SUNUCU- İyi akşamlar.
SUNUCU- Efendim, iyi akşamlar, TRT Haber ekranlarına hoş geldiniz değerli
izleyenler, özel röportajla karşınızdayız.
Çok kıymetli bir konuğumuz var, Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan.
Hoş geldiniz Efendim yayınımıza.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Teşekkür ederim, sağ olun.
SUNUCU- Şimdi yoğun bir gündemde sizi ağırlıyoruz desem, yoğun kelimesi
yaşadığımızı tam karşılamıyor, yani kritik günlerden geçiyoruz, sadece biz
değil bölgemiz ve dünya.
Amerika Birleşik Devletleri tarafından düzenli olarak şu açıklama yapılıyor:
“İşte 4-5 hafta sürebilir bu savaş ortamı”. Bir kere buna savaş diyecek
miyiz onu soruyorum?
Geçen hafta biz Cenevre’yi konuşurken, hatta Viyana’yı öngörürken, bu hafta
Viyana’yı konuşacağız derken birden saldırılar yaşandı. Bu öngörülüyor muydu
Efendim? Kısa vadede bitme imkanı var mı bunun?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi tabii ifade ettiğiniz gibi çok kritik
günlerden geçiyoruz bölgemiz adına özellikle. Şu ana kadar bölgede son 20
yıldır büyük acılar, savaşlar yaşandı ve son yaşadığımız bu büyük savaş,
İran’la olan savaş. Tabii savaşın etkilerine baktığımız zaman, İran’la
sınırlı kalmıyor, çok önceden de tahmin ettiğimiz gibi bölgenin tamamına
yayılıyor.
Şimdi İran’ın burada şöyle bir strateji izlediğini görüyoruz: Kendisine
yönelik nihai bir saldırı değerlendirmesinde bulunduğu anda, “Ben gidersem
bölgeyi de beraberimde götürürüm” stratejisiyle bölgedeki diğer ülkelere,
özellikle enerji altyapılarına… İran şunun çok iyi farkında: Bölgedeki
kritik ülkelerde bulunan enerji altyapılarının dünya ekonomisi için,
istikrarı için, enerji güvenliği için ne kadar önemli olduğunu biliyor,
buralara yönelik saldırılarını yapıyor. Kendisi taarruza uğradıkça baskı
unsurunu buradan oluşturmaya çalışıyor.
Şimdi tabii savaşın ne kadar süreceği, ne olacağı meselesi tartışmalı bir
konu, çeşitli değerlendirmelere açık bir konu. Burada önemli olan şu:
Saldıran tarafların amaçları ne, neyi hedefliyorlar? Burada iki tane ana
amaç kümesi ortaya çıkıyor baktığınız zaman. Birinci kümede, İran'ın sahip
olduğu askeri yeteneklerin ortadan kaldırılmasıyla ilgili bir askeri
profesyonel değerlendirme var. Bu amaca ulaşana kadar biz bu harekatı devam
ettireceğiz görüşü var. Diğer taraftan da rejim değişikliğini hedefleyen bir
askeri harekat perspektifi var. Şimdi bu iki hedefe göre savaşın süresi
değişir. Şekli de değişir. Yayılma tarzı, oluşturacağı riskler de değişir,
bu ikisi çok farklı konsept. Dolayısıyla biz şimdiden özellikle belli
ülkelerle bir araya gelerek belli bir görüş oluşturup, şu anda savaşın
içerisinde kötü bir durumdayız bölge olarak, ama daha kötüye gitmesini nasıl
engelleriz, bununla ilgili çalışmalarımızı yapıyoruz.
SUNUCU- Efendim, şimdi İran şöyle diyor: “Üzerinde Amerikan üssünün
bulunduğu ülkeleri ben hedef alıyorum, bunu da misilleme olarak
tanımlıyorum” diyor. Şimdi baktığımız zaman 27 Amerikan üssü hedef alındı
birçok ülkede, yaklaşık 27 üç günde, bugün dördüncü gündeyiz. Bunun devamı
gelir mi? Körfez ülkeleri size göre bu gelişmeleri nasıl okuyor, yani bunu
bekliyorlar mıydı? Şimdi burada elbette basındaki iddiaları doğrudan size
soracak değilim, ama İngiliz basınında, Amerikan basınında bir arka kapı
diplomasisiyle Körfez ülkelerinin Amerika Birleşik Devletleri'ne doğrudan
ulaşmaya çalışıp “bunu artık bitirin, bu bize çok zarar veriyor, bunu
istemiyoruz” denildiği de iddia ediliyor. Bu devam eder mi size göre?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi az önce de ifade etmeye çalıştım, Körfez
ülkelerinin büyük bir kısmı bu savaşın çıkmaması için çok çalıştılar esas
itibariyle, yani ben yakından şahidiyim. Saldırıdan bir saat öncesine kadar
Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı savaşın çıkmaması için uğraşıyordu.
