#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Ali Babacan'ın 2009 Mali Yılı Bütçe Tasarısı Konuşması, 21 Kasım 2008





2009 YILINA GİRERKEN DIŞ POLİTİKAMIZ

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞMÜZAKERECİ ALİ BABACAN

Dışişleri Bakanlığı ve Avrupa Birliği Genel Sekreterliği’nin
2009 Mali Yılı Bütçe Tasarısının TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’na Takdimi Vesilesiyle Hazırlanmıştır

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Bakanlığımın ve Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin 2009 mali yılı bütçe tasarılarının Komisyonunuzda görüşülmesi vesilesiyle huzurunuzda bulunmaktayım. Ben bu vesileyle dış politika gündemimizdeki temel meselelere ve bu meseleler karşısında izlediğimiz politikalara ilişkin değerlendirmelerimi ana hatlarıyla sizlerle paylaşmak istiyorum.

Her şeyden önce şunu belirtmekte yarar görüyorum: Komisyonunuzda geçen yıl yapmış olduğum konuşmada dünyanın gidişatıyla ilgili olarak dile getirdiğim genel tespitler bugün için de büyük ölçüde geçerliliğini korumaktadır. Diğer bir deyişle, uluslararası gündemi meşgul eden konular içinde ne yazık ki menfi unsurlar hala ağır basmaktadır.

Bunları kısaca tekrar özetlemek gerekirse, sıcak çatışmalar, terörizm, kitle imha silahlarının yayılması tehlikesi, sınır ötesi suç şebekelerinin zararlı faaliyetleri, yasadışı göç ve giderek ciddi boyutlar kazanan çevre sorunları gibi süregiden tehdit ve istikrarsızlık kaynaklarını listenin en başına koymamız gerekir.

Tehdit ve tehlikelerin gerçek anlamda küreselleştiği bu ortamda, donmuş olduğu sanılan uyuşmazlıkların her an yeniden alevlenebileceğini gösteren gelişmeler de yaşanmaktadır. Nitekim yaz aylarında Güney Kafkasya’da ortaya çıkan kriz, yakın çevremizde bir süredir hüküm sürüyor görünen göreceli istikrarın kırılganlığını hepimize göstermiştir. Dünyanın yeni bir kutuplaşma dönemine girmekte olduğuna dair karamsar senaryoların tekrar su yüzüne çıktığı mevcut koşullarda, bölgesel ve küresel barış açısından büyük önem taşıyan Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması gibi uluslararası anlaşmaların bekası sorgulanır hale gelmekte, ayrıca, Afrika gibi sancılı coğrafyalarda yeni insanlık trajedilerinin doğabileceğine dair endişeler de artmaktadır.

Küresel barış ve istikrarla yakından bağlantılı bir başka konu olan az gelişmiş ülkelerin kalkınma sorunlarının çözümü yolunda şu ana kadar katedilen mesafenin yetersizliği de ortadadır. Üstelik bu ülkelerin dünyayla daha hızlı bütünleşmeleri bakımından önem taşıyan Doha Ticaret Görüşmeleri tıkanmıştır. ABD’den başlayıp etkisini kısa sürede tüm dünyada gösteren ve eşi benzeri görülmemiş son ekonomik kriz ise birçok ülkeyi etkilemektedir. Yeni bir küresel finans mimarisi kurulması yönündeki çağrı ve beklentiler ivme kazanmaktadır. Gerek çeşitli ülkelerin bankacılık sektörlerinde aldıkları radikal önlemler, gerek Sayın Başbakanımızın da katılımıyla kısa bir süre önce Vaşington’da yapılan G–20 zirvesi gibi toplantılar, krizden çıkış arayışlarının kazandığı ciddi boyutların açık göstergesidir.

Sayın Başkan, Değerli Komisyon Üyeleri,

Özetlemeye çalıştığım bu tablo, Türk dış politikasının karşı karşıya bulunduğu uluslararası ortamın ne denli zorlu olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Memnuniyetle belirtmek istiyorum ki, Türk Dışişleri camiası, ülkemizin menfaatlerinin uluslararası alanda savunulması ve geliştirilmesi yönünde, her yıl olduğu gibi bu yıl da özverili ve dinamik bir takım çalışması sergilemiş, önemli başarılara imza atmıştır.

Türkiye, üçüncü ülkelerin aralarındaki sorunları gidermelerinde kolaylaştırıcı rol oynamak üzere 2008 yılında da yoğun ve etkin bir diplomatik faaliyet içinde olmuştur. Bunun örneklerini, Lübnan’daki siyasi krizin çözümüne yaptığımız katkıdan, Suriye ile İsrail arasında dolaylı görüşmelerin başlatılmasına, Pakistan-Afganistan işbirliğinin geliştirilmesinden, Kafkasya ülkeleri arasında yeni bir sayfanın açılmasına yönelik girişimlerimize kadar bir dizi alanda görmek mümkündür. Bu adımları atabilmemizde, sağduyulu, dengeli ve ilkeli dış politikamızın ülkemize hem bölgesel hem de küresel düzeyde kazandırdığı güven ve itibar kuşkusuz büyük rol oynamıştır.

Öte yandan, 2008 yılı ülkemizin yeni bölgesel açılımlar da yaptığı bir sene olmuştur. İstanbul bu çerçevede yüksek düzeyli toplantılara evsahipliği yaparak uluslararası bir kongre merkezi niteliğini daha da pekiştirmiştir. Nisan ayında Türkiye-Pasifik Adaları Dışişleri Bakanları Konferansı’nı İstanbul’da düzenledik. Bunu takiben Ağustos ayında devlet ve hükümet başkanları düzeyindeki ilk Türkiye-Afrika İşbirliği Zirvesini yaptık. Zirve’de kabul edilen dokümanlar aslında kıtayla ilişkilerimize kazandırmak istediğimiz ivme bakımından bir yol haritası niteliğindeydi. Zirvenin hemen ardından bu kez Karayipler Topluluğu’yla (CARICOM) yaptığımız Yüksek Düzeyli Toplantı’da bölge ülkeleriyle işbirliği imkânlarını masaya yatırmamıza vesile oldu. Bu toplantıların Türkiye’nin özellikle “yükselen donör ülke” olarak uluslararası alanda sahip olduğu itibar, destek ve görünürlüğü daha da artırdığını vurgulamakta yarar görüyorum.

Bu vesileyle şu hususun da altını tekrar çizmek isterim: Biz açılım politikalarımızı Batı’yla zaten kurumsallaşmış olan ilişkilerimize bir alternatif değil, aksine bu politikaları güçlendirici ve tamamlayıcı bir unsur olarak telakki ediyoruz. Demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi çağdaş değerlerin beşiği olan Batı’ya yönelim ve bu değerlerle özdeşleşmiş Batılı kurumlara etkin katılım, Türk dış politikasının temel eksenini oluşturmaya devam etmektedir. Bu çerçevede, NATO, AGİT ve Avrupa Konseyi gibi zaten üyesi olduğumuz kurumların barış, güvenlik, istikrar ve temel özgürlükleri yaygınlaştırmaya yönelik çalışmalarını kuvvetle desteklemeye devam ediyoruz. Keza, az sonra daha ayrıntılı biçimde değineceğim gibi, Ulu Önder Atatürk’ün de bize hedef gösterdiği muasır medeniyet yolundaki ilerlememizin son merhalesini teşkil eden Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefimiz doğrultusunda gerekli çalışmaları da aralıksız sürdürüyoruz.

