SUNUCU- Bugün 13 Nisan, Pazartesi saat 11.00. Anadolu Ajansı Editör Masası’nın konuğu, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan.
Sayın Bakanım, hoş geldiniz.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Teşekkür ediyorum, sağ olun.
SUNUCU- Tabii bölgemiz ve dünya şu an çok kaotik bir ortamda, adeta bir ateş çemberi. Hem Türk dış politikasını hem de bölgedeki durumu sizinle birlikte Editör Masası’nda ele almak istiyoruz.
İlk sorumuz Yahya Bey, buyurun sizinle başlayalım.
Efendim, şimdi Pakistan’da Amerika Birleşik Devletleri’yle İran aynı masaya oturdular. Bu tabii önemli bir müzakere sistematiği oldu. Buraya gelene kadar Türkiye’nin oynadığı bazı roller var, kolaylaştırıcılıklar var, arabuluculuklar var. Bunları sizden dinlemek isteriz ama şu anda yeni bir durum var, bu yeni durum şu: Müzakereler yapıldı ve bir sonuç çıkmadı gibi geldi, yani öyle bir izlenimimiz var.
Merak edilen sorular şunlar: Ateşkes sürecek mi? Taraflar hangi konularda anlaşamıyorlar? Burada, Türkiye’nin taraflara tavsiyesi nedir?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Teşekkür ederim.
Evet, dün itibariyle taraflar müzakerelerdeki aldıkları mesafeyi kamuoyuyla paylaştılar, ne oldu ne olmadı. Şimdi, dün gün boyu müzakerede bulunan taraflarla iletişim halindeydik, öncesinde de olduğu gibi. Ortaya çıkan tabloda biz ne yapabiliriz, katkımız nasıl olabilir onu da değerlendirmek için, hem de bir de olay nerede tıkanıyor tıkanmıyor, ona bakmak için. Şimdi geldiğimiz noktada Amerikalılar daha net bir açıklama yaptılar. Başkan Yardımcısı Vance’in, basın toplantısı yaparak aslında masaya bir teklif getirdiklerine, nükleer konuda genel itibariyle tıkanmanın olduğuna işaret eden açıklamaları oldu. Biz de taraflarla konuştuğumuz zaman esas itibariyle, bu konuda şu anda belli teklifler var. Ama ben açıkçası, çok uzun zamandır birçok müzakerenin içerisinde bulunmanın da getirdiği bir ders çıkarmayla, şunu söyleyebilirim: Burada taraflar aslında başlangıç pozisyonlarını ortaya koydular, bu normaldir. Başlangıç pozisyonları her zaman için biraz maksimalist olur, daha sonra taraflar bunu arabulucuların da desteğiyle bir noktada buluşturmaya çalışırlar. Yeter ki ateşkese ulaşmada, devam ettirmede daimi, kalıcı niyetleri olsun.
Benim gördüğüm şu anda her iki taraf da ateşkes konusunda samimi, ihtiyacın farkında. Tabii her zaman için bir İsrail faktörü var, İsrail’in buradaki oyunbozanlığını hep hesapta tutmak gerekiyor. Biz bunu Amerikalılara ve diğer taraflara da sürekli söylüyoruz. Ama an itibariyle Amerikalılar da İranlılar da kendi evlerine gittiler. İranlılar özellikle Amerikalıların yaptığı teklifi değerlendirecekler, bir cevap verecekler diye düşünüyorum.
SUNUCU- Efendim, ateşkesin süresi bitebilir, yeni bir uzatma gelebilir mi ya da ateşkes bir çatışmaya tekrar imkan verir mi? Bu saatten sonra bu görüşmenin tıkanıklığı da söz konusu.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi esas itibariyle müzakere edilen konu başlıklarına baktığınız zaman bunların on beş gün içerisinde nihai bir imzalanacak belgeye bağlanması teknik olarak da çok fazla mümkün olmayabilirdi. Biz her zaman için, bir ara da onun ipucunu vermiştik; “Taraflar iyi giderlerse ilave bir ateşkes gündeme gelebilir 45 gün, 60 gün ki müzakereler devam edebilsin, bu esnada sorunları çözebilsinler.” Şimdi şöyle bir husus var; nükleer konuda olay “ya hep ya hiç”e dönerse, özellikle zenginleştirme ile ilgili konuda, orada bir ciddi engelle karşılaşabiliriz diye düşünüyorum. Ama İnşallah bunu da bazı arabulucuların, diğer ülkelerin de desteğiyle aşmaya çalışacağız.
SUNUCU- Sayın Bakanım, şimdi Hürmüz Boğazı tartışmaların merkezine geldi. Savaş öncesi durumda Hürmüz Boğazı, İran'ın çok karışmadığı, uluslararası serbestiyetin olduğu bir Boğaz’dı. Savaş ortamında İran, “Boğaz’ı kontrol ettiğini, yasakladığını, kapattığını” ifade etti. Geçtiğimiz günlerde de Amerika, “Ben de o zaman bir blokaj uyguluyorum.” dedi. Yani Hürmüz üzerinde bir kilitlenme de var. Bu nasıl çözülür? Türkiye burada nasıl bir yaklaşım sergiliyor? Bir de Amerikan Başkanı NATO'yu sürekli bu anlamda bir misyon icra etmeye davet ediyor. Buna yaklaşımınız nasıl?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Hürmüz Boğazı aslında savaşın bölgesel bir savaş olmadığını, küresel etkileri olan bir savaş olduğunu da gösteren en önemli örnek. Tabii ki burada çeşitli vesilelerle de ifade edildi, kamuoyunda da çok tartışılıyor. Dünya doğal gaz ve petrol ihracatının yüzde 20 ile 25 arasında değişen oranlarında yapıldığı bir yer, beş tane ülkenin ihracat yaptığı bir yer. Şimdi sadece doğal gaz, petrol direkt alımı değil; yan sanayii, petrokimya tesislerinde üretilen birçok ürünün de ham maddesini teşkil ediyor. Gübre sorunu var, tıbbi konular var, yarı iletkenlere yansıyan tarafı var. Çok büyük bir lojistik zincirinin, üretim ve sanayi altyapısının aslında inkıtaya uğramasıyla karşı karşıyayız burada. Şimdi, dünya piyasalarının bunu bu kadar yakından hissettiği bir yerde global bir ilginin, global bir çözüm arayışının olması normal. Bu noktada ateşkesle beraber Hürmüz Boğazı'nın açılması, her tarafın da ateşkese riayet etmesi prensibi geliştirildi. Şimdi, “Hürmüz Boğazı bundan sonra nasıl işletilecek?” diye bir soru var. Bütün bölge ülkeleri ve dünyanın istediği, Hürmüz Boğazı uluslararası geçişleri tamamıyla serbest olan… yani hiçbir ülkenin burada herhangi bir para ödeme durumunda kalmadan geçmesi ve geçişinin de engellenmemesi gerekiyor. Genel kabul bu, savaştan önce olduğu gibi.
Şimdi İranlılar, ateşkes anlaşmasının bir parçası olarak veya ileride yapılacak barış anlaşmasının bir parçası olarak Hürmüz Boğazı ile ilgili belli talepleri gündeme getirme durumunda olabiliyorlar. Benim gördüğüm, serbest geçişle ilgili bir sıkıntı olmaz, yani orada da gerekli şartlar sağlandıktan sonra burada bir sıkıntı olmaz ama şu anda bundan etkilenen ülkeler; Avrupalılar, Asya-Pasifik'te biliyorsunuz Çin, Hindistan, Japonya, Kore büyük oranda buradan gelen enerjiyle ayakta duruyorlar. Bunu devam ettirmenin yolu olarak, “Buraya nasıl girebiliriz? diyorlar. Avrupa'da Fransızların, İngilizlerin teklif ettiği modeller var. Bazılarının, “Uluslararası güç oluşturalım, gelelim burada gemilerin geçişini biz uluslararası güç olarak buradan mümkün kılalım. Savaşta ateşkes olmuş olmamış, devam etmiş etmemiş, bizim ülkelerin anlaşma takvimine bağlı kalmaya sabredecek bir ekonomik dayanıklılığımız yok, kırılganlık çok fazla bütün ülkeler üzerinde, bunun açılması lazım.” yaklaşımı var. Haklı olarak böyle bir yaklaşım da var. Diğer taraftan, “Şu anda taraflar görüşüyorlar, herkes ciddiyetin farkında, bu mümkün, yakında olacak.” diye bir beklenti de var.
Başkan Trump'ın yaklaşımı: “Ben burada uluslararası bir güç oluşturup bu güç vesilesiyle herkesin ihtiyacı olan bir çözümü getirmeye çalışırken Avrupalılar burada bu konuya girmek istemiyorlar”. Şimdi burada ince bir çizgi var, yani Boğaz’ın açık tutulmasını sağlamakla İran'a karşı yürütülen savaşın bir parçası olma gibi bir durum var. Hiçbir ülke İran'a karşı yürütülen savaşın parçası olmak istemiyor. Bunu Avrupalılar da açıktan söylediler, bizlerle de çok konuşuyorlar. Bizim de zaten resmi duruşumuz sürekli bu; Cumhurbaşkanımızın başından beri ortaya koyduğu politika, ülkemizi bu savaşın dışında tutma politikası. Ama diğer taraftan küresel piyasalarda çok ciddi etkisi olan Hürmüz Boğazı'ndaki durumun da çözülmesi için elimizden gelen her türlü katkıyı da bir taraftan yapıyoruz. Bu çok ciddi bir sorun. Gerçekten, bunun aşılması için herkesin elinden geleni yapması lazım. Yoksa, biz Türkiye olarak enerji güvenliğimiz açısından, enerji arzı açısından Hürmüz Boğazı’na çok fazla bağlı değiliz. Çok şükür, bizim özellikle elektrik üretiminde doğal gazın payı biraz düştü, yenilenebilir enerjinin, özellikle son 20-23 yılda gerçekten inanılmaz derecede oranı arttı. Fakat biz fiyatlar üzerine olan etkisinden dolayı dolaylı etkisini hissediyoruz Hürmüz Boğazı'ndaki kapanmanın. Çünkü bizim aldığımız enerjinin bize gelmesinde problem yok ama fiyatında bu sefer problem oluyor, bu da ekonomiye uzun vadede yük bindirir. Fakat diğer taraftan birçok ülkede, yani konuştuğumuz ülkeler, bunlar Avrupa'da olsun, Asya-Pasifik'te olsun, fiyatlara bir yük bindiği gibi aynı zamanda enerji arzıyla da alakalı önümüzdeki dönemde sıkıntı da olabilir eğer bu daralma bu şekliyle devam ederse. Biliyorsunuz Rusya-Ukrayna savaşıyla beraber Rus enerji kaynaklarının uluslararası piyasalara iletilmesiyle ilgili çok ciddi bir sıkıntı oldu. Beş sene önce başlayan bu kriz anını özellikle Avrupa merkezli marketlerin yönetmesi bayağı bir zaman aldı. Şimdi üstüne böyle bir krizin gelmesi, başta Asya-Pasifik olmak üzere, diğer marketleri de etkileyecek bir olay. Hatta öyle ki Afrika'daki belli ülkelerde, geçenlerde vardı, 40-45 milyon kişiyi etkileyecek bir kıtlık ve açlık meselesine de sebep olabilir bu gübrelerden ve tarıma olan etkisinden dolayı bu Hürmüz Boğazı’nın kapanmış olması. Tabii, daha sonra belki konuşuruz ama, bu Hürmüz Boğazı'ndaki geçiş meselesi, bizim çok uzun zamandır ortaya koyduğumuz bazı bölgesel bağlantısallık projeleri var, onun da önemini aslında ortaya çıkartıyor.
