Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TRT Haber’e Verdiği Mülakat, 9 Ocak 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TRT World’e Verdiği Mülakat, 18 Aralık 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın TVNET'e Verdiği Mülakat, 13 Aralık 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Al Jazeera Arabic’e Verdiği Mülakat, 11 Aralık 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın A Haber'e Verdiği Mülakat, 15 Kasım 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın Ülke TV'ye Verdiği Mülakat, 18 Ekim 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın TRT Haber'e Verdiği Mülakat, 4 Ekim 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın MBC Masr'a Verdiği Mülakat, 18 Eylül 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın TGRT Haber’e Verdiği Mülakat, 28 Ağustos 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın NTV’ye Verdiği Mülakat, 25 Temmuz 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın A Haber'e Verdiği Mülakat, 27 Haziran 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TRT Haber'e Verdiği Mülakat, 3 Haziran 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın 24 TV'ye Verdiği Mülakat, 9 Mayıs 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın CNN Türk'e Verdiği Mülakat, 9 Nisan 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın UTV'ye Verdiği Mülakat, 7 Nisan 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Reuters’a Verdiği Mülakat, 4 Nisan 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TV100'e Verdiği Mülakat, 14 Mart 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Al Jazeera Arabic’e Verdiği Mülakat, 26 Şubat 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Bloomberg TV’ye Verdiği Mülakat, 21 Şubat 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TRT World’e Verdiği Mülakat, 16 Şubat 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Palestine TV'ye Verdiği Mülakat, 8 Şubat 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Anadolu Ajansı Editör Masası'na Verdiği Mülakat, 5 Şubat 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Al Şark TV’ye Verdiği Mülakat, 27 Ocak 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın CNN Türk'e Verdiği Mülakat, 7 Ocak 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın France 24 English'e Verdiği Mülakat, 20 Aralık 2024 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın Al Jazeera English'e Verdiği Mülakat, 18 Aralık 2024 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Al Hades TV’ye Verdiği Mülakat, 15 Aralık 2024 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın NTV’ye Verdiği Mülakat, 13 Aralık 2024 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın A Haber'e Verdiği Mülakat, 15 Kasım 2024 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın Haber Global'e Verdiği Mülakat, 17 Ekim 2024
Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TRT Haber’e Verdiği Mülakat, 9 Ocak 2026

SUNUCU- Efendim, mutlu akşamlar, Türkiye’nin haber ekranına, TRT Haber ekranlarına hoş geldiniz, Özel Röportaj’la karşınızdayız, ben Rasim Kılıç.

Çok kıymetli bir konuğum var, hemen takdim edeyim sizlere, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan bizlerle birlikte.

Sayın Bakan, hoş geldiniz.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Teşekkür ediyorum, hoş bulduk, sağ olun.

SUNUCU- Şimdi, 2025 yılına baktığımızda dünyada son derece hareketli, hararetli gündemleri geride bıraktık. 2026’ya girerken temennimiz hep biraz daha sakinlik, huzur ve barış yönündeydi şüphesiz. Ama 2026’ya da dünya olarak biraz hızlı giriş yaptığımızı söyleyebiliriz. Bir yandan Venezuela, Grönland derken, bir yandan İran’daki protestolar, birkaç gündür Suriye’de yaşanan gelişmeler derken 2026 da bu anlamda hızlı başladı. Başlarken, elbette hepsini konuşacağız, Suriye konusundaki mesajlarınızı da merak ediyorum ama, 2025 değerlendirmesiyle birlikte 2026 beklentisini alarak başlayalım.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Teşekkür ediyorum. 2025 söylediğiniz gibi gerçekten bizim için diplomasi alanında fevkalade yoğun bir yıl oldu. Ama 2026 yılına girerken de 2025'ten geri kalmayacağımızı, hatta daha yoğun olacağımızı da işaretleriyle görmüş olduk. Söylediğiniz başlangıç olayları, özellikle Yemen, Somaliland, İran, Venezuela, Grönland krizleri, daha yılın ilk başında bunların hepsinin arka arkaya gelmesi aslında bir önceki yıldan kalan konuların evrilmesi şeklinde ortaya çıkan yeni başlıklar.

2025 yılı tabii ki özellikle dış politikada enerjimizin büyük kısmını yakın bölgemizdeki çatışmaları sonlandırmaya verdiğimiz bir yıldı. Biliyorsunuz, bizim dış politikada Cumhurbaşkanımızın yıllar içerisinde ortaya koyduğu belli ilkeler var, bunların başında bölgemizdeki çatışmaların adil ve kalıcı bir şekilde durdurulması geliyor. Filistin meselesi bizim için fevkalade önemli; oradaki soykırım hem milletimizin vicdanında hem de devletimizin stratejik zihninde bir kanayan yara idi, bunu durdurmak için elimizden geleni yaptık. 2025 yılında önemli diplomatik hamleler atıldı ve nihayetinde, ağır aksak işleyen de olsa, bir ateşkese ulaşıldı, şimdi bunun ikinci aşamasına geçmek için çalışacağız.

Yine Rusya-Ukrayna savaşının durdurulması bizim için önemli, orada çok büyük çabalarımız oldu. Yine Kafkaslardaki durum, Suriye'deki durum, buralardaki çatışmaların, gerginliklerin azaltılması, kalıcı barışa bağlanması, düzeni kurulması bizim açımızdan önemli.

Diğer açıdan, tabii Ege'de, Akdeniz'de, sınır ötesi terörle mücadele konularında milli güvenliğimizle ilgili konular var. Bunlar da bizi epey meşgul etti.

Diğer taraftan tabii ki Balkanlardaki konular, özellikle, Batı Balkanlar, diğer taraftan Avrupa Birliği konuları… bunlar da geçen sene bizi meşgul eden bölgesel konulardı.

Bir de daha da genişlettiğiniz zaman küresel konular var, BM'nin daha adil bir sisteme kavuşturulması, Afrika'nın Sahel kısmında olan konular, Asya-Pasifik'teki birtakım konular… bunların gerçekten hepsi öncelik sırasına göre gündemimizdeydi. Ama çok şükür, 2025 yılı diğer ülkelerin performansıyla kıyaslandığı zaman bizim, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, dış politikada bütün alanlarda gerçekten olağanüstü performans ortaya koyduğumuz bir yıl oldu. Bunun ölçülebilir rasyonel parametreleri nelerdir? Dış politikanın alanı vardır, hangi alanlarda menfaatinizi ilerletiyorsunuz, hangi alanlarda sıkıntıları bertaraf ediyorsunuz… bu fevkalade önemli. Hiç yaptırıma uğramamışsınız, daha var olan yaptırımları kaldırıyorsunuz, enerji anlaşmaları yapıyorsunuz, ihracatınızı artırıyorsunuz, daha fazla turist getiriyorsunuz, bağlantı yolları açıyorsunuz, kapalı petrol boru hatları işlemeye başlıyor, dünyadaki ve bölgedeki diğer krizlerden etkilenenlerden daha az etkileniyorsunuz…

SUNUCU- Yani bir somut çıktısı olan sonuçlar bunlar.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii. “Dış politikamız iyi gidiyor, iyi yapıyoruz” dediğimiz zaman, güvenlik, politika, ticaret, enerji, turizm… Bütün bunların hepsi konulur, buradaki çıktılara bakılır, rasyonel somut çıktılara. Bir önceki yıla nazaran neredesiniz, diğer ülkelere nazaran neredesiniz, onların hepsi ortaya konduğu zaman, nasıl… Ve bir de belirli şartlar içerisinde, bu dış politika ortamı bazılarının gerçekten “vahşi” diye nitelendirdiği, artık kuraldan tamamıyla bağımsız hale gelmiş, ancak bu fırtınalı havada usta kaptanların yürütebileceği, yüzdürebileceği bir gemi. Cumhurbaşkanımızın da yıllar içerisinde ortaya koyduğu ustalık, liderlik işte bu zamanlarda bizim işimize yarıyor. Onun için 2025 yılı, dünya krizlerini ve bölgesel krizleri yönetme, minimum zarar görüp kendi gündemimizi maksimum şekilde ilerletme konusunda çok şükür bizim açımızdan fevkalade iyi bir yıl oldu. Ama dünya için, dünyanın geneli için, bölge için inanılmaz sıkıntılar, problemler de var.

