SUNUCU- İyi akşamlar.
2026 fırtına gibi başladı. Venezuela’yı saymazsak, o fırtınanın büyük bir kısmı da bölgemizde esti, esiyor ve belli ki bundan sonra da rüzgarın şiddeti öyle kolay düşmeyecek. Hani uçakların anlık uçuşlarını gösteren o site vardır, işte ülkelerin, liderlerin birbiriyle temaslarını gösteren bir uygulama olsa, bakarken başımız dönebilir, öyle bir temas trafiği var, biz de artık takipte zorlanıyoruz. Güney sınırımızın hemen altında Suriye'de saat başı değişen bir harita… Ateşkesler, anlaşmalar, Gazze'de ateşkesin ikinci aşaması kapsamında hayata geçirilen Barış Kurulu çalışmaları, Amerika'nın Grönland hedefi, buna bağlı olarak artık iyice su yüzüne çıkan Amerika-Avrupa karşıtlığı, NATO'nun sorgulanması, “dünya düzeni yıkılıyor, yeniden yenisi kuruluyor” söylemleri, Irak'ta kanlı olaylar ve bunun gibi pek çok konu ve bu konuların hepsi, düşünün daha 20 gün önce bütün dünyanın şaşkınlıkla izlediği Maduro vakası bile bugün gündemimize giremeyecek, çünkü onun üzerine çok şey yaşandı. İşte bütün bu yaşananları takip eden, dahası bizzat birçoğunun aktörü olan bir isim, Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan bugün konuğumuz.
Hoş geldiniz.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Merhabalar, hoş bulduk, sağ olun.
SUNUCU- Sayın Fidan, hoş geldiniz.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Teşekkür ederim.
SUNUCU- Çok teşekkürler bizimle olduğunuz için.
Şimdi Suriye'de yaşanan süreci derinlemesine konuşmak istiyoruz, masaya yatıracağız, elbette söyleyecekleriniz çok önemli, ama işin sıcağıyla başlayalım isterim. “SDG” ile Şam yönetimi arasında varılan bir ateşkes anlaşması var. Dört günlük bir süre verilmişti, bugün üçüncü gün, yarın son gün olacak. Saha ne durumda, hala kırılgan mı o ateşkes, sahadan yansıyan görüntü bize ne anlatıyor?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi ateşkese gelinen süreçte aslında çok fazla olay var, yani onları bilmek bugünkü ateşkesin aslında özellikleri nelerdir, ne tutuyor, ne kırılgan hale getirir o açıdan önemli. Ama ben o kadar detaya girmeden, olayları anı anına günü günde takip eden biri olarak kısaca şunu söyleyeyim: Şu anda DEAŞ mahkumlarının Suriye'den Irak'a tahliyesi söz konusu, yani böyle bir sürecin olduğu bir dönemde belki ateşkesin bir müddet daha uzatılması gündeme gelebilir. Ama dediğim gibi bugün Tom Barrack Suriye'deydi, dün Erbil'deydi, gün boyu da haberleştik. Bugünkü görüşmeleri neticesinde de ortaya bir tablo çıktı. Bir görüşme trafiği var, karşılıklı değerlendirmeler var, arazdaki durumun hassasiyeti var. Çünkü orada bir Amerikan mevcudiyeti var ve DEAŞ'lı mahkumlar var, bunların denklemde olduğu bir yerde “SDG” ile hükümet güçleri arasındaki ihtilafın daha karmaşık bir hale geldiğini görüyoruz. Şimdi bunları biraz daha sadeleştirmeye, biraz daha kolay hareket edebilir bir hale getirmeye yönelik yürüyen bir diplomasi trafiği var. Biz de olayın içindeyiz, bakalım…
SUNUCU- Yani şunu mu anlamak gerekiyor; yanılmıyorsam Irak’a yedi bin mahkumun transferi söz konusuydu, bunu da konuşacağız, sorularımız arasında var ama, o transfer süreci tamamlanana kadar o dört günlük ateşkes birazcık uzayabilir mi?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Yani bu noktada bir talep var, bu talebin de tabii artıları, eksileri var. Aslında ideal olan tabii ki DEAŞ mahkumlarının Suriye'den transferi, bu vuku bulurken mevcut çatışmazlık ortamının da devam etmesi gerekiyor. Bizim istediğimiz zaten, çatışma hiç olmasın; iki taraf da gelsin, sulh içerisinde medeni bir şekilde problemlerini masaya yatırsın, biliyorsunuz baştan beri de ben hep onu söylüyorum, görüşsünler ve çözsünler.
SUNUCU- Ne kadar sürebilir bu süreç, bu transfer süreci? Var mı bir takvim?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Yani var da ben müsaadenizle o detaylara girmeyeyim, çünkü bunlar taktik, hassas bilgiler. Başka ülkelerin de hukuku var, emanet edilen bilgiler var, konuşuluyor, gidiliyor geliniyor. Belki herkesin bir pazarlık pozisyonu var, onlarla çok fazla uğraşılmıyor. Ama böyle bir faktör var.
SUNUCU- Böyle ki dört günden biraz daha uzayabilir bu süre içinde, ateşkes uzayabilir…
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Uzaya da bilir, başka bir şey de olabilir, ama şu anda böyle bir talep var, bu talebin karşılandığı yönünde bir şey yok ama.
SUNUCU- Bir başka ihtimali sorayım o halde size, bir velev ki üzerinden gidelim, bu süreçte bir anlaşma sağlanamadı, yani ateşkes boyunca bir anlaşma sağlanamadı, o zaman ne olur? Şam yönetimi Ayn el-Arab’a, Haseke'ye, Kamışlı’ya bir operasyon yapar mı?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi, Amerika’nın da arabuluculuğunda 18 Ocak Mutabakatı’nın uygulanmasına yönelik yürüyen bir süreç var. Dün, dediğim gibi Erbil’de “SDG” ile bir görüşme oldu, Bugün bu görüşmenin sonuçlarını Amerikalı arabulucu, Özel Temsilci Tom Barrack Suriye'de hükümetle de görüştü. Burada ortaya çıkan birtakım perspektifler var, bu perspektifler neticesinde konu ne kadar ilerletilebilir, ilerletilemez, ona bakacağız. Ben umarım bunun diyalog yoluyla çözülmesi yönünde ciddi bir irade olur, çünkü aksi takdirde, zaten baştan beri söylüyoruz, konunun nereye gideceği belli. Müzakere olması lazım, kendilerinden gayriinsani, gayriahlaki bir şey istendiği zaman insanların mücadele etmesi lazım. Oldukça mantıklı, bütün toplumun maslahatına ve menfaatine olan bir konuda uzlaşmamak, başka bir aksiyonu da kendisine davet etmeyi gerektirir. Onun için ben burada gayet olumlu bir şekilde, şu ana kadar olumlu olanlardan da ders çıkararak, bir barış sürecinin başlatılması gerektiğini düşünüyorum açıkçası.
SUNUCU- Sayın Bakan, şu son iki haftayı konuşmak isterim. Halep'te iki mahallede başlayan bir operasyon, sonrasında baktığımızda domino etkisiyle ilerleyen bir sürece tanıklık ettik. İki hafta önce haritanın üçte birine hükmeden bir “SDG” görüntüsü vardı, sarıya boyanmıştı, bugün baktığımızda “SDG” Ayn el-Arab ve Kamışlı'da, Haseke bölgesinde bir bölüme sıkışmış. İki haftada nasıl çözüldü örgüt?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bu benim için hiç sürpriz olmadı açıkçası. Şundan dolayı sürpriz olmadı; bu bir an meselesiydi, bir başlangıç gerekiyordu çünkü biz şunu çok iyi biliyorduk; özellikle YPG'nin işgal ettiği Arap nüfusunun yerleşik olduğu bölgedeki dinamiği biz yıllardır okumuştuk. Aşiret yapısı, aşiretlerin ne zaman ve hangi şartlarda nasıl baş kaldıracağı meselesi… Bu konular hep bilgimiz dahilindeydi, bunu da biz Suriye ile de konuşuyorduk. En son biliyorsunuz 22 Aralık'ta Savunma Bakanımız ve MİT Başkanımızla beraber bir koordinasyon toplantısı için Şam'daydık, ondan sonra da sürekli temasımız zaten devam ediyor. Arapların yaşadığı yerde, Araplar kendilerini işgal eden güce karşı ayaklandığı zaman, orada zaten arkalarında da hükümet güçlerinin olduğunu bildikleri zaman, Amerikalılar da zaten bu yanlış uygulamadan desteğini çektiği zaman, orada durmanın bir anlamı yok. Onu mümkün kılan denklem vardı, o denklemin maddeleri, öğeleri vardı, onların her biriyle teker teker oynayıp denklemden çıkardığınız zaman zaten denklemin kendisi çöküyor. Biz hep analitik baktık, yıllardır zaten aşiretlerle çok yoğun bir temasımız da vardı.
SUNUCU- En belirleyici o denklem içerisindeki Amerika Birleşik Devletleri miydi? Yani o çekildiği anda mı bir anda?...
