#

Bakanlığı Takip Edin:

Sayın Bakanımızın “Dünya Türk Girişimcileri Konseyi” Gala Yemeğinde Yaptıkları Konuşma, 4 Mayıs 2008


Sayın Başkan,

Yurtdışındaki Türk iş çevrelerini temsilen aramızda bulunan çok değerli iş adamlarımız ve iş kadınlarımız,
Türk özel sektörünün kıymetli mensupları,
Muhterem hanımefendiler ve beyefendiler,

Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Dünya Türk Dış Ekonomi Zirvesi ve Dünya Türk İşadamları Genişletilmiş İstişare Kurulu Toplantısı vesilesiyle dünyanın dört bir yanından ülkemize gelen işadamlarımıza, işkadınlarımıza ‘hoş geldiniz’ diyerek sözlerime başlamak istiyorum.

Türk özel sektörünün yurtiçindeki ve yurtdışındaki değerli temsilcilerine hitap etmekten ve DEİK bünyesinde oluşturulmakta olan “Dünya Girişimciler Konseyi”nin açılışında bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.

Bu başarılı organizasyondan dolayı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Sayın Rifat Hisarcıklıoğlu’na ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Değerli Konuklar,

Türkiye, son beş yıldır gerçekten çok önemli başarılara imza attı, çok önemli bir transformasyon sürecinden geçti. Gerçekleştirilen ekonomik ve siyasi reformlar, sadece ülke içinde değil, ülkemizin yakın çevresinde ve dünyanın uzak köşelerinde yankı buldu.

Türkiye krizlerle, sorunlarla anılan bir ülke iken, başarılarla anılan bir ülke haline geldi. Ekonomik göstergelere bakacak olursak, 2002 yılında Türkiye’nin milli geliri 220 milyar Dolar iken geçen yıl 659 milyar Dolar olarak gerçekleşti. Bu rakam bizi dünyanın 17. ve Avrupa’nın 6. büyük ekonomisi yapıyor.

Üstelik, bu süreçte büyümenin kompozisyonu da değişti. Eskiden daha çok parasal genişlemeye ve bütçe açıklarına dayanan bir büyüme yakalandığı ve bu büyüme yanlış bir temele oturtulduğu için sık sık krizlerle ve küçülmelerle karşılaşılmıştır. Son 5 yılda ise büyümenin temel kaynağı, özel sektör yatırımları olmuştur.

Ekonomik büyümenin kompozisyonuna baktığınızda, listenin en başında özel sektör yatırımları gelmektedir. “Özel sektör neden Türkiye’ye daha çok yatırım yapıyor?" derseniz, bunun da temelinde “güven” unsuru yatıyor. Güven kazandıktan sonra her şey çok kolaylaşıyor. Sizler de iş dünyasının içinde olduğunuz için iyi bilirsiniz. İtibarını, güvenilirliğini oluşturmuş, korumuş, güçlendirmiş bir işadamı için iş yapmak kolaydır. Güvenini, itibarını yitiren bir işadamının ise iş yapması zorlaşır.

2002’de hükümetimiz kurulmadan önce “Türkiye’nin ekonomik kalkınma için kaynağa ihtiyacı var. Bu kaynak nerede?” diye sorarlardı. Biz de cevap olarak “Kaynak Türkiye’dir.” derdik. “Eğer Türkiye kendine güvenirse, doğru politikalar uygularsa o zaman Türkiye’nin ekonomik geleceği çok daha farklı olacaktır” derdik. Bugün, 2002 yılı sonunun Türkiye’si ile 2007 sonunun Türkiye’sine baktığınızda neredeyse iki farklı Türkiye görürsünüz.

Türkiye yeni dönemde daha dışa açık bir ülke haline geldi. İhracatımız, 2002 yılında kaydedilen 36 milyar Dolardan 2007 yılı sonunda 117 milyar Dolara yükseldi. Ülkemize giren doğrudan yabancı sermaye 2002 yılı sonuna kadar her yıl ortalama 1 milyar Dolar iken 2005 yılında 10 milyar Dolar, 2006 yılında 20 milyar, 2007 yılında ise 22 milyar Dolara yükseldi.