SUNUCU- Tam da o noktada sormak isterim, bu bahsettiğiniz “vahşi ortamda”, diplomasideki o müttefiklik kavramı, ittifaklar, bloklar, ülkelerin birbirleriyle olan ilişkileri eskisi kadar keskin mi, yoksa artık biraz daha o bağ zayıfladı mı size göre ittifaklar özelinde?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Ulus-devlet sistemine geçtiğiniz zaman, ulus-devletlerin merkezde olan kendi ilişkilerinde menfaat bazlı bir etkileşim var. Fakat bunu çevreleyen değerler var, ilkeler var; ülkelerin, milletlerin kimlikleri var. Türkiye bir dış politika ortaya koyduğu zaman, biz kendimizden bakalım; tamam, ülke menfaatimizi gözetiyoruz ama yanına koyduğumuz değerlerimiz var, kültürel ve tarihsel duruşumuz var, inancımız var, bizi biz yapan değerler var, insani, her şeyden önce evrensel değerler var. Bir ülke bunlara ne kadar bağlı, ne kadar değil, ne kadar değer bazlı politika yapıyor, ne kadar yapmıyor? Ne kadar kendi için istediğini başkası için isteyebiliyor, ne kadar bencil, ne kadar değil? Bütün bunların hepsi tabii değer tabanlı politikalarla alakalı, biz buna da çok dikkat ediyoruz, bu bizim aslında kendi tarihsel yürüyüşümüzün bir parçası. Hem Hükümet olarak hem siyasi çizgi olarak, hem de Türkiye'nin, Anadolu insanının tarihten gelen medeniyet çizgisinin, stratejik yürüyüş hattının da modern zamanlardaki bir uzantısı. Dolayısıyla, biz bunun arasındaki dengeyi bulmakta çok fazla zorlanmıyoruz; hem çağımızı, hem çağımızın araçlarını, şartlarını çok iyi bilen bir Hükümetiz, hem de kendi değerlerimizin ne olduğunu bilip o arada da irtibat kurabiliyoruz.

SUNUCU- Peki 2025 ile ilgili genel bir toparlama yaptık ama, 2026'dan beklentilerinizi de dinlemek isteriz. Bu yıl içerisinde hızlı başladığını söyledik, 2026'da yıl boyunca hem Türkiye özelinde, hem de dünya genelindeki perspektifinizi öğrenebilir miyiz?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- İkinci Dünya Savaşı sonrası sistemin kurulmasında o zamanın ana muzaffer devleti olan Amerika Birleşik Devletleri, ki Soğuk Savaş döneminde de öncü rol oynadı ve galip geldi, esas itibariyle onun koyduğu kurallar etrafında şekillenen bir uluslararası sistemden söz ediyorduk. Daha sonra bu kurallar başka ülkeler, başka aktörler, başka menfaatler tarafından da evrildi, birtakım yan unsurlar çıktı. Trump'ın iktidara gelmesiyle beraber Trump dedi ki, “Ben bu sistemi bu haliyle kabul etmiyorum; Amerika da kurmuş olabilir ama daha sonra artık ortaya çıkan realite Amerika'nın lehine çalışan bir realite değil, ben bununla çalışmayacağım ve ben bunu değiştireceğim.” Şimdi bunu dediği andan itibaren, başta Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere, Asya-Pasifik'teki klasik müttefikleri olmak üzere, birçok müttefiki için konu başka bir renk kazanmaya başladı ve dünyanın, Amerika'nın etki ettiği, etmediği bütün olaylardaki değerlendirme parametreleri kendiliğinden değişti. Şimdi bu ani değişimi hem önceden görüp, hesaplayıp, mevcut şartlara etkisini de iyi görüp, analiz edip bir politika belirlemek gerekiyordu. Bizim hem 2025'te en iyi yapmaya çalıştığımız şey, 2026'da da yapmaya çalışacağımız şey bu olacak.

Bu ani değişimler… artık hiç kimse uluslararası ilişkilerde kendi ittifakları üzerinden otomatik pilota bağlı değil. Türkiye de biliyorsunuz uzunca yıllar Soğuk Savaş döneminde dış politikasını NATO ve Batı kampı üzerinden bir otomatik pilota bağlanmıştı, bir noktaya gidiyordu. Ve şu anda Avrupa Birliği'nde de, Amerika'nın sağladığı güvenlik şemsiyesi üzerinden, Avrupa'nın sağladığı ekonomik ve siyasi birlik üzerinden politikalarını otomatik pilota bağlamış birçok ülke var. Ama şimdi Amerika'nın mevcut sistemden çekiliyor olması, bunun ön emarelerini vermesiyle birçok ülke artık otomatik pilot modundan çıkmak zorunda, kendi politikalarını anlık, günlük alınacak kararlarla yönetmek zorunda. Bunu yaparken de özellikle Avrupa ülkeleri, Türkiye gibi demokrasi olanlar, kendi halklarından da beğeni toplayıp bir sonraki seçimde de oy almak zorundalar. Şimdi bu giderek daha da zorlaşan bir denklem haline geliyor, ondan önce daha fazla istikrarın olduğu yerde işler kolaydı. Onun için kısaca şunu söylemek istiyorum: Artık belirsizliğin daha fazla arttığı bir dönemdeyiz. Belirsizlik daha fazla artıyor, ustalığa daha fazla ihtiyaç var, Cumhurbaşkanımızın da tarihsel rolü tam da bu noktada daha da belirgin hale geliyor. Bu belirsizliğin yönetilmesi, ittifakların iyi oluşturulması, menfaatlerin iyi tanımlanması, beklentilerin gerçekçi olması, gerçekçi araçların ustalıkla ve büyük bir idealizmle kullanılması… Bütün bunların hepsi aslında ideal ile realite arasındaki iyi dengeyi kurarak yürütmeniz gereken bir çaba ve kesintisiz bir çaba.

SUNUCU- Peki, Suriye konusunda da, İran konusunda da, Rusya-Ukrayna konusunda da çok fazla merak edilen başlık var, ama Suriye ile başlamak isterim, çünkü en sıcak başlıklardan bir tanesi. Biz aylardır 10 Mart Mutabakatı’nı konuşuyoruz, halihazırda bu dönemde yaptığınız açıklamalarda da, daha önce Şam Yönetimi’nin yaptığı açıklamalarda da terör örgütü “SDG”nin, YPG’nin zaten sahada çok buna uyabilecek bir emare göstermediğini gözlemlemiştik. Dolayısıyla, son olarak da 6-7 Ocak'ta Halep'teki sivillere yönelik saldırılar bir anlamda bardağı taşıran son damla oldu, rejimin, şu sıralarda Halep'e yönelik bir operasyonu gerçekleşiyor. Dolayısıyla mevcut durumun değerlendirmesiyle başlayalım, Türkiye ile ilgili kısımları da ek olarak sormak isterim.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi şöyle, insan gerçekten kendi vicdanıyla şunu söylemek istiyor: Keşke geçtiğimiz yıl bu zamanlar yaptığım analizlerde yanılsaydım. Verdiğim demeçlerdeki hüküm cümlelerim, analiz cümlelerim yanlış çıksaydı, ben de “Tamam yanılmışız, ama burada büyük bir hayır çıktı, maslahat çıktı” deseydim. Ama örgütle yıllardır yakından takip etmiş, savaşmış, mücadele etmiş, incelemiş, yeri gelmiş konuşmuş biri olarak geçmiş görevlerimizde, aldığımız dersler var, bildiğimiz konular var. Maalesef “SDG”, PKK'nın bir uzantısı olarak şu karakteristik özelliği taşıyor; güçle veya güç tehdidi olmadan herhangi bir konuda diyalog yoluyla kendiliğinden bir şey yapma şansı yok, ya bir güç görecek ya da güç kullanma tehdidi görecek. Bunu da esas itibariyle şu anda geciktirmek için, diplomasiyi biraz öğrenmişler, propaganda amaçlı, dünyada kamuoyu oluşturma amaçlı kullanıyorlar. Her iki taraf da ortaya gelip, “ya ben de şunu vereyim, sen de şunu ver buradan şuraya gidelim” çizgisi vesaire yok; “Ben Suriye’de hiçbir şey vermeyeyim ama sembolik olarak veriyormuş gibi yapayım. Eğer kabul etmezsem de bölgedeki ve küredeki diğer aktörleri yanıma çağırırım, DEAŞ üzerinden onlarla geliştirdiğim birtakım şeyler var…” O hikayeden kaynaklı bazı senatörlerle görüşmeleri vesaireleri oluyor, İsrail’le sürekli giden bir görüşmeleri var.

Şimdi bunun bir yere gitmeyeceğini artık görmeleri lazım. Ben de bunu anlamıyorum, bu ilişki sizi bir yere götürmez kardeşim. Yapacağınız şey bölgenin sahici insanlarıyla sahici çözümler içerisinde korunmak. Bu maksimalist tavırlar, bu aldatıcı şeyler… Sürekli “Biz anlaşmadan, diyalogdan yanayız”, ama gerçekte tam tersini yapan, çelik çekirdek gibi durup bir santim bile pozisyon değiştirmeyen, sadece güç gördüğü zaman, güç uygulandığı zaman pozisyon değiştiren bir aktör olduğunu herkes görüyor, herkes biliyor. Devekuşu gibi başını toprağa gömmenin bir anlamı yok. Şimdi biz bunu baştan beri söylüyoruz. İlgili birimlerimiz, istihbaratımız, diplomatlarımız, askerlerimiz bu konuyu muhataplarıyla konuşuyorlar, “SDG”ye iletiyorlar, Suriyelilere iletiyorlar. Ama burada maalesef baştan da öngördüğümüz gibi bir değişiklik olmadı ve bugün şu anda Halep’ten başlayan süreci de yaşamaya başladık maalesef.

Ben burada sürecin inşallah yakın zamanda bitip, oradaki paralel yapının da ortadan kalkıp, Halep’te tek bir devletin bütün vatandaşlarına hangi etnisiteden olursa olsun tek bir devlet kurumları üzerinden hizmet vermeye başlayacağı anın geleceğine inanıyorum. Olması gereken de budur. Devlet, hizmetinde tekniktir ama vatandaşta da kuşatıcılıktır, insanların kimliğine, kişiliğine saygı vererek, onları hiçbir şeyden mahrum etmeyerek hizmet götürmektir. Ben bunun olacağına inanıyorum inşallah.

