#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanlığı Ve Avrupa Birliği Genel Sekreterliği Bütçesinin TBMM Genel Kurulu’nda Görüşülmesi Vesilesiyle Sayın Bakanın Yaptığı Konuşma, 23 Aralık 2008


Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Bakanlığımın ve Avrupa Birliği Genel Sekreterliği’nin 2009 mali yılı bütçe tasarısının yüce Meclis’in onayına sunulması nedeniyle huzurunuzda bulunmaktayım. Bu vesileyle heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Dış politikamızla ilgili olarak dile getirdikleri görüşler ve yaptıkları katkılardan dolayı grupları adına söz alan milletvekillerine de teşekkür ediyorum.

Geçen seneki bütçe görüşmeleri vesilesiyle Meclisimize hitap ettiğim tarihten bu yana uluslararası gündemi meşgul eden konular içinde maalesef olumsuz unsurlar ağırlıklarını korumayı sürdürmekte. Sıcak çatışmalar, terör, kitle imha silahlarının yayılması tehlikesi, sınır ötesi suç şebekelerinin zararlı faaliyetleri, yasa dışı göç ve giderek ciddi boyutlar kazanan çevre sorunları küresel meseleler olarak tüm devletlerin ortak çözüm çabalarını beklemeye de devam etmekte. Az gelişmiş ülkelerin kalkınma sorunlarının çözümü yolunda şu ana kadar kat edilen mesafenin yetersizliği de ortada. Amerika Birleşik Devletleri’nden başlayıp etkisini kısa sürede tüm dünyada gösteren ve eşi, benzeri görülmemiş son ekonomik kriz ise pek çok ülkeyi etkilemekte. İşte bu ortamda Türkiye, bölgesindeki sorunların aşılması için yoğun diplomatik faaliyette bulunmayı, üçüncü ülkelerin aralarındaki sorunları gidermelerinde kolaylaştırıcı rol oynamayı ve yeni bölgesel açılımlarda bulunmayı sürdürmekte. Ülkemiz, ayrıca, insanlığın ortak bekasını ilgilendiren küresel konularda da kendi katkılarını getirmeye devam etmekte.

Bugün Türkiye, bölgesel ve küresel meselelere çok yönlü olarak yakın ilgi gösteren, mevcut sorunların çözümüne yönelik çabalara aktif katkılarda bulunan, yürüttüğü sağduyulu diplomasiye büyük değer verilen ve çevresine barış, istikrar ve refah yansıtan bir ülke konumunda artık. Bu yapıcı dış siyaset anlayışımız sayesinde Türkiye'nin uluslararası alanda sorumluluk sahibi, etkili, saygın ve hatırı sayılır bir ülke olduğu uluslararası toplum tarafından da teslim edilmekte.

Hepinizin takip ettiği gibi, 17 Ekimde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yapılan seçimlerde 192 ülkeden 151’inin oyunu alarak kırk sekiz yıllık bir aradan sonra önümüzdeki iki yıllık dönem için yeniden Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmemiz de bu durumun en açık göstergesi. Biliyorsunuz, bu oylamalar gizli oylama. Yani hangi ülkenin kime oy verdiğini önceden bilmek-sonradan anlamak mümkün değil. Dolayısıyla bizim kendi içimizde yapmış olduğumuz reformlar, dış politikadaki etkinliğimiz, pek çok ülkenin bir bakıma gönlünü kazanmamız, aldığımız bu olumlu neticenin en önemli göstergesi. Fazlasıyla hak ederek kazandığımız bu konumun izlemekte olduğumuz yapıcı dış politikanın etkinliğini ve görünürlüğünü önümüzdeki yıllarda daha da artıracağı muhakkak. Köklü diplomasi geleneği, bölgesel meselelere ilişkin bilgi birikimi ve kriz yönetimi alanındaki deneyimiyle ülkemiz Güvenlik Konseyi’nin çalışmalarına özgün katkısını getirecektir. Türkiye, Güvenlik Konseyi üyesi olmanın getirdiği sorumlulukların da bilincindedir. Bunun gereği olarak Konsey gündemindeki meselelerin çözümünde uluslararası meşruiyet ilkesi doğrultusunda hareket edeceğiz.