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Amerika'nın buradaki perspektifi tabii belirleyici. Şunun için belirleyici; Amerika'nın olaya müdahale etmeyle ilgili gerekçesi hep DEAŞ üzerinden, bu konuda atılması gereken profesyonel adımlar vardı, Suriye hükümetinin DEAŞ’la mücadelede ciddi olduğunu kanıtlaması için ilk önce Uluslararası Koalisyon’a ortak olması gerekiyordu. Biliyorsunuz, Amerika'da, Vaşington'da imzalanan bir törenle oldu, oraya bizi de davet ettiler, biz de gittik. Daha sonra bunu pratikte hayata geçirmeleri gerekiyordu ve Amerika'nın da esas itibariyle yeni politikası, biliyorsunuz Sayın Trump'ın izlediği dış politika, Amerika’nın elini bölgesel sorunların altına artık mümkün olduğunca sokmaması, bölgedeki ülkelerin bu sorunları üstlenmesi ve belli bir istikamette koordine içerisinde olunması. Bu aslında bizim bölgede ortaya koymak istediğimiz politikayla da örtüşen bir durum. Dolayısıyla, Türkiye'nin hem DEAŞ’la mücadelede, zaten hassasiyeti belli, hem Suriye'nin birliğine, bütünlüğüne verdiği; hem azınlıkların, etnik grupların, dini grupların kültürel kimliklerine verdiğimiz önem… Hepsini bir araya getirdiğiniz zaman Amerika'nın orada kalması için kendilerince başka bir sebep yok açıkçası.
SUNUCU- O yüzden de “Amerika Birleşik Devletleri, yüzünü YPG'den Şam'a doğru çevirdi ve “SDG”nin çözülmesinde de en büyük etmen bu oldu” diyorsunuz.
Peki, bugün dönüp, artık “SDG” değil, YPG diye tarif etmek belki de daha doğru olacak, YPG'nin içinde Mazlum Abdi'nin etrafında daha şahin grupların olduğu ve bu grupların da ona baskı yaptığı ve bunun da başka sonuçları olabileceği gibi olasılıklar, ihtimaller var mı?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- YPG, KCK'nın bir uzantısı olduğu için, o grup bu grup konusu orada çok fazla geçerli olmaz. Yani Mazlum Abdi’nin üstünde iki tane insan vardır; biri siyasi komiser, biri askeri komiser… bu örgüt tarafından atanmıştır ve bu mekanizma hep böyledir. Yani Mazlum onlara, onlar Kandil'e… Bu hikaye bu şekilde devam eder. Dolayısıyla, Mazlum'un orada o kadar fazla söz sahibi olacak bir şeyi yok, vitrine konan bir insandır ama ben herhangi bir etkisi olduğunu çok fazla, hiçbir zaman için son sözü söyleme gibi… onun ne verisi var, ne gerçekliğin kendisiyle örtüşüyor. O mesaj taşıyıcıdır, kendisine söyleneni örgüte iletmek zorundadır. Örgüt ona bir perspektif verir, talimat verir, onunla hareket eder.
SUNUCU- Zaman zaman Mazlum Abdi'nin yerine başka birinin gelmesi, örgüt içerisinde bir darbe… Bu süreç içerisinde şahin taraf tarafından bunlar da çok dillendirildi. Siz öyle bir ihtimal gördünüz mü bu süreçte? Sayın Bakan, bir de bu işin 10 gün içerisinde bir anda bu noktaya gelmesini bu kadar çabuk bekliyor muydunuz?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii. Az önce mekaniğini ifade ettim; ortada aşiretler meselesi var, daha sonra orada hükümet var, hükümet güçleri var, onların ortaya koyduğu kapasite var, son bir yıl içerisinde ciddiyet var… Yani olayın hem diplomatik, hem istihbari, hem askeri, hem sosyolojik, hem ekonomik alanlarını teker teker inşa ettikten sonra her türlü proje rahatlıkla çalışır.
SUNUCU- Ben şunu soracaktım; bu son anlaşma YPG'yi siyasete çekme açısından yeterli olacak mı? Şam Yönetimi’nin verdiği, açtığı kredi?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Yani KCK'nın onlara ne diyeceğine bağlı. “Siyasete gir”, girer; “girme” der, girmez.
SUNUCU- Alacakları talimatla bağlantılı diyorsunuz.
Mutabakat, yani “entegrasyon konusunda anlaştık, bir mutabakata vardık” demesi bu anlama gelmiyor mu?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Onu daha önce de söylediler, inşallah ona geliyordur. Yani onun için onay aldıysa, çünkü bazen imza atıyor, daha sonra örgütten fırça yiyor, o imzayı uygulamıyor. Bazen talimatla geliyor imza atıyor. Bunu kendi aralarındaki mekanizmayı ifade etmek için söylüyorum; bunlar kendi başına bağımsız bir aktör değiller, Suriye Kürtlerini temsil eden aktör değiller. Burada hem vatandaşlarımızı, hem ilgili kamuoyunu bilgilendirmek için söylüyorum, bu bir realite. Bu insanlar, dört parçada siyasi hedefi olan illegal bir yapının Suriye'deki uzantısı. Bunun için var adam burada, ona da yukarıdan talimat veren bir yapı var, arada birkaç tane mekanizma var.
SUNUCU- Şimdi, bu entegrasyon sürecinin belki de en sıkıntılı ya da zor bölümlerinden biri de örgüt içerisindeki Suriye vatandaşları dışındaki terörist grupların ülkeden çıkarılması. Orada, bilmiyorum nasıl bir sistem işleyecek, var mı elde böyle bir liste, o liste nasıl belirlenecek?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Teknik detaylar, istihbari detaylar… bunların hepsi mevcut. Örgüt bu noktada irade koyduktan sonra ne yapmaları gerektiğini kendileri biliyor. Biz bunu çok uzun yıllardır söylüyoruz, eğer iyi niyet gösterisinde bulunmak istiyorlarsa zaman zaman bu çok süreçlerden önce, Esad düşmeden önce de Amerikalılar ara sıra gelirdi, “Burada hani bir uzlaşma zemini olmayabilir mi?” İyi niyetleri varsa, Suriyeli olmayan PKK mensuplarını Suriye'den çıkarmakla başlasınlar. Şu anda bunun kabulüne yönelik bir haber var, ama bunu hayata geçirecekler mi, geçiremeyecekler mi göreceğiz. Yani bizim buradaki kendi kontrolümüz tabii ki önemli.
SUNUCU- Suriye'deki Suriye vatandaşı olmayan PKK'lıları dışarı çıkarmak… Peki, o teröristler ne yapacak?
Şunu sormak istiyorum; gördüğümüz kadarıyla terör örgütünün Suriye'de yaşam alanı kalmadı, Türkiye'de zaten hali hazırda bir Terörsüz Türkiye süreci devam ediyor, Irak'ın kuzeyindeki durum belli. Kandil istikametini ne tarafa çevirecek? Ya da belki şöyle sormak gerekir; terör örgütünün Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail için kullanışlı bir aparat olduğunu biliyoruz, buradan bakınca siz ne görüyorsunuz?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi burada örgütün aslında yapması gereken; Terörsüz Türkiye sürecindeki ortaya konan bütün perspektifi, coğrafya olarak sadece Türkiye öznesinde değil, bütün ülkelerde var olduğunu esasa alıp ona yönelik illegaliteyi sona erdiren, legalite üzerinden yola giren bir duruma evrilmesi. Suriyelileri attılar Irak'a, bunların içerisinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olan var. Buradaki gelişmelere göre, buradaki gelişmelerden etkilenip kendine yeni bir hayat kurma imkanı olanlar olabilir. Irak'taki illegalitenin bitmesi gerekiyor, Irak'ta başka sorun alanları var. Yani burada artık her ülke kendi illegalitesini kendisini çözmesi lazım çünkü Irak'ta da silahlı Irak Hükümeti’nin hilafına varlığını sürdüren büyük bir KCK entitesi var orada. Irak belli bir sebepten dolayı bunun varlığıyla… onun da kendi içinde bir jeostratejik denklemi var, ona burada girmek istemiyorum, hassas bir konu. Ama yakında onun da bu şekilde sürdürülmesi çok fazla mümkün değil, Sincar'daki yoğun PKK varlığının o kadar devam etmesi, belli yerlerde yuvalanmaları… yani bu sürdürülebilir bir konu değil, hiçbir egemen ülke bunu kabul etmez. Dolayısıyla, örgütün, kendisini daha çetin sınamalara tabi tutulmadan, yok olmayla karşı karşıya kalmadan dönüştürmesi gerekiyor. Türkiye'nin burada makul sesi, her zaman için barışçıl yolla legaliteyi benimseyerek bir yola evrilmesi yönünde oldu, bakalım göreceğiz.
SUNUCU- Şimdi bu çözülen “SDG”, Arap aşiretlerinin de ayrılmasıyla ortada kalan YPG. Sayın Bakan, kaç bin kişiden bahsediyoruz, kaç bin kişilik bir silahlı gruptan bahsediyoruz?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bu silahlı gruplar tabi Arap elementleri var, onların içerisinde çeşitli aşiretlere mensup insanlar var, Suriyelilerin içerisinde, Kürtlerin içerisinde yerel Kürtlerden olup bu konuyla hiç politize olmamış Kürtler var, daha sonra PKK kadrolarından olup eklemlenmiş olanlar var, böyle katman katman bir silahlı yapıdan söz ediyoruz. Bunları bir arada tutan tek bir şey vardı ağırlıklı olarak, verilen maaş. İç savaş süresince o ekonomik yokluğun olduğu dönemde Amerika'nın yaptığı bütçe desteğiyle bu gruplara verilen paralar. Şimdi aslında yeni dönemde yeni bir hükümetin kurulması, çoğulcu olması, kapsayıcı olması yeni bir düzeni getiriyor, artık bu türden şeylere gerek yok. Amerika'nın da zaten oradan çekilme isteği ortada. Şimdi burada artık YPG'nin yeni süreçte bu türden bir varlıkla devam edemeyeceğini herkes biliyor. Biz hep en baştan beri söyledik, çok enteresandır, şimdi Fransa'yla konuşuyorlar, orayla konuşuyorlar, burayla konuşuyorlar, falan senatörle konuşuyorlar, hiçbir zaman için Ankara'dan gelen sese kulak vermiyorlar, adamların böyle bir kalıtsal problemi var.
