Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TRT Haber’e Verdiği Mülakat, 3 Mart 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın CNN Türk'e Verdiği Mülakat, 9 Şubat 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın Al Jazeera English'e Verdiği Mülakat, 29 Ocak 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın NTV'ye Verdiği Mülakat, 23 Ocak 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TRT Haber’e Verdiği Mülakat, 9 Ocak 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TRT World’e Verdiği Mülakat, 18 Aralık 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın TVNET'e Verdiği Mülakat, 13 Aralık 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Al Jazeera Arabic’e Verdiği Mülakat, 11 Aralık 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın A Haber'e Verdiği Mülakat, 15 Kasım 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın Ülke TV'ye Verdiği Mülakat, 18 Ekim 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın TRT Haber'e Verdiği Mülakat, 4 Ekim 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın MBC Masr'a Verdiği Mülakat, 18 Eylül 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın TGRT Haber’e Verdiği Mülakat, 28 Ağustos 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın NTV’ye Verdiği Mülakat, 25 Temmuz 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın A Haber'e Verdiği Mülakat, 27 Haziran 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TRT Haber'e Verdiği Mülakat, 3 Haziran 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın 24 TV'ye Verdiği Mülakat, 9 Mayıs 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın CNN Türk'e Verdiği Mülakat, 9 Nisan 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın UTV'ye Verdiği Mülakat, 7 Nisan 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Reuters’a Verdiği Mülakat, 4 Nisan 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TV100'e Verdiği Mülakat, 14 Mart 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Al Jazeera Arabic’e Verdiği Mülakat, 26 Şubat 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Bloomberg TV’ye Verdiği Mülakat, 21 Şubat 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TRT World’e Verdiği Mülakat, 16 Şubat 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Palestine TV'ye Verdiği Mülakat, 8 Şubat 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Anadolu Ajansı Editör Masası'na Verdiği Mülakat, 5 Şubat 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Al Şark TV’ye Verdiği Mülakat, 27 Ocak 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın CNN Türk'e Verdiği Mülakat, 7 Ocak 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın France 24 English'e Verdiği Mülakat, 20 Aralık 2024 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın Al Jazeera English'e Verdiği Mülakat, 18 Aralık 2024
Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TRT Haber’e Verdiği Mülakat, 3 Mart 2026

SUNUCU- İyi akşamlar.

SUNUCU- Efendim, iyi akşamlar, TRT Haber ekranlarına hoş geldiniz değerli izleyenler, özel röportajla karşınızdayız.

Çok kıymetli bir konuğumuz var, Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan.

Hoş geldiniz Efendim yayınımıza.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Teşekkür ederim, sağ olun.

SUNUCU- Şimdi yoğun bir gündemde sizi ağırlıyoruz desem, yoğun kelimesi yaşadığımızı tam karşılamıyor, yani kritik günlerden geçiyoruz, sadece biz değil bölgemiz ve dünya.

Amerika Birleşik Devletleri tarafından düzenli olarak şu açıklama yapılıyor: “İşte 4-5 hafta sürebilir bu savaş ortamı”. Bir kere buna savaş diyecek miyiz onu soruyorum?

Geçen hafta biz Cenevre’yi konuşurken, hatta Viyana’yı öngörürken, bu hafta Viyana’yı konuşacağız derken birden saldırılar yaşandı. Bu öngörülüyor muydu Efendim? Kısa vadede bitme imkanı var mı bunun?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi tabii ifade ettiğiniz gibi çok kritik günlerden geçiyoruz bölgemiz adına özellikle. Şu ana kadar bölgede son 20 yıldır büyük acılar, savaşlar yaşandı ve son yaşadığımız bu büyük savaş, İran’la olan savaş. Tabii savaşın etkilerine baktığımız zaman, İran’la sınırlı kalmıyor, çok önceden de tahmin ettiğimiz gibi bölgenin tamamına yayılıyor.

Şimdi İran’ın burada şöyle bir strateji izlediğini görüyoruz: Kendisine yönelik nihai bir saldırı değerlendirmesinde bulunduğu anda, “Ben gidersem bölgeyi de beraberimde götürürüm” stratejisiyle bölgedeki diğer ülkelere, özellikle enerji altyapılarına… İran şunun çok iyi farkında: Bölgedeki kritik ülkelerde bulunan enerji altyapılarının dünya ekonomisi için, istikrarı için, enerji güvenliği için ne kadar önemli olduğunu biliyor, buralara yönelik saldırılarını yapıyor. Kendisi taarruza uğradıkça baskı unsurunu buradan oluşturmaya çalışıyor.