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Komşumuz Irak’la ilgili gelişmeler birçok boyutuyla Türkiye’yi doğrudan ilgilendirmekte. Irak’ın, siyasi birliğini, toprak bütünlüğünü, iç ve dış barışını kurmuş, kendi güvenliğini sağlayabilen, ülkemize de tehdit oluşturan terörist unsurlardan temizlenmiş müreffeh bir ülke hâline gelmesini samimiyetle istiyoruz. Bu amaç doğrultusunda gerek ikili gerek uluslararası platformlarda yoğun çaba gösteriyoruz. Son dönemde Irak’taki istikrar ortamında nihayet göreceli bir düzelme sağlanabildi. Irak’ın istikrarı ve güvenliği açısından kritik bir konuma sahip olan Kerkük konusunun bizim için büyük önem taşıdığını da özellikle vurgulamak istiyorum.

Türkiye, Irak Hükümeti’nin ülkede güvenlik sorumluluğunu tamamen devralmasına ilişkin sürecin tamamlanarak Irak halkının egemenliğine ve bağımsızlığına tam anlamıyla kavuşmasını her zaman desteklemiştir. Bu açıdan, Amerika Birleşik Devletleri ile Irak Hükümeti arasında imzalanan Kuvvetlerin Statüsü Anlaşması’nı ve bu Anlaşma’nın Irak Parlamentosu tarafından onaylanmasını da memnuniyetle karşıladık.

Irak’la kurmuş olduğumuz Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nde, biliyorsunuz Başbakanlar, artı, beşer Bakan bulunmakta. Bu da Irak’la olan ilişkilerimizin her boyutunu geliştirmek için son derece önemli bir mekanizma. Bununla ilgili belge kamuoyuna açıklanmıştır ve özellikle terörizmle mücadele açısından da çok kuvvetli ifadelere yer verilmiştir.

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

PKK terör örgütünün Irak’ın kuzeyinde süregiden mevcudiyeti ve buradaki şer yuvalarından ülkemize düzenlediği saldırılar komşumuz Irak’la ilişkilerimizin süratle gereken düzeye çıkarılabilmesinin önünde en önemli engeli teşkil etmektedir. Bu bakımdan, Irak Hükümeti’nin, terörizmle ortak mücadele amacıyla bizimle imzalamış olduğu anlaşma doğrultusunda daha somut ve etkin adımlar atmaya başlamasını bekliyoruz ve bu yöndeki girişimlerimizi de aralıksız sürdürüyoruz.

PKK tehdidinin ortadan kaldırılması ve terör örgütünün başta Avrupa ülkelerindeki olmak üzere yurt dışı yapılanması aracılığıyla yürüttüğü faaliyetlerin engellenmesi Türkiye bakımından en öncelikli konudur. Bu konuda askerî, ekonomik, diplomatik ve benzeri tüm imkânlar seferber edilerek yürütmekte olduğumuz çabalar, amaç hasıl olana dek sürdürülecektir.

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Ülkemiz, terörle mücadele ve Irak’ın yeniden inşası gibi konuları ve bunun yanında daha pek çok konuda yakın işbirliği içinde olduğu Amerika Birleşik Devletleri’yle de yoğun bir ortak gündeme sahiptir. Bu ülkeyle işbirliğimiz stratejik öneme sahiptir. İki ülkenin dış politika öncelikleri büyük ölçüde örtüşmektedir. Amacımız, ikili ilişkilerimizi karşılıklı çıkarlar temelinde daha da geliştirmek ve çeşitlendirmektir.

Bildiğiniz gibi, Amerika Birleşik Devletleri Başkanlık seçim süreci geçen ay tamamlanmıştır ve Sayın Obama yönetimiyle de stratejik ortaklığımızı karşılıklı güven ve menfaatlerimiz zemininde pekiştirmek için çalışmaya devam edeceğiz.

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Türkiye’nin stratejik bir hedefi niteliğindeki Avrupa Birliği üyeliğimiz, evrensel norm ve uygulamalarıyla ülkemizde günlük hayatın her alanında yansımalarını gösterecek büyük bir reform ve dönüşüm sürecidir. Avrupa Birliği katılım sürecinde gerçekleştirdiğimiz her bir reformun ardından Türkiye biraz daha ilerlemekte, refah seviyesi biraz daha yükselmekte ve ülkemiz çağdaş standartlara biraz daha yaklaşmaktadır.

