SUNUCU- İyi akşamlar.
SUNUCU- Hepinize iyi akşamlar. Tarafsız Bölge’ye hoş geldiniz. Bu akşam
Ankara’dayız. Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan konuğumuz.
Hoş geldiniz Sayın Bakan.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Teşekkür ediyorum.
SUNUCU- Konuşacak konu çok ama sürekli birinci gündem, ikinci gündem de
değişiyor. Şu anda birinci gündem biliyorsunuz İran. Amerika, İran’a bir
askeri harekât yapacak mı yapmayacak mı konusu. Siz bu konuyla çok yakından
ilgilisiniz ve son derece içtenlikli ve samimi bir şekilde böyle bir
harekâtın yapılmaması için en baştan çaba sarf eden bir Dışişleri
Bakanısınız. Bugün de az önce sanıyorum, çok kısa süre bir önce İran
Dışişleri Bakanı Arakçi ile bir telefon görüşmesi yaptınız. İsterseniz en
sıcak taraftan başlayalım. Ne konuştunuz İran Dışişleri Bakanıyla?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Evet, söylediğiniz gibi İran meselesi,
bugünlerde gerçekten gündemimizi çok meşgul ediyor. Bölgede çıkacak yeni bir
savaşı bölgenin kaldıracak hali yok, Cumhurbaşkanımız da bu konuda maksimum
hassasiyet içerisindeler. Dolayısıyla, olası bir savaşı önlemenin bütün
imkânlarını kullanmak istiyoruz. Şimdi, biliyorsunuz iki gün önce Umman’da
bir araya geldi Amerikalılar ile İranlılar, dolaylı görüşme yaptılar.
Ummanlı arabulucuyla beraber, ki bu var olan modaliteydi. İranlı arkadaşımız
Sayın Abbas Arakçi oradaki müzakerelerle ilgili bilgi verdi, biz Amerikan
tarafından da onları dinledik.
SUNUCU- İki tarafla da görüşüyorsunuz.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Evet, iki tarafla da görüşüyoruz.
SUNUCU- Olumlu mu Arakçi’nin?...
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şöyle, tabii çözülmesi, hemen neticeye
ulaşılması zor bir konu. Ama bizim iyi bulduğumuz, sevindirici bulduğumuz
husus, tarafların müzakere etmeye devam etme konusunda bir irade koymuş
olmaları ve uzun bir aradan sonra yaptıkları ilk temasta, ki onu İstanbul’da
biz mümkün kılmıştık, böyle bir kararın alınmasını, bir araya gelişte olumlu
bir hava çıkması bizim için önemli.
SUNUCU- Sadece Arakçi değil, Amerikan tarafı da mı müzakerenin devam etmesi
konusunda irade sahibi?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Evet, şu anda görünen o ki taraflar bizim
sürekli, biliyorsunuz, “Daha yaratıcı bir çözüm bulmamız gerekiyor, bu
kilitlenmeyi ortadan kaldırmamız için” çağrısı gerçekten yankı ve karşılık
buldu gibi. Taraflar yaratıcı olmaya çalışıyorlar, gerçekten çözmeye yönelik
bir irade varsa, onun etkisini görüyorsunuz. Bizim için önemli olan,
konuşmanın belli bir somut neticeye doğru giderken savaş tehdidinden de
giderek uzaklaşmamız. Şu anda en azından ani bir savaş tehdidi yok gibi
duruyor.
SUNUCU- Bu çok güzel bir şey, ani bir savaş tehdidinin bile ortadan kalkması
çok önemli. Çünkü biz her akşam Tarafsız Bölge’de “Ha bugün vurdu, ha yarın
vurdu” diye konuşurken, bu nefes aldırıcı bir haber. Şunu söyleyebilir
misiniz, “İran’a yönelik askeri harekât olasılığının müzakereyle çözülme
ihtimali arttı” diyebilir misiniz?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bir ihtimal var diyelim, bu ihtimali
ilerletmeye çalışıyor taraflar.
SUNUCU- Kapı aralandı.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Kapı aralandı. Bizim 30 Ocak’ta İstanbul’da
yaptığımız görüşmelerden sonra her iki tarafla da, bir müzakere kararının
alınması ve nükleer dosyadan başlanması, “ilk önce bunu çözelim” diye
başlanması önemli bir karardı.
SUNUCU- O da sizin önerinizdi değil mi? Siz “Tek tek, konu konu gidilsin”
demiştiniz. O yaratıcı çözüm dediğiniz o muydu?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Onlardan biri o. İranlılara “Dört maddeyi aynı
anda al veya terk et” demek gerçekçi bir çözüm arayışı değildi. Bunu
Amerikalı dostlarımıza da anlattık ve İranlı kardeşimizle de konuşurken
aslında sadece nükleere odaklanılacak bir irade olduğunu gördüğümüz zaman
bunu Amerikalılara da söyledik, “Burada böyle bir irade var, buradan
gidilmesi daha iyi olur.”
SUNUCU- Yani şunu diyorsunuz siz; “Önce nükleeri konuşun, sonra balistik
füze, sonra diğer aranızdaki ihtilaf konularını halledin.” Bunu mu
diyorsunuz?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Ben şunu söylüyorum, nükleer, konu en önemli
konu. Çünkü orada onu deme hakkım şu şekilde yok benim; İranlıların
tartışmak istedikleri konu adediyle Amerikalıların tartışmak istedikleri
konu adedi aynı değil. Yani burada kesişen küme biraz daha dar.
SUNUCU- İran tek bir konu konuşmak istiyor.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- İki konu konuşmak istiyor: Birisi, uranyum
zenginleştirilmesi ile ilgili mevcut uygulamanın keyfiyeti ne olacak?
İkincisi ise daha önceden zenginleştirilmiş olan % 60 oranındaki, bunların
kilosu 400 kilo civarında bir şey, bu uranyum ne olacak? İki tane konu var
nükleer dosyayla alakalı, İran bunu konuşmak istiyor.
SUNUCU- Sadece bunu konuşmak istiyor. Amerika ise balistik füzeyi de
konuşmak istiyor, çevredeki güçlerini de konuşmak istiyor, İran'ın rejimini
de konuşmak istiyor herhalde değil mi?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Evet, bunlar daha önceden deklare ettikleri
konulardı. Ama biz hep şunu söyledik; zaten bu konuda bir çözüm olursa,
diğer konuları da daha sonra masaya getirmede… Çünkü burada iki tane konu
var, aslında nükleer mesele direkt Amerika'nın ulusal güvenliğiyle ilgili,
küresel güvenlikle ilgili bir konu. Diğer bölgesel “proxy”ler veya füze
meselesi Amerika'nın kendi güvenliğiyle birebir ilişkili konular değil.
SUNUCU- Bunlar daha çok İsrail'in güvenliği.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- İsrail ve bölgesel güvenlikle alakalı. Aslında
birçok İran destekli gruplar İsrail'de durmuyorlar, İsrail dışındaki bölge
ülkelerinde de duruyorlar. Bunlar biraz daha bölge ülkelerinin sorunu ama
nükleer konuda bir çözüme gidilip, her iki tarafı da tatmin eden bir anlayış
ortaya çıkarsa bundan sonraki oluşacak ortamda, güven ortamında diğer
sorunların daha rahat çözülebileceğine ilişkin bizde bir kanaat var. Bu
kanaati taraflarla paylaşıp buradan yürüme konusunda bir usul ihdas edelim
istedik.
SUNUCU- Peki, şimdi sizin izleniminizi merak ediyorum. Taraflar sizce
gelmekte olan bir saldırı konusunda zaman kazanmaya mı çalışıyorlar? İkisi
de aslında bir saldırının, bir askeri harekâtın geleceği konusunda emin,
biraz bunu zamana yaymak mı istiyorlar, bu mu, yoksa içtenlikli bir müzakere
arzusu içindeler mi, hangisi?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Biraz kuantum cevabı olacak, her ikisi. Yani
şöyle, şundan dolayı; bu bir sürpriz değil, aslında stratejinin kuralı bu.
Bu türden düşmanlıkların olduğu yerlerde bu türden görüşmelere girdiğiniz
zaman diğer senaryonun hazırlığı olur, yapılır. Her iki taraf da bunu
kontrol eder.
SUNUCU- Bu müzakerenin başarısı diğer senaryoyu ortadan kaldırabilir de
kaldıramayabilir de.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii ama öbür senaryo paralelde her zaman
canlı tutulur.
SUNUCU- Bu hep gündemde vardır yani.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Taraflar yokmuş gibi davranırlar, Amerika
burada biraz daha açıktan baskı unsuru gösterme konusunda bir metot
benimsiyor. Yani bölgeye büyük filoların gönderilmesi, bombardıman
uçaklarının gönderilmesi, stratejik güçlerin kaydırılması, İran'ın sürekli
“füze adedini çoğalttık” demesi… Bunlar aslında şeyi gösteriyor; muhtemel
bir saldırının iki taraf için de sıkıntılı olacağı konusunda ipuçları
veriyor. Bu işin doğasında var Ahmet Hakan Bey.
SUNUCU- Güç göstermek mi bu biraz?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Güç göstermek bir, hazır olmak iki. Yani şimdi
bu türden hassas bir konuda... daha önce bir de İran'ın şöyle bir tecrübesi
var, İran daha önce konuşurken saldırıya uğramış. Biliyorsunuz, bir önceki
12 Gün Haziran Savaşı'nda biz bir gece telefon aldık Marco Rubio’dan. Dedi
ki: “İranlılara söyle, önümüzdeki birkaç saat içerisinde her şey olabilir.”.
SUNUCU- Doğru, dolayısıyla İran böyle bir hazırlık içinde. Amerika da bir
hazırlık içinde.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Ben İranlı meslektaşımla o gece konuştuğumda
dedi ki, “Nasıl olur?” dedi, “Biz, pazar gününe Umman’da görüşmek için
randevu tarihi verdik.”. Bu sefer, görüşen Amerikalılar ama vuran İsrail'di,
şimdi burada durum biraz daha farklı olabilir. Dediğim gibi bize düşen
görev, bölgenin daha büyük sıkıntıya girmesine yol açacak bir felaketi
önleyici tavır içerisinde bulunmak. Onda elimizden geleni yapıyoruz.
SUNUCU- Benim yadırgadığım bir şey oldu, Yadırgamaktan da öte, bu konuda ben
İran'ı biraz çok eleştirdim de. Şimdi gördüğüm kadarıyla İran zor durumda
bir ülke. Hem içeride zor durumda hem dışarıda, dostu yok. Hatta İran'a
yönelik olası bir askeri harekâtı kışkırtanlar var. Başta İsrail, başka
ülkeler de var saymayayım şimdi. Siz tam böyle bir ortamda hem başta
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sonra siz sürekli şu mesajı verdiniz: “Bu askeri
harekât olmasın, aman felaket olur, İran bizim dostumuzdur, İran'ı bu hale
düşürmemek lazım, gelin masaya oturun” diye çaba sarf ettiniz ve bu iş
İstanbul'da olacaktı. Amerikalılar razı olmuştu. Sonra İranlılar “Aman
İstanbul'da olmasın” mı dediler? Bunca felaketle çevrili bir durumda
kendisine iyilikten başka bir şey yapmak istemeyen Türkiye ile bu alanda
rekabet mi ettiler? “İstanbul'da olursa Türkiye öne çıkar” diye kaygı mı
duydular? Böyle bir şey mi yaptılar?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Burada esas itibariyle, tabii İran'ın kendi
içinde bir karar alma mekanizması var. Bu karar alma mekanizmasında daha
önceden kurala bağlanmış, kararı alınmış birkaç tane husus vardı bu
müzakerelerle ilgili. Süre de kısa olduğu için çok daha fazla uzun bir
tartışmaya girmeden önceden kararı alınmış; hem yer, hem modalite, hem
taraflar…
SUNUCU- Umman'ı önceden almışlar onlar.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii, Umman önceden kararı alınmış, devam
eden bir usuldü. Sonradan inkıta uğradı biliyorsunuz 12 Gün Savaşı’ndan
sonra Haziran’da.