Bu, dünya iş çevrelerinin, uluslararası kuruluşların, çokuluslu şirketlerin Türkiye’ye güvenlerinin belki de en önemli işaretlerinden biridir. Portföy yatırımları ülkeye çabuk girer ve çıkar. Zira, portföy yatırımları, bir hafta kalır, bir ay kalır, bir yıl kalır ve giriş çıkışı daha kolaydır. Oysa,  doğrudan gelen sermaye kalıcıdır ve doğrudan sermaye getirenler belki üç sene sonrasına, beş sene sonrasına, on sene sonrasına güvendiği için bu parayı getirirler. Bu nedenle doğrudan yabancı yatırımlar güven göstergelerinden biridir.

Tabii bu süre içerisinde hem büyümenin, hem ihracatın kompozisyonu değişti. Türkiye’de 2007 yılından itibaren bir numaralı ihracat kalemi otomotiv endüstrisidir. Bunu elektronik, beyaz eşya, makine, teçhizat gibi kalemler izliyor. Tarımın milli gelirdeki oranı şu anda sadece %10’dur. Türkiye eskiden bir tarım ülkesi olarak görünürdü. Tarım ürünleri ihracatı, hammadde ihracatı ile bilinirdi. Bugün “659 milyar dolarlık milli gelirin kompozisyonu nedir?” diye sorduğunuzda hizmetler, sanayi ve turizmin ön plana çıktığını görürsünüz. Bunlar gerçekten bizim artık çok daha farklı bir ekonomik yapıya sahip olduğumuzun göstergeleridir.

Dış ticarete ilave olarak dışa açık ekonominin en önemli göstergelerinden diğer biri de turizmdir. Geçen yıl Türkiye’ye 21 milyon ziyaretçi geldi. Bu Türkiye’yi dünyada 7. sıraya oturttu. Bunun 4 milyonunu Almanya’dan, 2,5 milyonunu Rusya’dan, 2 milyonunu İngiltere’den gelen turistler oluşturmaktadır. İran’dan 1 milyon, İsrail’den 500 bin turist geliyor. Bu kadar farklı coğrafyalardan, bu kadar farklı kültürlerden insanların gelip de Türkiye’de kendilerini rahat hissetmeleri, güzel bir misafirperverlikle karşılaşmaları ülkemiz adına çok sevindiricidir.

Bütün bu gelişmelerin arkasında çok güçlü bir ekonomik program, mali disiplin ve köklü reformlar yatmaktadır. AB’nin, özellikle Para Birliğinin en önemli ölçütleri “bütçe açığı”, “borç stoku”, “faiz” ve “enflasyon” değerleridir. Türkiye’nin 2002 yılındaki bütçe açığı, milli gelirinin %14’üne tekabül etmekteydi. Dünya standartlarına göre bu çok büyük bir orandı. Geçen sene için bunu AB standartlarına göre hesap ettiğimizde %1,2’ye düştüğünü görüyoruz. AB Para Birliğinin sınırı ise % 3’dür. Aslında Almanya, Fransa gibi ülkeler geçtiğimiz yıllarda bu %3’lük sınırı geçtiler. Şimdi bu sınırın altına inmek için uğraşıyorlar. Oysa Türkiye, 2005 yılından beri bu %3 sınırının altında kalmayı başarmıştır.

Ekonomik sağlığın bir başka önemli göstergesi kamu borcunun milli gelire oranıdır. 2002 sonundaki oran % 73 idi. Para Birliği sınırı % 60’tır. Türkiye’nin geçen yıl sonu itibariyle indiği oran % 38,8’dir. İtalya’ya bakıyorsunuz bu oran % 100’ün üzerinde, Belçika’ya bakıyorsunuz %100’ün üzerinde, Yunanistan’a bakıyorsunuz %100’ün üzerinde, Avrupa Birliği ortalaması ise %60’lardadır.