İspanya ile birlikte Birleşmiş Milletler çatısı altında başlattığımız Medeniyetler İttifakı girişiminin uluslararası toplumdan gördüğü desteğin giderek artıyor olması memnuniyet vericidir. İttifak Dostlar Grubu’na 78 ülke ve 13 uluslararası örgüt destek vermektedir. Bildiğiniz gibi, İttifak’ın birinci Forum Toplantısı Ocak ayında Madrid’de yapıldı. İkinci Foruma ise önümüzdeki Nisan ayında İstanbul’da evsahipliği yapacağız. Bu Forumun, gerek katılım seviyesi, gerek görüşmelerin muhtevası bakımından ülkemize yaraşır biçimde düzenlenmesine büyük önem veriyoruz. Bu yönde gerekli hazırlıkları sürdürmekteyiz.

Türkiye’nin 17 Ekim’de BM Genel Kurulunda yapılan seçimlerde, 192 ülkeden 151’inin oyunu alarak, 48 yıllık bir aradan sonra 2009–2010 dönemi için yeniden Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmesi ülkemiz için ayrı bir gurur kaynağı olmuştur. Adaylığımızın açıklandığı 2003 yılından bu yana yürütülen uzun soluklu, planlı ve yoğun çalışmalar sayesinde alınan bu sonuç diplomasimiz adına önemli bir başarıdır. Uluslararası barış ve güvenliğe yönelik tehditlerin her geçen gün yoğunlaştığı ve BM Güvenlik Konseyinin adil, etkin ve yapıcı müdahalelerine artan şekilde ihtiyaç duyulduğu bir dönemde, ülkemizin bu göreve, hem de bu derecede yüksek bir oy oranıyla seçilmesi, barışçı ve uzlaşmacı politikalarımıza duyulan güvenin çarpıcı bir göstergesini teşkil etmektedir. Bundan böyle, dünyanın dört bir tarafındaki sorunların çözümüne ilişkin tutumumuz ve görüşlerimiz, uluslararası kamuoyu tarafından çok daha dikkatli bir şekilde takip edilecektir. Üyeliğimizin ülkemize ve Bakanlığıma ilave birçok sorumluluk getireceği ve buna uygun bir çalışma disiplininin kurulmasının icap ettiği de kuşkusuzdur. Türkiye olarak, bu yeni görevin beraberinde getirdiği sorumlulukları en iyi şekilde ifa etmeye hazır olduğumuzu belirtmek isterim.

Bu bağlamda, farklı dış politika konularına ilişkin siyasalarımızın oluşturulmasında bu yıl kolektif bilgi ve tecrübeden her zamankinden fazla yararlandığımızı da vurgulamak istiyorum. Nitekim dış sorunlara sağlıklı teşhis koymak ve çıkarlarımıza en uygun hareket tarzlarını ele almak üzere, Bakanlığım bu yıl tarihinin en geniş iç değerlendirme çalışmasını yapmış, yurt dışındaki tüm Büyükelçilerimiz, Bakanlık yönetimiyle Temmuz ayında Ankara’da bir araya getirmiştir. Çok yararlı olduğunu düşündüğüm Hariciye tarihindeki bu ilk Büyükelçiler toplantısını düzenli aralıklarla tekrarlayarak geleneksel hale getirme kararını almış bulunmaktayız.

Sayın Başkan Değerli Milletvekilleri,

Dış politika alanında son bir yılın bilânçosunu bu şekilde özetledikten sonra, şimdi gündemimizdeki temel konulara biraz daha ayrıntılı biçimde değinmek istiyorum. Komşumuz Irak’la ilgili gelişmeler çeşitli boyutlarıyla Türkiye’yi çok yakından ilgilendirdiğinden, ilk olarak bu konuyu irdelemekte yarar görmekteyim.

Irak’ın, siyasi birliğini, bütünlüğünü ve iç barışını tesis etmiş; farklı unsurların ahenk içinde bir arada yaşadıkları; kendi güvenliğini sağlamış; içinde bulunduğu bölge ve komşuları açısından istikrar kaynağı olan müreffeh bir ülke haline gelmesi Türkiye’nin samimi arzusudur. Bu bağlamda ülkemiz, gerek ikili gerek uluslararası platformlarda yoğun çaba göstermiştir. Nitekim 2003 yılında ilk ortaya atıldığında bazı müttefiklerimizin kuşkuyla yaklaştığı Irak'a Komşu Ülkeler Süreci, bugün önemli ülke ve uluslararası örgütlerin katıldığı, Irak'a ilişkin temel hedeflerimizi uluslararası müktesebat haline getiren bir foruma dönüştürülmüştür.

Irak’ın istikrar ortamında son dönemde nisbi düzelme gözlenmektedir. Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin Mart ayında ülkemize, Sayın Başbakanımızın da Temmuz ayında Bağdat'a yaptıkları ziyaretler önemli iki gelişmeyi oluşturmaktadır. Sayın Başbakanımızca 18 yıl aradan sonra yapılan bu ziyaret sırasında kurulması kararlaştırılan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi, Irak’la ikili ilişkilerimize stratejik ve yapısal bir boyut kazandırmıştır. Bu işbirliği mekanizması çerçevesinde taraflar, Başbakanlar düzeyinde yılda bir kez ve ilgili Bakanlar düzeyinde de yılda 3 kez bir araya gelerek, ikili ilişkilerde yaşanan gelişmeleri ve başlatılan projelerin durumunu ilk elden izleyebileceklerdir.

Diğer taraftan, Iraklı gruplar arasında Yerel Seçimler Yasası üzerinde mutabakata varılmış olması da, güvenlik alanında kazanılan ivmenin devamı açısından sevindirici bir gelişme olmuştur.

Önümüzdeki aylarda gerçekleştirilmesi öngörülen yerel seçimler ve Irak’ın istikrarı ve güvenliği açısından kritik bir konuma sahip olan Kerkük konusu bu bakımdan büyük önem taşımaktadır. Yerel seçimlerden beklenen sonuçların elde edilebilmesi için öncelikle şeffaflığın mutlak surette tesisi ve Iraklı seçmenin hür iradesini hiçbir baskı ve tehdit altında kalmadan oy sandığına yansıtmasının sağlanması şarttır. Diğer taraftan, Yerel Seçimler Yasası’nda öngörülen zeminde, etnik ve dini unsurlar arasında adil ve dengeli bir temsilin sağlanması açısından yapılacak çalışmalara ağırlık verilmesi gerekmektedir. Nitekim Türkmen soydaşlarımızın durumlarının iyileştirilmesi ve anayasal sistem içinde adil bir temsil imkânına kavuşmaları doğrultusunda desteğimiz sürdürülmekte, Kerkük'te yerel seçimlerin şartlarını belirlemek üzere oluşturulan komisyondan, bu şehrin özelliğini yansıtan Türkmen, Arap ve Kürt gruplar ile Hıristiyanların ahenk içinde bir arada yaşamalarını sağlayacak adil ve dengeli bir uzlaşı çıkması desteklenmektedir.