SUNUCU- Sayın Bakan, bugün Endonezyalı mevkidaşlarınızı ağırladığınızda Sayın Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’le birlikte orada verdiğiniz mesajlarda da benzer noktaların altı çizilmişti, bu mutabakata uymasının bölgenin hayrına olacağını ifade etmiştiniz. O yüzden az önce sorarken buna vurgu yapmıştım, yani defaten bu süreç sonrasında bu hatırlatmaları yapmıştınız açıklamalarınızda. Şu an için bu entegrasyon konusunun gerçekçi olduğunu düşünüyor musunuz? Yani bu dakikadan sonra halen uygulanabilir bir tarafı var mı, yoksa o kapı kapanıyor mu?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Az önce de ifade etmeye çalıştım, projenin kendisi de oldukça gerçekçi bir proje, kağıt üstünde baktığınız zaman o varılan mutabakat. Gerçekçi olmayan, PKK’nın bu konuya girmede bir gönlünün olmaması. Şimdi bunu mecbur kılacak şartların oluşması gerekiyor. Burada tabii Amerika’nın ve bölgedeki diğer bazı aktörlerin, Türkiye de dahil, ortaya koyacağı tercihler, tavırlar, çözüm önerileri önemli. Ama tekrar tekrar söylüyorum, burada şiddete başvurmadan gidilecek yol belli, olması gereken şey de belli. Bölgedeki ülkelerin istediği bir resim var, Amerika’nın istediği bir resim var, bunlar örtüşüyor. Sadece İsrail burada örtüşmüyor. İsrail, “böl, parçala, yönet, etraftaki ülkeleri zayıf tut” taktiğiyle kendi güvenliğini sağlayan, kandan beslenen bir entite durumunda şu anda. Onu bir kenara bırakırsanız, ki “SDG”nin bunu bırakması lazım, artık bu toprakların insanlarına sahici bir değer dönüşü yapmak istiyorsa. Yıllardır zaten bu topraklardaki insanların dinini, değerlerini küçümsemişsin, daha sonra politika yapma adına değer sahiplenmesine başlamışsın, kimsenin anlamadığı kavramları halka uzun yıllar anlatmaya başlamışsın, insanlar şey yapmışlar. Şimdi bu bölgenin realitesine aykırı hususlardan çıkıp artık bölgeyle sahici bir kucaklaşma istiyorlarsa, ki Ada’da da Öcalan’ın da o türden talimatları var, bunu yerine getirmeleri gerekiyor. Artık jeostratejiyi bir kenara bırakıp, gerçekten Kürtlerin geleceğini düşünüyorlarsa, onların maslahatını düşünüyorlarsa, onları bölge halklarıyla ve devletleriyle daha fazla düşman etmeyecek nitelikli, sahici, barışa dayalı çözümler içinde durması lazım. Kendi doğrusunu kutsayan, başkasının doğrusunu aşağılayan, çok yukarıdan bakan, şu kadarcık kapasitesi olan, baktığı yerle kapasitesi arasında irrasyonel boşluklar olan bir hareket olmaktan çıkması lazım artık. Ne kadar zor olursa olsun. Ben örgütlerin psikolojisini çok iyi bilirim, onlar belli bir seviyeye, kafa düzeyine ulaştılar mı geri dönmeleri çok zor, realite onları kırar, iter. Aslında tarihte bin defa görülmüştür, bu musibeti yaşamaya gerek yok, buradan nasihat veriyoruz çıksınlar bu çizgiden, artık barış yoluyla, diyalog yoluyla olması gereken çizgiye gelsinler.

SUNUCU- Peki sadece Suriye özelinde mi bakmak gerekiyor? Yoksa özellikle Umman Dışişleri Bakanı’yla yaptığınız basın toplantısında bir İsrail vurgusu vardı, özellikle işte Suriye’den başlayarak Somali’ye kadar olan o gelişmeleri bu hinterlandda birlikte değerlendirmek gerektiğini vurgulamıştınız. Bu kapsamda Suriye’deki bu sorun sadece Suriye’yi mi ilgilendiriyor, yoksa bölgenin tamamını etkileyebilecek bir durum mu şu söz konusu?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi Suriye’nin tabii kendiliğinden kaynaklı, yakın tarihinden devraldığı sorunları var. Bütün bölge ülkelerinin var sorunları. Temel sorun, bölge ülkelerinin sorunlarına dışardan başka bir aklın, bir iradenin, bir amaç doğrultusunda etki etme çabası ve çalışması. Bu sorunlar kısık ateşte de durabilir, kendi kendine de bulunabilir ama dışardan çok ciddi müdahale ettiğiniz zaman bu sorunlar birdenbire farklı bir şekle dönüşebilir.

Şimdi biz Yemen’deki konulara, Somaliland’daki parçalanmayla ilişkili konulara, Sudan’daki konulara, Suriye’deki konulara yakından baktığımız zaman aynı örüntü içerisinde hareket eden birtakım unsurların buradan bir bölgesel strateji üretme arayışında olduğunu görüyoruz. Bu bir emare. Bu konuda zarar gören ve görme potansiyeli olan bölge ülkeleriyle de bu konuda biz hemfikiriz. Dün biliyorsunuz, Umman Dışişleri Bakanı vardı, az önce Suudi Dışişleri Bakanıyla konuştuk, diğer bölge ülkeleriyle de konuşuyoruz. Herkes bu resmi görüyor, herkes bu resmin farkında. Ona artık İslam dünyası uyandı çok şükür. 100 yıllık derin uykusundan bu coğrafya artık uyandı. Bir araya geldiğimiz zaman ne yapabileceğimizin artık farkına varıyoruz ve bir araya gelmemiz gerektiğine inanıyoruz. Özellikle bölgesel sorunların bölge ülkeleri tarafından sahiplenilmesi politikası, ki Cumhurbaşkanımızın baştan beri bayraktarlığını yaptığı bir politika, artık makes bulmaya başladı. Sayın Trump’ın ortaya koyduğu dış politika çizgisi de bununla örtüşen bir politika, yani artık Amerika’nın dünyada jandarmalık yapmaktan çıkıp, sorunları Amerika’nın büyük maliyetler ödeyerek çözememesi şeklinde yönetmesi değil, Amerika’nın hiç maliyet ödemeden konuyu bölge ülkelerinin omuzlarına bırakması, ki bu bizim de perspektifimizle örtüşüyor.

Artık bölge ülkelerinin olgunluk seviyesi, ülkesel kapasiteleri ve birbirlerini tanımaları ve ulus-devlet olgunlaşmaları bir noktaya ulaşmış durumda. Ben buradan sorunları çözmeye yönelik ortak iradelerin, ortak çabaların, ortak vizyonların çıkacağına inanıyorum. Zaten de çalışmalarımız hep bu yönde, bu realiteyi anlatıp gerçekten uygulanabilir projeler etrafında iş birliğimizi bir yere taşımak. Bunu mümkün kıldığımız zaman artık bölgede eskisi gibi çatışmaların, kan davalarının, yıkımların, ölümlerin olması yerine istikrarın, refahın, huzurun, insan haklarının baş göstermesi mümkün. Ama daha çok çalışmamız gerekiyor, yolun çok başındayız.

SUNUCU- Sayın Bakan, Gazze konusundan devam edelim isterseniz. Şimdi Gazze’de az önce 2025 yılının değerlendirmesini yaparken o barış planının, ateşkes durumunun birkaç safhasından bahsediyorduk, işte dört aşamalı o planla ilgili, ikinci aşamasıyla ilgili yeni yılın ilk haftasını işaret etmiştiniz. Hatta Miami’de bu konuda yapılan toplantıya da katıldınız. İkinci aşama için net bir tarih söyleyebilir miyiz? Yani başlaması yakın mıdır?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şöyle, bu noktada, bizle beraber koordinasyonu yapan Amerika’nın açıklamasını açıkçası bekliyoruz. Nihai çalışmalar devam ediyor. İşte görüş alışverişleri var. Biliyorsunuz belli mekanizmalar var. Bu mekanizmaların oluşturulması, hangi ülkeler yer alacak, nasıl olacak, nasıl çalışacak… Çok da farklı görüşlerin olduğu bir atmosferdeyiz. En son Cumhurbaşkanımızın Sayın Trump’la bu konuda görüşmesi oldu biliyorsunuz, yaptığı görüşmede Gazze’deki ikinci aşamayı, Suriye’yi ve diğer konuları da detaylı olarak görüşmüştü. Şimdi Miami toplantısında da gördük, ondan sonra yaptığımız toplantılarda da ifade ettik, şimdi ikinci aşamaya geçişin belli şartları var, o şartların biz esas itibarıyla Filistin’e bakan, Gazze’ye bakan, Hamas’a bakan yönüyle tamamlandığını görüyoruz, ama İsrail sürekli farklı şartları, farklı talepleri gündeme getirerek konuyu başka bir noktada tutmaya çalışıyor. Aslında orijinal amacından vazgeçmiş değil, uluslararası kamuoyunun baskısından dolayı bu anlaşmaya uyuyormuş gibi göstererek gitmeye çalışan bir İsrail var. Aslında onlara da söylüyoruz, onların menfaati de uluslararası toplumun kahir ekseriyetini, uluslararası vicdanın talep ettiği hususların yerine getirilmesi, ama orada da bir inat ve direniş var. Sonuçta bu bir sabır oyunu, akıl oyunu, müttefiklerimizle beraber haklı olduğumuz, evrensel insan haklarının, insanlık onurunun, insanlık vicdanının talep ettiği konuları inşallah hayata geçirmede yılmadan mücadele edeceğiz.