Şimdi tabii savaşın ne kadar süreceği, ne olacağı meselesi tartışmalı bir konu, çeşitli değerlendirmelere açık bir konu. Burada önemli olan şu: Saldıran tarafların amaçları ne, neyi hedefliyorlar? Burada iki tane ana amaç kümesi ortaya çıkıyor baktığınız zaman. Birinci kümede, İran'ın sahip olduğu askeri yeteneklerin ortadan kaldırılmasıyla ilgili bir askeri profesyonel değerlendirme var. Bu amaca ulaşana kadar biz bu harekatı devam ettireceğiz görüşü var. Diğer taraftan da rejim değişikliğini hedefleyen bir askeri harekat perspektifi var. Şimdi bu iki hedefe göre savaşın süresi değişir. Şekli de değişir. Yayılma tarzı, oluşturacağı riskler de değişir, bu ikisi çok farklı konsept. Dolayısıyla biz şimdiden özellikle belli ülkelerle bir araya gelerek belli bir görüş oluşturup, şu anda savaşın içerisinde kötü bir durumdayız bölge olarak, ama daha kötüye gitmesini nasıl engelleriz, bununla ilgili çalışmalarımızı yapıyoruz.

SUNUCU- Efendim, şimdi İran şöyle diyor: “Üzerinde Amerikan üssünün bulunduğu ülkeleri ben hedef alıyorum, bunu da misilleme olarak tanımlıyorum” diyor. Şimdi baktığımız zaman 27 Amerikan üssü hedef alındı birçok ülkede, yaklaşık 27 üç günde, bugün dördüncü gündeyiz. Bunun devamı gelir mi? Körfez ülkeleri size göre bu gelişmeleri nasıl okuyor, yani bunu bekliyorlar mıydı? Şimdi burada elbette basındaki iddiaları doğrudan size soracak değilim, ama İngiliz basınında, Amerikan basınında bir arka kapı diplomasisiyle Körfez ülkelerinin Amerika Birleşik Devletleri'ne doğrudan ulaşmaya çalışıp “bunu artık bitirin, bu bize çok zarar veriyor, bunu istemiyoruz” denildiği de iddia ediliyor. Bu devam eder mi size göre?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi az önce de ifade etmeye çalıştım, Körfez ülkelerinin büyük bir kısmı bu savaşın çıkmaması için çok çalıştılar esas itibariyle, yani ben yakından şahidiyim. Saldırıdan bir saat öncesine kadar Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı savaşın çıkmaması için uğraşıyordu. Aslında İran'ın lehine olacak bir noktada faaliyet gösteriyordu. Ama buna rağmen İran'ın hiçbir ayrım yapmadan arabulucu Umman’ı, Katar'ı, Kuveyt'i, Bahreyn'i, Suudi Arabistan'ı, Birleşik Arap Emirlikleri’ni, Ürdün'ü, bütün buraları bombalaması bence inanılmaz derecede yanlış bir strateji. Bölgedeki riski zaten çok ciddi yükseltiyor, ama diğer taraftan kendi perspektifinden bakıldığı zaman da son derece yanlış bir strateji. Dostlarımız açısından baktığımız zaman da bizim de kendi stratejimiz, değerlendirmemiz açısından İran adına yanlış bulduğumuz bir husus. Kendisi bir savaş içindeyken, bir saldırı altındayken, kendisine zararı dokunmayan, hava sahasını saldıran taraflara açmamış, kendinde bulunan üslerden uçakların kalkmasına izin vermemiş, bunu önceden Amerikalılara ve İsraillilere deklare etmiş ve bir nevi bir nötrlük politikası belirlemiş, bununla da yetinmeyip savaşın durdurulması için çalışmış bu ülkelere bu türden bir taarruz, tabii ki İran'ın aslında tehdit algısının nihai kertede ne derece ciddi olduğunu gösteriyor. Dediğim gibi temel strateji, “Eğer ben batacaksam benimle beraber bölgeyi de batırırım” stratejisi.

SUNUCU- Efendim, şimdi aslında biraz daha bu savaşın öncesine gidecek olursak, biz de programlarımızda hemen hemen her akşam birinci gündem maddesi olarak bu meseleyi ele aldık. Her an bir saldırı olabilir, her an bir çatışma çıkabilir, savaş başlayabilir diye, özellikle Ocak ayında. Sizin de çeşitli mülakatlarınız oldu, bir ihtiyat payınız vardı, ama çok da iyimser değildiniz. Neden böyle bir karamsar tablo oluştu? Son ana kadar diyorsunuz ki ülkeler bunun olmaması için çabaladı. Burada bunun karamsar olmasını kendileri açısından sağlayan, ama dünya için yol açan unsur neydi size göre, neden sonuç vermedi bu görüşmeler?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii burada benim dikkatli bir dil kullanmam lazım, çünkü çok yakından şahit olduğumuz konular var, bunlar mesleğimiz gereği bize emanet edilmiş konular, ama kamuoyunun da bilgilendirilmesi gerekiyor. Bu ikisi arasındaki bir dengeyi tutarak nasıl gidebileceğiz bir deneyelim bakalım şimdi.