SUNUCU- Sayın Bakanım, burada uluslararası gücün buraya konumlanması İran tarafından nasıl karşılanır? Tabii İran'ın Türkiye'ye yaklaşımı diğer ülkelerden biraz farklı. Türkiye'nin de bu bölgede herhangi bir konumlanması söz konusu olabilir mi uluslararası güç kapsamında?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bu konu bizim bulunduğumuz herhangi bir yerde çok ciddi şekilde bizimle tartışılmış değil. Yani bu konuda bizim durduğumuz yer; barış yoluyla buranın açılması, tarafların bu konuda müzakerelerini tamamlaması. Çünkü her taraf bunun farkında, bunun devam ettirilemeyeceğini görüyorlar. Uluslararası bir silahlı barış gücüyle buraya müdahil olmanın şu anda çok fazla zorlukları var. Özellikle savaş devam ederken bu nereye kadar daraltılacak, nereye kadar genişletilecek? Onun için birçok ülkenin buna gönüllü olmadığını açıkçası görüyoruz. Ama bu tartışılan bir konu, bu devam ettirilemez.
Bizim dediğimiz, bu konuda İran'la gerekli müzakerelerin yapılıp ikna yöntemlerinin kullanılıp Boğaz’ın bir an önce açılması gerekiyor. Ben müzakere sonuçlandığı zaman Boğaz’la ilgili bir sorun kalacağına inanmıyorum açıkçası Hürmüz Boğazı ile alakalı, bütün değerlendirmelerimiz o yönde. Burada yeter ki müzakere bir yere ulaşsın. Şimdi, İranlılar bir tarafını tıkıyorlar ve istediklerini geçiriyorlar. Buna mukabil, bölgedeki Boğaz’ın fiili kontrolünü ele almış gözüktüğü için Amerikalılar da geliyorlar diyorlar ki, “Tamam benim istediklerimi sen geçirmiyorsun, sen kendi istediklerini geçiriyorsun; ben de Boğaz’ın öbür tarafına geleceğim, senin istediklerini de ben geçirmeyeceğim”. Şimdi bu bir alanda karşılıklı pozisyon almayla alakalı bir durum, tarafların birbirini mevcut hamlelerle bir dengeleme arayışı var. Yani birisi bir hamle yapıyor, diğeri öbür hamleyle o hamleyi biraz daha etkisiz hale getirmeye çalışıyor.
SUNUCU- Pazarlık süreçlerini etkilemesi açısından kullanılan yaklaşımlar şeklinde değerlendiriyorsunuz anladığım kadarıyla. Yani gerçek bir sorun yok ama pazarlıkta kullanılması için üretilmiş bir sorun mu Hürmüz?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Ben Hürmüz'ün açılmasıyla ilgili bir sıkıntı... ne kadar diyelim, iki üç hafta sonra belki belli bir mutabakata varırlar, bir sorun görmüyorum. Sorun şurada olacak: Sorun, bundan sonra Hürmüz'ün regülasyonu ile ilgili birisi bir önerme getirecek mi? Özellikle İran, bu zamana kadar “Hürmüz Boğazı böyle geldi, ama bundan sonra ben burada daha aktif ve söz söyleyen biri olmak istiyorum veya para alan biri olmak istiyorum.” durumuna gelecek mi? Şimdi benim konuştuğum bölge ülkeleri, haklı olarak tek bir konuda endişeliler. Yani burada savaştan önceki rejim neyse savaştan sonraki rejimin de aynı olması konusunda… Büyük bir çıkarları var, istekleri var.
SUNUCU- Statüko bozulmasın istiyorlar, eski statüko.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii, çünkü orası uluslararası serbest geçiş bölgesi. Yani bu serbest seyrüsefer emniyetinin ihlal edilmiş olması veya inkıtaya uğraması tarafların görmek istediği bir şey değil. Özellikle orada ihracat yapan, ithalat yapan, bir de sadece ihracat yok, gaz ihracatı; Körfez ülkelerine gelen, başta gıda ve diğer hususlar olmak üzere, birçok konu denizyoluyla oradan geliyor. Yani şu anda belli ülkelerdeki gıda fiyatlarının da artmasının sebebi navlun bedellerinin daha yüksek hale gelmesi. Eskiden gemiyle çok oturmuş güzergahlardan gelen belli sürelerde ne zaman nasıl geleceği belli olan malzemelerin, gıdanın şimdi gelmesinde sorun çıkması da tabii birtakım şeyleri etkiliyor. Ama herkes bütün bu sıkıntılara geçici olduğu varsayımıyla katlanıyor.
SUNUCU- Sayın Bakanım, daha önceki konuşmalarınızda “7 Ekim'de başlayan süreç bizi ya daha büyük bir barışa ya da daha büyük bir savaşa götürür” demiştiniz. Şimdiki süreç bizi nereye götürür? Daha büyük çatışmalar, kalıcı çatışmalar, bunlar mümkün mü bölge için?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Mümkün, yine aynı yerdeyiz maalesef. Şu anda 7 Ekim'den sonra başlayan süreçte İsrail'in ortaya koyduğu yayılmacı politika ve bu politikaya çoğu zaman Amerika'yı, zaman zaman başka ülkeleri de yanına alarak alet etmesi ve bu politikayı çok büyük bir ısrarla devam ettirmesi bölgede belli fay hatlarını, zaten kırılgan olan zemini daha da kırılgan hale getiriyor. Şimdi Hürmüz Boğazı örneğinde gördüğümüz gibi, olay giderek daha küresel etki kazanıyor ve taraflar burada aslında sizin bizim çok fazla üstünde durmadığımız bazı konularda da şey yapabiliyorlar. Diyelim başka bir aktörün Çin’le hesabı var, bakıyor ki; “buradaki tıkanıklık aslında Çin'i gerileten bir husus, aslında tıkanıklık fena da olmayabilir” fikri de olabilir, yani başkaları için.
SUNUCU- Başkaları derken, Amerika Birleşik Devletleri buradaki tıkanıklığı Çin'in aleyhine bir durum olarak değerlendirdiği için bu şekilde bir durum da talep edebilir.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bu sadece bir varsayım, bir örnek benim vermek istediğim. Küresel bir sıkıntıda başka aktörlerin, sizin ilk başta dikkatinizi çekmeyen, ama onların işine yarayacak çok fazla senaryo ortaya çıkıyor. Dolayısıyla, giderek daha karmaşık ve yönetilmesi zor bir hale gelen bir denklemle karşı karşıya kalıyoruz. Onun için aslında bizim bu konuda zihnimiz çok net, ne yapılması gerektiği, bölge ülkeleriyle beraber bu konuda atılması gereken adımlara yönelik, o adımların atılması lazım. Ama savaşın, şu anda elimizdeki savaşın bir an önce kalıcı barışa dönüşmesi, kalıcı ateşkese dönüşmesi gerekiyor. O konuda çok yoğun bir çaba içerisindeyiz açıkçası. Bunu inşallah başardığımız zaman, savaş sonrası dönemde bölgede yeni bir düzenin daha kalıcı ve istikrara zemin hazırlayıcı bir halde olmasını diliyorum.
SUNUCU- Sayın Bakanım, biraz kaldığımız yerin devamı niteliğinde bir soru soracağım. Malum, Amerika Birleşik Devletleri-İran geçici ateşkesi duyurulduktan hemen sonra İsrail Lübnan'a en şiddetli saldırılarından birini başlattı. Açıklandığı üzere bu hafta taraflar, Lübnan ve İsrailli yetkililer, Vaşington'da bir araya gelecekler. İsrail, Lübnan'da ve Lübnan üzerinden bölgede nasıl bir plan yapıyor, ne yapmayı planlıyor? Bir de Lübnan bu ateşkese dahil edilmeden ABD-İran ateşkesi sürdürülebilir mi? Yani bölgede de-eskalasyon Lübnansız mümkün mü? Son olarak, Türkiye bu tıkanıklığın aşılmasında nasıl bir inisiyatif alabilir?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi, Lübnan'daki olaylara baktığınız zaman, aslında İsrail işgaline baktığınız zaman, bu İsrail'in bölgesel yayılmacılığının bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Burada çok tanıdık bir senaryo var açıkçası. Şimdi İsrail, Lübnan'da belli bir nüfusun yaşadığı yeri sürekli bomba altına alıyor. Bir milyondan fazla insan şu anda yerlerinden edilmiş durumda. Gazze'deki tanıdık bir resmi de görüyoruz. Bir yeri insansızlaştırmak için orada insanların yaşamasını mümkün kılacak konutlar, altyapı, yol, elektrik, su, ne kadar köprü varsa bunları Litani Nehri'nin olduğu yere kadar tamamıyla yok etme operasyonu içerisinde. Şimdi bu geniş yayılma hamlesiyle yerlerinden edilmiş insanların aslında çok daha büyük bir trajedinin parçası olduğunu da biz görüyoruz. Bu bölgesel büyük bir çatışmayı da beraberinde getirebilir. Şimdi Suriye'de biz bir şey görüyoruz aynı zamanda, sorun alanı görüyoruz. Bu bizim için büyük bir risk. Şimdi, Gazze insansızlaştırmaya yönelik büyük bir operasyon yedi. Şu anda var gücümüzle diplomatik yollarla onu durdurmaya çalışıyoruz. Batı Şeria’da devam eden bir operasyon var bu mantıkla. Kudüs'te aynı şekilde İsrail'in ilerlemeye çalıştığını görüyoruz. Aynı şekilde Lübnan, daha sonra Suriye'de buna benzer hamlelerin olması söz konusu. Şimdi bu yakın bölgesiyle alakalı alan genişletme çabası İsrail'in hep hedefinde olan bir husustu. Bunu hayata geçirmek için bir fırsat bekliyordu. 2023 Ekim'inden sonra da buna kendince bir alan açıldığını gördü. Biz başından beri hep bunu ifade etmeye çalıştık. Esas itibariyle İsrail güvenlik peşinde değil, daha fazla toprak peşinde. Bu yayılmacılığını da güvenlik ihtiyacı adı altında gizliyor. Bunu ekspoze ettikçe aslında uluslararası farkındalık ve siyasal retorik değişimi daha farklı etki göstermeye başlıyor. Şimdi bizim özellikle Lübnan'da yürüyen görüşmeler konusunda çok uzun zamandır yakından takip ettiğimiz bazı hususlar var. Tabii oradaki en büyük denklem, şimdi İsrail kendi yapmadığı bir şeyi Lübnan Hükümeti’nden bekliyor. Yani “Hizbullah'ı silahsızlaştır” ki Hizbullah silahlı güç olarak Lübnan ordusundan neredeyse çok daha büyük bir güce sahip. Büyük de bir tabanı var. Yıllardır oturmuş bir tabanı var. Şimdi Lübnan Hükümeti’nin tek başına açıkçası gücü bunu silahsızlandırmaya yetmez. Lübnan Hükümeti’nden bu beklenmez. Burada Şiilerin, Sünnilerin, Hristiyanların, hepsinin içinde bulunduğu topyekun bir ulusal çözümün aranması gerekiyor. Yani Lübnanlıların Lübnan'a ait bir çözüm üretmesi gerekiyor. İsrail'in buradan ülkenin belli bölümünü işgal ederek nüfusun neredeyse sekizde birini yerlerinden ederek bir politika takip etmesi açıkçası çok fazla provokatif. Buna Avrupa da karşı çıkıyor, Amerika da belli noktalarda bunu tasvip etmiyor, ama söylemiyorlar tabii bunu şey yapmıyorlar.