Ben kısaca şunu söyleyeyim: Önümüzdeki günlerde bu deklarasyon yapılır, gelecek haftadan itibaren bekleyebiliriz. Şu anda bazı teknik detaylar var, özellikle, Filistinli Gazze’yi yönetecek komitenin tam olarak netleşmesi için, orada bir-iki tane konu var, onun çözülmesi bekleniyor, o da çözüldükten sonra zannediyorum sürece başlayabileceğiz. İlk önce Gazze’nin yönetimi Filistinlilerden oluşturulacak bir teknik komiteye devredilecek. Barış Kurulu, Yönetim Kurulu… Barış Kurulu, çünkü liderlerden oluşan bir kurul olacak, onun altında daha böyle Bakan seviyesinde teknik bir yapı olacak, gündelik sorunlarla uğraşan. Daha sonra asıl kritik konu, İstikrar Gücü’nün hayata geçmesi. Gazze’nin yeniden imar planı var, şu anda bazı planlar tartışılıyor, ediliyor, onların hayata geçirilmesi, finans bulunması, çok uzun bir işlemler manzumesi var. Ama biz her zaman diyoruz, önemli olan bir Filistinli kardeşimizin daha ölmemesi ve şu anda çektikleri sefaletten bir an önce kurtulmaları. Cumhurbaşkanımız özellikle şu kış şartlarında barınma konularında gerçekten çok hassas. Oradaki kardeşlerimizin barınma sorunu yaşıyor olması, soğuğa tabi olmaları bizi gerçekten çok üzüyor. Şimdi onu izale etmek için neler yapılabilir? Türkiye olarak çadırlar gönderiyoruz, içeriye giriyor, ama tabi gördüğünüz gibi…

SUNUCU- Girişlerde de bir problem söz konusu.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Girişlerde problem söz konusu, bir de çadırlar her zaman için etkili olmayabiliyor, orada belki konteynerlerin kullanılması daha iyi olur, bizim de depremlerden kalma konteynerlerimiz var.

SUNUCU- Şimdi o İstikrar Gücü’nden bahsettiniz. Burada, özellikle İsrail'in dünya kamuoyunda dillendirdiği, en fazla karşı çıktığı noktalardan bir tanesi Türk askerinin orada bulunmasını istemediğini belirten açıklamaları var. Dolayısıyla bu sorunun cevabı merak ediliyor, yani bu görev için kapsamlı bir görevi olacak mı Türk askerinin? İsrail'in buna karşı çıktığını biliyoruz, ama Amerika Birleşik Devletleri’nden gelen açıklamalar da biraz İsrail'in o açıklamalarını tırnak içerisinde boşa düşürüyor. Dolayısıyla burada önümüzdeki dönemde kapsamlı bir görev bekleyebilir miyiz Türk askeri için Gazze’de?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Ben daha önce de ifade ettim, bu konuda bizde siyasi irade var. Cumhurbaşkanımızın iradesi şu yönde: Gazze Barış Planı’nın hayata geçmesi için Türkiye üzerine ne görev düşüyorsa yapmaya hazırdır ve yapacaktır, bu bir irade. Şimdi bunun hangi alanda nasıl hayata geçeceği meselesi, diğer ortaklarımızla beraber daha önce mutabık kalınmış kararlarla beraber yapılacak hususlar var. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı çıkarken belli konuların hayata geçirilmesinde sınırdaş iki ülkenin onayının veya koordinasyonunun alınması şartını getiriyor. Gazze'ye sınırdaş iki ülke biliyorsunuz bir Mısır, bir İsrail, yani bunlarla ilgili bir şeye ihtiyaç var. Şimdi Amerika'nın dediğiniz gibi Türkiye'nin oradaki gerekliliği üzerinde bir anlayışı var, bu konuda bir talebi var. İsrail'in şimdilik deklare ettiği buna bir karşı duruşu var. Bu nereye evrilecek, nasıl olacak, bunu göreceğiz. Ama dediğim gibi biz insani yardım, yeniden yapılanma dahil olmak üzere, Barış Gücü de dahil olmak üzere birçok konuda görev almaya hazırız. Ama şu anda netleşmiş değil, temaslar, görüşmeler, bu noktadaki koordinasyon toplantıları devam ediyor.

SUNUCU- Sayın Bakan, bir de İsrail'den, bazı kabine üyeleri başta olmak üzere, pek çok provokatif açıklamalar var. İşte kimi zaman doğrudan Türkiye'ye hedef alınıyor, kimi zaman Sayın Cumhurbaşkanı veya sizi doğrudan hedef alıp paylaşımlar yapılıyor. Bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizi etkiliyor mu bu açıklamalar veya Türkiye'nin dış politikasını etkileyen açıklamalar mı bunlar, nasıl bir etki yaratıyor?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi bu tabii istisna olmaktan çıkıp günlük sıradan bir konuya dönmüş durumda. İsrail politikasında özellikle hükümette yer alan radikal bazı bakanların dikkat çekmek için, kendilerini meşhur yapmak için… Çünkü biz onlara cevap verip onlara da aynı şekilde laf atarsak onların birdenbire takipçileri artacak, “Ben Erdoğan'la savaşıyorum, ben Fidan'la savaşıyorum” gibi şeylere girecekler. Çünkü onlar da azınlık partilerine mensup, ciddi görevleri olmayan bakanlar, bunlar koalisyon hükümetlerinin pozisyon verilsin diye verildikleri bakanlar, şimdi isimlerini bile şey yapmaya gerek yok.

Burada devlet yönetiminde ciddiye alınacak düzeyde birileri bir şey söylediği zaman onlara tabii ki cevap veriyoruz, o bizim politik tavrımız. Ama İsrail'de ortaya konan fanatik tavırlar, Cumhurbaşkanımızla ilgili, hükümetimizle ilgili, bizimle ilgili, bizi etkilemiyor, hiç şey de yapmaz. Bölgedeki bazı aktörlerin de açıkçası daha da fazla uyanmasına sebep oluyor. Yani bu türden birtakım ittifak tanımlamaları yapıyorlar, işte bölgede iki tane ittifak alanı var, birisi İsrail'in yürüttüğü şu ittifak alanı, birisi Türkiye'nin yürüttüğü şu ittifak alanı diye. Şimdi İsrail'in yürüttüğü ittifak alanında tanımladığı ülkeler var, aslında o ülkeleri zor duruma sokan çok ciddi açıklamalar var. Bize zaten herkesin yaptığı yaftalamaları yapıyor, FETÖ'cülerin yaptığı, onların yaptığı, aynı dil var: “İslamcılar, şunu yapacaklar, bunu yapacaklar.”. Batı’ya şikayet ediyorlar. Batı’ya geçen gün diyorlar ki, “Siz bunlarla oturup kalkıyorsunuz, Beyaz Saray'a getiriyorsunuz, ciddi anlaşmalar yapıyorsunuz, çok ciddi bölgesel konuları istişare ediyorsunuz bu insanlarla, ama bu insanların kimliği şudur, asıl budur” diye. İnsanlar da artık akıllandılar, buradaki ucuz propaganda.

Sen yeryüzünde apartheid bir rejimi yönet, İsrail devleti bir apartheid rejimi sonuçta, soykırım yap 21. yüzyılda, olabilecek en radikal görüşü, en radikal formuyla uygula, kendini son derece modern göster, bizleri aşırı radikal göster. Yani insanların artık bunu kabul edecek durumları da kalmadı. İstediğin kadar sosyal medyayla yönlendir, senede 100 tane film çek, yani insan vicdanı, insan aklı, insan idraki, fıtratı gereği bir noktadan sonra isyan ediyor. “Yok daha, artık bu kadar da değil kardeşim” diyor. Bu yalanı sen on yıllardır devam ettirerek orada bir yalan imparatorluğu kurmuşsun, dünyada bir illüzyon oluşturmuşsun Siyonizm adına ve bu illüzyon üzerinden orada şunu yap, burada bunu yap. Çok sofistike yollarla Amerikan siyasetini kendine bağlayarak bölge ülkelerini veya seninle ilgili diğer ülkeleri kontrol altına almaya çalışmışsın Amerika üzerinden, bugüne kadar gelmiş. Şimdi Trump diye bir Başkan çıkmış, demiş ki, “Ben bu illüzyonu tanımıyorum kardeşim, benim için bunların şeyi yok. Ben nerede menfaatim var, burada bir menfaatim var buna bakacağım, orada bir menfaatim var ona bakacağım” böyle durumda. Erdoğan diye bir lider çıkmış, bu topraklardan, 100 yıldır beklediğimiz ve masaya yumruğunu vurmuş ve demiş ki, “Kardeşim, artık haddinizi bilin, yeter. Gerçekten adalete, hikmete, insan haklarına, insan onuruna dayalı bir sistem olacaksa olsun, onun dışında artık bu topraklarda, bu coğrafyalarda bu kadar eşkiyavari, insanların gözünü boyayarak politika ilerletme, gündem ilerletme dönemi bitmiştir kardeşim, benimle beraber bu dönem bitmiştir”. Bunu ilan etmiştir Sayın Cumhurbaşkanımız. O mütevazı duruşu, aslında dünyaya verdiği fevkalade büyük bir mesajdır.