SUNUCU- Programın başında siz DEAŞ'lılardan söz ettiniz, Irak'a taşınıyor, 150 kadarı gitmiş, 7 bini de gidecek, hatta bunun da ateşkes süresini uzatma ihtimali var dediniz. Irak'ta bir yasal işlem mi başlatılacak haklarında, ne olacak, Irak'ta mı yargılanacaklar?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bundan sonrasının ne olacağı meselesi ayrı bir konu. Onu tabii ki uluslararası aktörlerle beraber Irak Hükümeti muhakkak oturup değerlendirecektir, düşünecektir. Çünkü orada ait oldukları milliyetler var, bu milliyetlerle yürütülen haberleşmeler var, çalışmalar var. Kimi alacak, kimi almayacak, alırsa hangi şartta, almazsa hangi şartta, bu devam eden bir süreç olacak. Ama en azından Suriye ortamındaki ortaya çıkan yeni düzlemden etkilenmeyecek bir süreç olacak, çünkü oradaki çok uluslu mahkum yapısı dünyanın hali hazırda da takip ettiği bir konu DEAŞ’la mücadelede. Bunun çok fazla çözülmesini de isteyen ülke de yok. Biz yıllardır bunun için alternatif ve yaratıcı çözümler getiriyoruz, muhataplarımızla hep konuşuyoruz, DEAŞ’lı mahkumların ülkelerine geri gitmesine çok aracı olduk biz açıkçası, bunu kolaylaştırıcı bir rol üstlendik, yani devlet kurumlarına da bu yönde hep talimat verildi, ki oradaki sayı azalsın, problem giderek daha akut hale gelmekten çıksın. Ben önümüzdeki birkaç yıl içerisinde onun da çözüleceğini düşünüyorum, orada da bir sonuca gidilir.
SUNUCU- Sayın Bakan, biraz önce kurduğunuz bir cümle bir soru getirdi aklıma. Dediniz ki, “Gidiyorlar onunla konuşuyorlar, bununla konuşuyorlar, ama Ankara'dan gelen sese hiç kulak vermiyorlar”. Sizi dinlerken aklıma Sayın Cumhurbaşkanının Çarşamba günkü grup toplantısında “Suriye'deki Kürt kardeşlerimize sesleniyoruz, Türkiye Cumhuriyeti buradayken başka hami aramanıza gerek yok.” söylemi geldi, cümlesi geldi. Nasıl değerlendirirsiniz bu çıkışını Sayın Cumhurbaşkanının ve o mesajı?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bundan daha doğru bir önerme ve gerçeklik yok bölgedeki Kürt kardeşlerimizle alakalı, bu Irak için de böyle, Suriye için de böyle, Türkiye için zaten söylemeye gerek yok. Başkalarının gündemine alet olmaktansa ve… Bölgedeki diğer etnisitelerle düşman haline getirmenin hiçbir gereği yok. Kürtler, her zaman için söylüyoruz aziz ve asil bir millettir, onların aziz ve asillikleri kendilerini akıllı sanan birtakım ideoloji sahibi radikal insanların oyunlarına gelmelerine sebep oluyor. Ama bu uzun vadede onların iyi niyetleri muhakkak onları doğruluğa ve aydınlığa çıkartır, hep bunu görüyoruz. Ben bunun bu şekilde de olacağını düşünüyorum. Cumhurbaşkanımız bu konuda son derece samimi, son derece dirayetliler, bundan daha doğru bir ifade yok.
SUNUCU- Suriye'deki YPG varlığı konusunda geçtiğimiz aylarda yaptığınız açıklamalar nedeniyle bazı kesimlerden sert eleştiriler aldınız, içeride ve dışarıda yalnız kaldığınız da oldu bu konuda. YPG hakkındaki söylemleriniz çok sert bulundu. Sonuçta halihazırda yürüyen bir Terörsüz Türkiye süreci vardı ve o sürecin önündeki en büyük soru işareti gibi duruyordu. Suriye'deki bu “SDG” varlığı, haliyle YPG varlığı. Şimdi baktığımızda gelinen noktada o gün size tepki gösterenler bugün hak veriyor, bunu görüyoruz. Tabii bugün konuşmak ya da yorum yapmak, süreci yorumlamak kolay ama, daha o günlerde, yani “SDG” Suriye'nin üçte birini kontrol altında tutarken, Irak'ın hemen hemen bütün sınırını kontrol altında tutarken siz sahada kamuoyu genelinden ne gördünüz de o yorumları yaptınız ya da o uyarıları yaptınız?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi şöyle: Ben siyasetçi olarak kamuoyundan gelen tepkilere bakmakla yükümlüyüm. Ama bir de devlete bakan yönümüz var, yani oradaki tehdide ilişkin profesyonel verileri değerlendirmekle yükümlüyüm. Bakın, örgütle yıllardır mücadele ediyoruz, bütün yöneticileriyle yıllarca konuşmuşum en tepesindekilerden en ortadakilerine. Ve kesintisiz herhalde sistem içerisinde bütün güvenlik teşkilatlarına baktığınızda bu kadar uzun süre kesintisiz konuya odaklanan bir-iki kişiden biriyim. Benden bu veri çıkıyor, aynı özelliklere, aynı geçmişe, aynı yoğunlaşmaya, aynı veriye sahip insanlardan da aynı veri çıkıyor. Şimdi burada eğer ben bunu söylemezsem, bu devlete, bu millete, bu siyasete ilişkin görevimi yapmamış olurum.
SUNUCU- Neydi o veri?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- O veriyi söyledim. Şimdi baştan beri sizin “Yalnız kaldınız” dediğiniz yer, benim konuya ilişkin yoğunlaşmadaki, o yalnız kalışımızdan dolayı zaten o veri ortaya çıkıyor. Yani aynı yoğunlaşmayı yaşayan herkes aynı şeyi söyler. Olayın siyasi, istihbari, askeri, diğer uluslararası ilişkilere ilişkin bütün boyutlarını bilen, liderlik bir şey dediği zaman aşağıdaki adam ne anlıyor? Öcalan aslında A derken Kandil onun ne manaya geldiğini ne biliyor? Yani her dediği burada literal mi anlaşılıyor, anlaşılmıyor mu? Bu kadar teknik detaydan birçok stratejik konuya kadar her şeyi bir araya getirdikten sonra ancak bir şeyleri söylemeniz lazım.
Ama ben size bir şey söyleyeyim, en baştaki temel bizim uyarı alanımız, bir defa Terörsüz Türkiye ile ilgili temel varsayımların yerli yerine oturtulması gerekiyordu. Yani Türkiye'de terör eyleminde bulunmayacağım diyerek Terörsüz Türkiye'ye erişmiyorsunuz. Örgütün sınırın öbür tarafında on binlerce silahlandırdığı insan dururken ve buradaki niyetinden vazgeçmemişken size karşı, sizin burada terörsüz kalacağınıza inanmanız, kendi kendinizi kandırmak olur. Biz onun için dedik ki, sadece PKK değil, KCK'nın altındaki bütün bileşenlerin illegaliteden çıkması gerekiyor. Terörsüz Türkiye, terörsüz bölge olarak daha sonra biliyorsunuz genişletildi, ifade edildi. Bu aslında hem Kürtlerin, hem bölgenin, hem herkesin lehine olan bir konu. Adı üstünde terör, illegalite, silah ve kandan bahsediyoruz. Şimdi birilerinin çıkıp biz bunu söyledikçe, yani terör bitsin, illegalite bitsin, legaliteye geçelim dedikçe, sanki terörü ben yapıyormuşum gibi, insanları ben öldürüyormuşum gibi moral değerlerle üstümüze gelmeler oldu. Anlatımı, söylemi direkt tersine çeviren çevreler oldu. Maalesef bize yakın bazı insanların da bunu alıp bize geldiğini gördük. Ama ben Cumhurbaşkanımızın durduğu yeri biliyorum yıllardır. O kadar hassas konularda ve operasyonlarda kendisinden direktif aldık, çalıştık, yani zihnini biliyorum. Terör karşısında Türkiye'nin maslahatı ve menfaati karşısında nerede durduğunu biliyorum. Şimdi bütün bunları bilirken, doğru olanı burada söylememek, görevimizi yapmamak olurdu. Herkes gördüğü kadarıyla, bildiği kadarıyla hani mecburen bir şey ifade etmek zorunda.