Plan ve Bütçe Komisyonun Sayın Başkanı ve Üyeleri,

Irak’ın kuzeyinde yuvalanmış bulunan bölücü terör örgütünün bu bölgeden ülkemize karşı düzenlediği saldırılar, Türkiye ile Irak arasındaki ilişkileri adeta zehirlemektedir. Geçtiğimiz 24 yıl zarfında onbinlerce vatandaşımız yaşamını yitirmiştir.

Terör örgütüne karşı Silahlı Kuvvetlerimizce yürütülen operasyonlar tamamen uluslararası meşru güvenlik endişelerimize dayanmaktadır. Bu harekâtlar son derece dikkatli bir şekilde yapılmakta, Iraklı sivil halkın ve sivil altyapının zarar görmemesi için azami dikkat gösterilmektedir. PKK’nın operasyonel ve lojistik altyapısı, kampları ve üyeleri dışında hiçbir hedef bulunmamaktadır.

PKK terör örgütünden kaynaklanan güvenlik tehdidinin bertaraf edilmesi ve başta Batı Avrupa ülkeleri olmak üzere yurtdışındaki yapılanması aracılığıyla yürüttüğü faaliyetlerin engellenmesi Bakanlığımın en yoğun uğraş verdiği konuların başında gelmektedir. Sayın Başbakanımız da bu konudaki beklentilerimizi terör örgütünün yoğun olarak faaliyet gösterdiği sekiz Avrupa ülkesinin Başbakanı nezdinde yazılı olarak dile getirmiştir. Askeri, ekonomik, diplomatik tüm imkânları kapsayan temaslarımızı sürdürmekteyiz.

Bu bağlamda, Sayın Başbakanımızın geçen yıl Kasım ayında ABD’ye yaptıkları ziyaret sırasında varılan mutabakat uyarınca, bölücü terör örgütüyle mücadele alanında ABD’yle başlatılan verimli işbirliği sürecinin kesintisiz devamına büyük önem atfettiğimizi vurgulamak isterim.

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Ülkemizin, terörle mücadele ve Irak’ın yeniden inşası gibi konuların yanı sıra diğer birçok alanda da yakın işbirliği içinde olduğu ABD’yle ilişkilerimiz yoğun bir ortak gündeme sahiptir. Bu ülkeyle işbirliğimiz stratejik önemi haizdir. İki ülkenin dış politika gündemleri büyük ölçüde örtüşmektedir. Terörizmle küresel mücadele, kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi, organize suç ve insan/uyuşturucu/silah kaçakçılığıyla mücadele, Irak, Afganistan, Balkanlar, güney Kafkasya, Orta Asya ve Ortadoğu, enerji arzı güvenliği gibi konular ortak gündemimizdeki öncelikli yerlerini muhafaza etmektedir. Aynı zamanda ekonomik, ticari, kültürel, askeri, bilimsel ve teknolojik alanlardaki ikili ilişkilerimiz de karşılıklı çıkarlar temelinde hızla gelişmekte ve çeşitlenmektedir.

Bildiğiniz gibi 4 Kasım tarihinde ABD’de seçimler yapılmış ve Barack Obama yeni ABD Başkanı olarak seçilmiştir. Başkan adaylarının seçim kampanyaları sırasında ülkemiz için hassasiyet taşıyan bazı konularda kullandıkları farklı söylemlere rağmen, Türkiye-ABD ilişkileri, doğası gereği partiler üstü bir nitelik taşımaktadır. Bu itibarla, yeni ABD Yönetimiyle de, bundan önce olduğu gibi, iki yakın müttefik olarak, stratejik ortaklığımızı karşılıklı güven zemininde pekiştirmek ve 2008 yılında yakalanan işbirliği ve dayanışma ruhunu ilişkilerimizin her alanına teşmil etmek için çalışmaya devam edeceğiz.



Sayın Başkan, Değerli Komisyon Üyeleri,

Türkiye, ABD’nin Batısında yer aldığı Transatlantik bölgesinin Avrupa kanadıyla ilişkilerine de büyük önem ve değer atfetmektedir. Ülkemizin dış siyasetinde, ABD kadar, Avrupa ülkeleri ve Avrupa Birliği de özel bir yere sahiptir. Bu çerçevede, Türkiye’nin stratejik hedefi niteliğindeki Avrupa Birliği üyeliğini, ülkemizde günlük hayatın her alanına evrensel norm ve uygulamaları getirecek büyük bir reform ve toplumsal dönüşüm hareketinin en önemli unsuru olarak görüyoruz.

3 Ekim 2005’te başlayan katılım müzakerelerinde bugüne kadar sekiz fasıl açılmıştır. Geçtiğimiz Haziran ayında, ilk kez açılış kriteri bulunan iki faslı da müzakereye açılmıştır. Önümüzdeki dönemde ilave fasıllarda müzakerelerin açılması için ilgili tüm kurum ve kuruluşlarımız çalışmalarına devam etmektedir.

Bu çerçevede, AB müktesebatının üstlenilmesi ve siyasi reformlar bağlamında kısa ve orta vadede yapılması gereken yasal düzenlemeleri içeren Türkiye Ulusal Programıyla ilgili çalışmalar da son aşamaya gelmiştir. Taslakta AB müktesebatına uyum çalışmalarımız çerçevesinde, mükerrerler sayılmaksızın toplam 438 düzenleme yapılması öngörülmektedir. Bunların 129’u yasal düzenlemeler, yani TBMM’de görüşülecek yasalar, 309’u ise ikincil düzenlemedir. Türkiye’nin müzakere eden bir ülke olarak hazırladığı ilk Ulusal Program olan bu çalışma, hem Türkiye’nin müzakere sürecindeki önceliklerini yansıtmakta hem de ülkemizin kısa ve orta vadeli hedeflerini ortaya koymaktadır. Ulusal Program hazırlanırken tarama ve müzakere süreci deneyimlerinden faydalanılarak kapsamlı çalışmalar yapılmıştır. Hepsinden önemlisi, çok daha katılımcı bir anlayışla hazırlanmış ve Türkiye’nin AB katılım sürecindeki kazanımları Programın hazırlanış sürecine yansımıştır. Bu çerçevede 87 sivil toplum örgütüne başvurulmuş ve 50’sinden alınan görüşler katkıda bulunmuştur.

Getireceğimiz her bir yeniliğin ve reformun ardından Türkiye biraz daha değişecek, refah seviyesi biraz daha yükselecek, ülkemiz çağdaş standartlara biraz daha yaklaşacaktır.

Diğer taraftan, katılım sürecimizi daha da ileriye götürmek için gösterdiğimiz gayretler bağlamında AB’nin de gerekli adımları atmasını ve taahhütlerine bağlı kalmasını istiyoruz. Bu meyanda, AB’deki muhataplarımıza teknik bir süreç olan müzakerelerde daha hızlı ilerlenmesi yönündeki beklentimizi her fırsatta önemle vurgulamaktayız.