Enflasyonun tek haneye inmesi, faizlerin ciddi oranda düşmesi ekonomimizdeki çarpıcı gelişmelerdir. Bütün bunlar, Türkiye’deki ekonomik yapının çok daha güçlü olmasını beraberinde getirdi. 1929 yılından bu yana dünyanın yaşadığı en derin kriz şu anda yaşanırken Türkiye bundan oldukça az etkileniyor. Benzer bir küresel kriz eğer 2002 yılında gelseydi bugünün Türkiye’sinde buna dayanmak, bu şartlar altında devam etmek pek mümkün olmazdı. Ekonomimiz özellikle finans, kamu, bankacılık, sigortacılık alanlarında gerçekleştirdiğimiz reformlar sayesinde daha da güçlenmiştir.

Önümüzdeki dönem için hedefimiz Türkiye’yi dünyanın en büyük 10 ekonomisinden birisi yapmaktır. Buna ulaştığımızda Türkiye’nin dışarıda algılanması bugünkünden çok daha farklı olacaktır.

Değerli Konuklar,

Bütün bu ekonomik göstergelerin arkasında siyasi reformlar yer almaktadır. Türkiye son 5 yıllık süre zarfında önemli siyasi reformlara imza atmıştır. Bunlar Türkiye’de demokrasinin derinleşmesine ve ekonominin etkin şekilde işlemesine katkıda bulunmuştur. Siyasi reformlarda ilerleme sağlandıkça Türkiye daha öngörülebilir bir ülke haline gelmektedir.

Totaliter rejimler ve kapalı ekonomilerde öngörülebilirlik daha zayıftır. Bir ülkede demokrasi ne kadar derinleşirse, o ülke daha öngörülebilir bir ülke haline gelecektir. Bir ülke ne kadar açıksa, diğer bir deyişle o ülkede insanlar ne kadar özgürce düşüncelerini ortaya koyabiliyorsa, o ülkede rasyonalite galip gelir. Ancak, demokrasiyle ilgili soru işaretleri ortaya çıkmaya başladığında, öngörülebilirlikte de maalesef zayıflama gerçekleşir.

Bizim özellikle siyasi reformlarımız kuşkusuz AB standartlarını hedef alan reformlardır. Kendimize hedef seçtiğimiz ölçütler Kopenhag Siyasi Kriterleridir. Türkiye için birinci sınıf demokrasiyi hedef seçtik. “Türk insanı en iyisine layıktır” dedik. Bunu tam anlamıyla gerçekleştirebildik mi? Henüz hayır. Eksikliklerimiz var. Eski zihniyeti, eski yaklaşımları, statükodan bir bakıma yararlananları rahatsız eden açılımlardır bunlar. Siyasi reformların başarısı güçlü bir siyasi irade ve halk desteğine bağlıdır. Ancak halkın arkasında durduğu, güçlü bir siyasi iradeyle ortaya konan reformlarla arzu ettiğimiz standartlara ulaşabiliriz.

Değerli Arkadaşlar,

Sizlerin bulunduğunuz ülkelerdeki çalışmalarınız ve başarınız bizim için son derece önemlidir. Sizin tek tek yaptığınız işlerde başarılı olmanız burada bizlerin göğsünü kabartıyor. Bizim şu anda Türkiye olarak yurtdışında 150 temsilciliğimiz var. Bunların yaklaşık üçte ikisi Büyükelçilik, üçte biri de Başkonsolosluk ya da diğer uluslararası kuruluşlar nezdindeki Daimi Temsilciliklerimizden oluşmaktadır.

Sizleri de Türkiye’yi yurtdışında tanıtan, Türk insanını yurt dışında temsil eden elçiler olarak görüyoruz. İş dünyasında ülkemizi sizler temsil ediyorsunuz. Sizlerin başarılarının devam etmesi bizler için son derece önemlidir. Çoğu zaman bakıyoruz dünyanın pek çok ülkesinde işadamlarımız münferit gayretleriyle iyi şeyler yapıyorlar, çok büyük başarılar elde ediyorlar. Fakat bu başarıların devamı biraz da devlet olarak bizlerin, sizlerin arkasında ne kadar durduğumuza bağlıdır. Yani arkanıza dönüp baktığınızda Türkiye Cumhuriyeti Devletini hissetmeniz önemlidir. Bizim devlet olarak etkinliğiniz sizlerin bulunduğunuz ülkelerde sesinizin daha yüksek ve özgüvenli çıkmasına katkıda bulunacaktır.

