de bütün bu gelişmeler kadar önemli başka bir süreç Terörsüz Türkiye. Bölgedeki gelişmeleri, Türkiye’nin dış politika önceliklerini ve önümüzdeki dönemin yol haritasını bugün doğrudan Dışişleri Bakanımız Sayın Hakan Fidan’a soracağız efendim.

Sayın Bakanım, hoş geldiniz.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Teşekkür ederim.

SUNUCU- Şeref verdiniz yayınımıza.

Tabii bu hafta önemli ziyaretleriniz vardı. Birçok konu başlığımız var ama biz Şam ziyaretiyle başlamak isteriz, Suriye ziyaretinizin gündemi... Şara’yla görüşmeleriniz oldu. Hangi konuları ele aldınız, masada hangi başlıklar vardı? Ki notlarıma baktığımda, Türkçenin seçmeli dil olarak müfredatta kalması ziyaretin somut bir sonucu olarak açıklandı. Başka hangi konular vardı masada?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Aslında bizim Aralık 2024’ten itibaren yeni Suriye’yle masada çalışmamız gereken çok sayıda dosya var biliyorsunuz. Özellikle Suriye’nin yeniden kalkınması, birliği, bütünlüğü, bölgesel ülkelerle iş birliği, uluslararası sistemde olan birtakım sorunların kaldırılması gibi çok sayıda başlık var. DEAŞ’la mücadele, terörle mücadele… Bunların tabii düzenli aralıklarla gözden geçirilmesi gerekiyor. Dışişleri Bakanları olarak bizlere bir “Ortak Planlama Grubu” kurma görevi verildi Cumhurbaşkanlarımız tarafından. Bu çerçevede, bizlerin iki Devlet arasında yürüyen çok sayıda işi, konuyu, projeyi yakından takip etmemiz gerekiyor. Dolayısıyla, sürekli bir araya gelmemiz gerekiyor. Çok şükür, her geçen gün Suriye daha da iyiye gidiyor, bu bizim için önemli bir husus. Suriye’yle, biliyorsunuz, 911 kilometrelik bir sınırımız var. Suriye’de, Irak’ta ne oluyorsa Türkiye’yi doğrudan etkiliyor. Dolayısıyla oradaki istikrar, barış, huzur, kalkınma bizim için de önemli. Sayın Şara’yla bu konuları tekrar gözden geçirdik; Cumhurbaşkanımızın mesajları vardı, onları ilettim.

NATO Zirvesi marjında, biliyorsunuz, Sayın Şara Ankara’ya gelmişti, orada Cumhurbaşkanımızla görüşmüşlerdi. Orada takip edilmesi kararlaştırılan hususlar vardı, onlarla ilgili yine görüş alışverişinde bulunma imkanımız oldu. Bölgesel istikrar, riskler, ülkedeki entegrasyon süreci ve terörle mücadele dahil olmak üzere birçok konuyu konuştuk.

SUNUCU- Efendim, entegrasyon dediniz. “SDG” kendini feshetti, ardından görüşmeler gerçekleşti ve önemli bir aşamaya da varıldı. Mutlaka bununla ilgili de izlenimleriniz olmuştur. Neler söyleyebilirsiniz entegrasyon sürecine dair?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şu anda tabii ki yapılan beyanlar, tavırların ortaya koyduğu niyetler fevkalade önemli. Aslında kontrollü bir şekilde sürecin ilerletilmesine yönelik bir arzu görüyoruz taraflarda. Açıkçası bunu olumlu karşılıyoruz ve destekliyoruz, bu önemli bir husus.

Tabii diğer taraftan da, bütün şartların yerine gelip süreç tamamlanana kadar da büyük bir dikkatle takip etmemiz gerekiyor. Özellikle Suriyeli kardeşlerimizle de yakından konuşuyoruz; oradaki güvenlik kurumlarıyla, istihbarat kurumlarıyla... Yani süreç nasıl gidiyor, iyi mi, riskler var mı, riskler nasıl yönetiliyor? Bunlar tabii hem bizim hem diğer kurumlarımızın yakından takip ettiği hususlar. Ama dediğim gibi şu anda ortaya konan beyanlar iyi. Bunun gerisinde pratik adımların da atılması gerekiyor, onu da yakından takip ediyoruz.

SUNUCU- Peki, Netanyahu’nun seçimler öncesi bölgedeki saldırganlığını da konuşmak isteriz Sayın Bakanım. Tabii Türkiye karşıtı söylemlerini iyice arttırdı. Netanyahu’nun amacı nedir burada?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Netanyahu, daha önce de ifade ettik, şu anda içerideki siyasi pozisyonunu güçlendirmek için, kendisini vazgeçilmez ilan edip iktidarını devam ettirmek için birtakım arayışlar peşinde. Türkiye düşmanlığı, Türkiye tehdidinin ortaya konması perspektifi de bunun bir ürünü açıkçası, yani bunu çok yakından görüyoruz biz. Ama bununla beraber, bunu da hafife alıyor değiliz; burada ortaya konan sözler, tavırlar yakından takip ettiğimiz hususlar. Bölge ülkeleriyle olan özellikle askeri iş birliklerini yakından takip ediyoruz. Burada tabii umulur ki, İsrail hem kendisinin hem bölgenin çıkarına olacak, barışa dayalı, saygıya dayalı, iş birliğine dayalı bir dış politikayı benimser. Aksi takdirde, gerçekten sadece giderek yalnızlaşmakla kalmayacak, bunun bedelini bölgeyle beraber kendisi de ödeyecek; yani böyle bir sürecin içerisindeyiz. Biz bunu çok net görüyoruz, bütün detayların farkındayız. Suriye’yi, Lübnan ve Filistin’den sonra, kendisine bir vazgeçilmezlik alanı yapmak için gayret etmesini de görüyoruz. Orada bir sorun çıkartıp o sorunu da akut ve kalıcı hale çevirip kendi toplumuna “işte burada ağır bir sorun var, ben olmazsam bu sorun çözülemez” gibi bir mesajı verme niyetinde olduğunu da açıktan görüyoruz.

Dolayısıyla Cumhurbaşkanımız da birkaç defa ifade ettiler; Türkiye hikmetle hareket eden, bu türden provokasyonlara, ucuz kışkırtmalara gelecek bir devlet değil. Biz kendi stratejik duruşumuzu iyi biliyoruz, hesaplarımızı iyi yapıyoruz ve hiçbir zaman için de kendi başımıza hareket etmeyiz. Bölgede bizim ortaklarımız var, diğer ülkeler var. Çünkü İsrail sadece bölgeye tehdit değil, İsrail dünyaya tehdit Netanyahu politikalarıyla, dünyanın bir sorunu. Bütün dünya bir olup Netanyahu politikalarıyla baş etmek için çözümler arıyor. Bu böyle olduğu sürece aslında, ben gereken cevabın da öyle veya böyle verileceğini düşünüyorum. Bunun giderek aslında İsrail’in klasik dostlarında da, kendini İsrail’e borçlu hisseden ülkelerde de taban bulmaya başladığını görüyoruz, bu düşüncelerin, bu duruşun, bu stratejinin; bu da çok önemli bir gelişme. Ama ilerleyen vadede, inşallah sürecin mazlum Filistinlilerin lehine olacağına inanıyoruz.

İslam dünyası bugünlerde zor bir dönemden geçiyor, birkaç cephede birden bir kriz içerisinde. Ama Cumhurbaşkanımız çok şükür başımızda olduğu sürece, bölgeye yaptığı liderlik, büyüklük ve bölge ülkeleriyle ortaya koyduğumuz bu dayanışma birçok sorunu aşmamıza sebep olacak. Ama inşallah daha iyi günler bizi bekliyor, ona inanıyorum.

SUNUCU- Efendim, Suriye’yle başladık, biraz daha güneye indik. Biraz daha aşağı gidersek maalesef orada da bir problem var, Suudi Arabistan ile Yemen, Husiler arasındaki çatışmalar. Hatta artık Babülmendep Boğazı’nın neredeyse kapanması noktasına kadar evrilen bir süreci görüyoruz. Bir ara formül bulunabilecek mi, bu gerginliğin azaltılması için girişimler var mı?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Girişim çok ama bu girişimlerin tabii ilgili muhataplar tarafından kabul edilebilir birtakım çıktılar üretmesi gerekiyor. Bugün de yine çok görüşme yaptım özellikle arabuluculuk görevi yapan arkadaşlar ve diğer taraflarla.