Zaman zaman duyduğumuz, AB’nin bütününü temsil etmeyen münferit açıklamaların bu tarihi süreçte şevkimizi kırmasına izin vermemeliyiz. Türkiye’nin AB’yle ilişkilerindeki tek hedefi, tam üyeliktir. Başka herhangi bir alternatifi kabul edemeyeceğimiz AB tarafından da artık anlaşılmıştır.

Açıkça belirtmek isterim ki, bugün varılan noktadan artık geri dönmek mümkün değildir. Şimdi bize düşen, tarihi adımlar attığımızın bilinciyle hareket ederek, içinde bulunduğumuz süreci uluslararası sistemde ve AB içinde yaşanan değişimleri dikkate alarak değerlendirmek ve önümüzdeki döneme yapıcı bir anlayışla bakmaktır. Bu tarihi görevin öncüsü, geçmişte olduğu gibi, yine Yüce Meclisimizdir. TBMM’nin yeni yasama döneminde de dayanışma ve uyum içinde çalışarak, katılım sürecini hızla ileriye götürmek için gerekli tüm reformlara, daha önce olduğu gibi önem ve öncelik vermesi, Türkiye’nin hak ettiği geleceği için belirleyici nitelikte olacaktır. Doğal olarak, müzakere sürecinin kendine özgü bazı zorlukları vardır, olmaya devam da edecektir. Ancak, sağduyu hâkim olduğu müddetçe tüm bu sorunlar aşılacaktır. Unutulmamalıdır ki, Türkiye, karşılıklı kazanç ilkesi çerçevesinde müzakere sürecini başarıya ulaştıracak güç, birikim ve iradeye sahiptir.

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Hükümetimiz, çok önemli bir dış politika konumuz olan Kıbrıs sorununun; BM zemininde, yerleşmiş BM parametrelerine dayanan, adil, kalıcı ve kapsamlı çözümüne destek vermektedir. Nitekim Hükümetimiz bu yöndeki ilkeli politikasını 2008 yılında da kararlılıkla sürdürmüş, ayrıca Kıbrıs Türk halkının maruz bırakıldığı haksız izolasyon ve kısıtlamaların sona erdirilmesi amacıyla sürdürülen çalışmalara ivme kazandırmıştır. Ayrıca, ülkemizin KKTC’yle ekonomik ilişkileri artarak devam etmektedir. Bu meyanda, Hükümetimizin desteğiyle KKTC için hazırlanmış bulunan ve Nisan 2007’de uygulamaya konulan “Sürdürülebilir Kalkınma için Yapılandırma ve Destek Programı” kapsamındaki gelişmeler yakından takip edilmekte ve KKTC’nin altyapı yatırımlarına destek verilmektedir.

Diğer taraftan, başta müzakere süreci olmak üzere, Kıbrıs’la ilgili tüm konularda, Cumhurbaşkanı Sayın Talat başta olmak üzere ilgili KKTC makamlarıyla geçmişte olduğu gibi yakın temas ve işbirliği de sürdürülmektedir.

Ada’da 3 Eylül’de başlayan kapsamlı müzakere süreci çerçevesinde KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Talat ve Rum Yönetimi lideri Hristofyas düzenli olarak bir araya gelmektedir. Liderler, ilk görüşme konusunu “Yönetim ve Yetki Paylaşımı” olarak belirlemişlerdir. Bu çerçevede, federal devlete bırakılacak yetkiler ile kurucu devletlerde kalacak yetkiler konusu taraflar arasında tartışılmaya devam edilmektedir.

Türkiye, Kıbrıs sorununa ilişkin çözümün BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonu çerçevesinde, iki tarafın siyasi eşitliğine ve iki kesimliliğe dayalı yeni bir ortaklık devleti kurulması suretiyle bulunacağı yönündeki tutumunu korumaktadır. İki kurucu devletin eşit statüsü, Garanti ve İttifak Antlaşmaları’nın devamı, AB’nin kendisini çözüme uyarlayarak çözüm anlaşmasının AB’nin birincil hukuku haline gelmesi ve kabul edilecek anlaşmanın eş zamanlı düzenlenecek ayrı referandumlarla iki halkın onayına sunulması, müzakereler çerçevesinde esas aldığımız parametrelerdir.

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Kıbrıs denkleminin önemli bir parçası olan, geçmişte de sıkça sorunlar yaşadığımız komşumuz Yunanistan’la 1999’da başlatılan diyalog süreci, bugün iki ülke arasında çok çeşitli alanlarda işbirliğine olanak vermektedir. Nitekim bu süreçte ilişkilere yön veren, düzenli siyasi temaslar, Ege sorunlarına ilişkin istikşafi görüşmeler ve Güven Artırıcı Önlemler gibi önemli bazı mekanizmalar geliştirilmiştir. İkili ilişkilerde sağlanan ivmenin bölgemizin refah ve istikrarına da olumlu katkıda bulunduğunu memnuniyetle gözlemliyoruz. Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis’in Ocak ayında ülkemize gerçekleştirdiği resmi ziyaret, ki bu 49 yıl aradan sonra gerçekleşmiştir, Yunanistan’ın da ikili ilişkilere verdiği önemi teyit etmiştir.

Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerde Batı Trakya Türk Azınlığı ile ülkemizdeki Rum Ortodoks Azınlığını birer dostluk köprüsü olarak gördüğümüzü bir kez daha ifade etmek isterim. Yunanistan’daki soydaşlarımızın, Anlaşmalardan kaynaklanan azınlık ve temel insan haklarından yararlanmalarını teminen gerekli adımların atılması yönündeki beklentimizi Yunanlı karşıtlarımıza sürekli iletiyoruz. Türkiye olarak, Yunanistan’daki soydaşlarımıza bu çerçevede verdiğimiz desteği sürdürmeye kararlıyız.

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Balkan coğrafyasındaki gelişmeleri yakından izliyor, mevcut istikrarı korumaya ve sorunları barışçıl yoldan çözmeye yönelik çabalara destek veriyoruz. Akraba ve soydaş topluluklarının yaşadığı Bölge ülkeleriyle güçlü tarihi, kültürel ve insani bağlarımız bulunmaktadır. Türkiye, bölge ülkelerine başta kalkınma yardımları ve uluslararası misyonlara katkı olmak üzere birçok şekilde destek vermektedir. Bu desteğimiz sürecektir. Balkan halklarının barış ve mutluluk içinde yaşaması samimi arzumuzdur.

Son yıllar zarfında Balkanlar bakımından gündemin ilk sırasında yer alan Kosova’nın nihai statüsünün belirlenmesine yönelik çabalar ülkemizin de öncelikli ilgi alanı içinde olmuştur. Bildiğiniz gibi, Türkiye, 17 Şubat 2008 tarihinde bağımsızlığını ilan eden Kosova’yı tanımış olup, bu ülkeye desteğini her alanda sürdürmektedir.

Ayrıca, Türkiye, Balkanlar’da kalıcı barış ve istikrarın temini amacıyla 10 yıldan fazla süredir AB ve ABD ile işbirliği yapmakta, Balkan ülkeleri arasındaki ikili ve çok taraflı işbirliğinin oynadığı hayati role özel önem atfetmektedir.