SUNUCU- Onun devamı gibi mi?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Daha sonra liderlikten onun için başka bir
karar... burada daha önceden kararı alınmış, usule bağlanmış bir husus var,
buradan biz devam edelim. Yoksa bizim teklifimiz biraz daha farklı. Benim
İranlı arkadaşlarımıza her zaman için teklifim “Amerikalarla yüz yüze
konuşun, yan odalarda ortada bir arabulucu üzerinden konuşmayın.”. Ama
onların da tabii kendi karar alma mekanizmalarına saygı duymak gerekiyor,
kendi liderliklerinden böyle bir karar almışlar. Umman’daki var olan o
sistemin aynıyla devam etmesi… Aynı insanlar, aynı yer, aynı usul.
SUNUCU- Anladığım kadarıyla siz bunu İran'ın, “Türkiye öne çıkmasın,
müzakere Türkiye'de olmasın” diye bir rekabet geliştirmekten kaynaklandığı
kanaatinde değilsiniz.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Yok, değiliz. Şu anda İran bunu düşünecek
durumda değil. Daha büyük potansiyel sıkıntılar var, şu anda onu önlemekle
meşgul. Bu varlık ve yokluk meselesi.
SUNUCU- Peki, şimdi siz o zaman Umman’daki görüşmeleri, müzakereleri sonsuz
destekliyorsunuz. Oradan iyi bir sonuç çıkmasını istiyorsunuz.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii.
SUNUCU- Oraya katkı veriyor musunuz, Umman görüşmelerine?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Biz ayın 30'unda, 31'inde, daha sonra Şubat
ayının ilk günlerinde yaptığımız görüşmelerde her iki tarafla da çok
konuştuk. Etrafta, bizim dışımızda ilgilenen ülkeler de var; Katar çok
ilgileniyor konuyla, Suudi Arabistan çok ilgileniyor konuyla. Birleşik Arap
Emirlikleri, Mısır… Bunlarla kesintisiz, günde 3-4 defa telefon
görüşmelerimiz oluyordu. Herkes birbirine yeni perspektif anlatıyor, çünkü
taraflara aynı sesle konuşmak önemli ve bir de biz Filistin meselesinde şunu
gördük Ahmet Hakan Bey: Türkiye'nin ortaya attığı fikirle, yani biz bölgesel
sorunları çözmede bölge ülkeleri bir araya geldik, Filistin meselesinde
muazzam bir mücadele koyduk, diplomatik mücadele. Aynı türden dayanışmayı,
ayrı ayrı çalışacağımıza, İran meselesinde de gösterelim; yani bir platform
oluşturalım, fikir birliği yapalım, fikirlerimizi tartışalım ve hem
Amerikalılara, hem İranlılara buradan bir ses üretelim.
SUNUCU- Zaten iş savaşa gidiyordu, bunu yapmasaydınız. Trump üzerinde çok
büyük etkisi oldu bunun.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii ve bunu Amerikalılar da çok sevdi esas
itibariyle. Amerikalılar dediler ki, “Biz Gazze’de bu türden çalışmanın
verimini gördük, burada da bu türden bir çalışmaya gidilebilir.”
SUNUCU- Şöyle bir şey de oluyor Sayın Bakanım. Sadece Türkiye'nin bir tavır
koyması yeterince etki üretmeyebiliyor ama Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır,
Katar… hepsi birlikte bir şey koyduğunda etkisi daha büyük oluyor.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Etkisi daha büyük oluyor, bir de bölgesel
sahiplenme üretiyorsunuz. Bu sizin beraber hareket etme pratiğinizi
geliştiriyor açıkçası, ki bölgede uzun yıllardır olmayan bir konuydu. Son
birkaç yıldır bizim ortaya attığımız fikirlerle ve yapıcı davranışlarla, ki
bölge ülkeleri de buna müzahir. Gerçekten hem liderlik, hem Bakan düzeyinde
bu konu şu anda… Çok iyi bir takım olarak gidiyoruz, ama sorunlar büyük.
SUNUCU- Peki, “Çok iyi bir takım olarak gidiyoruz” diyorsunuz, bu çok iyi
bir takım olarak gitmeyi bir ete, kemiğe, şekle şemale, bir ittifak
projesine dönüştürebilir misiniz, gerek var mı buna?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şöyle, bizim iş birliği platformlarına
ihtiyacımız var. Bunu daha önce de konuşmuştuk, bölgenin esasında en büyük
ihtiyacı, bölge ülkelerinin hepsinin birbirine güven telkin eder durumda
olması. Bunun olmadığı bir ortamda, biliyorsunuz, bölge ülkeleri “Gelsin,
kendi bölgemizde bize yardım etsin diye” hegemona başvuruyorlar. Çünkü diğer
aktörle araları iyi değil veya endişe ediyorlar, bunu ortadan kaldırmamız
gerekiyor. Bunun yolu da, biz uzun yıllardır düşünüyoruz, Cumhurbaşkanımızın
da bu konudaki perspektifi, bölgesel dayanışma ittifakını gerçekten daha
kurumsal hale getirmek. Bu siyasi alanda, askeri alanda, ekonomik alanda
olmalı ki...
SUNUCU- Ama bu henüz ortada yok. Siz, bir ekip olarak davranma biçimine
öncülük ediyorsunuz ve bunu geliştiriyorsunuz, ama henüz oraya varmış değil.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bu tartışmaların yapılıyor olması da çok
önemli bir şey. Çok ileri birtakım teklifler de gündeme gelebiliyor, bu
arayışın sürmesi önemli. Ben yakın gelecekte bu konuda bölge istikrarına
inanılmaz katkıda bulunacak birtakım gelişmelerin olacağını düşünüyorum
açıkçası.
SUNUCU- Sayın Bakan, “Amerika Birleşik Devletleri, İran’a yönelik bir askeri
yönelik operasyon yaparsa, daha doğrusu, İran’a yönelik bir askeri
operasyon” diyorsunuz, “Bir felakete yol açar” diyorsunuz. Neden böyle
düşünüyorsunuz? Nasıl bir felaket olur? İran’a yapılacak olan bir saldırı
bölgeyi mi cehenneme çevirir, küresel ölçekte mi bir etki yaratır? Nasıl bir
şey bekliyorsunuz? Neden bunu bir felaket olarak adlandırıyorsunuz? Şunu
anlıyorum ben, şunu sormuyorum; tabii ki saldırı olmamalı, tabii ki kan
dökülmemeli, tabii ki barış olmalı ama “felaket” kelimesini neden
kullanıyorsunuz?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Ben, kamuoyu nezdinde de birtakım kötü
senaryoları gündeme getirici, hatırlatıcı durumda olmak istemiyorum ama şu
türden gerçeklikler var; İran, büyük bir saldırıya uğraması durumunda belli
bir karşılık vereceğini söyledi ve bu karşılığın içerisinde bölge
ülkelerindeki birtakım hedeflere saldırı da var. Bölge ülkelerindeki enerji
altyapılarının Amerikan üslerine saldırı adı altında vurulması bölgedeki
savaşın yaygınlaşmasını beraberinde getirebilir. Enerji, enerji güvenliğinin
tehdidi, fiyatların artması, ekonomik istikrarsızlık… Bunları zaten bir
kenara bırakıyorum ama savaşın yaygınlaşması problemini beraberinde getirir.
Biz o kulvara girdik mi bu işin nerede duracağı belli olmaz.
SUNUCU- Biz de tam yanı başındayız.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Biz de yanı başındayız. Bizim uzun yıllardır
hassasiyet gösterdiğimiz tehdit alanları var. Terörle mücadele başta olmak
üzere, milli güvenliğimizle ilgili yakından takip ettiğimiz konular var. Bu
konulara olumsuz etki edecek, var olan ortamı daha da negatif hale çevirecek
bir senaryoyu biz görmek istemiyoruz açıkçası.
SUNUCU- Kırılganlaştırır diyorsunuz.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bölgede şunu gördük; Her savaş, her yıkıcı
savaş beraberinde gerçekten çok büyük dramları ve istikrarsızlıkları
getiriyor.
SUNUCU- Irak'ta gördük, Suriye'de gördük.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Afganistan'da gördük.
SUNUCU- Hatta, Rusya-Ukrayna'nın bile getirdiği istikrarsızlıklardan…
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Nasibimizi aldık.
SUNUCU- Nasibimizi alıyoruz, doğru söylüyorsunuz.
Şöyle bir şey merak ediyorum. İran’a yönelik, inşallah böyle bir şey
gerçekleşmez, temennimiz değil ama bir hava saldırısı söz konusu olduğunda
bu saldırıyı düzenleyecek olanlar, rejimin yıkılmasını hedefliyorlar. Böyle
bir hava saldırısıyla İran'da rejim yıkılır mı sizce?
DIŞİŞLERİ HAKAN FİDAN- Hayır, yıkılmaz.
SUNUCU- İran toplumundaki hoşnutsuzluklar ve bu saldırı birleştiğinde rejim
açısından tehlike çıkmaz mı?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şöyle söyleyeyim ben. İran toplumunda var olan
birtakım sıkıntılara yönelik sahici memnuniyetsizliklerin, protestoların,
başkaldırıların var olduğu ortada. Onlara yönelik çok ciddi sert cevaplar
var, onlar ortada ve şu andaki kayıpların ne olduğu yönünde ciddi
spekülasyonlar var. İranlı Bakan kardeşim geldiğinde onun verdiği rakamlar
vardı, o konuda gerçekten net olduğunu söylüyordu.
SUNUCU- O resmi rakam var, bir de gayriresmi rakamlar var. Çok spekülasyon
var.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Resmi rakam da büyük bir rakam, yani 3 bin
küsur civarında bir rakam, yani gerçekten büyük bir rakam.
SUNUCU- 6 binden, 30 binden, 60 binden söz eden var.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Mesela Fransız meslektaşım geldiğinde 30
binden bahsediyordu, başka bir meslektaşım geldiğinde 3 binden bahsediyor.
Çok geniş bir şey var ama günün sonunda iki rakam da büyük bir rakam, insan
hayatı söz konusu olduğunda. Şimdi, böyle bir sıkıntı alanı var ama bu
sıkıntı alanı rejimi değiştirmeyle alakalı veya rejimi değiştirecek bir şey
olmaz, savaşta olsa bile. İran'da, belli senaryoları dillendirmek
istemiyorum ama hava saldırısıyla veya başka bir şeyle rejim değişmez. Yani
o boş bir hayal. Şu olur; hükümet zayıflar, sistem zayıflar, halk karşısında
hizmeti götüremez hale gelir… kendisi, mevcut rejim, daha sonra çok daha
radikal kararlar alıp belki düzeltmeyi tercih edebilir.
SUNUCU- Dönüşebilir.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Dönüşebilir.
SUNUCU- O da “Kendi iradesiyle olur, mevcut duruma bakarak” diyorsunuz.
Peki, o zaman siz bir rejim değişikliği öngörmüyorsunuz, yani bunun
şartlarının oluşmadığını düşünüyorsunuz.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şöyle, ben şartlardan bağımsız böyle bir şeyin
olabileceğini düşünmüyorum, yani bu pratikte de mümkün değil.
SUNUCU- Rasyonel beklenti değil.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Yok.