Amerika-İran görüşmelerinde, biliyorsunuz, son birkaç aydır bir tıkanma var ve bu tıkanmanın tezahürü olarak sadece birbirlerine saldırıyı değil, Babülmendep ayağının da artık Yemen tarafından açıldığını görüyoruz. Suudi Arabistan’a doğru giderek bir yaygınlaştırma ameliyesi içerisinde olduğunu görüyoruz tarafların. Şimdi giderek daha karmaşık bir hale geliyor. Tabii burada biz bütün ağırlığımızı aslında Amerika-İran arasında yürüyen müzakerelerin bir sonuca varmasına veriyoruz ama burada taraflar arasında büyük bir güvensizlik var. Pakistan’da bir anlayış birliğine varmışlardı fakat daha sonraki uygulamada ortaya aksaklıklar çıktı ve şimdi her iki taraf da açıkçası, işleyen süreci kendi lehine farklı bir şekilde yorumlamaya başladı; burada farklı yorumlamalar var. Şimdi taraflara verilen yeni teklifler var, umarım bunu kabul ederler. Aksi takdirde… Şu anda devam eden kriz belli bir noktaya kadar krizden etkilenen ülkeler tarafından tolere edildi ama ekonomik yansımaları artık tolere edilebilmenin çok ötesine geçmeye başladı bazı ülkeler açısından. Avrupa’da, Asya Pasifik’te, Afrika’da onu yakından görüyoruz. Artık, biliyorsunuz, Rusya-Ukrayna Savaşı’nda da bir enerji altyapısını hedef alma var, burada da enerji yollarına yönelik ciddi bir darboğaz söz konusu. Bütün bu ikisi bir araya geldiği zaman, bizim gibi ithal edilen enerjiyle sanayisini, ekonomisini devam ettiren ülkeler büyük bir ekonomik kriz yönetim alanıyla karşı karşıya kalıyorlar.

SUNUCU- Sayın Bakanım, tabii Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarının ardından Mekke İttifakı da tekrar gündeme geldi, ki gündemdeydi. Önce şunu soralım: Mekke İttifakı ne aşamada, kurumsallaşmaya doğru gidiyor mu, yeni üyeler katılacak mı? Ne aşamada merak ediyoruz.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Mekke İttifakı gerçekten iyi bir aşamada. Ortaya konmuş çok güçlü bir irade var ve bu iradenin hayata geçmesi için var gücümüzle çalışıyoruz. Şu anda kurumsallaşmaya yönelik atılan adımlar var. Özellikle Anlaşma’da ismi geçen Sekretarya’nın kurulması ve buna bağlı bir askeri karargahın hayata geçmesi konularındaki detay çalışmalar hemen hemen bitmiş durumda. Bir anlayış birliğine ulaşmış durumdayız. Artık bundan sonra personel gönderip karargahın işlemesi aşaması kaldı. Ben o konudaki süreçten memnunum. Yani başka kurumlara baktığımız zaman, uluslararası kurumlar bu konudaki kurumsallaşmalarını çok geç tamamlarken biz burada hızlı adımlar atıyoruz çünkü bölgedeki birtakım dinamikler de onu açıkçası gerektiriyor.

Daha önce de ifade ettim, bizim İttifakımız bölge ülkelerine açık bir İttifak. Kurumsallaşma adımları atıldıktan sonra diğer iki kurucu ülkeyle beraber yeni müttefik alımıyla ilgili gerekli görüşmelerin yapılacağını düşünüyorum, böyle bir prensip kararımız var. Çünkü Cumhurbaşkanımız da baştan itibaren söylediler, “eğer burası büyümeyecekse zaten bir ittifak alanı olmaz, biz bir kamplaşma yapmış oluruz”. Bizim bölgesel vizyonumuz; bölge ülkelerinin, mümkün olan çok sayıda ülkenin bir araya gelip bir ortak savunma alanı kurması. Bu savunma alanı aslında dışarıya karşı değil, kendi içerisindeki sorun alanlarını bölgesel sahiplenme anlayışıyla daha iyi çözüp şu ana kadar ortaya koymadıkları güven ortamını ortaya koyarak yeni krizlerin doğmasını engellemek.

Bütün bunların çıkış noktası esas itibarıyla bölgesel sorunlara bölgesel çözüm getirme arayışı. Daha önce de defaatle ifade ettim, yani uluslararası hegemonların veya hegemonun bölgemize gelip bir sorunu çözme çabası -iyi niyettir, farklı niyettir- tabii ki bir netice üretiyor gibi gözükür ama çoğu zaman neticeden daha fazla sorun üretmiştir. Bunu da defaatle görmüşüzdür. Artık bundan ders çıkarma zamanı geldi. Ben Mekke İttifakı’nı bu açıdan çok önemli görüyorum, inşallah olumlu sonuçlarını da yakında göreceğiz.

SUNUCU- Sayın Bakan, peki Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarının ardından, birincisi, bir destek talebi geldi mi Suudi Arabistan’dan İttifak’a yönelik veya Mekke İttifakı’nın Suudi Arabistan’ın yanında bir askeri angajmana girmesi gibi bir ihtimal var mı?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Biliyorsunuz, Husilerle olan sorun son on yıldır var olan bir sorun. 2015’ten itibaren başlayan bir sorun açıkçası. 2022’de aslında bir ateşkes anlaşmasına varılmıştı ama Gazze olaylarından sonra tekrar olaylar karıştı. Şimdi gelinen noktada tabii ki, Suudi Arabistan’ın toprak bütünlüğüne, egemenliğine, altyapısına yönelik çok ciddi saldırıların olduğunu görüyoruz. Yani bizim Anlaşmamıza baktığımız zaman da burada ülkelerin birbirlerine karşı bir müttefiklik sorumluluğu var. Cumhurbaşkanımız da biliyorsunuz, gerçekten sözünün eri olan bir lider. Devlet olarak imza attığımız bir konu var. Bu konuda bir dayanışma içerisindeyiz, özellikle durum analizlerini değerlendiriyoruz. Biliyorsunuz, Dışişleri Bakanlığı olarak biz yapılan saldırıları kınıyoruz, özellikle Mekke’ye yönelik, petrol altyapısına yönelik. Yani Suudi Arabistan hiçbir yere saldırmadan bu türden provokasyon saldırılarını açıkçası kınıyoruz. Bunun İran ve Amerika arasında devam eden ihtilaf ve çatışmanın bir parçası yapılmasını da açıkçası biz kabul etmiyoruz. Yani Suudi Arabistan bu denklemin dışında tutulmalı çünkü kendileri de buna katılmaya yönelik bir arayış içerisinde değiller. Geldiğimiz noktada, Mekke İttifakı üyeleri olarak biz durumu yakından takip ediyoruz. Birtakım konuşmalarımız var, görüşmelerimiz var kamuoyuna yansımayan. Bu noktada askeri ihtiyaçları -özellikle belli teknik konularda- olabilir; bunu da karşılama yönünde bir sıkıntımız olmaz.

SUNUCU- Efendim, şunu da ek olarak sormak istiyorum: İttifak kurulduğu günden itibaren özellikle bundan rahatsız olan bazı ülkeler var. Bu son gelişmelerin ardından da İsrail’den, İran’dan, Hindistan’dan, hatta Yunanistan’dan Mekke İttifakı’nın kağıt üzerinde kaldığına dair bazı yorumlar yapıldığını gördük. Ne söylemek istersiniz bu yorumlara?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii şimdi aslında söylediğiniz ülkelere baktığımız zaman -İsrail, Hindistan, Yunanistan vesaire- aslında Mekke İttifakı’nın ne kadar fazla ses getirici, önemli bir hamle olduğunu da anlamış oluyoruz. Çünkü bu türden itibarsızlaştırma operasyonları -basın eliyle, dezenformasyon yöntemleriyle- aslında bunun bir yansıması. Tabii buna biz gülüp geçiyoruz. Yani bu aslı astarı olmayan bir şey. Biz 1952’den beri NATO’nun üyesiyiz. NATO, daha önce de ifade ettim, belki tarihinde iki defa 5. maddeyi işletti, bunun dışında da bir görev alanı olmadı. Ama hiç kimse NATO’ya kağıttan kaplan veya kağıttan bir şey demedi. Yani şimdi daha imzalanalı üç ay olan bir anlaşmanın bu kadar hızlı adım atıyor olmasına rağmen bu şekilde nitelendirilmesi bir şeyi başlamadan bitirmeye yönelik. Aslında burada gördüğü tehdit algısını dolaylı olarak yansıtan bir yaklaşım bu söylediğiniz şeyler. Bunları görüyoruz, bakıyoruz ama ciddiye alınacak şeyler değil. Göreceksiniz, Mekke İttifakı çok oyun değiştirici bir platform olacak inşallah.