Aslında İran'ın lehine olacak bir noktada faaliyet gösteriyordu. Ama buna
rağmen İran'ın hiçbir ayrım yapmadan arabulucu Umman’ı, Katar'ı, Kuveyt'i,
Bahreyn'i, Suudi Arabistan'ı, Birleşik Arap Emirlikleri’ni, Ürdün'ü, bütün
buraları bombalaması bence inanılmaz derecede yanlış bir strateji. Bölgedeki
riski zaten çok ciddi yükseltiyor, ama diğer taraftan kendi perspektifinden
bakıldığı zaman da son derece yanlış bir strateji. Dostlarımız açısından
baktığımız zaman da bizim de kendi stratejimiz, değerlendirmemiz açısından
İran adına yanlış bulduğumuz bir husus. Kendisi bir savaş içindeyken, bir
saldırı altındayken, kendisine zararı dokunmayan, hava sahasını saldıran
taraflara açmamış, kendinde bulunan üslerden uçakların kalkmasına izin
vermemiş, bunu önceden Amerikalılara ve İsraillilere deklare etmiş ve bir
nevi bir nötrlük politikası belirlemiş, bununla da yetinmeyip savaşın
durdurulması için çalışmış bu ülkelere bu türden bir taarruz, tabii ki
İran'ın aslında tehdit algısının nihai kertede ne derece ciddi olduğunu
gösteriyor. Dediğim gibi temel strateji, “Eğer ben batacaksam benimle
beraber bölgeyi de batırırım” stratejisi.
SUNUCU- Efendim, şimdi aslında biraz daha bu savaşın öncesine gidecek
olursak, biz de programlarımızda hemen hemen her akşam birinci gündem
maddesi olarak bu meseleyi ele aldık. Her an bir saldırı olabilir, her an
bir çatışma çıkabilir, savaş başlayabilir diye, özellikle Ocak ayında. Sizin
de çeşitli mülakatlarınız oldu, bir ihtiyat payınız vardı, ama çok da
iyimser değildiniz. Neden böyle bir karamsar tablo oluştu? Son ana kadar
diyorsunuz ki ülkeler bunun olmaması için çabaladı. Burada bunun karamsar
olmasını kendileri açısından sağlayan, ama dünya için yol açan unsur neydi
size göre, neden sonuç vermedi bu görüşmeler?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii burada benim dikkatli bir dil kullanmam
lazım, çünkü çok yakından şahit olduğumuz konular var, bunlar mesleğimiz
gereği bize emanet edilmiş konular, ama kamuoyunun da bilgilendirilmesi
gerekiyor. Bu ikisi arasındaki bir dengeyi tutarak nasıl gidebileceğiz bir
deneyelim bakalım şimdi.
Birincisi, Ocak ayında hava çok ısındı, gerçekten bir savaş tehdidi vardı.
Bu noktada özellikle 27 Ocak günü Cumhurbaşkanımızın, Sayın Trump'la yaptığı
görüşme tarihi bir görüşmedir. O görüşmenin detaylarına girmek istemiyorum
ama, o günlerde Amerika bir karar verme arifesindeydi saldırıyla alakalı. 30
Ocak'ta da biz İstanbul'da İran Dışişleri Bakanı Arakçi'yi ağırladık.
Trump'la yaptığımız, Amerikalılarla yaptığımız görüşmelerde şunu gördük ki,
Amerikalılar çok ciddiler, bir karar baskısı altındalar, o aralar saldırıp…
Hatta bir gece beni aradılar, böyle bir şey için, ben anladım ki o noktada
bir sıkıntı var, Ocak ayı içerisinde. Cumhurbaşkanımıza konuyu arz ettik,
bir telefon görüşmesi de yaptı kendisi de Trump’la ayın 27'sinde. O günler
gerçekten çok karanlık anlardı, savaş çıktı çıkacak, saldırı oldu olacak.
Neyse biz gittik, Arakçi'yi getirdik, Arakçi 30 Ocak'ta İstanbul'daydı,
yaptığımız görüşmelerde bir formül geliştirdik. Bunu hemen Amerikalıları
aradım söyledim, dedim ki, şu şartlarda bir görüşme aslında olabilir. Onun
şimdi detayına girmek istemiyorum. Yani ikiye böldük görüşme konularını,
çünkü Amerikalılar dört meseleyi aynı anda İranlılara dayatıp meseleyi
çözmek istiyordu, İranlar da bunu istemiyorlardı. Biz dedik ki, ikisini siz
tartışın, ikisini de biz bölge ülkeleri olarak tartışalım, aslında böyle bir
görüşme mimarisi oluşturduk önceden. Bunu Amerikalılara anlattığımızda,
tamam dediler, hemen de gelebiliriz dediler aslında. İranlı dedi ki, ben bir
gideyim bunu kendi karar mercilerimden bir geçireyim. Sonuçta, İranlı gitti
kendi karar mercilerinden geçirdi, eski formata döndü.
