Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Anadolu Ajansı Editör Masası'na Verdiği Mülakat, 13 Nisan 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın A Haber'e Verdiği Mülakat, 27 Mart 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TRT Haber’e Verdiği Mülakat, 3 Mart 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın CNN Türk'e Verdiği Mülakat, 9 Şubat 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın Al Jazeera English'e Verdiği Mülakat, 29 Ocak 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın NTV'ye Verdiği Mülakat, 23 Ocak 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TRT Haber’e Verdiği Mülakat, 9 Ocak 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TRT World’e Verdiği Mülakat, 18 Aralık 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın TVNET'e Verdiği Mülakat, 13 Aralık 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Al Jazeera Arabic’e Verdiği Mülakat, 11 Aralık 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın A Haber'e Verdiği Mülakat, 15 Kasım 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın Ülke TV'ye Verdiği Mülakat, 18 Ekim 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın TRT Haber'e Verdiği Mülakat, 4 Ekim 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın MBC Masr'a Verdiği Mülakat, 18 Eylül 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın TGRT Haber’e Verdiği Mülakat, 28 Ağustos 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın NTV’ye Verdiği Mülakat, 25 Temmuz 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın A Haber'e Verdiği Mülakat, 27 Haziran 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TRT Haber'e Verdiği Mülakat, 3 Haziran 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın 24 TV'ye Verdiği Mülakat, 9 Mayıs 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın CNN Türk'e Verdiği Mülakat, 9 Nisan 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın UTV'ye Verdiği Mülakat, 7 Nisan 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Reuters’a Verdiği Mülakat, 4 Nisan 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TV100'e Verdiği Mülakat, 14 Mart 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Al Jazeera Arabic’e Verdiği Mülakat, 26 Şubat 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Bloomberg TV’ye Verdiği Mülakat, 21 Şubat 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TRT World’e Verdiği Mülakat, 16 Şubat 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Palestine TV'ye Verdiği Mülakat, 8 Şubat 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Anadolu Ajansı Editör Masası'na Verdiği Mülakat, 5 Şubat 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Al Şark TV’ye Verdiği Mülakat, 27 Ocak 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın CNN Türk'e Verdiği Mülakat, 7 Ocak 2025
Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın 24 TV'ye Verdiği Mülakat, 9 Mayıs 2025

SUNUCU- 24 ekranlarından ve 24 Radyodan hepinize iyi akşamlar diliyorum.

Kıymetli izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz, bugün tabii çok ilginç bir gündemle karşınızda olacağız, çünkü akşam saatlerinde malumunuz terör örgütü PKK’nın kongresini topladığı bilgisi geldi, son dakika olarak düştü ve başta bu konu olmak üzere Türkiye’yi ilgilendiren hem iç hem dış çok önemli meseleleri konuşmak üzere sağ olsunlar Sayın Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan yayın davetimizi kırmadı ve bugün İstanbul stüdyolarımızda yayın konuğumuz.

Sayın Fidan, Sayın Dışişleri Bakanı, hoş geldiniz efendim.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Teşekkür ederim, sağ olun.

SUNUCU- Şimdi hemen konuya girmek istiyorum, Türkiye adına önemli bir gün bugün, Sayın Cumhurbaşkanı da daha önce ifade etmişti, terör örgütünün kongre toplamasının, fesihle ilgili bir adımı açıklaması yönünde olacağını. Siz senelerce bu terör örgütüyle mücadele eden güvenlik bürokrasisinde en üst makamları doldurdunuz, bunlarla ilgili çalıştınız. Henüz resmi bir açıklama olmadı; yani toplandık, bu konuyla ilgili değerlendirmeleri yapıyoruz, açıklama yapacağız şeklinde bir duyuru oldu, DEM de bunun üzerine sekiz maddelik bir açıklama yaptı. Bu hamleyle PKK’nın, terörün sonuna geldik diyebilir miyiz? Kıyas yapmak gerekirse, bir öncekinden farkı ne?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Teşekkür ederim öncelikle misafir ettiğiniz için.

Sizler aracılığıyla ekranları başında bizleri izleyen kıymetli vatandaşlarımıza da en kalbi sevgilerimi, saygılarımı buradan iletmek istiyorum.

Tabii gündeme getirdiğiniz konu fevkalade önemli. Türkiye’nin terörle mücadele tarihi ortada ve özellikle Cumhurbaşkanımızın Başbakan olduğu yıllardan itibaren AK Parti hükümetlerinin arka arkaya hem demokrasiyi ilerletme hem ülkenin güvenliğini daha iyi noktaya getirme ve bunu yaparken de milli ideolojileri, milli teknolojileri ve milli karar alma mekanizmalarını kullanarak bu işi bir yere getirmeyle ilgili ciddi bir irade savaşı oldu.

Şimdi geldiğimiz noktada tabi bugün itibarıyla bakacak olursak, örgüt Sayın Bahçeli’nin tarihi çağrısıyla, Cumhurbaşkanımızın da o sarsılmaz büyük kuşatıcı iradesiyle ortaya koyduğu sürece bir cevap vermeyle ilgili bir kongre hazırlık süreci geçirdi, bu son 1-2 haftadır devam eden bir süreçti. Çeşitli formlarda toplanıp artık genel kongrenin kararını oluşturmaya çalışıyorlar anladığımız kadarıyla. Bugün haberlere bunların ilan edileceği bilgisi geçildi, ama bir müddet daha anlaşılan bunu beklemek durumunda olacağız, örgütün bu tarihi çağrıya cevabını duymak için.

SUNUCU- İyi bir şey mi, kötü bir şey mi bu? Yani anlamak için soruyorum.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şöyle: Burada herkes iyi ve iyimser olmak istiyor gerçekten Türkiye’de geldiğimiz noktada. Aslında insanların tarihi zaten sosyal kaynaşması, milli birlik, bütünlük, kardeşlik, demokrasimizin geldiği nokta, insanların siyaset yoluyla gündemlerini ilerletebilmeleri, istedikleri imkana sahip olmaları, hiçbir ayrımcılığın olmaması meselesi Türkiye’de aslında terörün zeminini çoktan ortadan kaldırmış durumda. Fakat yanı başımızdaki komşularda, hani basınç alanları farklılığı olur fizikte, demokrasi eksikliğinin veya istikrar eksikliğinin olduğu ülkelerde hala örgüt kendine yer bulabiliyor. Örgüt bu ikilemi yaşıyor, Türkiye’deki şartlarla diğer ülkelerdeki varlığı farklı formlarda, dolayısıyla artık bu ikili hayata bir son verilmesi gerekiyor. Bu noktada tabii ki beklentimiz olumlu bir cevap çıkması yönünde. Ama daha önceki beyanlarımda da ifade ettim, biz bütün hazırlıklarımızı, gerek demokrasi yürüyüşümüzü gerek ülkemizin bağımsızlık ve milli birlik, bütünlük mücadelesini kendi imkanlarımızı ve mücadelemizi göz önüne alarak hep yapıyoruz. Ama buradan olumlu bir cevap çıkması bizim için tabii ki fevkalade önemli bir husus olur.

Özellikle geçtiğimiz dönemle kıyasladığımız zaman, tabii ki geçtiğimiz sefer bu yapılırken arazideki dinamik şartlar daha farklıydı. Yani Türkiye’nin terörle mücadelesindeki sahip olduğu imkan ve kabiliyetler, teknoloji, istihbarat ve operasyon kabiliyetleri daha sınırlıydı. Süreç içerisinde bunun ileri gitmesi fevkalade önemli oldu. Süreç içerisinde tabii ki özellikle Türkiye’nin her tarafına götürülen, altyapı-üstyapı yatırımları ve hiçbir ayrımcılığın olmaması, ülkedeki ekonomik refahı herkesin paylaşıyor olması, demokrasinin aksaksız, kesintisiz işliyor olması… Aslında bugün geldiğimiz noktada hem demokratik duruşumuz hem güvenlikle ilgili kat ettiğimiz mesafe bizi çok daha avantajlı duruma getirmiş durumda. Bu aslında örgütün bu noktada alacağı kararla ilgili işini de kolaylaştıran bir nokta. Örgüt lideri de, Öcalan da adadan yaptığı çağrıyla esas itibarıyla bütün bu şartları göz önüne alarak bu çağrıyı yaptı. Kongrenin toplanması ve örgütün kendini feshetmesi, silahları bırakması ve illegaliteye son vererek legal zeminde hayat bulması konusunda bir çağrı var. Silahların olmayacağı, illegalitenin son bulacağı ve legal imkanlarla insanların medeni bir şekilde kendi siyasetini ilerleteceği bir zeminin inşası için herkesin çalışması gerekiyor.

SUNUCU- İllegalitenin son bulması ne demek?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- İllegalitenin son bulması şu demek: Şimdi silahların bırakılması tek başına yetmiyor, insanlar silah bıraktıktan sonra artık zaten modern zamanlarda 300’er, 400’er kişilik silahlı unsurlarla dolaşamıyorlar. Yani bu kadar hava üstünlüğünün olduğu bir yerde örgütler zaten imkanlarını ve kabiliyetlerini, örgütlenmelerini şehirlere kaydırıyorlar. Oradaki illegal örgütlenmeler, milis örgütlenmeleri, gerektiği zaman silah kullanacak unsurların hazır tutulması meselesi gibi illegal yapıların, istihbari yapılarının ortadan kaldırılması gerekiyor. Demokratik, şeffaf, herkesin görebileceği, hesap verilebilir bir örgütlenme modelinden, ki nasıl bütün siyasi partilere, derneklere, vakıflara, sivil toplum kuruluşlarına Türkiye’de bu imkan tanınıyor, ondan istifadeyle gündem ilerletilmesi, onun dışındaki illegal faaliyetlerin…

SUNUCU- Sınırlandırılması.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii.