SUNUCU- Peki Sayın Bakanım, tabii çok sayıda uluslararası kriz var ama Türkiye’nin Filistin konusundaki duruşu her zaman belliydi. Şimdi Gazze ve Batı Şeria’daki durum nedir son olarak, bunu biraz açsak?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi Gazze’de birinci aşamadan ikinci aşamaya geçilemiyor; Barış Planı’nı açıkçası söylemek istiyorum. Burada tabii İsrail’in oyunbozanlığı en büyük faktör. Filistin tarafı, Hamas öznesinde, başta rehineleri bırakmak olmak üzere birçok konuda Barış Planı’nın birinci aşamasında üzerine düşen birçok konuyu yaptı. Zorlanarak yaptı, istemeyerek yaptı çünkü kendi içinde karar alma mekanizmaları zor. Ama bir noktada arabulucuların çalışması, etkisi, bizim de yoğun gayretlerimizle, Hamas uluslararası toplumca kabul edilen bu anlaşmada üzerine düşenleri yaptı. İsrail, Filistin tarafı yaptıkça yeni talepler getiriyor, kendini bu anlaşmayla bağlı görmüyor; şimdi en büyük problemimiz bu. Dolayısıyla bu ay, bu anlaşmanın hayata geçirilme girişiminin üzerinden bir yıl geçmiş olacak. Biliyorsunuz, geçen sene Eylül ayında Cumhurbaşkanımızın başkanlığını ettiği bir İslam ülkeleri heyeti Trump’la beraber bir araya geldiler New York’ta ve orada yapılan görüşme neticesinde Gazze Barış Planı ortaya çıktı. Bu liderler dediler ki Başkan Trump’a, “Artık bu sorunun durması gerekiyor çünkü artık birçok şeyi etkileyecek durumda, bunu yaparsak beraber yaparız”.

Şimdi artık bir yıl aradan sonra buradaki kilitlenmenin aşılması gerekiyor ama İsrail’in dediğim gibi bu noktadaki tıkayıcı rolü devam ediyor. Uluslararası toplumun ve bu konuda görev alan ülkelerin bu tıkanmayı aşmak için çalışmaları gerekiyor.

Şimdi burada insani yardım konularında istediğimiz miktarda ve hızda adım atıldığını görmüyoruz. Yani eskisi gibi kötü değil ama istediğimiz şekilde bir yaygınlık yok. Barınma konularının hayata geçmesi gerekiyor çünkü demir vesaire gibi birtakım kısıtlayıcı malzemeler listesi yayınlayarak İsrail, bazı barınma malzemelerinin ve prefabrik yapıların içeriye girmesine izin vermiyor, inşaat malzemelerinin içeriye girmesine izin vermiyor. Bu fevkalade, şu anda, insani açıdan kötü bir şey.

Diğer taraftan, büyük miktarlarda öldürme eylemi yapmıyor savaş zamanında olduğu gibi ama seçilmiş hedefleri vurmaya devam ediyor. Geçen gün de biliyorsunuz bir apartmanı vurdu, yine çocuklar şehit oldular. Burada da bu öldürme eylemleri devam ediyor, yani ihlaller var. Batı Şeria’da bu yerleşimcilerin giderek daha azgınlaşması ve toprak çalımını hızlandırmaları uluslararası toplumun da biliyorsunuz, çok ciddi dikkatini çekiyor. Avrupa Birliği bir karar almaya çalıştı ama birkaç ülkeden dolayı oy birliğiyle alamadı. İngiltere tek başına, biliyorsunuz, yaptırımlar uyguladı, yani kaç yıllık politikasından ilk defa bir sapma göstererek illegal yerleşimcilere bir yaptırım uyguladı. İllegal yerleşimcileri savunan hiç kimse yok, ama engelleyen var mı, engelleyebilen var mı? İşte uluslararası toplumun imtihanı da burada, İslam toplumunun imtihanı da burada. Biz bunu mümkün kılmak için elimizden geldiğince çalışıyoruz. Tabii Filistinlilere düşen görev de var, ona da bakmak lazım. Burada kendi birliklerini sağlamaları gerekiyor. Bu siyasi hareketlerin tarihsel yolculuğunda olan bir olaydır, bazen hareketinizin menfaatiyle hizmet ettiğiniz davanın genel menfaati arasında çatışma olur. Hangisini tercih edeceksiniz?

SUNUCU- Türkiye çok çaba gösterdi o birliktelik için, böyle bir ihtimal olabilir mi?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Öyle. Batı Şeria ile Gazze arasında birleşme olsun diye çok uğraştık biz ama bu, şu anda detayına girmek istemeyeceğim sebeplerden dolayı olmadı. Sadece biz değil, bu konuyla ilgilenen çok ülke oldu.

Bir de İslam dünyasında şöyle bir şey var: Hamas’ın karakterinden dolayı birçok Arap ülkesi oraya şerh koymuş durumda, temas etmiyorlar. Türkiye, temas edebilen ender ülkelerden biri hem Ramallah’la hem Gazze’yle. Biz Ramallah ve Gazze arasındaki bu eşit ilişkimizi, desteğimizi… Çünkü bizim için hangi Filistin partisi olduğunun önemi yok. Bizi hep Hamas tarafına itmeye çalışıyorlar da, bizim için Filistinli olması, Filistin davasına hizmet etmesi ve Filistin’de meşru tabanın desteklediği meşru hareket olması, yani El Fetih örneğinde olduğu gibi, Hamas örneğinde olduğu gibi… Bunlar Filistinlilerin seçtiği, Filistin Meclisi’ne milletvekili gönderdiği partiler. Şimdi bunlar arasındaki iş birliği fevkalade önemli. Ama umarız inşallah kendileri de bu noktada gereken adımları atarlar. Belli fedakarlıkları yapmaları gerekiyor. Biz bu konudaki arabulucu faaliyetlerimize devam edeceğiz.

SUNUCU- Sayın Bakanım, İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki görüşmeleri de sormak isterim. Tabii arabuluculuk demişken bunlara çabalayan bir Katar var, Pakistan var, Umman var. Bunların arabuluculukları devam ediyor mu?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bunların arabuluculukları “on and off” devam ediyor. Şöyle: Şimdi Pakistan’da bir süreç yapıldı, hayata geçirildi, o bir noktaya kadar geldi, ondan sonra bir yoldan çıkma oldu. Daha sonra… Olaydan en fazla etkilenen ülke şüphesiz bölgede Katar. Katar hiçbir şeyini satamıyor. İran’la da çok yakınlar, İran’la da konuşabilir durumdalar. Bunu da kullanıp -hem İran’la hem Amerika’yla da iyi ilişkileri var ve etkilenen ülkelerin başında- bir şey yapmaya çalışıyorlar. Bugün Katarlı arabulucu arkadaşlarla da görüştüm. Ama tarafların özellikle Amerika da seçime giderken ortaya koyduğu durumları uyumlaştırmak biraz zor, ama imkansız değil. İnşallah iyi sonuçlar bekliyorum ben.

SUNUCU- Efendim, zor bir coğrafyadayız. Kuzeyimizdeki gelişmeleri de sormak isteriz. Artık neredeyse beşinci yılına doğru yaklaşan bir savaş var. Karadeniz’de yine gerilimin yükseldiğini görüyoruz. Savaşın ilk döneminde Tahıl Koridoru Anlaşması’yla belki de bir küresel gıda krizinin önüne geçilmişti, Türkiye’nin arabuluculuğunda. Savaşın bitmesine dair girişimler, çabalar ne durumda? Eğer savaş bitmiyorsa böyle yine bir ara formül, Karadeniz’de biraz daha sakinliği sağlayacak bir formül bulunması mümkün mü?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Savaşın bitmesiyle ilgili bazı girişimler var ama bunların açıkçası kalıcı sonuç üretmesi an itibariyle biraz zor gözüküyor. Ama bununla beraber çalışmalara devam etmek gerekiyor, ümitsiz olmamak gerekiyor.

