Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TRT Haber’e Verdiği Mülakat, 10 Temmuz 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın CNN Türk’e Verdiği Mülakat, 2 Temmuz 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Anadolu Ajansı Editör Masası'na Verdiği Mülakat, 13 Nisan 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın A Haber'e Verdiği Mülakat, 27 Mart 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TRT Haber’e Verdiği Mülakat, 3 Mart 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın CNN Türk'e Verdiği Mülakat, 9 Şubat 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın Al Jazeera English'e Verdiği Mülakat, 29 Ocak 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın NTV'ye Verdiği Mülakat, 23 Ocak 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TRT Haber’e Verdiği Mülakat, 9 Ocak 2026 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TRT World’e Verdiği Mülakat, 18 Aralık 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın TVNET'e Verdiği Mülakat, 13 Aralık 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Al Jazeera Arabic’e Verdiği Mülakat, 11 Aralık 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın A Haber'e Verdiği Mülakat, 15 Kasım 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın Ülke TV'ye Verdiği Mülakat, 18 Ekim 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın TRT Haber'e Verdiği Mülakat, 4 Ekim 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın MBC Masr'a Verdiği Mülakat, 18 Eylül 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın TGRT Haber’e Verdiği Mülakat, 28 Ağustos 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın NTV’ye Verdiği Mülakat, 25 Temmuz 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın A Haber'e Verdiği Mülakat, 27 Haziran 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TRT Haber'e Verdiği Mülakat, 3 Haziran 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın 24 TV'ye Verdiği Mülakat, 9 Mayıs 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın CNN Türk'e Verdiği Mülakat, 9 Nisan 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın UTV'ye Verdiği Mülakat, 7 Nisan 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Reuters’a Verdiği Mülakat, 4 Nisan 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TV100'e Verdiği Mülakat, 14 Mart 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Al Jazeera Arabic’e Verdiği Mülakat, 26 Şubat 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Bloomberg TV’ye Verdiği Mülakat, 21 Şubat 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TRT World’e Verdiği Mülakat, 16 Şubat 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Palestine TV'ye Verdiği Mülakat, 8 Şubat 2025 Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Anadolu Ajansı Editör Masası'na Verdiği Mülakat, 5 Şubat 2025
Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TRT Haber’e Verdiği Mülakat, 10 Temmuz 2026

SUNUCU- Efendim, merhaba.

TRT Haber ekranlarında çok önemli, çok kıymetli bir konuğumuzu ağırlayacağız. Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan konuğumuz.

Efendim, hoş geldiniz.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Teşekkür ederim. Hoş bulduk.

SUNUCU- Sayın Bakan, tabii hem dünyada, özellikle de bölgemizde bu kadar konjonktürel önemli gelişmeler olurken, aynı zamanda tarihi NATO Zirvesi’nin ardından da konuğumuz olmanız çok kıymetli. Tekrar teşekkür ediyoruz.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Sağ olun.

SUNUCU- Peki efendim, geride bıraktığımız NATO Zirvesi’yle başlamak istiyorum. Yirmi iki yıl aradan sonra Türkiye NATO Liderler Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı. Gerçekten çok önemli bir organizasyondu ve başarıyla tamamladık. Sizin tabirinizle “sahne Ankara’da kuruldu”.

Şimdi NATO’nun geleceğinin yeniden şekillendirildiği bir Zirve’den bahsediyoruz. Dolayısıyla, bu Zirve’den sonra, sizin genel anlamda Zirve’yle ilgili değerlendirmenizi alarak başlayalım isterseniz. Buyurunuz.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii. Bu Zirve hem yapılışı itibarıyla hem sonuçları itibarıyla gerçekten tarihi bir Zirve oldu. Bu aynı zamanda Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürüttüğümüz Türk dış politikasının da açıkçası olağanüstü bir başarısı idi. Bu Zirve’de alınan kararlar ve yapılan görüşmelerden önce Zirve’yi hazırlayan süreçte uluslararası ortama, yapılan tartışmalara da bakmak lazım. Birçok krizin ortasındayken -esas itibarıyla hem Avrupa hem diğer coğrafyalar- burada yapılan çok ciddi tartışmalar vardı. Dolayısıyla bu güvenlik tartışmalarında, “NATO’nun geleceği nasıl olacak?”, “Transatlantik ilişkileri nereye doğru gidiyor?”, bütün bunların hepsinde yapılan tartışmalar bir belirsizlik havası doğurmaya başladı. Yani NATO’nun etkinliği, caydırıcılığı, birlikteliği azalıyor mu?.. Bu noktada yapılan tartışmalar aslında çok fazla sonuç verici tartışmalar değildi. Atlantik’in iki tarafında da yapılan tartışmalar var, biliyorsunuz. Türkiye tam bu zamanda, Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu liderlikle ve politikamızın ürettiği çıktılarla İttifak’ın hala geçerliliğini koruduğu, her iki taraftaki aktörlerin de ortaya koyduğu görüş ayrılıklarının aslında bir noktada buluşturulabileceği ve NATO’nun başlangıçtaki kuruluş amacı olan, yani ofansif değil, saldırıya yönelik değil, daha çok savunma ve barışı korumaya, refahı ve huzuru artırmaya yönelik rolünün yeniden aslında bir keşfi oldu. Tabii bu yapılırken birtakım şeyler var, onu ifade etmek gerekiyor: Birincisi, Amerika’nın haklı olarak şikayet ettiği “NATO’nun uzun yıllardır Avrupa ayağının yükünü ben taşıyorum, artık burada bir yeni düzenlemeye gidilmesi lazım, çünkü Avrupa devletleri gerçekten müreffeh devletler, Avrupa Birliği’nin kendisinin oluşturduğu büyük bir ekonomik düzen alanı var; ben bunların güvenliğini sağlarken, ben bunların istifade ettiği sosyal güvenlik imkanlarını kendi halkıma sunamazken, burada benim sağladığım güvenlikle böyle bir hayatın yaşanıyor olması” aslında bir politik tartışma konusu idi.