SUNUCU- Zaten hani DEM Parti adı üzerinde, DEM Parti de zaten bu hakların tamamına sahipler ve yapabiliyorlar zaten, geri kalan başka bir şey yapmanın, illegaliteye dönmenin bir anlamı olmadığını söylüyorsunuz.

Ben temkinli iyimser olarak algılıyorum bu süreci, en azından karşı tarafın nasıl bir cevap vereceği ya da o kongreden nasıl bir sonuç çıkaracağını açıklayana kadar temkinli olmakta fayda var, ama iyimseriz gibi algılıyorum.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bu, örgüt için kolay bir karar değil, kendi içerisinde de çok fraksiyonların olduğu bir husus. Ama örgüt liderlerinin bu konuda ortaya koyduğu açık tavrın bir cevap bulması beklentisi var. Burada dediğim gibi biz de olumlu bir beklenti içindeyiz, ama olmaması demek de hayatın sonu değil. Zaten olumlu olmayan bir duruma göre biz mücadele içerisindeyiz, toplumsal birliğimiz, demokrasimiz, mücadelemiz, her şeyimiz. Ama bu olursa gerçekten masum insanların, masum gençlerin dağa çıkması, kanın akması, toplumsal birliğin sürekli bir tehdit altında olması, birtakım daha ileri bölgesel düzenin kurulması… Bu Irak’a da etki edecek, Suriye’ye de etki edecek, yani oralarda yapılması beklenen aynı Türkiye’de olduğu gibi, çok ileri yatırımlar var, Kalkınma Yolu bir taraftan, şimdi Suriye’de yeni bir düzen kuruluyor, oradaki durum… Artık silahlı mücadelenin olmadığı, herkesin birbirine saygı duyduğu ve refahı paylaştığı, özgürlüğü paylaştığı bir bölgeyi inşa etmemiz gerekiyor.

SUNUCU- Şimdi bu terör örgütünün mevcudiyeti, bu terör örgütü üzerinden belli başlı hedef gözeten ülkeler açısından da kullanışlı bir aparat gibi gözüküyordu ve yıllarca bunu kullandılar. Ben ülke ismi vererek soracağım, mesela Rusya, Fransa, Almanya, İngiltere PKK terör örgütüne hem geçmişte, hem de süreçte ciddi destek verdiler, bunları hiç de öyle gizli kapaklı falan da yapmadılar, medyaya yansıyan bir sürü hamlelerini de gördük, okuduk. Şimdi açık bir yara olduğunu düşünürsek, bu ülkelerin süreci zehirlemesi ya da bu yaranın iyileşmesini engelleyecek hamleleri de beklemek lazım mı süreç içerisinde?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Ben Dışişleri Bakanı olarak sizin kadar rahat konuşma durumunda değilim, ülkelerin isimlerini zikretmeden müsaadenizle konuşayım, yeri geldiği zaman ülke ismi de zikrediyoruz, çekindiğimiz bir konu değil.

Şunu söylemek lazım: Örgütün süreç içerisinde bir vekil unsur olarak, yabancıların tabiriyle “proxy” olarak kullanıldığı, hizmet verdiği, ayakta kalmak için ülkeler arasında asli amacının dışında başka ülkelere hizmet sunduğu ortada, bu bin defa dokümante edilmiş, ispatlanmış bir konu. Ben örgütteki insanların da artık bundan çok fazla memnun olduğunu düşünmüyorum, yani varlıklarını başka ülkelere hizmet sunarak devam ettirme ne kadar onurlu bir duruş, o da tartışılabilir bir konu. Dolayısıyla var olan yeni şartlara göre bir durumu meydana getirecek bir karar alma süreci içinde olmaları gerekiyor.

Şimdi diğer ülkelerin durumu ne olur? Tabi ki PKK’nın mevcut haliyle Türkiye’ye tırnak içinde “kan kaybettirecek” bir durumda olması, Türkiye’yle bölgesel yarış içerisinde olan belli ülkelerin, sadece bulunduğumuz bölgede değil, Türkiye’yi kendisine başka bölgede rakip gören ama buradaki “kan kaybının” Türkiye’yi orada yavaşlattığını düşünen ülkeler de var. Yani Afrika’da size kendisini rakip görür, Balkanlar’da rakip görür, Karadeniz’de görür, Kafkaslar’da görür, Asya’da görür, görür de görür. Türkiye gibi potansiyeli çok yüksek ve bunu gün geçtikçe güçlü bir liderlikle, Cumhurbaşkanımızın liderliğiyle hayata geçiren, kendi potansiyelini hayata geçiren, realize eden bir ülkenin “kan kaybı” birçok ülkenin işine gelir. Bunlar tabi ki belli bir beklenti içinde olabilirler, tavır içerisinde olabilirler, ama dediğim gibi biz bunların üstesinden geliriz ve bunların da artık çok fazla saklanabileceğini düşünmüyorum. Biz çok şükür istihbaratımızın geldiği noktada, güvenliğimizin geldiği noktada, çevrilen oyunları misliyle görüyoruz. Sadece oyunun kendisi değil, oyunun arkasında ne var, niye var, bunlar gördüğümüz konular. Burada bizim bir sıkıntımız yok, tavır koymada da bir sıkıntımız yok, çok netiz. Biz kimseye oyun kurmadığımız için bize kurulan oyunlara tepki göstermede aldığımız bir meşruiyet var, zaten çok şükür cesaretimiz yerinde, haklı olduğumuz hiçbir davadan geri adım atma gibi bir şeyimiz yok.

SUNUCU- Bizim açımızdan o zaman bu kongre kararı almaları, kongre kararının neticesinde kendi içlerinde uyuşup bir karar çıkartmaları, karar açıklamaları bizim halihazırdaki duruşumuzdan, yapmış olduğumuz terörle mücadele ve diğer konularda, demokrasiyle ilgili müzakerelerden vazgeçtiğimiz anlamına gelmiyor, bizim terörle mücadelemiz her anlamda devam ediyor, yeter ki onlar kendilerine uzatılan zeytin dalını kabul edip fesih kararını açıklasınlar; bu bir.

Yabancı ülkelerle ilgili olarak da ifade ettiğiniz gibi, nihayetinde Türkiye’nin kaybetmesini isteyen belli bazı ülkelerin olduğunu ifade ettiniz, sizin ifadenizle bazı küçük ülkeler bunları düşünüyor olabilirler.

Şimdi bunun neticesinde ne çıkacağına bakacağız, nasıl bir karar çıkacağına bakacağız. Ama Suriye tarafına da biraz gitmekte fayda var, çünkü orada da YPG diye bir başka oluşum var. Hatta bir taraftan fesih kararını almasını beklediğimiz PKK ile gelecek durumu konuşurken, öbür tarafta federatif bir yapıda ısrar eden bir YPG diye oluşum var. Şimdi bu nasıl oluyor? Nasıl bunun üstesinden gelinecek? Çünkü kabul ettiler Şara ile görüşmede, imzaladılar, imza altına aldılar, ama şu anda bir federatif oluşumla direnmeye çalışıyorlar ya da bunu kabul ettirmeye çalışıyorlar. Bu Suriye’nin üniter yapısına bir zarar verir mi, ne kadar direnebilirler, bu direncin arkasında yine yabancı ülkeler mi var?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi Suriye’yle ilgili temel kararların Suriyeliler tarafından alınması prensibiyle biz hareket ediyoruz, bu önemli bir konu. Bizim için önemli olan başından beri Türkiye’yi de tesiri altına alan silahlı terör unsurlarının bölgede olmaması. Şimdi PKK’nın kendisini lağvetme ve silahları bırakma kararı alması durumunda bunun Suriye ve Irak’taki ayaklarına nasıl yansıyacağı meselesini zaman içerisinde hep beraber göreceğiz. Ben şu anda birtakım ileri yorumlar ve okumalar yapıp var olan birtakım potansiyel konuların da aslında önüne geçmek de istemiyorum. Ama bütün bunların hepsini görüyoruz, tartışıyoruz, çok fazla alternatif senaryomuz var, çok fazla bir araya geliyoruz; İstihbarat, Dışişleri, İçişleri, Savunma, Cumhurbaşkanımıza bu konuları çok arz ediyoruz. Bu konuda bütün alternatiflere hazırız, ama dediğim gibi siyasi iradenin şu anda aslında beklentisi terörle mücadelenin de ötesinde biraz artık. Türkiye’nin kendi tarihsel, mümtaz, toplumsal dokusunu artık biraz da siyaset dilinde de neşvünema bulması. Artık toplumsal bütünlüğün siyasete yansımış olması fevkalade önemli olur, onun için bu işin sembolizmi de açıkçası önemli diye düşünüyorum. Pratikte biz zaten ortaya koymamız gereken hem terörle güvenlik mücadelesini, hem de demokrasi ev ödevlerinin çoğunu yaptık. Bundan sonrası dediğim gibi bir sembolizmle artık insanların daha iyi bir Türkiye için beraber çalışabilecekleri bir ortamı oluşturmak. Ama Suriye ve Irak’ta ciddi bir kaygan zemin var. Şimdi buradaki kaygan zeminin genel itibariyle daha iyileştirilmesi için Türkiye gerçekten çok yapıcı bir dış politika izlemekte, çok bütüncül yaklaşıyoruz. Biz sadece kendimize ait hususları göz önüne almıyoruz, biz hep şunun farkında olduk hükümet olarak baştan beri: Ülkenin tamamıyla ilgili bir yapıcı zihniniz yoksa, kuşatıcı zihniniz yoksa, oradaki herhangi bir parça sorunu çözmeyle uğraşmanız size bir şey getirmiyor, 30 sene de uğraşsanız bir şey yapamazsınız. Ülkenin tamamına yönelik bir vizyonunuzun ve kapsayıcı idrakinizin olması gerekiyor. Bu Irak olur, Suriye olur, başka bir problemli ülke olur. Ama şu anda dün Irak Başbakanı da Türkiye’deydi, gördünüz yani gerçekten Irak her geçen gün daha çok istikrara giden, daha çok toplumsal hizmetlere odaklanan bir noktaya gidiyor, biz de bunu teşvik ediyoruz. Irak, Suriye, Türkiye’nin belli bölgeleri, bölgesel çatışmaların, silahlı çatışmaların yer aldığı bir yer değil, aynı dünyanın diğer taraflarında olduğu gibi, Batıda olduğu gibi… Çünkü imkanımız var, kaynaklarımız var, üstün bir medeniyetimiz var. Neden biz herkesi tatmin eden siyasal sistem ve barış ortamı kurmayalım?