Sayın Başkan, Değerli Üyeler,

Bizim için temel öneme sahip bir başka alan da Orta Doğu’dur. Türkiye’nin Orta Doğu Barış Süreci’ndeki katkıları giderek vazgeçilmez bir nitelik kazanmaktadır. Türkiye’nin, hem İsrail hem de Arap ülkeleri tarafından dürüst ve adil bir muhatap olarak görüldüğünü teyit eden en önemli gelişmelerden biri, İsrail ve Suriye arasında, ülkemizin himayesinde gerçekleştirdiğimiz ve geçtiğimiz Mayıs ayında başlatılan dolaylı barış görüşmeleridir. Bugüne kadar dört turu yapılmış olan görüşmelerde tarafların iyiniyetli, samimi ve yapıcı bir tutum sergilediklerini memnuniyetle gördük. İsrail’deki iç gelişmeler elverdiğinde bu turlara devam edilecektir. Ümidimiz, tarafların aralarında adil, sağlam ve kalıcı bir barış sağlayıncaya kadar görüşmeleri sürdürmeleridir.

2008 yılı içinde ülkemiz ayrıca, Lübnan’da giderek derinleşme eğilimine giren siyasi krizin aşılmasında da aktif rol oynamış; bu çerçevede Lübnanlı gruplar ve başta Suriye olmak üzere bölge ülkeleriyle üst düzeyde görüşmeler yapmıştır. Bu çerçevede, Lübnan’la Suriye’nin aralarında diplomatik ilişki kurma kararı almalarını, bölgenin selameti bakımından önemli bir adım olarak görmekteyiz.

Bölgedeki tüm sorunların merkezinde yer alan İsrail-Filistin ihtilafının çözümüne yönelik uluslararası çabaları kuvvetle desteklemeye devam etmekteyiz. Karşılaşılan tüm zorluklara rağmen, İsrailliler ile Filistinliler arasında yedi yıllık aradan sonra tesis edilen diyalog ortamı ve müzakere sürecinin muhafazasını zorunlu görmekte, bu doğrultuda iki ülke liderliğini barış görüşmelerinde ilerleme sağlanması için cesaretlendirmekte ve taraflara gerginliği tırmandıracak eylemlerden kaçınmaları yönünde güçlü telkinlerde bulunmaktayız. Türkiye ayrıca, siyasi plandaki çabalarına ilaveten, Filistin halkının yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve gelecekteki Filistin devletinin kurumsal yapılarının oluşturulmasına yönelik yardım faaliyetlerini de sürdürmektedir. Bu doğrultuda, Filistinlilere istihdam sağlamak amacıyla Tarkumiye’de kurulması öngörülen sanayi bölgesi projesinde bir an önce uygulama safhasına geçebilmek için Filistin ve İsrail taraflarıyla temaslarımızı sürdürmekteyiz.
Körfez İşbirliği Konseyi’yle Eylül ayında gerçekleştirilen ilk ortak Dışişleri Bakanları toplantısında hayata geçirdiğimiz Stratejik Diyalog’la yeni bir kurumsal bir çerçeve oluşturduk. 6 Körfez ülkesiyle oluşturduğumuz bu yeni çerçeve önümüzdeki yıllarda daha büyük önem kazanacaktır. Diğer taraftan, son yıllarda Türkiye ile Arap ülkeleri arasında kaydedilen önemli ilerlemelerin yeni bir somut yansıması Türkiye ile Arap Ligi arasındaki ilişkilerde kazanılan ivmedir. Bu çerçevede, yeni kurmuş olduğumuz “Türk-Arap İşbirliği Forumu” kapsamında Ekim ayında ülkemizde Arap Ligi ile Bakanlar düzeyinde yaptığımız ilk toplantı, bu ivmenin somut bir göstergesi olmuştur. 17 Arap ülkesi ile Türkiye bir araya getiren ve altı ayda bir toplanacak olan bu platform, Türkiye ile Arap dünyası arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi bakımından önemli bir gelişmedir.

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Bölgesel politikalarımız çerçevesinde Karadeniz ve Kafkasya ülkeleriyle ilişkilerimize de büyük önem veriyoruz.

Bu çerçevede, her iki bölgenin de önemli aktörlerinden Rusya Federasyonu’yla sağlam temellere dayanan ilişkilerimiz çok boyutlu dış politikamızın başlıca unsurlarından biridir. Bu ülke ile ilişkilerimiz yapıcı ve geleceğe dönük bir bakış açısıyla değerlendirilmekte ve 2004 Aralık ayında iki ülkenin Devlet Başkanlarınca imzalanan Ortak Deklarasyon’da belirtilen “çok boyutlu güçlendirilmiş ortaklık” hedefi temelinde geliştirilmektedir. Rusya Federasyonu ile son dönemde ivme ve süreklilik kazanan üst düzey siyasi diyalog, çeşitli temaslar ve kitlevi boyutlara ulaşmış olan turizm ilişkileri, iki ülke arasında karşılıklı güven olgusunun giderek pekişmesine neden olmaktadır.

Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında çok kapsamlı ekonomik ilişkiler mevcuttur. Müteahhitlik şirketlerimizin bugüne kadar Rusya’da üstlendikleri projelerin toplam tutarı 30 milyar dolara yaklaşmıştır. 2007 yılında 28 milyar dolar olan ikili ticaret hacminin ise 2008 sonu itibariyle 38 milyar dolar civarında gerçekleşeceğini tahmin ediyorum. Bu rakam Rusya’yı en büyük ticaret ortağımız haline getirmektedir. Rusya Federasyonu’yla ticaretimizi çeşitlendirerek geliştirmeye, karşılıklı yatırımları arttırmaya, müteahhitlerimizin faaliyetlerini desteklemeye yönelik çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Öte yandan, bu yıl Rusya Federasyonundan Türkiye’ye gelecek turist sayısının 3 milyonu geçeceğini ifade etmek istiyorum.

Rusya Federasyonu’yla siyasi konularda da yoğun temaslarda bulunmaktayız. Benim Şubat ayında Moskova’ya yaptığım ziyareti takiben Rusya Dışişleri Bakanı da Temmuz ve Eylül aylarında ülkemizi ziyaret etmiştir. Ayrıca, Sayın Cumhurbaşkanımızın da Aralık ayı içinde Rusya Federasyonu’na bir devlet ziyareti gerçekleştirmesi gündemdedir. Bu üst düzey diyalogu önümüzdeki dönemde de ivmesini kaybetmeden sürdürmek arzusundayız.

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Güney Kafkasya’daki durum, doğal olarak Rusya Federasyonu’yla ortak bir gündem maddemizi oluşturmaktadır. Türkiye, Güney Kafkasya’nın siyasi ve ekonomik istikrarı ile bölge ülkelerinin birbirlerinin toprak bütünlüklerine saygı temelinde barış içinde birarada yaşamalarına büyük önem vermektedir. Bölgedeki sorunların barışçı yollardan çözüme kavuşturulması ve bölgesel işbirliğinin geliştirilmesi de ülkemizin Güney Kafkasya politikasının temel unsurları arasındadır.