Burada şöyle bir husus var değerli arkadaşlar, onu söylemek lazım: Savaşın yok ediciliğini bütün tarafların yeter miktarda tanıyıp artık “kendi kendine sönümlenen bir savaşa mı gideceğiz”, yoksa “Zaten bu sonuca gideceğimiz belli, yok etme savaşı içerisindeyiz, arada bir makul yerde buluşup daha fazla birbirimizi yok etmenin önüne geçelim” mi diyeceğiz? Şimdi bu psikolojinin var olduğunu biz taraflara anlatmaya çalışıyoruz.

Şimdi 2023’e kadar savaş bir klasik savaştı. Ondan sonra 2025’e kadar bir yıpratma savaşına döndü. Daha çok cephelerde birbirlerini yok eden askerlerin olduğunu gördük. 2025’ten sonra artık yıpratmadan bir yok etme savaşına dönüştü ve giderek bütün sivil hedeflerin de ayırt edilmeksizin vurulduğu, toplu yerleşim yerleri hariç altyapıların vurulduğu, özellikle enerji olmak üzere, ulaştırma olmak üzere, ticari alanların hedef alındığını görüyoruz. Bu giderek tabii sivil hayatı daha zor hale getiren bir husus. Bu yok etmenin önüne geçmek lazım. Şimdi buna yönelik taraflar kendi dayanıklılık güçlerini ortaya koyup bir nevi şeye dönüyor, kim önce gözünü kırpacak, kim önce vazgeçecek noktasına. Ama bu noktaya gelmeye gerek yok. İlgili devletlerle de konuşarak ne türden ara formüller üretilebilir, ona çalışıyoruz, ama bu arada bu savaşın geneliyle ilişkili bir durum.

Karadeniz meselesi önemli. Şimdi, Karadeniz birkaç açıdan önemli. Türkiye’nin bir defa mücavir alanı. Biliyorsunuz, Karadeniz’de ticaret bizim için de önemli bir husus. Gemilerimiz etkileniyor bundan, iş adamlarımız etkileniyor. Fakat ondan da önemlisi, şu anda özellikle tam mevsimi, tarladan toplanan tahıl eğer dünya marketlerine gitmezse, yine gıda güvenliği açısından birçok ülkede sıkıntının olacağını görüyoruz. Son birkaç yıldır -aslında biz bir anlaşma yaptık, o anlaşma daha sonra bozuldu ama anlaşmanın bozulmasına rağmen- de facto işleyen bir sistem de vardı, dokunmuyorlardı. Ama şimdi birbirlerine çok dokunuyorlar. Özellikle limanları vuruyorlar, bütün deniz hareketliliğini vuruyorlar.

Şimdi biz her iki tarafa da bu konuda bir teklif gönderdik. Ona ilişkin çalışmalarımız var, cevapları bekliyoruz, taraflardan da buna yönelik cevaplar geldi. Bir noktaya götürmeye çalışıyoruz bunu açıkçası. Ama burada da tarafların önceki anlaşmanın uygulanmasından aldığı derslerden hareketle uyumlaştırılması zor bazı talepleri var ve pozisyonları var açıkçası, onu da söyleyeyim. Hangi tarafın ne istediğini, onu tabii ki söylemem burada doğru olmaz. Ama en son şimdi Rusya Başbakan Yardımcısı geldi, geçen Cuma beraberdik. O da bu sorunun aşılmasına yönelik Rusya’nın perspektifini bize iletti. Biz bütün bu verileri değerlendiriyoruz. Cumhurbaşkanımıza da arz ettik konuyu. İnşallah birinci öncelik, bu tahılın çıkartılması Karadeniz’den. Dünya piyasalarına bunun gitmesi lazım. Afrika ülkelerinde, Mısır da dahil olmak üzere, birçok yerde bu tahıla ihtiyaç var ve tahıl, enerjinin aksine her iki ülkenin de sattığı bir ürün. Enerjiyi ağırlıklı olarak tabii Rusya satıyor ama… Burada da aşılması gereken birtakım zorluklar var, aşacağız onu da inşallah.

SUNUCU- Tabii arabuluculuk deyince, sizin birçok noktada aslında arabuluculuk faaliyetinde bulunduğunuzu da biliyoruz Türkiye adına, sizin de çok büyük etkileriniz var. Şu anda devam eden uluslararası krizlere baktığımız zaman, bu arabuluculukta en büyük zorluk nerede başlıyor Sayın Bakanım?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Aslında uğraştığınız konuya göre değişiyor. Ama şeyin faydasını görüyorsunuz, arabulucunun kimliği önemli, tutumu önemli. Her iki tarafın da saygı gösterdiği, güvendiği bir tarafsa, bu gerçekten çok ciddi destek oluyor ve hemen hızla çözülüyor.

Biliyorsunuz, bir örnek vereyim, Etiyopya ile Somali arasında neredeyse çatışmaya dönüşecek bir sorun vardı. Etiyopya bir “landlocked” kara ülkesi, çok da büyük bir ülke, büyük bir nüfusu var Afrika ölçeğinde. Ama denize çıkışı yok. Ama hemen yanındaki ülkelerin binlerce kilometre kıyısı var. Bunu uygun yöntemle çözmezseniz şeye gidecek... Şimdi Cumhurbaşkanımız her iki ülkenin de liderlerine, Etiyopya ve Somali’ye, ev sahipliği yaptılar. Hiç masadan kalkmadan saatlerce süren görüşmeler vesaire neticesinde, her iki tarafın kendisine olan saygılarından dolayı ve adaletine güvendikleri için, bizim ortaya koyduğumuz taslak büyük oranda kabul edildi ve oradaki çatışma ihtimalinin o an itibariyle ve bugün itibariyle olmadığını görüyoruz.

Ama bazı savaşlar var ki, ikiden fazla tarafın işin içinde olduğu savaşlar… Diyelim Rusya-Ukrayna savaşı; Rusya-Ukrayna var, bir tarafında Amerika var, başlangıcında oradaydı, Avrupa ülkeleri var, herkes var. İran-Amerika savaşı; bir tarafında İsrail var, Körfez var, diğer ülkeler var, birçok şey var. Burada bir noktadan sonra konuyu iyi takip eden bazı şeylerin… Bizim en fazla yaptığımız, biz çok yakından takip ettiğimiz için arabuluculuk meselelerini, sadece kendi arabuluculuk yaptığımız konuları değil, bölgemizde devam eden krizlere de ilişkin, arabuluculara da çok iyi şeyler veriyoruz, bazen moral veriyoruz, bazen diyoruz ki şu açıdan bak, burası eksik kalmış olabilir.

SUNUCU- Akıl verdiğiniz noktalar var tabii.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii tabii, o da önemli. Çünkü herkesin perspektife ihtiyacı var. Karmaşık problemler… Kimsenin tek başına, kendi aklıyla çözebileceği konular değil, kendi psikolojisiyle altından kalkacağı şeyler değil. Mümkün olduğunca aklın bu türden konulara memur edilmesi gerekiyor.

Bir de benim gördüğüm, bu arabuluculuk konularında kredi aramaktan ziyade gerçekten sonuca odaklanan ülkeler, arabulucular daha etkili oluyorlar, daha kabul edilebilir hale geliyorlar. Yani siz yaptığınız işin reklamını yaparsanız, bir sonraki konuda sizi insanlar görmek istemiyorlar açıkçası, bir de öyle bir husus var. Dolayısıyla biraz bunu hayır işi gibi görüp gizli götürmek…

SUNUCU- Türkiye bu konuda en iyisi ama o zaman, öyle değil mi?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii.

SUNUCU- Bilmediğimiz konular da var o zaman efendim.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Var var, yani olması gereken o. Çünkü… Ben bunu gördüm, bazen işte diyelim bir ülke bir şey yapıyor, daha sonra o bir şey yaptı mı diğer ülkeler diyor ki, “Ben burada ne yapıyorum, siz ne yapıyorsunuz?”. Olabiliyor… Dolayısıyla orada da belli bir moral standardı gözetmek gerekiyor.