SUNUCU- Tamam, ama şöyle bir şey yok mu Sayın Bakanım: Şimdi Sudani, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından kabul edildi ki, Irak PKK denilen terör örgütünü yasaklı örgüt ilan etmişti, ki bu da Irak açısından baktığınızda muazzam bir hamleydi. Elbette Türkiye’nin başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere sizin, diğer güvenlik bürokrasisinin büyük önemli adımları oldu, ama şimdi hep bizim ilgileniyor olmamız da biraz şey değil mi? Mesela, Irak bu hususta biraz daha zorlanamaz mı, sadece yasaklı listesine almanın ötesinde daha cesaretlendirecek, adım atacakları bir hale getirmek mümkün olamaz mı? Suriye’yi katmalı mıyız katmamalı mıyız emin değilim, çünkü orada daha yeni bir yapılanma var, belki şu anda bunlarla bu anlamda mücadele edebilme ihtimalleri Irak’a göre zayıf olabilir. Ama Irak’ın biraz daha zorlayarak mesela meselenin içerisine girmesi, onların da çözümün parçasının büyük bir bölümünü halletmesi gerekmez mi ya da bunu yapmıyorlar mı?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şöyle: Son 3,5 senedir bu konuyla ilgili gittikçe daha kurumsallaşan bir mekanizma var. Yani önce istihbarat paylaşımıyla başlayan daha sonra siyasal dil retorik birlikteliğine, amaç birlikteliğine evrilen ve giderek daha çok güvenlik iş birliği anlaşmasıyla beraber daha çok operasyon zemini kurmaya çalıştığımız bir durum var. Bizim onlara söylediğimiz şu: PKK an itibariyle Türkiye’de bir metrekare yer bile çok şükür işgal eder durumda değil, ama Irak’ta Sincar da dahil birçok yeri işgal eder durumda, Suriye de hakeza öyle. Dolayısıyla, mesele esas itibariyle benim meselem olmaktan çıkmış, Irak’ın ve Suriye’nin meselesi olmuş. Yani bana diye başlatılmış, ama başka yere etki yapmaya başlamış. Şimdi bir defa bunu çok net bir şekilde onlara hatırlatmak gerekiyor, şimdi genelde Arap dünyasında şöyle bir görüş serdedilir: İşte PKK sadece Türkiye’nin sorunu, Araplar niye bu sorunun parçası olsunlar diye. Şimdi ben onlara diyorum ki işgal edilen topraklar Arap toprakları, yani benimle bir alakası yok, sizin sorununuz. Dolayısıyla siz burada adım atmak zorundasınız. Ben onların o bilinç noktasına, o kararlılık noktasına geldiklerini görüyorum, ama şöyle de bir realite var: Bölgede aynı anda çok fazla devam eden çatışma senaryoları var. İşte İran-İsrail ne olacak? Amerika, Irak’taki Şii milislerle nereye gidecek? Suriye’de DEAŞ ortaya tekrar çıkacak mı, çıkmayacak mı? Oradaki belli fraksiyonlar arasında ne olacak? Bütün bu belirsizlik ortamı Irak hükümetini belli adımları atmaktan alıkoyuyor, onu net olarak görüyoruz. Ama bizim yakın iş birliği ve çalışmalarımızda orada da aslında kendi topraklarının PKK tarafından işgal ediliyor olmasından büyük bir rahatsızlık duyulduğunu ben de görüyorum, bu hiçbir ülkenin kabul edebileceği bir şey değil. Yani sen Bağdat’ta ülkeyi yönetiyorsun, işte Sincar’ı birisi kontrol ediyor, Mahmur’a bir başkası bakıyor, işte Kürt bölgelerindeki 700’e yakın köy işgal edilmiş, bunu tabii ki kaldırmaları mümkün değil. Kaldı ki, bunu Türkiye’ye zarar veriyor diye tolere eden bir zihin de olsa bir müddet sonra bakıyorsun ki aslında bu çok fazla Türkiye’ye değil, başka bir tarafa zarar vermeye başlamış.

SUNUCU- Aynen öyle. Dolayısıyla aslında o paradigma değişikliği en azından o coğrafya içerisinde yer alan ülkelerin de bir sorunu olduğu o ülkeler tarafından da kabul edilmiş bir hale geldi o zaman.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Kesinlikle, kesinlikle. Biz bunu çok net söylüyoruz. Yarın bir gün örgüt İran’da yaptığı gibi benim Türkiye’yle bir problemim yok, buralarda kavga edeceğim dese ne yapacaklar?

SUNUCU- Güzel bir soru. Peki, zaman da ilerliyor. Finalde bu konuyla ilgili, terörle ilgili bir sorum daha olacak, orada sizin en azından perspektifinizi soracağım, ama onu finale bırakıyorum.

Şimdi bu Suriye meselesinde aklıma takılan bir soru var, zaman zaman da muhatap oluyorum bu soruyla. Şimdi 2011 yılından bu yana bizim hep gündemimizin ilk üç maddesinin altında yer aldı bu Suriye meselesi. Yani bazen bir oldu, bazen iki oldu, bazen üç oldu, ama hep gündemdeydi. Mülteci sorununu tutun, işin ekonomik boyutunu tutun, terör boyutunu tutun, her şekilde. Nihayetinde o bölgede bizim de istediğimiz bir durum gerçekleşti, eli kanlı ülke lideri kaçtı, şu anda ülke Suriyelilerin oldu. Tabii görüşmeler yapıyorlar üçüncü ülkelerle, ekonomik görüşmeler, siyasi görüşmeler, askeri görüşmeler yapıyorlar, ama şöyle bir hep soru dediğim gibi içimde: Biz bu kadar sıkıntı çektik bu ülkeyle ilgili olarak, bu kadar ceremesini çektik mevzunun. Günün sonunda Fransa’yla görüşmeler oluyor, Amerika’yla görüşmeler oluyor, Rusya’yla görüşmeler oluyor. Tam meyvesini toplayabileceğimiz bir noktada ceremesini biz çektik de acaba meyvesini başkaları mı yiyecek bu Suriye meselesinin diye akla soru geliyor, ne durumdayız, ne oluyor şu anda Suriye’yle ilgili?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Ben anlıyorum ne demek istediğinizi, yalnız şunun altını çizmekte fayda var: Bizim devlet kültürümüzde, strateji geleneğimizde başka ülkelerle, özellikle yakınımızda kardeşçe ilişki içerisinde olduğumuz ülkelere yönelik çok engin, kuşatıcı bir bakış açımız var. Cumhurbaşkanımız da bu noktada gerçekten çok hassas. Şimdi Suriye’de bizim önem verdiğimiz belli konular var, bunların başında Suriye’nin toprak bütünlüğü, Suriye’nin egemenliği ve Suriye halkını topyekûn kucaklayacak bir sistemin orada olması ki çatışma olmasın. Bundan sonra, bunun üzerine, bu üç maddelik zemin üzerine ekonomiyi, gelişmeyi, refahı, iyi yönetimi, özgürlüğü bina edersiniz. Şimdi bunların hepsi çok başlangıçta. Biz şunu diyoruz: Bu arkadaşlarımız kendi dış ilişkilerinde özgürler, hassas parametreleri onlar da biliyorlar, diğer ülkelerle kendi menfaatlerini ilerletme yolunda atacakları adımlar önemli, Türkiye’nin onlar için ne manaya geldiğini onlar da biliyorlar, bunları bu insanlara sürekli hatırlatmaya da gerek yok. Ama önemli olan şimdi Suriye’ye önceki rejim döneminde konulmuş yaptırımlar var Avrupa Birliği tarafından, Amerika tarafından. Bölgedeki belli ülkelerin son derece mesafeli duruşları var. Şimdi bütün bunların yeni dönemde izale edilmesi için, kaldırılması için belli bir diplomatik hamleye, bir görüşme trafiğine, bir ikna çalışmasına ihtiyaç var. Çünkü günün sonunda işte yabancı döviz trafiği veya SWIFT olmuyorsa bankacılıkta, size yardım etmek isteyen ülkeler bile Merkez Bankanıza para gönderemiyorlar, maaşlarınızı ödeyemiyorsunuz, bu bir sıkıntı. İşte Avrupa Birliği’nin yaptırımı var, belli firmalar gelemiyorlar vesaire. Şimdi bunları ortadan kaldırmak için ve uluslararası topluma yeni Suriye’yi, yeni zihni anlatmak için yoğun bir diplomasi trafiğini biz son derece normal buluyoruz ve teşvik de ediyoruz açıkçası, bu önemli. Oradaki kardeşlerimizin biz zihnine, inisiyatifine, siyasi içtihatlarına açıkçası güveniyoruz. Belli bir istişare içerisindeyiz de.

Biz şunu da savunuyoruz: Sadece biz değil, bütün bölge el birliği içerisinde Suriye’deki sorunsala sahip çıkarak, bir sahiplenme anlayışı göstererek bu sorunu hep beraber çözelim. Bu bir ülkenin domine ettiği bir sorun alanı veya toprak alanı değil, bütün ülkelerin bir araya gelerek Suriye’nin bağımsızlığına ve egemenliğine, toprak bütünlüğüne saygı duyarak sorunu hep beraber çözmeye ilişkin bir tutum. Bu yaklaşım çok asil bir yaklaşım, ama bizim bölgemizde yeni bir yaklaşım, özellikle doğumuzda. Dolayısıyla Cumhurbaşkanımız da bu yaklaşımın sonuna kadar arkasında ve çok da takdir topluyor.

