#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Ali Babacan'ın NTV'ye Verdiği Mülakat, Ankara, 10 Mart 2009

NTV: İyi günler, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un dün Ankara’da Başkan Obama’nın bir ay içerisinde Türkiye’ye geleceğini açıklamasıyla beraber dikkatler bir anda Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni bir dönemin başlayıp başlamadığı sorusuna odaklandı. Bu soru ve gündemdeki diğer dış politika sorularının yanıtları için şu anda stüdyomuzda Dışişleri Bakanı Ali Babacan’la birlikteyiz. Efendim hoş geldiniz.

SAYIN BAKAN : Hoş bulduk, teşekkürler.

NTV : Hemen Clinton’un ziyareti ve Amerikan-Türk ilişkileri ile başlamak istiyorum. Dün Clinton buradaydı, bir ay içinde de Obama geliyor. Üst düzey iki ziyaret. Artı, siz zaten Sharm El-Sheikh’de çok kısa süre evvel yine Clinton ile görüşmüştünüz. 2 ve 3 Nisan’da iki uluslararası zirve çerçevesinde Obama’nın, kısa süreli de olsa, Başbakan ve Cumhurbaşkanı ile bir araya gelmesi bekleniyor. Bütün bunları koyduğumuz zaman bir araya, ne dersiniz Türk-Amerikan ilişkileri yeni bir dönem mi başlıyor?

SAYIN BAKAN: Türk-Amerikan ilişkileri gerçekten bu yeni yönetimle beraber yeni bir döneme girdi artık. Bunun artık bütün sinyallerini alıyoruz, bir bakıma bütün göstergeleri de ortada. Biliyorsunuz, geçen sene benim Haziran ayında Vaşington’a yaptığım ziyaretle beraber, yeni yönetime gelebilecek kişilerle ve onun çevresindeki ekiple başlayan yoğun bir temas trafiğimiz vardı. Dolayısıyla, yeni yönetim işe başladığı anda, yönetim kadrosuyla zaten ciddi bir görüş alışverişimiz o ana kadar olmuştu. Yönetim göreve başladıktan hemen sonra da biliyorsunuz benim Sayın Clinton’la bir telefon görüşmem oldu ilk önce. Daha sonra Sayın Obama, Sayın Başbakanımızı ve Sayın Cumhurbaşkanımızı aradı. Telefon görüşmeleri yapıldı. Ve yeni yönetim başladıktan hemen iki hafta sonra Münih’te bir güvenlik konferansı düzenlendi. Bu güvenlik konferansında Başkan Yardımcısı Joe Biden vardı. Obama’nın Ulusal Güvenlik Danışmanı - ki Obama’nın odasının hemen yanında oturan kişidir, yani Beyaz Saray’daki bütün konulara hakim kişidir- Jim Jones, onunla da yine benim uzunca bir görüşmem oldu. Ve Afganistan sorumlusu, yeni Afganistan-Pakistan konularına bakacak Büyükelçi Richard Holbrooke’la yine iki defa görüşmem oldu bu kısa süre içerisinde. Senatör Mitchell -Ortadoğu sorumlusu- geldi. Onunla görüşmelerimiz oldu. Clinton’la yüz yüze ilk görüşmemiz Sharm El-Sheikh’te oldu. Hemen iki gün sonra Brüksel’de tekrar beraberdik. Çünkü NATO Bakanlar Toplantısı vardı.

Dünkü ziyaretle de, bir bakıma, bir buçuk ay gibi kısa bir süre içerisinde, Amerika’nın yeni yönetimiyle yüz yüze belki yaptığımız sekizinci-onuncu temas diyelim ve çok sayıda telefon görüşmesini içeren, çok yoğun bir gündemi içeren bir görüşme trafiği. Ve tabii bu görüşme trafiğinin yoğunluğundan öte, içeriği de çok önemli.

NTV: Tabii. Ne bekliyor Amerika bizden? Ya da biz Amerika’dan ne bekliyoruz? Sizin ifade ettiğiniz bu yeni dönemde işbirliği alanları ne olacak? Çünkü dün Kuzey Kore’yi bile görüştük dediniz. Kısaca da olsa. Şimdi ne oluyor o zaman? İlişkilerimiz çok daha başka bir boylama mı kayıyor? Ortadoğu’da, veyahut Irak bağlamında bizden özel talepleri var mı? Afganistan? Çok kısaca bu yeni dönemde bizim beklentilerimizi açıklar mısınız?

SAYIN BAKAN : Kapsam olarak, bizim dış politikamızda temel öncelik olan konularla, ABD’nin dış politikasında temel öncelik olan konular şu anda tamamen örtüşüyor. Eskiden belki Afrika’daki bazı konular, ya da Kuzey Kore gibi konular bizim gündemimizde yoktu. Onların gündeminde vardı. Bizim BM Güvenlik Konseyi üyesi olmamızla bu da tamamıyla değişti.

Tabii bu kadar geniş bir gündemde neler konuşuyoruz? Bütün vurgu işbirliğine, istişareye. Yani, bundan sonra ABD’yle istişare ve işbirliği odaklı bir döneme giriyoruz. İstişare diyorum çünkü yeni yönetim, “biz dinleyeceğiz, biz danışacağız” diye yola çıktı. Ve bizim şu ana kadar yaptığımız temaslarda da bunu gördük. Benim yaptığım bütün yüz yüze temaslarda hep soru soruyorlar ve öğrenmeye çalışıyorlar. Bizim görüşlerimizi anlamaya çalışıyorlar. Pek çok alanda da “Beraber neler yapabiliriz?” diye soruyorlar. Yani Afganistan konusu olsun, bir Irak konusu olsun, Balkanlar olsun, Kafkaslar olsun, Ortadoğu’daki pek çok mesele olsun. Bütün bu konularda, açık bir şekilde, bizimle beraber çalışmak istediklerini ve pek çok konuyu baş başa verip düşünmemizin, değerlendirmemizin iyi olacağını da bize çok açık şekilde ifade etti Sayın Clinton.

NTV : Peki, müsaade ederseniz bölüm bölüm girelim. Yani, genelden biraz özele geçelim. Ama onun öncesinde size bir şey sormak istiyorum: Başkan Obama ne zaman geliyor? Çünkü genel olarak yorumlar, Nisan’ın ilk haftası içinde İstanbul’da Medeniyetler İttifakı Toplantısı var. O çerçevede Türkiye’ye geleceği söyleniyor. Doğru mudur?

SAYIN BAKAN : Sayın Obama’nın gelişi de söyle. Ben, Ulusal Güvenlik Danışmanı Jones’la Münih’te yaptığım görüşmede, bu ziyaretin çok çok önemli olacağını kendisine vurguladım. Çünkü sürekli Obama’nın yanındaki odada oturan, her an günde birkaç saat mesai yapan bir kişi olarak, neden önemli olduğunu, neden Türkiye’yi ziyaretin sadece Türkiye’ye değil, tüm bölge, hatta farklı coğrafyalara nasıl önemli mesaj vereceğini söyledim.