SUNUCU- Sayın Bakanım, bir de Lübnan ateşkese dahil mi yoksa dışında mı, bu bir tartışma konusu oldu. İran, “dahil” dedi. İsrail, “dahil değil” dedi. Amerika önce sessiz kaldı. Şu anda “de facto” olarak tekrardan dahil olmadığına ilişkin yaklaşımlar geliyor Amerika'dan. Bu noktada gerçek bilgi nedir?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Burada tabii bir gri alan var. Aslında en başta bu, dahil olarak algılandı. Özellikle ben hem Pakistanlılarla hem İranlılarla konuştuğumda… Pakistan'ın algısı burada referans noktasıdır. Pakistan çünkü arabulucu, taraflarla konuşan onlar. Biz o esnada konuşurken dahildi. Fakat Netanyahu, her zaman yaptığı gibi geldi, oyunu bozdu, limitleri zorladı ve Amerika da buna hiç ses çıkartmadı, bir şey diyemedi. Ama şöyle oldu: Dikkat ederseniz, bu ilk günkü yaygın ve çok sayıda sivilin ölümüne neden olan bombalamadan sonra büyük taarruzların olmadığını, özellikle görüşme devam ederken bir saldırının olmadığını gördük. Orada da şunu anlıyoruz: Amerika resmi olarak dahildir demiyor, hatta dışındadır demekle beraber gelen taleplere de kulak asmazlık etmiyor. Diyor ki, “Tamam sen burada dur, ben konuşurken sen bunu vurma” gibi bir yaklaşım olduğunu da görüyoruz.
SUNUCU- Sayın Bakan, az önce kısaca değindiniz bölgedeki bu son durumun Suriye'de komplikasyonlar yaratabileceğine. Şimdi geçen hafta Ankara-Şam hattında yoğun bir diplomasi trafiği gördük. Siz Şam'a gittiniz. Mevkidaşınız Perşembe günü buradaydı. Bu yoğun trafiğin İran'da ve Lübnan'da yaşananlarla bir ilgisi var mı? Suriye'nin güvenliğinden, geleceğinden bu konuda ne kadar endişelisiniz diye soracağım.
Bir de malum Şam ziyaretiniz Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’le gerçekleşti. Gelecekte Suriye'nin güvenliği bağlamında bir Türkiye-Suriye-Ukrayna iş birliği öngörebilir miyiz?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Suriye'yle ifade ettiğiniz gibi son on günde yoğun bir trafik içerisinde olduk. Çünkü zaten telefonla sürekli görüşüyoruz, ama yüz yüze de istişare etmemiz gereken çok önemli konular vardı. Özellikle bu bölgedeki İran'a yönelik savaşla alakalı ve Lübnan'a yönelik İsrail saldırıları, bunda Suriye'deki kardeşlerimiz ne durumda, ne yapıyorlar, nasıl anlıyorlar, nasıl görüyorlar? Çünkü Lübnan’dan biliyorsunuz Suriye'ye tekrar bir mülteci dönüşü oldu. Hatta kendi daha önce gitmiş olan Suriyelilere ilaveten oradaki Lübnanlılardan biraz nüfusun gelmesi söz konusu oldu. Biz belli gruplara da insani yardım yaptık Türkiye olarak. Şimdi Suriye bu süreç içerisinde çok şükür bir emin bölge olarak kaldı. Sağında solunda sürekli savaş var, bombalamalar var. Lübnan'da var, hemen komşu olduğu Irak bombalanıyor, hemen öbür tarafında İran bombalanıyor, her yere bomba düşüyor, ama bu süreç içerisinde Suriye'ye hiçbir şey olmadı. Bombalar düşmedi, bir savaş durumu olmadı. Sadece Lübnan'dan gelen bu mülteci akını meselesi oldu. Tabii, sınırlarında birtakım güvenlik tedbirleri aldılar. Oradaki insanlara da ellerinden geldiğince sahip çıkıyorlar, ama tabii Körfez'de de devam eden bu savaşın muhtemel etkileri nasıl olur, ona yönelik istişare ihtiyacı vardı, onu gerçekleştirdik. Bir de tabii Suriye'nin üzerinde çalıştığı, bizi de ilgilendiren dosyalar var. Onlara olan etkisi nedir savaşın, onu açıkçası gözden geçirdik.
Diğer taraftan Ukrayna Cumhurbaşkanı’nın ziyareti de önemli bir ziyaretti. Tabii ki ikili ilişkileri açısından birtakım konular konuşuldu, görüşüldü ama ben çok böyle sistematik, üçlü bir güvenlik doktrinine döneceğini düşünmüyorum.
SUNUCU- Suriye'de güvenlik riski şu an çok yüksek öyle değil mi Sayın Bakanım? Bölgede Türkiye’yle yakın durması onu ateş çemberinden uzak tuttu, ama Suriye'nin önümüzdeki aylar, yıllarda güvenlik mimarisi nasıl şekillenecek, o noktada neler tavsiye ediyorsunuz?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şöyle, birincisi tabii ortaya konan yönetim tarzının mümkün olduğunca bütün halk kesimlerini kuşatan yapıda olması lazım. Yani sistemin kendisini çok güçlü bir zemin üzerine oturtması lazım. Biz hep bunu tavsiye ediyoruz en başta. Bu önemli, yani halk desteği önemli. Daha sonra somut güvenlik sorunlarına gelince özellikle bu “SDG”yle devam eden entegrasyon sürecinde ortaya konan yol haritasının devam etmesi önemli. Orada çok önemli aşamaların kat edildiğini görüyoruz. Bu toplantılarda onu da çok detaylı bir şekilde gözden geçirdik. Çünkü bizim kendi güvenlik değerlendirmelerimiz var kendi istihbaratımıza dayalı, ama bir de kendi dostlarımız bu olayı nasıl görüyorlar, önceliklendiriyorlar, o bizim için önemli bazı sonuçlara ulaşmada. O konu aslında şu anda belli bir ölçüde rayında gidiyor. Ama ulaşılması gereken hedefler var. Diğer taraftan güneyde Süveyda bölgesinde özellikle Dürzilerin içinde bulunduğu belirsizlik alanı biraz daha devam ediyor. İsrail'in burayı kullanmaya yönelik arzusu ve hedefleri ve pratiği ortada. Bunu da açıkçası Suriyeli kardeşlerimizin yönetmesi gerekiyor. Onun dışında asıl sorun alanı ülkedeki yıkımın bir an önce rehabilite edilmesi, nüfusun geri dönmesi, ekonominin canlanması, yatırımların olması. Bunun da güvenlik ortamı devam ettikçe belli bir hızda da olsa, yavaş da olsa biraz giderek artarak devam ettiğini görüyoruz. Bu önemli bir gelişme açıkçası. Bizim de görmek istediğimiz bu. Ama sorun yine, dönüp dolaşıp geliyorum, ben bunu hem bölgedeki aktörlerle hem diğer uluslararası aktörlerle konuşuyorum, İsrail'in Suriye'ye yönelik ertelediği politikaların oluşturacağı riskler. Şimdi İran'daki yürüyen savaştan dolayı bazı şeyleri yapmıyor, ama bunun olmayacağı manasına gelmez. Ben hem Suriyeli kardeşlerimize diyorum hem diğer bölgedeki ülkelerimize.
SUNUCU- Yapmıyor derken tercih mi, yoksa kapasitesinin sınırlarına mı geldi?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Yok yok, şu anda önceliği o değil.
SUNUCU- Tercih.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii tabii. Önceliği o değil. Daha sonra zamanı geldiği zaman yapmak isteyecektir. Orada, şu anda Suriyeli kardeşlerimizle iyi bir diplomatik çaba içerisindeler. Gerçekten diplomatik olarak gerek Amerikalılarla gerek İsraillilerle gerekli görüşmeleri yapmada, pozisyonlarını savunmada çok şükür hiçbir sıkıntıları yok. Ama dediğim gibi Netanyahu ve ekibinin bu noktadaki perspektifi ortada. Buna yönelik tedbirlerimizi biz alıyoruz. Hamlelerimizi yapıyoruz.
SUNUCU- İsrail'in Suriye hamlesi demek, tabii ki Türkiye'nin bu anlamda çok yakından izlediği ve müdahil olmaktan kendisini geri tutamayacağı bir durum da oluşturabilir.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bizim için hayati bir çıkar alanı, güvenlik alanı. Burada her türlü senaryoya bizim hazırlıklı olmamız gerekiyor.
SUNUCU- Sayın Bakanım, yine Hürmüz kriziyle ilgili bir sorum olacak size. Krizin enerjide yeni bir mimariyle sonuçlanması bekleniyor mu? Hürmüz krizi ve Kızıldeniz'deki riskler Körfez petrolünün karadan boru hatlarıyla Türkiye üzerinden nakli konusundaki senaryoları da güçlendirdi. Bu konuda bölgesel iş birliği fırsatları görüyor musunuz? Ne tür seçenekler var?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Çok teşekkür ederim.
