#

Bakanlığı Takip Edin:

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan ile Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu'nun Devir Teslim Vesilesiyle Yaptıkları Konuşmalar, 2 Mayıs 2009

SAYIN DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN: Sayın Bakanım, değerli çalışma arkadaşlarım, değerli basın mensupları,

28 Ağustos 2007 tarihinde, Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’den devraldığım Dışişleri Bakanlığı görevimi bugün huzurlarınızda çok sevdiğim, saydığım ve güvendiğim bir insana, Sayın Ahmet Davutoğlu’na devrediyorum.

Dışişleri Bakanlığı Türkiye Cumhuriyeti devletinin en önemli kurumlarından birisi ve öyle bir kurum ki, yaptıklarının, katkılarının sadece çok küçük bir bölümünü kamuoyu ile paylaşabiliyor. Benim bu 20 aylık Dışişleri Bakanlığı dönemimde önüme gelen dosyaların dokümanların pek çoğunun üzerinde bir gizli kaşesi, gizli ibaresi vardı. Bunları da ancak bilmeye yetkili olan insanlar görebilirdi. Kurumun yaptığı çalışmaların, aktivitelerin pek çoğu aynı buzulun suyun altındaki kısmı gibi. Büyük kısmı, belki de çoğu zaman kamuoyuyla paylaşılamayacak konular. Ama şunu ifade etmek istiyorum ki bu kurumun en önemli görevi, Türkiye’nin milli menfaatlerini dünyanın her yerinde gözetmek, korumak, kollamak, milli davalarımızı savunmak, ülkemizin itibarını her yerde korumak ve yüceltmek.  Dışişleri Bakanlığı Türkiye’nin itibarını dünyanın dört bir yanında temsil eden bir kurum. Bu dönemde Dışişleri Bakanlığının yüzlerce mensubu ile yakın bir mesai yapma imkanı buldum. Bu kurum milletini devletini seven ilkeli prensipli insanların çalıştığı bir kurum. Böyle bir kurumun başında olmak, Dışişleri Bakanı olarak görev yapmak benim için her zaman bir onur kaynağı oldu. Bir dönem bu görevi üslenmiş olmaktan ömrüm boyunca şeref duyacağım.
 
Değerli arkadaşlar, görev sürem boyunca milli çıkarlarımızın korunması temel düsturum oldu. Haklı milli davalarımızın savunması üzerinde hassasiyetle durdum. Türkiye’nin ortak değerler ve ideallerin yaygınlaşmasına ve hayata geçirilmesine katkı veren bir ülke olması gerektiğine inandım. Bu süre zarfında Bakanlık olarak çok boyutlu sağduyulu, ön alıcı, gerçekçi ve sorumlu bir dış politika izledik. Sadece bölgemizde değil, tüm dünyada barışın hakim kılınması için etkin faaliyetlerde bulunduk. BM Güvenlik Konseyi’ne yüzde 80 gibi yüksek bir oranda oy alarak seçilmemiz belki bunun en önemli göstergesi.

Diğer taraftan, yardım elimizi dostlarımıza uzatmaktan geri kalmadık. Küreselleşme sürecinin nimetlerinden herkesin daha fazla ve adilane bir biçimde yararlanması için çaba gösterdik. Dinler ve kültürler arasında husumet tohumları ekilmesinin önüne geçmeyi temel bir öncelik olarak belirledik. Gelecek nesillere her bakımdan daha yaşanabilir bir dünya bırakabilmeyi şiar edindik. Tüm bunları yaparken, komşularımızla ilişkilerimizin geliştirmesini ihmal etmedik. Kökleşmiş bazı sorunların aşılması için yoğun bir çaba sarf ettik. Ülkemizin bulunduğu coğrafya bize birçok fırsatlar sunmakta. Diğer taraftan sorunlu bölgelerin de çevrelediği bir konuma sahibiz. Gayet çetin sorunlarla karşı karşıyayız. Küresel barış ve istikrara yaptığımız katkılar ülkemizden beklentileri de artırdı.

Karşılıklı etkileşimin görülmemiş boyutlara ulaştığı bir dönemi yaşıyoruz. Uluslararası meselelere kayıtsız kalınması artık mümkün değil ve Türkiye küresel ölçekte düşünen ve çağdaş sorumluluk anlayışının gereği olarak bunu yapan bir ülke.