Birincisi, Ocak ayında hava çok ısındı, gerçekten bir savaş tehdidi vardı. Bu noktada özellikle 27 Ocak günü Cumhurbaşkanımızın, Sayın Trump'la yaptığı görüşme tarihi bir görüşmedir. O görüşmenin detaylarına girmek istemiyorum ama, o günlerde Amerika bir karar verme arifesindeydi saldırıyla alakalı. 30 Ocak'ta da biz İstanbul'da İran Dışişleri Bakanı Arakçi'yi ağırladık. Trump'la yaptığımız, Amerikalılarla yaptığımız görüşmelerde şunu gördük ki, Amerikalılar çok ciddiler, bir karar baskısı altındalar, o aralar saldırıp… Hatta bir gece beni aradılar, böyle bir şey için, ben anladım ki o noktada bir sıkıntı var, Ocak ayı içerisinde. Cumhurbaşkanımıza konuyu arz ettik, bir telefon görüşmesi de yaptı kendisi de Trump’la ayın 27'sinde. O günler gerçekten çok karanlık anlardı, savaş çıktı çıkacak, saldırı oldu olacak. Neyse biz gittik, Arakçi'yi getirdik, Arakçi 30 Ocak'ta İstanbul'daydı, yaptığımız görüşmelerde bir formül geliştirdik. Bunu hemen Amerikalıları aradım söyledim, dedim ki, şu şartlarda bir görüşme aslında olabilir. Onun şimdi detayına girmek istemiyorum. Yani ikiye böldük görüşme konularını, çünkü Amerikalılar dört meseleyi aynı anda İranlılara dayatıp meseleyi çözmek istiyordu, İranlar da bunu istemiyorlardı. Biz dedik ki, ikisini siz tartışın, ikisini de biz bölge ülkeleri olarak tartışalım, aslında böyle bir görüşme mimarisi oluşturduk önceden. Bunu Amerikalılara anlattığımızda, tamam dediler, hemen de gelebiliriz dediler aslında. İranlı dedi ki, ben bir gideyim bunu kendi karar mercilerimden bir geçireyim. Sonuçta, İranlı gitti kendi karar mercilerinden geçirdi, eski formata döndü.

Ben ama şunu gördüm: 1-2 gün içinde çıkması muhtemel savaş bir müddetliğine durdurulmuştu. Hatta o sırada yapılan mülakatta da bana sorulduğunda söylemiştim: “Şu an itibariyle savaş yok, an itibariyle”, çünkü o günlerde gerçekten şey vardı. En son herhalde 8-9 Şubat'ta bunu söyledim, savaş 28 Şubat'ta, daha sonra çıktı, bugünler bizim yoğun çalıştığımız… 6 Şubat'ta bir görüşme oldu Umman'da, daha sonra en son görüşme de 26 Şubat'ta Cenevre'de yapıldı.

Burada tabii kim haklı, kim haksız, görüşmeler açısından çok şeye girmiyorum ama şu yapılmalıydı: Görüşmelerin, en azından karşı tarafın tutumu kabul edilmese de Amerikalılar, tamam ben bu görüşmelerden çekiliyorum, benim istediğim sonucu vermedi resmi beyanında bulunmalıydı ki görüşme aslında usulüne uygun gitsin. Ondan sonra taraflar tabii ki görüşmenin belli bir noktada… Ben iki tarafla da görüştüm en son 27 Şubat görüşmesinden sonra, hatta üç tarafla görüştüm, İranlı, arabulucu ve Amerikalılar. Anladım ki konu iyiye gitmiyor, Cumhurbaşkanımıza da o şekilde arz ettim.

SUNUCU- Umut ışığı azalıyor.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şöyle, İranlıların kafasındaki çözüm şekli ve hızıyla Amerikalıların ihtiyacı olan hız, başta bir şey vardı, aynı değildi tabii, orada bir sıkıntı vardı. Ama günün sonunda biraz daha gidilseydi nükleer meselede arzu edilen sonuca ulaşılabilirdi diye düşünüyorum.

Ama ne kadar kolay olurdu, onu tabii değerlendirmek şu anda mümkün değil. Çünkü İranlılar bir şeyleri verme karşısında birtakım şeyleri istiyorlar, onların verilebilirliği meselesi de ciddi bir zaman alacaktı. Amerikalılar da burada askeri yığınaktan dolayı da bir zaman baskısı altında. Bir taraftan da İsrail'in muazzam bir baskısı var.

Ben şuna inanıyorum, İranlılar aslında Başkan Trump'ın karşı karşıya bulunduğu karar baskısını iyi okuyup, onun eline daha önceden bir şey verselerdi, İsrail’in baskısı bu kadar işe yaramayabilirdi. Ama olanda hayır vardır diyelim. Onlar farklı değerlendirdiler tabii durumu. 28 Şubat itibariyle de savaş başladı.