NTV : Ne zaman kararlaştırıldı bu ziyaret?

SAYIN BAKANI : Dün akşam Jim Jones aradı. Dün akşam değil, daha doğrusu evvelki gün akşam. Yani, Clinton henüz Türkiye’ye gelmeden önce. Ve böyle bir niyetlerinin olduğundan bahsetti. Yaklaşık tarihleri konuştuk. Ben hemen Sayın Cumhurbaşkanımızı, Sayın Başbakanımızı aradım, onlarla tarihleri görüştüm ve biz müsait olduğumuzu söyledik. Ama güvenlik sebebiyle şu anda tarih konusunda çok net bir şey söyleyemiyorum. O tarih yaklaştıkça, açıklama o taraftan gelecek. Aslında aşağı yukarı biliyoruz, hatta programın üzerinde çalışmaya başladık.

NTV : Nisan’ın ilk haftası herhalde büyük bir olasılık değil mi? Bu Medeniyetler İttifakı. Durum onu gösteriyor.

SAYIN BAKIN : Dediğim gibi. Onların ziyareti. Onların tarihi açıklamaları daha iyi olacak. Özellikle işin içinde şimdi güvenlik de olduğu için, takdir edersiniz ki… Ama Sayın Clinton da söyledi. Yaklaşık bir ay içerisinde dedi. Tahmin etmesi çok zor olmayan günler bunlar doğrusu.

NTV: Peki buradan İslam dünyasının geneline bir seslenişi mi olacak? Yoksa sadece Türk-Amerikan ilişkilerine, bir NATO müttefikine sesleniş mi olacak? Bu konudaki beklentiniz tahmininiz nedir?

SAYIN BAKAN : Sayın Jones’un dediği, bir ikili ziyaret için gelmek istiyor. Yani Türkiye’yi özellikle ziyaret etmek için geliyor.

NTV : O zaman bu ziyaretin bir Ankara ayağı olacak.

SAYIN BAKAN : Medeniyetler İttifakı Toplantısı çerçevesinde çok taraflı bir toplantıya değil. Mesela Obama Londra’ya gidecek. Aslında Kuzey Amerika’dan ilk çıkışı, G-20 vesilesiyle Londra. Ama İngiltere’yi ziyaret için gitmiyor. G-20 orada toplandığı için oraya gidiyor. Arkasından NATO toplantısı için Strazburg ve Baden-Baden -Almanya ve Fransa ortak yapıyor biliyorsunuz- oraya gidiyor. Ama ne Fransa’yı ziyaret ediyor ne Almanya’yı ziyaret ediyor. Oraya sadece NATO üyelerinin, 26 ülkenin katıldığı bir toplantıya katılmak için geliyor. Dolayısıyla, Türkiye’yi ziyareti Medeniyetleri İttifakı odaklı bir ziyaret değil. Türkiye’yi özellikle ziyaret etmek için geliyor. Ancak, bu programın içeriği ne olur, Medeniyetler İttifakı ayağı olur mu? Hani hep bahsedilen, ilk 100 günde yapacağı bir önemli konuşma var. Bu konuşmayı Türkiye’de yapar mı, yapmaz mı? Bunlar üzerinde halen çalışılması gereken konular. Ama kesin olan bir şey, Türkiye’ye ikili bir ziyaret için geliyor. Yani, Türkiye’yi özellikle ziyaret etmek için geliyor. Medeniyetler İttifakı çerçevesinde bir katkıda bulunmak açısından değil.

NTV : Şunu sormak istiyorum. Dün Clinton’un açıklamaları sırasında, zaman zaman biz Başkan Bush yönetimi sırasında Türkiye’ye yönelik bir “ılımlı İslam” sıfatını kullandığını görüyorduk. Şimdi bu sefer bunu kullanmadığını gördük. Soruldu da hatta. “Hayır, hayır” dedi. Ne dersiniz bakış açısında bir değişiklik mi var?

SAYIN BAKAN : Şimdi İslam tektir. Yani ılımlısı, şöylesi, böylesi olamaz. Dolayısıyla, Türkiye demokratik bir ülkedir. Türkiye halkının büyük bir kısmının Müslüman olduğu bir ülkedir. Ama aynı zamanda Türkiye laik yapısı olan bir ülkedir. Dolayısıyla Türkiye’yi böyle birkaç kelimeyle tarif etmek çok zor doğrusu. Ancak, şu önemlidir ki, Türkiye’de demokrasi laiklik ve İslamiyet’in bir arada bulunması ve bunun her geçen yıl daha iyi işliyor olması, kuşkusuz bütün bu bölge için önemli bir örnek teşkil ediyor ve bunu da ABD önemsiyor.

Bizim bundan sonraki dönemde, yani benim aldığım sinyaller ve bizim de onlara yaptığımız öneriler, pek çok alanda beraber çalışalım. Bir ortak olarak çalışalım. NATO’da zaten müttefikiz. Müttefik kelimesini NATO çerçevesinde hep kullanıyorum. Ama pek çok konuda ortak olarak çalışalım. Zaten Sayın Clinton çok açıkça “Türkiye bir Stratejik Ortağımızdır” diye açıkladı. Bu önceki yönetimde pek vurgulanan bir unsur değil di dikkat ederseniz.

NTV : Stratejik Ortaklık vurgusu…….

SAYIN BAKAN : Stratejik Ortaklık vurgusu bu yeni yönetimle beraber daha ön plana çıktı ve sanırım Türkiye’nin bölge için, Avrupa için ne kadar önemli bir ülke olduğunun artık bu yeni yönetim farkında. Bu önemli bir aşamadır. Çünkü Sayın Obama’nın Amerika dışına yapacağı ilk birkaç ziyaretten birisinin Türkiye’ye olması, bu önemli bir sinyaldir. Bütün dünyaya önemli bir sinyaldir. Yani sadece Avrupa’ya değil, sadece Ortadoğu’ya değil, sadece bölgeye değil, bütün dünyaya önemli bir sinyaldir. Türkiye’nin şu son 5-6 yıldır yaşadığı dönüşüm süreci çok ilgi çekiyor. Bu gerçekten, bir başarı örneği olarak bütün dünyada artık tescil ediliyor. Dün Sayın Clinton’la, yaptığımız ekonomik reformları da uzun uzun konuştuk. Çok soru sordu. Ben anlattım; 2003’te 2004’te 2005’te neler yaptık, bankacılık sistemimizi nasıl sağlamlaştırdık, bu Mortgage sistemiyle ilgili neler yaptık. Ve dedi ki, “Siz zamanınızın çok ilerisindesiniz bu konularda. Keşke biz de zamanında bunları yapsaydık”.