Değerli çalışma arkadaşlarım değerli basın mensupları, Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu dış politika konusunda Türkiye’nin yetiştirdiği en değerli isimlerden birisidir. Üstelik kendisi 2002 yılından bu yana hükümetimizin dış politika çalışmalarının bizzat içinde olmuştur ve Sayın Başbakanımızın Başdanışmanı sıfatıyla dış politika vizyonumuza çok önemli katkılarda bulunmuştur. Bugünden itibaren ise artık bir hükümet üyesi olarak ve yeni Dışişleri Bakanımız olarak görevine devam edecektir.

Ben kendisini tekrar kutluyorum, tebrik ediyorum ve çalışmalarında başarılar diliyorum. Büyük bir iç huzur ve gönül rahatlığıyla görevimi kendisine devrediyorum, hayırlı olsun.

SAYIN DIŞİŞLERİ BAKANI PROF. AHMET DAVUTOĞLU: Sayın Bakanım, Dışişleri Bakanlığımızın saygıdeğer mensupları, değerli basın mensupları,
 
Ben her şeyden önce Sayın Bakanımızın bu içten girişi ve sunuşu için çok teşekkür ediyorum. Kendisiyle çalışmak her zaman benim için büyük bir zevk olmuştur. Ayrıca Sayın Başbakanımızın ve Sayın Cumhurbaşkanımızın teveccühleri ve bu yeni görevlendirmeleriyle dolayısıyla da onlara minnetlerimi ifade etmek istiyorum. Bu benim için hem büyük bir onur, büyük bir şeref, hem de ülkeme bir borç edası için yeni bir imkan sunmaktır. Hepimiz aslında bu ülkeye bu millete bu köklü devlet geleneğine bir borç edasıyla meşgulüz.

Makamlarımız değişebilir, konularımız değişebilir ama duygularımız, hislerimiz, kararlılığımız, aidiyetimiz hep aynı kalacaktır. Sayın Bakanımız bu konuda bizim için çok güzel bir örnek teşkil etmiştir. Daha önce ekonomi idaresinde yürüttüğü o etkin ve basiretli yönetimi Dışişleri Bakanlığı döneminde de hepimizin şahit olduğu şekilde en güçlü şekilde sürdürmüştür. Bakanlığı döneminde Kosova’dan Gürcistan’a, Lübnan’dan Afganistan’a, Irak’tan Darfur’a kadar uluslararası sistemin bölgemizdeki birçok yapılanmanın yeniden şekillendiği dönemde son derece etkin ve basiretli bir yönetim sergilemişlerdir. Bizler de ona yardımcı olmaya çalıştık; hem Dışişleri camiası olarak hem Başbakanlık ve diğer kurumlardaki arkadaşlar çalışma arkadaşları olarak. Şimdi iki yılın sonuna geldiğimizde ben gönül rahatlığıyla yine kendisinin ifade ettiği gibi böyle bir emaneti kendisinden devir alırken büyük bir sorumluluğu ve güçlü bir mirası da devraldığımı düşünüyorum. Kendisine bu konuda sizin adınıza da teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum. Yeni görevinde de aynı etkinlikte ülkemizin geleceği için refahı için büyük gayretler sarf edeceğine inancımız tamdır. Ve bu Bakanlık camiası olarak her an yanında olduğumuzu ve her an kendi evinde hissedecek şekilde Bakanlığımıza teşrif edebileceklerini de sizin adınıza söylemek istiyorum.