SUNUCU- Şunu kastetmedim, onun da altını çizerek söyleyeyim: Siz gerçi ifade ettiniz, bir diyet borcunu hatırlatma tavrını biz hiç yapmadık, çünkü insani dış politika dediğiniz noktada şu anda Dışişleri Bakanımız olarak bu vizyonu temsil ediyorsunuz ve hakikaten ikili ilişkilerde bunları net bir şekilde, rahatlıkla görebiliyoruz. Buradaki kastım şuydu benim: Ülke ve firma ismi vererek söyleyeceğim, PKK’yı, terör örgütünü o bölgede destekleyen Fransız bir firmanın yarın bir gün iyi ilişkiler neticesinde yeniden Suriye’de aktif olabilmesi –bir çimento fabrikasından bahsediyorum- bir vatandaş olarak beni üzer mesela. Bunları elbette, az önce ifadenizden anladığım kadarıyla, zaten görüşüyorsunuz bir şekilde, biz domine edelim, bizim kontrolümüzde olsun anlamında söylemiyorum, ama ben aldım cevabımı. Zaten beraberiz, görüşüyoruz, konuşuyoruz dediniz. Bu da sevindirici bir gelişme.

Şimdi yine Suriye bağlantılı, ama içinde İsrail’i de alacağımız bir soru aktarmak istiyorum. Azerbaycan’da bir çatışmasızlık mekanizması kurulması için bir ev sahipliği yapıldı. Ama bir taraftan da burayla uğraşıyoruz, evet diplomasi bunu gerektiriyor, bu önemli, bunları yapmak gerekiyor. Ama bir taraftan bunlar yapılırken öte taraftan İsrail füzelerle vuruyor Suriye’yi. Nasıl durdurulacak ya da kandırılıyor muyuz ya da bütün dünyayı mı kandırıyor? Mekanizma ile vurma arasında bir korelasyon var mı?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şöyle: Belli düzeyde çatışmasızlık mekanizması kurma, kullanılan diplomatik yöntemlerden bir tanesi. Yani hiçbir esaslı sorun bir iki görüşmeyle hemen çözülebilecek konular olmuyor, mekanizma kurma, insanların birbirine niyetini ve hareketliliğini belli noktada birbirlerine açık etmeleri önemli olabiliyor, ama burada tabii İsrail’in bölgesel yayılmacılığının bir yansımasını açıkçası görüyoruz, özellikle Suriye’deki son olaylarda. Dürzilerin bahane edilmesiyle Suriye’nin iç işlerine silahlı bir müdahale pozisyonunda olan bir İsrail’in büyük bir provokasyona da zemin hazırladığını açıktan biz deklare ediyoruz zaten. Hep dokümante ediyoruz, sürekli de söylüyoruz ve uyarıyoruz da, bu kimsenin lehine değil. Özellikle Suriye’nin tekrar istikrarsızlığa dönmesi, kırılgan olan zeminin istikrarsızlığa dönmesi büyük bir sıkıntı meydana getirir. Türkiye olarak da biz buna seyirci kalmayız, bunu hep söylüyoruz. Nereye kadar, çok kırılgan bir zeminin artık geri dönülemez bir şekilde tekrar kaosa itilmeye başlandığı zamana kadar. O zaman bizim ön alıcı tedbirleri almamız gerekiyor. Şu anda diplomatik çabalarımız var, sözle bu işler gidiyor, sadece İsrail öznesinde değil, başka birçok ülkeyle beraber bu konuları müzakere ediyoruz, götürüyoruz. Sözle alınabilecek menzili alıp başka bir çabaya çok fazla önceden yer bırakmamak lazım, ama dediğim gibi bunlar önemli şeyler.

SUNUCU- Şimdi tabii İsrail’i Suriye özelinde konuşuyoruz, ama İsrail’in özünde neler yaptığını, Gazze’de nasıl soykırıma imza attığını, insanlığı nasıl katlettiğini de bilmiyor değiliz. Çünkü bu Gazze’deki ateşkes konusunu da bir şekilde sürüncemede bırakıyorlar. Artık alt planları mı var, bunlarla ilgili olarak göstermedikleri gizli senaryoları mı var bilmiyorum, ama yeni bir ateşkese de yanaşmıyor, yanaşmadığını da zaten görüyoruz, deklare de ediyor. İnsani durum felaket. Tabii Müslüman dünyasının umudu da… Burada ben bir taraftan seviniyorum, çünkü ülkem bu anlamda temsil ediyor Müslüman dünyasını ve Türkiye’den büyük umutları var İslam aleminin. Bir taraftan da sadece bizim olmamız gibi bir hüznü yaşıyoruz elbette. Şimdi Sayın Cumhurbaşkanımız Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump’la bir telefon görüşmesi yaptı, bunun detaylarını biraz başka bir şekilde soracağım, ama mesela bu konu gündeme gelmiştir diye tahmin ediyorum. Açıklamalarda vardı, ama ne kadar detaylı yer aldı? İsrail’in durdurulması konusunda Amerika tarafından, Beyaz Saray’dan makul olmasını söyledim demişti Amerikan Başkanı, bunun ötesinde bir şeyler yapılacak mı, yapılabilecek mi? O telefon görüşmesinde bu meselenin detaylarında başka neler vardı Sayın Bakanım?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi bu mesele o görüşmenin odağındaydı esas itibariyle. Sayın Cumhurbaşkanımız bu görüşmeyi talep ederken esas itibariyle temel endişe alanı artık Gazze’de açıktan soykırıma dönüşen insani yardım engelleme durumunun ortadan kaldırılması. Şu anda silahlı gücüyle İsrail bölgeye insani yardım girmesini engelliyor ve 2 milyon sivil açlıkla pençeleşiyor ve açlıktan kaynaklı ölümler, hastalıktan kaynaklı ölümler artık çatışmadan kaynaklı ölümlerin önüne geçmeye başlamış durumda. Çatışma, kavga, savaş ayrı bir konu, ama geldiğimiz noktada şu anda, İslam İşbirliği Teşkilatı-Arap Ligi Temas Grubunun üyeleri olarak yedi ülke ve diğer ülkeler, Avrupa Birliği’ndeki ülkeler de artık aynı fikirde olduğumuz ülkeler. Odaklandığımız nokta bu insani trajedinin temel ihtiyaç malzemelerinin engellenmesiyle ortaya çıkan soykırım durumunun ortadan kalkması. Bu noktada sadece insani yardıma odaklanarak Cumhurbaşkanımızın bir vurgusu oldu. Çünkü siz de ifade ettiniz birçok bölge lideri de Cumhurbaşkanımızın Sayın Trump üzerindeki etkisini kullanarak dikkatini buraya çekmesini istirham ediyorlar. Bu sadece bu telefon görüşmesiyle değil, Cumhurbaşkanımız aynı zamanda beni hem Katar’a hem Birleşik Arap Emirlikleri’ne göndererek oradaki liderlere de kendi mesajını iletti. Hem Katar Emiri Sayın Şeyh Temim’le hem Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Sayın Muhammed Bin Zayid’le bir araya gelerek Sayın Trump’ın bölge ziyareti esnasında ortaya konabilecek ortak dil, ortak odaklaşma ne olmalıdır meselesini epey bir konuştuk. Zaten o mesajın aynısını da Cumhurbaşkanımız telefonda Sayın Trump’a verdi. Sayın Trump bölgeye gittiği zaman da aynı hususlar gündeme getirilecek. Döner dönmez Suudi mevkidaşımla da konuştum, biz böyle bir dilin ve vurgunun Trump’a yapılmasının önemli olduğunu düşünüyoruz. Çok büyük bir insani felaketle yüz yüzeyiz. Bu insani felaket öyle bir fay hattı kırılmasına sebep olacak ki, insanlık bunun altında kalabilir. Bu öngörülemezlik problemi çok büyük bir problem, yani bu öyle kolay geçiştirilecek bir konu değil. Bunun engellenmesi için insanlık adına artık belli adımların atılması gerekiyor, yoksa istenmeyen durumlarla her an için karşılaşabiliriz daha büyük bir eskalasyon, daha büyük bir çatışma riski, istikrarsızlık riski bizi bekliyor olabilir.

SUNUCU- İsrail hükümetinin, hükümet kelimesini özellikle kullanıyorum, ikna edilmesi söz konusu mu bu süreç içerisinde? Çünkü Netanyahu hükümeti öyle gözüküyor ki, bu soykırım, bu katliam olduğu müddetçe iktidarını sürdürecek gibi gözüküyor ve iktidarını sürdürmek için de buna destek veriyor. İsrail’in içerisinde de buna karşı olan birçok grubun, partinin ya da işte sivil halkın, insanların olduğunu biliyoruz. İkna edilme ihtimali var mı?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Ben ortak eyleme geçilirse kesinlikle ikna edilme imkanı olduğunu düşünüyorum. Şöyle bir örnek vereyim: Sorun başladığı zaman İsrail’in ve İsrail destekçilerinin dünya kamuoyunda oluşturdukları psikolojik atmosferden dolayı ilk başta zaten Türkiye gibi ülkeler hemen vicdani pozisyonu hemen alabiliyorlar, ama Batı’daki birçok ülkenin diyelim, başka coğrafyalardaki birçok ülkenin, birçok milletin, halkın zihni, psikolojisi süreç içerisinde ciddi şekilde manipüle edilmiş durumda başka bir gerçeklikle. Ama onlar bile geldikleri noktada artık şuraya ulaşmış durumdalar: Bu bir soykırımdır, insani bir trajedi var, sebebi ne olursa olsun buna katlanmamız, sessiz kalmamız mümkün değil. Şimdi bu fikir birlikteliği geç de olsa oluştu. Dün ben Polonya’daydım Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısı vardı ona davetliydik, yani uzunca bir aradan sonra biliyorsunuz Türkiye artık Gymnich toplantılarına davet edilmeye başlandı, bu ikinci defa gidişim.