SUNUCU- Külfet paylaşımı.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi bunu külfet paylaşımı diye esas itibarıyla kavramsallaştırdılar, bu kabul gördü. Ankara Zirvesi’nde de bu kavram olmaktan çıkıp artık pratikte uygulanır bir politikaya döndü, bu önemli. Aslında en önemli somut çıktısı bu, külfet paylaşımının konsept olmaktan çıkıp artık uygulamaya geçirilmesi ve bu konuda herhangi bir şekilde tartışmanın artık yapılmaması. Bu önemliydi. Diğer taraftan, gerçekten savunma sanayii alanının en az savunma unsurları kadar, yani askerler kadar, ordular kadar önemli olduğu, bütün bu savunma planlamalarının yapılmasında ve stratejilerin oluşturulmasında destekleyici bir unsur değil, artık ana bir unsur olduğu; o da NATO’nun kayıtlarına ve stratejik doktrine geçti.

En fazla konuşulan konulardan biri dayanıklılık konusu; yani ordularınızı hazırlıyorsunuz ama ne kadar süreyle mühimmatı olacak, ne kadar süreyle savunma mekanizmaları olacak, lojistiği ne kadar iyi olacak… Bütün bunların hepsi bir kez daha yaşanan savaşlarda görüldüğü için gündeme geldi ve burada yapılan savunma sanayii ile ilgili hem forum -Savunma Sanayii Başkanlığımızın da burada çok ciddi emeği var, onun için de onlara ayrıca teşekkür etmek lazım- hem de politik çerçeve gerçekten çok belirleyici oldu. Tabii, bunun çıktıları ve bu sürece giderken oluşan psikolojik atmosfer, siyasi atmosfer çok uzun tartışmalara konu olacak bir alan. Ama süremiz kısıtlı olduğu için ben sadece ana başlıkları söylemekle yetinmek istiyorum.

Bu vesileyle şunu da ifade etmek istiyorum: Başta TRT olmak üzere emeği geçen bütün basın mensuplarımıza da gerçekten çok teşekkür ediyorum. Yani bu hayati etkinliği bütün dünyaya en iyi şekilde duyuran başta TRT, 500’e yakın çalışanı sahadaydı, canlı yayın kameramanları, spikerleri, yapımcıları… Gerçekten TRT çok ciddi bir rol oynadı. Türk basını da bu noktada canla başla çalıştı. Uluslararası basının muazzam bir teveccühü vardı, yani şu ana kadar gördüğümüz rakamlar rekor sayıda.

SUNUCU- Üç binden fazla gazeteci, değil mi, takip etti.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Az önce ifade ettiğim gibi, buraya gelirken Atlantik’in iki tarafında yapılan tartışmalar aslında heyecanı da yükseltti. Bu kadar tartışma burada bir kaza çıkartacak mı? Bir trajedi çıkartacak mı? Bir negatiflik çıkartacak mı? Herkes bu sorunun cevabının peşindeydi ama burada Zirve yapılırken görüldü ki, gerçekten Cumhurbaşkanımızın o uzun erimli, tarihi liderliği sayesinde, ortaya koyduğu politik çerçeve, tavır, tarafları birleştirmesi, bir noktada çözülmemiş meselelere ilişkin alternatif perspektif getirmesi aslında bu Zirve’yi gerçekten hem NATO açısından hem ülkemiz açısından tarihi, başarılı bir Zirve yaptı.

SUNUCU- Gerçekten öyle, tarihi bir Zirve, hep bu ibareyi kullandık.

Az önce siz de değindiniz Sayın Bakan, Zirve öncesinde tabii yeni bir güvenlik mimarisi, güvenlik paradigmalarının değişmesi unsurundan çok bahsettik. Macron’un birkaç sene önceki “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” ifadesi hala aslında hafızalarımızda. Az önce siz de zikrettiniz, İttifak’ın hala geçerliliğini koruduğunu bu Zirve’de gördük, yani büyük bir paradigma değişikliği de var. Acaba NATO’nun geleceğini kısa, orta ve uzun vadede nasıl görüyorsunuz?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- NATO’nun geleceğine tabii bütün NATO üyeleri beraber karar vermek zorunda. Şimdi NATO üyelerinden bahsettiğimiz zaman, aslında bu da uzun bir tartışma ve bizim gerçekten çok kafa yorduğumuz bir konu: Avrupa güvenliği meselesi. Avrupa güvenliği konusu Avrupa Birliği tarafından mı götürülecek, Türkiye’nin de dahil olduğu Avrupa’daki diğer ülkeler tarafından mı götürülecek? Şimdi aslında Macron’un ortaya attığı NATO ile ilgili cümlenin de geri planında yatan temel husus; burada, Avrupa’da, artık Avrupa Birliği’nin öncülük etmesi. Avrupa Birliği’nin de İngiltere çıktıktan sonra iki önemli gücü kim? Fransa ve Almanya. Almanya ekonomik bir dev, Fransa askeri bir dev. Dolayısıyla Fransa’nın aslında öncülük edeceği yeni bir güvenlik alanının olması arzusu veya stratejisini de orada görebiliyoruz.