Şimdi aslında bu bana şeyi hatırlattı. Yıllar önce birtakım şeyler vardı, tam da bu günler için aslında hazırlanan senaryolar vardı. 2008 yılında Cumhurbaşkanımız, Suudi Arabistan Kralı ve Katar'da o zaman Baba Emir yönetimdeydi. Onun da olduğu bir ortamda bir proje gündeme geldi. Katar'ın ürettiği doğalgazın Suudi Arabistan üzerinden Türkiye'ye gelip oradan uluslararası pazarlara çıkması. Aslında bu Suudi Arabistan'ın da işine yarayacak bir husustu. O dönem Başbakanlıktaydım. Cumhurbaşkanımız bunu yakından takip etme görevi de vermişti bana, o zaman Başbakanımızdı. Gerçekten çok üstünde durduğumuz bir projeydi. Biz de baktık ki bu ülkeler Hürmüz Boğazı'na açıkçası bu konuda bağlı durumdalar. Bu projenin hayata geçmesi durumunda bölgeye ciddi bir model oluşturacak. Bu konuda çok toplantı yapıldı, tartışmalar yapıldı, ama Arap Baharı ile beraber bölgede yeni bir atmosfer başlayınca özellikle Suriye alanındaki istikrarsızlık ciddi bir şeyi getirdi tabii. Çünkü Suriye'ye ihtiyaç vardı burada, Suudi Arabistan, Suriye, Türkiye. Proje rafa kaldırıldı. Bundan dört sene önce bu sefer Iraklılar, Irak'ta biraz istikrar olunca, iç savaş, işgal hepsi bitince, dediler ki “biz bir Kalkınma Yolu Projesi yapmak istiyoruz. Bu Körfez'den, El Faw Limanı'nın olduğu yerden Türkiye'ye direkt demir yolu hattı, doğal gaz ve petrol boru hattı ve fiber hatlarının olacağı bir altyapıyı içermekte, buna ne diyorsunuz?” Irak ilk defa bölgede pozitif bir projeyle gündeme geldi. Bu gerçekten aslında bölgeye de örnek gösterilecek bir proje. Tabii ki Cumhurbaşkanımız konuya olumlu yaklaştı. Biz de bunun için çok çalıştık. Bölge ülkeleriyle bir araya geldik. Bölge ülkeleri daha sonra bu konuyu ilerletmede biraz frene bastılar.
SUNUCUSUNUCU- Neden Sayın Bakanım?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Frene bastılar. Geçen gün hatırlattım onlara, bu dört yılı kaybettik.
SUNUCU- Frene basma sebebi olarak nasıl?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Her ülkenin kendi ayrı sebebi var, Onun detayına girmeyeyim. Şimdi girmeyeyim.
SUNUCU- Çünkü bir sonraki soru tam olarak bununla alakalı.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Frene basma sebebi şu: Mesela şimdi bir ülke diyor ki “Kuveyt ile benim ilişkim iyi, Kuveyt bana diyor ki bu Irak ile Kuveyt arasında sınır problemi var, Adalar problemi var. Bu çözülmeden girme” diyor mesela. Şimdi “Ben de” diyor “bunu kıramıyorum. Başka bir ülke diyor ki, “Bu fena bir şey değil ben buna gireyim” diyor, ama başka aktörler başka projeye razı etmeye çalışıyor mesela. Hatta İran bile şimdi haritaya baktığınız zaman Irak üzerinden geçecek, Türkiye'ye gidecek, aynı rolün İran'dan geçmesi de mümkün veya o türden projeler hayata geçtiği zaman Hürmüz Boğazı'nın stratejik değerinden belli yüzdeler şeklinde eksilme olacak. İran da o konuya ilk başta biraz serin yaklaştı. Daha sonra Irak Başbakanı bize birkaç defa dedi “İran'da bir problem yok, onu da hallettik” dedi, ama şimdi her ülkenin başka bir yaklaşım tarzı var. Önemli olan şu: Bizim desteklediğimiz, arkasında durduğumuz projeler hayata geçseydi, bugün aslında Hürmüz Boğazı ile ilgili sorunun daha az negatif sonuç ürettiğini görecektik.
Sorunuz şunun için önemli: Şimdi ülkeler artık bundan ders çıkarttılar, kimse bu şekilde buna bağlı olmak istemiyor, ama tabii ki bu altyapıları döşemek zaman alacak, ama bir yerden başlamaları gerekiyor. Ben bundan sonra bölgede yeni bağlantısallık projelerinin hayata geçeceğini düşünüyorum. Türkiye'nin burada ciddi roller alacağını düşünüyorum. Türk enerji piyasası, Türk enerji ulaştırma altyapısının bu konuda çok ciddi rol oynayacağını düşünüyorum. Özellikle kuzeyden gelen enerjiyle gündeme gelen bir husus vardı, Türkiye'nin enerji “hub”ı olmasıyla alakalı bir konu. Aslında güneyden gelen enerji bu konuda daha belirleyici olabilir.
SUNUCU- Sayın Bakanım, “Körfez ülkeleri ders çıkarttılar” dediniz özellikle enerji alanında. Peki, bu işin bir de savunma kısmı var. Kabaca Körfez ülkeleri ABD ile iyi ilişkiler kurarak güvenlik satın almışlardı kendileri için uzunca bir süre. Şimdi bu büyü bozuldu gibi. Yani hiçbir Körfez ülkesi ABD ile iyi ilişkisinin sonunda kendisini artık çok güvende hissetmiyor. Dubai'ye bakıyoruz, Katar'a bakıyoruz, Suudi Arabistan'a bakıyoruz. Dolayısıyla savunma anlamında bir ders çıkartma ya da yeni bir arayış, güvenlik mimarisinin, Körfezin yeniden değerlendirilmesi ve Türkiye'nin buralarda etkin bir rol oynaması düşünülüyor mu, mümkün mü?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- İki tane husus. Birincisi, genel güvenlik mimarisi. Bir de ülkelerin ülke ülke güvenlik kapasitelerinin artırılması meselesi. Şimdi genel güvenlik mimarisine baktığımız zaman böyle bir konuya ihtiyacın olduğunu biz Türkiye olarak hatırlarsanız son iki yıldır giderek artan bir şekilde daha yapısallaştırılmış bir formülasyonla dile getirmeye başladık. Biraz daha artık kamuoyuna bu gitmeye başladı. Neden? Çünkü bölgedeki sorunların temel kaynağında ülkelerin birbirine güvensizlikleri var. Bu güvensizliğin ortadan kaldırılması için her ülkenin bir güvenlik paktı çerçevesinde birbirinin toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve güvenliğine taahhütte bulunması gerekiyor. Bunu yaptığınız zaman birbirinizden emin olursunuz. Bölgede bu eminin üzerine ekonomik kalkınmayı, ticareti ve diğer projeleri bina edebilirsiniz. Bu her yerde böyledir. Şimdi biz bunu gördüğümüz için bölgenin de güçlü bir ülkesi olarak aslında bu dili Cumhurbaşkanımız bütün liderlerle paylaştı. Tabii çekirdek ülkeler var, daha çevrede olan ülkeler var. Bu gündemi biz ilerletmeye çalıştık. Tam bu gündemin ilerletilmeye başladığı bir dönemde biliyorsunuz ilk işaret Pakistan- Suudi Arabistan oldu. Daha sonra başka ülkelerin de bir araya gelip halkayı genişletme durumu vardı. Ama bakıyorsunuz birden savaş oldu. Savaşta İran saldırıya uğradı Amerika ve İsrail tarafından. İran da Körfez ülkelerine saldırdı. Şimdi bu aslında bir bölünmeyi beraberinde getirirken, diğer taraftan aslında bizim ortaya koyduğumuz vizyonun ne kadar hayati olduğunu da gösterdi. Ben savaş sonrası dönemde aslında bu sorunun da temelli olarak çözülmesini diliyorum ve buna yönelik çalışmaya devam edeceğiz. Yani İran'ı da kapsayacak bir şekilde her türlü çözümün bir parçası da İran olmak zorunda. Orayla da kapsamlı müzakereler yaparak herkesin güvenliğine, lehine bir sistemin oluşturulması. Bu, bölge düzeniyle alakalı.
SUNUCU- Bu bir türbülansa sebebiyet veriyor mu Sayın Bakanım? Yani Amerika'dan çok yüksek hem silah almak, hem de büyük üsler vermek güvenli olmaya yetmedi Körfez ülkeleri için. Orada bir türbülans var mı, orada hatta bir şok durumu var mı sizce?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Ona geliyorum, ülkelerin güvenlikleriyle ilgili duruma. Bu şok 2-3 yıldır var. Biliyorsunuz ilk şok, Körfez'de özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nde, Husilerin roket atmalarıyla oldu. O zaman İran'ın bu türden saldırıları yoktu. Bu üç sene öncesinden başlayan bir sorun. O dönem atılan roketlerin vurulmaması, buna bir tedbir geliştirilmemesi konusu o zaman bu ülkeleri açıkçası bir arayışa itti. O şok o zaman ilk defa yaşandı ve görüşler oluşturuldu. Yani “Biz korunmayacağız bir saldırı olması durumunda, buna hazırlıklı olmak lazım” düşüncesi hakim oldu. Yaptığımız görüşmelerde açıkçası bu çok konuşulmuştu. Türkiye ile de bu alanda da iş birlikleri o dönem çok artmıştı. Özellikle savunma sanayiinde firmalarımızda, savunma sanayii şirketlerimizde, başta vakıf şirketlerimiz olmak üzere, Baykar'ın orada çok fazla işi oldu Körfez'de, TUSAŞ'ın oldu. Birdenbire Türk savunma sanayiinin ne kadar önemli olduğunu anladılar. Şimdi bu yeni dönemde de bize söyledikleri aslında savaş sonrası dönemde Türkiye ile ilişkilerin daha da ilerletilmesini arzu ettiklerini ifade ediyorlar. Tabii bunu daha yapısal bir şekilde bizim götürmemiz gerekiyor.
SUNUCU- Bir pakt olabilir mi?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Dediğim gibi bölgede bir güvenlik paktının artık kurulması gerekiyor. Ülkelerin birbirlerinden emin olması için bu paktın kurulması gerekiyor.
SUNUCU- Efendim bunun devamı niteliğinde olabilecek bir soru izninizle sormak isterim. Şimdi İsrail bahsine tekrar dönersek, bölgede az önce çok katmanlı olarak anlattınız Lübnan, Suriye meselelerini. Ama aynı zamanda şimdi bir “altıgenler ittifakından” bahsediyor. Rum kesimi ve Yunanistan'la bir iş birliği geliştiriyor. Resmi makamlardan, İsrail'den baktığım zaman özellikle son birkaç gündür Türkiye'nin doğrudan liderliğini, Türkiye'yi hedef alan açıklamalar geliyor. Tüm bunları ortaya koyduğumuz zaman Türkiye'nin güvenlik parametrelerini değiştirmesini gerektiren bir durum var mı? Bu yönde bir güncellemeye gidilecek mi İsrail bağlamında?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bizim, söylediğiniz ittifak silsilesi zinciri ile alakalı yakın takibimiz son 3-4 yıldır kesintisiz devam ediyor. Özellikle Yunanistan, Kıbrıs Rum kesimi ve İsrail üçlüsünün Doğu Akdeniz'de Türkiye'yi çevrelemeye yönelik veya bu izlenimi verecek bir operasyon içerisinde olması meselesi bizim çok yakın radarımızda olan bir husus. Bunu da çok erken dönemlerinde açıkçası biz gördük. Hatta bu ekip başka bölge ülkelerini de kendi ittifaklarına katmak için o dönem arayış içerisindelerdi. Bizim çok şükür yerinde müdahalelerimizle bu projeyi attık. Sonuçta, olay kaldı İsrail, Rum kesimi ve Yunanistan’a. Şimdi tabii Yunanistan'ın burada çok riskli açıkçası politikalar izlediğini de görüyoruz. Avrupa'da hiçbir ülkenin takip etmediği türden politikaları Yunanistan'ın burada tek başına takip etme arayışında da çok ilginç hususlar var. Buna aslında biraz daha yakından bakmak gerekir. Belki başka bir zaman bunu konuşuruz. Kıbrıs Rum kesimi, oradaki yönetimin ne kadar yanlış politikalar peşinde olduğu aslında bu savaşta da ortaya çıktı. Yaptıkları iş birlikleri daha fazla güven getirmiyor, daha fazla güvensizlik getiriyor. Daha fazla sorun getiriyor. Daha fazla savaşı getiriyor. Biz onlara söyledik, Yunanlara da söyledik, onlar üzerinden Rum kesimine de söyledik “Bu politika tarzı size daha fazla güvenlik getirmeyecek”.