SUNUCU- Efendim, o zaman müsaadenizle bugünü konuşalım biraz. Belki şu an en merak edilen konu bu. Yani üç gün oldu, dört gün oldu, işte Amerika diyor ki: “4-5 hafta sürer. Belli olmaz daha uzun sürer.” Şimdi lojistik, güvenlik, ekonomik, diplomatik, insani, aklınıza gelen her alanda bir tırnak içinde söylüyorum; “kriz” ihtimali var mı? Yani Türkiye olarak biz hangi senaryoları öngörüyoruz? Kitabın ortasından konuşursak bir küresel savaş riski var mı mesela?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Biz kendimizle ilgili bütün senaryoları çok profesyonel bir şekilde kurumlar arası koordinasyon toplantılarıyla masaya yatırıyoruz. Tabii bu toplantılar sahadaki gelişmelere göre şekilleniyor. Yoğun bir koordinasyon faaliyeti içerisindeyiz. Özellikle insani cephede olan birtakım konularla ilgili yapılan koordinasyon toplantıları var. Bizim, Milli Savunma’nın ve MİT'in içinde bulunduğu sürekli, güvenlik değerlendirmeleriyle ilgili koordinasyon toplantılarımız var. Cumhurbaşkanımızı hemen hemen saatlik bu konularda bilgilendiriyoruz, sürekli kendisini bilgilendiriyoruz. Varsa talimatlarını alıyoruz. Onayına arz ettiğimiz hususlar var, onları arz ediyoruz. Bu bir kriz yönetimi. Bu kriz yönetimine de biz Devlet olarak, Hükümet olarak çok alışığız. Kurumsallaşmış durumdayız. Bununla ilgili takip etme, raporlama, görüş geliştirme, senaryo geliştirme onlarda bir sıkıntımız yok. Tabii bu senaryoların hepsini burada speküle etme durumunda değiliz, adı üstünde senaryo. Biz profesyonel olarak bütün olasılıkları gözetmek durumundayız. Ona göre de ilgili devlet kurumlarıyla, kamu kurumlarıyla koordinasyonu yapmamız ve onlara “hazır ol” uyarısında bulunmamız gerekiyor.

Burada şöyle bir husus var: Bunun uzun süreli cereyan etmesi, tabii ki şu anda etkisini görmeye başladık enerji piyasalarında, ilk vurulduğu yer enerji piyasaları oldu. Bu enerji piyasaları tabii daha sonra Avrupa ülkelerinde enerji açığına sebep olduğu gibi enflasyon üzerinde de ciddi bir baskı artışına gidecek. Biliyorsunuz, Rus petrolleri üzerinden zaten piyasalar belli bir baskı altına gelmişti ama devam eden dört yıllık savaştan sonra o piyasa tarafından hazmedilen, alınan bir parametreye dönüştü. Ama burada şimdi yeni bir risk alanı var. Bu risk alanına marketlerin alışması büyük bir sıkıntı oluşturacak gibi gözüküyor. Diğer taraftan bölge ülkelerinin, saldırıya uğrayan ülkelerin cevap verme hakkını kullanması durumunda, savaşın cephesinin iki taraflı genişleyeceği konusunda da bir değerlendirme var. Bu da ciddi bir bizim için risk ve problem alanı açıkçası. Çünkü o ülkelerle konuştuğunuz zaman şunu çok rahat görüyorsunuz: Sadece Amerikan üsleri hedef alınmıyor. O ülkelerin enerji altyapıları hedef alınıyor, birtakım sivil kuruluşlar hedef alınıyor. Bunlar tabii ki belli bir noktadan sonra devam ederse onların da sessiz kalmasını mümkün kılmayacak hususlar. Burada bu yayılma riski bizi açıkçası endişelendiriyor.

SUNUCU- Peki, şimdi bir de Gazze var. Yani, Gazze sadece İslam dünyasının değil, bütün dünyanın, insan olan herkesin ortak davası haline geldi, ki öyle de olmalı. Gazze Barış Süreci devam ederken bunun yaşanması üzerine Gazze'de kendi mecrasında devam eden bu süreci hangi yönde etkileyecek ya da çok etkiler mi?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Muhakkak etkiliyor. İyi yönde etkilemiyor. Buradaki ortamın iyice güvenlik ortamına dönüşmesi, yani sınırlı da olsa içeriye giren insani yardımlar, durmuş olan ateşkes, provokasyonlara biraz daha az zeminin olması durumu vardı. Şimdi bu durum tersine dönebilir. O açıdan biz açıkçası endişeliyiz. Zaten var olan şartların, Gazzeliler lehine çok iyi işletilmediği konusunda hep bir şikayetimiz vardı. Bu şikayete dayalı da girişimlerimiz vardı. Bunun daha fazla bu mevsimde özellikle, soğuk mevsimde, Ramazan ayında, daha kötüye gitmesi bizim isteyeceğimiz bir şey değil. Bir taraftan da gözümüz kulağımız orada. Bu savaşı takip ederken durması için çalışırken Gazze meselesinde de ortaya çıkacak aksaklılar için de uğraşıyoruz, özellikle insani yardım konularında.