Türkiye’de demokrasinin derinleşmesi, temel hak ve özgürlüklerin ilerlemesi konusunda Avrupa Birliği süreci önemli bir çerçeve oluşturmaktadır. Tarama çalışmalarının tamamlandığı 2006 yılından bu yana şu ana kadar on fasıl müzakerelere açılmıştır. Ayrıca, yeni Ulusal Programla da… Biliyorsunuz, yoğun bir çalışma sonucunda taslağı tamamlamış bulunmaktayız ve Başbakanlıktaki çalışmalar tamamlandıktan sonra kamuoyuna son hâlini açıklayacağız. Programımız Avrupa Birliği müktesebatının üstlenilmesi ve siyasi reformlar bağlamında kısa ve orta vadede yapmamız gereken yasal düzenlemeleri göstermekte ve Türkiye’nin önceliklerini yansıtmaktadır.

Öte yandan, katılım sürecimizi daha da ileri götürmek için Avrupa Birliği’nin de gerekli adımları atmasını ve sözlerine bağlı kalmasını bekliyoruz ve bunu da her fırsatta AB’li muhataplarımıza iletiyoruz.

Zaman zaman dile getirilen ve Avrupa Birliği’nin bütününü temsil etmeyen münferit açıklamalar ise bizi bağlamamaktadır. Türkiye’nin yegâne hedefi bu süreçte tam üyeliktir. Başka bir seçenek de söz konusu değildir. Bilinmelidir ki Avrupa Birliği üyelik sürecimizde bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da çeşitli zorluklar karşımıza çıkacaktır. Ancak, Türkiye, yılmadan ve yapıcı bir şekilde üzerine düşenleri tek tek hayata geçirecektir.

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Hükümetimizin çok önemli bir dış politika konusu olan Kıbrıs sorununun ancak Birleşmiş Milletler zemininde, yerleşmiş Birleşmiş Milletler parametrelerine dayanan adil, kalıcı ve kapsamlı bir zeminde çözülebileceğine inanmaktadır. Bunun yolu, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonu çerçevesinde, iki tarafın siyasi eşitliğine ve iki kesimliliğe dayalı yeni bir ortaklık devleti kurulmasından geçmektedir. İki kurucu devletin eşit statüsü, garanti ve ittifak anlaşmalarının devamı, Avrupa Birliği’nin kendisini çözüme uyarlayarak, çözüm anlaşmasının Avrupa Birliği’nin birincil hukuku hâline gelmesi ve kabul edilecek anlaşmanın eş zamanlı olarak düzenlenecek ayrı referandumlarla iki halkın onayına sunulması çözüm sürecindeki temel ilkelerimizdir. Bu anlayışımız doğrultusunda, yakın temas içinde bulunduğumuz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Talat adada 3 Eylülde başlayan kapsamlı müzakere süreci çerçevesinde, Rum Yönetimi Lideri Hristofyas ile düzenli olarak bir araya gelmektedir. Görüşmelerde, federal devlete bırakılacak yetkiler ile kurucu devletlerde kalacak yetkiler ele alınmıştır. Yargı ve kilitlenmeyi çözücü mekanizmalar konusu ise taraflar arasında tartışılmaya devam edilmektedir.

Diğer taraftan, komşumuz Yunanistan’la 1999’da başlatılan diyalog süreci çok yönlü olarak devam etmektedir. Bu süreç zarfında başlatılan düzenli siyasi temaslar Ege sorunlarına ilişkin istikşafi görüşmeler ve güven artırıcı önlemler gibi önemli mekanizmalar ilişkilerimize yön vermektedir. İkili ilişkilere hâkim bu olumlu hava, bölgemizde refah ve istikrarın artırılmasına da hizmet etmektedir.

Tarih boyunca yakın etkileşim içinde olduğumuz Balkanlar’daki gelişmeleri de dikkatle izliyoruz. İstikrarı korumaya ve sorunları barışçıl yoldan çözmeye yönelik çabalara da destek veriyoruz. Bu desteğimiz sürecektir. Bölge ülkelerinde akraba ve soydaşlarımız yaşamakta, bu ülkelerde güçlü tarihî, kültürel ve insani bağlarımız bulunmaktadır. Bu durum bizi bölgeye daha da yakınlaştırmaktadır. Balkan halklarının barış ve mutluluk içinde yaşaması içten dileğimizdir. Bu doğrultuda, on yıldan fazla bir süredir Avrupa Birliği ve ABD ile işbirliği yapmaktayız. Balkan ülkeleri arasındaki ikili ve çok taraflı ilişkilerin istikrar içinde daha da geliştirilmesi yönünde aralıksız çaba göstermeye de devam ediyoruz.