SUNUCU- Çatışmaların içerisine çekecek bence.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- “Çatışmaların içerisine çekileceksiniz”. Biz bunu görüyoruz. Bazen şöyle oluyor: Türkiye obsesyonu o kadar fazla oluyor ki, adam bu obsesyonu devam ettirirken kendisinin ne türden bir zarara girdiğine ilişkin bir fikri olamayabiliyor. Bu strateji oluşumunda ülkelerde maalesef çok karşılaşılan bir durum olabiliyor. Bir hedefe kitleniyorsunuz, o hedefe giderken aslında yan zararlarınız neler olacak veya uzak vadeli birtakım hamlelerde nerede açmazınız olacak onu göremiyorsunuz. Burada da böyle bir konu oldu. Umarız bu hatalarından vazgeçerler. Ne Yunanistan'ın, ne Kıbrıs Rum kesiminin İsrail'le askeri iş birliğine ihtiyacı yok bölgede. Yani Avrupa Birliği var, Yunanistan zaten NATO'nun bir ülkesi. Rum kesimi Avrupa Birliği'nin desteğini almış durumda. Bu türden bir iş birliği arayışı, askeri ittifak oluşturma arayışı hangi akla hizmet ediyor stratejik olarak kendilerinin de bana izah edebildiği yok. O muhtemelen bir sipariş üzerine iktidara yapılan bir dayatma. Burada durayım ben.
SUNUCU- Ama sorunun ikinci kısmı da var. Son dönemde İsrail'den gelen açıklamalar var. İsrail'de Kasım ayında, Ekim’in sonunda seçimler var. Onunla mı ilişkilendiriyorsunuz, yoksa İsrail artık Türkiye'ye bakışında farklı bir “agresyona” mı girmiş durumda? Yani bu kalıcı bir politika mı, yoksa konjonktürel mi davranıyor şu an?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi aslında ikisi de. Birincisi, İsrail siyasi liderliğinin Cumhurbaşkanımız karşısında bir kompleks içerisinde olduğu artık çok iyi dokümante edilmiş bir gerçeklik. Burada şuna bir türlü hazmedemiyorlar: Bölgede tonlarca olay oluyor, ama Türkiye'nin bu stratejik dengesi ve dengeleme çabaları Türkiye’yi hep öyle bir yerde tutuyor ki İsrail bir türlü Türkiye'yi istediği gibi aşağıya çekecek bir hamle göremiyor.
SUNUCU- Pozisyonunu bozamıyor.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- bu onları ister istemez belli bir dengesizliğe itiyor. Diğer taraftan bizim Filistin meselesindeki söylemimiz, Lübnan meselesinde söylemimiz, İran savaşındaki durumumuz, bölgeye ilişkin ortaya koyduğumuz perspektif, bütün bunların hepsi İsrail'in yayılmacı politikalarıyla taban tabana zıt durumda. Taban tabana zıt durumda olan birçok ülkenin söylemi var İsrail'e karşı. Ne olmuş taban tabana zıt? Ama Türkiye’nin sesi, kullandığı diplomatik metodoloji, yöntem herkesten daha farklı olduğu için, Cumhurbaşkanımızın dünya ölçeğindeki liderliği, dünya liderleriyle olan yakın ilişkisi, Türkiye'nin geliştirdiği etkileşim ağı, bütün bunlar, İsrail biliyor ki, İsrail'in illüzyon yaratmada kullandığı o bütün retoriği alt üst eden bir husus. Şimdi bu gerçeklikten hareketle tabii ki Türkiye'ye, Cumhurbaşkanımıza, Türkiye'nin diğer siyasal elitine, liderlerine saldırması anlaşılabilir bir hale geliyor. İkinci husus şu: İran'dan sonra İsrail düşmansız yaşayamaz biliyorsunuz. Bir retorik geliştirmek zorunda kamuoyunu ve diğerlerini şey yapmak için. Sadece Netanyahu'nun yönetiminin değil, muhalifte olan bazı insanların da, herkesin değil, Türkiye'yi bir yeni düşman ilan etme arayışında olduğunu görüyoruz politik dil olarak. Bu da aslında İsrail'de ilk önce sokak siyasetinin gerekliliği olarak ortaya çıkartılıp daha sonra devlet stratejisine dönüştürmeye çalışılan yeni bir husus.
SUNUCU- Şu anda hangi aşamada? Devlet stratejisine dönüştü mü?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şu anda Netanyahu'nun bu zaten, Netanyahu var olduğu sürece devlet stratejisi. Ama biz Netanyahu var oldu diye bir siyasal parti stratejisi görüyoruz. Netanyahu'dan sonra da bunun devletin bütün siyasi organları tarafından kalıcı olarak kabul edilmesi için bir çaba olduğunu da görüyoruz ve bunun seçim diline de yansıtıldığını görüyoruz.
SUNUCU- Kişilere bağlı olmaksızın bu artık yerleşik bir politikaya dönüşüyor.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şu anda bazı politikalar, diyelim soldaki partiler için böyle bir politika değil, ama Netanyahu'nun kendi ve diğer sağ partiler için bu artık bir söylem. Bizim özellikle Filistin'deki duruşumuz, iki devletli çözüm, Gazze'deki masumların hakkını koruyor oluşumuz, Suriye'de duruşumuz, Lübnan'da duruşumuz, İsrail için artık bunu bir politika haline dönüştürüyor.
SUNUCU- Sayın Bakanım, NATO, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump'tan gelen eleştirilerle ittifak tarihinin belki de en ciddi vizyon ve yük paylaşımı tartışmalarından birini yaşıyor malum. Tabii Temmuz'da Ankara Zirvesi var. Ankara Zirvesi sizce bu düğümün çözüldüğü ve kesildiği en önemli zirve haline gelebilir mi? Ayrıca, ABD'nin NATO'dan çıkacağını siz değerlendiriyor musunuz? Son olarak, Türkiye'nin bu süreçteki kolaylaştırıcı ve stratejik rolü ittifakın geleceğini nasıl etkiler ve dönüştürür?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Çok kapsamlı bir soru. Aslında bu Transatlantik güvenlik mimarisi son bir yıldır oldukça büyük bir test altında, gerilim alanına tabi tutulmuş vaziyette. İlginç günler yaşıyoruz. Dün Kanada Başbakanı’nın bir konuşması vardı, “Bizim aslında artık bundan sonra kendimizin savunma sanayiine çok ciddi yardım yapmamız lazım, Amerika'ya artık her 1 Doların 70 Cent’ini savunma için göndermeyeceğiz, bizim zaten düşmanımız da yok, olacaksa Amerika, tek sınır orası, onun dışında ben niye bu kadar şey yapıyorum” gibi şey yaptı. Şimdi aslında Kanada NATO ülkesi. Şimdi bir Grönland olayı, biliyorsunuz sıcak bir şekilde yaşadık, ama diğer gelişen olaylardan dolayı onun şu anda biraz kenarda kaldığını görüyoruz ama her an için tekrar gündeme gelebilir. Grönland Danimarka'nın toprağı, diğer Avrupa Birliği üyesi ülkelerin de desteklediği bir husus. Her ne kadar teknik olarak Avrupa Birliği'nin parçası olmasa, Danimarka Avrupa Birliği'nin içerisinde, ama Grönland değil. Şimdi şöyle bir manzarayla karşılaştık: Aslında birbirine güvenlik getirmek için uzun yıllardır beraber olan ortakların birdenbire birbirleri için güvensizlik kaynağı teşkil edebileceğini gördük. Amerika'nın Trump'tan önceki dönemde de Avrupa'ya güvenlik mimarisine getirdiği eleştiri, “Siz kendi güvenliğinizle ilgili adımları yeterince atmıyorsunuz” söylemini Trump döneminde daha da aslında volt hale getirdiğini, daha yüksek sesle söylediğini ve icbar ettiğini bir manada gördük. Şimdi ilk önce yüzde 2,5'a, sonra 3,5 ve yüzde 5'te kilitlenen bir savunma harcama limitlerine geldik. Tabii bunu Trump'tan önceki yönetimler söylediği zaman Avrupa Birliği'ne bir teknik tavsiyede bulunuyorlardı, yani “Bunu yaparsanız iyi olur”. Trump döneminde ise Trump bunun arkasına bir eylem koyuyor, “Bunu yaparsanız yaparsınız, yapmazsanız ben sizin güvenliğinizle uğraşmayacağım, buradaki askerlerimi de çekeceğim, yeteneklerimi de alacağım” ve bunun aslında en büyük kırılmasını biz nerede yaşadık transatlantik kırılmayı? Ukrayna'da. Yani Avrupalı devletlerle Amerika arasındaki en büyük güven bunalımı, kriz Ukrayna'da ortaya çıktı. Biden döneminde Ukrayna'da yürüyen savaşta Avrupa ile kurulan ittifak sistemi, yani Ukrayna'nın desteklenmesine yönelik Amerika'nın öncülüğünü yaptığı, koordinasyonunu yaptığı, diğer ülkeleri de arkasına aldığı bir vakaydı. Genelde zaten Avrupalı ülkeler İkinci Dünya Savaşı'ndan itibaren jeopolitik çatışmalarda her zaman için Amerika'nın kurgusunu yaptığı olayların içerisinde yer alma konusunda böyle bir şey var, sistem oturmuş durumda, bunu birçok yerde gördük, burada da aynısı oldu. Ama Trump'la beraber, Trump dedi ki, “Ben çekiliyorum oyundan, burada bir ateşkes görmek istiyorum” -burada biz Trump'la aynı perspektife sahip oluyoruz- “Artık ben Ukrayna'yı bedava desteklemeyeceğim, benden silah almak istiyorsa alsın, kim parasını veriyorsa versin, ama ben para vermeyeceğim, silah vermeyeceğim bedava”. İstihbaratı parantez içinde tuttular, o veriliyor, zaman zaman onu da kesmekle tehdit etti. Şimdi bu büyük bir kırılma. Bununla başlayan arkasından Grönland meselesi var, arkasından şimdi İran’a yönelik harekâtta kullanılmak istenen birtakım üsler vardı, Avrupalı devletler dediler ki, “Biz bu savaşın bir parçası olmak istemiyoruz, hatta yaptığınız savaş yanlıştır” dediler, bunu da söylediler. Buna mukabil Trump'ın öteden beri NATO'yla ilgili düşüncelerinin aslında pratikte de kendi perspektifinden “Ben aslında bu düşüncelerimde haklıymışım, bunlar bana şey yapmıyorlar”. Diğer ülkeler de şimdi diyorlar ki “Bizim aslında Amerika'nın olmadığı bir Avrupa güvenliğine hazır olmamız gerekiyor”.