SUNUCU- Şimdi Efendim, Türkiye kriz bağlamında çok önemli bir diplomasi izliyor. Zaten etrafımıza baktığımız zaman, şu aralar çok paylaşılıyor sosyal medyadan da ateş çemberinin içindeyiz. Hatta bir istikrar adasıyız. Keşke o adada yalnız olmasak. Bugün sizin kabulleriniz oldu, Tom Barrack’la görüşmeniz oldu. 20'den fazla Dışişleri Bakanı ile görüştünüz ki, siz açıkladınız Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hemen hemen her saat, her dakika takip ediyor. Bütün bu yaşananlardan sonra, arabuluculuk imkanı var mı? Bizim devreye girip bazı noktalarda onun ya da bunun açığını kapatabilecek bir pozisyonda arabuluculuk imkanı kaldı mı size göre?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Her zaman için var ama bazen zor, bazen kolay. Şimdi arabuluculuk faaliyetinin bir adım önüne geldiğimiz zaman, öncesinde arabulucu aktörden önce arabuluculuk esnasında kullanacağınız duruma uygun fikir ve teklifler neler? Şimdi tarafların, özellikle Amerika'nın İsrail'in provokasyonuyla başlattığı bu saldırının belli bir aşamada tırmandığını, devam ettiğini görüyoruz. Şimdi bu devam ederken biz hangi argümanı kullanarak özellikle saldıran tarafları durdurabiliriz? İran bu noktada tabii ki ateşkese daha açık durumda bir taraf. Ama Amerika'yı özellikle ikna edecek argüman setini ortaya koyup, bu argüman setinin de İranlılar tarafından kabul edileceğini varsaymak gerekiyor. Sonra, bunu oluşturduktan sonra uygun olan müzakereci aktörün bunu alıp uygun şekillerde tarafları, onların tabiriyle “face saving” dedikleri, kimsenin aşağılanmadığı, kaybediyor gözükmediği, herkesin kazanıyor gibi çıktığı bir noktada yürütmeniz gerekiyor. Burada açıkçası bizim için arabulucu aktörün kim olduğu önemli değil, biz de çok rahatlıkla olabiliriz, o noktada da çeşitli şeyler geliyor. Ama öncelikle şu anda teklif edilecek hususların altını iyi doldurmamız gerekiyor. O noktada arayışlarımız var. Bu 20 görüşme, yansıyan bir de yansımayan ondan daha fazla görüşmelerim var çok çeşitli aktörlerle Cumhurbaşkanımıza arz ettiğimiz. Burada nasıl bir görüş oluşturursak gerçekçi bir şekilde savaşın bu aşamasında, ki dördüncü günü bitip işte beşinci gününe gireceğiz, bir şeye ulaşırız. Yani en azından ateşkese ulaşabiliriz. Şimdi onun arayışı var.

Ülkelerle görüştüğümüz zaman, aktörlerle görüştüğümüz zaman onlar da bizim fikrimizi sürekli soruyorlar “ne yapmalıyız, ne etmeliyiz?” diye. Bizim dediğimiz şu: Şu anda kötü bir durumda bu savaştan dolayı bölge. Daha kötüye gitmesini engellemek için çabalar ortaya koymamız gerekiyor. Özellikle Amerika'ya, ki bu noktada İsrail'i de durduracak aktör Amerika, Amerika'ya belli konuların çok net anlatılması gerekiyor, bölge ülkeleri tarafından ve Avrupa ülkeleri tarafından. Çünkü olası senaryolara göre etkilenecek çaptaki ülkeler işte bu ülkeler; Körfez ülkeleri, Türkiye ve Avrupa ülkeleri. Şimdi bu ülkelerin hep beraber bir görüş alışverişinde olma trafiği var. Biz de tam bunun merkezindeyiz, bütün bu görüşmelerin. Şu anda bazı fikirler oluştu açıkçası. Burada detayına girmek istemiyorum. Bazı aktörlerle dün geceden itibaren bugün yaptığımız bazı şeylerle birtakım fikirler oluşuyor. Bunlar mümkündür ki bir reel zeminde bir yere getirilebilir. Ama benim gördüğüm şu anda, başta da ifade ettim, iki tane senaryo var: Birisinde askeri imkanların yok edilmesi İran'a ait, diğerinde rejim değişikliği. Bu hedeften hangisini tercih edeceğinize göre harekatın süresi değişecek ve çapı da değişecek, oluşturacağı artçı riskler de değişecek. Umalım ki Amerikalıları birincisinde sabit tutalım. Çünkü diğerine gitmek demek daha farklı senaryoların ve risklerin bölge açısından işin içine dahil olması demek. Orada başka şeyler var. En azından müzakereyi buradan başlatabiliriz. Belki İran'daki yeni liderlik bu noktada daha esnek bir tavır ortaya koyabilir. Ben yeni liderliğin de açıkçası savaşı durdurmak için bir fırsat olabileceğini değerlendiriyorum. Yeni liderlik şu anda geçici bir üçlü heyet tarafından yönetilmekte, karar mekanizması, yeni lider seçilene kadar. Burada bir fırsat penceresi olabilir diye düşünüyorum iyi değerlendirilirse. Tabii İranlıların çok aşağılanmayacağı, ama başkalarının da endişelerinin bir noktada karşılanacağı bir denkleme gidilmesi lazım. Yoksa, savaşın kendisinin bizatihi uzaması, her türlü vereceğiniz tavizden çok daha kötü bir sonucu getiriyor.