Şimdi bunlar gözden kaçmıyor. Yani, bizim siyasi reformlarımız, ekonomik reformlarımız, Türkiye’nin yaşadığı bu sosyal dönüşüm… Bunlar gerçekten önemli örnekler ve ABD’yle Türkiye’nin savunduğu ilkeler. Ve bütün dünyaya yaymaya çalıştığı değerler. Aslında birbirimizi tamamlıyoruz. Çünkü biz hep demokrasi diyoruz. İnsan hakları diyoruz. Özgürlükler diyoruz. Bunları sadece kendi içimizde daha iyi uygulamakla kalmıyoruz, bir bakıma dünyanın pek çok bölgesinde bu değerlerin tanıtımını yapıyoruz. Bu değerlerin yerleşmesi için uğraşıyoruz. Bugün eğer Irak’ta demokrasi yerleşiyorsa, bunda bir numaralı katkısı olan ülke Türkiye’dir. ABD, bunun gayet iyi farkında. Bizim katkımız olmazsa, yanı başımızdaki bu ülkenin demokrasisinin bu kadar hızlı rayına girmesi… Bu son yerel seçimler başarı oldu Irak’ta. Bu, kimsenin gözünden kaçmıyor. Balkanlar. Çok önemli. Bizim balkanlardaki etkimiz, tarihi kültürel bağlarımız çok önemli.

NTV : Daha bunlara geçmeden şunu sorabilir miyim? Çünkü Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın İnsan Hakları Raporu’nun Türkiye bölümü Ankara’da tepkiye yol açmıştı. Dün bu konu soruldu iki röportajda Sayın Clinton’a. Bugün de basına baktığımız zaman, bu raporun sanki Basınla İlişkiler bölümünün ön plana çıktığı, Başbakanın da ağırlıklı olarak bunu gündeme getirdiği gibi bir izlenim doğuyor. Şimdi şunu sormak istiyorum. Bu Dışişleri Bakanlığı Raporu’yla ilgili olarak, siz çünkü bütün görüşmelere girdiniz, Türk tarafı, özellikle Sayın Başbakan düzeyinde, hangi bağlamda getirdi. Şikayeti ne konuda oldu? Sayın Başbakan daha evvel söylemişti; “Bunu soracağım Sayın Clinton’a” demişti. Ne sordu? Ne yanıt geldi?

SAYIN BAKAN : Şimdi bu konu Sayın Başbakanımızla Sayın Clinton’un baş başa yaptığı, -baş başa diyorum ama ben tabii vardım orada-, görüşmede Sayın Başbakanımız gündeme getirdi. Yalnız bunun, bana göre, medyada bu kadar geniş yer alması, bu kadar geniş işlenmesi, Türkiye’deki önemli medya gruplarından bir tanesiyle doğrudan ilgili olduğu için bu kadar yazılıyor, işleniyor. Yani, kamuoyunda çok tartışılıyor, çok konuşuluyor derken, hep belli bir medya grubuyla ilgili. Bu medya grubu da bol bol bununla ilgili yayın yapıyor doğrusu. Dolayısıyla bu çok temel bir gündem maddesi değil. Sayın Başbakanımızla yapılan görüşmede bir-iki dakikada geçilen bir konudur.

Burada önemli olan şudur. Tabii bu Dışişleri Bakanlığı’nın raporu ama, ABD pek çok ülkeyle ilgili her yıl bunu yayınlıyor. Bu yeni bir şey değil. Yani, Türkiye için her yıl yayınlıyor. Pek çok ülke için her yıl yayınlıyor. Bu sene bu kadar dikkat çekmesinin sebebi, belki burada belli bir grubun işine gelecek birkaç cümle geçmesi, onun çekilip patlatılması, “bak işte Amerika da böyle diyor” denmesi doğrusu. Dolayısıyla bu kadar büyütülecek bir konu olarak görmüyorum. Onların da hataları olabilir tabii. Yani ABD’nin Dışişleri Bakanlığı’nın raporu deyince, böyle her şey mükemmel, her şeyle doğruları söyleyen bir rapor gibi algılamamak lazım. O bir görüştür, bir değerlendirmedir.

NTV : Clinton’ın yanıtlarından tatmin oldu mu Türk tarafı bu konuda, bu raporla ilgili olarak?

SAYIN BAKAN: Yani açıkçası bu raporun hazırlanışı, seyri, -ki Sayın Clinton biliyorsunuz daha 6 haftadır işbaşında- bu, bizzat uğraşıp, kendi kaleme aldığı bir rapor değil. Yani, bu altta, bilmem kaçıncı derecede alttaki ekibin hazırladığı, o ekibe kimler ulaştı, ne bilgi verdiyse apar topar onlarla oluşan bir rapor doğrusu. Yani, bunu çok büyütmemek lazım. Hani her sene konu olmazken bu rapor, niye bu sene bu kadar çok tartışılıyor diye de bir düşünmek lazım. Yani oradaki bir iki cümle alınıp, niye bu kadar konuşuluyor, bunları iyi değerlendirmek lazım. Kuşkusuz, bu raporların mümkün olduğunca tarafsız ve dengeli olmasını biz arzu ederiz. Görüşlerimizi onlara söyleriz. Kendi bilecekleri iş. Yani, eğer biz de bir insan hakları raporu yazsak diğer ülkelerle ilgili, herhalde her ülkenin sicilinde vardır epey bir şeyler. Bizim Dışişleri Bakanlığımız bunu yapmıyor. Bir gün belki ileride yaparız. Ama yaptığımız anda da, herhalde pek çok ülkeyi rahatsız edecek pek çok unsuru oraya yazabiliriz. Dolayısıyla bunu belirli bir çerçevede düşünmek lazım.

NTV : Peki gündem maddelerine teker teker geçelim. Terörle mücadele bizim için hayati konulardan bir tanesi. Ortak Bildiri’de PKK’ya karşı mücadelede işbirliğinin güçlendirileceği ifadesi yer alıyor. Ayrıca Sayın Clinton, zaten terör örgütü PKK’dan ortak düşman diye bahsetti. Şimdi soracağım soru şu: Bizim için bu kadar hayati önem taşıyan bir konuda ABD ile birlikte atılacak yeni adımlar var mı? Ya da aynı soruyu bir de şu şekilde sormak istiyorum: Hangi adımları bekliyorsunuz ki mücadelenin ikili boyutta en mükemmel noktaya geldiğini söyleyebilelim.

