#

Bakanlığı Takip Edin:

Sayın Bakanımızın Türkiye-KİK Stratejik Diyaloğu 1. Dışişleri Bakanları Toplantısında Yaptıkları Konuşma, Cidde, 2 Eylül 2008


Sayın Bakanımızın Türkiye-KİK Stratejik Diyaloğu
1. Dışişleri Bakanları Toplantısında Konuşma

Sayın Başkan,
Sayın Genel Sekreter,
Değerli Meslektaşlarım,

Türkiye ile Körfez İşbirliği Konseyi arasında Yüksek Düzeyli Stratejik Diyalog mekanizmasının, idrak etmekte olduğumuz mubarek Ramazan ayıyla birlikte hayata geçirildiği bu toplantı münasebetiyle Cidde’de sizlerle biraraya gelmekten büyük bir mutluluk duymaktayım.

Bu vesileyle, şahsım ve heyetime gösterilen sıcak konukseverlikten dolayı evsahibi Suudi Arabistan’a; bu toplantı için mükemmel bir organizasyon yapan KİK Sekretaryası’na; ve toplantının başarısı için emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Bu sürecin başlatılması yönünde sergilediği ve bizi bugün buraya getiren katkıları için de KİK Dönem Başkanı Katar’a da ayrıca bir teşekkür borçluyuz.

Son bir yıl içinde KİK ülkelerinin tamamıyla en üst düzeyde karşılıklı ziyaretler gerçekleştirdik. Bu ziyaretlerde, ilişkilerimizin her yönüyle geliştirilmesi hususunda karşılıklı güçlü bir siyasi irade bulunduğunu memnuniyetle müşahade ettik. Geldiğimiz bu noktada, KİK’le ilişkilerimize kurumsal bir kimlik kazandırmanın ortak menfaatlerimize hizmet edeceğine ve işbirliğimizde yeni ufuklar açacağına inanıyoruz.

Bu inançla bugün başlattığımız bu girişimle esasen KİK ile Türkiye için önemli bir ilke imza atmaktayız. Tesis edilen stratejik diyaloğun KİK’in tek bir ülkeyle sahip olduğu ilk düzenli danışma sürecini oluşturduğunu anlıyoruz.

Bu yeni girişimle aramızdaki kuvvetli dostluk ve kardeşlik bağlarını kurumsal bir çerçevede daha da güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Siyasi, ekonomik, savunma, güvenlik ve kültür alanlarındaki işbirliğimizi düzenli üst düzey istişareler yoluyla daha da ilerletmeyi hedefliyoruz.

Körfez bölgesinin istikrar ve güvenliğine büyük önem atfetmekteyiz.

Bugün Ortadoğu’da bu kriz kuşağı bulunmaktadır. Bu kriz kuşağı, maalesef kuzeyde Türkiye’nin, güneyde Körfez’in arasında kalan bölgede yer almaktadır. Türkiye ve Körfez, bu kuşaktaki krizlerin çözümlenmesi için bölgenin istikrarına olumlu katkıda bulunabilecek ve bulunan iki kanatta yer almaktadır. Katar’ın Doha Mutabakatı’nın sağlanmasındaki, ülkemizin ise İsrail ile Suriye arasında başlayan aracılı görüşmelerdeki rolü bu durumun bir göstergesidir.

KİK’in bölgede güvenlik, istikrar ve refahın sağlanması için önemli bir görev üstlendiğini düşünüyoruz. Türkiye Körfez bölgesinde ortaya çıkabilecek herhangi bir istikrarsızlıktan doğrudan etkilenecek ülkelerin başında yer almaktadır. Bu bağlamda, bugün tesis edilen diyalog mekanizmasının Türkiye ile KİK üyesi ülkeler arasındaki stratejik ilişkilerin gelişmesine büyük katkı sağlayacağı inancındayız.