Şimdi Avrupa ülkeleriyle en çok konuştuğumuz konuların başında açıkçası tabii kapalı kapılar ardında bu geliyor, bu sorun kafalarını çok meşgul ediyor. Bizden de bu konuda açıkçası strateji oluşturma konusunda ne türden bir perspektifimiz var, görüşümüz var, gerek Cumhurbaşkanımızla görüşmelerinde, gerek bizlerle görüşmelerinde bunun arayışı içerisinde oluyorlar. Şimdi bu aslında çok esaslı bir konu, bunu çok dikkatli bir şekilde masaya yatırıp ilerletmek gerekiyor. Bu konuda oldukça hassasız, çünkü bir de dinamik bir şekilde evrilen bir konu bu konu, çok fazla veçhesi var. Avrupa Birliği de bu konuyu gerektiği gibi gerektiği platformlarda tartışamıyor maalesef. Avrupa Birliği tek başına mı yapacak? İşte diyelim İngiltere, Türkiye, Norveç gibi ülkelerin de bulunduğu başka Avrupa ülkelerini de işin içine alan bir perspektife mi götürecek? Biz buralara aslında strateji üretmede, kavram üretmede, senaryo üretmede çok büyük destekler veriyoruz. Sadece Türkiye'nin gördüğü, bildiği, bazı konularda Türkiye'nin teklif edebileceği hususlar var. Burada aslında hiç de mütevazı olmaya gerek yok. Gerçekten ön açıcı stratejik tekliflerimiz var, ama diğer taraftan bunun bir aşama içerisinde olması gerekiyor. Şimdi Ankara Zirvesi’nde Cumhurbaşkanımızın davetlisi olarak biz Trump'ın geleceğini düşünüyoruz, o da Cumhurbaşkanımıza olan kişisel saygısından dolayıdır.
SUNUCU- Normalde gelmez diyorsunuz, NATO Zirvelerine katılma noktasında isteksiz.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Evet, öyle anlıyoruz. Bunu fırsata çevirmesi lazım NATO ülkelerinin, bu Ankara Zirvesi’nin Amerika ile olan ilişkilerin bir sistematiğe bağlanması konusunda. Eğer bir Amerika geri çekilmesi olacaksa NATO'nun birtakım mekanizmalarından, bunun aşamalandırılması konusunda bir artık planın, programın olması lazım ki kimse boşluk içerisinde olmasın.
SUNUCU- Sayın Bakanım, konjonktürel mi bu NATO'nun krizi? Yani Trump sonrası bu problemler aşılır mı, yoksa artık kalıcı hale gelir mi NATO için?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- En hayati soru bu, bu konular tartışılırken. Neden en hayati soru bu? Çünkü, stratejik boşluk dediğimiz alanı oluşturan husus. Şimdi birçok ülke son bir yıldır bunu konjonktürel olarak görme eğilimindeydi, açıktan tartışmayı bile kabul etmiyorlardı. Açıktan derken kamuoyu içinde değil, biz gelip karşılıklı diyelim basın fotoğrafı çektik heyetlerle kaldık, konu açıldığı zaman öyle bir şey yokmuş gibi hep görüyorlardı, şimdi beklentiler hep o yönde oldu. Burada seçimle gelen bir iktidar var, bu iktidarın politikası bu, bu iktidar gittikten sonra yeni gelen iktidar başka bir şey söyler algısı var. Fakat giderek somut olaylara da bakarak gördüler ki aslında bu konjonktürel olmayabilir. “Biz o zaman iki türlü hazırlıklı yapalım, bir konjonktürelmiş gibi yapalım, bir de kalıcıymış gibi yapalım. Ağır ağır işte savunma sanayii altyapısını geliştirelim”. İşte Avrupa Birliği yeni programlar, yeni bütçeler üretti biliyorsunuz, şimdi yeni ittifak arayışları içerisinde. Ama Amerika'nın tabii NATO ile olan ilişkisinde mesafe aşmasının da çok önemli kademelendirmesi var. Şöyle söyleyeyim: Avrupa'dan yeteneklerini çekmesi bir konu, ama NATO'da var olan taahhütleri devam ettirmesi başka bir konu. Şimdi NATO’da var olan taahhütleri devam ettirdiği zaman aslında bu Avrupalılar için ideal bir senaryo, hem kendi savunma sanayilerini geliştirecekler belli bir süre içerisinde, ama saldırıya uğradıkları zaman da 5. madde gereği Amerika gelip yardımcı olacak, bu önemli bir şey. Bu tarz bir konu mu, yoksa bunun da olmadığı bir dünya mı? Bunların da kendi aralarında farklı senaryoları var.
Şimdi bütün bunların aslında daha yapısal bir şekilde tartışılacağı bir zemin olacak diye düşünüyorum Ankara Zirvesi. Belki NATO tarihinin en önemli ama en önemli zirvesi olacak. Onun için de çok ciddi hazırlanıyoruz NATO Zirvesine. NATO Genel Sekreteri ile de yakın iş birliği içerisindeyiz. Avrupa'daki güveni, istikrarı sağlayan bu yapıyı da bir şekilde…
SUNUCU- Yani NATO'nun krizi konjonktürel mi, yoksa kalıcı mı, bunun cevabı biraz bu Ankara zirvesinde verilir gibimize geliyor.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Evet.
SUNUCU- Peki, teşekkür ederim.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şöyle söyleyeyim: Aslında cevap nereden baktığınıza bağlı, hangi cevabı almak isteyecekler, öyle söyleyelim.
SUNUCU- Çok kısa bir ek yapabilir miyim? Çok özür dilerim.
Efendim, Türkiye'de NATO konusunda son dönemde işte tatbikatlarla gövde gösterisi yapmaya başladık, yeni kolordu kurulması tartışmaları var Türkiye'nin talebi doğrultusunda. Yine NATO içerisindeki atamalara bakıyoruz, Türk komutanların öne çıktığını görüyoruz. Burada bir karar alındığı anlaşılıyor, NATO'da ağırlığın artırılması ve bu konuda tırnak içerisinde kas gösterilmesi konusunda. Transatlantik ilişkilerde bu kırılmanın kalıcı olması halinde Türkiye böyle mi yaklaşıyor bu krizin sonrasında hazırlık kapsamında, kendisini NATO'da güçlendirmeye mi çalışıyor? Nasıl okumamız gerekiyor bu son gelişmeleri?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi bir teşkilata dahilseniz Yahya Bey, orada mümkün olduğunca en etkin rolü oynamaya çalışırsınız. Aslında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kendi kapasitesiyle de yapmaya çalıştığı bu. Bizim ortaya koyduğumuz bazı kapasiteler her ülke tarafından karşılanacak kapasite değil, NATO'nun genel ihtiyacı göz önüne alındığı zaman. Bu noktada gerçekten Türkiye'nin güzel yetenekleri var. Diğer taraftan NATO'nun da kendi kurguladığı öncelikler arasında belli yeteneklerin geliştirilmesi var. Yani bu yetenekler olduğu sürece NATO fonksiyon sahibi olabilir, olmadığı zaman bir yere gitme şansı yok. Bu yeteneklerin çoğunu biliyorsunuz hep Amerika verdi uzun süre, ama şimdi Amerika'nın olmayacağı bir yerde bu nasıl olur... Şimdi Türkiye buna nasıl bakıyor? Türkiye buna şöyle bakıyor: Şimdi biz coğrafi olarak bir bölgeye aitiz. Nasıl şimdi güney sınırlarımız Ortadoğu'ya açılan bir kapıysa ve Ortadoğu'daki her türlü güvensizlik gelip bizi buluyorsa, onun için Ortadoğu güvenliğiyle ilgili bir kalıcı düzen arayışı içerisinde olmamız gerekiyor değil mi? Onun içerisindeyiz. Kafkaslar’da sınırımız var, Kafkaslar’daki savaşlar, düzensizlik gelip bizi buluyor. Dolayısıyla oradaki düzen ve güvenlik arayışı ve güvenlik sistemiyle alakalı çok ciddi çabalarımız var. Yani Azerbaycan-Ermenistan barışının sağlanmasında ölçülü güç kullanımından nitelikli diplomasiye varana kadar, bölge ülkelerini ve diğer küresel güçleri denklemli tutana kadar muazzam bir çabamız var ki oradaki bir sıcak çatışma Türkiye'yi etkilemesin.
SUNUCU- Balkanlar için bir yeni bir platform kurdunuz.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii, Balkanlar için Barış Platformunu kurduk. Aynı şekilde, Balkanların da içinde bulunduğu geniş Avrupa coğrafyası ki ticaretimizin büyük bir kısmı orada, ekonomik, teknolojik vesaire çok ciddi bir iş birliğimizin olduğu bir alan. Orada uzun yıllar bir istikrar alanı olduğu için güvenlik mimarisi üzerinden biz orada bir sorun görmüyoruz, daha doğrusu güvenlik sorunu görmüyoruz, ufak başka sorunlara bakıyoruz. Şimdi tıpkı Ortadoğu, Kafkaslar, Karadeniz güvenliği, Akdeniz güvenliğinde olduğu gibi Avrupa güvenliğinde de çünkü bizim oraya da ait olan çok büyük bir stratejik havzamız var. Şimdi Avrupa güvenliğinin ne olacağı meselesi bizim için önemli. Avrupa güvenliği NATO şemsiyesi altında bugüne kadar hep formüle edilegelmiştir ve Türkiye o noktada rol oynamıştır, ama bundan sonra eğer Avrupa Birliği ile beraber daha yüksek bir artan oranda rol alınacaksa veya Amerika'nın daha az etkili olduğu, Avrupa ülkelerinin daha fazla etkili olduğu bir yer olacaksa, Türkiye burada ana aktör olarak hem görüş oluşturmada, hem sistem kurmada, hem de pratikte çok ciddi rol almak durumunda, çünkü bizim stratejik havzamız, diğer havzalar gibi. Yani bizim bir havzada çalışıp diğer havzayı bırakma şansımız yok. Burada şudur: Daha üstten bir stratejik akılla bütün havzalarda kurmuş olduğunuz denklemi uyumlaştırmaya ve buralarda çıkacak gerilim alanlarını yönetmeye biraz zaman ayıracaksınız, bu olacaktır. Bir yerde oluşturduğunuz bir sistem başka bir yerdeki sistemle gerilim alanına girer, bunlar normaldir, ama büyük ülkeler, stratejik derinliği olan ülkeler bu alanı yönetirler. Önemli olan bu düzenleri kurmak ve kurulan düzenlerde sizin kurulurken şey olmanız.