Bu bağlamda, bütün Büyükelçiliklerimize kati talimatımız vardır. Sizin yurtdışında bir sorununuz varsa, sorunlarınızla ilgilenecekler ve sizin yanınızda olacaklar. Burada yüzde yüz arzu ettiğimiz, hedeflediğimiz noktada mıyız? Belki henüz değil. Ama hedefimiz budur.

Daha önce de söylediğim gibi Türkiye ne kadar başarılı bir ülke olursa, bu sizlerin bulunduğunuz ülkelerde iş yapmanızı o kadar kolaylaştıracaktır. “Ben, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım, ben bir Türk işadamıyım” dediğinizde bunun nasıl algılandığı, Türkiye’deki işlerin gidişatıyla yakından ilgilidir. Son 5 yılda bu konuda olumlu yönde gelişmeler kaydedildi. Türkiye başarıyla anıldıkça sizler de diğer ülkelerde daha özgüveni yüksek bir çalışma ortamında olacaksınız.

Sizler, bizim için bulunduğunuz ülkelerle Türkiye arasında çok önemli köprü vazifesini görmektesiniz. Türk iş dünyasıyla bulunduğunuz ülkenin iş dünyası arasında sizlerin gerçekten çok önemli bir görevi vardır. Bulunduğunuz ülkede hangi işi yapıyorsanız yapın, mutlaka bunun Türkiye bağlantılarını düşününüz. Sadece bulunduğunuz ülke ve bulunduğunuz iş ortamına kendinizi hapsetmeyiniz. Çünkü sizin üzerinde durduğunuz iş dalının Türkiye’de mutlaka bir karşılığı vardır. Bunun arayışında olmanız da bizim açımızdan son derece önemlidir.

Değerli Arkadaşlar,

Diğer bir önemli konu ise, sizin bulunduğunuz ülkelerde birlik beraberlik, dayanışma ve yardımlaşma içerisinde olmanızdır. Bazen üzücü örnekler ve gelişmeler duyuyoruz. Gerçekten ayrılık, farklılıklar üzerinden çekişmeler sadece bizleri zayıflatır. Ortak noktalar üzerinde buluşmak, kaynaşmak, konulara “birimizin derdi, hepimizin derdidir” diyerek yaklaşmak, ayrılıklar üzerinden değil, birlik ve  beraberlik üzerinden çalışmalarımızı ve söylemlerimizi yürütmek gerekir. Derneklerimizi, diğer kuruluşlarımızı, vakıflarımızı, işadamlarımızı ilgilendiren kuruluşlarımızı, birbiriyle çekişen değil birbiriyle uyumlu çalışan, birbirini tamamlayan unsurlar olarak görmek istiyoruz. Sizler ne kadar birbirinizi kollarsanız, bu hepinizi bulunduğunuz ülkelerde o kadar güçlü kılacaktır.

Değerli Arkadaşlar,

Türkiye, seçmiş olduğu dış politika stratejisiyle çevresinde huzurun, barışın, refahın ve istikrarın teminatı bir ülke olmak istemektedir. Bizi saran bu zor coğrafyada Türkiye, Avrupa’yla bütünleşmiş, tüm komşularıyla iyi ilişkiler tesis edebilmiş bir ülke olmayı hedefliyor. Bunun için de o ülkelerle olan iş ilişkilerimiz büyük önem taşımaktadır. Komşularımızla ve bölge ülkelerle olan iş ilişkilerimizin sağlamlaşması ve ekonomik olarak karşılıklı bağımlılığın artması Türkiye’nin istikrarı ve ekonomik kalkınması için önemlidir.