SUNUCU- Sayın Bakanım, Yunanistan’a da bir değinmeden geçmeyelim. Yunanistan tarafında Ege sorunları bağlamında yapılan bazı açıklamalar var. Bu açıklamaları nasıl değerlendirirsiniz?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Yunanistan’da, daha önce de söylemiştik, iç siyasette bir Türkiye faktörü var. İç siyasette birisi “shortcut” yapacaksa, ilave hızlı puan alması gerekiyorsa veya kamuoyunun dikkatini üstüne çekmesi gerekiyorsa, kamuoyu rüzgarına ihtiyacı varsa, açacağı kart Türkiye kartı. Türkiye’de siyaset böyle işlemiyor. Yunanistan’ı istediğiniz kadar konuşun, konuşmayın, böyle bir konu yok. Bizim daha büyük, daha küresel sorunlarımız var, ama Yunanistan siyasetinin bir tane konusu var.

SUNUCU- Türkiye.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Onlar adına da aslında, zaman zaman söylüyoruz, Yunanistan gibi bir ülkenin bu kadar dar bir perspektifle siyaset yapmaması gerekiyor, ama birbirlerini oradan sıkıştırıyorlar. Şimdi biz mevcut hükümetle Mayıs 2023’ten itibaren bir anlayış birliğine ulaştık. Dedik ki; bir sonraki seçimlere kadar bu iktidarlar var olduğu sürece sorunu iyi niyetle çözmek için ellerinden geleni yapacaklar, Ege’de gerginlik olmayacak öncesi gibi ve birbirlerine karşı sürpriz içerisinde olmayacaklar. Gerçekten de bunu elimizden geldiğince ilerletmeye çalıştık. İktidar Yunanistan’da ne zaman bunu bir noktaya getirmeye çalışsa, muhalefetin vurduğu tek yer, hemen… Tek bir kart açar. Şunu demek istiyor: “Sen Türkiye ile niye savaşmıyorsun da iyi konuşuyorsun, güzel konuşuyorsun?”. Savaşsa, bu sefer savaştığını da eleştirecekler. Bu siyasetin irrasyonel olduğu taraflar var maalesef. Demokrasi iyi bir sistem ama bazen böyle, ne diyelim, hormonlu tarafları da var. İster istemez şeye dokunuyor...

Ama bu, şu demek değil değerli arkadaşlar: Bizim mevcut tehditleri ciddiye almadığımızla alakalı değil. Bizim pozisyonumuz belli. Bir defa Ege’deki sorunlar, kıta sahanlığı meselesi çözülene kadar bizim durduğumuz yer belli. Biz gerilim çıkarılmasından taraf değiliz. Gayri askeri statüye sahip adaların silahlandırılmasını asla kabul etmiyoruz. Bununla ilgili çok ince, çok ısrarlı girişimlerimiz var. Çoğu zaman da kamuoyuna şey yapmadan yapıyoruz, çünkü birtakım şeylerin kamuoyuna intikal etmesi bizden ziyade Yunanistan’da daha sıkıntılı olabiliyor. Ama bu bölgenin barışa ihtiyacı var, silahlanmaya değil. Onu defaatle söyledik. Savaş kimsenin lehine olan bir husus değil, asıl olan barıştır. Ama Yunanistan ısrarla, siyasetçiler… Şu anda da orada bir seçim atmosferine doğru gidiş var, bunu da görüyoruz. Bu dil artık biraz daha kullanılacak. Ama biz pratikte olana bakıyoruz, gerçekten resmiyette olana bakıyoruz. Bu konuda Silahlı Kuvvetlerimiz fevkalade hassas durumdalar, Sahil Güvenlik Komutanlığımız hassas durumdalar. Umarız kimse orada çılgınca bir hareket yapmaz; barışın, huzurun gereği neyse onu yaparlar. Artık 2026 yılına gelmişiz, aradan bu kadar yüzyıl geçmiş, medeni devletler karşılıklı gelip konuşarak çözemeyeceklerse, o zaman başka bir şey var. Cumhurbaşkanımız iradesini her gelen Yunan hükümetine yansıttı. Hepsiyle konuşarak bu meseleleri çözmek istediğini 2003’ten itibaren gösteriyor. İlk başta tamam diyorlar, iyi diyorlar, bir noktaya gitmeye çalışıyorlar, ama Yunan siyaseti hemen dibe çekiyor.

SUNUCU- Bunu yapma sebepleri ne Sayın Bakanım peki?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şöyle… İşte orada çünkü bu sorunları çözen birisi şey olacak...

SUNUCU- Ve bu süreçte sağdan gelenler de oldu, soldan gelenler de oldu, iktidar anlamında değişmiyor.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii, tabii. Yok yani Cumhurbaşkanımız hepsine aynı krediyi verdi, yani gerçekten çözmek istediğini…

Bakın Ege meselesi çok hassas bir konudur. Türkiye’de de hassas bir konudur. Ancak Cumhurbaşkanımız gibi siyasi kredisi çok yüksek bir liderin buna belli konularda “evet”, “hayır” ve irade koyabileceği bir konudur. Kendisinden önce birçok Hükümet bu konularda tabiri caizse, tabii işin doğası gereği, topu çevirmek zorunda kalmıştır aynı Yunanların yaptığı gibi. Bu konuda “ya kardeşim gelin bunu çözelim neyse mesele, hem Kıbrıs meselesinde, hem Ege meselesinde”, burada iradeyi koymuştur. Ama Yunan Hükümetleri, Yunan siyasetinin doğası gereği bu konuda ileri adım atamıyorlar. Belki burada Yunan halkının siyasileri cesaretlendirmesi lazım. Yani “biz savaşta değil, savaş söyleminde değil, barışta senin arkandayız, barış getirmezsen biz seni cezalandıracağız, yoksa şey değil”. Yani çok küçük, hamasi şeylerle politikacıları cesaretlendiriyorlar. İşte, “Hakan Fidan bugün bunu söyledi, sen yarın onu niye söylemiyorsun?”, “O onu yaptı, bunu niye söylemiyorsun?”, “Oradan bu gemi geçti, o niye böyle olmuyor?”. Sürekli insanların alarme olduğu bir konu.

Oradaki siyasetçilerle, şimdi yakın arkadaşlarımız var, konuşuyoruz ediyoruz, böyle bir kontekst var. Ama tekrar ediyorum; bu, şu demek değil: Biz ciddi bir devletiz, konularımızı çok ciddi takip ediyoruz. İnşallah birtakım söyledikleri söylem bazında kalır, “siyasi gerekçelerle” denir, kalır. Ama bunu daha ileriye taşıyıp, irrasyonel bir noktada maceracı adımlara gitme niyetleri olursa bu devletin ciddiyeti, gücü herkes tarafından biliniyor.

SUNUCU- Peki efendim, şimdi önümüzdeki hafta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu New York’ta toplanıyor, 81. toplantı. Tabii Sayın Cumhurbaşkanı’nın, sizlerin yoğun bir mesaisi olacak orada, ikili görüşmeler olacak. Bu hafta boyunca Türkiye’nin gündeminde neler var New York’ta? Hem onu sormak istiyorum, hem de tabii Sayın Cumhurbaşkanı’nın Genel Kurul’da bir hitabı da olacak, konuşmasına dair bazı ipuçları vermeniz mümkün olur mu?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi, biliyorsunuz, artık Cumhurbaşkanımız dünya ölçeğinde demokratik olarak seçilen ve her beş yılda bir, dört yılda bir halk iradesiyle artık liderliği pekişen ve bu kadar süre iktidarda kalan ender birkaç liderden biri. Dolayısıyla; Türkiye’nin lideri olmak başlı başına zaten bir saygınlık ve ağırlık sebebi, ama bu kadar uzun süre kalmak daha başka bir durum. Cumhurbaşkanımızın verdiği mesajlar her sene Birleşmiş Milletler’de çok yakından takip ediliyor, dinleniliyor. Zaten her zaman için ilk 3-4 konuşmacıdan birisi oluyor. Biliyorsunuz 200’e yakın devlet var, bunun her zaman için biri, ikisi değişmez, BM kurulduğundan beri Amerika ve Brezilya’dır. Daha sonra 3-4 kim olacak konuları veya 5’e doğru şey olur... Genelde 4-5-6, böyle üst sıralarda Cumhurbaşkanımız hitap ederler ilk gün ilk saatlerde. Bu sene de, Türkiye’nin bulunduğu yerden dünya sorunlarına getirdiği çözüm önerileri nelerdir, buna yönelik kapsamlı, vizyoner bir konuşması olacak inşallah, hitapları olacak. Dünyadaki sorunların ortak menfaat temelinde, insanlık değerleri temelinde çözümüne ilişkin bir vurgu...