SUNUCU- İnşallah 2026'da Gazzeliler için en azından daha iyi haberler alabilecekleri, daha iyi şartlarda yaşayabilecekleri bir durum söz konusu olur. Çünkü biz burada bültenlerimizde yer veriyoruz oradaki görüntülere, bir yandan da duyarsızlaşma olmasını da istemiyor insan. Baktığımızda işte, Gazze'deki o görüntülerin alışılagelmiş görüntüler olduğunu insanlar gördüğü zaman biraz insanın içi acıyor, o çocukların… Ben anlatırken haberde şu ifadeyi kullanmıştım: 2025 yılında o zaman, işte geçen haftalardaki haberde, dünyada bir bebeğin açlıktan, soğuktan hayatını kaybettiği haberini vermekten utanıyorum demiştim. Hakikaten insan gördüğü zaman çocukların, kadınların halini, üzülüyor.

Şimdi TRT Arabi'de de yayınlanıyor aynı zamanda bu mülakat Sayın Bakan ve Arap kamuoyunda da Arap kamuoyuna yönelik 2026 için şimdi Gazze üzerinden bölgeyi de değerlendirmiş oluruz, hem bölgesel konularda, hem ikili düzeyde nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi gerçekten Arap dünyasının biliyorsunuz kendi içinde bir yapısal durumu var. Arap Ligi'nin içinde bir Körfez grubu var, Körfez grubu Arap dünyasında oldukça etkili. Burada Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar gibi çok etkili ülkeler var. Ben bu ülkelerin ellerindeki imkanları bir araya gelerek kullandıkları zaman ne kadar hayırlı işler üretebileceklerini birçok alanda gördüm. Özellikle Filistin Temas Grubu'nda bu ülkelerin bir araya gelmesi birçok şeyi üretti. Yeni dönemde de artık aramızdaki kırgınlıkları, problemleri bir kenara bırakarak, kendi aramızda güvenliğe dayalı bir platform kurarak gündemimizi ilerletmemiz gerekiyor. Artık bölgemiz dışarıdan kurtarıcı bekleme dönemini kapatmalı.

Tekrar tekrar hep söylüyorum ben, bölgemizde artık bir domine etme kültürünün olmaması lazım, tarihe karışması lazım. “Araplar, Türkler veya İranlılar burayı domine edecek mi? Biz, Araplar veya İranlılar”, yok böyle bir şey. Artık hiç kimsenin hiçbir yeri domine etmediği, sınırlarımız belli, topraklarımız belli, hepimizin birbirine saygısı var. Birbirimizle iş birliğini artırdığımız, bölgemize barışı, refahı ve istikrarı getirdiğimiz bir yılı bu sene şey yapabiliriz. Krizler çok fazla, ama bir o kadar da fırsatlar fazla. Her seferinde karşılaştığımız krizler aslında bizim hep beraber bir arada iş birliği yapmamızın ne kadar gerekli olduğunu gösteriyor. Bölge için şu anda acil bir-iki tane sorun, Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki gerilimin bir an önce sonlanması fevkalade önemli, yani bu iki değerli ülkenin bir araya gelip sorunları çözmede iş birliği yapması gerekli. Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır gibi çok büyük bölge ülkelerinin nitelikli iş birliği yapması fevkalade önemli. Arap dünyasındaki klasik sorunların bir an önce çözülüp Araplarla ilgili o genel kabul edilmiş çözümsüzlük ve umutsuzluk algılarının da ortadan kalkması gerekiyor. Ben bunun için gerekli olan bütün imkanların ve şartların mevcut olduğuna inanıyorum, çok da gerçekçi değerlendirmelere ve analizlere dayanarak. Burada biraz liderliğe, biraz vizyona, biraz iyi niyete ihtiyaç var ve biraz da idealizme ihtiyaç var açıkçası.

SUNUCU- Sayın Bakan, Rusya-Ukrayna meselesini konuşmaya devam ediyoruz ne yazık ki. 2022 yılında Rusya-Ukrayna savaşı başladı, 4 yılı geride bırakıyoruz, zaman zaman diplomatik girişimlerin had safhaya çıktığı dönemler oldu, özellikle Türkiye'nin öncülüğünde, Tahıl Koridoru başta olmak üzere, çok önemli adımlar da atıldı. Sizce ateşkese yakın mı iki ülke?

Bir de şunu sormak isterim: Ukrayna’ya asker konuşlandırılması gibi bir gündemden bahsediliyor. Türkiye, adı barış gücü örneğin, istikrar gücü Gazze’de belirttiğimiz gibi, bu yapının içerisinde yer alır mı? Ateşkese yakın mı o coğrafya?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi tabii bu da mesaimizi çok alan bir konu, sayısız toplantılar, görüşmeler var, online toplantılar var, yüz yüze görüşmeler var. En son biliyorsunuz Paris'te birkaç gün önce liderler zirvesi vardı, Cumhurbaşkanımızı temsilen toplantıya iştirak etme durumumuz da oldu. Orada da öncesinde askeri heyetler toplandı, diplomatlar toplandı, ulusal güvenlik danışmanları toplandı ve sürekli devam eden bir süreç var. Bizim taraflarla liderler düzeyinde, bizim düzeyimizde devam eden görüşmelerimiz var.

Özetle ben şunu söyleyeyim çalışmalar neticesinde: Şu anda hiç olmadığı kadar yakınız, ama bu yakınlık olması gereken yakınlık mı idealle kıyaslandığı zaman? Yani realitede olmadığı kadar yakınız, en yakın olduğumuz an bu an, fakat idealizme baktığınız zaman gerçekten çok yakın mıyız? Şimdi onu söyleyeceğim. Burada bir-iki tane temel sorun var. Birisi toprakla alakalı bir konu. Donetsk'in yüzde 23'lük Ruslar tarafından şu anda kontrole alınmamış bir yeri var. Ruslar kendi referandum ve deklarasyonlarıyla buranın kendilerine ait olduğunu söylüyorlar. Ukraynalılar da tabiatıyla diyorlar ki, burası bizim toprağımız, biz bunu vermeyiz. Şimdi bu sorunun çözülmesi gerekiyor. Bunun çevresinde olan birçok konu vardı.

Paris'teki tartışmalar da onu gösterdi, yapılacak olan bir anlaşma sadece Ukrayna ile Rusya arasında olacak bir anlaşma değil, aynı zamanda Avrupa ile Rusya arasındaki bir barış anlaşması olacak. Onunla ilgili çok madde var, alt belgeler, kağıtlar var. Avrupa güvenliği nasıl olacak, bununla ilgili birtakım konular var. Ukrayna'nın güvenlik garantileri başlığı altında aslında Rusya'nın tekrar saldırması durumunda ne olacak konuları var. Şimdi bu konuda Avrupa da Rusya ile barışını yapmak için Amerika'nın orada garantörlüğüne ihtiyaç duyuyor. Amerikalılar da belli bir noktaya kadar bunu garanti edebileceklerini söylüyorlar. Belli noktalarda çekincelerini koyuyorlar, ama büyük oranda istekleri karşılıyorlar, yeter ki ateşkes olsun.

Şimdi geldiğimiz noktada ateşkes olması durumunda, bu ateşkesle ilgili 3 tane husus var.

Bir, ateşkesin gözlenmesi, “monitoring” ve “verification” dediğimiz konu. Anlaşma var, kabul var, ama buna uyuluyor mu? Bu mekanizma nasıl olacak? Askeri heyetler bunu tartıştılar, bununla ilgili genel bir çerçeve oluşturuldu. Bize komutanlar Paris'te sunumunu yaptılar.

İkincisi, Ukrayna'nın savunma gücünün, caydırıcılık gücünün temin edilmesiyle ilgili birtakım çalışmalar var, o nasıl olacak, ona bakıldı.

Üçüncüsü, taarruz olması durumunda anlaşmanın hilafına, nasıl bir mukavemet gösterilecek? Bununla ilgili genel kabuller, şartlar, planlamalar nelerdir, kim ne rol alacak, bununla ilgili birtakım planlamalar var, yani askeri planlamaların çerçevesini bu oluşturuyor.