Ben ama şunu gördüm: 1-2 gün içinde çıkması muhtemel savaş bir müddetliğine
durdurulmuştu. Hatta o sırada yapılan mülakatta da bana sorulduğunda
söylemiştim: “Şu an itibariyle savaş yok, an itibariyle”, çünkü o günlerde
gerçekten şey vardı. En son herhalde 8-9 Şubat'ta bunu söyledim, savaş 28
Şubat'ta, daha sonra çıktı, bugünler bizim yoğun çalıştığımız… 6 Şubat'ta
bir görüşme oldu Umman'da, daha sonra en son görüşme de 26 Şubat'ta
Cenevre'de yapıldı.
Burada tabii kim haklı, kim haksız, görüşmeler açısından çok şeye girmiyorum
ama şu yapılmalıydı: Görüşmelerin, en azından karşı tarafın tutumu kabul
edilmese de Amerikalılar, tamam ben bu görüşmelerden çekiliyorum, benim
istediğim sonucu vermedi resmi beyanında bulunmalıydı ki görüşme aslında
usulüne uygun gitsin. Ondan sonra taraflar tabii ki görüşmenin belli bir
noktada… Ben iki tarafla da görüştüm en son 27 Şubat görüşmesinden sonra,
hatta üç tarafla görüştüm, İranlı, arabulucu ve Amerikalılar. Anladım ki
konu iyiye gitmiyor, Cumhurbaşkanımıza da o şekilde arz ettim.
SUNUCU- Umut ışığı azalıyor.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şöyle, İranlıların kafasındaki çözüm şekli ve
hızıyla Amerikalıların ihtiyacı olan hız, başta bir şey vardı, aynı değildi
tabii, orada bir sıkıntı vardı. Ama günün sonunda biraz daha gidilseydi
nükleer meselede arzu edilen sonuca ulaşılabilirdi diye düşünüyorum.
Ama ne kadar kolay olurdu, onu tabii değerlendirmek şu anda mümkün değil.
Çünkü İranlılar bir şeyleri verme karşısında birtakım şeyleri istiyorlar,
onların verilebilirliği meselesi de ciddi bir zaman alacaktı. Amerikalılar
da burada askeri yığınaktan dolayı da bir zaman baskısı altında. Bir
taraftan da İsrail'in muazzam bir baskısı var.
Ben şuna inanıyorum, İranlılar aslında Başkan Trump'ın karşı karşıya
bulunduğu karar baskısını iyi okuyup, onun eline daha önceden bir şey
verselerdi, İsrail’in baskısı bu kadar işe yaramayabilirdi. Ama olanda hayır
vardır diyelim. Onlar farklı değerlendirdiler tabii durumu. 28 Şubat
itibariyle de savaş başladı.
SUNUCU- Efendim, o zaman müsaadenizle bugünü konuşalım biraz. Belki şu an en
merak edilen konu bu. Yani üç gün oldu, dört gün oldu, işte Amerika diyor
ki: “4-5 hafta sürer. Belli olmaz daha uzun sürer.” Şimdi lojistik,
güvenlik, ekonomik, diplomatik, insani, aklınıza gelen her alanda bir tırnak
içinde söylüyorum; “kriz” ihtimali var mı? Yani Türkiye olarak biz hangi
senaryoları öngörüyoruz? Kitabın ortasından konuşursak bir küresel savaş
riski var mı mesela?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Biz kendimizle ilgili bütün senaryoları çok
profesyonel bir şekilde kurumlar arası koordinasyon toplantılarıyla masaya
yatırıyoruz. Tabii bu toplantılar sahadaki gelişmelere göre şekilleniyor.
Yoğun bir koordinasyon faaliyeti içerisindeyiz. Özellikle insani cephede
olan birtakım konularla ilgili yapılan koordinasyon toplantıları var. Bizim,
Milli Savunma’nın ve MİT'in içinde bulunduğu sürekli, güvenlik
değerlendirmeleriyle ilgili koordinasyon toplantılarımız var.
Cumhurbaşkanımızı hemen hemen saatlik bu konularda bilgilendiriyoruz,
sürekli kendisini bilgilendiriyoruz. Varsa talimatlarını alıyoruz. Onayına
arz ettiğimiz hususlar var, onları arz ediyoruz. Bu bir kriz yönetimi. Bu
kriz yönetimine de biz Devlet olarak, Hükümet olarak çok alışığız.