Ama genel itibarıyla Rusya-Ukrayna savaşında -sebeplerinden bağımsız olarak söylüyorum- askeri stratejistler tarafından gerekli dersler çıkartıldığında şu görüldü: Aslında İttifak’ın iki kanadının da birbirine gerçekten ihtiyacı var. İlk önce Amerika, “ben yükü gerçekten paylaştırmak istiyorum” dedi, “hepsini taşımak istemiyorum” dedi. Tamam, Avrupalılar bunu üstüne aldılar. Burada bir maliyet var, çünkü siyasiler için zor bir karar. Sosyal hizmetlerden, temel hizmetlerden kesip savunmaya bütçe ayırmak her iktidarın bir noktada sıkıntıya düşeceği alanlardan biri olabilir, özellikle Avrupa’da. Diğer taraftan savunma sanayiinin… İlk başta şöyle bir politika vardı dikkat ederseniz, iki sene önce özellikle Sayın Trump ilk iktidara geldiğinde: Deniyordu ki, “herkes kendi sanayi yeterliliğini kendisi geliştirsin, bu noktada politikalar üretilsin”. Tamam, denendi, gidildi, konu çok ciddi tartışıldı ama gelinen noktada görüldü ki, hiç kimse bu ekosistemi tek başına üretmeye uygun değil. Şimdi, o zaman ne olacak? İttifak üyeleri arasında külfet paylaşımı değil, ekosistemin kurulumu da önemli. Aslında yaptığımız yan toplantılardan biri ABD Dışişleri Bakanı’nın daveti üzerine dar katılımlı bir toplantıydı. Bu “savunma sanayii ile ilgili ekosistemin belli başlı endüstriyel gücü olan, sanayi gücü olan Müttefiklerin katılımıyla yeni bir politika alanına dönüştürülmesi” konusu bence eşit derecede önemli.

Yani şunu söylemek istiyorum: Aslında NATO klasik manasıyla bakıldığı zaman, insanların zihninde Soğuk Savaş haliyle mücessem olmuş bir durumda ama modern zamanlara geldiğiniz zaman olan şu: “Evrilen tehditler karşısında İttifak’a üye ülkelerin hem askeri kabiliyetlerini hem savunma sanayiine ilişkin diğer kabiliyetlerini bir arada tutabilme yeteneğini nasıl yürütürüz” sorusuna aradıkları cevap.

SUNUCU- 3.0 da, Sayın Bakan, sanıyorum bu vizyon da onu gösteriyor.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Kesinlikle, bunun da kavramsallaştırılması, isimleştirilmesi 3.0’la oldu. 1.0, biliyorsunuz, Soğuk Savaş dönemiydi. Ondan sonra Soğuk Savaş’tan bugüne gelen bir süreç oldu, o da 2.0’dı. Şimdi 3.0’a geçiyoruz. Şu büyük bir başarı: Bu kadar jeostratejik ve küresel sarsıntıların olduğu bir dönemde, kafa karmaşasının, fikir ayrılıklarının, stratejik hedef farklılıklarının olduğu bir dönemde, İttifak’a üye ülkelerin bir araya gelerek, belli başlı liderlerin önemli pozisyonlar ortaya koyarak -ki Cumhurbaşkanımız bu liderlerden biri- yine belli kavramlar, hedefler etrafında İttifak’ın uzlaşması tarihi bir başarı; onun altını çizmek gerekiyor.

SUNUCU- Son derece önemli gerçekten. Sayın Bakanım, ben ilk soruda genel bir değerlendirme rica etmiştim sizden ve o Savunma Sanayii Forumu’ndan bahsettiniz. İlk kez resmi programa alınan bir Forum ve gerçekten çok önemliydi. Az önce yine konuştuk, NATO üyelerinin savunma harcamalarının artması söz konusu, önemli başlıklardan biri. Aynı zamanda 50 milyar Dolarlık bir tedarik anlaşmasının imzalanması da son derece önemli. Şimdi bu kapsamda bakacak olursak, Türk savunma sanayiine, ortak üretim projelerine bütün bu kararlar nasıl yansır önümüzdeki süreçte?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bu kararlar iyi ilerletilirse, esas itibarıyla gerçekten çok olumlu etkilerini göreceğimizi düşünüyorum. Sanayinin en önemli iki tane alanından birincisi, tedarik zincirlerinin kesintisiz çalışabilmesi, ki bu tedarik zincirlerine başka ülkelerin sağladığı malzemeler de giriyor. Bunda sıkıntı olmaması lazım. İkincisi, markete erişimde sıkıntının olmaması. Böylesine büyük bir ekosistem... İttifaka üye olan ülkeler bir araya geldiğinde bu anlayışla bir savunma sanayii ekosistemi kurarlarsa hem tedarikte hem pazarda sorun olmaz. Dolayısıyla sanayinin kendi kendini yürütme, idame etme yeterliliği ortaya çıkar. Aksi takdirde sürekli sübvanse edilmesi gerekir. Bu sürekli sübvanse etme de her ülkenin tek başına karşılayabileceği bir durum değil. Dolayısıyla bunu, ifade ettiğim gibi, çok iyi şekilde planlamak gerekiyor. Bu girişim, sizin de ifade ettiğiniz 50 milyar Dolarlık… Türkiye’nin değil bütün müttefiklerin kendi aralarında yaptığı sözleşmeler, buna benzer sözleşmeler savunma sanayiimizin geleceği açısından fevkalade önemli. Çünkü Türk savunma sanayiine baktığınız zaman küçük ve orta ölçekli savunma araçları değil, çok yüksek stratejik önemi haiz teknolojiler ve silahlar üzerinde yoğunlaştığını da görüyoruz: hava savunma sistemleri, füze sistemleri, yeni nesil jet uçakları, ileri nesil insansız hava araçları, sürü dronları ve siber araçlar gibi. Bunların belli bir kolektif çerçevede yapılabilir olması esas itibarıyla maddi külfeti de azaltır, savunma direncini de yükseltir. Bu noktada bizim ortaya koyduğumuz politikalar neticesinde gerçekten şu ana kadar ne kadar isabetli sonuçlar üretildiğini gördük. Bir de NATO karar alırken -bu insan doğasında da var- somut sonuçlara bakmayı çok seviyor. Şimdi Rusya-Ukrayna savaşına baktığı zaman orada neye ihtiyacı olduğunu gördü. Türkiye örneğine baktığı zaman bu ihtiyaçların nasıl hayata geçirilebileceğini gördü. “Eğer Türkiye tek başına bunları yapıyorsa, bir İttifak hayli hayli bunu yapabilir, yapabiliyor olmalı” düşüncesi aslında şu anda hakim oldu. Yani bir şeyin hayata geçmiş olması onunla ilgili politika üretilmesini daha kolay hale getiriyor. Türkiye’nin de bu noktada örnek teşkil etmesi aslında NATO’ya çok ciddi bir katkı sunmuş oldu.