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Bizim için büyük önemi sahip bir başka bölge de adı çoğunlukla sorunlar ve çatışmalarla anılan Orta Doğu’dur. Bölgede dürüst ve adil bir muhatap olarak görülen ve tarafların güvenini kazanan ülkemizin Orta Doğu Barış Sürecindeki katkıları artan şekilde talep edilmekte ve aranmaktadır. İsrail ve Suriye arasında ülkemizin himayesinde gerçekleştirilen aracılı barış görüşmeleri de bunun belki de en güzel örneklerinden birisidir. Yine ülkemizin Lübnan’da giderek derinleşme eğilimine giren son siyasi krizin aşılmasında da aktif rolü olmuştur. Hatırlayacak olursanız Cumhurbaşkanlığı seçiminde sadece 2 Başbakan davet edilmiştir; birisi Katar birisi de Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı. Barışın sağlanması ve korunması yolunda sergilediğimiz aktif dış politika çerçevesinde İsrail-Filistin sorununun çözümüne yönelik uluslararası çabaları da kuvvetle desteklemekteyiz. Diğer taraftan Körfez İşbirliği Konseyi’yle Eylül ayında ilk ortak Dışişleri Bakanları toplantısını yaptık ve altı Körfez ülkesi artı Türkiye olarak oluşturduğumuz bu format önümüzdeki yıllarda gittikçe önem kazanacak bir format olacaktır. Yeni kurmuş olduğumuz Türk-Arap İşbirliği Forumu’nda da Ekim ayında biliyorsunuz ilk Bakanlar toplantısını Türkiye’de gerçekleştirdik ve Arap Ligi’ne üye ülkelerle Türkiye’yi bundan sonra her altı ayda bir Bakan seviyesinde bir araya getirecek bu Forumu da dış politikada önemli açılımlarımızdan birisi olarak görüyoruz.

Karadeniz ve Kafkasya bölgelerinin ülkemiz açısından sahip olduğu önem de açık. Biliyorsunuz Türkiye’yle Rusya Federasyonu arasında artık çok kapsamlı ekonomik ve ticari ilişkiler mevcut. Bu yıl Rusya’dan Türkiye’ye gelecek ziyaretçi sayısı 3 milyonu geçecek, inşaat şirketlerimizin bugüne kadar Rusya’da üstlendikleri proje toplamı 30 milyar dolara yaklaştı ve bu yılki ticaret hacmimizin 38 milyar doların civarında gerçekleşmesini bekliyoruz. Bu yıl Rusya, artık, ticaret ortaklarımız arasında birinci sıraya yerleşmiş durumda.

Kafkasya konusunda ise bölge ülkelerinin siyasi ve ekonomik istikrarı, birbirlerinin toprak bütünlüklerine saygı göstermeleri Türkiye için son derece önemli. Bölgedeki sorunların barışçı yollardan çözüme kavuşturulması ve bölgesel işbirliğinin geliştirilmesi Güney Kafkasya politikamızın da temelini oluşturmakta.

Geçtiğimiz Ağustos ayında Gürcistan'da yaşanan olaylar on yedi yıldır donmuş bulunan ihtilafların her an sıcak çatışmaya dönebileceğini de gözler önüne serdi. Krizin patlak vermesinin hemen ardından Sayın Başbakanımız bizzat bu ülkeleri ziyaret ederek bölgede sağduyunun hakim olması yönünde taraflara telkinleri bulundu. Bölge ülkeleri arasındaki güven eksikliği giderilmeden ihtilaflara çözüm bulunamayacak. İşte, biz bu anlayışla Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu’nu başlattık ve ilk defa bu ayın başında beş ülke Bakan Yardımcısı seviyesinde bir araya geldi ve her ne kadar bu ülkeler arasında sorunlar olsa da beş ülkenin bir masa etrafında toplanıp işbirliği alanlarını aramasıyla alakalı bu platform sadece bölgemizde değil tüm dünyada dikkat çeken yeni bir gelişme oldu.

Yakın bir gönül bağımız bulunan Azerbaycan'la ilişkilerimizin çok yönlü ve ortak çıkarlara dayalı bir şekilde gelişmesine de devam ediyoruz ve siyasi ve ekonomik ilişkilerimizin seviyesi, kültürel bağlarımızdaki yakınlıkla âdeta yarışmakta. Bölge gündemindeki siyasi konularla ilgili olarak Azeri makamlarıyla da görüş teatilerine önem veriyoruz.

