#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Ali Babacan'ın AB Başmüzakerecilik Görevinin Devir-Teslimi Vesilesiyle Düzenlenen Basın Toplantısında Yaptığı Konuşma, Ankara, 11 Ocak 2009

Çok değerli milletvekillerimiz, AB Genel Sekreterliğimizin çok değerli Genel Sekreteri, değerli çalışanları, değerli basın mensupları;

Bugün burada, AB müzakerelerinde yeni Başmüzakerecimiz olan, çok değerli kardeşim Sayın Egemen Bağış’la bir görev devir teslimi amacıyla bir aradayız, beraberiz. Biliyorsunuz Avrupa Birliği’ne tam üyelik, Türkiye için bir stratejik hedef. Aynı zamanda, bu yıllardır, hatta 10 yıllardır Hükümetten Hükümete devrolmuş bir devlet projesi. AB müzakere süreci, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak, hatta bu seviyenin de üzerine çıkmak için üstümüze önemli bir reform çerçevesi sunmakta. Şöyle bir bakacak olursanız, AB katılım süreci Türkiye’de, özellikle son 5-6 yıldır, bir transformasyonu da beraberinde getirmiştir. Bu bir siyasi transformasyon olmuştur, bir ekonomik transformasyon olmuştur ve bir sosyal transformasyon olmuştur.

Bu süreç, hayatımızın her alanını kuşatan bir değişim sürecidir. Yani Türkiye’de yaşayıp da, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup da bu sürecin dışında kalan, ya da bu süreç beni etkilemiyor diyecek tek bir kişi yoktur, olmayacaktır da. Ancak bu değişim olumlu bir değişimdir. Öncelikle Türkiye’de demokrasinin derinleşmesi için, Türkiye’de temel haklar ve temel özgürlükler konusunda çok daha iyi uygulamalara ulaşmak için, Türkiye’nin gerçek anlamda bir hukuk devleti olabilmesi için gerçekten son derece kritik, son derece büyük önemi haiz bir süreçtir.

Yine bu süreç, ekonomik kriterleri de beraberinde getirmektedir. Türkiye’nin sıhhatli bir kamu maliyesi yapısına sahip olabilmesi için, Türkiye’de temel ekonomik göstergelerin makul rakamları göstermesi için, Türkiye’nin ekonomik yapısının temelini güçlendirmek için yine AB süreci son derece önemlidir. Bizim ekonomide elde ettiğimiz başarıların önemli bir kaynağı Türkiye’nin AB tam üyelik sürecine girmiş olmasıdır. Kuşkusuz güçlü bir ekonomik program, doğru ekonomik politikalar önemlidir ama, AB süreci Türkiye’yi daha öngörülebilir bir ülke yaptığı için yatırımcılara, iş dünyasına, finans çevrelerine ayrı bir güven unsuru oluşturmaktadır ve bunun getirdiği öngörülebilirlik, Türkiye’yi ekonomik açıdan da çok daha farklı bir noktaya getirmiştir. Ben açıkça ifade edeyim, eğer Türkiye’de Aralık 2004’te müzakerelere başlamış olmasaydık, o müzakerelere başlama kararı alınmasaydı, hangi programı uygularsanız uygulayın, Türkiye’deki bu olumlu ekonomik tabloyu görmek mümkün olmazdı. Belki yine bazı gelişmeler olurdu ama, böyle kimsenin hayal edemeyeceği, 10 bin doların üzerinde bir gelire ulaşmak, tek haneli enflasyona ulaşmak Türkiye için sadece bir hayal olarak kalırdı.

Yine bu süreç, özellikle müktesebatın detayları açısından baktığımızda, çevreden tutun tüketici haklarına kadar, sağlıktan tutun gıda güvenliğine kadar, ulaştırmadan enerjiye kadar çok geniş bir alanda detaylı reformlar içeriyor. Yani müktesebat dediğimiz, çok derin, çok geniş bir alan ve bu alanda yapılanlar da hem çok büyük bir emek gerektiriyor hem de Türkiye’deki yapının daha sıhhatli olmasını getiriyor ve bunlar halkımıza çok olumlu yansımalar olarak geri dönüyor.