Biraz da tabii yapay zeka meselesi şu anda gündemimizde. Yapay zeka konusunda da artık insanlığın ilk defa gelecek riskleri önceden bu kadar görüp ortak adım atması gerekebilecek bir durumdayız. Buna yönelik de bir çağrısı olacak Cumhurbaşkanımızın.

SUNUCU- Evet, yapay zeka ile ilgili ilerleyen dakikalarda bir sorumuz olacak ama, şimdi tabii Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump’ın da bir araya gelip bir görüşme yapması bekleniyor. Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçisi Tom Barrack bu görüşmenin New York’ta olacağını söyledi. Bu görüşmeye dair bir ipucu alabilir miyiz sizden? Tabi S-400’lerle ilgili de bir gelişme var mı, onu da sormak isteriz Sayın Bakanım.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Biliyorsunuz, en son Cumhurbaşkanımızla Sayın Trump’a Ankara’da ev sahipliği yaptık. Hem ikili ziyarette bulundular hem de NATO zirvesine katıldı. Daha sonra Cumhurbaşkanımızla defaatle telefonla görüştüler, mektup yazdılar, ev sahipliğinden, görüşmelerden ne kadar etkilendiğini, iki ülke arasındaki ilişkileri daha da iyiye taşımak istediklerini ve var olan sorun alanlarının kaldırılması yönünde çalışacağını… Şimdi biliyorsunuz CAATSA yaptırımları bizim için, özellikle Savunma Sanayi Başkanlığımız için bir ayak bağı, bunu kaldırmaya uğraşıyoruz. Bunun başlamasına sebep olan bu S-400 meselesinin çözüm yolunda da birtakım yaratıcı fikirler var. Bunu karşılıklı iyi niyetle hayata geçirmeye çalışıyoruz, birtakım çözüm yollarını… İnşallah o konuda olumlu adımlar açacağız diye umut ediyorum.

SUNUCU- Evet, bir başka başlığımız da terörsüz Türkiye, ama onun bağlamında aslında bir Diyarbakır ziyaretiniz oldu. Aslında çok yoğun bir ilgi de oldu bu ziyarette. Sizin de memnun kaldığınızı zaten sosyal medyadan da biliyoruz, televizyonlardan da biliyoruz. Halkla temas ettiniz tabii. Süreçle birlikte bu ziyareti nasıl değerlendirirsiniz?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Gerçekten… Diyarbakır’a önceki görevlerimde de gidiyordum. Şimdi partimizin görevlendirmesiyle gittim, çünkü bakanlarımız olarak biz belli illere gidiyoruz. Terörsüz Türkiye’nin orada inanılmaz derecede olumlu yankı bulduğunu gördüm, yani zaten taban buna hazır. Çok değişik sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelme imkanım oldu. Saatlerce konuştuk, herkesi dinledim, çok değerli görüşler söylediler. Siyasal duruşu olanlar var, ticari duruşu olanlar var, inançsal, kültürel duruşu olanlar var. Hepsinin durduğu yerden Diyarbakır’ı ve Terörsüz Türkiye meselesini, Kürt kimliğinin önündeki engellerin kaldırmasına yönelik atılan adımlardan olan memnuniyeti, bunların hepsini dinledik, konuştuk, birtakım karşılıklı görüş alışverişinde bulunduk. Benim için de açıkçası çok iyi oldu.

Ama şuna çok sevindim tabii: Şimdi uzun zamandır, yani tabii ki aslında AK Parti iktidarı, biliyorsunuz, iktidara geldiği andan itibaren çok büyük siyasi reformlar yaptı. En büyük siyasi devrim de kimlik inkarının kaldırılması. Yani bir insan Kürt olduğu için, Alevi olduğu için, Sünni olduğu için, Arap olduğu için değil, yani gerçekten Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğu için, bu toprakların saygın bireyi, ferdi olduğu için azizdir, muteberdir ve anayasal koruma altındadır; bunu biz mümkün kıldık. Bu zaten ortadan kalkınca… Bir de hani biliyorsunuz, Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren üç kesimle ilgili hassas konular var. Yani dindarların hassas olduğu konuların ihlal edildiği alanlar vardı din özgürlüğüyle alakalı. Başörtüsü, ibadet etme serbestisi, memurlar için bunların hayata geçmesi... Kürtler için özellikle Kürt dilinin konuşulması ve kimlikle ilgili sorun, onun önündeki engelin kaldırılması... 2013’te en son Kürtçenin seçmeli dil olarak okullara girmesiyle bu konu önündeki yasal engeller de kalkmış oldu. İlerletilebilecek alanlar var mı? Var. Bunun yolu şiddet değildir, siyasettir.

Alevi vatandaşlarımızın, biliyorsunuz, bu konuda çok ciddi alınganlıklarının olduğu, kendilerinin mahrum bırakıldıklarını hissettiği alanlar vardı devlet politikaları açısından. Bunların izale edilmesi gerekiyordu. Devleti yöneten iktidar olarak da, Cumhurbaşkanımızın hem Başbakan olduğu dönemlerde hem Cumhurbaşkanı olduğu dönemlerde bu üç kritik alanda devlet-toplum barışmasını sağlayacak önemli adımları AK Parti kadrolarıyla attığına ben yakından şahidim.

Dediğim gibi, bu sorunların siyasal temeli bitmiştir. Özellikle Terörsüz Türkiye’de biz onu... Örgütün lideri de bunu yıllar önce söylemişti. Yani siyasal sebebi bitmiştir, pratikte bu çatışmaları durdurmanın yoluna bakmak gerekiyor. Ben özellikle bölgede olan, Suriye’de, Irak’ta olan gelişmelerin bunu mümkün kıldığını gördüm.

Şimdi tabii şunu duymak da hoş oluyor: Bölgedeki kardeşlerimiz artık diyorlar ki, Diyarbakır’ın sanayileşmesi için ne yapıyorsunuz? Belli bir sanayi kapasitemiz var, daha fazla nasıl sanayileşiriz? Peki, biz sanayileştik, benim limanım yok, benim ürünümü taşıyacak bağlantısallık konularını nasıl halledeceksiniz?

SUNUCU- Talepler geçmişte farklıydı, değil mi?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi bakın, bunlar ekonomik olarak zor talepler ama keyifli talepler, olması gereken tartışmalar… Buradan gitmesi lazım. Yani burada, bu sulama kanalları projesi var, biliyorsunuz, şu anda devam eden Silvan Barajı, Ilıca Barajı… Bunlar bittiği zaman ve bunların etrafındaki diğer barajlar bitip sulama kanalları bittiği zaman 4 milyon dönümlük ekstra bir yerin daha fazla sulama imkanına kavuşacağını görüyoruz ve 2,5 kat ürün alınacağını söylediler. Şimdi dolayısıyla, aslında bu siyasal sorunun, kimlik sorununun, kimlik imkanının ortadan kalktığı bir yerde, bütün medeni yerlerde olduğu gibi halkın refahı, daha da zenginleşmesi, daha da huzura kavuşması, daha büyük imkanlarla yaşaması hedefleniyor. Şimdi bunların tartışılıyor olması fevkalade önemli.

Ben ortak paydada şunu gördüm: Hiç kimse… İster siyasal sorunu olsun, herkes bizimle aynı düşünmek zorunda değil, çok farklı düşünenler var… İster siyasal sorunu olsun, ister ekonomik sorunu olsun, ister farklı sorunu olsun, kimse bunu silah yoluyla değil konuşma yoluyla, diyalog yoluyla çözülmesini istiyor; bu önemli ve kıymetli bir şey. Terörsüz Türkiye sürecinin ilerletilmesi, Cumhur İttifakı’nın, Sayın Cumhurbaşkanımızın, Sayın Bahçeli’nin ortaya koyduğu bu irade ve tavrın da bunun için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Buna verilen cevabın da kıymetli olduğunu düşünüyorum karşı taraftan. İnşallah, bunun sadece Türkiye’nin geleceği için değil, bölgenin de geleceği için, sınırlarımızın ötesindeki Kürt kardeşlerimizin de bölgesel huzuru, barışı için önemli olduğunu düşünüyorum. Suriye’de yaşayan Kürtler için, Irak’ta yaşayan Kürtler için… Biliyorsunuz, Türkiye’nin ürettiği istikrar sadece kendisini beslemiyor, bölgedeki ülkeleri de besliyor. Bu noktada ben orada da söyledim: Sadece Türkiye’deki Kürt kardeşlerimiz değil, sınırın ötesindeki Kürtler de Türkiye’nin ürettiği istikrardan ve refahtan payını alacaklar.