Kurumsallaşmış durumdayız. Bununla ilgili takip etme, raporlama, görüş
geliştirme, senaryo geliştirme onlarda bir sıkıntımız yok. Tabii bu
senaryoların hepsini burada speküle etme durumunda değiliz, adı üstünde
senaryo. Biz profesyonel olarak bütün olasılıkları gözetmek durumundayız.
Ona göre de ilgili devlet kurumlarıyla, kamu kurumlarıyla koordinasyonu
yapmamız ve onlara “hazır ol” uyarısında bulunmamız gerekiyor.
Burada şöyle bir husus var: Bunun uzun süreli cereyan etmesi, tabii ki şu
anda etkisini görmeye başladık enerji piyasalarında, ilk vurulduğu yer
enerji piyasaları oldu. Bu enerji piyasaları tabii daha sonra Avrupa
ülkelerinde enerji açığına sebep olduğu gibi enflasyon üzerinde de ciddi bir
baskı artışına gidecek. Biliyorsunuz, Rus petrolleri üzerinden zaten
piyasalar belli bir baskı altına gelmişti ama devam eden dört yıllık
savaştan sonra o piyasa tarafından hazmedilen, alınan bir parametreye
dönüştü. Ama burada şimdi yeni bir risk alanı var. Bu risk alanına
marketlerin alışması büyük bir sıkıntı oluşturacak gibi gözüküyor. Diğer
taraftan bölge ülkelerinin, saldırıya uğrayan ülkelerin cevap verme hakkını
kullanması durumunda, savaşın cephesinin iki taraflı genişleyeceği konusunda
da bir değerlendirme var. Bu da ciddi bir bizim için risk ve problem alanı
açıkçası. Çünkü o ülkelerle konuştuğunuz zaman şunu çok rahat görüyorsunuz:
Sadece Amerikan üsleri hedef alınmıyor. O ülkelerin enerji altyapıları hedef
alınıyor, birtakım sivil kuruluşlar hedef alınıyor. Bunlar tabii ki belli
bir noktadan sonra devam ederse onların da sessiz kalmasını mümkün
kılmayacak hususlar. Burada bu yayılma riski bizi açıkçası endişelendiriyor.
SUNUCU- Peki, şimdi bir de Gazze var. Yani, Gazze sadece İslam dünyasının
değil, bütün dünyanın, insan olan herkesin ortak davası haline geldi, ki
öyle de olmalı. Gazze Barış Süreci devam ederken bunun yaşanması üzerine
Gazze'de kendi mecrasında devam eden bu süreci hangi yönde etkileyecek ya da
çok etkiler mi?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Muhakkak etkiliyor. İyi yönde etkilemiyor.
Buradaki ortamın iyice güvenlik ortamına dönüşmesi, yani sınırlı da olsa
içeriye giren insani yardımlar, durmuş olan ateşkes, provokasyonlara biraz
daha az zeminin olması durumu vardı. Şimdi bu durum tersine dönebilir. O
açıdan biz açıkçası endişeliyiz. Zaten var olan şartların, Gazzeliler lehine
çok iyi işletilmediği konusunda hep bir şikayetimiz vardı. Bu şikayete
dayalı da girişimlerimiz vardı. Bunun daha fazla bu mevsimde özellikle,
soğuk mevsimde, Ramazan ayında, daha kötüye gitmesi bizim isteyeceğimiz bir
şey değil. Bir taraftan da gözümüz kulağımız orada. Bu savaşı takip ederken
durması için çalışırken Gazze meselesinde de ortaya çıkacak aksaklılar için
de uğraşıyoruz, özellikle insani yardım konularında.
SUNUCU- Şimdi Efendim, Türkiye kriz bağlamında çok önemli bir diplomasi
izliyor. Zaten etrafımıza baktığımız zaman, şu aralar çok paylaşılıyor
sosyal medyadan da ateş çemberinin içindeyiz. Hatta bir istikrar adasıyız.
Keşke o adada yalnız olmasak. Bugün sizin kabulleriniz oldu, Tom Barrack’la
görüşmeniz oldu. 20'den fazla Dışişleri Bakanı ile görüştünüz ki, siz
açıkladınız Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hemen hemen her saat, her
dakika takip ediyor. Bütün bu yaşananlardan sonra, arabuluculuk imkanı var
mı? Bizim devreye girip bazı noktalarda onun ya da bunun açığını
kapatabilecek bir pozisyonda arabuluculuk imkanı kaldı mı size göre?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Her zaman için var ama bazen zor, bazen kolay.