Bir de halkımızın şöyle tabii ki bir özelliği de oluyor: Bize söylenen bir şeye inanmak istiyoruz, iyi olan bir şeye. “Terör bitti” diyor adam, “Bitti, ne kadar güzel hemen bitti.” Burada keşke, biz buna inanmak istiyoruz ama, bunun arkasına veri koymanız gerekiyor, bilgi koymanız gerekiyor, analiz koymanız gerekiyor. Bu kadar denklemi olan, realitesi olan, varlığı olan bir yapı bu şekilde olur mu, ona bakmak gerekiyor. Dolayısıyla onlar bizim görevimizdi, şimdi de görevimizi yapmaya devam edeceğiz. O konuda ben açıkçası kendimi çok yalnız da hissetmedim. Sadece şey dedim, benim bildiklerimi bilselerdi bunlar da aynısını söylerlerdi her zaman için kendi kendime telkininde bulundum ve bilenler de aynı şeyi söylüyorlar zaten, o konuda hiçbir farkımız yok. Ama bazen tabii kamuoyundaki değişik psikolojik algılamalar, baskılamalar, yönlendirmeler, insanların bildiklerini söylemelerini de engelliyor. Ama benim öyle bir alışkanlığım hiçbir zaman için olmadı, bu millete karşı bizim bir sorumluluğumuz, biz bunun için büyütüldük. Başka ne zaman konuşacağız, ne zaman söyleyeceğiz?
SUNUCU- Dürüstlük ve realite diyorsunuz. Bugün onca yaşanandan sonra tabii o günkü yaklaşımınıza tepki verenlerin bugün yanınızda olduğunu herhalde duyuyorsunuzdur, işitiyorsunuzdur, görüyorsunuzdur.
Peki, Barış Kurulu'ndan yeni geldiniz, Davos'tan yeni geldiniz, bugün İstanbul'da çok sayıda temasınız oldu ama. Barış Kurulu önemli, birazdan ayrıntısıyla konuşuruz, merak da ediyoruz çünkü süreci. Yeni bir dünya düzeni deniyor, Birleşmiş Milletlerin yerine deniyor, alternatifi deniyor, birçok şey deniyor da deniyor. Ama o imza çok konuşuldu, imzadan ziyade kalem konuşuldu. Niye kendi kaleminizi kullandınız? Tarihi bir imza oldu, sizin kaleminizle de olmuş oldu.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Açıkçası oradaki kalemi beğenmedim, birincisi. Önemli bir imza atıyoruz, ülkemizi temsil ediyoruz. Sayın Trump'ın özel bir kalemle imza attığı bir yerde, benim yanımda da kendi kalemim vardı, onunla imza atmayı tercih ettim. Benim diğer evraklara da imza attığım kalemimdi, ondan dolayı.
SUNUCU- Özel bir kalem oldu artık, bir anlamı var artık.
Peki, şimdi birazcık Barış Kurulu'nu konuşalım. Gerçi bilmiyorum, benim dikkatimi çekti, Gazze için Barış Kurulu diyorduk biz hep en başta cümleyi kurarken, ama Sayın Trump bir çıktı kürsüye, sadece Barış Kurulu yazıyor, hiçbir yerinde Gazze'yi göremedik. Ama işin sonuçta yola çıkış amacı Gazze. Barış Kurulu Gazze'de nasıl çalışacak Sayın Bakan?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Barış Kurulu… Şimdi altında Barış Kurulu'na bağlı kurulmuş komiteler var biliyorsunuz. İki tane komite var, aslında birisi sadece Gazze ile alakalı. Birisi Gazze'nin milli idaresini üstlenen Filistinlilerden müteşekkil gündelik yürütmeyi yapacak 15 kişilik bir komite var. Bir de Barış Kurulu'nun sekretaryası görevine üstlenecek başka bir “Executive Committee” var. Şimdi bu üç tane organ, daha sonra buna İstikrar Gücü de eklenecek, bununla beraber altta oluşturduğu organlar var. Yani ileride gerekirse başka organlar da oluşturulacak.
Şimdi tabii Barış Kurulu oluşturulurken onun Şartı’na baktığınız zaman, sözleşme Şartı’na, aslında misyon, görev tanımının oldukça genişletildiğini görüyorsunuz. Tabii Gazze’yi şu anda önceleyen bir yapısı var, ama daha sonra Gazze dışında nerelere hitap eder, bu konuda herhangi bir tartışma şu anda yok. Çok yeniyiz, oluşum aşamasındayız, ama kolları sıvayarak hemen Gazze ile ilgili çalışmaya başladık, çünkü öncelikli ve acil konumuz Gazze. Gazze’ye ilişkin somut adımların atılması gerekiyor bir an önce. Şimdi inşallah ilk toplantımızı da hemen tören sonrası dar bir çevrede ilgili Bakan arkadaşlarla bir araya gelerek yaptık. Orada özellikle insani yardımların girişi ve Filistinli Komitenin çalışmaya başladıktan sonra yapacağı ilk icraatlar neler olmalı, onlara yönelik fikir teatisinde bulunduk. Refah sınır kapısının iki yönlü önümüzdeki hafta açılmasına yönelik bir ihtimal var. Bunun olması gerçekten Filistinlilere ulaştırılacak yardımların vaktinde gitmesi için ve yeterli miktarda gitmesi için önemli bir rota ve yol olacak bizim için.
SUNUCU- Peki, o yardım organizasyonu da olacak mı Refah açıldıktan sonra?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Biz sürekli zaten yardım gönderiyoruz, o kesintisiz gidiyor. Bizim sivil toplum örgütlerimiz, Kızılay, AFAD, orada kesintisiz bir yardım trafiği var. Biliyorsunuz bunları koordine etmek için, diplomatik sorunlarını halletmek için bir özel temsilcimiz var, büyükelçimiz var. Bizde İnsani ve Teknik Yardımlar Genel Müdürlüğü var olayın diplomatik ve diğer taraflarını koordine eden. Sistem içerisinde Gazze'ye yönelik yardımlarla ilgili muazzam bir koordinasyon ve faaliyet var, hareketlilik var. Çok şükür, yani insanımızın bu noktadaki asil duyguları, alicenaplığı profesyonel yöntemlerle alana yansıyor ve gidiyor.
Bizim en büyük sıkıntımız, Ariş Limanı'na kadar getirdiğimiz, Refah sınır kapısının Mısır ayağına kadar getirdiğimiz yardım malzemelerinin sınırın öbür tarafına geçmesindeki sıkıntıydı. Ama ateşkesten bu yana az da olsa girişler oldu, giderek arttı. Şimdi verilere baktığımız zaman temel gıda malzemelerinin içeriye sokulmasında epey bir mesafe kat edildi. Ama şu anda bir sağlık sıkıntısı var, ilaçları yeteri miktarda içeri sokmamız gerekiyor. Ama daha da önemlisi, Cumhurbaşkanımız da çok hassas, şu kış günü özellikle yerleşim ve barınma konusu. Barınma konusunda bu soğuk havada, rüzgarlı havada ve yağmurlu havada, yağışlı havada çadıra mahkum olduğunuz sürece yeterli barınma kalitesini sağlayamıyorsunuz. Zaten hiçbir barınma türü kalite getirmiyor da ama temel soğuktan sıcaktan koruma özelliği var.
SUNUCU- Konteynerler…
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Evet, konteynerlerin götürülmesi meselesi var, o konuda şu anda çalışmalarımızı yoğunlaştırdık. İnşallah orada da zemin kazanırsak bayağı bir ilerleme kaydetmiş olacağız.
Ama onun dışında Kurul, bundan sonra benim gördüğüm yeni üyelerin tabii alınmasıyla ilgili bir sürecin tamamlanması beklenecek, çünkü bazı ülkeler özellikle süre istediler, zannediyorum bir 6-7 ülke daha gelir katılır, sayı artar, 25-30 bandına oturabilir.
SUNUCU- Şu an 19 galiba.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Evet. 25-30 bandına oturabilir.
Ondan sonra zaten ağırlıklı olarak biliyorsunuz bizim bir Filistin için kurduğumuz Temas Grubu vardı, o, ondan sonra koordine ettiğimiz Türk Cumhuriyetleri var, Kazakistan, Özbekistan, Azerbaycan, onlar da grubun içerisinde. İyi bir grup, Avrupa'dan da ülkeler var, Latin Amerika'dan da ülkeler var. Ama dediğim gibi Gazze gündemini ilerletmek için elimizden geleni yapacağız.
Tabii şunu da unutmamak gerekiyor: Burada her şey tozpembe değil. Alanda olan aslında mücadelenin biz müzakere masasına geldiği bir döneme giriyoruz. Şimdi bu masada karşı karşıya gelen ülkeler, görüşler, birbirinin zıddına gündemleri ilerletmek için bir araya geliyorlar. Şimdi başka bir mücadele zeminine burada gidiyoruz. Burada da gerçekten, insani değerlere, evrensel değerlere dayalı çok nitelikli bir mücadele ortaya koymak gerekiyor. Cumhurbaşkanımız bu konuda dediğim gibi çok hassas. Bizim gibi düşünen ülkelerle çok iyi bir koordinasyonumuz var, inşallah bu konuyu olabildiğince ilerleteceğiz.