Şimdi Türkiye bütün bu planlamalarda baştan beri şunu ortaya koydu: Biz askeri planlama çalışmalarına bakarken, bir hava unsurları var, kara unsurları var, deniz unsurları var. Deniz unsurlarının tabii bulunduğu yer Karadeniz'le ilgili yerler, çünkü Ukrayna'nın sadece Karadeniz'e sahili var, başka yere yok. Dolayısıyla Karadeniz bizim için de önemli. Karadeniz'in güvenliği fevkalade önemli ve Karadeniz'deki NATO üyesi en büyük ülke olarak burada ana sorumluluğu Türkiye'nin üstlenmesi gerekiyordu. Cumhurbaşkanımız da Silahlı Kuvvetlere bu noktada gerekli müzakere talimatlarını vermişti, biz de Bakanlık olarak bu noktada müzakere yürüttük. Şimdi yapılan planlama çalışmalarında Karadeniz güvenliğinin sorumluluğu Türkiye'de, yani bir barış anlaşması olması durumunda. Kara ve hava unsurları Fransa ile İngiltere arasında bölünmüş durumda, yani orada karada tabii ki yapılacak unsurlar aslında daha çok planlamaya ilişkin, lojistik “hub”lara ilişkin çalışmalar. Oralar biraz daha sıkıntılı, bizim çok fazla müdahil olmadığımız, olmak da istemediğimiz alanlar. Deniz alanı şu anda bizim daha çok yoğunlaştığımız….

SUNUCU- Türkiye'nin rolü Karadeniz özelinde.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii tabii.

SUNUCU- Son dönemde yapılan işte tekne saldırıları vardı, drone saldırıları gibi olaylar yaşanmıştı. Bu bağlamda da düşünecek olursak o Karadeniz güvenliğini, biraz daha o kısmı açar mıyız?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şöyle, şimdi Karadeniz'de biliyorsunuz seyrüsefer emniyeti, Karadeniz ülkelerinin ticareti açısından, güvenliği açısından fevkalade önemli. Ve dünya ekonomisi, dünya gıda güvenliği, dünya enerji güvenliği açısından da önemli yer, çünkü İstanbul Boğazlarından, yani Karadeniz'den hem tahıl hem petrol hem doğal gaz geçiyor, şimdi bunun dünya piyasalarına gitmesi enerji ve gıda güvenliği açısından önemli. Ben diğer ticari faaliyetleri artık saymıyorum, bunlar önemli, başka önemli konular da var, ama bu iki ana madde fevkalade önemli. Şimdi bunun kesintisiz ve iyi bir şekilde yapılması önemli.

Bir de anlaşmanın hilafına tarafların birbirinin güvenliğine halel getirecek şekilde davranmaması gerekiyor Karadeniz'de. Bunun da gözetlenmesi gerekiyor. Türkiye müttefikleriyle beraber burada ciddi rol oynayabilir diye düşünüyoruz.

SUNUCU- Sayın Bakan, son dönemde konuşulan başlıklardan bir tanesi, dünyada özellikle, Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicola Maduro'yu alıkoymasının ardından dünyadan farklı tepkiler geldi. Amerika Birleşik Devletleri’ne tepki gösterenler olduğu gibi destek verenler de var. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz son dönemde yaşanan bu çarpıcı olayı?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Esas itibariyle tabii bütün dünya haklı olarak son hamleye baktı. Yani Maduro'nun bir gece ansızın bir özel operasyonla bulunduğu yerden alınıp götürülmesine baktı. Şimdi biz tabii olayı çok evvelinden itibaren takip eden, profesyonel bir şekilde Cumhurbaşkanımıza ve sisteme raporlayan insanlar olduğumuz için aslında bu gelişimi adım adım görüyorduk, takip ediyorduk. Şimdi şöyle bir geriye gidecek olursak, Maduro'nun özellikle ikinci döneminden sonra, bir önceki döneminde de çok ciddi hem Güney Amerika'daki ülkelerle hem Amerika ile ciddi sorunları vardı, Trump'ın iktidara gelmesiyle beraber aslında bir özel temsilci ataması da oldu burada ve görüşmeler başladı. Biz açıkça umuyorduk ki bu sefer bir şeye girilir çünkü bizden de gelip bu konuda görüş istediler, yardım istediler o dönem. Gerekli yardım ve arabuluculuk, kolaylaştırıcılık konusunda biz de elimizden geleni yaptık, yani bundan 8-10 ay önce. Çünkü sorunun bir an önce bitmesi önemli, bunun daha da fazla yaygınlaşmaması önemli. Ama sonradan gördük ki bu konuşmalar hiçbir yere gitmiyor, iki ülke arasında bir anlaşmazlık tırmanıyor. Yetmiyormuş gibi başka ülkeler de Venezuela'ya yaptırım uyguluyorlar, tanımıyorlar. En son saydığımda 70'e yakın ülke tanımıyordu Maduro yönetimini. Güney Amerika'da 10’dan fazla ülke tanımıyor, orada bir bölünme var. Bütün bunların aslında bir diplomatik yolla çözülmesi fevkalade önemli. Cumhurbaşkanımızın da telkinleri hep taraflara bu yönde oldu “Bölgende sıkıntıların var, bunu düzelt, küresel sıkıntılar var, bunu düzelt. Sana yönelik taleplerin birçoğu gayri vicdani, gayri ahlaki, onun da farkında olduğumuz yerler var ama işte sonuçta müzakereyle bu işleri bir yere götürmek gerekiyor”. Daha sonra olay müzakereden çıktı ve savaş moduna döndü. Deklare edilmemiş artık bir askeri hareketlilik başladı malumunuz bir buçuk ay öncesinden itibaren. Hatta daha da öncesine gidecek olursak son 3-4 aydır Amerikalıların yeryüzündeki bütün uçak gemilerini, büyük filolarını bulundukları görev yerlerinden çekip Latin Amerika sahillerine konuşlandırmaya başladığına şahit olduk. Bu aslında ön emareydi. Daha sonra uyuşturucu taşıyor gerekçesiyle belli deniz araçlarının hedef alındığına şahit olduk. Bunlar da gösteriliyor. O da yetmedi artık tankerlerin hedef alındığına, batırılmaya başlandığına şahit olduk. Belli yerlerde noktasal operasyonlar… Aslında bu adı konulmamış ama açıktan bütün formlarıyla devam eden bir sıcak çatışma. Sadece buna şey cevap vermiyordu, Venezuela tarafı. Amerika artık güç kullanmaya başlamıştı. Ve daha sonra kendi aralarındaki müzakerelerin bir noktada yürümemesi bu savaşı durdurmadı ve maalesef o istenmeyen olayla sonuçlandı. Ama bugün baktım Amerikalı heyet oraya gidiyor, yeni yönetimle de görüşmeleri başlamış. Amerika'nın yaptığı burada diğer harekatlardan farklı olarak yönetime dokunmadı, sisteme de dokunmadı. Sonuçta çünkü oradan çıkacak alternatif enkazı maliyeti, yani Afganistan'da ve Irak'ta olduğu gibi taşımak istemedi anlaşılan o. Oradan çıkan dersler var. Burada sadece amacına ulaşmak için askeri yöntemi daha farklı bir şekilde kullandığını görüyoruz kendi -güney- yarım küresinde. Ama öncesinde tabii yürüyen görüşmeler vardı. Yakından takip ettiğimiz konular vardı.

SUNUCU- Ama emareleri görünmüştü diyorsunuz, yani daha önceki yaşananlarla birlikte.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Yok artık tırmanma, askeri hareketlilik son zamanında artık vurmalar da başlandı. Çünkü biz şunu biliyorduk: Amerikalılar Maduro'ya teklif göndermişlerdi, “İstediğin yere gidebilirsin, yerine istediğini bırakabilirsin ama biz seninle çalışmayacağız, Sisteme dokunmak istemiyoruz ama istediğin kimi bırakıyorsan istediğin yere git, istediğin şey yap çünkü bunu yapmazsan artık biz askeri harekatı tırmandıracağız özellikle petrol taşıyan gemilere yönelik” diye. Bu yapılmıştı. Şimdi Cumhurbaşkanımız, kendileri de sorulduğu zaman, cevapladılar. Ben kayıtlara geçmesi açısından tekrar söylüyorum. Bize şöyle bir soru ve teklif gelmedi hiçbir zaman için: Maduro bizi arayıp “Ben Türkiye'ye gelmek istiyorum, beni kabul eder misiniz?” Böyle bir şey yok. Veya başkası üzerinden “Maduro size gelsin mi, kabul ediyor musunuz?” Böyle bir teklifle biz muhatap olmadık. Ama Maduro'ya yapılan teklifler var, o tekliflerden haberdarız. Maduro'ya birileri ülke adı da vermiyor, biz bilmiyoruz hangi ülkeleri söylüyorlar, söylemiyorlar. Ama Maduro'ya çıkması gerektiğini söyleyen teklifler var. Ama bize birileri resmi veya gayriresmi bunu alır mısınız diye böyle bir şey yok. Onu Cumhurbaşkanımız en yüksek ağızdan söylediler.