Diğer taraftan, şubat ayında Ermenistan Cumhurbaşkanlığına seçilen Sarkisyan, Türkiye'yle ilişkiler konusunda daha ılımlı ve diyaloga açık bir tutum benimsemiş durumda. Bunu, temkinli bir yaklaşımla ancak olumlu bir gelişme olarak nitelendiriyoruz. Ermenistan'ın komşularıyla ilişkilerinin geleceği bakımından başlamış olan diyalog sürecine devam etmesini ve bu şekilde, hem Türkiye-Ermenistan hem de Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerinde yeni birer sayfa açılmasını ümit ediyoruz.

Bu konudan bahsetmişken son günlerde tartışılan, bu özellikle özür bildirisiyle alakalı Cumhurbaşkanımızın sözleri hakkında bazı yorumlar yapıldı. Ben, şunu özellikle vurgulamak istiyorum ki Sayın Cumhurbaşkanımız, hem Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sırasında hem Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı döneminde en çetin ortamlar dâhil her türlü uluslararası platformda ve dış temaslarında Türkiye’nin 1915 olaylarıyla ilgili iddialar ve Türk-Ermeni ilişkileri hakkındaki görüş ve önerilerini defalarca açıkça ifade etmiş ve kuvvetle savunmuştur. Bu görüşlerin tümü kayıtlarda açıkça mevcuttur ve Cumhurbaşkanlığı makamının günlük polemiklere konu yapılmasını da doğru bulmadığımı ben burada özellikle vurgulamak istiyorum.

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Enerji konusunda geniş bir vizyona sahip ülkemiz, bu alanda da etkin bir şekilde faaliyet göstermektedir. Doğu-batı ve kuzey-güney ekseninde transit ülke konumumuzu güçlendirme ve Türkiye'yi bir enerji merkezine dönüştürme hedefimiz doğrultusunda son dönemde önemli ilerlemeler de kaydedilmiştir.

Bakü-Tiflis-Ceyhan, Bakü-Tiflis-Erzurum, Nabucco gibi pek çok proje, daha burada adını vakit dar olduğu için sıralamayacağım pek çok proje ya başlamıştır ya inşaat aşamasındadır ya da üzerinde ilgili diğer ülkelerle yoğun görüşmeler devam etmektedir.

Bir başka önemli komşumuz olan İran'la uzun bir geçmişe sahip olan ilişkilerimizde iyi komşuluk bağlarının korunması temel politikamızdır. İran'la güvenlik, ekonomi ve enerji konularındaki işbirliğini karşılıklı fayda esasında geliştirmek istiyoruz. Diğer taraftan, İran'ın nükleer programıyla ilgili sorunun tek çözüm yöntemi olarak gördüğümüz diplomatik ve barışçı yollardan halline yönelik çabalarımızı da aralıksız sürdürüyoruz.

Afganistan ve Pakistan'la köklerini tarihten alan özel nitelikte bağlarımız mevcut. Pakistan'da son dönemde artış gösteren terör olaylarını ve bu dost ve kardeş ülkenin karşı karşıya bulunduğu ekonomik sorunları kaygıyla izliyor, her iki sorunla baş etme yönündeki çabalarına da yoğun ve tam destek veriyoruz. Afganistan'da istikrar ve güvenliğin sağlanmasına ve Afganistan'ın kalkınmasına dönük çabalara katkılarımızı da sürdürüyoruz. Bu amaçla, cumhuriyet tarihimizin en kapsamlı dış yardım programı hâlen Afganistan’da devam etmekte.

Pakistan ve Afganistan'ın güvenine sahip bir kardeş ülke olarak, bu iki ülke arasındaki ilişkilerin ilerletilmesine ve yanlış anlaşılmaların giderilmesine katkıda bulunmak amacıyla geçen yıl başlatmış olduğumuz üçlü zirve sürecinin ikinci toplantısını da yine bu ayın başında İstanbul'da düzenledik.

Diğer taraftan, tarihi ve kültürel bağlarımızın bulunduğu Orta Asya Cumhuriyetleriyle de işbirliğimizin derinleştirilmesi bizim için öncelikli bir hedeftir. Bu kardeş ülkelerin, ekonomik kalkınmalarına, uluslararası toplumla bütünleşmelerine, siyasi istikrar içinde olmalarına, güvenliklerine yönelik tehditlerle mücadelelerine ve her alandaki reform süreçlerine de destek vermeye devam ediyoruz.