SUNUCU- Şunu da sormak isterim insani yardımlar demişken. Evet, Türkiye, Kızılay, AFAD bu konuda çok tecrübeli, lojistik açıdan çok tecrübeli. Bununla birlikte, tamam yardımlar içeri girecek ama, içerideki o dağıtım nasıl olacak? O organizasyon konusunda mesela AFAD ya da Kızılay Gazze'ye girecek mi? Oradaki o yardım dağıtımından ya da belki sahra mutfağı kurulabilir ya da işte bir sahra hastanesi kurulabilir, orada hizmet verilebilir. Sahada olacak mı AFAD ve Kızılay?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi bu keyfiyet şöyle; Birleşmiş Milletler'in acil yardımlardan sorumlu bir Genel Sekreter Yardımcısı var, onunla çok yoğun çalışma halindeyiz şimdi. UNRWA’nın tekrar harekete geçmesiyle, hayata geçmesiyle ilgili bir konu var ve bu konulardan sorumlu, haftaya sınır kapısı açıldıktan sonra, Filistinlilerden oluşan yerel yönetim Gazze’ye geçtikten sonra, onların kuracağı sistem var. Bu sistem kurulduktan sonra duruma bağlı olarak AFAD’ın kendi personelini sokması da şart değil, zaten UNRWA da öyle yapıyor, yerelden personel kiralıyor, onları organize ediyor, talimatlandırıyor kendi yapısal prensiplerine göre, buradan gönderdiği insani yardım malzemelerinin dağıtımını ve hizmetlerin verilmesini sağlıyor. Zaten bütün profesyonel STK'lar, uluslararası NGO'lar ve kamu kuruluşları da böyle çalışıyor.
Orada bir sıkıntı olmaz. Gerçekten bizim hem AFAD hem Kızılay ve yardım kuruluşları bu konuda inanılmaz profesyoneller. Ben yıllardır, TİKA yıllarından beri, herhalde 23-24 yıldır çalışıyorum onlarla, dünyanın her yerinde giderek çok şükür daha mükemmel hale geliyorlar. Allah başarılarını artırsın, muhteşemler.
SUNUCU- Gazze konusunda bir de İstikrar Gücü’nü sormak isterim Sayın Bakan, orada hangi aşamadayız? Ne zaman göreve başlayacak İstikrar Gücü, son gelişmeler ne? Netanyahu iki gün önce “Katar'la Türkiye İstikrar Gücü’nde olmayacak” dedi. Ne zaman göreve başlayacak, Türkiye olacak mı?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Netanyahu biliyorsunuz Türkiye'nin Barış Kurulu’nda Cumhurbaşkanımızın olmasına karşıydı, Gazze Yönetim Kurulu'nda benim olmama karşıydı isim olarak. Hep karşı, bundan sonra da karşı durmaya devam edecek. Biz de kendi mücadelemizi vereceğiz, bakalım nereye gidecek.
SUNUCU- İstiyor muyuz peki, İstikrar Gücü’nde olmak istiyor mu Türkiye?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Cumhurbaşkanımızın iradesi, kendisi bu yönde Filistin'deki bu sorunların çözümü için yapılması gereken ne varsa, ne katkı verilmesi gerekiyorsa hepsini yapın, yani diplomatik, istihbari, askeri, insani yardım, teknik yardım, mali yardım, askeri yardım, ne gerekiyorsa. Şimdi bu zamana kadar bütün ayaklarını yaptık. Askeri yardımda da gerekli şartlar oluşursa o konuda irade var. Ama şartları şimdi biz diplomatik zeminde oluşturmanın veya var mı, yok mu, oluşacak mı, oluşmayacak mı, hangi hassasiyetler var, onu bir zeminde ilerletmeye çalışıyoruz.
SUNUCU- Şunu da sormak isterim Gazze’yi konuşmuşken, Hamas'ın durumu. Dün Trump konuşmasında dedi ki “Hamas verdiği sözleri tutacak, silah bırakacak, yoksa yok olur”. Teslim edecek mi silahları? Yani silah bırakmak ayrı, silahları teslim etmek ayrı. Teslim edecek mi silahları Hamas? Eğer teslim edecekse kime edecek?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi silahsızlandırma konusu var olan yol haritasında olan bir konu. Ama yol haritasında başka konularla beraber birbirine bağlantılandırılmış konular da var.
SUNUCU- Zaman zaman sanki karşı çıkıyormuş ya da “Hayır ben söz vermedim, ben onu demek istemedim…”
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi bakın, Hamas'ın şu dile dikkat etmesi gerekiyor: Var olan mutabakatın paralel maddeleriyle ilerleyerek aşama aşama silahsızlanma ayrı bir konu. Ben ne zaman silahsızlanırım? Halkımın bir daha saldırıya uğramayacağını, aç bırakılmayacağını uluslararası toplum bana garanti etmiş burada, çünkü onu da sağlayacak maddeler var, bu gelişiyor, ben de o zaman aşama aşama silahları göstermekten, ağır silahları teslim etmekten, görünürde silah taşımamaktan, sonra var olanları gömmeye varana kadar birçok yönteme gidebilirim; gitmeli de zaten. Çünkü Hamas şunu görecek, Hamas bakın sadece orada tek başına işgale karşı bir direniş hareketi rolü üstlenmiyordu, aynı zamanda Hamas'ın kendi silahlı güçleri, Hamas orada hükümet olduğu için yerel polisi ve güvenliği de sağlıyordu. Şimdi oraya güvenliği sağlayacak yeni Filistinli polisler girdiği zaman, halkta düzen var, hırsızlık yok, insanları kaçırma yok, çünkü polis hizmetleri, emniyet hizmetleri verilmeye başlandığı zaman, insani yardımlar geldiği zaman, bir daha uluslararası toplum saldırıların olmayacağını garanti ettikçe bunlara paralel olarak bu zaten olacak. Ama bunu bu bağlamdan çıkartıp “Yarın ben geliyorum, veriyor musun, vermiyor musun?” sorusuna döndürdüğünüz zaman, bu soru da yanlış, bağlamı da yanlış, alacağınız cevap da ona göre olacak. Dolayısıyla ben hep onu izah ediyorum Batılılara da. Hamas silahsızlanacak mı, silahsızlanmayacak mı? Yani o zaman İsrail çekilecek mi, çekilmeyecek mi? Uluslararası toplum bir daha saldırılmamaya garanti verecek mi? Başka soruları da bu şekilde şartlı soralım. Tabii ki bu var olan yol haritasının içerisinde var, ama dediğim gibi bağlam içerisinde birbirine bağlı şartlarla yürüyen bir süreç. Bir bağlamı diğerinden kopartarak, bir maddeyi bağlamından kopararak, sadece konunun öznesi, odak noktası haline getirmek metodolojik olarak da şey değil tartışma noktası olarak da. Ama bununla ilgili tartışma yapılacak mı? Yapılacak. Bir takvimlendirme olacak mı? Olacak. Bu takvimlendirme yapılırken yanına yan konular konacak mı? Konulacak. Bu olması gereken bir konu.
Ama dediğim gibi burada bizim bir numaralı önceliğimiz, bakın Gazze konusunda söyleyeyim, Cumhurbaşkanımız da bu konuda çok hassas, bir numaralı önceliğimiz, Gazzeli nüfusun Gazze'de kalması. Çünkü 7 Ekim'den sonra yapılan soykırım operasyonlarında İsrail sadece insan öldürmekle kalmadı, kendisine hedef olarak Gazze'deki yaşayan Filistinli nüfusun Gazze'den sürülmesini koydu, stratejik hedef olarak. Mümkünse hepsini, değilse yarısını, olmadı üçte birini. Çünkü orada öyle bir yaşanmaz şartlar oluşturuyor ki, bu şartları gören insanlar kendilerine bir yere gitme vaat edildiği zaman kabul etmek dışında başka bir seçenekle baş başa kalmasınlar. Bu denklemi çok iyi kurdular. Biz bunu okuduğumuz için, bu denklemi kıracak diğer diplomatik adımları hayata geçirmek, başka aktörler, başka paydaşlar, başka uluslararası sistem unsurları için mücadele ettik. Şimdi geldiğimiz yerde girmeye başladı. Bizim bir numaralı önceliğimiz bu, oradaki nüfusun kalması. Oradaki nüfus orada kaldığı sürece, kendi hayatını idame ettirdiği sürece daha çok şey yaparlar.
SUNUCU- Sayın Bakan, Gazze'de önden okuduk dediniz, Suriye'yi okuduğunuzu da az önce konuştuk. Şimdi biraz genişletip dünya ile ilgili bir meseleye gelmek istiyorum. Davos'ta Kanada Başbakanı’nın açıklamaları çok konuşuldu. Kanada Başbakanı Mark Carney dedi ki, “kurallara dayalı sistem zayıfladı, artık güçlünün sözü geçiyor” dedi. Hatta Cumhurbaşkanının çok yakın zamanda kurduğu, o “Masada olmayan menüde olur” cümlesini bizzat tekrarladıktan sonra dedi ki “Orta güçtekiler artık bir araya gelip yan yana durmak zorunda”. Bu ifadelere katılıyor musunuz? Orta güçler yan yana durmak zorunda mı ve güçlü olanın istediğini yapıp zayıfın bedel ödediği bir dünyada mıyız, oraya mı gidiyoruz artık?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Ben buradaki ifadeleri birkaç tane alt başlığa ayırayım müsaadenizle.