SUNUCU- Efendim, şimdi yeni liderlik, yeni kadro demişken özellikle son bir hafta, yani özellikle 28 Şubat’tan bu yana çok büyük bir şok yaşadı İran. Dünya da İran’la beraber bir şok yaşadı. Sonucunda bir numarası bir saldırıya maruz kaldı ve hayatını kaybetti. Bu konuyla beraber istihbarat konuları da elbette kategorik olarak konuşulmaya başlandı, ayrı bir süreç tabii.

Yönetici kadrosu saldırıya uğradı, hatta yeni liderliği belirleyecek o 88 kişilik ekip de biliyoruz ki bugün saldırıya uğradı, ama hepsinin orada olmadığı söylendi, bununla ilgili de birçok bilgi basına yansıyor, iddia olarak tabii. Bu bir zaaf mı, hangi konu altında bunu değerlendireceğiz istihbarat bakımından?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi İran yıllardır bir savaş psikolojisinde ve savaş ortamında. Ama kendi evinde bu türden bir saldırıya İran-Irak savaşından sonra hiç uğramadı, hep böyle kendisi bir yerlerde oldu, vekil unsurlar üzerinden. Son 1 yıldır da büyük bir taarruz altında, ondan önce de son 6-7 yıldır da özellikle İranlı nükleer bilim adamlarına yönelik çok ciddi suikastlar vardı. Tabii bunları önlemede başarısız olunması ayrı bir konudur, ama faillerin bulunması da en azından beklenir istihbari çalışmalarda, bunların failleriyle ilgili epey çalışmaları da oldu. Ama o kadar yoğun bir faaliyet yoğunluğuyla karşı karşıya ki sadece İsrail değil, başka ülkelerin de İran’a yönelik çok ciddi istihbari faaliyetleri var, örtülü faaliyetleri var. Tabii bütün bunların aslında karşılanması, tedbir alınması onların kendi yapması gereken hususlar. Yani burada neyi atladılar, o konuda spekülasyona girmek istemiyorum, ama biz kendi perspektifimizden baktığımız zaman, burada aslında çıkaracağımız en büyük mesele ki bunun hep bilincinde olduk, MİT’te geçirdiğimiz uzun yıllarda da bunu bilerek hep belli yeteneklerin geliştirilmesi meselesine ağırlık verdik. Birincisi, şimdi devam eden savaşa da bakıyorum. İstihbari açıdan, güvenlik açısından, askeri yetenekler, operasyonlar, harekât kararları, zamanlamalar, bunları hep düşünüyorum sürekli, böyle film şeridi gibi. Bunlara baktığınız zaman şunu görüyorsunuz: Aslında siber istihbarat, sinyal istihbaratı, elektronik istihbarat, önleyici istihbarat, hava izlerinin bulunması, görüntü istihbaratı uzaydan... Bir defa bu noktalarda sen ev ödevini yapıp yeteneklerini geliştirmediysen İsrail’le, Amerika’yla ağız dalaşına bile orada şey yapmaman lazım. Şimdi bu önemli bir husus. Buralarda kusursuz bir durumda olması lazım bir gücün, eğer gerçekten böyle bir mücadeleye kendisini hazırlıyorsa. Onun dışında hava savunma sistemleri, radar sistemleri, karıştırıcı sistemler, bunlar konusunda da çok etkili olması lazım ki bir ülke kendi gökyüzünü koruyabilsin. Şimdi senin liderliğinin veya diğer insanların nerede olduğunu, diyelim telefonları hacklediler buldular, bu bir yetenek. Ama gelip onu havadan vurması senin hava sahana girmesiyle mümkün, hava sahanda uzun süre kalması ile mümkün. Dediğim gibi biz bu dersleri çıkartıyoruz. Ben buradan bir hükümde bulunmak istemiyorum, yaptılar yapmadılar, çünkü o artık onların kavgası. Ama bize düşen kısmı, biz Ukrayna Savaşı’nda da geçen sene yapılan 12 Gün Savaşında da, bu savaşta da ülke olarak gerekli birimlerimiz, güvenlik birimlerimiz, askeri birimlerimiz, istihbari birimlerimizin gerekli dersleri buradan çıkardığını görüyoruz. Savunma sanayiimizin de buradan çok ciddi dersler çıkardığını görüyoruz. İstihbarat işi, kontrespiyonaj işi, savunma işi, savunma sanayii, bunlar artık bölgemizde var olan tehlikelerle mücadele etmenin, istikrar ve huzuru getirmenin anahtar alanları, buralarda kapasiteyi sonuna kadar geliştirmek gerekiyor.