SAYIN BAKAN : Şimdi biliyorsunuz, şu anda Irak’ta bir geçiş dönemi yaşanıyor. Bu geçiş döneminde ABD kendi askeri unsurlarını hızla bundan sonraki dönemde Irak dışına çekerken, Irak’ın kendi savunma ve güvenlik kapasitesi oluşturuluyor. PKK ile mücadelede, biliyorsunuz, 5 Kasım 2007’de Sayın Başbakanımızla beraber yaptığımız Vaşington ziyaretinde Bush’la yapılan görüşmelerde istihbarat paylaşımı ve askeri operasyonun koordinasyonuyla ilgili aldığımız kararlar var. Biz, bunu uzunca bir süre ikili olarak yürüttük. Türkiye ve ABD olarak yürüttük. Ancak, takdir edersiniz ki, önümüzdeki dönemde Irak bu konuda daha ön planda olmaya başlayacak. Sorumluluklar Amerika’dan Irak tarafına geçtikçe, Irak daha ön planda olmaya başlayacak. Dolayısıyla biz ne yaptık? Bundan 3-4 ay önce derhal bir üçlü mekanizma kurduk. Yani, Türkiye ve ABD içerisinde yürüttüğümüz o ikili mekanizmaya bir de Irak’ı ekledik, ki Irak tarafı da artık yavaş yavaş bu işlerin içine girsin.

Bundan sonraki dönemde, PKK ile mücadelemiz bu üçlü mekanizma çerçevesinde kuşkusuz devam edecek. Bu mekanizma tabii askeri unsurları da içeriyor, başka unsurları da içeriyor. Yani, ben hep söylüyorum, terörle mücadele sadece askeri enstrümanlarla yapılacak bir mücadele değil. Kuşkusuz askeri enstrümanlar gereklidir, olmalıdır. Ama bunun hemen yanında da ekonomik enstrümanlar, sosyo-kültürel enstrümanlar, diplomasi, diyalog… Bunların hepsi önemli enstrümanlardır ve biz bunların tamamını şu anda devreye sokmuş durumdayız. Eğer, hani çok şükür, son aylarda göreceli bir sakinleşme varsa, bütün bu tedbirlerin bir sonucudur bu. Üstelik Irak’ın Kuzeyindeki Yerel Yönetim’in de bu mücadeleye artan oranda verdiği bir katkı da vardır. Daha tam istediğimiz noktada değil ama, kendileriyle PKK arasına gittikçe artan oranda bir mesafe koymuş durumdalar.

Tabii burada bir önemli gelişme daha oldu. Yeni yönetim, işbaşına geldikten hemen iki hafta sonra PJAK’ı da terör örgütü ilan etti. Bugüne kadar yapmıyorlardı. PKK terör örgütü diyorlardı, PJAK ile ilgili bir şey söylemiyorlardı. PJAK biliyorsunuz daha çok İran’a yönelik eylemler yapan bir örgüt. Ama PKK’nın yan kolu aslında. Şimdi bu da terör örgütü olarak ilan edildi. Bu da önemli bir aşamadır. Çünkü teröre bir bütün olarak bakmak lazım. Yani, teröristin iyisi kötüsü olmaz. Terörist teröristtir ve terörizmle gerektiği gibi mücadele mutlaka yapılmalıdır. Bu konuda eskiden olduğu gibi, hatta daha da fazla bir oranda….

NTV : Sözünüzü kesiyorum, terörden bahsederken, şimdi “Son Dakika” olarak geçiyoruz: Bağdat’ta Polis adaylarına saldırıda 28 kişi öldü. 57 kişi de yaralandı. Yani terör aslında sadece Türkiye’yi ilgilendiren bir unsur değil. Aynı zamanda Irak’ın da ciddi işbirliği yapması gereken bir konu.

SAYIN BAKAN: Kuşkusuz. Irak daha istikrara kavuşmaktan uzak bir ülke. Her sene iyileşiyor. Ama daha bu iş bitti dememiz mümkün değil. Kaldı ki, yeni yönetimde bizim o ilk temaslarımızda Irak konusunu uzun uzun konuştuk. Ben bu son NATO Bakanlar Toplantısı’nda da gündeme getirdim. Henüz dedim, artık bu iş bitti, Irak kendi kendine yürür denilecek noktada değil. Yani, Irak’ın henüz kendi ayakları üzerinde duran bir ülke olduğunu düşünmüyorum. Mutlaka dışarıdan desteğe, yardıma ihtiyacı var. Demokrasisini yerleştirmek için desteğe ihtiyacı var, güvenlik sorunlarını, savunma sorunlarını çözmek için desteğe ihtiyacı var. Biz bunu bir süre daha vermek zorundayız.

NTV : Beri tarafından, ABD Irak’tan askerlerini çekme niyetini de açıklamış bulunuyor. Şimdi bununla ilgili birkaç sorum olacak. Birincisi ABD askerlerini oradan ağırlıklı olarak çektiği takdirde, siz bir Kürt-Arap çatışmasından endişeli misiniz?

SAYIN BAKAN : Şimdi bu çekilme tabii zamana yaygın bir çekilme. Birden bire olacak bir çekilme değil. Bu sene Haziran sonuna kadar kırsal alandan şehirlere toplayacaklar askeri birliklerini. Daha sonra da, gelecek sene Ağustos sonuna kadar, önemli ölçüde çekilmeyi gerçekleştirecekler. Fakat o tarihte dahi, 50-60 bin kadar Amerikan askeri hala Irak’ta olacak. Daha sonra 2011’in sonunda ciddi miktarda bir azalma daha göreceğiz. Yani burada, nereden baksanız 3 yıla yaygın bir çekilme programı var. Bunu gerçekleştirirken, bunun sükunet içerisinde yapılması çok önemli. Yani, çekilmenin herhangi bir sıkıntıya sebep olmaması, güvenlik zafiyeti oluşturmaması, bir boşluk oluşup da, bu boşluğu başkalarının doldurmasına izin verilmemesi gerekiyor. Dolayısıyla bütün bunları çok detaylı konuşuyoruz. Hem Iraklı bütün gruplarla konuşuyoruz, Irak Hükümetiyle konuşuyoruz, hem de ABD ile konuşuyoruz.

NTV : Ama kağıt üzerinde planlananlar, konuşulanlar gerçekleşmediği takdirde, çünkü bütün dünya basınında uzmanları gördüğünüz zaman, bir Kürt-Arap çatışmasından endişelerin üst düzeyde olduğunu görüyorsunuz. Siz böyle bir olasılığı paylaşıyor musunuz?