Sondan başlayayım, orta güçlerin dayanışması meselesi olması gereken bir konu, kendi kendine de oluyor. Yani diyelim İngiltere, Kanada, Türkiye, Suudi Arabistan, Güney Kore, Japonya, Avustralya artık daha fazla bir araya gelip daha fazla konuşmak zorundalar. Çünkü büyük güçler bir belirsizlik alanı içerisine girdiler ve bunların aralarındaki çekişmeden dolayı, güç mücadelesinden dolayı bir boşluk var. Bu boşlukta orta güçlerin, ki bunlar benzer askeri, siyasi, teknolojik, toplumsal etkilere, nüfuslara, ekonomik güçlere üç aşağı beş yukarı sahip ülkeler, yani bunların tutması gereken bir hat var uluslararası sistem içerisinde. Şimdi bu hattın nasıl tutulacağı, nasıl olacağı meselesi de yeni gelişen bir şey. Bu konuda önceden teorik çalışmalar vardı, adı üstünde çok teorik, “abstract” çalışmalar, yani farazi olan konulardı. Çünkü hegemonun, uluslararası sistemde ulus devletlerin sayısının bu kadar arttığı, ama buna rağmen ulus devletler sayısı artarken… Bakın İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra artmıştı ulus devletler sayısı. Ulus devletler sayısının bu kadar arttığı bir dönemde, ama her zaman için hegemonun kurduğu bir dünya vardı. Şimdi hegemonun kurduğu dünyanın içerisinde bu kadar sayıda ulus devletin var olması yönetilebilir bir husus oluyordu. Şimdi kuralların olmadığı, hegemonun da kendisini kurala bağlı hissetmediği bir noktaya doğru gidiyoruz. Burada orta güçler artık ait oldukları ittifakların kendileri için çalışmayacağını anlayacakları zaman veya ona dayalı bir senaryo ortaya çıktığı zaman birbirleriyle konuşmaya başlıyorlar. Bu bir arayıştır, bir son değildir, bir başlangıçtır.
SUNUCU- Avantaja dönüşebilir mi orta güçler için?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Olabilir. Orta güçler keşfetmeye çalışıyorlar. Bakın ama burada ikinci başlığa geçiyorum, bu ikinci başlığı da aslında bugünkü yaşadığım bir olayla vereyim. Bugün biz altı ülkeye ev sahipliği yaptık biliyorsunuz, Balkan Barış Platformu’nun ikinci oturumuna. Bir Bakan arkadaşım bir ülkeden dedi ki, “Ya adam yeni uyandı” dedi, yani uluslararası sistemde işte haklının değil de güçlünün olduğu bir şeye. “Biz yıllardır dedi bu bölgede bunu yaşıyoruz” dedi.
SUNUCU- Kanada Başbakanına mı diyor?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Evet. Yani uluslararası sistem yıllardır bizi zorbalıyor zaten diyor Bakan arkadaşım. Şimdi bunu Cumhurbaşkanımız, biz kaç yıldır seslendiriyoruz kendi bölgemizde? Uluslararası sistemin aslında çöktüğünü, bu konuda yetersiz kaldığını, adil olmadığını, güçlü olanın buralarda artık haklı olduğunu vesaire, yıllardır biz bu muameleye zaten maruzuz. Biz derslerimizi çıkarmışız, hüküm cümlelerimizi kurmuşuz, teorilerimizi geliştirmişiz, hatta bunun üzerine ittifakları yapmaya, yeni diplomasi türleri, yeni güvenlik algılamaları, savunma sanayii, yani bunun üzerine biz koca bir strateji inşa etmişiz çok boyutlu. Ama bazı ülkeler… Bu aslında başınıza geldiği zaman çoğu zaman hissedeceğiniz bir konu olduğu için böyle bir senaryoya hazırlıklı olmayan ülkeler, Kanada'nın bunu yeni söylüyor oluşu enteresan tabii.
SUNUCU- Onlar için günaydın diyorsunuz o zaman.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Zor bir konu. Ama şunun da altını çizmek gerekiyor. Özellikle yeni Başbakan Sayın Carney gerçekten çok hızlı adapte oldu ve hiç de utangaç davranmadan ben düne kadar Amerika'yla etle tırnak gibiydim, Çin'in Huawei'sinin CEO'sunu falan hapse atıyordum. Hiç, onu hemen unuttu, gitti Çin'e, bir gümrük indirimine dayalı ticaret anlaşmasına başladı, 49 bin mi, 59 bin mi elektrikli arabanın alımını %6,1 gümrük vergisiyle kabul etti, oldukça aşağıya çekti, Çinlilere bu avantajı verdi. Karşılığında da Çinliler onların ürettiği bazı tarım ürünlerini alacaklar. Yani ayakta kalmaya geldiği zaman iş, kimse artık hatırını, gönlünü, ait olduğu kampı düşünmüyor, yani öyle bir durumları var.
SUNUCU- Biraz önce dediniz ki, orta güçler daha çok konuşmak zorunda bu yeni dönemde, birbiriyle daha çok temas etmek zorunda. Türkiye yıllardır tek bir tarafa bağlı kalmadan farklı alternatif ittifaklar kurmak için çabalıyor, görüşüyor, konuşuyor. En sonunda Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan ittifakını konuşuyoruz. Ne aşamada Sayın Bakan?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi bize bu sorulduğu zaman biz şunu ifade ediyoruz, resmi söylem olduğu için değil, gerçek olduğu için, başka bir cevaptan da kaçındığım için de değil. Burada biz bölgemizde geniş katılımlı bir ittifakın olmasından yanayız. Cumhurbaşkanımız bunun baştan beri böyle olması gerektiğini düşünüyor. Çünkü bölge ülkelerinin arasındaki güven iklimini oluşturmazsanız, şu ana kadar başımıza ne bela geldiyse bölgede bu güvensizlikten geldi. Ya savaşlar oluyor ya iç çatışmalar oluyor ya terör örgütleri hüküm sürüyor buralarda. Aslında bundan sonra artık belli bir olgunluğa erişmiş bölgedeki ülkelerin ve ders de çıkarmış olan ülkelerin kendilerinin birbirlerinin güvenliğine bir taahhütte bulunacakları bir duruma evrilmeleri gerekiyor. Bu bir güvenlik platformu, bir ittifakı, paktı oluşturmakla olacaksa, bunun olması gerektiği yönünde bizim bir düşüncemiz var. Ne kadar geniş katılımlı olursa o kadar iyi olur. Ama başlangıçta çekirdek bir grupla başlarsa o da olur. Ama bunun daha büyük bir evrilmeye, bölgede kamplaşmaya değil de kamplaşmayı azaltıcı, güveni artırıcı bir şeye evrilmesi lazım, bizim her zaman için altını çizdiğimiz nokta o.
Şimdi insanlar güvenlik paktını başkasına hasmane şey olarak mı kuruyorsunuz diye, rakibiniz kim olacak diye soruyorlar da ben her zaman için şunu söylüyorum: Güvenlik paktlarına girilirken, girdiğim paktaki ülkelerden pakta olmadıkları zaman veya sen olmadığın zaman zarar gelmesin diye giriyorsun zaten bir baştan. Ben bu pakta girdiğim zaman pakttaki diğer ülke şunu biliyor: Ben bu ülkeyle dostum, bundan bana zarar gelmez. Şimdi bizim mesela NATO içinde böyle bir iklim olmasına rağmen zarar gördüğümüz alanlar oldu, o başka bir konu. Ama bizim bölgemizin bu türden bir başlangıca ihtiyacı var. Bu, modern zamanlarda aslında ulus devletlerin kurumsal ilişkilerinde inşa edecekleri güvenle alakalı bir konu.
Bizde maalesef ulus devlete geçiş sürecinde hala bölgede diyelim, kişisel algılar, hisler çok önemlidir. Bölgede devlet geleneği olan birkaç tane ülke var, ama diğer ülkeler de artık gerçekten olgunlaştılar, ben ileri adımlar atılabileceğine inanıyorum. Ortak çıkarları, ortak tehditleri, ortak sorunları ve ortak gelecek tahayyülleri olan ülkeler var.
Bir de bizim şöyle bir duruşumuz var: Yani batıda, kuzeyde, Akdeniz'de, Kafkaslar'da ve Ortadoğu'da, bunların hepsinde ayrı ayrı ekonomik, coğrafi güvenliğe ve siyasi konulara dayalı bizim ittifaklar inşa etmemiz gerekiyor ve bunları da birbirleriyle uyumlaştırabilecek durumda olmamız gerekiyor. Bizde bu zihin var mı? Var. Bu beceri var mı? Var. Tek ihtiyacımız olan Cumhurbaşkanımızın liderliğinin devam etmesi, ki bütün bu projeleri tamamlayalım inşallah hem batımızda, hem kuzeyimizde, hem güneyimizde, hem doğumuzda.
SUNUCU- Şimdi yeni ittifaklardan konuştuk, bazı eski ittifaklarda da sıkıntı var. Nasıl? Trump Davos'ta “Askeri seçeneği kullanmayacağım Grönland için” dedi, ama eğer öyle bir durum söz konusu olsaydı NATO çerçevesinden çok da açıklanamayacak bir durum olacaktı kuşkusuz. Trump'ın bu Grönland ısrarının altında ne var ve Avrupa direnebilecek mi sizce? Nasıl bir anlaşma çıkar oradan?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Amerika'nın bu türden bir özlemi ve bir stratejik arzusu olduğu bir sır değil. Çeşitli yönetimler döneminde bu gündeme gelir, yönetimler gündeme getirmezlerse de stratejistler gündeme getirirler. Şimdi bunun nasıl gerçekleştirileceği, nasıl olması gerektiği konusu ayrı bir husus. Ama Sayın Trump döneminde burada çok büyük bir atak görüyoruz, yani “Ben bunu hayata geçirmek istiyorum”.