SUNUCU- Şimdi efendim, kamuoyu tarafından bilinen yaklaşık iki yıllık bir süreçte çok önemli bir aşamaya gelindi. Meclisten yasa da çıktı, kurullar oluşturuldu. Artık örgütün silah bırakması gerekiyor. Kuzey Irak’ta da bir mekanizma işliyor veya işleyecek bununla ilgili. Nasıl gidiyor o aşama, bir gecikme olduğunu düşünüyor musunuz?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şöyle: Gönül ister ki, tabii ki daha hızlı olsun her şey. Mesela örgüt Mayıs 2025’te kendisini feshettiğini ve silahlı mücadeleye son verdiğini deklare etmiş. Geldiğimiz nokta, şimdi Eylül 2026’dayız, bir yıldan fazla bir zaman geçmiş. Yani silahların bırakılmasıyla ilgili somut adımların atılması şu ana kadar gerçekleşmedi. Bundan sonra gerçekleşmesi için işte birtakım mekanizmaların hayata geçmesi, yani onun için zaman faktörünün ben önemli olduğunu düşünüyorum. Daha hızlı olabilir, ama dediğim gibi dikkatli olmak gerekiyor. Şu anda ortaya konmuş birtakım beyanlar var, iradeler var, ama pratikte tehdidin kendisini lağvetmesi, tehdit olmaktan çıkartması önemli. Bunu da çok yakından takip etmek gerekiyor.

Ben özellikle Suriye’deki ve Irak’taki gelişen şartların da izlediğimiz politikanın da açıkçası Terörsüz Türkiye'yi iki taraflı beslediğini düşünüyorum. Suriye’de olan gelişmeler, Irak’ta şu anda olan gelişmeler ve olacak olan gelişmeler, olması planlanan gelişmeler, bütün Irak geneli için söylüyorum, Terörsüz Türkiye açısından tamamlayıcı hususlar. Burada artık ne Suriye’de ne Irak’ta o ülkenin silahlı unsurları dışında herhangi bir silahlı unsurun barınmasına izin verecek ne siyasal ortam var, ne işgal ortamı var, ne artık anlayış var. Her iki ülkenin iktidarı da bu konuda kararlı, hem Bağdat hem Şam, kendi ülkelerinde kendi silahlı kuvvetleri dışında silahlı grupların olmaması konusunda, örgütlerin olmaması konusunda. Dolayısıyla kimsenin artık orada neşvünema bulması, saklanma imkanı yok. Yani orada durup oradan Türkiye’ye ateş etme imkanı yok. Bir insanın Türkiye’de bir derdi varsa yapacağı tek bir iş… Gelecek, burada açıktan siyaset yapacak, kendi derdini halka götürecek, halktan destek alacak, zorlanacak, düşecek, kalkacak, ama o siyaseti yapacak. Cumhurbaşkanımız öyle yaptı, diğerleri öyle yaptı. Yani “yok ben kafama yatmadı, ben gideyim silah alayım elime”. O zaman devleti karşınızda bulursunuz.

Dolayısıyla ne Suriye ne Irak… Kendi topraklarının PKK veya bir başka örgüt tarafından işgal edilmesine, silahlı gruplar tarafından kontrol edilmesine, bu grupların ülkede cirit atmasına kimse izin vermiyor artık, gelinen nokta da bu. Dolayısıyla bu, Terörsüz Türkiye için tamamlayıcı bir nokta. İnşallah, burada güzel bir imkan var, umarız örgüt bu imkanı iyi değerlendirir, karşılıklı atılacak adımlarla da bu sorunu inşallah kalıcı olarak gündemimizden çıkartırız.

SUNUCU- Sayın Bakanım, geçtiğimiz günlerde siz Ankara’da yürüyüş yaparken bir aracın kamerasından çekilen bir görüntü sosyal medyada yansıdı. Tabii bu bağlamda şimdi iki soru sormak isterim müsaadenizle.

Birincisi, tabii hem yapay zeka… Az önce söylediniz, Sayın Cumhurbaşkanımız New York’taki konuşmasında bunu iletecek dediniz ama ben bu bağlamda şunu sorayım: Veri toplama ve zeka teknolojileri artık tehlikeli bir boyuta ulaşmaya başladı mı, ne düşünüyorsunuz, bunu merak ediyorum.

İkinci sorum da, bu kadar yoğunluğunuz arasında spor yapmaya vakit bulabiliyor musunuz, yani yürüyüş?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Ben yürümeyi seviyorum. Yürürken konuşmayı, düşünmeyi, arkadaşlarla iş görüşmeyi de seviyorum. Yani önceki kurumlarda da arkadaşlar bilirler, birçok aslında böyle yürürken, uzun yürüyüşlerle de konuları çok ilerlettiğimiz şeyler var. Ama burada şimdi eskisi kadar fırsat bulamıyorum. Bazen diyelim işten dönerken konuta yakın bir yerde iniyorum, öyle yürüyorum. Geçen gün Cumhurbaşkanımıza Külliye’ye arza gittim, oradan dönerken Bakanlığa kadar yürüdüm mesela Ankara Terminali’nden. Böyle hava iyiyse, müsaitse gittiğim ülkelerde yürümeye çalışıyorum. Burada çok planlı, düzenli yürüme imkanım olmuyor, çünkü mesai öyle bir şey değil.

SUNUCU- Buna vakit ayıramıyorsunuz.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Ayıramıyorsunuz, çünkü bir şeyi kendinize odaklamanız lazım; o da iş. Bu iş büyük bir emanet. Bu işi yaparken karşınıza yürümek için bir fırsat çıkarsa değerlendiriyorsunuz. Dediğim gibi, gittiğim ülkelerde imkanım olursa, vakit olursa bazen yapıyorum. Ama, şimdi dediğiniz gibi, yani o gün de yürürken hafta sonu bir aracın kamerasından çekmişler, o da çektiği gibi sosyal medyaya yansıyor. Aslında şimdi George Orwell’in topyekun gözetleme toplumunu biz kendi elimizle inşa ediyoruz.

Şöyle bir ironi var aslında: Devletin yaptığı gözlem ve kayıtla halkın birbirine yaptığı gözlem ve kaydı dikkate alıp karşılaştırdığınız zaman, aslında vatandaşlar daha fazla şey yapıyorlar, daha fazla kayıt alıyorlar, daha fazla takip ediyorlar, daha fazla başkalarının hayatlarıyla ilgili veri üretiyorlar. Şimdi biraz da aslında George Orwell’in kitabı bir yönüyle şey oluyor. Yani halk kendi kendini gözetliyor bir noktada, böyle de bir husus var, enformasyon toplumu…

Tabii, yapay zeka şöyle, tekrar altını çizmekte fayda var…

SUNUCU- Kontrolden çıkan bir zamana doğru…

SUNUCU- Amerika Birleşik Devletleri’nde de son günlerde büyük tartışma konusu. İşte şirket yöneticilerinden istifa edenler var, “insanlığı yok edecek” diyenler var bir taraftan.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Evet. Yalnız şöyle bir husus var: Tabii Amerika bunu tartışacak bir yere geldi. Teknolojiyi üretti, etkilerini görmeye başladı, potansiyelini görmeye başladı ve ondan sonra “iyi tarafını nasıl alacağım, bana zarar getirecek tarafını nasıl regüle edeceğim” diye… Şimdi bizim yapmamız gereken de o, teknolojiye sahip olmak. Bunun için bir seferberlik ilan etmemiz gerekiyor, bu fevkalade önemli.