SUNUCU- Evet, gerçekten son dönemde bütün bu gelişmelere bakacak olursak, projeksiyon anlamında da çok büyük katkı ortaya koydu; rolü, gücü çok daha arttı. Şimdi efendim, tabii NATO zirvesi son derece önemli ve tarihi bir dönemeç, sizinle röportajımızın başından beri konuştuğumuz gibi. Ama aynı zamanda iki ülke ilişkileri açısından, farklı ülke ilişkileri açısından da önemli görüşmelere sahne oldu. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump’ın 17 yıl sonra yaptığı bu ziyaret de çok önemliydi iki ülke ilişkileri açısından. NATO Zirvesi öncesinde de Cumhurbaşkanımızla ikili bir görüşme gerçekleştirdi. Hatta gelmeden önce, “eğer NATO Zirvesi Ankara’da olmasaydı, Sayın Erdoğan davet etmeseydi gelmezdim” açıklaması da çok önemliydi. Şimdi bu açıdan bakacak olursak, bu ziyaretin önemi sizce neydi, ne tür kararlar alındı?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi ifade ettiğiniz gibi, Sayın Trump’ın, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olarak Türkiye’ye resmi ziyaret yapması, ki bu resmi ziyareti Zirve’den ayırmak gerekiyor... İlk gün, 7 Temmuz’da resmi ziyaret oldu ve yaklaşık 6 saat süren bir diyalog vardı ortada, programın tamamında. Gelmeden önce kendisi halka ifade ettiği için bizim artık söylememizde beis yok; gerçekten Cumhurbaşkanımız olduğu için geldi, yani onu kendisi söyledi. Bu önemli bir husus. Yani biz çoğu zaman ifade ediyoruz, bazı çevreler bunu anlamamakta ısrar ediyorlar ama Cumhurbaşkanımızın uzun erimli liderliği ve dünya liderleri arasında bulunduğu yer, Türkiye’nin imajı bakın neleri beraberinde getiriyor; bu fevkalade önemli bir şey. Yani bu derece güçlü bir liderlik artık Türkiye’nin milli bir değeri ve bizim uluslararası kabiliyetimiz haline geldi. Şimdi bu Türk diplomasisi için muazzam bir katkı. Trump’ın da bunu ifade ediyor olması aslında bunu bir şekilde perçinliyor.

Şimdi bu, Sayın Trump’ın Cumhurbaşkanımıza liderden lidere olan ilişki seviyesinde verdiği önem. Tabii bunun hükümete yansıması var, Amerikan sistemine yansıması var, bize yansıması var. İkili görüşmede her iki lider de Amerika ile Türkiye arasındaki ilişkilerin her alanda ilerletilmesi konusundaki iradeleri yenilediler. Var olan sorunların kaldırılması, çözülmesi alanındaki iradeler de yenilendi. Bizlere bu konuda büyük işler düşüyor Bakanlar olarak, uygun çözümler bulmakla alakalı. Özellikle sanayi alanında iş birliğine ilişkin yeni düşünceler ortaya atıldı. Ticaret alanında neler daha fazla yapılabilir, onlar konuşuldu. Daha da önemlisi, Sayın Trump buradayken, bölgemizde bizim için son derece önemli olan sorunları görüşme imkanı oldu, yani Lübnan meselesi, Filistin meselesi, Suriye meselesi, İran’la yürüyen müzakereler ve kuzeyimizdeki Ukrayna’yla ilgili savaş... Bütün bunların hepsinde Türkiye gibi Amerika da başat aktör ve iki liderin bu konuda bir senkronizasyon içerisinde bulunması, bir ortak anlayışla pratik ortaya dökmeleri fevkalade önemli, stratejide. Bu görüşmenin bence ikinci önemli ayağı da “bölgesel ve uluslararası sorunlarda nerede duruyoruz” meselesine liderlerimizin karşılıklı verdiği cevap oldu ve burada oluşturulan anlayış birliği oldu.

SUNUCU- Şimdi efendim, tabii Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Trump’ın görüşmesinde Trump’ın o açıklaması manşetlere yerleşti. “Müttefiklerimize yaptırım uygulamayız” dedi, bu son derece önemli. Türkiye’nin uzun zamandır gündeminde olan bir konu. CAATSA yaptırımlarının kaldırılma ihtimalinden bahsetti. Ayrıca, tabii yine en önemli konu başlıklarımızdan biri F-35 tedariki konusu. Bu konularda Ankara’nın beklentisi nedir acaba, beklentiniz nedir?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Beklentimizi aslında Sayın Trump ifade ediyor. Biz baştan beri hiçbir şekilde Müttefikler arasında yaptırım olmasını istemiyoruz. Bunlar siyasi veya idari kararlar olmamalı. Teknik olarak firmalar, kurumlar alışverişte anlaşırlar, anlaşamazlar; o başka bir konu. Ama en başta seçilmiş siyasal liderlik ve Kongre -bizde Parlamento- bu konuda engelleyici bir rol oynamamalı Müttefikler arasında. Türkiye baştan beri liderliğiyle, Parlamentosuyla bu fikirde.