Türk dış politikası son dönemde, çok ciddi bir değişim yaşamaktadır. Uluslararası sistem değişmektedir. Bölgemizdeki dengeler değişmektedir. Türk dış politikası da Dışişleri Bakanlığımızın yoğun çalışmasıyla bu değişime ayak uydurmaya çalışıyor. En önemli değişimimiz kriz odaklı bir yaklaşımdan vizyon odaklı bir yaklaşıma geçiştir. Bugün hangi konu açılırsa açılsın, Sayın Bakanımızın ve daha önceki Bakanlarımızın sürdüregeldikleri etkin politikalarda, Sayın Cumhurbaşkanımızın döneminde ve Sayın Başbakanımızın da liderliğinde artık bir Türk vizyonu vardır. Ortadoğu söz konusu olduğunda bir Türk vizyonu vardır. Kafkaslar söz konusu olduğunda bir Türk vizyonu vardır. AB, Avrupa’yla ilişkiler konusunda bir Türk vizyonu vardır. Sadece krizlere tepki veren bir ülke değil, krizleri olmadan fark edebilen, etkin bir şekilde müdahale edebilen, etrafında düzen kurucu bir ülkedir Türkiye. Bunun içindir ki BM Güvenlik Konseyi üyeliği, yine Sayın Bakanımızın döneminin bence en önemli eserlerindendir. Türkiye Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine çok yüksek bir oranla seçilebilmiştir.
 
Bu vizyonun temelde üç ayağı vardı. Yeni dönemde de bu üç ayaktaki sürekliliği devam ettirmeye çalışacağız. Aynı etkinlikte olabilir mi? Buna gayret edeceğiz. Birincisi ülkemizle ilgili vizyondur ki, ülkemiz özgürlük-güvenlik dengesinin sağlandığı müreffeh bir ülke olarak dünya ülkeleri listesi sıralamasında hak ettiği yere gelecektir. Bizim bütün gayretimiz hak ettiği yeri Türkiye’ye sunmaktır. Çocuklarımıza ve torunlarımıza dünyanın en güçlü ülkelerinden biri olarak ülkemizi emanet etmektedir. Burada şu ana kadar sürdüregeldiğimiz dış politika, ki Türk devlet geleneğinde süreklilik esastır, Dışişleri camiamız da bu sürekliliğin en omurga unsurlarındandır. AB politikaları, NATO politikaları bu özgürlük-güvenlik dengesinin en önemli ayaklarıdır.

İkinci olarak bölge, çevre, havzalarla ilgili vizyonumuzdur, ki yine Sayın Bakanımızın döneminde etkin şekilde bu vizyon sürdürülmüştür. Biz yine huzurunuzda ona bu vizyonun devam edeceğinin garantisini, taahhüdünü vermek isteriz. Öncelikle komşularla sıfır problem ilişkisini maksimum çıkar ilişkisine dönüştürme gayreti içinde olmalıyız.  Türkiye tek bölgeyle anılan bir ülke değildir. Balkan ülkesidir, Kafkas ülkesidir, Ortadoğu ülkesidir, Karadeniz ülkesidir, Akdeniz ülkesidir, Hazar ülkesidir, Körfez ülkesidir hatta etkileri itibarıyla.  Bütün bu bölgelerde Türkiye düzen kurucu ülke rolü üstlenmek durumundadır.

Bizim sadece 70 milyonu temsilimizin ötesinde her Türk’ün bulunduğu ve geçmişte bu topraklarla her türlü irtibatı sürmüş olan bütün topraklara bir borcumuz var. Tarihi borcumuz var. Bu borcun gereğini en iyi şekilde yerine getirmek durumundayız. Bu şekilde çevremizde çevre havzalarda düzen kurucu aktif politikamız Sayın Bakanımız döneminde sürdürülen politikayı aynen devam ettirmeye gayret edeceğiz. Nihayet küresel vizyonumuz, küresel vizyonumuz çok açık bir şekilde BM Güvenlik Konseyi üyeliğiyle de tescil edildiği gibi dünyada ve uluslararası sistemde uluslararası sistemin geleceğini belirleyecek her türlü konuda Türkiye’nin bir görüşü olacaktır. Vardı, bundan sonra daha etkin bir şekilde olacak.

Yeni açılımlar Afrika, Latin Amerika açılımlarıyla birlikte Türkiye sadece kendi bölgesinde ve bu bölgelerle ilgili krizlerle adı duyulan bir ülke değil, iklim değişikliğinden ekonomik politik dengelere kadar her alanda görüşüne başvurulan bir ülke haline gelmek durumundadır. Türkiye bölgesel ve küresel vizyonuyla önümüzdeki dönemin en etkin ülkeleri arasında yer alacaktır. Aslında bu Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yurtta sulh cihanda sulh prensibinin en etkin şekilde uygulamasıdır. Edilgen bir barış anlayışı değil etkin barış ve düzen kurucu bir anlayışı dış politikamızda şimdiye kadar olduğu gibi ve bundan sonra da egemen kılma çabasını sürdüreceğiz. Bu çabayı sürdürürken en güçlü dayanağımız güçlü devlet geleneğimizdir.