Şimdi arabuluculuk faaliyetinin bir adım önüne geldiğimiz zaman, öncesinde
arabulucu aktörden önce arabuluculuk esnasında kullanacağınız duruma uygun
fikir ve teklifler neler? Şimdi tarafların, özellikle Amerika'nın İsrail'in
provokasyonuyla başlattığı bu saldırının belli bir aşamada tırmandığını,
devam ettiğini görüyoruz. Şimdi bu devam ederken biz hangi argümanı
kullanarak özellikle saldıran tarafları durdurabiliriz? İran bu noktada
tabii ki ateşkese daha açık durumda bir taraf. Ama Amerika'yı özellikle ikna
edecek argüman setini ortaya koyup, bu argüman setinin de İranlılar
tarafından kabul edileceğini varsaymak gerekiyor. Sonra, bunu oluşturduktan
sonra uygun olan müzakereci aktörün bunu alıp uygun şekillerde tarafları,
onların tabiriyle “face saving” dedikleri, kimsenin aşağılanmadığı,
kaybediyor gözükmediği, herkesin kazanıyor gibi çıktığı bir noktada
yürütmeniz gerekiyor. Burada açıkçası bizim için arabulucu aktörün kim
olduğu önemli değil, biz de çok rahatlıkla olabiliriz, o noktada da çeşitli
şeyler geliyor. Ama öncelikle şu anda teklif edilecek hususların altını iyi
doldurmamız gerekiyor. O noktada arayışlarımız var. Bu 20 görüşme, yansıyan
bir de yansımayan ondan daha fazla görüşmelerim var çok çeşitli aktörlerle
Cumhurbaşkanımıza arz ettiğimiz. Burada nasıl bir görüş oluşturursak
gerçekçi bir şekilde savaşın bu aşamasında, ki dördüncü günü bitip işte
beşinci gününe gireceğiz, bir şeye ulaşırız. Yani en azından ateşkese
ulaşabiliriz. Şimdi onun arayışı var.
Ülkelerle görüştüğümüz zaman, aktörlerle görüştüğümüz zaman onlar da bizim
fikrimizi sürekli soruyorlar “ne yapmalıyız, ne etmeliyiz?” diye. Bizim
dediğimiz şu: Şu anda kötü bir durumda bu savaştan dolayı bölge. Daha kötüye
gitmesini engellemek için çabalar ortaya koymamız gerekiyor. Özellikle
Amerika'ya, ki bu noktada İsrail'i de durduracak aktör Amerika, Amerika'ya
belli konuların çok net anlatılması gerekiyor, bölge ülkeleri tarafından ve
Avrupa ülkeleri tarafından. Çünkü olası senaryolara göre etkilenecek çaptaki
ülkeler işte bu ülkeler; Körfez ülkeleri, Türkiye ve Avrupa ülkeleri. Şimdi
bu ülkelerin hep beraber bir görüş alışverişinde olma trafiği var. Biz de
tam bunun merkezindeyiz, bütün bu görüşmelerin. Şu anda bazı fikirler oluştu
açıkçası. Burada detayına girmek istemiyorum. Bazı aktörlerle dün geceden
itibaren bugün yaptığımız bazı şeylerle birtakım fikirler oluşuyor. Bunlar
mümkündür ki bir reel zeminde bir yere getirilebilir. Ama benim gördüğüm şu
anda, başta da ifade ettim, iki tane senaryo var: Birisinde askeri
imkanların yok edilmesi İran'a ait, diğerinde rejim değişikliği. Bu hedeften
hangisini tercih edeceğinize göre harekatın süresi değişecek ve çapı da
değişecek, oluşturacağı artçı riskler de değişecek. Umalım ki Amerikalıları
birincisinde sabit tutalım. Çünkü diğerine gitmek demek daha farklı
senaryoların ve risklerin bölge açısından işin içine dahil olması demek.
Orada başka şeyler var. En azından müzakereyi buradan başlatabiliriz. Belki
İran'daki yeni liderlik bu noktada daha esnek bir tavır ortaya koyabilir.
Ben yeni liderliğin de açıkçası savaşı durdurmak için bir fırsat
olabileceğini değerlendiriyorum. Yeni liderlik şu anda geçici bir üçlü heyet
tarafından yönetilmekte, karar mekanizması, yeni lider seçilene kadar.
Burada bir fırsat penceresi olabilir diye düşünüyorum iyi değerlendirilirse.
Tabii İranlıların çok aşağılanmayacağı, ama başkalarının da endişelerinin
bir noktada karşılanacağı bir denkleme gidilmesi lazım. Yoksa, savaşın
kendisinin bizatihi uzaması, her türlü vereceğiniz tavizden çok daha kötü
bir sonucu getiriyor.