Şimdi eskiden şöyle oluyordu: Ben tarihte kimseyi de şey yapmak istemem. Birileri sizin dışınıza bir sistem kurar, derler ki “Biz burada bir sistem kurduk, size de burada böyle bir yer var, gelmek ister misiniz” en kibar haliyle veya “Sizin yeriniz budur” derler. Şimdi Türkiye dikkat ederseniz, ben konuşmamın başından beri stratejik havzaları, diğer konuları, kurulacak her sistemde ya eşit aktör ya öncü rol oynayan bir durumdan bahsediyoruz. Bu da tabii Cumhurbaşkanımızın uzun yıllardır geliştirdiği bu stratejik liderlikle mümkün olan Türkiye'nin gerek güvenlik bürokrasisi, gerek ekonomisi, savunma sanayisi ve kazandığı bu alanlardaki tecrübe bu liderlik sayesinde mümkün olmuştur. Bu istikrar olmasaydı biz bu kabiliyetleri, bu tecrübeyi, bu farkındalığı, bu idraki geliştirmeseydik hem etrafımızda kendi güvenliğimizi sağlamada bu kadar yetenekli ve başarılı olmazdık, hem de etrafımıza bir teklifimiz olmazdı. Her zaman için biz teklif edilen olurduk. Şimdi çok şükür bizim etrafımıza bir teklifimiz var. Güneyimizde, Ortadoğu'ya bir teklifimiz var. Kuzeydoğumuzda Kafkaslar’a bir teklifimiz var, Karadeniz’e, Karadeniz güvenliğine bir teklifimiz var Ege'ye bir teklifimiz var, Avrupa güvenliğine de bir teklifimiz var. Yani sınırlarımızın ötesinde Afrika'da yürüyen birçok konuda gerek terörle mücadele olsun gerek barış müzakereleri olsun, burada istikrarlaştırıcı rolümüz var.
Şimdi bu önemli bir aşama ve bütün bu büyük resmin içerisinde de tekrar size dönecek olursak Yahya Bey, Avrupa güvenliği inanılmaz derecede önemli. İdeolojiden bağımsız bir konudur bu. Bazen Türkiye'de şöyle bir şey oluyor: Asya, Avrupa, Ortadoğu vesaire...
SUNUCU- Oradan mıyız, buradan mıyız tartışmaları yapılıyor.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi bakın şunu ifade etmek gerekiyor: Önceden, yani Soğuk Savaş döneminde coğrafi aidiyet ifade etmek kimlikle ve ideolojiyle alakalı bir konuydu. Şimdi artık Türkiye kendi kimliğini tartışan bir ülke değil. Kendi kimliğini bulmuş, kendinden emin, ne olduğunu bilen bir ülke. Dolayısıyla biz hangi masaya gidersek gidelim kimlik aramaya gitmiyoruz, öyle bir şey yok. İdeoloji aramaya gitmiyoruz. Biz oraya güvenlik, ticaret, refah, kalkınma aramaya gidiyoruz hangi sistem varsa.
SUNUCU- Yani Soğuk Savaş’ın NATO'cu ya da Avrupa Birlik’çi gibi kavramları bugün artık geçerli değil mi diyorsunuz?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Kesinlikle değil. Şöyle: Bu başka ülkeler için geçerli olabilir. Yeni başlayan ülkeler için geçerli olabilir. Ama Türkiye gibi stratejik bir olgunluğa ulaşmış, artık temel sorunlarını, düşünce sorunlarını, siyasi sorunlarını yaşayarak halletmiş, bedelini ödemiş bir ülkenin... “Oraya girdim, bu’cu oldum, burada kaldım” böyle bir şey yok. Coğrafyam belli benim. Sınırlarım belli. Gitmek istediğim hedefler belli. Komşularım belli. Bunların hepsiyle benim bir ilişki geliştirmem lazım. Bununla da çok yukarıdan bakmam lazım ve daha gerçekçi, daha uygulanabilir, herkesin kabul edebileceği yönden gitmem lazım. Yoksa çok küçük bir akılla “Ya o’cu oldun ya bu’cu oldun”… Biz kendimiz bir merkezi gücüz. Kendimizin bir durduğu yer var ve kendi müttefiklerimizle kendimiz kendi çekim alanımızı oluşturabiliriz. Şöyle yapma lüksünüz de yok: Ben bir yere gittim diyerek öbür taraftan da korkmuyorsunuz. Coğrafyanız, etki alanınız orada kalıyor. Orayı görmemeniz sizi emin kılmıyor. Dolayısıyla Avrasya'ya da, Avrupa'ya da, Karadeniz'e de, Akdeniz'e de, Ortadoğu'ya da, Kafkasya'ya da, Balkanlar'a da bakacak bir perspektifinizin olması lazım. Buradaki ilişkileri güvenlik ilişkisidir, ekonomi ilişkisidir, ticari ilişkidir, hepsini kuracak bir sisteminizin olması lazım. Bunu da bir ideoloji ilişkilendirmesi değil, bu bir devlet stratejisidir. Partilerin kendi siyasi ideolojileriyle götürmesi gereken bir konu değil bu. Bu yukarıdan devletin bütün milletin menfaatini düşünen bir yaklaşımı. Cumhurbaşkanımızın da açıkçası Osmanlı'dan beri devam eden bu stratejik düşünce geleneğini en iyi şekilde devam ettirdiğini görüyoruz. Bence Türkiye bu tür konulardaki düşünce sorunlarını halletti. Çeşitli mahfillerde bu zaman zaman tartışılıyor. O’cuydu, bu’cuydu, vesaireciydi falan filan ama bu artık Türkiye'de kullanılması gereken bir şey değil. O daha çok işte yeni ulus devletleşmiş belki bazı Balkan ülkelerinde kullanılabilir bu türden tabirler, ama Türkiye büyüklüğünde, Türkiye mazisinde, Türkiye kültüründe bir ülkenin artık falan ülkeci, filan kampçı, filan şeyci, bunlar inanılmaz derecede küçültücü şeyler. Bunların çok üstündeyiz biz. Kendi büyüklüğümüzü göremiyoruz.
SUNUCU- Efendim, bu bölgedeki savaş nedeniyle biraz gündemin arka sıralarına itilmiş gibi duruyor şu anda ama ben size Gazze'yi sormak istiyorum. İsrail'in ateşkes ihlalleri devam ediyor. Çözüm bekleyen Gazze'de birtakım kritik meseleler var. Refah’ın açılması, Gazze Barış Kurulu, orada yerel idarenin tesis edilmesi gibi meseleler var. Gazze'de sürecin neresindeyiz şu anda? Adımlar neden atılamıyor? Bir de Amerikalıların İsrail'e bu hususlarla ilgili baskı yapmaktan vazgeçtiğini siz düşünüyor musunuz?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Diğer basın toplantılarında da çok vurguladık. Cumhurbaşkanımız da konuşmalarında vurguluyorlar. İran- Amerika, İsrail savaşının en sıcak noktasında bile biz Gazze'yi gündemde tutmaya devam ettik. Şimdi tabii Gazze Barış Planı hayata geçerken biliyorsunuz biz diplomaside bir seferberlik başlatmıştık. Orada da gerçekten Körfez’deki birçok dost ülkeyle de iş birliği alanı içerisinde beraber hareket etmiştik. Ama maalesef savaşın yayılma şekli onları da ateş altına aldığı için bu Gazze meselesinde şu anda İsrail'in yaptığı fırsatçılığa hep beraber direnecek cepheyi biraz zayıflattı. Dolayısıyla Türkiye olarak biz orada elimizden geleni yaptık. Şimdi bu esnada barış görüşmeleri birinci aşama değerlendirmeleri devam etti ikinci aşamaya geçelim mi diye. Kahire'de devam eden iki tur görüşmeler var. Hatta hala arkadaşlarımız orada. Bizim bir Büyükelçimiz orada. MİT'ten arkadaşlarımız orada. Bir karma heyet olarak bunu götürüyoruz. Biliyorsunuz işte Mısır, Türkiye ve Barış Kurulu orada, Gazze Yüksek Temsilcisi Mladenov taraflar arasında bir arabuluculuk müzakeresi yapıyor ikinci aşamaya geçebilir miyiz diye. Şimdi birinci aşamada tamamlanmamış hususlar var özellikle İsrail tarafından. Başta insani yardımlar olmak üzere. Filistin teknik yönetim komitesinin hala Gazze’ye girişi sağlanmadı, onun halledilmesi gerekiyor. Emniyetle ilgili birtakım adımların atılması gerekiyor. Burada sorunlarımız var. Bu sorunlar tamamlanmadan ikinci aşamaya geçilmesi, geçilse de Hamas'tan direkt “Sen şunu yap” denmesi aslında çok dengeli bir yaklaşım değil. Şimdi bu dengesizliği gidermeye çalışıyoruz. Ekiplerimiz arazide, Kahire'de çalışmalar devam ediyor. Mısırlı kardeşlerimiz de gerçekten çok üstün çaba gösteriyorlar bu sorunun çözülmesi için. Amacımız savaşa yeniden dönmeden ikinci aşamadaki uygulamalara geçmesi, ama birinci aşamada İsrail'in bunu tamamlaması lazım. Ama bütün verilere baktığınız zaman İsrail'in temel amacından vazgeçmediğini görüyoruz. Mümkün olduğunca özellikle insani yardımların ulaştırılması, barınma ihtiyaçlarının karşılanması, yani halkın orada rahat bir şekilde nefes alıcı bir şekilde uzun süre kalmasını mümkün kılacak bütün konuları zorlaştırıcı tavra devam ediyor. Bizim en başta söylediğimiz Gazze'nin insansızlaştırılmasıyla ilgili İsrail'in geri planındaki zihin orada duruyor, Netanyahu’nun. Buna mukabil uluslararası toplumun buna gösterdiği direnç, işte şu anda ortaya konan barış planıyla hamleler elimizdeki bir uygulama aracı. Bu tek başına burada yeterli olabilir mi? Umarız olur, ama olmamasına göre hazırlık yapmak gerekiyor. Diğer uluslararası aktörlerle, bölgesel aktörlerle bu konuda çok ciddi çalışma içerisinde olması gerekiyor. Bizim tek bir ölçümüz var, oradaki insanlara yeterli miktar ve serbest bir şekilde tıbbi yardım, insani yardım, yiyecek, içecek gidiyor mu, altyapı kurulmaya başlayacak mı, onun dışındaki hiçbir ölçü ve değerlendirmenin bizim için kıymet-i harbiyesi yok. Diğer taraftan da diplomatik çabaları buraya doğru götürmeye çalışıyoruz. Şimdi özetleyecek olursam birinci aşamadan ikinci aşamaya geçiş tartışılıyor. Birinci aşamada İsrail tarafından yapılmamış hususlar var, onlar konusundaki adımlar beklenecek.