Geçtiğimiz Ağustos ayında Gürcistan’da yaşanan olaylar, 17 yıldır donmuş bulunan ihtilafların sıcak çatışma riskini barındırdıklarını, bu nedenle çözüm arayışlarına yeni yaklaşımlar da geliştirilerek hız verilmesi zorunluluğunu ortaya koymuştur. Nitekim bu düşünce ve bölge ülkeleri arasındaki güven eksikliği giderilmeden ihtilafların çözümünde başarı sağlanmasının güç olacağına dair tespitimiz bizi Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu girişimini gündeme getirmeye yöneltmiştir.

Krizin patlak vermesinin hemen ardından Sayın Başbakanımız bizzat Rusya ve Gürcistan’a giderek bölgede sağduyunun hâkim olması yönünde taraflara telkinde bulunmuştur. Bu çerçevede ayrıca, bölge ülkelerinin aralarındaki sorunları tartışabilecekleri ve bu sayede silaha başvurmanın önlenebileceği bir zemin görevi üstlenecek olan Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformunun kurulması önerisini de gündeme getirmiştir.

Bu önerimiz, Sayın Cumhurbaşkanımızın, vaki davet üzerine Türkiye-Ermenistan milli futbol karşılaşması vesilesiyle 6 Eylül tarihinde günübirliğine gittiği Erivan’da Ermenistan Cumhurbaşkanıyla, 10 Eylül’de de Azerbaycan’ı ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı Sayın Aliyev’le yaptığı görüşmeler vesilesiyle de muhataplarımıza iletilmiştir. Bölge ülkelerinin olumlu tepkiler verdikleri bu girişimi somut adımlarla kuvveden fiile çıkarmaya yönelik çabalarımızı sürdürmekteyiz.

Bu bağlamda, yakın gönül bağımız bulunan Azerbaycan’la ilişkilerimizin çok yönlü ve ortak çıkarlara dayalı bir şekilde gelişmeye devam etmesinden büyük memnuniyet duyduğumuzu belirtmek isterim. Ülkelerimiz, sadece kültürel bağlarımızla değil, siyasi ve ekonomik ilişkilerimizin ulaştığı derinlikle de birbirine yakınlaşmaktadır.

Diğer taraftan, Şubat ayında Ermenistan Cumhurbaşkanlığına seçilen Serj Sarkisyan’ın, Türkiye’yle ilişkiler konusunda daha ılımlı bir tutum benimseyerek, ilişkilerimizin normalleştirilmesi yönündeki yapıcı yaklaşımımıza benzer şekilde karşılık vermiş olmasını da, temkini elden bırakmamakla birlikte, olumlu bir gelişme olarak görüyoruz. Temennimiz, Ermenistan’ın komşularıyla ilişkilerinin geleceği bakımından, başlamış olan diyalog sürecine devam etmesi ve bu şekilde hem Türkiye-Ermenistan hem de Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerinde yeni birer sayfanın açılmasıdır.

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Bir başka önemli komşumuz olan İran’la uzun bir geçmişe sahip olan ilişkilerimizde son yıllarda gözlemlenen olumlu eğilimlerin sürüyor olmasından da memnuniyet duyuyoruz. İki ülke arasında iyi komşuluk bağlarının korunması temel politikamızdır. Komşumuz İran’la güvenlik, ekonomi ve enerji konularındaki işbirliğini karşılıklı fayda esasında geliştirmek arzusundayız. Bununla birlikte, İran’ın nükleer programı uluslararası toplum için endişe kaynağı oluşturmaktadır. Bu konuyu yakından takip ediyor ve meselenin diplomatik ve barışçı yollarla çözümüne aktif katkıda bulunmaya yönelik çabalarımızı aralıksız sürdürüyoruz. Bu soruna, diplomatik müzakereler dışında gerçekçi başka bir çözüm yolu da görmüyoruz.

Pakistan ve Afganistan’la, köklerini tarihten alan özel nitelikte bağlarımız mevcuttur. Terörizm ve ekonomik sorunlarla mücadelesinde Pakistan’a tam destek vermekteyiz. Gerek ikili olarak, gerek uluslar arası düzeyde Pakistanlı kardeşlerimize sağladığımız bu desteği daha da artırmak için gayret gösteriyoruz. Pakistan’ın dostlarının gereken yardımı süratle sağlamaları gerektiğini düşünüyoruz. Buna paralel olarak, Afganistan’da istikrar, güvenlik ve kalkınmanın sağlanmasına yönelik çabalara katkılarımızı sürdürüyoruz. Bu amaçla, Afganistan’a toplam yeniden imar yardımı taahhüdümüzü 200 milyon Dolara çıkartmış bulunmaktayız. Cumhuriyet tarihimizin en kapsamlı dış yardım programını Afganistan için başlatmış bulunuyoruz.

Diğer taraftan, Pakistan ve Afganistan’ın güvenine sahip bir kardeş ülke olarak, iki ülke arasında güven ortamının ve işbirliğinin geliştirilmesi amacıyla geçen yıl başlattığımız Üçlü Zirve Süreci çerçevesinde ikinci Zirvenin de önümüzdeki kısa dönemde yapılmasını öngörüyoruz.

Tarihi ve kültürel bağlarımızın bulunduğu Orta Asya Cumhuriyetleri’yle işbirliğimizin derinleştirilmesi de bizim için öncelikli bir hedeftir. Bu kardeş ülkelerin, ekonomik kalkınmalarına, uluslararası toplumla bütünleşmelerine, siyasi istikrar içinde olmalarına, güvenliklerine yönelik tehditlerle mücadelelerine ve her alandaki reform süreçlerine destek vermeye devam ediyoruz.

Öte yandan, Türk Cumhuriyetleri arasındaki dayanışma ve birlikteliği simgeleyen ve önemli bir diyalog forumu olan Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirvelerine önem veriyoruz. Bu kapsamda Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi kurulması için Kasım ayı sonunda bir Anlaşma imzalanmış olması da sevindirici bir gelişmedir.

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Hükümetimiz uygulamakta olduğu dinamik, çok yönlü ve çok boyutlu dış politikayla, kendi bölgesi ve geleneksel müttefikleri dışındaki bölge ve ülkelerle de siyasi ve ekonomik ilişkilerini geliştirmeye özen göstermektedir.

Dünya ekonomisinde üçüncü büyük ağırlık merkezi durumundaki Asya-Pasifik bölgesinin önemli aktörleri olan Çin, Hindistan ve Japonya’yla, da ticaret, bilim ve teknoloji, enerji ve turizm başta olmak üzere pek çok alanda büyük bir işbirliği potansiyeli mevcuttur. 2008 yılına girerken önceliklerimizden biri bu ülkelerle ilişkilerimize yeni bir ivme vermekti. Nitekim tarafımdan Şubat ayında Hindistan’a, Sayın Meclis Başkanımızca Nisan ayında Çin’e ve Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından da Haziran ayında Japonya’ya yapılan ziyaretler bu bakımdan son derece yararlı olmuştur. Şubat ayındaki Hindistan ziyaretim 30 yıl aradan sonra Dışişleri Bakanı seviyesinde ilk ziyareti teşkil etmiştir. Bu ülkede 4 yeni başkonsolosluk açma kararı almış bulunmaktayız. Sayın Başbakanımızın 20 Kasım’dan itibaren Hindistan’a bu günlerde yapmakta olduğu kapsamlı ziyaretin de, Türk-Hint işbirliğine derinlik kazandırılması yönünde önemli sonuçlar verebileceğine inanıyoruz.