SAYIN BAKAN: Irak’ta riskler çok. Yani, sadece bir Kürt-Arap kutuplaşması ve gerilimi değil, aynı zamanda bir Şii-Sünni gerilimi de olabilir. Yani bunlar farklı eksenler, hani nereden baktığınıza bağlı. Bütün bunlar olasılık dahilindedir. Ama bunların olmaması için, bu risklerin gerçekleşmemesi için de doğru adımların atılması lazım. Bunun için Irak Merkezi Hükümeti’ne büyük görev düşmektedir. Sayın Başbakan Maliki’ye büyük görev düşmektedir. Irak’ı birleştirici, bütünleştirici, kucaklayıcı bir yönetim tarzı gerekmektedir. Irak’ın bu sene kendi içinde reformlar yapması gerekmektedir. Bu reformlarda, bütün grupların yönetimde söz sahibi olduğu, bütün gruplara bir bakıma işi paylaştıran ve onların Irak’ın sahiplenmesini getiren bir anlayış hakim olması lazım. Irak, gün gün, hafta hafta takip edilmesi gereken ve ilgilenmesi gereken bir ülke şu anda. Yani “İşler bitti, artık iş bitiyor, Amerikan askerleri de çekiliyor. İşler düzeldi.” deme noktasından çok uzağız. Bunun Amerikalılar da farkında. Şu var tabii: ABD, bugün belki bir süper güç. Doğru. Dünyanın en büyük ekonomisi. Doğru. Dünyanın en büyük askeri gücüne sahip. Doğru. Ama, bunların hepsi bir bakıma donanımla ilgili, hani bilgisayarda bir donanım vardır, bir yazılım vardır. Bu donanımla ilgili konular. Halbuki bölgenin kültürünü, tarihini, bölgedeki dinamikleri anlama konusunda, kendimizi çok methetmek gibi olmasın ama, Türkiye’nin bulunduğu konum çok çok farklı. Yani, Türkiye’nin bir Balkanları anlamasıyla, Türkiye’nin bir Kafkaslara nüfuzuyla, Türkiye’nin bir Ortadoğu meselelerine hakimiyetiyle, Türkiye’nin bir Afganistan-Pakistan konusuna bakışıyla, yani konulara nüfuzuyla, çok uzaktaki bir ülkenin o konulara nüfuzunun aynı olmasını beklemek mümkün değil.

Dolayısıyla burada şu önemli: Burada amaç aynı mı? Yani nasıl bir Afganistan görmek istiyoruz biz? Türkiye nasıl bir Afganistan görmek istiyor? ABD nasıl bir Afganistan görmek istiyor? Türkiye nasıl bir Balkanlar görmek istiyor? ABD nasıl bir Balkanlar görmek istiyor? Bu konuda görüşümüz büyük bir ölçüde örtüşüyor. Önemli olan bu. Burada kuşkusuz onların artıları vardır, yapabilecekleri şeyler vardır. Ama onların yapamayıp bizim yapacağımız çok şeyler var.

NTV : Irak’tan çekilmenin bir de Türkiye boyutu var. Dün siz söylediniz. “Buna olumlu bakıyoruz”. Ama ben şunu sormak istiyorum. Ne zaman bir yabancı askerin varlığının Türkiye’den geçişi sözkonusu olsa, zaman zaman sıkıntı oluyor. Şimdi Irak’tan, biraz evvel siz de söylediniz, binlerce, hatta on binlerce asker ve ona paralel olarak belki yüz binlerce silah çekilecek. Bu çekilmenin bir bölümünün Türkiye’den olmasını istediklerini, bizim de belli şartlarda sıcak baktığımızı biliyoruz. Peki bizim kırmızı noktalarımız, çizgilerimiz var mı bu çekilmeyle ilgili? Şu olursa bizim itirazımız var diyecek miyiz?

SAYIN BAKAN : Şimdi öncelikle bu çekilme konusu, henüz detaylandırılmış bir çalışma değil. Yani bu çekilme, hangi ülke üzerinden ne kadar asker, hangi ülke üzerinden askeri araç-gereç, mühimmat boşalacak? Amerikalılar henüz bunların planlarını yapıyorlar. Daha bize verdikleri somut tek bir plan da yok. Ancak…

NTV : Talep de yok o zaman.

SAYIN BAKAN : Genel anlamda, olabilir diyorlar. Genel anlamda sizden böyle bir şeyler talep edebiliriz diyorlar. Ama, belki bir cümleyle. Yani “böyle bir talebimiz olabilir” o kadar. Ama …

NTV : Yani üs, liman ismi, adedi henüz daha telaffuz edilmedi. Doğru mu algıladım?

SAYIN BAKAN : Şimdi şöyle. Rota aşağı yukarı belli. Kuzey Irak’tan çıkacak. Türkiye’de karayoluyla gidecek. Ondan sonra bizim Akdeniz’deki bir limanımızdan gemilere yüklenecek. Çok fazla da alternatifi yok. Dolayısıyla, Türkiye’den geçecek rota aşağı yukarı belli. Ancak, kuşkusuz bu malzemelerin cinsi, miktarı, zamanlaması, belli bir zaman dilimi içerisinde Türkiye’de ne kadar maksimum miktarda bunların olabileceği, buların rotası, bunların nihai hedefi, nereye gidiyor bunlar? Irak’tan çıkıyor ama hangi ülkeye gidiyor? Bunların tamamının konuşulması gerekiyor ve bunların tamamıyla ilgili bizim mutlaka söyleyeceğimiz şeyler olacaktır. Üzerinde uzlaştığımız konular olacaktır, belki de uzlaşamadığımız konular olacaktır.

NTV : Ne zaman başlayacak görüşmeler?

SAYIN BAKAN : Belli bir planın bir kısmına belki biz evet diyeceğiz, bir kısmına da belki kusura bakmayın diyebileceğiz. Bunların hepsini konuşmamız lazım. Şimdi “ortaklık” kelimesi çok önemli. Ortaklık nedir? “Ortaklık”, herhangi bir kişinin kendi başına yapamayacağı ama diğer bir kişinin de kendi başına yapamayacağı bir işi bir araya gelerek yapabilmedir. Şimdi bu, bir bakıma eksiklikleri tamamlamayla ilgili bir konudur. Aksi halde, eğer bir ülke kendi başına bir işi yapıyorsa, onun ortağa ihtiyacı yoktur. Yani bu ticaret hayatında da böyledir. Ülkeler arasında da böyledir.

Yani ortaklıktaki amaç, bir ülkenin kendi başına yapamayacağı konularda diğer ülkelerle beraber çalışıp sonuç elde etmesi. Bu bizim için de öyle. Yani, bazı konularda bizim de ortaklara ihtiyacımız var kuşkusuz. Türkiye tek başına her şeye kadirdir, her şeyi yapar… Böyle bir şey de diyemeyiz. Dolayısıyla bunların hepsinin konuşulması gerekecek. Yani, açık açık konuşulması gerekecek. Amerikalılarla ilişkilerde, -ki ben biliyorsunuz 4 sene orada okula gittim orada çalıştım- açıklık çok önemli. Açıkça, dosdoğru, düşündüğünüzü endişelerinizi anlatınca hemen anlıyorlar. Ama bir şeyleri gizliyorsanız, çekiniyorsanız ve acaba şunu şöyle mi söylesem böyle mi söylesem gibi ikilemler yaşıyorsanız mümkün değil bunları yürütmek. Çünkü açıkça, dostça, “arkadaş, şunlar şunlar olur, bunlar bunlar kusura bakmayın olmaz, sebebi de budur” dediğimiz zaman bunu çok iyi anlıyorlar. Ama bunu yaparken asla böyle bir ezilmişlik duygusu içinde, hani süper güç, ben şöyle falan… Asla bu duyguya girmeden. Biz iki eşit tarafız. İki eşit egemen ülkeyiz. İki eşit egemen ülke arasında kurulan ilişkilerdir bunlar. Bu anlayışla yaklaştıktan sonra ve açıkça, dosdoğru düşüncelerinizi görüşlerinizi söyledikten sonra hiçbir problem kalmaz.