SUNUCU- Efendim, Sayın Fidan, İran'ın misilleme yaptığı birçok ülkede hava trafiği kapalı şu an. Çok sayıda vatandaşımız orada mahsur. Çok sayıda adım atıyoruz ki bugün biz TRT Haber ekranlarında mesela Konsolosluk Çağrı Merkezini haberleştirdik. Siz bizzat yakından ve doğrudan takip ediyorsunuz, süreci yönetiyorsunuz. Hangi adımlar atılıyor şu an mahsur kalan vatandaşlarımız için?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şu anda biz Çağrı Merkezimiz vasıtasıyla gerçekten vatandaşlarımızın durumlarını günübirlik takip ediyoruz. Bölgedeki Başkonsolosluklarımız, Büyükelçiliklerimiz de alarmdalar özellikle vatandaşlarımızın sorunlarını takip etme açısından. Ama Körfez'de belli amaçla gitmiş vatandaşlarımızın geri dönüşünde, özellikle kısa dönemli giden, uzun dönemde orada yaşayanlar değil de kısa dönemli gidenler var seyahat amaçlı, tatil amaçlı veya iş amaçlı, onların geri dönüşlerinde sıkıntılarımız var. Çünkü hava sahası kapalı. Suudi Arabistan açılmış durumda. Biz bunu anbean takip ediyoruz. Şu anda biliyorsunuz günde 3-4 defa İsrail-Amerikan uçakları Irak-Suriye hava sahasını geçerek İran'a gidiyorlar, bombalıyorlar. Sonra tekrar dönüyorlar üslerine. Çok yoğun bir hava trafiği var. Buna mukabil İran'ın Körfez ülkelerinin tamamına gönderdiği balistik füzeler var ve daha yavaş giden “drone”lar var. Bunların gitmesi çok uzun zaman alıyor. Balistik füze en uzak mesafeye 8-9 dakikada gidiyor, ama “drone”lar üç saat, dört saat, beş saat gidenler var. Hava sahası tamamıyla silahlı “drone”larla ve uçaklarla kaplı durumda. Tabii sivil trafiğinin orada işleme şansı yok. Bu operasyonel yoğunluğun biraz azalması veya inşallah durması sonrasında ben trafiğin açılacağını düşünüyorum.

Bir de sınır güvenliği var ki bu sınır güvenliğine ilişkin bir algı operasyonu da var, bunu görüyoruz dolaşımda. Şimdi 534 kilometrelik bir sınırımız var İran'la. Eğer bu işler uzarsa, bir göç dalgası olabileceğine dair iddialar da var. Bununla ilgili hazırlıklarımız var mı Efendim?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Az önce ifade ettim, biz ilgili kurumlarımızla bir araya gelerek koordinasyon toplantılarında bütün senaryoları çalışıyoruz. Bunlarla da ilgili tabii ki hazırlıklarımız var. En kötü senaryo durumunda böyle bir göç dalgası olabilir diye görüyoruz. Bunun karşılanması önemli. Burada ilgili kurumlarımızla konuşuyoruz. Bizim sınır güvenliğimiz gerçekten çok iyi. Özellikle Suriye'de olan olaylardan ders alınarak İran sınırı boyunca da duvarlar örüldü biliyorsunuz geçtiğimiz yıllar içerisinde. İran da bunu birkaç defa protesto etti açıkçası “Niye buraya duvar örüyorsunuz?” diye, öyle serzenişleri olmuştu. Ama şimdi geldiğimiz noktada görüyoruz. Sadece terörle mücadele, kaçakçılığı önleme amaçlı değil, Allah korusun böyle bir durumda da şu anda aldığımız sınır güvenliği tedbirlerinin ne kadar gerekli olduğunu da görüyoruz.