Bu çerçevede 2010’un Türkiye’de “Japonya Yılı” olarak kutlanacağını dikkatinize sunmak isterim.

Afrika konusunda ise, Afrika Birliği, 2008 Ocak ayı sonunda Addis Ababa’da yaptığı Zirvede aldığı kararla Türkiye’yi Birliğin stratejik ortaklarından birisi olarak ilan etmiştir. Türkiye’nin Afrika Kalkınma Bankası’nın bölge dışı üyesi olması 14–15 Mayıs 2008’de Mozambik’te düzenlenen Guvernörler Toplantısında onaylanmıştır.


Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Bildiğiniz gibi, enerji konusu son dönemde Türk dış politikasının çok önemli bir unsuru haline gelmiş olup ülkemiz bu alanda geniş bir vizyona sahiptir. 2006 yılında faaliyete geçen Bakü-Tiflis-Ceyhan Ana İhraç Petrol Boru Hattı (BTC) projesine ilaveten, Hazar Geçişli Doğal Gaz Boru Hattı projesinin ilk aşamasını teşkil eden Bakü-Tiflis-Erzurum Doğal Gaz Boru Hattı (BTE) projesinin 2007 yılında hayata geçirilmesiyle birlikte, Kafkaslar ve Hazar Havzası’nda başlayan yeni işbirliği dönemi, bölgemizi dünya enerji haritasında önemli bir konuma getirmiştir. Bu önemli konumun uluslararası alandaki görünürlüğü, Kafkaslar’da geçen yaz vuku bulan krizle birlikte daha da artmış olup, enerji arz güvenliğinin ve bu meyanda güzergâh ve kaynak çeşitlendirmesinin önemi bir kez daha teyit edilmiştir.

Enerji alanındaki vizyonumuz çerçevesinde, Türkiye’nin, Doğu-Batı ve Kuzey-Güney eksenlerinde transit ülke olması, Ceyhan Terminali’nin enerji ticaret merkezi haline dönüştürülmesi, BTC ve BTE projelerinin ardından, Nabucco Doğal Gaz Boru Hattı, Türkiye-Yunanistan Enterkonektörünün İtalya Doğal Gaz Şebekesine bağlanması, Samsun-Ceyhan by-pass petrol boru hattı, Ceyhan-Kızıldeniz Enerji Koridoru, Hazar Geçişli Doğal Gaz Boru Hattı ve Türkiye ile Avrupa şebekelerinin bağlantılandırılması projelerinin gerçekleştirilmesi hedeflenmektedir. Bu projelerin gerçekleştirilmesiyle küresel enerji arz güvenliğine önemli ölçüde katkıda bulunabileceğimize inanıyoruz.

Türkiye-Yunanistan Enterkonektörünün hayata geçirilmesiyle, AB’nin doğal gaz tedarikinde Norveç, Rusya ve Cezayir’den sonra dördüncü arter olma hedefimizde somut bir adım atılmıştır.

Öte yandan, çevre ile ilgili sorunlar küresel boyuttadır ve acil çözüm için uluslararası işbirliği elzemdir. Türkiye, çevre sorunlarının bu niteliğinin bilinciyle uluslararası ve bölgesel sözleşmelerden doğan sorumluluklarını yerine getirme konusunda kararlı ve azimlidir. Bu anlayışla, Kyoto Protokolü’ne taraf olunmasına ilişkin yasa tasarısı, bu yıl Yüce Meclisimize sunulmuştur. Bunun biran önce yasalaşması, ülkemizin iklim değişikliğiyle mücadelede uluslararası alanda yürütmekte olduğu çalışmalara katkıda bulunacaktır.

Diğer taraftan, Türkiye, son yıllarda uluslararası gündemin üst sıralarında yer almaya başlayan su kaynaklarının değerlendirilmesi ve bu bağlamda nehir havzaları yönetimi konusundaki bilgi birikimi ve deneyimini de, başta komşuları olmak üzere, tüm ülkelerle paylaşmak arzusundadır. Bu düşüncelerle, önümüzdeki yıl Mart ayında İstanbul’da düzenlenecek 5. Dünya Su Forumu’na ev sahipliği yapma görevini üstlendik. Türkiye’nin bu faaliyete adaylığının kabul görmesi, ülkemizin bu alandaki politikalarının etkinliğinin de bir göstergesidir.

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın, bulundukları ülkelerle Türkiye arasında oluşturdukları köprü, 21. yüzyılda giderek daha fazla insan odaklı hale gelen dış politikamızın son derece önemli bir boyutunu teşkil etmektedir. Yurtdışındaki vatandaşlarımıza yönelik politikalarımızın temelinde iki önemli konu vardır. Birincisi vatandaşlarımıza kaliteli konsolosluk hizmeti ve etkin himaye sağlamaktır. İkincisi ise, vatandaşlarımızın içinde yaşadıkları toplumun ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi yaşamına aktif olarak katılabilen, mutlu ve başarılı bireyler olmalarını teşvik ederken, öte yandan anadilleri ve öz kültürleriyle bağlarını korumalarını sağlamaktır.

Bu çerçevede, vatandaşlarımızı doğrudan etkileyen yabancı düşmanlığı, ayrımcılık ve ırkçılık içerikli söylem, eylem ve uygulamalarla etkin bir şekilde mücadele etmek, keza çeşitli Batı Avrupa ülkelerinde uygulamaya konan ve ayrımcı hükümler içeren yasal düzenlemelere karşı, vatandaşlarımızın, başta temel insan hakları olmak üzere, ikili ve çok taraflı anlaşmalardan kaynaklanan hak ve çıkarlarını korumak üzere girişimlerimiz her düzeyde sürdürülmektedir. Diğer taraftan, vatandaşlarımızın seyahat özgürlüklerinin önündeki engellerin başında gelen vize uygulamalarının kaldırılması veya kolaylaştırılması için de yoğun çaba harcanmaktadır.

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Sunuşumun bu bölümünde Bakanlığımın çözüme kavuşturulamamış kronik bir sorununa da değinmek istiyorum.

Bakanlığım mensupları içeride ve dışarıda diğer ülkelerdeki meslektaşlarına göre çok daha güç maddi koşullarda, büyük bir özveriyle çalışmaya devam etmektedirler. Oysa günümüzde büyük yoğunluk kazanan ve önemi daha da artan uluslararası ilişkiler, hızlı, doğru ve stratejik karar alma ve uygulamayı gerektirmektedir. Bunun, Bakanlığımın hem insan gücü hem de maddi ve teknik imkânlar bakımından en iyi şekilde donatılmasını zorunlu kıldığı açıktır.

Birçok orta ve küçük ölçekteki ülke dahi, Bakanlığımdaki 952 kişilik meslek memuru kadrosunun çok üstünde ve özellikle maddi olanaklar bakımından daha iyi koşullarda kariyer memuru çalıştırmaktadır. Bu durumda, son derece yoğun bir gündemle çalışmakta olan Bakanlığımın, görevini layıkıyla yerine getirmesi, ancak mensuplarımızın maddi sıkıntıları sineye çekerek, mesai saati veya hafta sonu tatili gözetmeksizin ortaya koydukları özverili çalışmayla mümkün olabilmektedir. Yeri geldiğinde dünyanın en zor bölgelerinde gece-gündüz hizmet veren arkadaşlarımın her türlü imkâna layık olduğuna dair düşüncemin Heyetinizce de paylaşıldığını ümit ediyorum.