Son 5 yıl içinde Türkiye ve Körfez ülkeleri, Ortadoğu’nun ekonomik anlamda yükselen iki yıldızıdır. Ülkemizin son 5 yılda gösterdiği ekonomik performans kayda değerdir. Körfez bölgesinin ekonomik açılımları da hepimizin malumudur. Körfez bölgesi artık sadece petrolle anılmamaktadır. Bölgedeki sermaye artışı, gelişen hizmet sektörü, süratle artan altyapı yatırımları dünyanın ilgisini buraya çekmektedir. Dolayısıyla, ekonomik işbirliğimiz de bu stratejik gündemin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Türkiye Körfez ülkelerinin doğal ekonomik partneri konumundadır. Ekonomik alanda gerekli hukuki altyapıya sahip olmakla birlikte, bu ilişkilerimizin daha da geliştirilmesi gerektiği hususunda hemfikir olduğumuzu görüyoruz. Ülkelerimiz arasındaki ticaret hacmi son 5 yılda 4 misli artmış olmakla birlikte, gerçek potansiyelimizin esasen bunun çok ötesinde olduğunu biliyoruz.

Müzakererleri bir süredir devam eden Türkiye ile KİK arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması’nın en kısa sürede sonuçlandırılmasını temenni ediyoruz. Sözkonusu Anlaşma’nın yürürlüğe girmesiyle ekonomik işbirliğimizde daha da büyük hamleler yapabileceğimize inanıyoruz.

KİK ülkelerinde kaydedilen ekonomik gelişmeyi yakından izliyoruz. Hem Türkiye’de hem KİK ülkelerindeki ekonomik reform çalışmalarının ülkelerimiz arasındaki karşılıklı yatırımlara ivme kazandıracağına ve özel sektörün önünü açacağına inanıyoruz. Karşılıklı yatırımlarımızı daha da güçlendirmek ve bölgesel ekonomik menfaat birlikteliğimizi sağlamak adına işadamlarımızı teşvik etmeye devam etmeliyiz.

Bu çerçevede, KİK ülkelerinin Türkiye’de daha fazla yatırım yapmalarını bekliyoruz. Türk müteahhitlik sektörünün de 1980’lerden bu yana aktif olduğu Körfez bölgesinde edindiği önemli deneyimi daha büyük projeler üstlenerek geliştirmesini arzu ediyoruz.

KİK ülke vatandaşlarına 2005 yılından bu yana tek taraflı olarak vize rejimi kolaylıkları uygulamaktayız.

Değerli Meslektaşlarım,

Enerji, uluslararası gündemde öncelikli olarak yer alan bir konudur. Günümüzde, enerji tüketicileri enerji kaynak ve güzergâhlarını çeşitlendirmeye ve güvence altına almaya; enerji üreticileri de enerji talep ve arz dengesinin sürdürülebilir olmasına çalışmaktadırlar.

Türkiye, hidrokarbon kaynakları bakımından zengin Hazar Havzası, Orta Asya ve Orta Doğu bölgeleriyle tüketici pazarlar arasında bir transit ülke konumundadır. Enerji kaynaklarının kesintisiz ve güvenilir şekilde dünya pazarlarına sevkıyatını sağlamak üzere Doğu-Batı ve Kuzey-Güney eksenlerinde çeşitli projeler geliştirmekteyiz.

Enerji konusunun Türkiye ve KİK ülkeleri arasında işbirliği için önemli fırsatlar sunduğunu, bu imkânı birlikte iyi değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bu konuyu stratejik diyaloğumuzda öncelikli bir başlık yapmayı, gerekirse müteakip toplantılarımızda uzmanlarımız düzeyinde ele almayı değerlendirebiliriz.

Körfez bölgesiyle ulaştırma altyapımızı da güçlendirmek istiyoruz. Bu çerçevede, üzerinde özellikle durmak istediğim ve önem atfettiğimiz bir diğer potensiyel işbirliği alanı, bölge ülkelerini birbirlerine ve nihayetinde Türkiye’ye bağlayacak bir demiryolu ulaştırma ağı kurulmasıdr. KİK ülkelerini Türkiye üzerinden Avrupa’ya da bağlayacak böyle büyük çaplı bir altyapı prestij projesinin deniz ve havayolu bağlantıları ile de desteklenmesi düşünülebilir. Teknik ayrıntıları değerlendirmek üzere ilgili yetkililerimizin en kısa sürede bir araya gelmesinin ve gerekli fizibilite çalışmalarının başlatılmasının her iki taraf için yararlı sonuçlar getireceği kanaatindeyim.