SUNUCU- Onunla ilgili bir sorum var onu da arz edeceğim.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Orada da tartışılan konulardan biri buydu zaten AB ülkeleri buradaki insani trajediye, felakete ortak nasıl bir tavır koyabilirler. Burada böyle, Birleşmiş Milletlerde böyle, İslam İşbirliği Teşkilatı’nda böyle, bütün uluslararası platformlarda artık bir ortak zihin birlikteliği oluştu. Oluşmayan ne? Gerçi bu eylemin bir önceki aşaması, ilk önce zihinsel ve fikirsel birlik, daha sonra bunun eyleme taşınması… Artık insanlığın eyleme geçmesi gerekiyor, zaten insanlık bu noktada eylemsizlik imkanı bulduğu zaman Cumhurbaşkanımızın çok uzun zamandır ifade ettiği uluslararası sistemdeki tıkanmanın hem kavramsal izahı, hem yapısal izahı ortaya çıkıyor. Bununla insanlar bilgi düzeyinde bir muhataplık geliştiriyorlar, ama gerçeklik düzeyinde bir idrakle karşı karşıya kaldıkları zaman, asıl o zaman tetikleyici hareket ortaya çıkıyor. Ben bu sorunun kısa vadede aslında Filistin öznesinde çözülmesi konusunda çok bir gelişme olmayabileceğini düşünüyorum, ama bu sorundan kaynaklı oluşan enerjinin insanlığın kalbinde ve kafasında bırakılan etkinin çok farklı şeylere vesile ve sebep olacağına da gönülden ve akıldan inanıyorum ve biliyorum.

SUNUCU- Anladım. Geldiğimiz noktada eylemden kastınız ne, yani zihni birlik oluştuktan sonra eyleme geçme hikayesi?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Ülkelerin hepsi deseler ki, biz bu iş çözülene kadar İsrail’le ilişki kurmuyoruz deseler konu kendiliğinden bitiyor zaten.

SUNUCU- Haliyle.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- O an bitiyor.

SUNUCU- Anladım. Şimdi telefon üzerinden biraz daha devam edelim, çünkü Sayın Cumhurbaşkanı Sayın Trump’ı Türkiye’ye davet etti, Sayın Trump da Sayın Cumhurbaşkanını Amerika’ya davet etti, hatta Sayın Cumhurbaşkanı bölgedekilere az önce bahsetmiş olduğunuz Trump’ın ziyaretinde Türkiye’ye de davet etti, ama nasıl olacak? Önce Sayın Cumhurbaşkanı mı gidecek ya da Sayın Trump bu ziyarette mi gelecek, daha sonra mı planlayacak? Bu birinci sorum olsun.

İkinci sorum şu: Bu ziyaret gerçekleşirse, biz önce oraya gidersek ya da Sayın Trump buraya geldiğinde… Şimdi bizim temel üç tane sorunumuz var bilinen. Bir tanesi, bu CAATSA meselesi, yaptırımlar meselesi. İkincisi, F-35 meselesi. Üçüncüsü de Suriye’deki Amerikan askerlerinin çekilmesi meselesi. Şimdi ben tabii altyapısı nasıl hazırlanıyor bilmiyorum, ama böyle bir görüşmede bu üç sorunun da çözüldüğü müjdesini alabileceğimiz bir ziyaret olur mu bu?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi genelde şöyle oluyor: Liderler özellikle büyük liderler, dünya liderleri, Sayın Trump, Sayın Erdoğan, yani bunlar artık dünya liderleri. Cumhurbaşkanımızın uzun yıllara dayalı liderlik tecrübesi ve artık dünya liderleri arasında elde ettiği yer, Sayın Trump’ın tekrar ikinci sefer gelişi ve Amerika’nın Başkanı oluşu… Liderler bir araya gelmeden önce bizim pozisyonumuzda olanlar ve diğer arkadaşların yaptığı çok fazla çalışma var ki, liderler bir araya geldiğinde gerçekten irade verdikleri, onay verdikleri konu hayata geçmiş olsun. Zaten onlar irade ve onay vermeden mekanizma çalışmaya başlamıyor. Şimdi biz şunu görüyoruz yapılan çalışmalarda: Sayın Trump’ın Cumhurbaşkanımızla yaptığı telefon görüşmelerindeki o senkronizasyon şunu ortaya çıkartıyor: Bir, Türkiye’yle Amerikan ilişkileri fevkalade iyi olmak zorunda, her iki lider de bunda mutabık kalmış durumda. Aramızda varsa sorun alanları giderilmeli, işte CAATSA’da dediğiniz gibi, bu konuda Sayın Trump yapıcı bir rol oynaması için gerekli makamlara talimat verdi orada çalışmalar devam ediyor. Diğer husus, ABD-Türkiye ilişkilerinin klasik bir bakış açısıyla sadece güvenlik ve siyaset eksenli değil, esas itibariyle teknoloji ve ticaret eksenli de gitmesinin fevkalade önemli olduğu konusunda ciddi bir fikir birlikteliği var liderler arasında, bunun zemininin de oluşması gerekiyor. Bu konuda her iki tarafın takımları da bu anlayış içerisinde çalışıyorlar. İnşallah liderlerimiz bir araya geldiği zaman bu konuda alınmış olan mesafelere bağlı olarak bir netice göreceğiz. Amerika’nın YPG’yi ve PKK’yı destekler durumda olmasından çıkması ile Amerika’nın bölgeden çıkması iki tane ayrı konu, ama birisi diğerini otomatikman getirdiği için ona bağlanıyor. Ama zamanında bizim tekliflerimiz de oldu, Amerikan varlığı orada kendini devam ettirmek istiyorsa PKK dışındaki başka aktörlerle de bu iş yapılabilir. Ama şu anda Sayın Trump’ın değerlendirmesi de bizim değerlendirmemiz de artık bölgedeki vaziyet Amerikanlıların askeri olarak orada varlığına çok fazla ihtiyaç duyulan bir noktada değil. Özellikle YPG’nin, PKK’nın desteklenmesine son verilmesi bu açıdan fevkalade önemli. Ama şu beklediğimiz, en başta konuştuğumuz konu, yani örgütün alacağı karar ve devamında atılması muhtemel adımların içerisinde eğer Suriye’deki alanında bizim istediğimiz şekilde bir dönüşüme uğrama senaryosunu ortaya koyuyorsa…

SUNUCU- O zaman Amerikan askerine ihtiyaç kalmayacak o bölgede.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Yani sorunlu alan olmaktan çıkıyor bizim için, bizim için birinci sorun alanı benim düşmanımın destekleniyor olması, yoksa oradaki bir varlık değil. Bizim de burada İncirlik’te Amerikan üssü var, askeri var. Yani Amerikan askeri varlığı değil, benim düşmanımın Amerika üzerinden destekleniyor olmasının bende bir problemi var.

SUNUCU- Haliyle stratejik ortak ya da yüksek düzeyde stratejik ortak olduğunuz bir insanın sizin düşmanınızla iş birliği yapması.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Sayın Trump’ın bunu çok iyi anladığını düşünüyoruz ilk döneminde de zaten anlamıştı. O açıdan şu anda irade ve niyet düzeyinde olan konuların mevcut çalışmalarla inşallah bir yere getirileceğine ben inanıyorum.

SUNUCU- Peki, şimdi biz sizinle belki burada ilk kez program yapıyoruz, ama benim sizi tanıyor olmam çok daha eskiye dayanıyor, pek çok konularda da zaman zaman Sayın Cumhurbaşkanının ziyaretlerinde, zaman zaman karşılaştığımız yerlerde de meselelerin arka planlarını okuma hususunda bana çok faydası oldu bir kere, çok faydalandım o hususlarda. Şimdi madem Amerika’yı konuşuyoruz, Trump’ı konuşuyoruz Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump belli başlı kararlar alıyor. Kimisine göre dahi bir adam, inanılmaz kararlar alıyor falan, kimisine göre yani dehadan fersah fersah uzak bir adam, ortası yok yani bu işin. Şimdi almış olduğu bir kararla küresel dengeler değişiyor, ekonomik dengeler değişiyor. En son 30 günlük bir ateşkes imzalayın dedi Rusya-Ukrayna’ya, yoksa işte çok fena yaparım anlamına gelecek cümleler kullandı. Şimdi özellikle Trump’ın atmış olduğu bütün bu hamleler, muhatap olduğu ülkelerin vermiş olduğu cevaplar, Çin’i kast ederek söylüyorum, işte Ukrayna’yı, Kanada’yı, mesela geçen Kanada Başbakanıyla “Asla asla deme” cümlesi üzerinden ilginç ilginç cümleler kuruyor. Stratejik olarak siz nasıl değerlendiriyorsunuz tüm bu süreci?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii Dışişleri Bakanı unvanıyla bu konularda açıktan rahat konuşma imkanı yok, yani kendi hükümetimizi, devletimizi çok fazla bağlar durumda da olmaktan çekinmek gerekiyor.