Şimdi burada belirsizlik olan husus şu. Sayın Trump gerçekten çok ciddi olduğu için mi elini yükseltiyor, söylediğini yapacağı için mi, yoksa ben bu kadar yüksekten açayım, burayı üstüme geçirmek teklifiyle başlayayım, bunun arkasına da bir güç koyacağımı da söyleyeyim, ama ben daha aşağıda bir teklifte, şartta buluşabilirim önermesi mi var, yoksa gerçekten ne pahasına olursa olsun ben burayı Amerika'nın üstüne geçirmek istiyorum önermesi mi var? Şimdi Davos'ta sürpriz bir çıkış yaptı, birincisi metodolojik olarak güç kullanmayacağını söyledi.
İkincisi de daha sonra basın mensupları ile konuşurken en son NATO Genel Sekreteri’nin-biliyorsunuz kendisi de hem iyi bir devlet adamı, hem de iyi bir diplomat, ikna etme konusunda da uzman, beraber çalıştığımız biri Sayın Mark Rutte- Trump ile görüşmesinden sonra Sayın Trump dedi ki, “Ben Mark Rutte ile görüştüm, bir çerçevede, bir fikir birliğinde buluştuk”. Şimdi bunun tabii genel dünya kamuoyuna verdiği izlenim sanki bir uzlaşma var gibi. Ama bugün birtakım telefon görüşmelerinde bulundum, Avrupa Yüksek Temsilcisi Sayın Kaja Kallas ve diğer birkaç kişiyle, aslında olayın daha çok başında olunduğu, yani bu konuda çok mesafe kat edilmesi gerektiğini de gördük. Ama bu evrilen bir süreç.
Avrupalıların Grönland üzerinden geliştirdikleri söyleme, oraya verdikleri anlama baktığınız zaman, eğer bu şekilde giderlerse bunun sonucunda bir toprak kaybı aslında ittifakın çözülmesi manasına da gelebilir. Çünkü Grönland’ın tanımlanması, Danimarka'nın yüzde yüz kendi toprağı varsayımı üzerinden giden bir tanımlama, dolayısıyla bir başka NATO üyesi ülkenin toprağına başka bir NATO üyesi ülke göz dikiyor gibi bir durum ortaya çıkıyor. Burada çeşitli tartışmalar var, farklı yaklaşımlar var, hukuksal argümanlar var, ama günün sonunda bir kırılma var mı? Var. Bu kırılmaya eşlik eden gümrük vergileri gibi, Rusya-Ukrayna savaşında Amerika'nın aldığı tutum gibi, başka yan etkiler de var mı? Var. Amerika'nın Avrupa güvenliğinden çekilmesiyle alakalı oluşturduğu durum var mı? Var.
Şimdi aslında problem tek başına olsaydı, oluşturduğu etki biraz daha az olurdu. Ama şimdi Avrupalı arkadaşlarla konuştuğumuz zaman, diğer etkilerle katlandığı zaman aslında daha büyük bir baskının, sorun yumağının önlerinde olduğunu görüyoruz. Bu konuda da bizlerle fikir alışverişinde bulunuyorlar, yani konuya nasıl baktığımızı, nasıl tanımladığımızı, alternatif çözümlerin neler olabileceğine ilişkin ne türden yaklaşımlar olduğunu da anlamaya çalışıyorlar. Onlarla kendi görüşlerimizi, değerlendirmelerimizi açıkçası paylaşıyoruz, ama zor bir denklem. Bir çözüme gidecek mi? Gidecek, bekleyeceğiz.
SUNUCU- Ama daha baştalar diyorsunuz.
Sayın Bakan, İran'ı da konuşmak isterim biraz. Doğu komşumuz, yaklaşık 540 kilometrelik bir sınır paylaşıyoruz ve son günlerde kaotik bir dönemden geçiyor İran. Siz sokaklardan yansıyan görüntüyü, protestoları nasıl yorumluyorsunuz? Ne anlatıyor bize o görüntü? Ve olası Amerikan müdahalesi çok konuşuldu. Vaşington ve Tahran arasında bir arabuluculuk söz konusu oldu mu Ankara için bu süreçte?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- İran bu süreçleri daha önce de yaşadı biliyorsunuz. Zaman zaman büyük gösteriler, haftalarca süren gösteriler oluyor, 2019'da, 2023'te büyük gösterilere şahit olduk İran'da, protesto gösterilerine. Halkın yaşadığı ekonomik sıkıntıya yönelik büyük bir tepkisi var, çünkü ülke izlediği dış politika ve güvenlik politikaları gereğinden dolayı çok uzun yıllardır uluslararası yaptırımlara tabi. Uluslararası ekonomiye kapalı olması, açık olamaması, her ne kadar petrolü ve gazı olsa da, çünkü yıllardır İran sattığı petrolden gelen nakit parayla ekonomisini bir şekilde yönetiyordu ve giderek petrol ihracatına da getirilen kısıtlamalar açıkçası elindeki mali imkanları oldukça daralttı. Şimdi bu daralmışlık içerisinden çıkma mücadelesi verirken, tabii ki büyük zorluklarla karşılaşıyor. İçeride uzun zamandır yürüttüğü sübvansiyon faaliyetleri var hem dövizin fiyatını sabit tutmak için, hem belli temel gıda maddelerinin fiyatını yürütebilmek için. Şimdi onlardan geri çekildiği zaman hükümet, tabii halkta hemen etkisini hissediyorsunuz, yani halk da buna tepki koyuyor. Şimdi ekonomik sıkıntılara gösterdiği tepkiyle bunu rejime karşı gösteriyormuş, rejimin gitmesini istiyormuş gibi anlatmak ve anlamak da İran öznesinde çok gerçekçi bir analiz olmayabiliyor. Orada oldukça farklı birbirine geçmiş iç, analiz edilebilecek kümeler var, gri alanlar var, bunları iyi görmek gerekiyor, daha detaylı analizler yapmak gerekiyor, daha farklı örneklemlere bakmak gerekiyor, daha farklı sorular sormak gerekiyor, ama o başka bir konu, onları bizim arkadaşlarımız yapıyor.
Şimdi bizim gördüğümüz şu. Bu gösterilerden dışarıdaki ülkelerin beklediği konu çıkmaz. Ama bu sahici gösteriler mi? Sahici gösteri. Bunların ihtiyaçları, talepleri dikkate alınmalı mı? Alınmalı, bizim tavsiyemiz de bu yönde. Bu noktada tabii özellikle İran'ın atması gereken adımlar var.
Birincisi, Amerika ile ben nükleer dosyada bir uzlaşmaya gidilebileceğini düşünüyorum, ama Amerikalılar nükleer dosyanın yanına başka dosyaları da şu anda getiriyorlar. Görüşmelerimiz oldu, özellikle bir söylenti vardı biliyorsunuz “O gece taarruz olacak” falan-filan, o gece bayağı bir yoğun trafiğimiz oldu.
SUNUCU- Sayın Trump “Güvendiğim bir yerden telefon geldi, idamlar duracakmış” gibilerinden yanlış hatırlamıyorsun öyle bir açıklaması vardı. Acaba dedik Ankara'dan mı geldi o telefon?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bölgedeki diğer ülkelerle de görüşmeler oldu. Şimdi biz bölge ülkeleri olarak tabii ki bir savaşın olmasını istemiyoruz, yani büyük bir belirsizliğe yeniden kapıların açılmasını istemiyoruz. Suriye'deki, Irak'taki yaraları daha yeni yeni sararken, başka bir büyük yaranın açılmasını açıkçası istemiyoruz. Ama bizim de var gücümüzle bu sorunların çözülmesine yönelik çalışmamız lazım. İşte bildiğiniz gibi 6-7 hafta önce İran’daydım, bir dost olarak, dost acı söyler sözü vardır ya bizde, ben ne söylenmesi gerekiyorsa hepsini söyledim, çünkü onlar bizim dostumuz, bizden duymaları gerekiyor. Biz, doğrunun ne olması gerektiğine ilişkin fikrimiz nedir, ne yapmalı, ne etmeli, onları kendileriyle paylaştık, umarım bir yol bulurlar.
Ama şunu da maalesef söylemeden geçemeyeceğim. Özellikle İsrail'in İran'a saldırı arayışında olduğunun emareleri de yok değil, o da var.
SUNUCU- Amerika'nın değil de özellikle İsrail'in mi?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Evet evet, o da var.
SUNUCU- Şimdi bölgemizde savaş istemiyoruz dediniz Suriye'de, İran'da. Türkiye, Ukrayna-Rusya meselesi için de başından bu yana çok büyük çaba sarf ediyor. Son dönemde Birleşik Arap Emirlikleri'nde görüşmeler var. Türkiye'nin de kolaylaştırıcı rolü devam ediyor mu? Barış umudu arttı mı, ne dersiniz?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şu anda barışa aslında kağıt üzerinde epey bir yaklaşıldı. Bütün problemler üç aşağı beş yukarı bir noktaya bağlandı, bir tane konu var. Bugün de gelmeden önce bir arkadaşla konuşuyorduk yine yakın bir yerden uzun uzun arabada buraya gelirken, aynı fikirdeyiz. O toprakla ilgili konu çözümlediği sürece o kilitlenmenin aşılmayacağı gözüküyor.