SUNUCU- Sayın Bakan, İran konusuna da geçmek isterim. Çünkü son birkaç gündür konuştuğumuz başlıklardan bir tanesi. Hükümetin politikalarına karşı İran'da protestolar devam ediyor. Kimi çevreler bunu Tahran yönetimi tarihininin en büyük protestoları olarak adlandırıyor. Bir yandan karşılıklı yapılan açıklamalar var. Hatta Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump'ın yaptığı açıklamada hayli dikkat çekiciydi, “Oradaki barışçıl gösteri yapanlara yönelik bir müdahale olursa biz de cezalandırırız” minvalinde bir açıklama vardı. İran tarafına baktığımızda da bu protestolardan Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere bazı Batılı ülkeler ve İsrail'i sorumlu tutuyorlar. Nasıl değerlendiriyorsunuz bu komşumuzda yaşanan gerginliği?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- İran maalesef son 30 küsur yıldır büyük yaptırımlar altında biliyorsunuz, takip ettiği küresel ve bölgesel politikalardan dolayı kazandığı avantajlar olduğu gibi bedelini ödemek zorunda olduğu hususlar da var ve bunların büyük bir çoğunluğu da uzun vadeli yaptırımlar olarak dönüyor. İran'ın çok dinamik, yani sofistike bir halkı var, yani yaşam arzusu yüksek, hayata katılma dinamiği çok yüksek bir halkı var, genç nüfusu çok fazla. Bunların hayattan beklentileri, gerçek hayatla olan ilişkileri, ekonomik imkan sahibi olma ile alakalı konular. Buralarda bu yaptırımlardan dolayı ciddi tıkanmalar olduğunu görüyoruz. Zaman zaman ülkede çeşitli bahanelerle bu yapısal sorunların geniş katılımlı gösterilere dönüştüğünü de görüyoruz. 2019'da bunu gördük, 2023'te gördük, her 3-4 yılda bir gerçekten büyük çaplı gösteriler oluyor. Diyelim çok lokal bir olay oluyor Mahsa Emini olayında olduğu gibi, işte bir gencimizin hastanede polis tarafından aldığı darbe sonucu öldürülmesi akabinde başlayan lokal olayların birdenbire halkın başka konulardaki memnuniyetsizliğinden dolayı daha geniş protestolara dönüştüğünü görebiliyoruz. Şimdi mesela, şimdiki gösteriler bir önceki gösterilerin seviyesinde değil. Onun çok daha altında. Ama şöyle bir husus var: Kendi sahici gerekçelerinden ve yapısal sorunlarından dolayı olan bu gösterilerin aynı zamanda yurt dışından İran'ın rakipleri tarafından da manipüle edildiği de ayrı bir gerçek, böyle bir realite de var. Mossad bunu gizlemiyor, kendi internet hesaplarından, Twitter hesaplarından İran halkını ayaklanmaya çağırıyor İran rejimine karşı.

SUNUCU- 12 gün savaşlarında da benzer açıklamaları görmüştük, yani “Ayaklanın” şeklinde doğrudan çağrıları.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Oldu ama fiili saldırıda bulunduğu için İran halkı orada başka bir tavrı ortaya koydu, asil bir tavır koydu. Düşman saldırısı karşısında birleştiler, farklılıkları bir kenara bıraktılar “Gün bugündür farklılıkları bir kenara bırakacağız, imkansızlıklarımızı bir kenara bırakacağız burada tek yumruk olacağız, direneceğiz” Orada İsrail aradığını bulamadı. Ama burada savaşın olmadığı bir ortamda başka sahici sıkıntıların reaksiyona yol açtığı bir ortamda İsrail'in bunu değerlendirmeye çalıştığını da görüyoruz.

Benim şahsi değerlendirmem, arkadaşlarla da konuşuyoruz, diğer yurt dışındaki ortaklarımızla, partnerlerimizle de. Bu tabii ki rejime çok güçlü bir mesaj veriyor, rejimin ben bunu alacağından eminim, Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan'ın bu noktada yaptığı açıklamalar da var. Ama İsrail'in beklediği bir sonun olmayacağını kesinlikle görüyorum. İran halkı hangi konuya, kimin için ve ne kadar tepki koyacağını bilir.

SUNUCU- Bunu fırsat olarak görüp İsrail'in orada bir çabası olduğundan bahsettiniz. Çok korkulan da burada açıkçası o 12 gün savaşı gibi yeni bir şiddet sarmalının içerisine girebilir mi şeklinde, yeniden saldırır mı şeklinde. Böyle bir ihtimali güçlü görüyor musunuz, yoksa zayıf bir ihtimal mi size göre?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi bu açıkçası hep masada olan bir husus. Bunu, biliyorsunuz 1,5 ay önce yaklaşık İran'daydım, orada da muhataplarımızla, her seviyeden, her kurumdan arkadaşlarla çok derin konuştuk. Batı'da da konuşuyoruz, Doğu'da da konuştuğumuz konuların başında bu geliyor. İsrail'in, özellikle Netanyahu'nun bu konuda bir isteğinin olduğunu herkes biliyor, bu bir sır değil. Bu konuda kendisinin birtakım müttefiklerden, başta Amerika olmak üzere, güvenceler almadan farklı yaptırımları ve sonuçları olabilecek bir savaşa girmekten de imtina ettiğini görüyoruz. Şimdi buna girmek için de kendince lobi yaparak bu ülkeleri yanına çekip buradan bir tabiri caizse yeşil ışık alıp bir harekat yapma yönünde bir talebinin olduğunu biliyoruz, Beyaz Saray'a gittiğinde bunun lobisini yaptığını da biliyoruz, Aralık ayının sonunda. Ama bizim tabii ki, Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere arzumuz, kardeş İran halkının hiçbir şekilde zarar görmemesi, bir taarruza uğramaması ve var olan sorunların özellikle Amerika’yla ve Batı’yla bir an önce müzakere yoluyla halledilip, İsrail'in onlar üzerinden aldığı desteğin önüne geçilmesi gerekiyor İran'a saldırı durumunda. Böyle bir radikal hamleye açıkçası ihtiyaç var, biz bu konuda elimizden geleni yapmaya hazırız.

Ama benim başka bir endişem de İran böyle bir müzakere yoluna girdiği zaman, zaman zaman şöyle de oluyor: Bu sefer İran'ın kabul edemeyeceği derecede ileri şartlar sürülüyor, bu da bir noktada aslında İran'ı anlaşmamaya itmek gibi bir durumu ortaya çıkartıyor.

SUNUCU- Anlaşmayı istemeyen taraf gibi göstermek.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Aynen. Şimdi burada sahici bir anlaşma niyetinin ortada olması gerekiyor. Şimdi bizim aslında çok da fazla kamuya yansıtmadan yapmaya çalıştığımız biraz da bu, daha kilit aktörler nezdinde, başta Amerikalılar olmak üzere, İran'la her iki tarafın da kazancına sonuçlanabilecek bir anlaşmanın olmasının biz destekçisiyiz, çünkü bölgenin istikrarı buradan geçiyor.

Bir ikinci önemli husus, İranlılara da bunu çok açıktan söyledik, Cumhurbaşkanımızın ilettiği en güçlü mesajlardan biriydi: İran'ın bölge ülkeleriyle de artık sahici, gerçekten ama çok sahici bir uzlaşı içerisine, onun da ötesinde iş birliği içerisine girmesi gerekiyor. Hiçbir şeyi geçmişte ne olduğu ile kıyaslamadan herkes geçmişi bir kenara bırakacak, bugün ne yapabiliriz bu şartlarla? Çünkü herkesin mesuliyetini taşıdığı halkı var. Milyonlarca insan var, İran'da da milyonlarca insan var, 80 milyondan fazla, bunların mesuliyetini taşıyan bir yönetim var, Arap ülkelerinde de öyle. Bunların bir araya gelip artık bütün farklılıkları bir kenara itmesi gerekiyor. Bu bizim en güçlü mesajımız bölgeye, başta İran olmak üzere. İran'ın bu konuda gerçekten çok sahici bir çaba koymaya ihtiyacı var, bu gerçekliği anlaması lazım. Bütün dünya kendi doğru perspektifinizden dönecek diye bir şey yok. Herkesin doğrusu var, herkesin doğrularının ortak noktasında bir yere gidebilmemiz lazım, bunu başarabiliyor olmamız lazım. Bu noktada, Cumhurbaşkanımızın gerçekten bölgede varlığı, dirayetli liderliği herkes için bir fırsat. Ben onlara diyorum “Bunu değerlendirin, bu fırsat bir daha kimsenin eline geçmez, bizlerin de eline geçmez, bunun kıymetini bilelim”.

SUNUCU- Sayın Bakan, Somaliland konusu geçen hafta çok konuşuldu, hatta Somali Cumhurbaşkanı da sonrasında İsrail'in o skandal adımı sonrası Türkiye'ye, Ankara'ya gelmişti, Sayın Cumhurbaşkanıyla bir görüşme de gerçekleştirdiler. Şimdi bir anda dünya kamuoyu, işte o Bab-ül Mendep'teki İsrail'in diplomatik saldırganlığı olarak belki ifade edebiliriz. Bu fiziksel saldırganlığının yanına eklenmiş oldu: Somaliland'ı tanıma kararı aldı. Sizin bu konudaki değerlendirmeniz nedir? Orada bu işin sonrasında nasıl bir süreç öngörüyorsunuz Somaliland ile ilgili?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Ben, İsrail'in Somaliland'ı tanımasını Somaliland adına olabilecek en büyük talihsizlik olarak görüyorum. Bundan daha büyük talihsizlik ne olabilir ki bir Müslüman topluluk için, bir Müslüman politik entite için? Seni hiç kimse tanımıyor, tanıya tanıya İsrail tanıyor, o da sen olduğun için değil, bir şer amaca, onun bir bölgesel politikasına hizmet etmen için. Allah seni eğer buna duçar ettiyse, bu büyük bir aslında zillet ve cezadır, demek ki insanın kendisini kontrol etmesi gerekiyor.