Şunu söylemekte belki beis yok, birincisi, şunun altını çizmek lazım: Sayın Trump’la beraber artık Amerika’da çok uzun yıllardır görmediğimiz yeni bir dış politika tarzı var. Bu dış politikayı da yapısal olarak ben analiz edecek olursam, eskiden Cumhuriyetçiler, Demokratlar iktidara gelirdi, kim gelirse gelsin iç politikada işte birisi daha fazla gay taraftarı, işte birisi daha fazla muhafazakarlık taraftarı gibi birtakım tercihler üzerinden konu dönerdi. Ama dış politika özelikle Avrupa-Atlantik ayağını ortada tutmada, işte Rusya’ya, Çin’e ve diğer aktörlere karşı ne olacağına ilişkin üç aşağı beş yukarı hep aynı şey vardı, burada bir farklılık olmazdı. Ama Sayın Trump’la beraber şöyle bir şey oldu: Sadece içerideki yanlış gittiğine inandığı konulara değil, dışarıdaki yanlış gittiğine inandığı konulara da aşırı reaksiyon gösteren, klasik Cumhuriyetçi çizginin çok dışında daha devrimci, daha kökten değiştirmeyi hedefleyen bir ideoloji ortaya çıktı. Şimdi bu ideolojiyle hareket edildiği zaman, bir önceki yazılımla oluşturulan ve ana akım dediğimiz Cumhuriyetçiler ve Demokratlar tarafından belirlenen sistemin çok ciddi bir sorgulanmayla baş başa kaldığını görüyoruz. Şimdi bu sorgulamalara cevap olarak yeni yönetimin kendi düşünsel yazılımı, ideolojik yazılımı üzerinden getirdiği cevaplar var. Yani içeride bu sistem kendisine göre niye çalışmıyor, dışarıda bu sistem kendisine göre niye çalışmıyor? Şimdi halk desteğiyle de iktidara gelip iktidar erkini eline aldıktan sonra bu tercihlerini kullanmak istiyor. Bunu kullanırken de biz bunu gümrük tarifelerinde görüyoruz, Avrupa’yla ilişkilerde görüyoruz, Rusya-Ukrayna savaşında çok yakından görüyoruz, Kanada’ya, Grönland’a bakışlarında görüyoruz, Çin meselesinde görüyoruz. Burada birtakım git gellerin olduğunu görüyoruz. Yani ilk önce bir ideolojik tavır konuyor, sonra bu politikaya dönüştürülüyor, bu politikanın biraz etkisi görülüyor sonra değiştiriliyor. Bu tamamıyla bir taktik de olabilir, yani insanları bir noktaya getirmek için bir pazarlık taktiği.

Kısacası, burada aslında bütün bir dış politik tavra baktığımız zaman başat parametrenin, aslında çok daha fazla parametre var ama, üçü başat, iç içe geçmişliğini görüyoruz. Belli bir miktar yeni dönem ideolojisi, bir miktar realist ulus devlet davranışına geri dönüş ve bir miktar da ciddi bir “business” dedikleri iş ve kâr odaklı yaklaşım. Şimdi bu üçü her verilen sorun alanına göre, diyelim Kanada, işte Rusya, Avrupa’da farklı değişen yüzdelerde rol onuyor bu üç parametre. İşin içinde ideoloji var, işin içinde klasik realist uluslararası ilişkiler yaklaşımı var, yani değerlerden bağımsız Avrupa Birliği’ni mesela sorgulayabiliyor, birdenbire yabancı muamelesi yapıyor onlara.

SUNUCU- Aynen öyle yaptı hakikaten.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bana ne getiriyorsunuz diyor, çok realist bir yaklaşım.

Olayın içerisinde yine kâr amaçlı, ticaret amaçlı çok ciddi bir yaklaşım var. Şimdi biz bunu çok yakından görüyoruz, analiz ediyoruz. Esas itibarıyla Türkiye bu noktada ne kadar etkileniyor, etkilenmiyor, Türkiye’nin içinde bulunduğu havzalar, tek bir havza yok, ayağımızı attığımız birçok havza var, hangisi ne kadar etki altına giriyor? Birisinde olan problem alanını diğer alanda görüyor muyuz? Oradan gidecek zararı başka bir yerden nasıl telafi edeceğiz? Bütün bunların hepsi Ticaret Bakanımız, biz, Tarım Bakanımız, Maliye Bakanımız özellikle, Cevdet Bey çok yakından takip ediyoruz, olayın sanayiye, tarıma, ticarete, maliyeye, finansa, dış politikaya, güvenlik politikalarına, hepsine etkisini çok yakından takip edip tartışıyoruz çok boyutlu. Çünkü Amerika uluslararası sistemin büyük oranda kurucusu olduğu için, yani bir sistem ihtiyacının ilk defa uluslararası sistem tarafından kabul edilmesi ve sayıları gittikçe artan, bugün 200’ü bulan ulus devletin bu sistem içerisinde hareket ediyor oluşu gerçeği var. Finansman, ulaştırma, taşımacılık, enerji, birçok alan burada cereyan ediyor. Şimdi bunların topyekûn bir değişime ve belirsizlik alanına tabi olabilecekleri gerçeği bir yakınlık hissine ve bilgisine ulaşınca ülkeler ister istemez panik içerisinde oluyorlar.

SUNUCU- Biz ne durumdayız? Tahmin edilebilir bir liderle çalışmak ya da tahmin edilemez bir liderle çalışmak bizim açımızdan nasıl bir şeye evriliyor?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şöyle söyleyeyim Murat Bey: Biz uzun yıllardır güçlü ve uzun erimli bir liderliğin Türkiye’de var olmasının stratejik avantajını yaşıyor durumdayız. Bu çok önemli bir şey, yani bu bir Partili cümlesi değil, stratejik ve devletin aklını temsil eden bir şeydir. İstikrara dayalı bir milli iradenin temsil ediliyor ve yürürlükte oluyor olması bizim için önemli. Biz bununla hareket ettiğimiz için, şimdi uzun yıllardır uluslararası, özellikle son 10 yıldır sistematik baskıların, belirsizliklerin çok fazla içerisinde olduk ve bunların hepsini bir şekilde bedel ödeyerek yönetmek durumunda kaldık. Şimdi sadece biz değil, başka ülkeler de aynı belirsizliğin içerisine gittiler, dolayısıyla biz eşitlendik, eşitlendiğimiz yerde artı duruma geçiyoruz.

SUNUCU- Artı daha avantajlı, daha bu konuda şey oluyoruz.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Yani o avantajlarımızı söylemek istemiyorum ama, herkesin aslında bu belirsizliği hissettiği bir noktaya geldik. Şimdi ben bakıyorum, Avrupa Birliği’nde son 3-4 aydır devam eden çok ciddi tartışmalar var, işte zaman zaman Cumhurbaşkanımız katılıyorlar, zaman zaman beni gönderiyorlar, gittiği zaman kendisiyle de beraber oluyorum. Çok taraflı toplantılarda artık Amerika’nın olmayacağı bir Avrupa güvenlik mimarisi nasıl olacak, Rusya-Ukrayna savaşında Amerika çekilirse durumu nasıl yöneteceğiz, Türkiye bu konuda bize nasıl yardımcı olabilir, neler yapılabilir, bunlar hep sorulan sorular ve cevabının ne olduğunu, Türkiye’nin buna ne cevap vereceğini insanlar öğrenmek istiyorlar. Cumhurbaşkanımız hangi konuya ne kadar irade koyacak, Türkiye adına ne kadar destek verecek, insanlar bunları duymak istiyor. Yarın sabah yine erkenden bir toplantı var bu konuyla alakalı, uluslararası online bir toplantı, orada da aynı konu tartışılacak, yani Avrupa güvenliği, Avrupa güvenlik mimarisi; şu anda iki aşamalı gidiyor, o konuda da bir bilgi vereyim. Şu anda çok fazla tartışma var, Amerika bu konuyu gündeme getirmiş durumda, yani Avrupa’da bu kadar varlığım bana ne fayda sağlıyor sorusu var, ama buna verdikleri bir cevap neticesinde attıkları bir adım yok, NATO’dan çıkmış değiller, Avrupa güvenliğinden çekilmiş değiller, her şey önceki gibi devam ediyor.

Ama Avrupalılar şunu netleştirdiler kendi arasında: Dediler ki, savunma sanayiinde ben artık Amerika’ya bağımlılığımı minimize etmek durumundayım. Onun için savunma sanayiiyle ilgili beyaz kağıt hazırladılar “white paper” dedikleri, Avrupa’nın yeniden silahlanması ve silah sanayiinin ayağa kaldırılması meselesi. Bunu yaparken bütçe nasıl oluşturulacak, ortak bütçe ne kadar, ülkelere ayrılan bütçe ne kadar, borçlanma tavanları ne kadar, bu çok fazla detayı olan bir konu.

Şimdi net bir şey ortaya çıktı, önümüzdeki 5 veya 10 yıl içerisinde Amerika’ya savunma sanayii açısından minimum düzeyde bir bağımlılık. Ama Amerika fiili olarak da kapasitesini de çekerse o zaman ne olacak meselesi şu anda ortalıkta çok fazla tartışılan bir konu değil. Bu kadarını özetlemekle yetineyim.

SUNUCU- Peki, şunu soracağım, madem buraya girdiniz, buradan biraz devam edelim, çünkü Gymnich’i de soracaktım. Bu konuyla da o zaman bağlantılı olarak şunu sorayım: Uzun süreden sonra bu toplantıya davet edildiniz, katıldınız, şimdi Avrupa’nın içinde bulunduğu bu durumu biz şöyle okuyoruz, hakikaten adamlar bu zamana kadar, işte Trump bir önceki yönetimde de benzer şeyler söylemişti, bütün işi bana yıkmışsınız, bütün parasını ben veriyorum, bundan sonra böyle olmaz, NATO için söylüyorum, bütçenizden şu kadar ayıracaksınız, siz vereceksiniz, siz şey yapacaksınız, yoksa ben hiç girmem, ne savunacağım sizi diye işe tamamen ekonomik ve çıkarcı bir bakış açısıyla yaklaşmıştı. Şimdi bunu öğrenmiş olmaları, yani bizim bu kadar bağımlı olmamız iyi bir şey değil cümlesi onlar açısından bir kazanım, keza biliyorsunuz Rusya’dan da fosil yakıt alımıyla ilgili olarak bağımlılığı bitirmek için 2027’ye kadar bir planlama yaptılar, azar azar bitirecekler o işi de, bağımlılığı.

Burada bize bir fırsat çıkıyor, niye? Çünkü biz son 10 yıldır, belki daha da uzun bir süredir kendi söküğünü diken, savunma sanayiinde işte yüzde 2’lerden yüzde 80-85 yerlilik oranına gelmiş ve hakikaten oyun değiştirici ürünlere sahip olan bir ülkeyiz.