SUNUCU- Peki sizce İran rejiminin de yapması gereken, atması gereken adımlar
yok mu? Şimdi İran'da halk huzursuz, ayağa kalkıyorlar, belli periyotlarda
büyük protesto gösterileri yapıyorlar. Ondan sonra güvenlik güçleri onlara
müdahale ediyor. İşte dediğiniz gibi asgari 3 bin kişi, resmi rakamlara
göre, en son olaylarda hayatını kaybetmiş, bu çok büyük bir rakam. Bu
resmisi. Gayri resmiler eğer gerçekse çok daha felaket, büyük bir tablo var.
Halk ekonomik açıdan çok büyük sıkıntı içinde. Rejimin baskısı da yine o
sıkıntıların bir parçası. İranlı muhataplarınızla görüştüğünüzde, “Şu
adımları atmanızda yarar var”… Başkasına belki telkinde bulunmak ne kadar
bilmiyorum sizin çerçevenize uyar ama yapıyor musunuz, söylüyor musunuz,
konuşuyor musunuz, mütalaa ediyor musunuz?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bizim tabii iki tür konuşmalarımız oluyor.
Bir, devletleri temsil eden Dışişleri Bakanları olarak kayıtlara geçen
konuşmalarımız. Bir de tabii ki dostane, kayda yansımayan bizim şahsi
görüşlerimizi aktardığımız görüşmeler oluyor, bunu bütün konular için
yapıyoruz. Ama burada şunu ortaya koymak lazım: Şimdi sorunu İran'ın rejimi
olarak tanımlamak çok da doğru bir yaklaşım olmayabilir. Sorun rejimin
kendisi değil, sorun rejimin aldığı kararlar ve uyguladığı politikalar. Bu
tabii rejimin kendisinden ne kadar ayrılır ne kadar ayrılmaz o başka bir
tartışma konusu ama İran rejiminden çok daha merkezi, çok daha totalistik
olan rejimler de var. Bunlar bu türden küresel sıkıntılara yol açıcı
iddialara veya problemlere girmediği sürece… Mesela İran bir mutlak monarşi
değil. Bölgede mutlak monarşi olanlar var. Onlar küresel bir sıkıntı
içerisine girmedikleri zaman küresel bir şikâyet de olmuyor. Yani onların ne
türden bir rejiminin olduğu kimsenin umurunda değil.
SUNUCU- Doğru.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Dolayısıyla, aslında burada alınan kararlar,
ortaya konan politikalarda sıkıntı var. Belki rejim kadrolarının devrimden
beri aynı kadrolar olması ve ülkeyi bir ulus devlet sistematiğinden ziyade
daha fazla hala devrimi devam ettiren bir örgüt gibi görmeleri, yönetmeye
bakmaları bu bir sistemik sıkıntıya yol açıyor olabilir. Ama günün sonunda…
SUNUCU- Ve küresel sistemle uyumsuzluğa yol açıyor olabilir.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii, İran’ın sistemine aslında kendi içinde
baktığınız zaman, orijinal bir sistem. Değişimle devamlılık arasında denge
kurabilen bir sistem. Şimdi düşünün İngiltere'de bir monarşi var, seçimle
gelen bir başbakan var ama her şeyi onaylama durumunda olan bir kral var.
Kral, hem İngiliz devletinin başı hem de İngiliz kilisesinin başı.
SUNUCU- Ama biraz sembolik hale gelmiş orada işler.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi tabii sembolik… Şimdi bakın, bir şeye
imza atma yetkisi sizde ise, hiçbir şey sembolik değildir. Sizin imzanızla
bir şey, sizin imzanız olmadan hiçbir şey hayata geçmiyorsa hiçbir şey
sembolik değildir.
SUNUCU- “Sen o sembolik laflarına fazla aldırma” diyorsunuz.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Yok, yani şimdi bakın bu kendi içinde kurduğu
bir denge sistemi İngilizin. Değişim; var olan hükümet seçimle geliyor,
kendi hükümetini getiriyor ve anın sorunlarına cevap veriyor. Atanmış
Lordlar Kamarası var, Avam Kamarası’ndan geçen yasanın aynısı oradan da
geçmeden Krala gitmiyor, yani Krala gitmeden arada başka bir şey var. Şimdi
bunlar seçimle gelen insanlar değil, atanan insanlar ve atanan insanlar
kanun yapımında görev alıyorlar.
SUNUCU- Söz sahibi oluyorlar.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii. Bütün milletlerin aslında en büyük
problem alanı ulus devletleri yönetirken, değişimle devamlılık arasındaki
altın oranı bulacak bir rejimi, bir yönetimi getirmek. Bunu dengeleyebildiği
oranda ülkeler hem krizlere dayanıklı olabiliyorlar hem daha sağlıklı
geleceğe yönelik mesela şey yapabilirler.
SUNUCU- Yani diyorsunuz ki, “İngiltere mutlakıyetle yönettiği halde bunu
dengeleyebilecek altın oranları bulabiliyorsa, bir Cumhuriyet olarak ortaya
çıkan İran’ın bu altın oranı bulmaması için hiçbir neden yok”.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Çünkü halk seçimiyle gelen bir hükümet var,
ama seçimden bağımsız orada duran bir lider var. Velayet-i fakih. Ve bu
lider sadece siyasi bir gücü temsil etmiyor, aynı zamanda dini bir duruşu
var. Yani onu takip etmek vacip. Fıkhen vacip, manevi olarak da vacip. Hem
tasavvuf önderi, hem fıkıh önderi, hem de siyasi önder. Yani aslında
yeryüzünde dağıtılmış bütün güçleri, alanları birleştirilmiş durumda. Bu
nadir bulunan bir güç alanı. Dolayısıyla, bu toplum üzerinde özellikle
dindar Şia kesim üzerinde büyük bir etki oynuyor. Buradan çok güçlü kararlar
çıkabilir.
SUNUCU- Yenileşme adına mı?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şöyle, alınan her karar buradan güçlüdür.
Çünkü meşruiyet alanı burada bütün güç alanlarını kendi üstünde topladığı
için, başka bir gün başka bir fetvaya karar verse mesela... Şimdi şunun
kimse cevabını veremiyor: Bir taraftan İran uranyum zenginleştirilmesinden
dolayı inanılmaz derecede bedel ödemiş bir ülke. “Bu benim…” diyor,
“uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüğüm ve ben bunu
zenginleştireceğim”. Son 30 yılın en büyük davası. Ben 2008-9-10'larda MİT'e
geçene kadar Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nda Türkiye adına
Guvernördüm. İki yıllığına sıra gelmişti. O yönetim kurulundaydım ve
kararların nasıl alındığını, nasıl ortaya çıktığını, nasıl tartışıldığını
hepsini yakından gördük. Şimdi İran'ın bir taraftan bu kadar uranyum
zenginleştirmeyle ilişkisi, çok ciddi bir ısrarı var. Diğer taraftan da
liderin verdiği, Rehberlik makamının verdiği “Atom bombası yapmak haramdır.”
fetvası var.
SUNUCU- Hamaney’in mi?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Hamaney’in.
SUNUCU – Humeyni’nin de var galiba.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Evet. Şimdi bu fetva ortadayken sistem bomba
üretemiyor. Ama bomba yapmaya yakın yetenekler geliştiriyor. Bomba
yapmıyorsunuz, ama yetenek geliştirdiğiniz için sürekli yaptırıma tabisiniz.
Bomba yapmış gibi muamele görüyorsunuz, ama şey... İnsanların anlayamadığı
nokta da bu.
SUNUCU- Peki, fetvaya rağmen niye yapmaya çalışıyorlar? Niye atom bombası
yapmaya çalışıyorlar?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Yok, atom bombası yapmıyorlar. Atom bombasının
alt önemli başlıklarından biri olan uranyum zenginleştirilmesini...
SUNUCU- Tamam, ama atom bombası yapmaya doğru çaba sarf ediyorsunuz. Oysa
Rehberiniz size bunu dini açıdan haram kılmış.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- “Atom bombası silahı yapmayın demiş” diyorlar.
Şimdi atom bombaları yok İranlıların.
SUNUCU- Yok, ama yapmak istiyorlar.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Yapmak istediklerine dair de bir veri yok.
Çünkü, şimdi bakın bir taraftan uranyumu zenginleştirmeniz lazım, bir
taraftan başlık geliştirmeniz lazım, bunları bir de birleştirmeniz lazım.
Şimdi bunu silahlaştırma konusunda İran bir adım atmış değil. Böyle bir şey
de yok. Varsayımlar var, “Bunu isterse şu kadar zamanda yapar, bu kadar
zamanda yapar” diye varsayımlar var sürekli güncellenen. Ama şimdi burada
zaten söz konusu olan İran'ın zenginleştirdiği uranyum miktarı. Bazıları
eldeki miktarla işte 10 tane nükleer bomba yapılabilir falan filan diyorlar.
SUNUCU- Bunlar hep spekülasyon mu?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Yok, bazıları gerçekçi analiz. Eğer işte belli
kilogram üzerinden belli miktarda zenginleştirilmiş uranyumu esas alarak,
belli nükleer bomba sınıfları var. İşte ondan şu kadar çıkar diye
hesaplamalar var. Ama tabii nükleer bomba sadece uranyum zenginleştirmesiyle
olmuyor, orada onu silaha dönüştürecek başka bir sürece ihtiyaç var, başka
bir teknolojiye ihtiyaç var, onun da olması gerekiyor. Şimdi, İran için en
çok korkulan şey üç tane element. Yani zenginleştirilmiş uranyum, nükleer
başlığa dönüşmesi ve bunun iletilmesi, füze. Şimdi füzeyle zenginleştirilmiş
uranyum olunca üçüncü elementi de yapmayla ilişkili bir şey olursa o zaman
bu sıkıntılı olur varsayımı her zaman için senaryo olarak...
SUNUCU- Zaten bunu hesap ederek bunu mesele haline getiriyorlar.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Evet. Dolayısıyla, burada İran'ın anlaşılmayan
tavrı, “Madem böyle bir niyetiniz yok bu kadar zenginleştirmeyi de yapmayın,
bu kadar büyük yaptırımlar da olmasın” diye görüşler de var. Ama dediğim
gibi, günün sonunda uluslararası toplumun nükleer silahlarla ilgili çok
ciddi bir açılıma gitmesi gerekiyor.
SUNUCU- Çifte standart var çünkü orada.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Ağır çifte standart var. Obama'nın ilk
Başkanlık döneminde aslında bunu merkeze alan bir girişim olmuştu. G20
ülkelerinin başlattığı bir nükleer kulüp kurulmuştu, nükleer silahsızlanma
esaslı. Biliyorsunuz, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’na
baktığınız zaman, biz 70'lerden beri bunun tarafıyız. Aslında orada tabii
adil olmayan hükümler var. Yani bu anlaşma meydana getirilirken gerekli
itirazlar ne kadar yapıldı-yapılmadı o dönemler bilmiyorum, ama şimdi o
antlaşmanın söylediği; o antlaşmanın imzalandığı tarih itibariyle nükleer
silah sahibi olan falan ülkeler nükleer silah sahibi olacaklar, bunlar
BM'nin beş daimi üyesi, diğer hiç kimse olamayacak. Bunun karşılığında da bu
ülkelere barışçıl nükleer enerji için teknoloji aktarımında bulunacak ve
nükleer silah sahibi olan ülkeler de bu silahlardan kurtulmak için
ellerinden geleni yapacaklar.
SUNUCU- 70'lerden beri hikâye bu.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Ama son iki maddenin hiçbiri olmadı.