Şimdi Somaliland, Somali federal cumhuriyet olduğundan beri Somali federal sistemi içerisinde problemi olan bir yapı, bunda bir sıkıntı yok. Bunun için bizim Bakanlıkta ben geldiğimde bir arkadaşı tanıştırdılar, dediler ki: “Efendim, bu Somaliland Özel Temsilcisi. Bu arkadaşımızın işi Somali Merkezi Hükümeti ile Somaliland arasındaki uzlaşmayı sağlama çalışmalarına katkıda bulunmak.” Bir Büyükelçimiz, tam zamanlı bu işe bakıyor, şimdi Arabuluculuk Genel Müdürümüz oldu. Bu bizim bildiğimiz bir sorun. Ama biz hep şunu istedik: Somali'nin toprak bütünlüğü, egemenliği içerisinde, Somali'yi bir araya getiren kabilelerin daha otonom bir yapı içerisinde belki orada, çünkü yeni devlet oluyor Somali bu manada, bir şey yapması, bütünlüğünü bozmadan, başka bölgesel amaçlara da hizmet etmeden bir noktaya gitmesi. Ama, sonradan biz özellikle Etiyopya-Somali anlaşmasını sağlarken Cumhurbaşkanımız orada mesai harcarken de çok yakından gördük ki, bölgede Somali'nin parçalanmasından istifade etmeye hazır bazı ülkeler var. Hatta belli stratejik politikalarını bunun üzerine bina etmiş ülkeler var. Biz bunun farkına vardık ve bunun için de aslında Etiyopya-Somali anlaşmasının bir an önce hayata geçmesi için... Normalde Somaliland projesi, bakın buradan söylüyorum, Somaliland projesi iki sene önce hayata geçirilecek olan bir projeydi. Biz ne zamanki Etiyopya ile Somali'yi bir araya getirdik, bunları birleştirdik, birdenbire bu proje o an itibariyle akim kaldı. Ama daha sonra birileri tekrar bunu, çünkü İsrail bölgede kendini yalnız hissedince, Gazze soykırımı sonrası tekrar başka bir planı devreye sokmaya başladı.

Tabi Somaliland'a baktığınız zaman Aden Körfezi'nin hemen güneyini kontrol ediyor, kuzeyinde de zaten Yemen var. Hem Yemen hem Somaliland Aden Körfezi'ni kontrol altına alıyor. Bu ne demektir? Bab-ül Mendep’in girişini kontrol altına almaktır. Bunu biraz coğrafya bilgisi olan, biraz jeostratejik kültürü olan herkes haritaya baktığı anda ne türden bir oyunun eş zamanlı döndüğünü de görüyor. Çok şükür buna yönelik tedbirlerimizi aldık, diplomatik temaslarımızı büyük bir hızla kurduk. Yine İslam dünyası olarak, bölge ülkeleri olarak bir iş birliği geliştirdik, Batılılarla da hemen müzakere ettik. Başka herhangi bir ülkenin tanımaması konusunda ciddi bir çaba koyduk. Çok şükür o ilk gün beklenen ülkelerin hiçbiri tanımadı, inşallah da tanımazlar.

SUNUCU- Sayın Bakan, süremizi yavaş yavaş noktalıyoruz, son olarak da Amerika Birleşik Devletleri’yle olan ilişkiler kısmına değinmek isterim.

Özellikle Trump'ın yeniden göreve gelmesinin ardından yaptığı açıklamalarda hem Sayın Cumhurbaşkanının Beyaz Saray'da yaptığı ikili görüşmede Sayın Trump'ın sarf ettiği sözler, özellikle Suriye konusunda söyledikleri, hatta Netanyahu'ya da Türkiye'nin rolünü orada anlattığı cümleler çok dikkat çekiciydi. Şimdi bu noktada 2026'da Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri arasında nasıl bir ilişki öngörülüyor? Özellikle yaptırımlar konusu var, F-35'ler konusu var. Bu gibi başlıklarda neler görebiliriz 2026 içerisinde?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- 2026 yılı içerisinde ben 2025'te mesaisini verdiğimiz birçok konunun inşallah neticesini almaya başlayacağımızı düşünüyorum. Halkbank davası başta olmak üzere, CAATSA ve diğer yaptırım alanları olmak üzere, ki diğer yaptırımlar da zaten bir çözümle başlamıştı, bunların biz neticesini almaya başlayacağımızı düşünüyorum. Özellikle ticaretteki artışın daha iyi olacağını görüyorum. Bölgesel dayanışma fevkalade önemli. Özellikle Gazze'de Amerika’nın yapıcı rolünün devam etmesi önemli. Suriye’de Trump politikalarının devam etmesi önemli, bunlar bölge istikrarı açısından önemli. Ukrayna'da barışı isteyen, ateşkesi önceleyen Amerikan politikalarının devam etmesi önemli. Bu Trump yönetimiyle mümkün olan şeyler. Bu politikalar bizim yakın çevremizde fevkalade önemli. Kafkaslar’da barışı destekleyen, Azerbaycan'a da önem veren, Ermenistan'ı da barışa zorlayan bir Amerika. Bizim bölgedeki hedeflerimizle Trump'ın hedeflerinin örtüştüğünü görüyoruz. Rusya'da, Azerbaycan, Ermenistan, Suriye ve diğer yerlerde.

Burada tabii başka aktörlerin de Amerika'ya etki etmesi mümkün olabilir. Gazze'de faz değiştirmesi sıkıntılı olabilir, bu konuda çok yoğun bir mesai vermemiz gerekiyor. Diplomatik olarak tabii bunlar bizim işimiz, bunları yapmaya çalışıyoruz.

Afrika'da, Libya başta olmak üzere, Sudan başta olmak üzere, bizim için de önemli olan, Afrika'nın da sorunlu konuları olan konularda Amerika’nın etkisini daha yapıcı bir şekilde nasıl yönlendirebiliriz, o konuda çalışmalar önemli. Bu konuda Amerika ile yürüyen diplomatik çalışmaların ben 2026'da da inşallah faydalı neticeler ortaya koyacağına inanıyorum. Ama, ama var, bizim ikili ilişkilerimiz dışında ve bölgesel bu yaptığımız koordinasyon dışında, Amerika'nın yerkürede yürüttüğü bazı politikalar nedeniyle dolaylı etkileşime maruz kalacağımız konular olabilir. Yani şimdi bir Grönland hadisesi var önümüzde, yani ben bize gelecek etkiler açısından değerlendiriyorum uluslararası ilişkilerdeki olayları. Grönland'da olması muhtemel birtakım senaryoların doğrudan veya dolaylı etkisi bize nasıl olabilir, tabii onlara bakmamız gerekiyor. Doğrudan etkisi Avrupa'ya, Avrupa güvenlik mimarisine, transatlantik ilişkilere muazzam bir gerilim ve yük getirecek, onu görüyoruz. Danimarkalıların bu konuda ortaya koyduğu çok ciddi bir tavır var. Avrupa liderlerinin geçen gün bir açıklamayla sekiz ülkenin bunu açıktan Danimarka'nın pozisyonunu değerlendirdiğini görüyoruz. Önümüzdeki hafta Amerikan Dışişleri Bakanı ile Danimarkalı bir heyet bir araya gelip bu konuyu görüşecekler. Burada ortada bir yol bulabileceklerini ben düşünüyorum; bu bir konu alanı.

Diğer taraftan, Çin politikasında ve orada olan birtakım şeyler önemli, çünkü bunlar dünya ticaretini direkt etkileyen konular. Tabii ki İran'la ilgili Amerika'nın alacağı karar da önemli, çünkü bizim yanı başımızda olan bir hadise. Demem o ki, bizimle birebir ilişkilerdeki seyri önemli olduğu gibi, dolaylı diğer üçüncü ülkeler üzerinden olacak konular da bizi etkileyecek.

Şimdi bütün bunların hepsini biz yakından takip ediyoruz. Bu konularda zaman kaybetmeden önleyici diplomatik tedbirlerin alınması konusunda da gerekli adımları atıyoruz. Yoğun bir uğraşı ve mesai gerektiren yeni bir yıla girdik.

SUNUCU- Sayın Bakan, o yoğun mesai arasında bizlere vakit ayırdığınız için teşekkür ediyoruz.

Son olarak vermek istediğiniz mesajlar, söylemek istedikleriniz varsa onları da dinleyelim.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Teşekkür ediyorum.

Ben 2026 yılının tekrar bütün vatandaşlarımıza, milletimize, insanlığa hayırlar getirmesini diliyorum.

Türkiye olarak, Türkiye'nin Cumhurbaşkanımızın liderliğinde biriktirdiği bütün gücü, itibarı, imkanı sadece halkımız, milletimiz için değil, bölgemizin ve insanlığın refahı için kullanmak için sonuna kadar çalışmaya devam edeceğiz. Bu konuda son derece kararlıyız. Bizim dış politikamızın temel pusulası da bu. Bölgemize barışı, istikrarı ve refahı getirmek. Kendimiz için ne istiyorsak başkası için de onu istiyoruz. Bu bizim ahlakımızın ve inancımızın gereği.

Tekrar beni konuk ettiğiniz için teşekkür ediyorum.

SUNUCU- Çok teşekkür ediyoruz biz de Sayın Bakan.

* Interpress deşifresidir.