SUNUCU- Efendim, şimdi yeni liderlik, yeni kadro demişken özellikle son bir
hafta, yani özellikle 28 Şubat’tan bu yana çok büyük bir şok yaşadı İran.
Dünya da İran’la beraber bir şok yaşadı. Sonucunda bir numarası bir
saldırıya maruz kaldı ve hayatını kaybetti. Bu konuyla beraber istihbarat
konuları da elbette kategorik olarak konuşulmaya başlandı, ayrı bir süreç
tabii.
Yönetici kadrosu saldırıya uğradı, hatta yeni liderliği belirleyecek o 88
kişilik ekip de biliyoruz ki bugün saldırıya uğradı, ama hepsinin orada
olmadığı söylendi, bununla ilgili de birçok bilgi basına yansıyor, iddia
olarak tabii. Bu bir zaaf mı, hangi konu altında bunu değerlendireceğiz
istihbarat bakımından?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi İran yıllardır bir savaş psikolojisinde
ve savaş ortamında. Ama kendi evinde bu türden bir saldırıya İran-Irak
savaşından sonra hiç uğramadı, hep böyle kendisi bir yerlerde oldu, vekil
unsurlar üzerinden. Son 1 yıldır da büyük bir taarruz altında, ondan önce de
son 6-7 yıldır da özellikle İranlı nükleer bilim adamlarına yönelik çok
ciddi suikastlar vardı. Tabii bunları önlemede başarısız olunması ayrı bir
konudur, ama faillerin bulunması da en azından beklenir istihbari
çalışmalarda, bunların failleriyle ilgili epey çalışmaları da oldu. Ama o
kadar yoğun bir faaliyet yoğunluğuyla karşı karşıya ki sadece İsrail değil,
başka ülkelerin de İran’a yönelik çok ciddi istihbari faaliyetleri var,
örtülü faaliyetleri var. Tabii bütün bunların aslında karşılanması, tedbir
alınması onların kendi yapması gereken hususlar. Yani burada neyi atladılar,
o konuda spekülasyona girmek istemiyorum, ama biz kendi perspektifimizden
baktığımız zaman, burada aslında çıkaracağımız en büyük mesele ki bunun hep
bilincinde olduk, MİT’te geçirdiğimiz uzun yıllarda da bunu bilerek hep
belli yeteneklerin geliştirilmesi meselesine ağırlık verdik. Birincisi,
şimdi devam eden savaşa da bakıyorum. İstihbari açıdan, güvenlik açısından,
askeri yetenekler, operasyonlar, harekât kararları, zamanlamalar, bunları
hep düşünüyorum sürekli, böyle film şeridi gibi. Bunlara baktığınız zaman
şunu görüyorsunuz: Aslında siber istihbarat, sinyal istihbaratı, elektronik
istihbarat, önleyici istihbarat, hava izlerinin bulunması, görüntü
istihbaratı uzaydan... Bir defa bu noktalarda sen ev ödevini yapıp
yeteneklerini geliştirmediysen İsrail’le, Amerika’yla ağız dalaşına bile
orada şey yapmaman lazım. Şimdi bu önemli bir husus. Buralarda kusursuz bir
durumda olması lazım bir gücün, eğer gerçekten böyle bir mücadeleye
kendisini hazırlıyorsa. Onun dışında hava savunma sistemleri, radar
sistemleri, karıştırıcı sistemler, bunlar konusunda da çok etkili olması
lazım ki bir ülke kendi gökyüzünü koruyabilsin. Şimdi senin liderliğinin
veya diğer insanların nerede olduğunu, diyelim telefonları hacklediler
buldular, bu bir yetenek. Ama gelip onu havadan vurması senin hava sahana
girmesiyle mümkün, hava sahanda uzun süre kalması ile mümkün. Dediğim gibi
biz bu dersleri çıkartıyoruz. Ben buradan bir hükümde bulunmak istemiyorum,
yaptılar yapmadılar, çünkü o artık onların kavgası. Ama bize düşen kısmı,
biz Ukrayna Savaşı’nda da geçen sene yapılan 12 Gün Savaşında da, bu savaşta
da ülke olarak gerekli birimlerimiz, güvenlik birimlerimiz, askeri
birimlerimiz, istihbari birimlerimizin gerekli dersleri buradan çıkardığını
görüyoruz. Savunma sanayiimizin de buradan çok ciddi dersler çıkardığını
görüyoruz. İstihbarat işi, kontrespiyonaj işi, savunma işi, savunma sanayii,
bunlar artık bölgemizde var olan tehlikelerle mücadele etmenin, istikrar ve
huzuru getirmenin anahtar alanları, buralarda kapasiteyi sonuna kadar
geliştirmek gerekiyor.