NTV : Görüşmeler ne zaman başlayacak? Teknik düzeyi aşıp da …

SAYIN BAKAN : Açıkçası daha çok Genelkurmay Başkanlığımızla Amerika’nın Genelkurmay Başkanlığı arasında konuşulan konular. Biz, bunun sadece siyasi çerçevesini çizeriz. Kurallarını koyarız. Ondan sonraki bütün detayları bizim askeri birimlerimiz yapar. Yani o kadar detayla bizim, yani Dışişleri Bakanlığı olarak uğraşmamız mümkün değil. Ama kuralları biz koyarız. Yani, bizim koyduğumuz kurallar ve çerçeve içerisinde Genelkurmay Başkanlığı onun detaylarını konuşur. Ama siyasi karar, kuşkusuz Dışişleri Bakanlığı’nın kararıdır. Tabii Dışişleri Bakanlığı derken, Sayın Başbakanımızın talimatlarıyla yürüyen işlerdir.

NTV : Peki Irak’la ilgili son bir soru. Erbil’de bir üçlü karargah kuruluyordu. Bu çalışmalarına başladı mı? Bir de bizim temsil düzeyimiz belli oldu mu?

SAYIN BAKAN : Bizim zaten Erbil’de, şu anda bile, Türkiye’nin tek başına farklı birimleri var. Tabi bunlar güvenlikle ilgili konular olduğu için şimdi fazla detay veremiyorum. Zaten var bizim orada. Yani birimlerden birkaç tanesinde, sadece biz değil de belki Amerikalılar da olacak, Iraklılar da olacak. Ama bu konular istihbarat ve güvenlikle ilgili konular. Yani böyle, hani süpermarket açar gibi, bir dükkan açıp, üzerine koca tabela asıp, biz burada artık bu işi yapmaya başladık, gelin bizden alışveriş yapın gibi konular değil bunlar. Büro konusunu Irak Dışişleri Bakanı Zebari, buraya geldiğinde açıkladı ama biz baştan beri doğrusu bu kadar büyütmeye değer bir konu olarak görmedik. Bu, istihbarat paylaşımının ve askeri işbirliğinin çok doğal bir unsurudur, ama küçücük bir unsurudur. Oradaki büroyla biten bir iş değildir. Çok farklı ilişkileri vardır. Çok farklı bir yapısı vardır. Karmaşık bir yapıdır. Önemli olan şudur: Bütün bu çalışmalarda Irak’ın Kuzeyindeki Yerel Yönetim’in resmin içerisine konmasıdır. Buradaki püf noktası budur. Buradaki stratejik konu budur. Yani biliyorsunuz bizim önceden Irak’ın Kuzeyindeki Yerel Yönetim’le diyalogumuz yoktu. Bu diyalog kapısını açtık. Diyalog kapısını açmamızdaki en önemli sebep de, bütün bu çalışmalara onların da katkı vermesi için bir şans tanımak. Bir imkan tanımak -ki, “siz hiç bunlarla konuşmuyorsunuz, bunlarla konuşmazsanız bu sorunlar nasıl çözülecek?” diye bize eleştiri vardı. İşte şimdi konuşuyoruz. Bakın bütün kapıları da açtık. Görelim ne yapacaklar?

Bizim bütün bu çalışmalarda, Irak’ın Kuzeyindeki Yerel Yönetim’e de kapıyı açmamızda bir bakıma asıl amaç, “tamam kapıyı açtık, bütün mekanizmaları da kurduk. Şimdi görelim ne yapacaklar”. Yani, bu yaklaşımın bir uzantısıdır bunlar. Yoksa, oradaki bir büro meselesi değil. Yani, bu çok daha karmaşık bir konudur. Çok daha farklı unsurları olan bir konudur.

NYV : Sayın Bakanım, Irak konusuna bir nokta koyalım. Çünkü çok başka sorularım var. Ermenistan’la ilişkilere geçeceğim. Ama onun öncesinde, Başkan Obama’nın 1 ay içinde Türkiye’ye geleceği bir ortamda, 24 Nisan’ın da yaklaştığını göz önünde bulunduracak olursak, hala acaba bu yıl sıkıntılı bir dönem geçireceğimizi düşünmek hata olur mu? Yoksa son ana kadar yine tetikte mi bulunmalıyız. Yani bütün bunlardan sonra, şu bütün söylediğiniz laflardan sonra, Başkan Obama’nın hala 24 Nisan’da “soykırım” deme riski var mı?

SAYIN BAKAN : Başkan Obama seçim kampanyası boyunca tam 5 kere bu konuda sözlü taahhüde girdi. Bir kere de oradaki Ermeni kuruluşlarına yazdığı bir mektupla da “ben bu konuda destek vereceğim” dedi.

NTV: Ama iktidara gelince biraz başka oluyor tutumlar.

SAYIN BAKAN : Şimdi tabii bunu biraz zaman gösterecek. Ben o noktada hala bir risk görüyorum. Ama burada önemli olan, ABD’nin yeni yönetiminin Türkiye ile ilgili hassasiyetleri. Türkiye’nin önem verdiği konuları anlaması. Bu, belki çok uzaktan basit bir şey gibi gelebilir. 100 sene önce bir şeyler olmuş ya da olmamış, bununla ilgili, ne olacak, bir cümle bir şey açıklayacağız. Böyle gelebilir. Ama buraya gelindiğinde, Türkiye’deki tabloya bakıldığında, bunun nasıl etkiler oluşturacağı, bunun halkımızda nasıl bir tepkiye yol açacağı, bunu kuşkusuz anlamaları gerekiyor. Bu konuya nüfuz etmeleri gerekiyor. Şu anda çalıştığımız konular bunlar. Yani, böyle bir durum olduğunda, böyle bir olumlu atmosfer yakalandı, bunun olası sonuçları ne olur? Türkiye’de ortaya çıkan tepki ne olur? Bunu anlamalarını sağlamaya çalışıyoruz.

NTV : Ve Bu mesajı herhalde bayan Clinton’a da verdiniz değil mi?