SUNUCU- Sayın Bakanım, tabii son soruya geçeceğim ama İsrail ile alakalı bir şey söylemek istiyorum. İsrail anomalisi nasıl biter bölgede? Dediniz ya biraz önce “Arka planda fikirleri değişmiş değil”, İsrail soykırım fikrinden uzaklaşmış değil. Orayı insansızlaştırmak, topraklarını genişletmek, yani bu anomali nasıl durdurulur, İsrail nasıl normalleşir? Bu noktada genel bir yaklaşımınız var mı?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- İsrail'in normalleşmesi için Amerika'nın İsrail politikasının normalleşmesi gerekiyor. İsrail tek başına bir güç üreten yapı değil. Amerika'nın gerçekten tarih boyunca ender inşa edilmiş bir ulus devlet kapasitesini arkasına almış bir yapı. Zaman zaman da ifade ettik. Amerika'daki siyaset sisteminin çok ciddi lobilerle, hatta lobi dışı aktörlerle eskiden şu anda farklı bir, belki bu başka bir tartışma konusu... Yani zaman zaman Amerika’nın siyaset sistemini “hacklemeyi” başarmış bir zihin var burada Siyonizm üzerinden. Bunlar Amerika'da da şu anda çok tartışılan bir konu. İsrail'in Amerika'dan bölgedeki... Şimdi Amerikan menfaatine baktığınız zaman matematik olarak Amerikan menfaatine yarayan hiçbir şey yok bölgede yaptıkları. Ama İsrail'in menfaatine yarıyor. Peki, Amerika bunu niye yapar? Rasyonel bir davranış modeli değil. Siyasete etki ettiğiniz zaman yapar. Siyasete de etki etmenin yolları var biliyorsunuz. Özellikle Senatörlerin, Temsilciler Meclisi Üyelerinin seçiminde bulunmasında, onlara network sağlanmasında, maddi olarak desteklenmesinde çok kurulmuş katmanlı sistemler var bunların oluşturulmasında.
SUNUCU- Yani Amerika değiştiğinde mi İsrail değişir?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii.
SUNUCU- O zaman soruyu bir daha geriye götüreceğim, Amerika nasıl değişecek? Böyle soykırımı destekleyen bir ülke olma durumundan nasıl uzaklaşır? Hangi uluslararası baskı Amerika’yı bu noktada dizginler?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şu anda Amerika’da en fazla tartışılan konu bu. Özellikle hatırlarsanız 7 Ekim konuları olduğunda hep şunu söylüyorduk, bizim Gazze’de soykırıma uğrayan şehitlerimiz, masum çocuklarımız, kadınlarımız, belki Gazze'deki görünür yakın zaferi hemen mümkün kılmayacak bu kan. Ama bu kan o kadar büyük fay hatlarına ve değişimlere yol açacak ki, çünkü o gerçekten bir metafizik gerçeklik. Ve şu anda bunun dünyada açtığı değişiklikleri görüyoruz. Bu soykırım devam ettiği sürece Amerika başta olmak üzere birçok ülkede ağır tartışmalar var. Ve bu tartışmaların kamuoyu nezdinde oluşturduğu farklı fikirler var. Hatırlarsanız geçenlerde Netanyahu şöyle bir şey demek zorunda kaldı, o da basına böyle bir ara sızdırıldı sonra şey yaptı. “Burada…” dedi “fikirler bizim aleyhimize değişiyor. Bizim enformasyon savaşını kazanmamız lazım. TikTok'u satın almamız lazım”. Gittiler Amerikan TikTok'unu aldılar biliyorsunuz. Ondan sonra “Twitter'la konuşmamız lazım, onu yapmamız lazım, bunu yapmamız lazım”. Şimdi adını vermeyeyim çünkü burada başka bir polemik konusu olur. Şimdi dün gördüm yine çok büyük Yahudi bir iş adamına birçok şeyi satın aldırıyorlar Amerika'da. Büyük bir proje var. Bütün bunların arkasında yatan şey zihinleri yönlendirme. Amerikan kamuoyunun zihnini belli bir perspektifte tutup daha sonra Amerikan ekonomisini ve silahlı gücünü İsrail'in hizmetine Ortadoğu'da kullanmaya devam etmek, bütün proje bu. Dolayısıyla İsrail'le mücadele ettiğiniz zaman siz hiçbir zaman için İsrail'le mücadele etmiyorsunuz veya savaştığınızda, karşınızda Amerika oluyor her zaman için. Amerikan sistemi farkında olarak veya olmayarak buna koşullandırılmış durumda. Şimdi sistem bu vesayetten kurtulacak mı kurtulamayacak mı? Şimdi sistem kendi içinde bunun kavgasını veriyor.
SUNUCU- Demokratlar içinde bir itiraz vardı, şimdi MAGA içinde de bir itiraz var. En son Trump'ın oy tabanında da İsrail'e karşı “Önce Amerika” yaklaşımından “Önce İsrail” yaklaşımına bir itiraz başladı. Devam eder mi bu? Yani İsrail, ABD için yük olma noktasında ABD'lileri artık rahatsız etme seviyesine geldi mi sizce?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Siyaseti çok ciddi şekilde rahatsız ediyor. Ama sorun şu: Şimdi bu savaşı yapar biter geçmişte olduğu gibi, tartışılır bir müddet, siyasetin oluşumundaki dinamikteki o ana yapılar kırılmadığı sürece, vesayeti ortadan kaldıracağı bir tedbir geliştirilmediği sürece halkta oluşan bu bilinç yerini zamanla başka sorunların oluşturacağı konulara bırakır. Bu siyasal yapı bu şekilde devam ettiği sürece başka bir kriz anında Amerikan gücü kullanılması ihtiyacı o zaman yine kullanılır. Çünkü burada olması gereken şu: Halkta oluşan bu bilincin gerek solda, gerek sağda, bu vesayeti kırıcı bir yapısal eyleme dönüşmesi. Bu çok uzun yıllarda oluşturulmuş bir vesayet, yine sökülüp atılması da zaman alacak. Ama şu canlı tutulursa siyasette her zaman için. Yani “Biz vesayet istemiyoruz”u aslında “America First” diye bunlar nitelendiriyorlar. Bu bunun üzerinden kavramsallaştırılıyor. Şimdi bu vesayetin kırılması meselesi Amerika'da ilk önce tanımının iyi yapılması ve böyle bir sorunun temel siyasi aktörler tarafından da kabul edilmesiyle ortaya çıkacak bir şey. Bu ortaya çıktıktan sonra artık buna yönelik tedbirler gelişecek. Şu anda bunun bir sorun olduğu meselesi çok dillendiriliyor, ama kabulü konusunda aynı genellemeyi yapabilir miyiz onu ayrıca ölçmek lazım.
SUNUCU- Sayın Bakanım, Antalya Diplomasi Forumu yaklaşıyor. 17-19 Nisan tarihlerinde düzenlenecek. Forum geçmişte krizlerin çözümüne yönelik müzakerelere ev sahipliği yapmıştı. Bu sene de ABD-İran ya da Rusya-Ukrayna gibi çatışan tarafları bu platformda buluşturabilir mi?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şöyle: Bu forum aslında bizim biliyorsunuz taraf buluşturmayı önceleyen bir şeyimiz değil, bütün aktörleri bir araya getirip çünkü... Türkiye'nin, şöyle söyleyelim, biraz da çekim merkezi alanında bulunan aktörlerin Afrika'dan, Orta Asya'dan, Türk dünyasından, Balkanlardan, Avrupa'dan şu anda geliyor. Bütün aktörlerin gelip bir muhasebe yaptığı, yani bölgenin sorunlarına, bölgenin cevaplarını aradığı bir platform olmasını biz hedefliyoruz. Aslında bu bir özgün… Hep şöyle olur: Bazen bakıyorum tabii hiçbir platformu suçlamak gibi bir şeyim yok, yani burada isim de veremem. Geziyoruz dünyadaki platformları. İşte şimdi “Eurocentric” veya bir sorun tanımlaması var. Orada bir sorunlar seti var. Onlar geliştiriliyor. Şimdi Münih Güvenlik Konferansı'nda tartışılan konuları getiriyorsunuz işte bilmem farklı coğrafyalarda tartıştırıyorsunuz. Ben Batının sorunlarını burada tartıştırmak yerine kendi sorunlarımızı, ki tabii Batıya bakan alanları da var veya oradaki sorunlardan etkilenen kısımlarımız da var. Biraz daha bölgenin sorunlarını bizim bakış açımızla tartışan bir yer. Bunu yaparken bu sefer belli aktörler geldiği zaman onlar arasında da bu fırsatı kullanıp bir araya gelmeler olacak mı? Olacak. Çalışacak mıyız? Çalışacağız. Bu fırsatı da kaybetmeyeceğiz, ama çok ilginç olaylara ev sahipliği yapacağını düşünüyorum bu sene Antalya Diplomasi Forumu'nun. Giderek her sene daha da etkin hale geliyor. Allah kuranlardan razı olsun. Mevlüt Bey’in de çok emeği geçti, Cumhurbaşkanımız baştan beri büyük bir şey içerisinde liderlik gösteriyor buna ve inanılmaz derecede sahip çıkıyor. Her sene Antalya'da muhakkak büyük bir mesai harcıyor. Bu sene de Antalya Diplomasi Forumu aslında bizim bölgedeki ortaklarımızla, doğudan, batıdan, güneyden, kuzeyden, uzaktan, yakından hepsiyle bir küresel muhasebe yaptığımız yere dönüşüyor çeşitli başlıklar altında ve buraya tabii Türk akademisini, basınını, siyasetini, bürokrasisini de biz dahil ediyoruz. Dünyadan da çok ciddi bir ilgi var. Her sene de bu ilgi artıyor. Ben bu sene olan olayların ışığı altında da daha fazla ilgi olacağını açıkçası bekliyorum. Onun da emarelerini gördük. Gelenler, gelecek olanların sayısı, ülkeler gerçekten şey. Ben çok başarılı olacağını düşünüyorum. Arkadaşlar da gerçekten çok yoğun çalışıyorlar. Bunun arkasında da büyük bir emek var.
SUNUCU- Sayın Bakanım, son olarak izleyenlerimize bir notunuz var mı onu soracağım. Türkiye'nin etrafı ateş çemberi, her tarafta, kuzeyde, güneyde, doğusunda, batısında krizler var. Türkiye, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde savunma sanayisi ve diplomasi yeteneğiyle bu ateş çemberinin içerisinde bir güvenlik adası gibi duruyor. Vatandaşlarımıza son bir mesajınız var mı?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Siz söylediniz, gerçekten bu ateş çemberinin içerisinde bugüne kadar nasıl Cumhurbaşkanımızın liderliğinde güvenle, emanetle geldiysek bundan sonra da inşallah devam edeceğiz. Bu tabii dilemeyle olmuyor tek başına. Arkasına büyük bir emek koymanız gerekiyor. Savunma sanayii, diplomasi, diğer teknolojik hamlelerimiz, enerji hamlelerimiz, ticari hamlelerimiz, bütün bunların hepsinin bir bütünlük içerisinde çalışıyor olması, bir devlet aklının bütün bunları yönetiyor olması fevkalade önemli. Belki en önemli rekabet alanımız bu söylediğimiz ayrı ayrı maddelerin üstünde de aslında ürettiğimiz bu stratejik devlet aklı. Cumhurbaşkanımızın uzun erimli liderliğinin de belki bize ülke olarak en büyük katkısı da bu oldu.
SUNUCU- Teşekkür ediyoruz.
Bugün Anadolu Ajansı Editör Masası’nın konuğu Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'dı.
Hepinize iyi günler dileriz.
* Interpress deşifresidir.