SUNUCU- Efendim, Sayın Fidan, İran'ın misilleme yaptığı birçok ülkede hava
trafiği kapalı şu an. Çok sayıda vatandaşımız orada mahsur. Çok sayıda adım
atıyoruz ki bugün biz TRT Haber ekranlarında mesela Konsolosluk Çağrı
Merkezini haberleştirdik. Siz bizzat yakından ve doğrudan takip ediyorsunuz,
süreci yönetiyorsunuz. Hangi adımlar atılıyor şu an mahsur kalan
vatandaşlarımız için?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şu anda biz Çağrı Merkezimiz vasıtasıyla
gerçekten vatandaşlarımızın durumlarını günübirlik takip ediyoruz. Bölgedeki
Başkonsolosluklarımız, Büyükelçiliklerimiz de alarmdalar özellikle
vatandaşlarımızın sorunlarını takip etme açısından. Ama Körfez'de belli
amaçla gitmiş vatandaşlarımızın geri dönüşünde, özellikle kısa dönemli
giden, uzun dönemde orada yaşayanlar değil de kısa dönemli gidenler var
seyahat amaçlı, tatil amaçlı veya iş amaçlı, onların geri dönüşlerinde
sıkıntılarımız var. Çünkü hava sahası kapalı. Suudi Arabistan açılmış
durumda. Biz bunu anbean takip ediyoruz. Şu anda biliyorsunuz günde 3-4 defa
İsrail-Amerikan uçakları Irak-Suriye hava sahasını geçerek İran'a
gidiyorlar, bombalıyorlar. Sonra tekrar dönüyorlar üslerine. Çok yoğun bir
hava trafiği var. Buna mukabil İran'ın Körfez ülkelerinin tamamına
gönderdiği balistik füzeler var ve daha yavaş giden “drone”lar var. Bunların
gitmesi çok uzun zaman alıyor. Balistik füze en uzak mesafeye 8-9 dakikada
gidiyor, ama “drone”lar üç saat, dört saat, beş saat gidenler var. Hava
sahası tamamıyla silahlı “drone”larla ve uçaklarla kaplı durumda. Tabii
sivil trafiğinin orada işleme şansı yok. Bu operasyonel yoğunluğun biraz
azalması veya inşallah durması sonrasında ben trafiğin açılacağını
düşünüyorum.
Bir de sınır güvenliği var ki bu sınır güvenliğine ilişkin bir algı
operasyonu da var, bunu görüyoruz dolaşımda. Şimdi 534 kilometrelik bir
sınırımız var İran'la. Eğer bu işler uzarsa, bir göç dalgası olabileceğine
dair iddialar da var. Bununla ilgili hazırlıklarımız var mı Efendim?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Az önce ifade ettim, biz ilgili kurumlarımızla
bir araya gelerek koordinasyon toplantılarında bütün senaryoları
çalışıyoruz. Bunlarla da ilgili tabii ki hazırlıklarımız var. En kötü
senaryo durumunda böyle bir göç dalgası olabilir diye görüyoruz. Bunun
karşılanması önemli. Burada ilgili kurumlarımızla konuşuyoruz. Bizim sınır
güvenliğimiz gerçekten çok iyi. Özellikle Suriye'de olan olaylardan ders
alınarak İran sınırı boyunca da duvarlar örüldü biliyorsunuz geçtiğimiz
yıllar içerisinde. İran da bunu birkaç defa protesto etti açıkçası “Niye
buraya duvar örüyorsunuz?” diye, öyle serzenişleri olmuştu. Ama şimdi
geldiğimiz noktada görüyoruz. Sadece terörle mücadele, kaçakçılığı önleme
amaçlı değil, Allah korusun böyle bir durumda da şu anda aldığımız sınır
güvenliği tedbirlerinin ne kadar gerekli olduğunu da görüyoruz.