Ayrıca, Barselona Süreci: Akdeniz için Birlik çerçevesinde geliştirilecek projelerin de, hem ikili hem de diğer Arap ve Avrupa ülkelerini kapsayacak şekilde, işbirliği olanakları sunabileceğini düşünüyoruz.

Değerli Meslektaşlarım,

Siyasi gündemimiz bölgemizde yaşanan önemli gelişmeleri yansıtmaktadır. Bir ucunda Türkiye’nin diğer ucunda Körfez’in yer aldığı bu ortak coğrafya yaşanan sıcak gelişmeler nedeniyle uluslararası toplumun gündeminin odağındaki bir bölge olmaya devam etmektedir.

Türkiye ve KİK ülkelerinin bu bölgedeki öncelikleri aynıdır. Ortak amacımız bölgede barış ve istikrarın hâkim kılınması, güvenliğin geliştirilmesi ve refahın yaygınlaştırılmasıdır. Bu amaç doğrultusunda, çabalarımızı, enerjimizi ve birikimimizi birleştirmeliyiz.

Zira, yarım asırdan fazla bir süreyle bölgenin sorunlarının temelinde yatan Filistin meselesine ilave olarak bugün bu coğrafyada sayısız yeni buhran türemiştir. Coğrafyamızda yaşanan gelişmeler bölgemizin çehresini değiştirmiştir.

Başlattığımız bu diyalog, hepimizi yakından ilgilendiren ve etkileyen bölgemiz ve ötesindeki bu gelişmeler hakkında düzenli olarak kapsamlı danışmalarda bulunulmasına, görüş ve değerlendirmelerimizin paylaşılmasına imkan sağlayacaktır. Bu danışmalarımızın son tahlilde bölgemizde barış, istikar ve refahın tesisi yönündeki ortak vizyonumuza katkıda bulunacağını düşünüyoruz.

Değerli Meslektaşlarım,

Bölgemizdeki sorunların bazılarına temas etmeden önce, Türkiye bakımından öncelikli konuların başında gelen Kıbrıs meselesine değinmek istiyorum. Biliyorsunuz Ada’daki kapsamlı görüşmeler yarın başlıyor.

KİK ülkelerine her şeyden önce Kıbrıs Türk halkının haklı davasına verdikleri destekten ötürü teşekkür etmek istiyorum. KİK ülkelerinin Kıbrıs Türk halkının dünyayla bütünleşme çabalarına yardımcı olmak üzere Kıbrıs Türk Devleti’yle ilişkilerini her alanda geliştirmeye devam etmelerini bekliyoruz. Kıbrıs Türklerinin içinde bulundukları yanlızlıktan kurtulmalarını ve yıllardır maruz kaldıkları haksız izolasyonların sona erdirilmesini teminen KİK ülkelerinin somut adımlar atabileceklerini, bu bağlamda, Kıbrıs Türk Devleti’yle özellikle turizm, yatırım, eğitim, kültür ve doğrudan ulaşım gibi alanlarda önemli işbirliği potansiyeli bulunduğunu düşünüyoruz.

Değerli Meslektaşlarım,

Türkiye olarak, etkilerini doğrudan hissettiğimiz bölgemizdeki ihtilafların çözümüne, stratejik konumumuzun, tarihi birikimimizin, coğrafi ve kültürel bağlarımızın, barışı koruma faaliyetlerindeki deneyimlerimizin bize bahşettiği imkânlardan yararlanmak suretiyle, yapıcı katkılarda bulunma gayreti içindeyiz.

Bu anlayış, başta Filistin meselesi, Arap-İsrail ihtilafı, Irak ve Lübnan’daki durum olmak üzere, benzer görüş ve kaygıları paylaştığımız Orta Doğu bölgesi için de geçerlidir.

Bu doğrultuda, İsrail – Filistin ihtilafına çözüm arayışlarında tarafların güvenine mazhar bir ülke olarak aktif rol aldığımız gibi, İsrail ile Suriye arasında başlayan aracılı görüşmelere de nezaret etmekteyiz.

Türkiye, Annapolis sürecini desteklemiştir. Arazide karşılaşılan sorunlara rağmen bu sürecin başarıya ulaşmasını hala ümit ediyoruz.