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Hükümetimizin uygulamakta olduğu dinamik ve çok boyutlu dış politikayla, kendi bölgesi ve geleneksel müttefikleri dışındaki bölge ve ülkelerle de siyasi ve ekonomik iş birliklerini geliştirmeye özen göstermekteyiz. Dünya ekonomisinde üç büyük ağırlık merkezinden birisi durumunda olan Asya-Pasifik bölgesinin önemli aktörleri olan Çin, Hindistan ve Japonya'yla da pek çok alanda büyük bir işbirliği potansiyeli mevcut. Bu ülkelerle olan ilişkilerimizi geliştirme kararlılığımız hızla somut sonuçlar vermekte ve bu ülkelere en üst düzeyde yapılan ziyaretlerle ilişkilerimiz pekiştirilmekte.

Bölgesinin önemli aktörlerinden birisi olan Hindistan'la ikili ilişkilerimiz her alanda önemli bir gelişme göstermekte. Hindistan'ın Mumbai kentinde 26-27 Kasım tarihlerinde düzenlenen terör saldırısı, Sayın Başbakanımızın Kasım ayında yaptığı ziyarette de önemle gündeme getirmiş olduğu terörizmle mücadelede uluslararası işbirliğinin gerekliliğini bir kez daha ortaya koydu. Bu saldırılar sonrasında Pakistan ile Hindistan arasında ortaya çıkan gerginliğin, bu iki komşu ülkenin işbirliği ve teröre karşı birlikte mücadelesiyle aşılabileceğine inanıyoruz.

2008 yılı, ülkemizin yeni bölgesel açılımlarına da tanık oldu. Bu çerçevede, Afrika Birliği, ilk defa Ocak ayında Türkiye'yi bir stratejik ortak ilan etti ve dünyadaki üç ülkeden birisiyiz tek başına stratejik ortak ilan edilen.

Yine, ilk kez Türkiye-Pasifik Adaları Dışişleri Bakanlarını topladık bu dönemde ve Karayipler Topluluğu'yla da yüksek düzeyli toplantımızı yine İstanbul’da gerçekleştirdik.

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

21’inci Yüzyılda giderek daha fazla insan odaklı hâle gelen dış politikamız içinde, yurtdışında yaşayan ve bulundukları ülkelerle Türkiye arasında bir köprü oluşturan vatandaşlarımız çok önemli bir yere sahip. Bu vatandaşlarımıza, ileri teknolojik imkânlar kullanılarak, bir yandan en yaygın ve kaliteli hizmet vermeyi ve etkin himaye sağlamayı, diğer yandan da vatandaşlarımızın içinde yaşadıkları toplumun ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi yaşamına aktif olarak katılabilen, mutlu ve başarılı bireyler olmalarını teşvik etmeyi ve bu meyanda ana dilleri ve öz kültürleriyle bağlarını korumalarını amaçlıyoruz.

Bu çerçevede, vatandaşlarımızı doğrudan etkileyen yabancı düşmanlığı, ayrımcılık ve ırkçılık içerikli söylem, eylem ve uygulamalarla etkin bir şekilde mücadele etmek; ayrıca, vatandaşlarımızın, başta temel insan hakları olmak üzere, ikili ve çok taraflı anlaşmalardan kaynaklanan hak ve çıkarlarını korumak üzere girişimlerimizi her düzeyde sürdürüyoruz.

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

İzlediğimiz aktif dış politika, bazı bölgelerdeki temsil düzeyimizin artırılmasını da zorunlu kıldı. Bu bağlamda, başta Afrika ülkeleri olmak üzere yirmi bir tane yeni büyükelçilik ve on dört tane yeni başkonsolosluk açma kararını da almış durumdayız.

Sahip olduğumuz imkânlar ne kadar kısıtlı olursa olsun, Bakanlığımın ve Avrupa Birliği Genel Sekreterliği’nin her seviyedeki personeli, ulusal çıkarlarımız ve dış politika hedeflerimiz doğrultusunda, sorumluk anlayışı ve azimle hizmet vermeye devam etmektedir.

Ben bu düşüncelerle, 2009 bütçesinin ülkemiz için hayırlı olmasını diliyorum ve yüce heyetinize saygılarımı sunuyorum.