Dolayısıyla, bir nükleer adaletsizlik var. Şimdi özellikle Trump’tan sonra
gündeme gelen Amerikan yeni güvenlik doktrini ve Amerika'nın geleneksel
müttefiklerine sağladığı koruma kalkanının kalkma ihtimaline yönelik
birtakım senaryolardan hareketle belli ülkelerin de hızla
nükleerleşebileceğine ilişkin şu anda senaryolar ortada var. Biz, ileride
daha fazla sayıda ülkeyi nükleer silah ararken görebiliriz ve bu İran veya
Ortadoğu'dan herhangi bir ülke olmayacak. Asya-Pasifik'ten ve Avrupa'dan
olacak.
SUNUCU- Doğru, o koruma şemsiyesi kalkınca o da kendince... Peki, iki şey
merak ediyorum. Bir, İran'ın nükleer silah elde etmesi, nükleer silah sahibi
olması Türkiye açısından bir tehdit midir? Bizim hoşumuza gider mi böyle bir
şey?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bunu genel stratejik resim içerisinde düşünmek
lazım. Bölgede dengeyi değiştirecek dramatik değişimleri biz görmek
istemiyoruz açıkçası. Bir güç dengesi var. Bunun bozulması bölgedeki iş
birliği ruhunu ciddi oranda zedeler. İkincisi, bunu farklı okuyan, İran'la
birtakım daha farklı sorunları olan ülkeleri nükleer silah...
SUNUCU- Sahibi yapma çabası içine sokar.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Sokar ve aynı yarışa bizim de ister istemez
katılmamız gerekebilir. Dolayısıyla, bunun bölge için çok faydalı olacağını
düşünmüyorum ben açıkçası.
SUNUCU- Türkiye'nin nükleer silaha sahip olması gerekir mi? “No comment”
diyebilirsiniz. Peki, geçiyorum.
Şimdi, yani şöyle, herkes harıl harıl nükleer silah sahibi olmaya çalışırken
bizim de herhalde boş boş durmamamız gerekir diye düşünüyorum.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bunlar tabii birtakım stratejik, yüksek
konular. Bunlar geniş, büyük resim içerisinde düşünülmesi gereken hususlar.
SUNUCU- Vazgeçtim, tamam, peki.
Şimdi o zaman şöyle toparlarsak Sayın Bakan. Diyorsunuz ki “Bu Umman’da
yapılan müzakere iyi oldu. Tamam böyle davul zurna çalarak işte bitti bu iş
diyebileceğimiz bir durum yok. Fakat tarafların müzakere yapma azmi var. En
azından ani bir saldırı görmeyeceğiz, bu da iyi bir şey”. Bu özet iyi midir?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- İyi özet.
SUNUCU- Peki, teşekkürler.
Şimdi gelelim bir başka konuya, Suriye konusuna. En çok merak ettiğim soru
şu: Suriye'de gelinen şu son aşamadan memnun musunuz?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bayağı mesafe kat edildi esas itibariyle.
Suriye'nin birliği, bütünlüğü, istikrarı adına ve bunun kan dökülmeden,
diyalog yoluyla gelişiyor olması bizim için önemli bir husus. Biraz daha
gidilmesi gereken mesafe var ama şimdilik.
SUNUCU- Peki, orada bir artık “SDG” de demeyelim, çünkü o Arap aşiretleri
gittikten sonra sadece PKK kaldı ortada. Hadi YPG/PKK diyelim. Suriye'de biz
neredeyse Sayın Bakan, siz tabii çok daha işin o hararetle içindesiniz, ama
biz sonuçta gazeteci olarak televizyonlarda tartışma yapıyoruz. 10 yıldır
yaptığımız tartışmaların konusu o haritayı koyuyoruz, işte yeşiller,
sarılar… Bitti mi bu konu? “YPG/PKK, orada ayrı bir devletçik, otonom bölge
oluşturma hayali sona ermiştir” diyebiliyor musunuz?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Büyük ölçüde YPG'nin işgal ettiği topraklardan
çekilmesi ve şu anda Kürt nüfusun yaşadığı yerde esas itibariyle pozisyon
alması bir önceki haritaya göre çok daha sağlıklı olması gereken bir durum.
SUNUCU- Şu anda iyi bir durumda yani.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Yani olması, o duruma nazaran daha iyi bir
durum. Ama bu durumdan daha iyi duruma da gidilebilir.
SUNUCU- Siz sanki böyle bir hala bir sorun alanı varmış gibi konuşuyorsunuz.
Nedir oradaki sorun alanı?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Sorun alanından ziyade atılması gereken
adımlar itibariyle biliyorsunuz ulaşılan mutabakat gereği tamamlanması
gereken adımlar var. Bu adımlar her gün bir bir, öyle veya böyle, atılarak
bir noktaya gidilmeye çalışılıyor. Burada iki tarafta da belli miktarda
güvensizlik var, ama belli adımlar atıp hayata geçtikçe güvenin artacağını
ben düşünüyorum. Tabii diğer taraftan YPG'nin de kendi içerisinde tarihi bir
dönüşüm yaşaması gerekiyor, ki o tartışmalar da şu anda orada oluyor. YPG’de
bu tartışmaların olması önemli. Daha gerçekçi, daha Suriyeli, işte
Türkiye'nin güvenlik tehdidiyle veya Irak'ın güvenliğini tehdit edecek bir
durumda olmayan, PKK'nın kendi orijinal dört ülkedeki Kürt varlığına yönelik
emellerinin artık bir parçası olmayan bir durumda olurlarsa bu hiç kimseyi
tehdit etmeden, kendi ülkelerindeki Kürtlerin duruşuyla ilgili bir mücadele
zemini olur. Burada siyasal mücadele esastır. Biz zaten Kürtlerin hakkını
baştan beri destekliyoruz. Ahmed Şara’ya hep nasihatimiz de bu oldu. Onun
getirdiği şeyler var, Başkanlık kararnameleri var. Ama dediğim gibi bunu
büyük bir dikkatle takip etmeye devam edeceğiz.
SUNUCU- Şeyi anlamıyorum ben. “Şu anda tam entegrasyon sağlanmıştır.”
cümlesini kurabiliyor musunuz?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Yok, süreç devam ediyor.
SUNUCU- Sizin ama şöyle tespitleriniz oldu: Dediniz ki, “Bu ‘SDG’/YPG
denilen yapı, ‘SDG’ denilen yapı, o zaman ‘SDG’ydi… Bunlar, işte orada bir
Mazlum Abdi diye bir adam var, o kendi başına kendi iradesiyle karar
alabilen birisi değil. Doğrudan PKK'dan emir alıyor, başında bir siyasi
komiser var, bir askeri komiser var. Bu adam bir irade sahibi değil.
Doğrudan PKK'ya bağlı bunlar.” demiştiniz. O bağlantı şu an için hala güçlü
bir şekilde sürüyor mu?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- An itibariyle sürüyor, ama dediğim gibi
alandaki değişimin önüne geçecek bir durumda da değil. Çünkü alandaki
değişim kendini güçle veya güç kullanıp tehditle dayatan bir konu. Bir de
Amerikalıların durduğu yer, DEAŞ’lıların artık oradan istifade edilme
sürelerinin dolmuş olması, birçok parametre var burada. Belli bir realiteye
uyanmaları gerekiyor, yoksa kayıpları daha büyük olurdu.
SUNUCU- Peki, bu realiteye uyanma aşamasına geliyorlar mı?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Gelmek isteyenler var.
SUNUCU- “Orada da bir şey var” diyorsunuz.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii gelmek isteyenler var, ama realitenin
değil, ideallerin hayat olduğunu ve “Bizim idealimiz de işte buydu, burada
realiteyle bizim bir alakamız yok, buradan gidelim, ne olacaksa da olsun”
diyen de bir akıl var yani.
SUNUCU- O PKK aklının siz şöyle bir analizini yaptınız; “Güç görmek istiyor.
Güç görmeden karar almıyor. Gücü gördükten sonra, o gücün harekete geçebilme
ihtimalini gördükten sonra.” O zaman şöyle mi oldu buraya gelinmesinde, bu
sonuca ulaşılmasındaki olay? Türkiye'nin gücünü gördüler, Suriye'nin gücünü
gördüler, Amerika'nın çekildiğini gördüler. Bu mu onlara bunları gösterdi?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Aşiretler ayaklandı.
SUNUCU- “Realite bu.” diyorsunuz. Bu realiteyle tanıştılar.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Evet, bu realiteyle tanıştılar. Biz bu
realitenin zaten hayata geçeceğini biliyorduk.
SUNUCU- Siz zaten uyarıyordunuz, “Bakın böyle bir realite var, bu realite
buralara gelmeden tatlılıkla hallolsun”.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii, “Bir balon içerisinde yaşıyorsunuz, bir
hayal içerisindesiniz, bu realite kendisini dayatacak, sadece zaman
meselesi, an meselesi uyanın daha büyük kayıp olmadan”, bunu hep söyledik.
SUNUCU- Peki, ben şimdi şeyden bağımsız soruyorum, yani YPG, PKK, “SDG”, bu
örgütsel yapılardan bağımsız soruyorum. Sizinle ne zaman konuşsak siz
Suriye'deki Kürtlerin, Kürt vatandaşların, Kürt halkının hakları, hukukları,
kimlikleri, hayat tarzları, bunlara asla dokunulmaması gerektiğini, bunların
çok aziz olduğunu, kıymetli olduğunu söyleyegeliyorsunuz. Bu açıdan
baktığınızda gelinen bu nokta, onlar açısından iyi bir nokta mı? Kürt halkı
açısından, örgütlerden bağımsız olarak baktığımızda.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi şöyle; bir defa, Şam'daki Hükümetin
bütün vatandaşlara sağladığı hak, eşitlik ve özgürlük ortamı önemli. Şimdi
Kürtlerin yaşadığı bölgede şu andaki temel psikoloji, tabii Şam'la tanışma
imkânı çok fazla olmadı. Çünkü onlar daha başka bir iradenin kontrolü
altındalardı, şimdi yavaş yavaş tanışacaklar. Fakat söylediğiniz doğru.
Bizim ülke olarak, devlet olarak, başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere
Suriye'deki Kürtlerle ilgili inanılmaz büyük hassasiyetimiz oldu. Ben
hatırlıyorum 2010 yılında MİT Müsteşarıyken, 2011 yılında daha şeyler
olmadan bu Suriye Devrimi başlamadan, iç savaş olmadan Özel Temsilci olarak
defaatle Beşar Esad'a gittim Cumhurbaşkanımız adına, o zaman Başbakandı.
SUNUCU- Neden gittiniz?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bir, iç savaşın çıkmasını önlemek. İkincisi,
bu konudaki önerilerimizi hep anlattık. “Görüyoruz şu türden şeyler olacak,
aman işte şunu yapın bunu yapın, halk bunu bekliyor” ve bunu anlatırken de
Kürtlerle ilgili durumu çok anlattık: “Bakın bunların büyük bir kısmının
vatandaşlıkları yok. Bunlar kendilerine ait hissetmiyorlar. Bu ait olmama
hissinin getireceği çok fazla sıkıntı var. Bu kabul edilebilir bir durum
değil”. Bunun için çok fazla çalışmamız oldu. Bir de biz şunu istiyoruz:
Kendimiz için ne istiyorsak bölgemiz için de aynısını istiyoruz. AK Parti
büyük bir demokrasi mücadelesi verdi, aslında daha önceki vesayet algısında,
vesayetin kendisinin ürettiği bir güvenlik algısı vardı. Bu güvenlik
algısında birtakım tehdit alanları vardı. Bazı ideolojik söylemler vardı ve
bu da gerçekten...