Öte yandan, Filistinliler arasındaki bölünmüşlüğün biran önce giderilmesi hem Filistin davasına hem de barış sürecine olumlu katkı yapacaktır. Bu yöndeki uzlaşı çabalarını da kuvvetle destekliyoruz.

Doha Mutabakatı’yla Lübnan’da Cumhurbaşkanı seçiminin gerçekleştirilmesini ve bunun ardından Ulusal Birlik Hükümeti’nin kurulmasını memnuniyetle karşıladık. Hasas bir dönemden geçmekte olan Lübnan’daki dostlarımızın doğru yönde ilerlemeye devam edeceklerine inanıyoruz. Türkiye, Lübnan’daki tüm sorunların ulusal diyalog ve uzlaşıyla aşılması yolunda bugüne kadar sergilediği yapıcı katkıları sürdürecektir.

Suriye-Lübnan ilişkilerinin normalleşmesi de bölgesel istikrar açısından tabiatıyla önem taşımaktadır. Bu çerçevede, Lübnan Cumhurbaşkanı’nın geçtiğimiz ay Şam’ı ziyaret etmesini ve iki ülke arasında diplomatik ilişki tesis edileceğinin açıklanmasını memnuniyetle karşılıyoruz.

Arap Ligi Dönem Başkanı Suriye Cumhurbaşkanı Esad, Körfez İşbirliği Konseyi Dönem Başkanı Katar Emiri Şeyh Hamad, AB Dönem Başkanı Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ve Sayın Başbakanımız iki gün sonra Şam’da dörtlü bir Zirve’de biraraya geleceklerdir. Bahsekonu Zirve’de Sayın Başbakanımıza refakat etmek üzere ben de buradan doğrudan Şam’a gideceğim.

Arap Ligi’yle İşbirliği Forumu; KİK’le Stratejik Diyalog mekanizması tesis etmiş olan; AB’yle katılım müzakereleri yürüten ve gerek Avrupa gerek Orta Doğu’yla tarihin derinliklerinden geleceğe uzanan köklü bağlara sahip olan Türkiye’nin bu dörtlü Zirve’ye katılması bölgedeki barış ve istikrar çabalarına yönelik taahhüdümüzün bir başka tezahürü olarak algılanmalıdır.

Orta Doğu’daki sorunlara bölge ülkeleri olarak sahip çıkmamız gerektiği görüşündeyiz. Bu anlayıştan hareketle, bölgede bir güvenlik ve işbirliği mekanizması kurulmasına yönelik bir girişim başlatmış bulunuyoruz. Bu konuda KİK üyesi ülkelerinin desteğini bekliyoruz.

Diğer taraftan, Irak’ın toprak bütünlüğünün ve ulusal birliğinin korumasını Orta Doğu’da barış, istikrar ve refahın kalıcı biçimde tesisi bakımından temel nitelikte görmekteyiz. Irak’ta istikrarın ve asayişin sağlanabilmesi için Iraklıların ülkelerinin geleceği üzerinde ortak bir vizyona sahip olması gerekmektedir. Bu ortak vizyon için ihtiyaç duyulan siyasi uzlaşı ancak Iraklı gruplar arasındaki siyasi diyalog süreciyle sağlanabilecektir. Türkiye bu süreci desteklemektedir.

Türkiye’nin girişimiyle başlatılan ve daha sonra P5 ve G8’i de kapsayacak şekilde genişletilen Irak’a Komşu Ülkeler süreci de Irak’ta istıkrarın tesisine yardımcı olmak amacına yöneliktir.

Irak’la ikili işbirliğimize, Sayın Başbakanımızın 10 Temmuz 2008’de gerçekleştirdiği Bağdat ziyaretiyle ivme kazandırdık. Ziyaret sırasında, Sayın Başbakanımız ve Irak Başbakanı Maliki’nin eşbaşkanlığında Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi mekanizmasını ihdas ederek, Irak’la ikili işbirliğimizi somut projeler temelinde ilerletmenin yolunu açtık.

Önümüzdeki dönemde, güvenlik ve istikrar ortamının daha köklü bir biçimde tesis edilmesiyle Irak’ın ekonomik açıdan da hızla ilerleme kaydetmeye başladığını hep birlikte göreceğimizi ümit etmekteyiz. Bu itibarla, Irak’ta barış, istikrar ve refahın tesis edilmesine yönelik katkılarımızı, KİK ülkeleriyle beraber devam ettirmek arzusundayız.