Halen 1406 personelimiz -meslek memuru ve diğerleri- yurtdışında görev yapmaktadır. Son dokuz yılda dış görevdeki personelimin maaşları, biri 1999 yılında diğeri de 2004 yılında olmak üzere sadece iki defa iyileştirilmiştir. Bu iyileştirmeler konut, eğitim ve ulaşım maliyetlerindeki büyük artış karşısında yeterli olamamış ve çalışanlarımızın geliri reel olarak gerilemiştir.

Keza, Bakanlığım memurlarının yurtiçi aylıklarının, eğitim durumu, üstlendikleri görev ve sorumluluklar, çalışma koşulları ve statüleri bakımından diğer kamu kurumlarında eşdeğer görevlerdeki memurların aylıkları düzeyinin altında olması da hakkaniyet ölçülerine sığmamaktadır. Dışişleri memuriyetinin gerektirdiği nitelikleri haiz adayları istihdam etmeye yönelik politikamızın sürdürülebilmesini teminen, her kategorideki mensuplarımıza ve özellikle merkezdeki memurlarımızın ücretlerinde iyileştirme yapılması ihtiyacı had safhaya ulaşmıştır.

Yüce Meclisimizin bu hususlara olumlu yaklaşması şükranla karşılanacaktır.

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Sonuç itibariyle, Bakanlığımın 2009 Mali Yılı Bütçesi 816.935.000,- YTL olarak onayınıza sunulmuş bulunmaktadır. Bütçe ödeneğimiz, önceki yıllarda olduğu gibi, yatırım programımızda öngörülen projelerin gerçekleştirilmesine ve yurt içi ve yurt dışı teşkilatımızın zaruri ve zorunlu giderlerinin karşılanmasına tahsis edilecektir.

Küresel ve bölgesel planda izlediğimiz aktif dış politikamızda bazı bölgelerle ilişkilerimizin daha da geliştirilmesine ve yoğunlaştırılmasına önem atfetmekteyiz. Bu bağlamda, Hükümetimiz, Afrika’da açılacak 15 Büyükelçilik ve 1 Başkonsolosluğa ilaveten, Güney Amerika’da 2 Büyükelçilik ve 1 Başkonsolosluk ve diğer bölgelerde de 4 Büyükelçilik ve 12 Başkonsolosluk açılacaktır. Tümünü topladığımızda 35 yeni temsilcilik açılması kararlaştırılmıştır. Takdir buyrulacağı üzere, yeni açılan her temsilciliğimize hizmet ve ikametgâh binası temininin, fiziki ve haberleşme altyapısı kurulmasının ve diğer ihtiyaçlarının karşılanmasının ülkeden ülkeye değişmekle birlikte yüksek bir maliyeti bulunmaktadır.

Bakanlığımın ve Hükümetimizin öncelikli hedeflerinden biri, devlet itibarından ödün verilmeyeceği prensibinden hareketle, merkez ve yurt dışı teşkilatımızda hizmetin layıkıyla yerine getirilebilmesi için personelimizin çalıştığı mekânların fiziki ve teknolojik alt yapılarının geliştirilmesidir. 2009 yılında da yatırım harcamalarımızın önemli bir kısmı, bulundukları ülkelerde bazıları tarihi ve kültürel miras olarak nitelendirilen Devlet malı binalarımızın bakım ve onarımına, temsilciliklerimize gerekli durumlarda yeni bina satın alınmasına veya inşa edilmesine tahsis edilecektir.

Yatırım programımızda bir diğer öncelik, terörizmin küreselleştiği ve tüm ülkeleri tehdit eder bir boyut kazandığı günümüzde dış temsilciliklerimizdeki güvenlik sistemlerinin güçlendirilmesi, kullanım ömrünü dolduran güvenlik önlemli veya önlemsiz taşıtlarımızın, bir program dâhilinde yenilenmesidir.

Ülkemizin dış dünyayla açık ve kapalı haberleşmesini yürütmekte olan Bakanlığımın haberleşme alt yapısının teknolojik gelişmeler dikkate alınarak sürekli olarak yenilenmesi ve güçlendirilmesinin önemi açıktır. Bütçe ödeneğimizin bir kısmı da bu çerçevede ihtiyaç duyulan haberleşme teçhizatı, bilgisayar ve diğer teknik malzeme alımlarına, yazılım programlarının lisans ücreti giderleri ve diğer masraflarına tahsis edilecektir.

Bakanlığımın bütçe ödeneğinin önemli bir kısmı yurt içi ve yurt dışı teşkilatımızın personel giderleri, tüketim mal ve malzeme alımları, hizmet alımları ve temsil ve tanıtma giderleri gibi zaruri ve zorunlu giderleri için kullanılmaktadır. Zaruri giderler için kullanılan bütçe ödeneğimizin üçte ikisi dış temsilciliklerimizin ihtiyaçlarına tahsis edilmektedir. Bulundukları ülkelerdeki fiyat artışları, yerel paranın ABD Doları ve Avro karşısında değer kazanması gibi ekonomik gelişmelerin olumsuz etkilerine maruz kalan Dış Temsilciliklerimizin bütçe ödeneklerinin hizmetin aksamaması için takviye edilmesi ve her yıl yeterli düzeye çıkarılması gerekmektedir.

Bütçe tavan ödeneğimizin küresel ve bölgesel planda siyasi ve ekonomik gelişmelerin sonuçlarını, dış ilişkilerimizin sürekli genişleyen ve çeşitlenen özelliğini ve tüm bu unsurlar ışığında teşkilat yapımızdaki genişlemeyi dikkate alan bir anlayışıyla belirlenmesi beklentisinde olduğumuzu belirtmek istiyorum.

Bu vesileyle, Genel Bütçenin binde 3,2’sine tekabül eden bütçe ödenek tavanımızın oranının ihtiyaçlarımızı karşılamakta yeterli olmadığı hususunu Sayın Komisyon üyelerinin yüksek takdirlerine sunmak istiyorum.

Sahip oldukları imkânlar ne kadar kısıtlı olursa olsun, Bakanlığımın her seviyedeki personelinin, ülkemizin dışarıda temsili ve çıkarlarının korunması için şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da aynı sorumluluk anlayışı ve azimle hizmet vermeye devam edeceğinden hiçkimsenin kuşkusu olmamalıdır. Bununla birlikte, bana hak vereceğinizi ümit ettiğim gibi, sunuşumda sadece en temel unsurlarına değindiğim yüklü dış politika gündemimizin ağırlığıyla, Bakanlığımın bu gündemle baş edebilmek için sahip olduğu imkânlar arasında adeta bir uçurum sözkonusudur. Bu çelişkinin bir an önce giderilmesi yönünde Yüce Meclisimizin ilgi ve desteğine ihtiyaç duymaktayız.

Bu vesileyle 2009 bütçesinin ülkemiz için hayırlı olmasını diliyor ve saygılar sunuyorum.