SUNUCU- Kürtler tehlike, İslamcılar tehlike, Komünistler tehlike, Aleviler
tehlike…
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Yani herkes tehlike. Hâlbuki bunlar bu ülkenin
asli, asil bileşen unsurları. Bu millet bu tabakadan meydana geliyor ve
herkes kendini rahatlıkla ifade etmeli ve daha büyük resme, daha büyük
refaha katkı vermesi için de coşku içinde olmalı. Onun da yolu buradan
geçiyor. Bunu Türkiye'de başaran bu Hükümetin kendi bölgesi için de istemesi
kadar doğal bir şey yoktu. Biz de o kadrolardan geliyoruz ve bunu gerçekten
inanarak hep anlattık. Bence bu şu anda gelinen aşama hatları itibariyle
önemli. Ama dediğim gibi, Suriye'de bu pratikle Kürtlerin hala bir
güvensizliği var. Şöyle bir doldurma oldu orada Ahmet Hakan Bey, onun bir
kalkması gerekiyor. Her Sünni Arap’ı, DEAŞ’lı ilan eden bir PKK propagandası
oldu. Bakın bugün bile bazı milletvekilleri veya PKK sözcüleri Suriye
Hükümeti’ne şey yaparken hep böyle DEAŞ’lı dediler. Her Sünni Arap’ı DEAŞ’lı
ilan eden veya mukabilinde de her Kürt’ü PKK'lı, YPG'li gören bir anlayış
iki taraflı pompalandı. Şimdi bu toksik anlayışların izale edilmesi
gerekiyor, ki güvende bir sıkıntı olmasın. Ben şuna seviniyorum açıkçası,
Ahmed Şara ve arkadaşlarının bu konudaki çizgisi, perspektifi düzgün. Şu ana
kadar geldikleri yerlerde herhangi bir katliam veya halka zulmeden bir durum
da gerçekten yok. Bu önemli. İnşallah bu sayfa da Kürtlerin ve Arapların
lehine güzel bir şekilde kapanır. Türkiye de kendi milli güvenlik
endişelerini artık giderilmiş varsayar ve Suriye daha iyi geleceğe yol alır.
Çünkü inanılmaz derecede imkânlar var. Bölgemizin bir yeryüzü cenneti
olmaması için hiçbir neden yok.
SUNUCU- Refaha ulaşmaması için.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Hiçbir neden yok ama suni kavgalar, tarihten
devraldığımız anlaşmazlıklar, üstesinden gelemediğimiz kavram kargaşaları,
çözemediğimiz siyasal problemler, etnik problemler…
SUNUCU- Etnik kavgalar, mezhebi kavgalar…
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bunlardan dolayı öyle bir zaman kaybı, kan
kaybı, enerji kaybı oluyor ki bölgede, dünyanın birçok yerinde muazzam
mesafeler kat edilirken, burada kan gözyaşı oluyor. Aslında dünyanın,
insanlığın ürettiği diğer çözümlere de bakıp dersler alıp yolumuza devam
etmemiz gerekiyor. Bence bu konuda epey bir mesafe kat ettik ve bölgenin en
büyük şansı esas itibariyle, gerçekten uzun yıllardır Türkiye'de istikrarlı
bir yönetimin olması ve Cumhurbaşkanımızın irade makamında bulunması. Bu,
gerçekten sadece Türkiye için değil, bölgenin de büyük bir şansı.
SUNUCU- Şimdi sizinle ilgili şöyle bir durum ortaya çıktı: Bu tartışmalar
yapılırken, henüz Suriye bu noktaya gelmeden önce, siz sürekli “SDG”ye
mesajlar verdiniz. Dediniz ki, “Kardeşim devlet içinde devlet olmaz, şehir
içinde şehir olmaz. Gelin bakın kan dökülmeden uzlaşın. Bu yaptığınız Kürt
halkına da yarar getirmiyor. Kürtlerin Suriye'deki haklarına da halel
getiriyorsunuz. Biz istiyoruz ki Kürtler, Araplar Suriye'de, işte Aleviler…
Hepsi barış içinde yaşasın. Siz ısrarla şehir içinde şehir, devlet içinde
devlet kurmaya çalıştıkça bu açıdan, bu hakların da ortadan kalkmasına yol
açabilirsiniz. Böyle tehlikeleri de var bu işin” dediniz. Ama bunları
söylerken sürekli Kürt halkını YPG'den, PYD'den, “SDG”den ayırdınız. Yani bu
ayrıma da çok özen gösterdiniz. Çünkü sizinle de yaptığınız bütün
söyleşilerde, konuşmalarda bunu vurguluyordunuz. Şimdi bu son gelişmelerden
sonra, hani Halep'te iki mahalle gitti sonra Rakka, bilmem iki yere
sıkıştılar falan, o sıralarda özellikle size yönelik sanki siz Kürt halkının
çıkarlarını engellemeye çalışıyormuşsunuz gibi, orada şahin bir
pozisyondaymışsınız gibi bir tavır aldılar. Oysa ben sizin hiçbir zaman Kürt
halkına karşı bir şahin tutumunuzu görmedim. Oradaki problem şu mu, şöyle
bir şey mi yaratmak istiyorlar: YPG/PKK eşittir Kürtler. Bu algı mıdır
oradaki problem?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Kesinlikle. Bu algının savunucuları esas
itibariyle problem.
SUNUCU- Bunu yapıyorlar.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii tabii. Biz ne zaman YPG'yi eleştirsek,
YPG'nin işgal ettiği yerlerden bahsetsek…
SUNUCU- “Kürtlere karşı bu” diyorlar.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bunlar şöyle diyorlar: “Kürtlerin
kazanımlarına karşı bir hamle” diyorlar. Cümleyi buradan kuruyorlar.
SUNUCU- YPG'nin kazanımını Kürtlerin kazanımı olarak yansıtıyorlar.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Hâlbuki biz söylüyoruz ki, YPG'nin örgütsel
aklının Kürtlerin bulundukları bölgede komşularıyla husumet ilişkisi
geliştirmelerine, refahlarının gittikçe daha düşük olmalarına ve onları
bulundukları bölgede çoğunluğun bir parçası değil, azınlık haline getirmeye
yönelik bir ideoloji. Çünkü “Küçük olsun benim olsun ben yöneteyim”, yani
örgüt böyle bakar, örgüt iradesini buradan kuruyor.
SUNUCU- Vatandaş öyle bakmaz ki, Kürt vatandaş.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Halka imkânı versen, alternatif versen Kürt
halkı başka bir yerden bakacak, Türkiye'de olduğu gibi. Şimdi, burada bunu
söylediğiniz zaman bu fikrin sahibi olanlar, YPG’yle, örgütle Kürt'ü
eşitleyen kafa “Buradan Kürtlerin kazanımını şey yapıyor” diye... Hâlbuki
biz görüyoruz, sen Arap'ın olduğu yeri işgal etmişsin Deyrizor’u, Rakka’yı.
Burada yıllardır ilişkilerimiz var aşiretlerle. Hangi aktörün ne yaptığını,
ne zaman olacağını da görüyoruz.
SUNUCU- Bunları öngörüyordunuz.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Görüyorduk.
SUNUCU- O sanki bir tehdit gibi algılandı. Hâlbuki siz uyarıcı görevi
yapıyordunuz.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Ben hep onu söylüyordum. Kürtleri örgüt adına
birtakım politikaları uygulamak için daha fazla bölgede nefret objesi haline
getirmenize gerek yok. Bölge halklarını başka ülkelere şikâyet eden, bölgeye
dışarıdan güç çağıran, hegemon çağıran, İsrail'i çağıran, Fransa'yı çağıran,
onu çağıran, bunu çağıran durumda niye oluyorsunuz? Bölgenin halkısınız.
Herkes nasıl konuşuyor siz de gelin konuşun aktörlerle. Gelin Türkiye'yle
konuşun, gelin onunla konuşun, gelin bununla konuşun. Ama siz bir ön şartla
geliyorsunuz. Günün sonunda bu metodolojinin neyle sonuçlanacağını gördük ve
o şekilde gelişiyor. Umarım bundan sonra…
Bakın bu işin bir de Irak ayağı var Ahmet Hakan Bey. Suriye ayağı bittikten
sonra Irak ayağı var. İnşallah Irak'ta buradakinden ders çıkartırlar da daha
akıllı bir karar alırlar ve oradaki geçiş daha kolay olur.
SUNUCU- Bu şu demek mi Sayın Bakan, ben olayı şöyle görüyorum; Suriye’deki
bu durum Irak'a şöyle mi yansıyacak, artık Irak'taki PKK varlığı da mı bir
büyük mesele haline gelecek? Bunu mu demek istiyorsunuz?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Evet.
SUNUCU- O zaman Irak'ta da barınamayacak. O zaman Türkiye'nin başlattığı
“Terörsüz Türkiye” projesi zaten Türkiye içerisinde belli bir noktaya geldi,
Suriye'de terörsüz bölge projesine dönüştü. Terörsüz bölge Suriye'de bir
yere geldi. Irak'ta da mı bir yere gelecek?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Irak Hükümeti, Irak Devleti bu konuda bir
irade koymak zorunda kalacak.
SUNUCU- Sincar orada duramayacak mı?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Duramaz. Durmaması lazım normal şartlar
altında. Başka dinamikler var, o dinamiklere girmek istemiyorum şimdi. En
başta konuştuğumuz konuyla alakalı.
SUNUCU- Ben, sizin söylemek istemediğiniz dinamiklerin dışında bir şey
sormak istiyorum. Bir süre sonra şu mu olacak: Irak, “Ben bir egemen
devletim, benim topraklarımın içinde silahlı bir örgüt olamaz” noktasına mı
gelecek?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Evet.
SUNUCU- Bu çok uzun bir vadede mi kısa bir vadede mi olacak?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bizim değerlendirmemiz şu; biz bunlarla bir
araya geldiğimiz zaman aslında…
SUNUCU- Bunlar derken Irak mı?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Iraklılarla. Şimdi Irak Hükümeti’nin özellikle
PKK ile ilgili sorunu sahiplenmesi son beş yılın bir meselesi, söylem
bazında. Bir önceki Başbakan Mustafa Kazımi, biliyorsunuz İstihbarat Başkanı
iken Başbakan olmuştu, o dönemden arkadaşlığımız vardı. Bu konuları çok
ciddi konuşurduk ve Başbakan olunca da Irak Hükümeti ilk defa lafız olarak
bunu almaya başladı. Ama Sayın Sudani döneminde ve o günkü yapılan MGK
toplantılarıyla, PKK giderek daha fazla Bağdat merkezine oturmaya başladı.
Bizim de hep argümanımız şu oldu: PKK Türkiye'ye karşı kurulmuş bir
organizasyon ama Türkiye'de işgal edebildiği hiçbir alan yok ama Irak’ta
buna mukabil çok geniş toprak parçalarını işgal ediyor. Suriye’de işgal
ediyor. Yani, sorun benim sorunum olmaktan ziyade sizin sorunun olmuş. Sen
nasıl bir egemen devletsin ki bunun varlığına bu şekilde izin veriyorsun?
SUNUCU- Gücü yetmiyor olabilir mi?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Kesinlikle hayır.
SUNUCU- Gücü yetiyor. Evet, o zaman niye bir egemen devlet olarak
topraklarında bir terör yapılanmasını barındırıyor? Bu olabilecek bir şey
mi? Siz de “Zaten onu soruyorum muhataplarıma ben” diyorsunuz herhalde
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Onun sebebini biz biliyoruz.
SUNUCU- Nedir?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Onu ben burada söylemeyeyim.