Yarın bir gün şöyle bir husus olacak: Bir gün Avrupa’da bir toplantıdayız, Rusya-Ukrayna meselesi, Cumhurbaşkanımızı temsilen gittik, Gönüllüler Koalisyonu. Herkes işte “savaşı ne yapacağız, ne edeceğiz, nasıl daha…” Baktım savaşı bitirmeye yönelik kimse bir şey konuşmuyor. Türkiye’ye sıra geldiğinde biz dedik ki… Yani bu dediklerimi, şu andaki görüşlerimizi aktarmak için ifade ediyorum, yapay zekayla ilgili. Şimdi Amerika ile Çin kendilerini yeni bir çağa hazırlıyorlar. Şu anda yapay zeka yatırımlarının, veri merkezlerinin, “computing power” dediğimiz gücün yüzde 75’i Amerika’da, yüzde 20’si Çin’de, yüzde 5’i de dünyaya dağılmış durumda. Bunlar kendilerini yeni bir çağa hazırlıyorlar; bu Endüstri Devrimi gibi olmayacak, başka devrimler gibi olmayacak. Endüstri Devrimi biraz daha kolay “prolife edilebilir”, yaygınlaşabilir, yani “burada bir makine yaptınız, alın...” Diğer ülkeler, aynı nükleer silahlarda olduğu gibi, ya sahip olacaksınız o teknolojiye, ya da sahip olmayacaksınız. Şimdi sizi şeyle, mesela dolar yaygın ya şu anda, Amerika’yla ters düştüğünüz zaman size dolar üzerinden veya SWIFT üzerinden bir şey uyguluyor, yaptırım uygulayabiliyor. Yarın bir gün yapay zeka o kadar fazla hayata girecek ki, size bir yaptırım uygulayacağı zaman yapay zekadan kesecek sizi, diyecek ki “falan ülkeler yapmıyor”. Şimdi biliyorsunuz, geçen Avrupa Birliği’nde de büyük tartışma oldu ve bunu şimdiden yapmaya başladılar. Amerikalılar dediler ki, “Anthropic’in falan falan versiyonlarını biz ülke dışı kullanıma yasaklıyoruz”. Ve bunun artacağını düşünün…

Şimdi, dolayısıyla biz başkasının ürettiği teknolojiyi diğer alanlarda, mesela araba üretiliyor, alıyorsunuz, bir şey üretiliyor, alıyorsunuz, ama yapay zeka biraz öyle değil. Yapay zeka, tamam, paraya dönüşülecek yerleri var, onları kullanıyoruz, kullanmaya devam edeceğiz ama bizim bu konuda, kendi başımıza da yapmamız çok kolay değil, atacağımız adımlar var ama özellikle büyük data üreteceğimiz, büyük veri merkezlerini kuracağımız, kendi coğrafyamızın içerisinde belli ülkelerle bir araya gelip büyük adımlar atmamız gerekiyor. Avrupa Birliği’yle de aslında bunu konuşuyoruz belli oranlarda. Yani Türkiye’nin de hissedarı olduğu birtakım adımların atılması gerekiyor. Bu noktada hükümette yürütülen çalışmalar var, çok büyük bir farkındalık var Bakanlarımız arasında. Ama global ölçekteki rekabet, şöyle ifade edeyim, ben nereden giriyorum işin içine? Bu artık sıradan bir teknolojik rekabet, ticari rekabet meselesi değil. Bu, ulusal güvenlikle ve var olmayla alakalı bir konu, çok yukarıda bir konu. Konuyu oradan görüp oradan götürmemiz gerekiyor. Yani işte şu ürünü ürettim, bunu getirdim, şurada şu veri… Bununla alakalı bir konu değil sadece, çok yukarıdan bakmamız gereken bir konu.

SUNUCU- Peki efendim, Suriye’yle başlamıştık, son sorumuz yine Suriye’den olsun ama, politika sormuştuk, bu kez biraz daha ziyaretinizin diğer kısımlarını sormak istiyorum. Defalarca gittiniz rejimin devrilmesinin ardından Suriye’ye, ama bu kez iki günlük bir ziyaretti. Farklı noktaları da resmi temaslarınızın dışında ziyaret ettiğinizi gördük: Selahattin Eyyubi’nin türbesine gittiniz, Muhyiddin Arabi’nin türbesine gittiniz, Emevi Camii’ne gittiniz. Nasıldı yıllar sonra yine o mekanları ziyaret edebilmek?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi tabii hoş bir şey. Bir de vermemiz gereken bir mesaj var. Orada bir gece kaldık, hani “Suriye artık normaldir, burada kalmalıyız, gelmeliyiz”. Ziyaret ettiğimiz, selam verdiğimiz zatlar da bizim hani Anadolu kültüründe, inancında, stratejisinde, siyasetinde yeri olan şahsiyetler. Muhyiddin İbnü’l-Arabi Hazretleri, biliyorsunuz, özellikle İslam tasavvuf ve düşünce tarihinin belki en derin şahsiyetlerinden biri. Anadolu’da büyük etkisi var. Sadreddin Konevi onun öğrencisi, Davud-i Kayseri hakeza onun ekolünden geliyor. Onların ortaya attığı, Molla Fenari’ye kadar giden bir düşünce geleneği var İslami açıdan. Çok büyük felsefi soruları, yaratılış sorularını, Tanrı-alem ilişkisine ilişkin konuları, varlık başta olmak üzere, gündeme getirmiş büyük bir mutasavvıf, büyük bir düşünür. Onu ziyaret etmekle aslında bu konuları, bu düşünceyi, bu ruhu bir ziyaret etmiş oluyorsunuz kendi kendinize, benim açımdan önemli. Onun hani başyapıtları biliyorsunuz, Fütuhat-ı Mekkiyye ve Fususü’l-Hikem, iki tane kitabı var. Fütuhat-ı Mekkiyye daha kalın, büyük. Güzel kitaplar, derin konular… Bugün bile onun ortaya koyduğu, hani vahdet-i vücud diye daha sonra nitelendirilmiş ama çok bence kabaca bir isimlendirme. Bugün çeşitli düşünürlerin kuantum fiziğinden ödünç aldıkları birtakım modellemelerle izah etmeye çalıştıkları bir alan, o kadar derin. Onun için önemli.

Selahaddin Eyyubi’yi söylemeye gerek yok, yani olmazsa olmazımız, gidince selam vermek gerekiyor. Gerçekten İslam tarihine, bölge tarihine damga vurmuş bir askeri lider. Onun Şam’da kabrinin olması da önemli bir husus.

Mevlana Halid-i Bağdadi Hazretleri’ni yine ziyaret ettik, selam verdik. O da Anadolu’yu çok derinden etkileyen bir şahsiyet; yani şu anda Anadolu’daki bir ton tasavvufi geleneğin temelinde o büyük şahsiyet var. Şam böyle bir yer.

Orada hava şehitlerimiz var, onları ziyaret ettik. Osmanlı hanedanına ait, vefat eden, kabri olan büyükler var, onları ziyaret ettik.

Osmanlı döneminde yapılmış çok sayıda eser var, onları aslında görmek önemli. Süleymaniye Külliyesi bu açıdan çok önemli bir mimari eser, fonksiyonu da yüksek. Buna benzer çok sayıda eser var. Keşke vaktimiz fazla olsa da hepsini görsek.

Ama ben sadece buradan şunu söylemek istiyorum: Tarihsel köklerimizin bir kısmı da orada, ona da sahip çıkmak gerekiyor. Biz uzun yıllar… Tabii, tarihsel köklerimizin birkaç kurucu yeri var. Balkanlar’da çok fazla eser var, gidilecek yer var, oraya çok gitti vatandaşlarımız, Türk-İslam dünyasıyla alakalı. Şam yine öyle bir yer, Bağdat biraz öyledir. Orta Asya’ya tabii, Fergana Vadisi’ne, Semerkant’a, Buhara’ya giden çok fazla vatandaşımız var. Bu tarihsel yolculuğu yaparak kimlik ve anlam arayışını daha derin, daha zengin ve daha tamamlayıcı hale getirmek de güzel bir şey. Yani daha sağlıklı tarih okumasıyla, anlam okumasıyla daha iyi bir gelecek hazırlanıyor; ona inanıyorum.

SUNUCU- Sayın Bakanım, bu yoğunluğunuzun arasında bize vakit ayırdınız, şeref verdiniz; çok teşekkür ediyoruz yayınımıza katkılarınızdan dolayı.

* Interpress deşifresidir.