SAYIN BAKAN : Kuşkusuz. Bir buçuk ay oldu, biliyorsunuz, altı hafta oldu bunlar başlayalı. Bu süre içerisinde her geçen hafta konuya daha hakimiyeti ben görüyorum. Her oturmamızda hakimiyet biraz daha artıyor; bunun Türkiye üzerindeki etkilerini anlama, sonuçlarını görme.

Bu bir konu tabii, yani Türkiye’nin içinde bunun yol açacağı sonuçlar. Ama, bir de şu var ki, Türkiye ile Ermenistan arasında bir süreç var. Olumlu yürüyen bir süreç ve bu müzakere sürecinin unsurlarından bir tanesi de zaten 1915 Olayları. Biz, bunu zaten Ermenilerle şu anda ikili planda konuşuyoruz. Yani biz, iki ülke arasında, tarihte olduğu ya da olmadığı tartışılan bir konu üzerinde, -ki bizim tezimiz bizim görüşümüz kesinlikle böyle bir şey yoktur, onların da farklı tezi vardır-. Tamam. Ama işte bunu konuşmamız gerekiyor. Bunu ikili planda konuşurken, başka ülkelerin araya girip de, “ya bir dakika, şu şöyledir, bu böyledir” demesini ben yapıcı bir yaklaşım olarak görmüyorum doğrusu. Bunu Amerikalılarla çok açık bir şekilde paylaşıyoruz. Biz, bunları Ermenilerle konuşuyoruz diyoruz. Bir sürecimiz var. İyi yürüyen bir süreç. Ermenilere sorun. Onlar da çok iyi yürüyor bu süreç diyorlar. Ve bu süreç “aman bu 24 Nisan’ı atlatalım” diye başlatılmış bir süreç de değil.

NTV : Bu süreç, sürekli daha olumluya mı gidiyor Sayın Bakan.

SAYIN BAKAN : Evet. Bu süreç başlayalı, bakın biz bunu Eylül 2007’de başlattık. Yani bizim 63. hükümetimiz kuruldu, hemen iki hafta sonra bu süreci başlattık. Fakat bir yıl bunu kapalı yürüttük. Niye kapalı yürüttük? Çünkü Ermeniler öyle tercih etti. Yani, biz bunu açıktan yürütürsek zorlanırız dediler. Biz de uygun gördük açıkçası. Ama ne zaman ki malum bu meşhur maç oldu, Sayın Cumhurbaşkanımız Erivan’a gitti, o zaman bu görüşmeler artık açığa çıkmış oldu ve daha açıktan yapmaya başladık. O günden bugüne kadar Ermeni Dışişleri Bakanı’yla defalarca görüştüm. Sayın Başbakanımızın bir tanışması oldu Davos’ta; çok kısa bir 15-20 dakikalık tanışması oldu Sarkisyan’la.

NTV : Sayın Bakan Nisan başında Karadeniz Ekonomik İşbirliği Toplantısı çerçevesinde Erivan’a gidecek misiniz?

SAYIN BAKAN : O günkü programımızı henüz netleştirmedik. Çakışan birkaç başka program var. Henüz kararımı vermedim doğrusu. Ama davet ediyorlar. Biliyorsunuz, şu anda Ermenistan, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün dönem başkanı. Yani, oraya davet bir ikili ziyaret gibi davet değil. Yani, bizim kurucusu olduğumuz bir örgütün Bakanlar Toplantısı yapılacak Erivan’da. Dolayısıyla ben şu an için gitmekte bir sakınca görmüyorum açıkçası. Ama, dediğim gibi, programla ilgili bazı çakışan unsurlar var, o gün yaklaşınca netleştireceğiz kararımızı.

NTV : Yıl sonuna kadar Ermenistan’la ilişkilerimizde çok somut gelişmeler olacağı ümidinde misiniz?

SAYIN BAKAN : Tabii bu iki tarafın tutumuyla alakalı. Ama şunu diyebilirim: ilişkilerin tamamen normalleşmesi doğrultusunda işler gayet iyiye gidiyor. Yani mesafe alıyoruz. Ancak bu işler hiç belli olmaz. Son dakikada bakarsınız bir şey çıkar, tek bir kelime yüzünden, tek bir unsur yüzünden bakarsınız bir 6 ay ertelenir; bir sene konuşulamaz. Bunların hepsi yaşanmıştır bütün müzakere süreçlerinde. Mesela, Ermenilerle Azeriler arasında da bir süreç var. Yukarı Karabağ meselesi de şu anda tartışılıyor. O süreç de önemli bir süreçtir. Onun da gidişatı önemlidir. Orada da bazen bakıyoruz işler çok hızlı yürüyor, bazen bakıyoruz bir-iki karşılıklı açıklama üç ay görüşmüyorlar. Onlar da yaşanıyor. Dolayısıyla bütün bu süreci dikkatli bir şekilde yürütmemiz lazım. 2009 son derece kritik bir yıl bu açıdan. Yani her günü, her haftayı böyle çok dikkatli yürütmemiz gerekiyor.

NTV : Peki biraz daha aşağı inelim. İran ile Ortadoğu bağlamında konuşmak istiyorum. Önce İsrail’le başlayalım. İsrail’le ilişkiler özellikle Davos’un ardından oldukça gerilmişti. Ama siz, geçtiğimiz hafta Brüksel’de İsrail Dışişleri Bakanı Livni’yle bir görüşme yaptınız. Şunu sormak istiyorum: O görüşmede neler konuşuldu? Bu görüşmelerin arkası gelecek mi? Gelecekse hangi düzeyde gelecek? Çünkü sizin düzeyinizde bir görüşme olması yüksek bir başlangıç oldu. Bundan sonra bu iş daha diplomatlara, bürokratik düzeye mi bırakılacak, yoksa yine bu siyasi düzeydeki görüşmeler devam edecek mi? Sayın Cumhurbaşkanı Gül’ün bir ziyareti vardı. Bunun zamanlaması konusunda herhangi bir temasınız oldu mu?

SAYIN BAKAN : Biz İsrail’le temasları aslında hiç kesmedik. İsrail’le Gazze savaşı sırasında dahi, hem diplomatlarımız arasında görüşmelerimiz devam etti; hem de ben Livni’yle telefon görüşmeleri yaptım o dönemde biliyorsunuz. Tabii bu teması kesip kesmeme şöyle. Biz, dış politikada soruların konuşularak çözüleceğine inanıyoruz. Yani, konuşmayı reddederek, görüşmeyi reddederek, izole ederek bir sonuç elde etmenin çok güç olacağına inanıyoruz.