Şimdi bu noktada, biliyorsunuz, uzun bir zamandır bize yapılan ilan edilmemiş ve edilmiş yaptırımlar vardı Avrupa başkentlerinde veya ABD’de. Bunları sistemli bir şekilde kaldırmaya yönelik çok ciddi diplomatik çalışmalarımız oldu. Çok şükür, bunu daha önce başka vesilelerle de söyledim, Avrupa’da artık bunu biz bir sorun olmaktan çıkarttık. ABD’de idari kararlarla alınabilecek konular da, çok şükür, sorun olmaktan çıktı. Ama yasayla bağlanmış bir iki tane konu var: CAATSA bunlardan biri, F-35 ile ilgili konu da bunlardan biri. Şimdi bu irade burada olduğu sürece -iki liderde de- biz Bakanlar olarak bunları çözme konusunda uygun adımları atıyoruz. İnşallah yakında bir neticeye ulaşacağız, yani bunda bir sıkıntı olacağını düşünmüyorum.

SUNUCU- Kısa vadede bir beklentiniz var?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Var. Yalnız tabii Türkiye’nin dostu olduğu kadar hasmı da çok, sevmeyeni de olabiliyor zaman zaman ve bazı ülkelerin ABD nezdinde lobi faaliyetlerinde bulunduğunu da açıkçası görüyoruz. Şimdi Türkiye’nin bu kadar saygınlık kazandığı, etki ürettiği bir yerde başkaları da farklı şekilde harekete geçiyorlar. Amerikan siyasisinin yine Türkiye’nin önemi ile onlara negatif manada etki eden aktörlerin çabası arasında bir ikilem içerisinde kalacağı bir sürece giriyoruz. Bunu yönetmek de diplomasinin işi, zaten bizler de bunun için varız. İnşallah bunu daha ileri bir şekilde çözeceğiz.

SUNUCU- Şimdi, Sayın Bakan, aslında az önce değindiniz ama ben bu konuyu biraz daha açmak istiyorum; çünkü daha çok tabii CAATSA yaptırımlarından, Amerika Birleşik Devletleri’nin yaptırımlarından bahsediyoruz ama, sizin değindiğiniz gibi, başka bazı ülkelerin kısıtlamaları da vardı: Kanada, Almanya, Hollanda, İsveç gibi. Şimdi “bunu aştık” dediniz ama o süreç nasıl gelişti? Yani KAAN uçakları için satın alınacak motorlarla ilgili bir izin sürecinin tamamlanması da söz konusu, bu da son derece önemli bir başlık. O süreci bize bir anlatır mısınız? Bu noktaya nasıl gelindi?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- İfade ettiğim gibi, özellikle kendi adıma konuşacak olursam, Bakan olduğum günden itibaren 4-5 tane önemli başlık var benim gündemimde, kendime ev ödevi olarak gördüğüm. Bir defa, Türkiye’nin hiçbir konuda yaptırıma tabi olmaması lazım. Bunun için de bütün kurumlarımızdan nitelikli verileri alıp kim hangi konuda sıkıntı çekiyor, onları görmemiz gerekiyordu diğer alanlarda olduğu gibi. Biz bu envanter oluşturmayı tamamladıktan sonra çok sistemli bir çalışmaya başladık ülkeler nezdinde. Birçok çalışmanın perde gerisinden sessizce yürütülmesi gerekiyor, yani bunları açıktan, onları da belli noktalarda zor durumda bırakacak şekilde yürütmemek gerekiyordu. Zaman zaman tabii ki bunu açıktan konuştuğumuz anlar da oldu. Ama çok şükür ifade ettiğiniz ülkeler teker teker bu konuda pozisyonlarını değiştirdiler çünkü bizim ortaya koyduğumuz çok ciddi, nitelikli bir ortaklık var her alanda. Yani Türkiye güvenilir, güçlü ve bölgesinde etkin bir ülke. Böyle bir ülkeyle siz ortak, müttefik olmayacaksınız da kimle olacaksınız.

İkincisi, şu da mümkün... Biz tabii bunlara uygun politikalar geliştiriyoruz. Şunu anlamaları gerekiyor: Türkiye kendi milli güvenliğinden asla ve asla taviz vermez. Yani birçok konuda uzlaşabiliriz ama milli güvenliğimiz bizim için birinci derecede önemli bir konu. Eğer biz kendi Müttefiklerimizle belli yetenekleri elde etme veya geliştirme konusunda sıkıntı yaşıyorsak, biz orada beklemeyiz, biz alternatif alanlara da döner bakarız. Müttefiklerimiz bunu da gördüler. Yani aslında Türkiye alternatifsiz bir ülke değil, gerçekten artık daha sağlıklı düşünülmesi gerekiyor. Biraz da normal politikanın etkisinden kurtulması gerekiyor.