Bir, bizim açımızdan bu büyük bir potansiyel mi; öyle mi görüyoruz? İki, bununla bağımlı olarak Türkiye gibi bir ülkeyi birliğin içerisine almak mümkün olabilir mi, yoksa bizim savunma becerilerimizden faydalanıp konjonktürel bir yaklaşım mı söz konusu olur?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bunlar önemli sorular, bizim de sürekli tartıştığımız sorular. Avrupalıların da kendi aralarında tartıştıkları sorular, bir kısmını da bizimle beraber ortak zeminde gündeme getirdikleri sorular. Şimdi Türkiye’nin Avrupa Birliği’yle ilgili üyelik durumunda temel konu, bütün bulutu dağıttığınız zaman, esasa indiğinizde, üyelikle ilgili süreç niye ilerlemiyor meselesinin esasında var olan konu, iki ana Avrupa ülkesinin, Fransa’nın ve Almanya’nın, Türkiye’yi kimlikle ilgili bir husustan alma konusunda bir iradeleri yok. Almama konusunda bir iradeleri var an itibariyle. Avrupa Birliği üyesi ülkeler, Güney ülkeleri, Balkan ülkeleri, bunlar ise Türkiye’nin girmesini de destekliyorlar, girmemesine de içeride isyan eden bir durumda da değiller. Dünkü katıldığım toplantıda da Genişleme Komiserinin cümleleri vardı, orada da belli başlı bazı Avrupa ülkeleri çıktı, genişlemenin Türkiye’yi de içerecek şekilde olması gerektiğini savunan ülkeler de var, ama bunun Avrupa Birliği’nin asli kurucusu ve iticisi olan iki ülke tarafından hâlihazırda benimsenmediğini, bunun da iç politik nedenlerle ağırlıklı olarak ayakta tutulduğunu görüyoruz. Ama ben hep şunu söylüyorum: Şimdi uzun yıllar boyunca Sarkozy döneminde olay durdurulmuştu. Neden durdurulmuştu? İşte Türkiye Müslüman bir ülke, içimize girerse aşırı sağ bundan yükselir vesaire… Tamam, Türkiye’yi almadınız.

SUNUCU- Aşırı sağ ne oldu peki?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Aşırı sağ yükseldi her halükarda. Türkiye girmediği için, Türkiye girseydi ben hep söylüyorum İngiltere çıkmayabilirdi. İngiltere ve Türkiye, Avrupa Birliği’nde olsalardı bu coğrafyada kendi çekim merkezimizi oluşturabilirdik. Çok fazla işte Amerika bağımlılığı, çok fazla işte başka yere bağımlılığı, işte sürüklenmeler falan olmazdı. Yani hem ticari, hem beşeri, hem siyasi-güvenlik ilişkileri daha rahat götürülebilirdi. Kendi coğrafyamızdayız, çünkü birbirimizin devamlılığıyız. Daha sonra aramıza başkaları da başka formatlarda katılırdı ve dünyaya gerçekten sadece uluslar üstü değil de medeniyetler üstü olan örnek bir yapı sunup insanlığın aradığı cevabı da verebilirdik. Bu olmadı. Bu olmadı ve enteresandır, demokrasi adına bu olmuyor. İnsanlar tercih etmiyor diye olmuyor. Yani demokrasi gibi bir erdemliğin medeniyetler üstü gibi bir daha büyük erdemi reddetmesi gibi bir ontolojik sorunla karşı karşıyayız.

SUNUCU- Yani önümüzdeki süreç öyle bir hale getiriyor ki, onları da en azından süreç içerisinde belli bazı şeyleri kabul etmeye mecbur kılacak gibi gözüküyor, öyle gözüküyor.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Dediğim gibi biz “süreçten dolayı mecbur kaldı” kısımlarını tartışıyoruz ediyoruz, yani “Türkiye kendini kullandıran bir ülke mi olacak” meselesi. Ben daha açık konuşayım size, bu sorular hep var. Biz çok şükür siyasi ferasetimiz, devlet-stratejik kültürümüz falan onlara şey yapmaz. Gereken nezaketle tartışırız, ama stratejik menfaatimiz, onlara halel gelmez.

SUNUCU- Hindistan-Pakistan meselesi bir nükleer savaşın başlangıcı olabilir mi? Pakistan ve Hindistan’ın 170’in üzerinde nükleer başlıkları var. Evet, ilk defa karşı karşıya gelmiyorlar, daha önce çatıştılar, savaştılar, bunları da biliyoruz. Siz mevkidaşlarınızla görüştünüz, hatta bugün bir kere daha görüştüğünüzü biliyorum. Korkulacak bir düzeyde mi, korkmalı mı dünya?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- İki nükleer güç birbiriyle direkt açıktan savaşa gittikleri zaman her zaman için bir risk var. Biz an itibariyle, yakın tarihte ülkelerin birbiriyle iki nükleer gücün savaşa girdiğini açıkçası görmedik. Ama şu anda Hindistan-Pakistan öznesinde görüyoruz, daha çok nükleer güçler vekil güçler üzerinden birbirileriyle savaşırlar ve mücadele ederler, ama burada açıktan, sınırları beraber olduğu için, Keşmir üzerinden ciddi bir kavga var. Ben bölgedeki aktörlerle, bölge dışı aktörlerle temas halindeyim, gelmeden az önce de yine Pakistanlı mevkidaşımla da konuştum. Benden hemen sonra da yine bir Milli Güvenlik Kurulu toplantısına giriyordu. Biliyorsunuz, ilk Pakistan askeri saldırıya uğradı, çünkü Keşmir’deki terör saldırısının sorumluluğunu Hindistan Pakistan’a yükledi ve buradan hareketle ben askeri cevap vereceğim dedi. Hâlbuki Pakistan bunu kabul etmedi, “Gelsin uluslararası bir komisyon bunu araştırsın, suçlu bulunacaksam ben şey yapayım. Yoksa bunu esas alıp bana saldırmayı ben provokatif bir adım olarak görürüm ve buna cevap veririm”.

SUNUCU- Hatta bu cümleyi siz açıklamanızla desteklediniz, “Araştırın, biz de Türkiye olarak bu taraftayız” demiştiniz.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Evet, biz de zaten bu tarafsız komisyonun gelip bu meseleyi incelemesinden tarafız. Yoksa üçüncü tarafların provoke etmeyeceği ne malum böyle bir konuyu? Şimdi Hindistan’ın tabii askeri bir taarruz içinde bulunması Pakistan’a da bir cevap hakkı doğuruyor, ama Pakistan’ın hem açıklamalarına baktığımız zaman hem konuşmalarına baktığımız zaman bu cevap hakkını da eskalasyonu önleyecek şekilde, savaşın daha fazla şiddetlenmeyeceği, ama kendi onuruna, gururuna yakışır, ölçülü, hesaplı bir cevabı da orantılı bir şekilde verme arayışında olduğunu da görüyoruz. Yani güzel olan Pakistan’ın sürekli şey hattını tutuyor olması. Ama bu arada ben 2-3 tane ülke biliyorum, en azından onlarla da, şu anda isimlerini vermeyeyim, temas halindeyim, onların yürüttüğü her iki ülkeyle de temas var, arabuluculuk görüşmeleri var. Bu ülkeler genelde kendi nüfuslarında hem Pakistanlı hem Hindistanlı nüfusu büyük oranda bulunduran ülkeler, gerek Ortadoğu’da gerek Batıda. Çünkü Hindistan’la Pakistan arasındaki bir savaşın ister istemez bu nüfuslara da yansıma ihtimali var, onun için o ülkeler bu konuda şu anda daha fazla ön almış durumdalar, bunu da biz yakından takip ediyoruz. İnancımız, umudumuz daha fazla gerginliğin yükselmeden burada durması ve tarafların barışçıl bir yöntemle meseleye son vermeleri.

SUNUCU- Biraz da iç politikayla ilgili bir soru sormak istiyorum. Çok girmediniz, yani göreviniz icabı olarak Dışişleri Bakanı olmanız, ama en son Sayın Cumhurbaşkanına yönelik ağır ifadeler kullanması muhalefetin, aynı zamanda bu yolsuzluk iddialarıyla ilgili olarak CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’in darbe girişimi cümlesini kullanması neticesinde ben ilk defa duydum sizden “Haddini bil” şeklinde bir çıkış yaparak, bunu bayağı bir eleştirdiniz. Şimdi tabii bu süreç devam ederken size karşı da bir cephe açıldığına şahit olduk yani belli başlı hesaplar, bir kampanya başlattı, hatta FETÖ’cülerden de sizi hedef alan açıklamalar, söylemler falan da gördük. Daha da detaylandırırım mevzuları ya da siz lütfen cevap verin. Bu konudaki düşünceleriniz nedir, yani bu anlamda bu çıkışı yaptığınızdan dolayı ya da atılan bu adımlardan dolayı FETÖ’nün ya da belli bazı hesapların sizi hedef tahtasına koyması hakkında ne düşünüyorsunuz?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Murat Bey, o son spesifik olayla ilgili ben Cumhurbaşkanımızın yıllardır yanında çalışan birisiyim. Devletim için her türlü kavgaya girmekten çekinmeyen birisiyim. Yani Türkiye’ye ve bizim yönetimimize mandacı yaftası vurmak, atılabilecek iftiraların en büyüğü. Ben bunu yaşayarak gören insanım. Başka bir yerde de söylemiştim, ben bunu duyar duymaz aklıma ilk önce gerçekten beraber mücadele ettiğimiz, birçok kavganın içinde yer aldığımız, operasyonlara gidip geri gelmeyen, şehit olan, kaybolan kardeşlerimiz, arkadaşlarımız geliyor. Bu ülkenin bu kadar şehidi ve mücadelesi varken böyle bir yafta tabii bir sorumsuzluk ifadesi. Şimdi bunun arkasından biz bunu söyledikten sonra ağır bir saldırıya maruz kalıyor olmamız, sadece benim değil, diğer Bakan arkadaşlara yönelik de çok fazla şey var. Burada tabii şunu görüyor olmak insanı Türkiye’nin demokrasisi, gelişmişliği adına bir noktada endişelendiriyor, yani demokrasi seviyesi adına.