SUNUCU- Efendim bir de şimdi enformasyon elbette olacak ki onu bile biz haber merkezimize hangi bilgi düşerse düşsün kontrol ediyoruz, “double check” yapıyoruz, teyit ediyoruz vesaire. Bir de dezenformasyon var çeşitli konularda, hiç o konulara girmeyeceğim, ama ülkemize yönelik bu süreçte, son derece kritik ve hassas süreçte, bir dezenformasyon-algı yönetimi çalışması var mı, olabilir mi ya da oluyor mu? Bununla ilgili ne demek istersiniz?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bu kadar önemli bir jeopolitik olay varken Türkiye'nin durduğu yer ve takip ettiği politikalarla alakalı çok ciddi dezenformasyon çalışmaları var, bunu görüyoruz. Ülke aktörleri olarak yapanlar var. Bireysel olarak, grup olarak, terör örgütleri olarak yapanlar var. Bunları takip ediyoruz. Burada üretilen söylemler, algı operasyonlarında kullandıkları argümanları da takip ediyoruz. Tabii bunların aslında halkımızın zihnini etkilemede çok fazla bir rolü yok, ama dünya kamuoyuna yönelik bir mesaj oluşturmada aslında kullanıldığını da biz görüyoruz bölgesel hususlarda. İletişim Başkanlığımız, bizdeki Stratejik İletişim Genel Müdürlüğümüz, bütün kurumlarımız, Milli İstihbarat Teşkilatı bir araya gelerek, çeşitli görev dağılımlarıyla bu algı operasyonlarına yönelik tedbirleri alıyoruz. Birincisi, kim yapıyor, niye yapıyor, hangi argümanı kullanıyor, hangi yöntemle yapıyor, bunları ortaya koyduktan sonra karşı argüman ve ilgili aktörleri ekspoze etme de dahil olmak üzere bütün tedbirleri alıyoruz.

SUNUCU- Efendim, şimdi aslında soru değil ama, belki son bir duygu ve düşünce aktarımı olarak birkaç kelam etmek isterim. Biz bu süreçte şunu çok iyi anlıyoruz ki, sükunetin karşılığı sessizlik değil. Sessiz değiliz, ama sakiniz. Soğuk değiliz, ama serinkanlıyız. Rahatsızız, ama anladığım kadarıyla rahatız. İzleyicilerimize son bir mesajınız olur mu?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Benim diyeceğim şu: İzleyicilerimiz, Türk milleti feraseti gerçekten yüksek. Olayları ifade etmeden derinliğine anlama durumunda olan aziz milletimizin buradaki karşı karşıya kaldığı durumda ne olduğunu çok iyi anladığını biliyorum. Şimdi buradaki durumda bizim Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ortaya koyduğumuz politika şu ana kadar çok şükür bölgede bizi birtakım sıkıntılardan beri tutarken, diğer taraftan da daha istikrar sağlayıcı bir aktör olmamızı sağladı. Biz bu sıkıntılı dönemde de aynı şekilde hem bölgemiz için, hem komşularımız için, bölge halkları için gerçekten bir umut kaynağı, bir istikrar kaynağı olmaya devam edeceğiz kendi ülkemizin, devletimizin menfaatlerini korurken.

Ama giderek daha da çetrefilleşen bir denklemin içerisindeyiz bölgede, her an için her türlü kazanın veya art niyetli girişimin olması da mümkün olabilir. Dolayısıyla önleyici diplomasi dediğimiz tedbirleri alırken, diğer taraftan her türlü sıcak ve kinetik olana da hazır olmak gerekiyor. Bunun olması da kimseyi şaşırtmamalı, bize bir şey olması durumunda. Ama dediğim gibi bizim birinci önceliğimiz, bölgede cereyan eden bu savaşı bir an önce durdurmak. Cumhurbaşkanımız baştan beri bu işin gerçekten üzerinde çok duruyor. 27 Ocak'ta yaptığı telefon görüşmesinde Sayın Trump'a teklif ettiği “Siz, biz ve Pezeşkiyan görüşelim.” teklifi eğer İran tarafında da kabul görseydi bir şey olacaktı, oyun değiştirici alan olacaktı. Çünkü biz biliyorduk, görüşmeler birçok yerde kilitlenmişti, oyun değiştirici müdahalelere ihtiyaç vardı. Türkiye, aslında Cumhurbaşkanımızın, bizlerin yaptığı müdahaleler bu yönde oldu. Savaşı bir müddet ertelettirmeyi başardık, ama bir noktadan sonra taraflar istediklerini alamadılar.

İnşallah bundan sonra bizim ortaya koyacağımız çabalarla bir ateşkese ulaşabiliriz. Ama savaşın belli bir süre daha devam edeceğini öngörüyoruz, bu da bir realite. Sayın vatandaşlarımıza şunu ifade etmek istiyorum: Her türlü soruna karşı gerekli tedbiri almış durumdayız, müsterih olsunlar, başka da bir şey demiyorum.

SUNUCU- Efendim, çok teşekkür ediyoruz.

Samimi olarak şunu ifade etmek isterim: 28 Şubat'tan bu yana her dakikanın saat, her saatin belki gün olduğu zamanlardan geçtik geçiyoruz. Kıymetli vaktinizi bizlere ayırdınız, ilk kez bir canlı yayında görüşlerinizi paylaştınız, çok sağ olun, kolaylıklar diliyorum.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Teşekkür ediyorum, sağ olun.

* Interpress deşifresidir.