Bakın ben şunu söyleyeyim: Özellikle Avrupa parlamentolarında... Türkiye’deki siyasal bölünme Avrupa parlamentolarına ithal ediliyor. Ve bazen bizde muhalefette olan görüş, başka bir Avrupa parlamentosunda, ülkesinde iktidarda olabiliyor; bu gerçekten çok etkili olabiliyor. Ülke parlamentolarında değil Avrupa Parlamentosunda da biz bunu görebiliyoruz. Dolayısıyla aslında belli yerlerde yüksek strateji ile iç siyaseti ayırabilme yeteneğini de geliştirmek gerekiyor. Bunu uygun dille ve kavramlarla, stratejilerle karşı tarafa da anlatmak gerekiyor. Başka dış politika organları vardı, konuları vardı; onlarla teati ederek götürdük. F-110 motorlarıyla ilgili Kongrenin yasal bildirim süresi de dün itibarıyla doldu, yani inşallah bundan sonra bir sorun çıkmamasını bekliyoruz.

SUNUCU- Şimdi, Sayın Bakanım, tabii Amerika Birleşik Devletleri ve İran savaşı hemen yanı başımızda, Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren çok önemli bir konu. NATO Zirvesi’nde, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump tam da Ankara’dayken “bence İran'la ateşkes sona erdi” dedi. Sıcak çatışmalar, saldırılar, misillemeler yaşandı Körfez ülkelerini de kapsayan. Siz dün mevkidaşınızla, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yle bir telefon görüşmesi yaptınız. Bu anlamda barış için, ateşkesin sürmesi için hangi adımlar atılıyor, son durum nedir?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi İsviçre’de, Pakistan arabuluculuğunda mutabakat imzalandığında, o mutabakata baktığımızda -15 maddeye- gerçekten genel ifadelerle yazılmış birçok konu var. Şimdi Boğaz’ın açılması meselesi en önemli şartlardan biriydi ve taraflar bu şekilde hareket ettiler. Tabii uygulamada her iki tarafın da farklı anladığını... Ben dün Sayın Arakçi ile bu konuyu çok uzun konuştum, kendisi arayıp izah etme ihtiyacı da hissetti çünkü çatışmaların yaygınlaşma ihtimali de var. Neden onlar ilk önce birkaç gemiye saldırdılar, sonra Amerikalılar da tabii misilleme yaptılar… Bu giderek bir yaygınlaşma emaresi. Burada, Boğaz’daki geçiş regülasyonunun bir şekilde ortak anlayışa bağlanması gerekiyor. Şu anda detaya girmek istemiyorum kendileri ifade ettikleri için, yani kimlerle, hangi aktörlerle görüşecekler... Hafta sonu Umman’da bir araya gelecek Ummanlı meslektaşıyla Sayın Arakçi, çünkü Boğaz’a baktığınız zaman bir tarafında İran, bir tarafında Umman var. Şimdi İran’ın uluslararası sularda kendi hakkı var 12 mil, Umman tarafının var, bir de arada kalan yaklaşık 20 mile yakın başka bir alan var. Şimdi hangi alan kullanılacak, nasıl kullanılacak? Burada bir farklılık var, bunun detayına girmek istemiyorum. Buradan hareketle, bir taraf kendinden habersiz bir şey yapıldığını düşündü, öbür taraf da “İran geçişi engelliyor” dedi ve çatışma başladı. Dün itibarıyla yapılan iletişim neticesinde taraflar arasında şu anda bir sessizlik sürecine girildi ama bunun tekrar bir ortak anlayışa bağlanması gerekiyor. Hafta sonu itibarıyla ben bir çözüme ulaşılabileceğini düşünüyorum, bu geçişteki anlayış farklılığının izale edilmesi hususunda.

SUNUCU- Bu kriz aşılabilir hafta sonu diyorsunuz.

Peki, şimdi NATO Zirvesi’nin en önemli başlıklardan biri de tabii Ukrayna-Rusya savaşıydı. Dört yılı aşkın süredir devam ediyor ve son dönemde karşılıklı çatışmalar giderek yükseldi, tansiyon arttı. Siz geçen ay Rusya’ya çok önemli bir ziyaret gerçekleştirdiniz. Şimdi tabii Putin’in geçtiğimiz günlerde İstanbul zeminine gönderme yaptığı açıklama da son derece önemli. İki tarafla da görüşebilen yegane ülkelerden biri Türkiye. Bu anlamda Ankara’nın yeni bir adımı olacak mı Ukrayna-Rusya savaşının sonlandırılması için?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bu konuda biz kesintisiz çalışıyoruz, yani hiç dikkatimizden kaçırmadığımız konulardan biri. Bizi çok yakından ilgilendiriyor, direkt etkiliyor. Karadeniz’in güvenliği, seyrüsefer emniyeti sadece milli güvenlik, fiziki güvenlikle ilgili değil. Ticaretin direkt etkilendiğini görüyoruz, giderek şu anda daha artan şiddetle ticari gemilere saldırılar var. Tam da korktuğumuz oluyor, baştan beri uyardığımız konular. Giderek savaş yaygınlaşıyor; yani bölgesel olarak yaygınlaşıyor, hedef olarak yaygınlaşıyor, yöntem olarak yaygınlaşıyor. Allah korusun daha ileri seviyelere taşınma durumu var.

Ben geçen ay gittiğimde, Sayın Putin’le ve diğer Rus meslektaşlarımızla görüştüğümde, bu konuları yakından görüşme imkanımız oldu. Tabii Cumhurbaşkanımızın mesajlarını iletme imkanım oldu. Ve aynı zamanda NATO Zirvesi yapılacağı için ve Amerika’nın Devlet Başkanı geleceği için Sayın Putin’in nerede durduğunu öğrenmek de önemliydi. Cumhurbaşkanımız o noktada fikir sahibi olmak istediler. Biz yaptığımız görüşmeleri Cumhurbaşkanımıza ifade ettik. O da Avrupalı liderlerle ve Sayın Trump’la görüşürken aslında kendi yorumunu yaptı. Şimdi yakın zamanda inşallah -Cumhurbaşkanımız tekrar Ukrayna konusunda bizi görevlendirdi- Ukrayna’ya da gideceğim. Aynı türden görüşmeleri Ukraynalı muhataplarımızla da yapacağım.