SUNUCU- Peki. Şöyle açıklıyorlardı bunu, o zaman bu izah tarzı doğru değil;
“Irak da zaten işgalden sonra kendini toparlayamadı, gücü yok, ne yapsınlar,
müdahale edemiyorlar”. Doğru değil mi bu?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değil. Şimdi bakın orada şu anda Sincar'ın
etrafı Haşdi Şabi unsurlarıyla çevrelenmiş durumda. Ben Haşdi Şabi
komutanıyla, en başındaki adamla, herhalde bir yirmiye yakın toplantı
yapmışımdır.
SUNUCU- Bu İran yanlısı, Şii.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Evet.
SUNUCU- MİT'teyken mi yirmi kere görüştünüz?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Falih Feyyad’la şimdi de görüşüyoruz, bunu
basına da veriyoruz. Haşdi Şabi’den sorumlu şahıs, gerçekten yani çok
yakından çalıştığımız birisi. Şimdi bakın, Haşdi Şabi karadan ilerleyip biz
havadan harekât yaptığımız zaman olay iki veya üç gün, fazla bir süresi yok,
yani bu kadar basit bir askeri operasyon.
SUNUCU- Mesela diyorsunuz yani.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii tabii. Bunu biz belki dediğim gibi
onlarca kez konuşmuşuzdur. Ama burada bu irade şu anda yok. Irak Hükümeti
kendi topraklarının başka bir silahlı unsur tarafından işgal edilmesine izin
verir bir durumda. Bunu kendisine bir milli güvenlik tehdidi olarak
algılamıyor. Kime milli güvenlik tehdidi olarak görüyor bilmiyorum. 6-7 sene
önce Türkiye’ye yönelikti, şimdi öyle bir husus da pratikte yok. Başka
dengeler var içeride.
SUNUCU- Peki, şimdi o dengeler açısından önemli bir gelişme de var Irak'ta.
Biliyorsunuz seçim yapıldı ve Maliki diye bir adam yeniden piyasaya çıktı.
Başbakan olma ihtimali belirdi Maliki'nin. Maliki'ye biz itiraz ediyoruz,
Türkiye itiraz ediyor değil mi? Maliki'den hoşlanmıyor Türkiye. Türkiye
karşıtı gibi mi konumlandırıyor?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Ben tabii şu anda görevde olan bir Dışişleri
Bakanıyım. Bizim resmi politikamız, hiçbir zaman için özellikle Irak'ta
seçimle gelen, parlamento yoluyla gelen bir Hükümeti, bir Başbakanı herhangi
bir şekilde tercih etmeme gibi bir durumumuz yok. Kim gelirse gelsin biz
orada çalışırız.
SUNUCU- Peki neden tepki gösteriliyor Maliki'ye?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi geçmişte biliyorsunuz Sayın Maliki'nin
uzunca bir dönem Başbakanlığı var. İki dönem arka arkaya Başbakanlık yapan
herhalde Irak işgalinden sonraki tek siyasetçi. Şimdi o dönemde ortaya çıkan
problemler var. Yani insanlar o problemlere bakıyorlar ve diyorlar ki “Biz
bu problemlerin etkilerini daha yeni atlattık, yeniden mi döneceğiz?”.
SUNUCU- Peki Trump dedi ki, çok ciddi hatta tehditvari bir şekilde “Maliki
Başbakan olmasın” dedi. Bunun bir etki üretebileceğini düşünüyor musunuz
Irak'ta?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Ben bunun çok ciddi şekilde Irak tarafında
dikkate alınacağını düşünüyorum. Şundan dolayı düşünüyorum: Şimdi bugün
biliyorsunuz, Irak'la ilgili alınmış BMGK kararları vardı çok uzun zamandır
devam eden. Bunların bir kısmı hala çok deklare edilmese de hala ortalıkta.
Hala Irak petrolleri satıldıktan sonra parası Amerika'ya gider. New York'tan
her ay belli miktar Dolar Irak bankalarına gelmese, Irak ekonomisinin yürüme
şansı yok. Böyle bir mekanizma hala var. Amerika'nın elinde çok fazla şey
var.
SUNUCU- Bunu yönlendirme, etkileme gücü var diyelim.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Yaptırım aracı var. Bunu tabii belli
noktalarda hatırlatır.
SUNUCU- Peki Sincar diyorsunuz, Kandil demiyorsunuz. Neden?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Yok. Kandil de aynı şey. Sincar ile Kandil
arasındaki fark şu: Şimdi, PKK varlığına haritada baktığınız zaman Sincar’da
var, Mahmur'da var. Mahmur'da daha sivil organların olduğu bir yer var,
kamp, Sincar Dağı’nda askeri unsurların çok olduğu yerler var ve Kandil.
Kandil bir mağaralar topluluğudur. Burada daha fazla komuta-kontrol
unsurları vardır, ama bugün biz Pençe-Kilit Harekatı’nın kapsadığı alana,
vadinin hemen öbür tarafına baktığımız zaman orada, Gara bloğunda asıl
yüklenmeleri var. Şimdi bu üç alana baktığımız zaman burada tabii Gara ve
ötesi ve Sincar alanı daha fazla unsurların yoğunlaştığı yer. Buralar geniş
alanların işgaline yol açan yerler. Buralarda ben çok uzak olmayan bir
zamanda da birtakım değişiklikler olabileceğini düşünüyorum açıkçası.
SUNUCU- Evet, bunun işaretini daha önceki bir söyleşinizde çok daha kapalı
ima etmiştiniz. Şimdi biraz daha açık söylüyorsunuz.
Şimdi Sayın Bakan, başka konulara geçeceğim. Ama bir şeyi daha bir kez daha
hatırlatmak istiyorum. Şu nedenle hatırlatmak istiyorum, bu gerçekten benim
biraz canımı sıktı, size yönelik haksız eleştiriler, bu “SDG” konusunda
falan… Aslında ben o konuda bir de yazı da yazmıştım. Sizin “SDG” konusunda
o zamanlar eleştirildiğiniz o sözlerin benzerlerini hem Cumhurbaşkanı
Erdoğan defalarca söyledi hem de Cumhur İttifakı ortağı MHP lideri Devlet
Bahçeli defalarca söyledi. Hatta zaman zaman sizden çok daha keskin bir
şekilde söylediler. Sizi eleştirdiler ve sizi hatta onlara şikâyet ederek
eleştirdiler. Böyle bir çarpıklık da vardı. Ona işaret etmeden
geçemeyeceğim. Bilmiyorum bir şey söylemek ister misiniz?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Ben şunu söylemek istiyorum: Şimdi ben bu
Hükümetin Cumhurbaşkanımız tarafından atanmış bir Dışişleri Bakanıyım. Belli
bir hiyerarşi içerisinde çalışıyorum. Bu kadar hayati konularda
Cumhurbaşkanımızın iradesi dışında bir çerçeve çizmemiz, bir görüş
oluşturmamız mümkün değil. Diğer taraftan bir siyasi hareket içerisinden
geliyoruz. Ait olduğumuz bir ittifak platformu var. Sayın Bahçeli'nin
durduğu yer belli. Suriye konusunda da gerçekten fevkalade isabetli, dengeli
yorumları oldu kendisinin. Olması gerekenler oydu, hem Kürtlerin hem bölge
halkının lehine. Bence kan dökülmeden bu aşamaya gelinmesi iyi. İnşallah
benim dileğim ve duam da odur ki bundan sonraki aşama da kan dökülmeden
medeni bir şekilde gerçekten diyalogla gider. Bakın, Türkiye bu türden
olumlu bütün yaklaşımların arkasındadır, arkasında olmaya devam edecektir.
Yeter ki küçük numaralar yapmasınlar, küçük iktidar alanları oluşturmak için
hamleler yapmasınlar, daha büyük resme baksınlar. Modern zamanlarda
geliştirilen birtakım araçlar var, imkânlar var, yöntemler var, onlara
baksınlar. Hala 50 yıl, 60 yıl önceki kır gerillacılığının oluşturduğu
zihinle iktidar alanı oluşturayım, bu benim alanım olsun, benim silahlı
unsurum olsun, buradan ben iktidar üreteyim... Buradan menfaat çıkmıyor
kardeşim, bunu gör artık.
SUNUCU- En çok da Kürt halkı için bir menfaat çıkmıyor.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Çıkmıyor yani, bunu gör artık.
SUNUCU- Peki, Sayın Bakan benim tam anlamlandıramadığım bir konu var. Bu
konudaki görüşünüzü de çok merak ediyorum. Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan
arasında enteresan bir iletişim biçimi var. Trump, sürekli Erdoğan'ı övüyor.
Sizce bu ilişkinin dinamiğinde ne var? Nedir bu övgülerin nedeni?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bence karşılıklı saygı var. Şöyle ifade
edeyim: Şimdi Sayın Trump, kendisi büyük bir mücadeleden geliyor. Birkaç
mücadelesi var. Bir iş adamı olarak ortaya koyduğu mücadele var, daha sonra
siyasetçi olarak ortaya koyduğu mücadele var. Dolayısıyla, kendisi için
birtakım kriterler geliştirmiş, benim kendi analizim. Uzun süreli
mücadeleyle başarı ve uzun erimli iktidar ortaya koyan insanların güçlü
olduğuna inanan bir duruşu var. Cumhurbaşkanımızın uzun yıllardır tekrar
tekrar seçilmesi, bu kadar sıkıntılı bir bölgede bir istikrar havzası
oluşturmaya liderlik etmesi...
SUNUCU- Ki Cumhurbaşkanının da bir sürü badirenin üstesinden gelmesi.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii tabii. Orada bir aynılık kuruyor.
Cumhurbaşkanımıza her türlü şey oldu, mahkemeler, darbeler, öldürme
tehditleri, yani uzun yıllardır birçok sıkıntıyı ve imtihanı kendisi taşıdı.
Şimdi, bununla ayakta kalan ve muzaffer olan siyasi liderlerin aslında
etrafta saygı uyandırması fevkalade normal. Özellikle, Batı dünyasında
biliyorsunuz liderler genelde çok uzun ömürlü olmuyorlar, gerçekten çok
çalkantılı bir siyasi ortam var. Sistem onların uzun süre orada kalmasına
izin vermiyor. Bu mücadeleden sonra ayakta kalan bir lidere duyulan bir
saygı.
SUNUCU- “Saygı duyuyor yani” diyorsunuz. Peki, muhalefetin de mesela son
zamanlarda geliştirdiği şöyle bir söylem var: Diyorlar ki, “Erdoğan, Trump'a
muhtaç. Kasım'da seçim var, Trump biraz o seçimde güç kaybederse göreceğiz
biz Erdoğan'ı”. Yani sanki Erdoğan, Trump sayesinde ayakta duruyormuş gibi
bir takdim tarzı var. Buna ne diyorsunuz?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Ben dehşetle irkiliyorum. Bir ülkenin
muhalefet partisi şudur: Yedek kulübesinde oturan yönetim takımı. Yani bu
takım giderse başka bir takım gelip bu ülkeyi yönetecek.
SUNUCU- Yedek kulübesinde oturan.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Evet. Şimdi Trump nerede bizimle şey
içerisinde? Gazze'deki ateşkes, Suriye'de olan gelişmeler, Ukrayna'da ortaya
konan duruş ve Türkiye'nin Trump politikalarıyla örtüşmesi ve iş birliği
yapması olabildiği kadar. Bu, Sayın Erdoğan'ın kişisel olarak lehine olan
bir şey mi? Bu milleti, bu devleti, bizim âli çıkarlarımızı ilgilendiren
stratejik konular. Şimdi bu stratejik konular... Ben şimdi demokraside…
Tabii modern demokrasinin ciddi bir kritiğinin yapılması gerekiyor, bunu
yapanlar var, ama yani bir erken deneme yapacak olursak bunlardan birisi de…
Şu kötü bir duygu; “Ben muhalefetteyim, iktidardaki adamın ülkemin aleyhine
de olsa başarısız olmasını görmeyi dilemek durumundayım”.