SUNUCU- Efendim bir de şimdi enformasyon elbette olacak ki onu bile biz
haber merkezimize hangi bilgi düşerse düşsün kontrol ediyoruz, “double
check” yapıyoruz, teyit ediyoruz vesaire. Bir de dezenformasyon var çeşitli
konularda, hiç o konulara girmeyeceğim, ama ülkemize yönelik bu süreçte, son
derece kritik ve hassas süreçte, bir dezenformasyon-algı yönetimi çalışması
var mı, olabilir mi ya da oluyor mu? Bununla ilgili ne demek istersiniz?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bu kadar önemli bir jeopolitik olay varken
Türkiye'nin durduğu yer ve takip ettiği politikalarla alakalı çok ciddi
dezenformasyon çalışmaları var, bunu görüyoruz. Ülke aktörleri olarak
yapanlar var. Bireysel olarak, grup olarak, terör örgütleri olarak yapanlar
var. Bunları takip ediyoruz. Burada üretilen söylemler, algı
operasyonlarında kullandıkları argümanları da takip ediyoruz. Tabii bunların
aslında halkımızın zihnini etkilemede çok fazla bir rolü yok, ama dünya
kamuoyuna yönelik bir mesaj oluşturmada aslında kullanıldığını da biz
görüyoruz bölgesel hususlarda. İletişim Başkanlığımız, bizdeki Stratejik
İletişim Genel Müdürlüğümüz, bütün kurumlarımız, Milli İstihbarat Teşkilatı
bir araya gelerek, çeşitli görev dağılımlarıyla bu algı operasyonlarına
yönelik tedbirleri alıyoruz. Birincisi, kim yapıyor, niye yapıyor, hangi
argümanı kullanıyor, hangi yöntemle yapıyor, bunları ortaya koyduktan sonra
karşı argüman ve ilgili aktörleri ekspoze etme de dahil olmak üzere bütün
tedbirleri alıyoruz.
SUNUCU- Efendim, şimdi aslında soru değil ama, belki son bir duygu ve
düşünce aktarımı olarak birkaç kelam etmek isterim. Biz bu süreçte şunu çok
iyi anlıyoruz ki, sükunetin karşılığı sessizlik değil. Sessiz değiliz, ama
sakiniz. Soğuk değiliz, ama serinkanlıyız. Rahatsızız, ama anladığım
kadarıyla rahatız. İzleyicilerimize son bir mesajınız olur mu?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Benim diyeceğim şu: İzleyicilerimiz, Türk
milleti feraseti gerçekten yüksek. Olayları ifade etmeden derinliğine anlama
durumunda olan aziz milletimizin buradaki karşı karşıya kaldığı durumda ne
olduğunu çok iyi anladığını biliyorum. Şimdi buradaki durumda bizim
Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ortaya koyduğumuz politika şu ana kadar çok
şükür bölgede bizi birtakım sıkıntılardan beri tutarken, diğer taraftan da
daha istikrar sağlayıcı bir aktör olmamızı sağladı. Biz bu sıkıntılı dönemde
de aynı şekilde hem bölgemiz için, hem komşularımız için, bölge halkları
için gerçekten bir umut kaynağı, bir istikrar kaynağı olmaya devam edeceğiz
kendi ülkemizin, devletimizin menfaatlerini korurken.
Ama giderek daha da çetrefilleşen bir denklemin içerisindeyiz bölgede, her
an için her türlü kazanın veya art niyetli girişimin olması da mümkün
olabilir. Dolayısıyla önleyici diplomasi dediğimiz tedbirleri alırken, diğer
taraftan her türlü sıcak ve kinetik olana da hazır olmak gerekiyor. Bunun
olması da kimseyi şaşırtmamalı, bize bir şey olması durumunda. Ama dediğim
gibi bizim birinci önceliğimiz, bölgede cereyan eden bu savaşı bir an önce
durdurmak. Cumhurbaşkanımız baştan beri bu işin gerçekten üzerinde çok
duruyor. 27 Ocak'ta yaptığı telefon görüşmesinde Sayın Trump'a teklif ettiği
“Siz, biz ve Pezeşkiyan görüşelim.” teklifi eğer İran tarafında da kabul
görseydi bir şey olacaktı, oyun değiştirici alan olacaktı. Çünkü biz
biliyorduk, görüşmeler birçok yerde kilitlenmişti, oyun değiştirici
müdahalelere ihtiyaç vardı. Türkiye, aslında Cumhurbaşkanımızın, bizlerin
yaptığı müdahaleler bu yönde oldu. Savaşı bir müddet ertelettirmeyi
başardık, ama bir noktadan sonra taraflar istediklerini alamadılar.
İnşallah bundan sonra bizim ortaya koyacağımız çabalarla bir ateşkese
ulaşabiliriz. Ama savaşın belli bir süre daha devam edeceğini öngörüyoruz,
bu da bir realite. Sayın vatandaşlarımıza şunu ifade etmek istiyorum: Her
türlü soruna karşı gerekli tedbiri almış durumdayız, müsterih olsunlar,
başka da bir şey demiyorum.
SUNUCU- Efendim, çok teşekkür ediyoruz.
Samimi olarak şunu ifade etmek isterim: 28 Şubat'tan bu yana her dakikanın
saat, her saatin belki gün olduğu zamanlardan geçtik geçiyoruz. Kıymetli
vaktinizi bizlere ayırdınız, ilk kez bir canlı yayında görüşlerinizi
paylaştınız, çok sağ olun, kolaylıklar diliyorum.
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Teşekkür ediyorum, sağ olun.
* Interpress deşifresidir.