Bunu biz yaptığımız zaman aslında şimdi şöyle bir şey var: Avrupalılar savaşın bir tarafı ama Ruslarla görüşmüyorlar; Ruslar bir tarafı ama Avrupalılarla görüşmüyorlar. Tabii iletişim kanalları var ama şimdi bu kadar hayati bir savaşta insanlar mümkün olduğunca fazla kanaldan fazla bilgi alıp kararlarını kesinleştirmek istiyorlar. Tek bir kanala, tek bir ifadeye veya kendi yaptıkları tek taraflı istihbari analizlere bağlı kalmak istemiyorlar. Bazı ülkelerden liderlerle, ismini vermeyeyim burada, Zirve günü beklerken konuşma imkanımız oldu. Dinlediğim analizler gerçekten ürkütücü; kimsenin duymak istemeyeceği analizler de var. Ama bizim baktığımız yerden görüyoruz ki -iki tarafa da ve savaş alanına- aslında bu analizler çok gerçekçi olmayabiliyor. Türkiye’nin yaptığı bu faaliyet her iki taraf için de kararlarını almada, bir sonraki müzakere adımını atmada çok belirleyici oluyor. Aynı zamanda biz yaptığımız gözlemlerle ana müzakereci rolünü resmi olarak, şu anda… Bazen Türkiye’ye geliyor İstanbul’da yaptığımız gibi, bazen Amerikalılara gidiyor. Amerikalılarla da bu konuyu yakından müzakere etme ve görüşme imkanımız oluyor. Bu açıdan Cumhurbaşkanımızın bu inisiyatifi inanılmaz derecede önemli. Tabii biz bunu mümkün olduğunca etkin ama sessiz yapmaya çalışıyoruz. Netice almak önemli, ifade ettiğim gibi.

SUNUCU- Peki. Efendim, şimdi tabii çok önemli meseleler... Az önce sizinle söyleşimize başlarken de aslında konuştuk, bütün o meseleleri masaya yatırdık. NATO Zirvesi… O tarihi NATO Zirvesi’nin ardından -gerçekten çok zor ve çok kritik bir organizasyondu ve o organizasyonun kusursuzluğu pek çok kişi tarafından dile getirildi- Trump, Rutte ve hemen hemen bütün liderler Türkiye’ye çok teşekkür ettiler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a defalarca teşekkür ettiler. Biz ekranlara getirdik o açıklamaları. Tabii kameraların arkasındaki o izlenimler de son derece önemli. Şimdi şunu da size sormak istiyorum son olarak: Zirve’yi geride bıraktık. Zirve’den aklınızda kalan renkli hususlar sizin için neydi? Diğer liderlerle, Bakanlarla görüşmelerinizde de nasıl bir izlenim edindiniz? Mesela yeniçeriler, mehter takımı gerçekten çok konuşuldu.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şöyle ifade edeyim: Başında da söyledim, hem organizasyonu hem içeriği itibarıyla inanılmaz derecede başarılı bir Zirve’ydi. Fakat program boyunca içerik konuştuk, stratejik boyutunu konuştuk. Şimdi organizasyon boyutuna gelecek olursak, hemen hemen herkesten, bütün Bakan arkadaşlardan, bütün liderlerden inanılmaz derecede samimi ve içten tebrikler aldım Zirve’yle ilgili. Çünkü bütün liderler çok çeşitli zirvelere gidiyorlar. Ulaşım bir problem, erişim bir problem, konaklama bir problem, basın bir problem, ortam bir problem, ısıtma bir problem, soğutma bir problem, her şey problem olabiliyor ama insanlar olayın önemine binaen katlanıyorlar. Şurada 1,5-2 gün duracağız diyorlar, gidiyorlar. Türkiye bunu gerçekten keyifli bir ortama dönüştürmeyi başardı. Ben şunu görüyorum, arkadaşlarıma da söyledim bunu: Bu organizasyondaki başarı ve gelenleri mutlu ve rahat hissettirme ile alınan kararlardaki olumluluk arasında da doğrudan bir bağlantı var tabii ki. Hepimiz insanız, psikolojimiz önemli. Olumlu bir ortamda, olumlu bir atmosferde daha olumlu olabiliyorsunuz, reaksiyonel olmaktan kaçınabiliyorsunuz. Şimdi bizim gerçekten ortaya koyduğumuz bu organizasyonel başarı, birçok arkadaşımızın inanılmaz şekilde çalışmasıyla ortaya çıkıyor, yani binlerce insan var. Şimdi Ankara Valiliği, Ankara Emniyet Müdürlüğü, İçişleri Bakanımız, Emniyetimizin diğer yerlerden getirdiği personel, Jandarma Genel Komutanlığı… Görünmeyen kahraman bu arkadaşlarımız. Binlerce polisimiz, jandarmamız buranın güvenliği için, trafiğin problemsiz akması için, hiçbir şeyin aksamaması için gece gündüz çalıştılar. Aylardır süren hazırlık çalışmaları var. Hakeza, Zirve alanının NATO standartlarına uygun yeniden yapılması; öyle bir yaptı ki arkadaşlar... Sağ olsun Cumhurbaşkanlığımız buna öncülük etti. Şu ana kadar yapılan NATO Zirve alanlarının hepsinin çok fevkinde bir yer oldu. Yapılan ikramlar, basına verilen yer, basına sunulan imkanlar, ulaşım, konaklama vesaire…