Öte yandan, Kerkük’te gerilimin artmasından ve şiddet olaylarının yayılmasından kaygı duymaktayız. Bu olayların Bağdat’ta süren yasama çalışmalarını ve genel siyasi süreci rayından çıkarmayı hedeflediğini görüyoruz. Esasen, Irak’ın tüm sorunlarına siyasi uzlaşı çözümleri bulunabileceğine inanıyoruz. Kerkük’ün nihai statüsünün de Kerküklü tüm grupların katılımıyla belirlenmesi Irak’ın istikrarına katkı yapacaktır.

Bölgemizi, bizleri yakından ilgilendiren tüm bu konularda Türkiye ile KİK’in İKÖ içinde daha etkin bir eşgüdüm ve işbirliğine gitmesi, bölgede istikrarın sağlanmasında şüphesiz olumlu rol oynayacaktır.



Değerli Meslektaşlarım,

Nükleer silahların yayılması KİK gibi ülkemiz için de ciddi bir endişe kaynağı olmaya devam etmektedir. Silahların kontrolü, silahsızlanma ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesi Türkiye’nin ulusal güvenlik politikasının önemli unsurlarını oluşturmaktadır. Küresel düzeyde kapsamlı silahsızlanmaya önem atfetmekte, uluslararası güvenliğin silahların kontrolü, silahsızlanma ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesi yoluyla sürdürülmesine yönelik bütün çabaları desteklemekteyiz.

Orta Doğu’da kitle imha silahlarının yayılmasına karşı olan Türkiye, nükleer silah kapasitesine sahip bir İran görmek istememektedir. İran’ın nükleer programına ilişkin soruna görüşmeler yoluyla, diplomatik bir çözüm bulunmasını arzuluyoruz. Bu bağlamda, son dönemde hem Altılara mensup dostlarımız hem İranlı komşularımızla yakın temaslarda bulunduk. Keza, İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın geçtiğimiz ay Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyarette de, konuya ilişkin mesajlarımız İran tarafına en üst düzeyde bir kez daha ilettik. Verdiğimiz mesaj, Altıların sunduğu yeni teşvik paketiyle açılan fırsat penceresini iyi değerlendirmesi; müzakere sürecini iyi niyetle devam ettirmesi ve bu bağlamda herhangi bir zamanlama hatası yapmaması yönünde olmuştur.

Öte yandan, Afganistan’daki güvenlik ve diğer siyasi ile ekonomik sorunların aşılmasına yönelik çabalara, uluslararası toplumla yakın bir işbirliği halinde katkı sağlamaya devam ediyoruz. Keza, her ikisiyle de tarihi dostluk ve kardeşlik ilişkilerine sahip olduğumuz Afganistan ile Pakistan arasındaki ilişkilerin karşılıklı güven ve işbirliği temelinde ilerletilmesine katkıda bulunmak amacıyla, geçen yıl başlattığımız Ankara Süreci’nin devamına büyük önem atfediyoruz.

Pakistan hem Türkiye’nin hem de KİK ülkelerinin dayanışma içinde olduğu, barış ve istikrarına önem verdiği bir ülkedir. Türkiye, Pakistan’ın demokrasisinin güçlenmesi çabalarında her zaman yanında olmuştur. Bu çerçevede, Pakistan halkının bütününü ve tüm siyasi kesimleri aynı kardeşlik duygularıyla kucaklayan Türkiye, bu dost ülkenin içinden geçmekte olduğu siyasi süreçte, Pakistan’da ulusal birlik ve toplumsal uzlaşı anlayışının hâkim olmasını içtenlikle temenni etmektedir.

Değerli Meslektaşlarım,

Belki Türkiye’yi daha yakından ilgilendiren, Körfez bölgesinde de dolaylı yansımaları bulunan güncel bir gelişme ise, son dönemde Rusya ile Gürcistan arasında yaşanan sıcak çatışmadır. Bu gelişmeler Kafkasya bölgesinin barış ve istikrarının ne kadar kırılgan olduğunu açık bir şekilde ortaya koymuştur. Bu gelişmelerden kaygı duyuyoruz.