SUNUCU- Donbas meselesi mi?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Evet.
SUNUCU- Sizce peki çözümlenir mi ya da nasıl çözümlenir o mesele?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi burada iki tarafın da geliştirdiği önermeler var birbirine. Ben bunun detayına girmek de istemiyorum açıkçası, çünkü başkasının gerçekten hassas olduğu, uğruna çok kan dökülen bir husus, bunu burada çok basit bir anlatım malzemesi yapmak da istemiyorum. Ama bazı senaryolar var, şimdi silahsızlandırma, orayı ortak ekonomik bölgeye dönüştürme vesaire vesaire işte bunun neticesinde. Ama sonuçta Rus tarafı diyor ki, “Tamam, her şeyi yapalım burada, silahsızlandıralım ama kimin üstünde kalacak burası?” Konu günün sonunda oraya doğru evriliyor. Ben belli bir niyet olursa başka türden birtakım cesaretlendirici, teşvik edici adımlar da atılırsa başka alanlarda, ben biraz daha yaratıcı olmalarını istedim Amerikalılardan açıkçası. Dün Davos'ta Moskova'ya gitmeden önce, o tören esnasında Steve Witkoff ve Jared Kushner'le ayaküstü konuştuğumuzda da benim söylediğim oydu, biraz daha yaratıcı olmaya ihtiyaç var. Aslında yaklaşıldı da artık durması lazım, gerçekten çok fazla insan hayatına mal oluyor.
Şu anda düşünebiliyor musunuz, kışın ortasındayız, Ukrayna'da büyük bir soğukluk var, evler ısıtılamıyor, elektrik sistemleri büyük darbe görmüş durumda, gaz dağıtım sistemleri büyük darbe görmüş durumda, yıkıma uğramış durumda ve giderek bu yıkım da artıyor. Çünkü her iki taraf da artık birbirinde bütün her yeri hedef haline getirme aşamasına gelmiş. Şimdi savaşta bu aşamaya geldiğiniz zaman artık gerçekten tırmandıracağınız, eskale edeceğiniz başka bir alan da çok kalmamış hedef olarak. Sivillerin direkt öldürülmesi dışında şu anda çok şükür kimse birbirinin sivilini direkt hedef almıyor, şu anda İsrail'in yaptığını kimse şu anda yapmıyor, siviller burada yan zayiat olarak gidiyorlar. Ama çok asker kaybı var, çok altyapı kaybı var, umarım en kısa sürede durur.
SUNUCU- Sayın Bakan, biraz önce verdiğiniz ayrıntı aslında çok enteresan, manşet bile çıkarılabilir, yani Kushner ve Witkoff'a biraz daha yaratıcı olun önerisinde bulundum dediniz. Nasıl mesela diye sordular mı, biraz açtılar mı, o diyalog nasıl gelişti?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Dediğim gibi hızlı olan bir diyalog. Daha önce de biz Miami'de bir araya geldiğimizde bu konuları konuşmaya gelmiş Avrupa'dan ekip de vardı, sürekli konuştuğumuz bir konu Ukrayna meselesi. Karşılıklı şeyimizi bildiğimiz bir konu, nerede duruyoruz, ne oluyor, ne bitiyor. Özellikle Steve Witkoff başından beri işin içinde, başından beri biz onunla konuşuyoruz bu konuyu sürekli. Rüstem Umerov’la konuşuyoruz, yeri geliyor Sayın Zelenskiy ile konuşuyoruz, Ruslarla konuşuyoruz. Durdukları yerlere ilişkin bir fikrimiz var, inşallah çözerler.
SUNUCU- Şimdi coğrafyamızdaki savaşlarla ilgili ister istemez sorular sorduk. Çok da uzak olmayan bir geçmişte Balkanlarda da çok büyük acılar vardı. Bugün de önemli bir toplantıya katıldınız, Balkan Barış Platformu, önemli tabii bu platformun varlığı da henüz orada da acılar tazeyken. Nasıl bir toplantıydı, nasıl sonuçlar çıktı, neler söylemek istersiniz bugünkü toplantıyla ilgili?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Balkan Barış Platformu esas itibariyle Cumhurbaşkanımızın 2024 yılında bölgeye yaptığı bir gezi esnasında bir Balkan lideriyle konuşurken gündeme gelen bir husus, kendisinin gündeme getirdiği bir husus. Daha sonra biz onu kavramsallaştırdık, altını doldurduk ve şöyle bir şeye gittik: Dedik ki, şimdi burada bir ortak özellikleri olan ülkeler var Balkanlar’da. Avrupa Birliği'ne aday, ama üye değil, yedi tane ülke var. Kosova Avrupa Birliği'ne de aday değil, çünkü herkes tanımıyor, ama Avrupa'yla çok yakın ilişkileri var, Euro’yu kendi para birimi olarak kullanıyor, inanılmaz bir Avrupa Birliği bağımlılığı var. Şimdi Kuzey Makedonya, Sırbistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Kosova, Türkiye, hepimiz bir masa etrafında -bu Türkiye'nin teklifi- bir araya gelerek bir Balkan Barış Platformu kuralım.
Burada yapılması gereken şey şu. Birincisi, hepimizin ortak konusu Avrupa Birliği ile üyelik ilişkilerimiz devam ederken, üyelik süreçleri, bir de Avrupa Birliği ile giden konular var, bu konularda ne yapacağız?
İkincisi, ekonomik, ticari, enerji, bağlantısallık birçok konu var, bunlara ilişkin yapmamız gereken şeyler neler?
Üçüncüsü ve en önemlisi, kendimize ait siyasal sorunlarımız var, tarihten gelen çatışmalar var, yani Bosna-Hersek’in içinde var, Bosna-Hersek’in Sırbistan'la var, Kosova'nın kendi içinde var, Kosova'nın Sırbistan'la var, Karadağ'ın şu anda böyle hafif zaman zaman gidip gelinen konuları var. Biz bir masa etrafına gelelim, hiç kimse de olmasın, böyle tutanak tutup bir bağlayıcılık da olmasa yöntem olarak, saatlerce kapıyı kapatalım sadece Bakanlar konuşalım hiçbir endişemiz olmadan, birbirimizin yüzüne bakarak. Çünkü bu öznelikle bu heyet toplanmıyor. Bunlar, ya Avrupalılar bir yerde toplantı düzenliyorlar oraya gidiyorlar, ya başka gündemlere misafir oluyorlar. Ama burada hepimiz aynı sorunu yaşayan, ortak özelliklere sahip, kültürel ve coğrafya olarak birbirinin devamı olan ve tamamlayıcısı olan ülkeler olarak bir araya gelip kendi meselemizi gene bölgesel sahiplenme anlayışıyla ele alalım ve tartışalım. Biz kendi doğumuzda nasıl birtakım paktlar ve çözüm önerileri getiriyorsak, Suriye'yi nasıl böyle bölgesel bir şekilde çözdüysek aynı şekilde yapıyoruz.
Hatta ben bugün onlara şunu söyledim. Dedim ki, biz batımızda gördüğümüz -batıda mesela Avrupa Birliği var, NATO, birçok konu var, onlarla yıllardır geliştirdiğimiz ilişki, üyelik vesaire- buradan aldığımız tecrübeyi doğumuzda sistem kurmada kullanıyoruz. Doğumuzda gördüğümüz çatışmaları çözmede aldığımız tecrübeleri de batımızdaki çatışmaları çözmede kullanmaya yönelik bir duruşumuz var. Yani bunlar tecrübe aktarımı. Türkiye'nin aslında köprüdür dediği vesaire konuları biraz hayatta böyle realize eden maddelerden biri.
Balkan Barış Platformu onun için Balkan ülkeleriyle dayanışmamızın bel kemiğini oluşturan, çok kapsamlı bir ilişki muhasebesi yapan, çok teknik alanlardan aslında çok geniş stratejik ufukları da çizen bir oluşum, yani bu oluşumda da herkes çok memnun. Bugün Cumhurbaşkanımız da kabul ettiler, kendileriyle, Bakan arkadaşlarla teker teker uzun uzun konuştu, hepsinin fikirlerini dinledi, kendisi de fikirlerini paylaştı ve arkadaşlar gerçekten çok mutlu ayrıldılar. 6 ayda bir zaten toplanıyoruz biz Bakan düzeyinde, belli bir düzleme gelince liderleri de bir araya bu perspektifle getireceğiz. Ama bizim kurduğumuz bir daimi komite var, onlar sürekli bir araya geliyorlar, Direktörler Komitesi, aldığımız somut kararları takip ediyorlar.
SUNUCU- Çok teşekkür ederiz, sağ olunuz.
Gerçekten sadece 2026'nın sorularını sorduk Ahmet Arpad'la beraber…
Yani 20 gününün sorularını sorduk, inanılır gibi değil. Sizi belli aralıklarla her ay yayına davet etmemiz gerekecek dünya bu hızla devam ederse. Zira Suriye, Gazze, İran, Barış Kurulu, Ukrayna-Rusya meselesi, yeni dünya düzeni, pek çok sorularımızı yanıtladınız, çok teşekkür ederiz.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Ben teşekkür ederim, sağ olun ev sahipliği yaptığınız için.
SUNUCU- Sağ olunuz.
İyi akşamlar diliyoruz efendim, hoşça kalın.
* Interpress deşifresidir.