Ülkemiz ticaret, enerji ve ulaştırma konularında son derece merkezi bir pozisyona sahiptir. Dünyadaki enerji kaynaklarının üçte ikisi Türkiye’nin doğusunda, güneydoğusundaki bölgelerde yer almakta ve diğer tarafta, hemen yanı başında dev bir enerji pazarı bulunmaktadır: Avrupa. Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı, Bakü-Tiflis-Erzurum doğalgaz boru hattı, Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattı ve Türkiye-Yunanistan-İtalya doğalgaz boru hattı gibi projelerin bir kısmı hayata geçirildi, bir kısmı tamamlanmak üzere, bir kısmı da proje safhasındadır.

Buna, ek olarak, Hazar geçişli boru hatları, Nabucco doğalgaz boru hattı Avrupa Birliğine önemli bir doğalgaz kaynağı sağlayacak projelerdir. Yine Irak’ın doğal kaynaklarının dünya pazarlarına ulaştırılmasında Türkiye’nin rolü büyüktür. Bütün bu konularda Türkiye gerçekten son derece önemli jeopolitik pozisyona sahip bir ülkedir.

Değerli Arkadaşlar,

Türkiye bugün dünya ekonomisindeki yerini hızla geliştirmektedir. Almanya’dan Avustralya’ya, Rusya’dan Amerika’ya uzanan çok geniş bir coğrafyada yerleşmiş olan 5 milyona varan büyüklükteki Türk toplumunun bunda payı son derece önemlidir. Sayın Başkan biraz önce rakamları verdi. Yurtdışındaki girişimci sayımız hızla artıyor. Bunların ürettiği istihdam miktarı, katma değer miktarı hızla artıyor. Bu, Türkiye için önemli bir güç kaynağı ve itibar unsurudur.

Türk iş dünyasının sesi olarak aramızda bulunan siz değerli dernek, oda ve kuruluş temsilcilerini, Türk toplumunun bulundukları ülkelerdeki toplum liderleri ve çok önemli ekonomik aktörler olarak gördüğümüzü belirtmek istiyorum.

Bu akşam yaklaşık elli ülkeden gelen yüzün üzerinde işadamımız, işkadınımız şu anda bu çatı altında toplanmıştır. Bu, yurtdışındaki Türk iş çevrelerinin gerek kendi aralarında gerek Türkiye ile güç birliği yapmalarına yönelik ortak bir irade beyanıdır. Bu irade beyanını hayata geçiren Türk Girişimcileri Konseyini takdir ediyorum. Bu girişimin Türk ekonomisi ve sizlerin bulunduğu ülkelerle Türkiye arasındaki ilişkiler bakımından son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Bu girişimin, küresel hedeflerimize bizi daha çok götürebilecek bir sivil toplum örgütlenmesi olacağına da inancım tamdır.

Değerli Konuklar,

Sözlerimi tamamlamadan önce bazı mesajlarımı özetle tekrar izah etmek istiyorum. Gerçekleştirdiğimiz ekonomik atılımlarla gerek yurtiçindeki gerek yurtdışındaki işadamlarımızın her alanda önlerini açmaya biz Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak kararlıyız. Benim sorumluluk sahamdaki özellikle dış temsilciliklerimizin, Büyükelçiliklerimizin ve diğer temsilciliklerimizin de bu konuda ellerinden gelen her şeyi yapmaları gerektiği yönündeki talimatımız açıktır.

Ekonomik gücümüzü geleneksel yöntemlerin yanı sıra sivil toplum örgütlenmesiyle de pekiştirme yönündeki tüm gelişmelere de desteğimiz tamdır. Dünya Türk Girişimcileri Konseyi işte bu alanda atılmış önemli bir adımdır. Konsey’in başarısı, sizin bu oluşuma vereceğiniz destekle de perçinlenecektir.

Konseyin faaliyetlerini yakından takip etmeye ve destek vermeye devam edeceğiz. Konseyin oluşumunun Türkiye ve sizler için hayırlı olmasını diliyorum. Emeği geçen, öncülük eden herkese tekrar teşekkür etmek istiyorum.