Türk devlet geleneği ne dün oluşmuştur, ne de kısa bir süre içerisinde gelecekte son bulacak bir gelenektir. Son derece güçlü kurumlarıyla tarihin derinliklerinden gelen ve geleceğin ufuklarına uzanan bir gelenektir bu. Bu geleneğin de omurga kuruluşlarından birisi Dışişleri camiamızdır. Dışişleri camiamız bu anlamda sadece bir Dışişlerinde maruf ve çok bilinen misal ile bir itfaiye eri gibi krizlere yetişen bir camia değil devletin sürekliliğini temin eden bir camiadır. Bu anlamda da mesaisi saatlerle sınırlı değildir.

Bugün 89. kuruluş yıldönümünü idrak ediyoruz. Önümüzde yüzyıllarla ifade edilecek bir gelecek var. Bu sağlam temel üzerinde hiçbir mesai sınırı tanımaksızın çalışmaya devam edeceğiz. 7 gün 24 saat mesaisi olan bir kurumdur bizim kurumumuz. Çünkü Şili’den Filipinlere, Finlandiya’dan Güney Afrika’ya kadar her zaman diliminde her an bir olay olabilir, ve her an Türk Dışişleri camiası bir tepki vermek zorunda kalabilir. Bu sebepledir ki bu 7 gün 24 saatlik tempo gerektiğinde zorda kaldığımızda 8 güne de çıkmak durumunda olabilir. Sayın Bakanımız çok iyi hatırlayacaklar, çok önemli bir toplantı için gün tayin etmeye çalıştığımızda, bir vesile ile yedi günümüz de dolu dendiğinde, sekizinci gün bulmalıyız demiştik ve gerçekten o iradeyle Sayın Bakanımızın yönlendirmesiyle o sekizinci gün bulunmuş ve o çok önemli zirve Türkiye’de gerçekleşmişti. Yine bu tempoda, hep beraber şimdiye kadar Dışişleri camiamızla birlikte çalışmaktan büyük bir haz onur ve şeref duydum. Bundan sonra hep beraber bu ülkenin bu milletin hak ettiği yeri dünyada alabilmesi için gayret sarf etmeye devam edeceğiz.

Bu anlamda, artık dış politikanın sadece bir diplomasi alanı olmadığının da farkındayız. Dış politika artık hem diplomasi, hem ekonomi, hem enerji, hem kültür, bütün alanları kapsayan bir dış politika performansıyla ölçülür. Bu anlamda Bakanlığımız bütün diğer Bakanlıklarla ve kurumlarla yakın işbirliğini devam ettirecektir. Sayın Bakanımızın Başbakan Yardımcısı konumu bize bu konuda sağlanabilecek en büyük desteği ifade eder. Ayrıca bir hususu özellikle beyan etmek isterim. Bütün politikaların bütün kurumların nihai meşruiyet kaynağı Meclisimizdir. Ve nihai meşruiyet kaynağı olduğu gibi, yegane denetim mekanizması da, denetim mercii de Meclisimizdir.

Bu anlamda Meclisimizden ve Hükümetimizden gelecek her türlü talimatı, Türkiye’nin bütün dünyadaki etkinliği ve faaliyetleri anlamında sürdürmeye devam edeceğiz. Hakkari’den Edirne’ye, Muğla’dan Artvin’e 70 milyonu temsil eden, 70 milyonu yurt dışında temsil eden bu camia, aynı zamanda dünyanın neresinde bir Türk varsa orada da bu temsil faaliyetini sürdürecek.
 
Bu görev ve bilinci içinde, Dışişleri camiamızla birlikte şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da parlak başarılara imza atacağımıza inanıyorum. Sizin adınıza da bu konuda devraldığımız güçlü mirası daha da güçlü bir şekilde yeni gelecek Bakanlara devredeceğimizi Sayın Bakanımıza taahhütte bulunmak istiyorum. Çok teşekkür ediyorum.