Komşumuz Gürcistan’ın sorunlarının, toprak bütünlüğü, bağımsızlığı ve egemenliği ilkeleri temelinde barışçı yollardan çözülmesine önem veriyoruz. Bu çerçevede, Sayın Başbakanımız Kafkasya’da bir İstikrar ve İşbirliği Platformu kurulması önerisinde bulunmuş, bu konuda savaş başladıktan dört gün sonra Rusya dâhil bölge ülkeleriyle bir görüşme süreci başlatılmıştır. Nitekim buraya gelmeden önce, Türkiye’yi ayrı ayrı ziyaret eden Azerbaycan, Gürcistan ve Rusya Dışişleri Bakanlarıyla görüştüm. Kafkasya’daki sorunlara görüşmler yoluyla çözüm bulunması için katkılarımızı sürdüreceğiz.


Bu vesileyle, Türkiye’nin 2009–2010 dönemi için BM Güvenlik Konseyi adaylığına KİK üyesi ülkeler olarak ayrı ayrı verdiğiniz değerli destek için teşekkür etmek istiyorum. Güvenlik Konseyi’nin gündeminde bulunan sorunların ve meselelerin çoğunun çözümüne yönelik gayretlerin merkezinde yer almamıza karşın, sözkonusu Konsey’de yarım yüzyıla yakın bir süredir temsil edilmemekteyiz.

Sizlerin de desteğiyle bu durumu Ekim ayında BM Genel Kurulu’nda yapılacak seçimlerde değiştirmeyi ümit ediyoruz. Türkiye seçimlere Batı Avrupa ve Diğerleri Grubu’ndan katılacaktır.


Değerli Meslektaşlarım,

Sözlerime son vermeden hepimiz için önem taşıyan iki konuya kısaca temas etmek istiyorum.

Dünyanın dört bir yanında meydana gelen terör eylemleri terörizmin ulusal, coğrafi veya dini sınırlar tanımayan, hepimizi tehdit eden ortak bir düşman olduğunu gözler önüne sermektedir. Terörizmi, kaynağı, gerekçesi ve iddiası ne olursa olsun kınıyor ve “insanlığa karşı işlenen bir suç” addediyoruz.

Terörizmle uzun mücadelemizde edindiğimiz acı deneyimler ışığında, ikili, bölgesel ve uluslararası boyutta işbirliğinin güçlendirilmesini hayati önemde gördüğümüzü bir kez daha vurgulamak isterim.

Ayrıca son yıllarda gözlenen terörizmi kutsal dinimiz İslam’la ilişkilendirme girişimleri de kabul edilemezdir. Bu tür yaklaşımların önüne set çekilmesi gerekmektedir.

Farklı inançlar arasında ortak değerlere ve karşılıklı anlayışa dayalı bir işbirliği kültürü yaratılması ve bu doğrultuda uluslararası düzeyde bir diyalogun tesisi bu amaca da katkı sağlayacaktır.

İspanya’yla birlikte başlattığımız ve bugün geniş katılımlı bir BM projesine dönüşen Medeniyetler İttifakı girişimi de böyle bir gayretin ürünüdür.

Şu anda 80’in üzerinde ülkeyi ve uluslararası örgütü kapsayan İttifakın Dostlar Grubu’na KİK üyesi ülkelerin büyük çoğunluğunun katılmış olmasından memnuniyet duyuyoruz. Bugüne kadar katılmamış olan ülkeleri de Dostlar Grubuna dahil olmaya davetle, sizleri 2-3 Nisan 2009 tarihlerinde İstanbul’da evsahipliğini yapacağımız Medeniyetler İttifakı İkinci Forumu’nda görmeyi arzu ediyoruz.

Bu düşüncelerle, Yüksek Düzeyli Stratejik Diyaloğun kuruluşuna verdiğiniz destekten dolayı siz değerli meslektaşlarıma çok teşekkür ediyor, tesis ettiğimiz bu mekanizmanın hepimiz için hayırlı olmasını diliyorum.

Sıcak misafirperverliğinize gelecek ilkbaharda Türkiye’de yapabileceğimiz müteakip toplantımız münasebetiyle karşılık verebilmeyi ümit ediyorum.

Teşekkür ederim.