SUNUCU- Gastronomi alanında da, değil mi? Türk yemeklerinin tanıtıldığı çok güzel bir organizasyon.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii, inanılmazdı. Ben yemeklerle ilgili çok güzel yorumlar aldım, trafikle ilgili aldım, salonlarla ilgili aldım. Dediğim gibi bu paket... Yani düşünün, Etimesgut’ta askeri havaalanımız vardı, biliyorsunuz, Hava Ulaştırma Komutanlığına bağlı. Onu ufak bir modifikasyonla -Cumhurbaşkanımızın yine ileri görüşlülüğü burada- sadece belli zamanlarda çok sınırlı sayıda ulaştırma uçaklarının kullanıldığı bir yer olmaktan çıkartıp, onu bu kadar kritik ve Ankara’nın göbeğine uçak indirilebilen bir hale dönüştürdük. Şimdi düşünün, lider geliyor, uçağıyla iniyor, hemen çok güzel bir yerde karşılanıyor, arabasına biniyor, tam 6 dakika sonra Zirve alanında. Bunu hiçbir yerde yaşayamazsınız.

Ve onunla da kalmıyor. Şöyle konular var: Şimdi bazen liderler… Sonuçta 32 liderden bahsediyoruz. 2 tane Avrupalı lider, bir de Ukraynalı geldi, bir de Kore Cumhurbaşkanı, 35-40 olur genelde. 35-40 lideri bir şekilde memnun edersiniz ama onun arkasında kalan yüzlerce kişiden oluşan heyetler var. Binlerce kişilik basın mensupları var. Görev alanlar var, gelenler var, bütün bu insanların aynı şekilde memnun olması hiçbir zaman için mümkün olmuyor. Çünkü liderlere odaklanılır ve geri kalan insanlar... Kapıdan geçişi problemdir... Bakın, polislerimizin, güvenlik görevlilerimizin davranışından, hizmet eden garsonlarımızın kalitesine varana kadar bütün detaylar inanılmaz şekilde düşünülmüş, hesaplanmış. Getirilen yemekler, ikramlar… Yani Türkiye’nin milli zenginliği, milli kabiliyeti burada aslında kendini de göstermiş oldu. İnanılmaz müthiş bir atmosfer oluştu. Herkes çok keyifliydi, herkes kendini çok rahat hissetti. Kimse üşümüyor, kimse yanmıyor, bu önemli. Biz birçok ülkeye gidiyoruz. Bir an önce şu salondan çıksak diye… Duramıyorsunuz içeride soğuktan veya sıcaktan. Şimdi bütün bunların olmadığı mükemmel bir organizasyon... Esas itibarıyla birçok isimsiz insanın görev aldığı, binlerce kişinin durduğu ve bir makinenin dişlileri gibi, gerçekten saat gibi çalışan bir organizasyondu. Bir yıldır devam eden hazırlık çalışmaları vardı. Dışişleri Bakanlığımızdan da çok sayıda arkadaşımız, meslek memurumuz, diplomatımız heyetlere mihmandar oldu, içerik hazırlamada çok çalıştılar. Tabii ki bizim rolümüz var ama dediğim gibi en büyük rolü yapanlar şu anda isimleri burada olmayan binlerce insan ve TRT. TRT de çok çalıştı gerçekten. TRT Genel Müdürümüze de buradan çok teşekkür ediyorum ve sizlere de teşekkür ediyorum. Bütün resmi kurumlarımızla, gayri resmi kurumlarımızla inanılmaz bir bütünlük içerisinde organizasyon becerisi ortaya koyduk. Zaten biz organizasyon milletiyiz, yani bizde sıkıntı yok.

SUNUCU- Sıkıntı olmaz, ki az önce bahsettiğim, resepsiyona girişte liderlerin mehter marşıyla yeniçerilerle karşılanması da aslında büyük bir etki bıraktı.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii o orijinalliği görmeleri önemli. Bu bizim tarihimize ait çok kıymetli bir şey; bazılarının da yakından bildiği, duyduğu konular. Onu yakından görmesi, bunun bizim dünyamızda yer alması ve bu etkinliğin bir parçası olması da bir o kadar açıkçası renkliydi. Olayı biz böyle sadece çok can sıkıcı, insanları bunaltan ve “burada nasıl karar alacağız” diye stratejik konularla baş başa bıraktığımız bir alan olmaktan çıkartıp… Zaten önemli olan o ama o alana gelirken onların psikolojileri, etrafında bulundukları atmosfer önemliydi. Biraz gastronomi, biraz kültürümüz, biraz Ankara’nın güzelliği... Ankara’dan da çok etkilenen oldu bu arada, bakın onu da ifade etmem lazım.

SUNUCU- Kale’ye gidenler çok oldu.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Evet yani Ankara… Tabii İstanbul çok biliniyor, turizm yerleri çok biliniyor ama Ankara çok bilinen yer değil. Genelde az uğranan bir yer bazı insanlar için. Liderler gelip gidiyorlar ama çok kısa süre kalıyorlar. İki gün Ankara’da kalmak birçok insana iyi geldi. Tavsiye ederim, Ankara’da daha çok kalsınlar.

SUNUCU- Efendim, çok teşekkür ediyoruz. Gerçekten bu kadar önemli tarihi bir Zirve’nin ardından, NATO Zirvesi’nin ardından konuşulacak çok konu vardı. Teşekkür ediyoruz sorularımızı yanıtladığınız için.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Sağ olun.

SUNUCU- Efendim, Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan, dediğimiz gibi, bu tarihi NATO Zirvesi’nin ardından önemli konu başlıklarında merak edilenleri açıkladı, sorularımızı yanıtladı.

İyi günler diliyoruz.

* Interpress deşifresidir.