SUNUCU- Böyle zannediyorlar muhalefet olmayı.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi siyasi mücadele, muhalefette durmak sizi
bu noktaya getiriyorsa burada çok ciddi bir sıkıntı var. Dolayısıyla,
burada, Cumhurbaşkanımıza bu dış politikadaki genel uyum konuları, beraber
hareket etme, bundan dolayı bölgesel liderliğine gösterilen saygı ve oradan
bir uyum çıkmasının ülkemize kazandırdığı menfaat veya gelmesini önlediği
diğer sıkıntılar dışında ne katkısı var şahsi olarak Cumhurbaşkanımıza?
Cumhurbaşkanımızın bu türden şeylere ihtiyacı mı var bir de? Ortaya koyduğu
bütün liderlik bu devletin, bu milletin daha iyi bir noktaya gitmesi. Hatta
onun ötesinde bölgesel bir sorumluluk ve vicdan taşıyor kendisi. Şimdi,
Gazze'deki meselede bütün sıkıntılara rağmen hala bir şeyler olabilir diye
orada bir şey yapmaya çalışması, Suriye'de belli konuları uhulet ve
suhuletle götürme meselesi, Ukrayna meselesinde savaşın önlenmesi... Ben bu
konuların ne kadar büyük bir başarıyla götürüldüğü bir yerde bu türden bir
dili açıkçası uygun bulmuyorum.
SUNUCU- Yani “Trump-Erdoğan ilişkisinden doğan neticeye bakalım.” diyorsunuz
siz. Bir, iyi-kötü Gazze’de kan durdu. İşte, Suriye'de Türkiye'nin lehine
gelişmeler yaşandı…
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bölgenin lehine.
SUNUCU- “Bölgenin lehine hatta, hatta orada yaşayan Kürt halkının lehine. Bu
ilişkiden bu doğdu.” diyorsunuz. Türkiye'nin iç siyasetine, içerisine
yönelik bir şey doğmadı ki.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Kafkaslar’da barışa verilen destek,
Azerbaycan'la ilişkilerin normalleşmesi, yani bunlar bizim önem verdiğimiz
mücavir alanlardaki örtüşme. Bu devletin lehine olan konular.
SUNUCU- Milletin de.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Milletin de tabii.
SUNUCU- Peki, 19 Şubat var önümüzde şimdi. Orada bir Gazze Zirvesi
düzenlenecek, Amerika Birleşik Devletleri'nde. Buna bir liderler zirvesi
deniyor. Herkesin merak ettiği soru şu: Cumhurbaşkanı Erdoğan bu Liderler
Zirvesi'ne katılacak mı, yoksa sizi mi görevlendirecek, siz mi
katılacaksınız? Bu konuda bir karara varıldı mı?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bu konuda Cumhurbaşkanımız halihazırda bir
karar ifade etmediler. Kendisine hafta sonu bu konuda bir bilgilendirmede
bulundum. Şimdi biliyorsunuz, 19 Şubat Ramazan'ın ilk günü, İslam
dünyasından da davet edilen diğer liderler de var. Biz oradaki Dışişleri
Bakanı arkadaşlarla da konuşuyoruz. Belli ülkelerden katılmama durumu
olabilir, oradaki veriyi de topluyoruz. Cumhurbaşkanımıza tekrar konuyu arz
edeceğiz. Kendileri bir karar verecekler. Çünkü davetiye kendilerine,
kendisi bir karar verecek.
SUNUCU- O zaman Cumhurbaşkanının kararı bekleniyor bu konuda.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Evet.
SUNUCU- Avrupa Birliği ile ilgili son zamanlarda önemli gelişmeler
yaşanıyor, temaslar daha doğrusu diyelim. Genişlemeden Sorumlu Komiser Kos
geldi. Ne oluyor, yeni bir şey var mı?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Yeni bir şey şöyle: Burada ikimizin de şikayet
ettiği konu şu. Aslında merhale-merhale bakarsak, son birkaç yıldır ortaya
konan çalışmalarla AB-Türkiye ilişkileri daha kötüye gitmiyor. En azından
daha iyiye götürmenin yolları aranıyor. Daha iyiye götürmenin yolları
arasında bizim için şu anda öncelikli olan Gümrük Birliği, Vize Serbestisi
gibi konuların ilerletilmesi var. Tabii Avrupa Birliği için önemli olan,
Marta Kos'un bir diğer görevi de bağlantısallık projelerinden sorumlu
Komiser. Hem genişleme hem bağlantısallık. Bağlantısallık deyince, yani
Avrupa'nın kıta dışına çıkması deyince önemli aktörlerden birisi de Türkiye
ve bulunduğu coğrafya. Biliyorsunuz, bir doğu-batı aksı vardı kuzeyde, bu
Ukrayna Savaşı ile bu doğu-batı aksı ortadan kalktı. Yani hem batıdan doğuya
gidiş Rusya, Rusya topraklarından Asya'ya giren bir aks vardı, o ortadan
kalktı. Şimdi Türkiye'nin bulunduğu coğrafya, bağlantısallık açısından daha
da önemli hale geldi. Hem Orta Koridor’un olması, hem Avrupa Birliği
ülkelerinin Orta Asya'ya, ileri Asya’ya daha ciddi mal ve...
SUNUCU- Peki bakışları değişti mi bu durumda Avrupalıların?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Burada herkes kendi sorumluluk alanıyla ilgili
çalışıyor. Şimdi, burada bağlantısallıkla ilgili çalışırken diğer alanda
başka konularımız da var. Bizim belli konuları ilerletebilmemiz için diyelim
Gümrük Birliği güncellemesi meselesi. Burada içeride belli ülkelerin
rezervini kaldırması gerekiyor. Oy birliği ile bu türden konular.
SUNUCU- Şey de çok çaba sarf ediyor, Türk iş dünyası da bayağı atak
yapıyorlar, gazetelere ilan veriyorlar, toplantılara katılıyorlar Gümrük
Birliği için. Revize edilmesini istiyor iş dünyası.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Evet, çünkü ortada şu anda bizim Avrupa
Birliği ile, Ahmet Hakan Bey, 230 milyar Dolar civarında bir ticaretimiz var
ve bu da çok dengeli bir ticaret, her iki tarafın da lehine. Şimdi sağlıklı
bir güncelleme olursa bu iki misline çıkabilir. Bu Avrupa'nın da lehine,
Türkiye'nin de lehine. Özellikle pazar daralmalarının ve sınırlamalarının
yaşandığı bir iklimde bu her iki tarafın da lehine. Avrupa Birliği'ndeki
kahir ekseriyet bunun yapılmasından yana. Fakat, dediğim gibi, bu oy
birliğiyle alınan bir karar alanı. Başta Kıbrıs Rum kesimi olmak üzere
bunlar istemiyorlar ve engelliyorlar. Bunun aşılması konusunda ne türden
yöntemler Avrupalılar kendi içinde geliştirirler, onu göreceğiz.
SUNUCU- Çarşamba günü Miçotakis gelecek, belki bu konuyu konuşma fırsatı da
olur.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Olur. Cumhurbaşkanımız muhakkak bunu gündeme
getireceklerdir. Bakalım, diğer konular arasında.
SUNUCU- “Yunanistan'la sorunları çözebilecek nitelikte bir görüşme trafiği
Yunan Başbakanıyla, Miçotakis’le olur” diyor musunuz, yani olumlu mu
bakıyorsunuz, yoksa “Yine işte gelecek-gidecek” diye mi bakıyorsunuz?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi esas itibariyle ben her zaman gerçek
değerlendirmelerimi söylüyorum. Ben hem Başbakan Miçotakis’in hem Dışişleri
Bakanı Yorgo Gerapetritis’in bu sorunu çözecek niyet ve kapasiteye sahip
olduklarına açıkçası inanıyorum yani meseleyi daha da ileriye götürecek
ama...
SUNUCU- Kapasiteye sahipler diyorsunuz.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- O kapasiteye sahipler, niyete de sahipler. Ben
gerçekten o niyete ve kapasiteye sahip olduklarını düşünüyorum. Ama
içerideki siyasal ortamın...
SUNUCU- Dendias diye bir adam var mesela.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- O var, onun hitap ettiği kitle var, onun
dışındaki başka insanlar var. Yani bu siyasal ortam ve siyasal rekabet
maalesef Yunan siyasetinde bu türden stratejik sorunları çözmeye elverişli
bir ortam pek oluşturmuyor. Gelen liderler bu tarihi sorunu çözmekle siyasi
bedel ödemek arasında sürekli bir ikilem içerisindeler.
SUNUCU Ama liderlik de o bedeli ödeyeceksin, tavrını koyacaksın…
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Kesinlikle, onu gerektiriyor. Bizim de her
neslin yöneticileri olarak aslında ortaya koyacağımız daha yaratıcı, daha
pozitif, daha ilerletici çalışmalarla bir sonraki bu cevabı verecek olan
liderin işini biraz daha kolaylaşacak hale getirmek.
SUNUCU- Yaratıcı çözümler, hep oraya dayanıyor.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii tabii, bu konuda çok yaratıcı çözümler
biz sunduk onlara ve konuşuyoruz da gayriresmi toplantılarda. Bu aslında
niyet beyanını da ortaya koyan bir şey.
SUNUCU- Sayın Bakanım, şu Türklerin vize sorunu var Avrupa'yla. Şu Avrupalı
muhataplarınıza biraz sert çıksanız, bunu çözmeleri gerekiyor artık. Hiç
böyle ikili görüşmelerde “Çözün şunu” demiyor musunuz bunlara?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bu en çok konuştuğumuz konuların başında
geliyor. Bunun aslında kalıcı çözümü vize serbestisiyle ilgili sorunun
ortadan kalkması. Biliyorsunuz, AB'ye aday ülkelerle yürütülen süreçlerdeki
aşamalardan biri bu. Tam üye olmadan önce vize serbestisi sağlanıyor. Bizim
dışımızdaki üye ülkelere bu sağlandı. Bizde ise 2019'da dondurulan süreçten
sonra, bu aşılamayan bir husus oldu. Şimdi biz birkaç tane husus yaptık.
Birincisi, bunu tekrar tartışmanın gündemine aldık.
SUNUCU- Şu anda gündemde yani?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Gündemde. İkincisi, Avrupalılar buradaki
sorunu anladılar. İki tane sorun var: Birincisi vize serbestisine gelmeden
önce vize ile ilgili COVİD’den sonraki kapasitenin yeniden güncellenmesi ve
eski haline getirilmesi meselesi. Bununla ilgili eksikliklerinin farkına
vardılar ve bunu kapatmaya yönelik gidiyorlar. Sürelerin kısaltılması.
İkincisi, idari işlemlerle ilgili bir ara karar aldılar, bu da daha önce
çoklu vize almış olan vatandaşlarımıza vize vermekte tekrar kolaylık
getirdiler. Bir önceki uygulama bunu sürekli baştan yapma şeklindeydi.
Buralarda aslında bir şey var. Bizim şeyimiz… Çok şükür müteşebbis sayısı
artıyor, seyahat eden turist sayısı artıyor, orta sınıf yükselmiş durumda,
seyahat etmek istiyor, eğitim almak istiyor, sanat yapmak istiyor ve sürekli
Avrupa’yla çok yoğun bir etkileşim var. Avrupa, vize talepleri gerçekten
Türkiye'den çok artmış durumda Avrupa'ya. Ama Avrupa'nın şöyle bir problemi
var: Türkiye dışındaki diğer ülkelere de vize uyguladığı ülkelere de aynı
yaklaşımı geliştiriyor. Vize politikalarında Avrupa'da çok ciddi bir sıkıntı
var. Çünkü merkez sağ ve sol hükümetleri göçmen sorunundan dolayı politik
zemini aşırı sağa kaybetmiş durumdalar.