Bu süreç halkımızın kazandığı bir süreç oldu. Bu süreçten, keşke olmasaydı, şunu yaptığımız için pişmanız diyebileceğimiz tek bir örnek verebilmek bana göre çok zor. Türkiye’de fertlerin tek tek daha güçlü hale geldiği bir süreç aynı zamanda. Bir bakıma devletin, bireylerin, vatandaşların mutluluğuna hizmet edeceği bir yaklaşımı, zihniyeti getirdiği bir süreç aynı zamanda.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz 58. Hükümet, Kasım 2002’de kuruldu ve hemen üç hafta sonra Kopenhag Zirvesi düzenlendi. Tarih 12 Aralık 2002. Orada Türkiye’ye 2 yıllık bir süre verildi. Eğer Aralık 2004’e kadar Türkiye Kopenhag siyasi kriterlerini yeterince karşılarsa, Türkiye müzakerelere başlayabilir diye. 2003 ve 2004’te, biliyorsunuz paket arkasına paket, Anayasa’da ciddi değişiklikler yapıldı ve sonuçta Türkiye Aralık 2004’te müzakerelere başlama hakkını elde etti. Arkasından 3 Ekim 2005’te müzakere çerçeve belgesinin kabulü ile bizim müzakere sürecimiz, katılım sürecimiz resmen başlamış oldu. Tarih 3 Ekim 2005.

Sonra bildiğiniz taramalar devam etti. Ekim 2006’da tarama çalışmalarına başladık. Ve o tarihten bu yana yaklaşık iki buçuk yıl içerisinde de 10 tane faslın müzakereleri resmen başladı. Yani 10 tane faslı müzakereye açmış olduk. Şu anda 6 fasıl daha teknik olarak açılmaya hazır, fakat takip ettiğiniz gibi, farklı siyasi engellemeler sebebiyle, o fasılların bugün için açılması belki mümkün değil. Ama bu 10 fasla 6’yı da eklerseniz, aslında teknik hazırlık açısından baktığımızda, biz neredeyse fasılların açılması açısından, yolun yarısını geride bırakmış durumdayız.

Bundan sonra ne olacak? Bundan sonraki AB sürecinin en önemli can alıcı noktası, reformlarımız. Yani, içeride yapacağımız reformlar. Ulusal Programımızı 31 Aralık 2008’de resmi gazetede yayımladık. Yani bütün Bakanların imzasıyla, Başbakanımız ve Cumhurbaşkanımızın imzasıyla bir bakanlar kurulunun kararıyla yayınlandı. Burada yaklaşık 130 kadar yasal düzenleme, 340 kadar ikincil düzenleme var. Önümüzdeki 4 yıllık reformlarımızın bir bakıma bu bir haritası ve artık bu 60. Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin bir bakıma bir yol haritası. Çok detaylar var siyasi kriterlerle ilgili, ekonomik kriterlerle ilgili, müktesebatla ilgili çok detaylar var.

Bu ulusal programın tüm kurumlarımızın sahiplenmesiyle uygulanması bundan sonraki dönemde büyük önem taşıyacak ve bütün kamu kuruluşlarımızın bunda katkısı var. Pek çok sivil toplum kuruluşumuzun katkısı var. Ve ben, bu ulusal programın tamamlanmasında emeği geçen herkese özellikle tekrar teşekkür etmek istiyorum ve Sayın Başbakanımızın ve Sayın Cumhurbaşkanımızın da desteğiyle, önderliğiyle bu çalışma tamamlandı ve bundan sonraki uygulamayı kuşkusuz hep beraber Bakanlar Kurulu olarak ve başta da Sayın Devlet Bakanımız Bağış’ın koordinasyonuyla yürüteceğiz.

Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi Sayın Başbakanımızın takdiriyle 24 Mayıs 2005 tarihinde AB ile müzakereleri yürütmek üzere ben Başmüzakerecilik görevime başladım. 59. Hükümet döneminde Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı görevimle beraber Başmüzakerecilik görevini yürüttüm. 60. Hükümette de Dışişleri Bakanlığı görevimle beraber Başmüzakerecilik görevimi yürüttüm. Bundan sonraki dönemde ise, başmüzakerecilik görevini Sayın Egemen Bağış, değerli Egemen kardeşim yürütecek.

Kendisini burada hepinizin huzurunda tekrar kutluyorum ve başarılar diliyorum. Bu görevi layıkıyla yapacaktır. Sayın Bağış ile biliyorsunuz partimize katıldığı ilk günden itibaren beraber çalıştık. Bundan sonra bir kabine üyesi olarak daha da yakın çalışacağız. Sayın Başbakanımız, biliyorsunuz geçtiğimiz Perşembe günü bu kararını açıkladı ve bundan sonraki dönemde de Sayın Bakanımız, Sayın Bağış AB Başmüzakerecisi olarak şiddetle ihtiyaç duyduğumuz, işte bu bahsettiğimiz reformların takipçisi olacak. Kendisi AB müzakerelerine odaklanacak ve bizler de kendisine her türlü desteği en güçlü şekilde vereceğiz. Ben tekrar hayırlı olsun diyorum, başarılar diliyorum ve sözü şimdi kendisine bırakıyorum.