Şimdi bizim terör örgütleri tarafından hedef alınıyor olmamız son derece normal bir şey, yani 2010’da Millî İstihbarat Teşkilâtı Müsteşarlığına atandığım andan itibaren FETÖ’cülerin ve başka organize suç örgütlerinin, vekil unsurların benim ve ailem ile ilgili yazdıkları, yaptıkları propagandanın yeryüzünde herhalde söylenmedik hiçbir şey kalmadı ve sürekli aynı şey söylenmeye devam ediliyor inanılmaz bir şekilde. Şunu görüyoruz: Ben MİT’te de ve burada da arkadaşlara söylüyorum, devletiniz için, milletiniz için, değerleriniz için kavgaya girdiğiniz zaman sadece kurşun yeme tehdidiyle, fiziken suikasta uğrama tehdidiyle karşı karşıya değilsiniz. Artık modern zamanlarda daha sofistike yöntemlerle karakter suikastı var. İnsanı giderek daha fazla kamuoyunun gözünden düşürmeye yönelik çabalar var, propaganda faaliyetleri var. FETÖ’cüler bu konuların biliyorsunuz uzmanı olmuş durumdalar, yani yalanı bir miktar doğruyla karıştırıp pazarlama konusunda. 2010’dan itibaren ben bunlarla muhatabım, bizi PKK ile beraber hareket etmekten savcılığa verdiler, olmadı, ondan sonra DEAŞ’la ilgili yardım ediyorlar diye MİT tırlarından verdiler, o da olmadı. 17-25 Aralık’ta İran hücresi yönetiyor dediler, o da olmadı. Daha sonra inanılmaz derecede farklı iftiralar, olaylar vesaire, bunlara açıkçası biz alışkınız. Alışkın olmadığımız birkaç tane konu var, birincisi Türkiye’nin ana muhalefet partilerinin terör örgütlerinin ve suç gruplarının, mafyanın ürettiği bilgiyi alıp siyasette kullanması. Yani bu aslında gelinen düzeydeki en düşük noktayı gösteriyor, bu sıkıntılı bir konu. Diğer türlü yoksa biz fiziken de suikasta maruz kaldık, zehirlendik de tedavi de gördük, onun dışında karakter suikastına sürekli maruz kalıyoruz, ama bu kavganın bir parçası.

SUNUCU- Zehirlenme meselesini daha önce söylediniz mi, ben mi ilk defa duyuyorum?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Yok söylemedim daha önce.

SUNUCU- Ben çünkü ilk defa duydum yani zehirlenme meselesini, böyle bir suikast girişimi mi oldu? İlk defa duyuyorum bunu.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Yani ağır arsenik ve cıva verildim.

SUNUCU- Öyle mi?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Evet, o bir yerde olmuş, sonra tahlillerde ortaya çıktı.

SUNUCU- Hangi yıllarda?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- 4-5 sene oluyor.

SUNUCU- Öyle mi? Allah korumuş diyeyim ben çünkü acaba ben mi atladım böyle bir şey duymamıştım, ilk defa duyuyorum. Böyle bir şeye maruz kaldınız ve bunun sonuçlarını test ettiniz ve bunun tedavisini gördünüz yani.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Evet.

SUNUCU- Kimin yaptığı hususunda bir bilginiz var mı, yine FETÖ’cüler mi?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- O detaylara girmeyelim, dışarılarda olan konular, sadece içeride düşman yok, her yerde düşman var, başka zaman başka çok şey vardı. Ama bu dediğim gibi bizi herhangi bir adım atmaktan geri bırakmıyor. Zaten bu vatana hizmet etmek için varız. Karakter suikastı da yapacaklar size, fiziken suikast da yapacaklar, Cumhurbaşkanımıza kaç defa yapmak istediler, aynı şey. Biz de onun izinden giden biri olarak buna maruz kalacağımızı en baştan beri biliyorduk, bu işin kuralı bu. Ama kendi ülkenizdeki muhaliflerin eleştirecek başka bir konu bulmayıp, FETÖ’nün ürettiği, mafyanın ürettiği argümanlarla karakter suikastında bulunuyor olması Türkiye’deki siyaset üretememenin, siyaset vizyonsuzluğunun… Aslında her gün Resmî Gazetede yayınlanan şeylerle, yani Türkiye’deki icraatlar son derece açık. Dış politika icraatı, iç politika icraatı. Yani insan biraz çalışsa, baksa, etse söyleyeceği çok şey var.

SUNUCU- Doğru.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Fakat bu konularla kimse ilgilenmiyor.

SUNUCU- Maalesef.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Fakat daha düşük düzeyden dediğim gibi, bunlar benim için problem değil.

SUNUCU- Tabii oradaki mesela şeylerden bir tanesi şuydu: Yönettiğiniz kuruma FETÖ’nün sızmamasının vermiş olduğu bir kuyruk acısı da vardı.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Kesinlikle.

SUNUCU- Millî İstihbarat Teşkilâtı için söylüyorum yani.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- O da var, geldiğim mevcut kurumda da FETÖ’cülerin temizlenmesiyle ilgili şu anda ciddi adımlar atıyoruz, çünkü FETÖ kendisini değiştirip, dönüştürüp, tövbe etmediği sürece bu devletin yeminli düşmanı olmaya devam edecek.

SUNUCU- Rutin bir cümle miydi bu, FETÖ’cüleri tespit etme hususunda, sürekli teyakkuzda ve araştırma halinde olunuyor, ama bu konuyla ilgili son dönemlerde herhangi bir şey var mı, bir temizleme ya da bir operasyon gibi?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii tabii.

SUNUCU- Yeni bir şey mi, detay sorayım mı?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Yok, yine Bakanlık içerisinde belli noktalarda FETÖ iltisakı olan insanları bulup onların daha dikkatli bir şekilde artık etkisiz bir durumda olmaları önemli. Dediğim gibi, FETÖ tehdidi gerçek bir tehdit. PKK’nın bile kendisini lağvettiği, bu ülkenin aleyhine çalışmaktan vazgeçen bir durumdayken FETÖ’nün hala bu konuda sonuna kadar yeminli bir düşman gibi bu devlete davranmaya devam ettiğini de görüyoruz.

SUNUCU- Anladım. Her halükârda teyakkuzdayız, bunların sızmalarına karşı canlı vaziyette mücadele ediyoruz.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Onlar da saldırıyı hiç eksiltmiyorlar.

SUNUCU- Allah yardımcımız olsun ülke olarak. Sürem bitti, ama bir cümleyle ya da son soru olarak şunu sormuş olayım: Şimdi birinci olarak sordum, PKK denilen terör örgütünün kongreyi toplaması, ondan sonra bir fesih kararı bekliyorduk, ama artık birkaç gün sonra bir açıklama yapacaklarını söylüyorlar. Ne çıkacak oradan? Çıkan sonuca göre elbette siz de, başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere, yorumlarınızda bulunursunuz, ama terörsüz bir Türkiye’yi hayal ettiğinizde nasıl bir Türkiye vizyonu görüyorsunuz? Terörün olmadığı bir Türkiye’nin bana bir tablosunu çizer misiniz, hani öyle diyorlardı ya.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Terörün olmadığı bir Türkiye, terör tehdidinin olmadığı.

SUNUCU- Bravo tam cümle oydu zaten aslında.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Yani şu anda çok şükür çalışmalar neticesinde terör minimize edilmiş durumda onu yok gibi hissediyor insanlar, ama tehdidin kendisi var.

SUNUCU- O sıkıntı.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Eskiden hem tehdit vardı hem terörün kendisi fiili olarak vardı, şimdi terörün kendisi caydırılmış durumda zaman zaman yükseliyor, ama terör tehdidinin olmadığı bir ülke, bir Türkiye birkaç açıdan önemli. Şimdi özellikle toplumsal barışı tehdit eden terörle, marjinal terörü birbirinden ayırmak lazım. PKK terörünün bir yönüyle toplumsal barışı tehdit etme potansiyeli var. Dolayısıyla, bunun olmadığı bir yerde aslında Türk-Kürt barışının perçinleşmesinin, tarihi perçinleşmesinin hiçbir zarar görmeden devam ettiği bir ülke bizim zaten ana omurgamızın dimdik böyle ayakta kalmaya devam ettiği, ülkemizin tarihsel yolculuğunu kesintisiz bir şekilde devam ettireceği, bekasına yönelik sıkıntıların minimize olacağı bir ülke hayali getiriyor bana. Bu bizim ekonomimiz için, demokrasimiz için, refahımız için ve her şeyden önemlisi biz bunu bir şekilde çok şükür yapıyoruz. Öyle veya böyle Türkiye olarak da bizim bölgemizin Türkiye’ye bakarak öğreneceği, göreceği, ilham alacağı çok şey var. Bizim bölgemiz son yarım asırdır inanılmaz sıkıntı çeken, hatta son bir asırda inanılmaz sıkıntı çeken bir coğrafya.

SUNUCU- Doğru.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Doğumuz, Güneyimiz, Balkanlar, bize bakıp bizdeki refahı, düzeni, iyimserliği, umudu görüp iyileşecek çok ülke var, bizim yapacağımız çok şey var bölgemize. Hem kendimize iyilik hem bölgemize iyilik yapacağımız çok konu var. Onun için terörsüz Türkiye sadece Türkiye için değil, bölgemiz için de fevkalade önemli. İnşallah iyi düşünelim iyi şeyler olsun diyorum.

SUNUCU- Sayın Bakanım çok teşekkür ediyorum.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Ben teşekkür ediyorum, sağ olun.

* Interpress deşifresidir.