SUNUCU- Onu kurtarmak için de bu konuda zapturapt.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- İnanılmaz, inanılmaz bir fren ortaya
koyuyorlar.
SUNUCU- Ama Türkiye'ye bir ayrıcalık tanınmasını sağlamak mümkün mü?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- İşte onu aday ülke statüsünden hareketle
pozisyonumuzu ilerletip içerideki bize olan bir iki muhalefet, başta Kıbrıs
Rum kesimi olmak üzere, belki daha dediğim gibi farklı çözümlerle bu işleri…
SUNUCU- Son soru, bitiriyoruz. Şimdi siz çok etkin bir dış politika
izliyorsunuz. Belki bunun reklamını çok yapmıyorsunuz, ama gözlemliyoruz.
“Nasıl gözlemliyorsun?” diye soracak olursanız, sizi gözlemlediğimi
söylemeyeceğim, sonuçları gözlemliyorum. Yani elde edilen sonuçlar. Şimdi
Rusya-Ukrayna Savaşı, iki tarafla da görüşüyor olmak. Belki Cumhurbaşkanı
Erdoğan'ın çizdiği çerçeve açısından da bu politikaların yürütülmesi mümkün
olabiliyor. İşte Gazze'de iyi-kötü bir noktaya gelinmesi, Suriye'nin durumu,
Azerbaycan-Ermenistan meselesinin çözülmesi, bunlar hep tarihsel sorunlar.
Çok sanki kolayca çözülmüş gibi düşünülüyor, ama bunların bizde yarattığı
bir sürü travmalar da var. Şimdi burada bizim savunma sanayimiz de güçlü,
güçleniyor. Sürekli konuşuyoruz savunma sanayisinde elde edilen başarılar
falan. Bunun bir etkisi var mıdır? Sizi rahatlatan bir etkisi var mı? Siz
dış politikayı oluştururken buna yaslanıyor musunuz?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii ki. Bizim dış politika etkinliğimizi
artırmada… Dış güvenlik ve dış politika, bunlar bizim ana sorumluluk
alanımız.
SUNUCU- Ayrılmaz parçası.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii, yani Dışişleri Bakanlığı bizim milli
güvenlik sistemimizin bir parçası. Şimdi burada dış güvenlik, dış politika
sorumluluğu taşırken bizim savunma sanayiinde geliştirdiğimiz yeteneklerin
kullanılması birkaç yerde bize ciddi alan sağlıyor. Birincisi, klasik işte
terörle mücadele gibi problemli alanlarda, sınır ötesindeki sorunlarımızda
inanılmaz derecede bize oyun değiştirici bir çarpan etkisi getiriyor. Bir de
biz mevcut harekatlarda, sıcak operasyonlarda geliştirdiğimiz bütün
yetenekleri, silahları, mühimmatları, SİHA'ları, İHA'ları hep kullandığımız
için sisteme yaptığımız geri beslemeler var. Milli İstihbarat
Teşkilatı’ndayken de uzun yıllar, 13 yıl boyunca…
SUNUCU- Sisteme yaptığımız geri besleme ne demek?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şu demek: SİHA aldınız, uçuruyorsunuz,
operasyonda kullanıyorsunuz, onunla diyelim ROKETSAN’ın ürettiği mühimmatı
atıyorsunuz, TB2’den veya Akıncı’dan veya Aksungur’dan veya Anka’dan. Bu
gelen mühimmatı atıyorsunuz, mühimmata ilişkin geri besleme yapıyorsunuz,
uçaklara ilişkin geri besleme yapıyorsunuz ve uçak harp şartlarında bütün
sistemler kendilerini güncelliyor ve ürün mükemmelleştirmesi dediğimiz bir
ana ulaşıyorsunuz. Başkası sizin ürününüzü aldığı zaman aslında en az bin
operasyonda denenmiş, mühimmat atma, mühimmatı attığı hedefi vuran uçağın
hiçbir sistem sıkıntısı olmadan şey yapan, “Payload”uyla uçak arasında
hiçbir sorunu olmayan, ara yüzleri tamamıyla iyi yazılmış, donanımı,
yazılımı iyi bir sistem ortaya çıkıyor. Aynı şekilde, bu diğer ateş destek
unsurları için de, başta topçu üniteleri, tank üniteleri olmak üzere,
elektronik harp üniteleri…
SUNUCU- Siz yani biraz da MİT'te bunu yaşadınız değil mi?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii tabii.
SUNUCU- Bizzat yaşadınız.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bizzat yaşadık. Bundan daha büyük aslında,
biz, ben gerçekten bir sorumluluk içerisinde, memnuniyet içerisinde
yapıyordum. Bazen hatta, ben hiç unutmam şimdiki Savunma Sanayii Başkanımız
o zaman ASELSAN’ın başındaydı.
SUNUCU- Haluk Bey.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Evet. Şeye getirirdik, MİT'teki operasyon
odasına. Hangi mühimmat nasıl gitti, ne oldu, işte şu operasyonda şöyle
oldu, böyle oldu yerinde incelerdik. O zaman savunma sanayiine yeni
geçmişti, arkadaşlarıyla beraber gelirdi. ROKETSAN’dan, ASELSAN’dan
arkadaşlar gelirler, Genel Müdürler operasyon odasında bizzat görürlerdi.
SUNUCU- MİT'te.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- MİT'te. İşte şu hedefe, şu operasyonu yaparken
şöyle bir şeyimiz var. Ürün oradan alınır. Arkadaşlar gerçekten o noktada
çok şeyler…
SUNUCU- Terörle mücadelede de büyük başarı elde edilmesinde bunun payı
büyük.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii. Yani bu aradaki diyalog, iş birliği ve
görev ruhu, bütün arkadaşlar en az benim kadar başka yerlerde de olsa,
sivilde, fabrikada da olsa, BAYKAR'dadır, TUSAŞ'tadır, HAVELSAN'dadır veya
üniformalıdır, istihbaratçı gibi üniformasızdır, yani herkesin aynı ruhla,
aynı istikamete gitmesi önemli.
Şimdi savunma sanayiini… Biz Bakanlık içerisinde yeni bir birim kurduk.
SUNUCU- Dışişleri Bakanlığı’nda mı?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Dışişleri Bakanlığı'nda. İkili savunma iş
birliğinden sorumlu bir Genel Müdür Yardımcılığı. Önceden biz sadece
uluslararası güvenliğe bakıyorduk. Şimdi başka ülkelerle olan savunma
sanayii iş birliğimiz, askeri iş birliğimiz artık dış politikamızın önemli
bir alanı oldu.
SUNUCU- Siz iş birliği yapan bir birim mi oluşturdunuz başka ülkelerle?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii bu iş birliğinin ülkelerle dış
politikasını takip eden. Bunu pratikte yapan Silahlı Kuvvetler. Ama bizim
artık bu dış politikada bir parça. Biz teknolojiyle ilgili oluşturduk,
burayla ilgili oluşturduk, finansla ilgili oluşturduk. Bunlar artık modern
diplomaside olmazsa olmaz alanlar. Enerjiyle ilgili var zaten, insan hakları
ile ilgili var. Bağlantısallıkla ilgili şimdi kuruyoruz bugünlerde yeni
müstakil birimler.
Şimdi savunma sanayiinde Afrika'dan birçok ülke sizden savunma sanayii ürünü
almak istiyor, savunma iş birliği yapmak istiyor, askeri tatbikat yapmak
istiyor ve terörle mücadelede yanında olmanızı istiyor. Giderek bu küme
artıyor.
SUNUCU- O da diplomasinin konusu değil mi?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii.
SUNUCU- Afrika'daki adam, ülke sizinle temas kurarak…
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şöyle. Askeri unsurlarımız fiiliyatla harekete
geçmeden önce siyasi görüş alıyorlar. Yani “Biz burada böyle bir hareketi
yapmalı mıyız, yapmamalı mıyız?”. Şimdi biz bu verileri toplayıp bakıyoruz
genel büyük siyasi rejim içerisinde. Çünkü Dışişleri Bakanlığı,
Cumhurbaşkanının siyasi vizyonunu hayata geçirmek ve koordine etmekten
sorumlu kanunen bir makam. Şimdi bizim dış politika alanlarımız var, enerji
var, savunma var, istihbarat var, finans var, ticaret var, sanat var, eğitim
var. Bütün bunlar bütüncül bir resim içerisinde Cumhurbaşkanı'nın koyduğu
dış politik resimde nereye oturuyor, nereye oturmalı, hangisi ne zaman öne
gidip, kim nerede kalmalı, bunun envanterini tutan, planlamasını yapan
Dışişleri Bakanlığı. Biz de burada açıkçası şunu görüyoruz artan bir
şekilde: Artık savunma sanayii ve savunma iş birliği bizim vazgeçilmez bir
dış politika alanımız, tıpkı ticaret gibi.
SUNUCU- Sadece alanınız mı, “asset”iniz de mi?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Çok büyük “asset”, çok büyük “asset”. Bu bizde
çok ciddi alan ilerleten bir yer. Siz bir ülkeye gittiğiniz zaman sadece
oradan pazar talep etmiyorsunuz. Adam diyor ki “Benim burada teröristim var,
baş edemediğim organize suç örgütleri var”. Bakın Ahmet Hakan Bey…
SUNUCU- “Bana savunma sanayinizin ürünlerinden verin, satın” mı diyor?
Mesela “Benim burada terörist…”
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii.
SUNUCU- Bunu diyor değil mi?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Sizin verdiğiniz altı SİHA’yla milli güvenlik
mimarisi değişen ülkeler var Afrika'da. Biz bunu kendimiz yaşadık. Diyelim
SİHA'lar çok daha erken gelselerdi, biz görüntü istihbaratına ve havadan
müdahale imkanlarına daha erkenden sahip olsaydık, daha erken bu terör
illetinden kurtulma imkanımız olacaktı. Çünkü bunu bilen ülkeler
vermiyorlar, müttefikiniz de olsa. Amerika vermedi bunu bize. İsrail
satmıştı uzun yıllar önce, bir müddet kullanıldı sonra şey olmadı. Ta ki
BAYKAR TB2'leri sisteme sokana kadar böyle bir yeteneğimiz bizim olmadı.
SUNUCU- Bu arada Özdemir Bayraktar'ın vefat yıl dönümüydü, BAYKAR’ın
kurucusu.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Allah rahmet eylesin.
SUNUCU- Allah rahmet eylesin. Çok da güzel bir belgesel hazırlamışlar, “Bu
dünyadan bir akıncı geçti”. Gördünüz mü başlığını? Çok güzel başlık değil
mi? Ya da “gökyüzünden bir akıncı geçti”. Hangisiydi bilmiyorum.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Kendisi bir serdengeçtiydi Allah rahmet
eylesin. Çok büyük bir heyecanla ve tutkuyla, bunu ibadet ruhuyla yapan
birisiydi.
SUNUCU- Ben 30 yıl öncesinden tanırım. Siz de mutlaka çok önceden
tanışıyorsunuzdur. Buradan ona rahmet dileyerek bitirelim mi?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Allah rahmet eylesin.
SUNUCU- Çok teşekkürler.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Ben teşekkür ederim.
SUNUCU- Kırmadınız, geldiniz ve sorularımızı cevapladınız. Sağ olun.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Sağ olun, teşekkür ederim.
* Interpress deşifresidir.