Dolayısıyla, temaslar zaten hiç kesilmedi. Bütün bu en zor dönemlerde dahi temaslar devam etti. Tabii bu temaslarda biz ne dedik? İsrail’e hep kendi görüşlerimizi ve varsa yaptıkları hataları kuşkusuz kendilerine aktardık. Ancak şu var. Şu anda çok kritik bir dönemdeyiz. Bu kritik dönem niye böyle? Çünkü şu anda Gazze’de henüz bir ateşkes anlaşması yok. Karşılıklı ilan edilmiş iki tane ateşkes açıklaması var. Bu ateşkes açıklamaları birbirinden farkı olan açıklamalar. Ve ateşkes ilanından sonra dahi İsrail, Gazze’ye biliyorsunuz operasyonlar yaptı. Hamas da İsrail’e füzeler göndermeye devam etti. Şu anda bunlar hala devam ediyor. Yani, ara ara öyle operasyon oluyor, ara ara füzeler gönderiliyor. Biz durumu çok kırılgan görüyoruz. Dolayısıyla bu ateşkesi biran önce sağlamlaştırmak gerekiyor. Bu ateşkesi bir an önce sürdürülebilir hale getirmek gerekiyor.

NTV : Herhalde Livni’ye bunu söylediniz. Yanıtı ne oldu bu konuda? Ne dedi?

SAYIN BAKAN : Kesinlikle. Bu görüşmelerin önemli olduğunu söyledik. Zaten biliyorsunuz Kahire’de bu temaslar yapılıyor. Bizim de ayrıca yaptığımız çalışmalar var. Bu ateşkes kiminle kimin arasında olacak? İsrail ile Hamas arasında olacak. Peki siz İsrail’le görüşmezseniz, Hamas’la görüşmezseniz bu ateşkesi nasıl sağlayacaksınız? Şimdi bazıları bize diyor ki Hamas’la niye görüşüyorsunuz? Bir başka kesim de diyor ki İsrail’le niye konuşuyorsun? İyi de, ateşkes sağlayacaksak, bunu iki tarafla da konuşarak sağlamamız lazım. Dolayısıyla biz İsrail’le konuşacağız tabii, Hamas’la da konuşacağız. Önemli olan burada biran önce ateşkesin sağlanmasıdır. Daha sonra kalıcı barışın sağlanması için de barış görüşmelerine başlanmasıdır. Bizim Livni’yle yaptığımız görüşmeler, bu ateşkes nasıl kalıcı hale getirilir, aynı zamanda kalıcı barış nasıl sağlanır? Tabii İsrail içindeki Hükümet kurulma konusu önemlidir. Livni, birinci parti olarak çıkmıştır seçimlerden ama, henüz koalisyon çalışmaları devam ediyor şu anda. Hükümet kurulma çalışmaları Netanyahu’ya, Likud’a verilmiş durumda. Bu çalışmaların nasıl gideceğini kuşkusuz izlememiz gerekiyor. Yeni Hükümet kuruluncaya kadar da Sayın Livni hala Dışişleri Bakanı. Yani, yeni Hükümet işbaşına gelinceye kadar eski Hükümet. Olmert hala Başbakan, Livni hala Dışişleri Bakanı. Dolayısıyla, İsrail ile temaslarımızda eğer sonuç alacaksak, bu muhataplarımızla belli bir irtibatı kurmamız gerekiyor. Tabii ikili ilişkilerin bundan sonraki seyri de doğrusu önemli. Kuşkusuz sıkıntılar olmuştur. Öte yandan da bu işlerin stratejik niteliği vardır. Yani, bir çıkar ilişkisidir bu aynı zamanda. Milli çıkarlarımız sözkonusu olduğu zaman da, kuşkusuz buna o perspektiften de bakmak zorundayız.

Bu ilişki, bu görüşme, bu temas, kesinlikle İsrail’in yaptıklarına açık çek verme anlamına gelmez. Bizim duruşumuz neyse odur. Duruşumuz değişmez. Ama bundan sonrası ile ilgili olarak, ateşkes nasıl sağlanır, barış nasıl sağlanır ve milli çıkarlarımız çerçevesinde ikili ilişkiler nasıl gider? Biz bunları görüştük.

NYV : Görüşme talebi kimden geldi Sayın Bakan?

SAYIN BAKAN : Livni’den geldi.

NTV : Peki bundan sonra ne zaman görüşüleceği, hangi düzeyde görüşüleceğine dair bir mutabakat var mı?

SAYIN BAKAN: Hayır yok. Ama şöyle. Dışişleri Bakanlıklarımız arasında zaten sürekli temas var. Yani biliyorsunuz, operasyonların ortasında ben Müsteşar Yardımcımızı, Sayın Başbakanımızın da talimatıyla, İsrail’e gönderdim. Çatışmanın ortasında…

NTV: Feridun Sinirlioğlu’ndan bahsediyorsunuz.

SAYIN BAKAN: Evet, Feridun Bey. Olmert’le görüştü, Livni’yle görüştü, herkesle görüştü. Mesajlarımızı götürdü. Yani, biz bunları savaşın ortasında yaptık. Dolayısıyla, temaslar sürekli devam ediyor. Çünkü sorunu çözeceksek, bunu konuşarak çözeceğiz. Konuşmadan, irtibatı keserek hangi sorunu çözebiliriz. Sonra Türkiye’nin eğer bölgede bir ağırlığı varsa, bölgede etkinliği varsa, bu herkesle konuşan ülke olmasının getirdiği bir etkinliktir. Biz bütün Arap ülkeleriyle de konuşuyoruz. Filistinli bütün gruplarla da konuşuyoruz. İsrail’le de konuşuyoruz. Zaten bunu yapabilen fazla bir ülke yok. Bunu yapabilen hemen hemen tek ülke Türkiye olduğu için etkili olabiliyor, sonuç alabiliyor.

Onun içindir ki meselelere daha yukarıdan bakan, daha bir vizyonla bakabilen ülke Türkiye olduğu içindir ki ABD yeni yönetimi, bugün Türkiye ile çok daha fazla bir ilişki yapısına girmektedir. Bunu artık iyi değerlendirmek lazım. O eskinin Türkiye’sinin bölgede ve uluslararası konjonktürdeki ağırlığı ve yeri ile, bugünün Türkiye’sinin yeri, ağırlığı çok çok farklı. Yani, artık farklı bir Türkiye var, farklı bir algılanışı var Türkiye’nin. Farklı bir ağırlığı var ve bunu da kuşkusuz çok farklı sonuçları oluyor.

NTV : Ağırlık deyince aklıma İran geliyor. Şu soruyu yöneltmek istiyorum. Siz bu akşam İran’a gideceksiniz değil mi? EKO Toplantısı’nın Dışişleri Bakanları Toplantısı için. Sayın Gül’den önce. 1- Dün, Sayın Clinton’la görüştünüz. Amerikan yönetiminden Tahran’a bir mesaj götürüyor musunuz? 2- Sayın Başbakan bir İngiliz gazetesine yaptığı açıklamada İran’ın Amerika’yla ilişkilerinde Türkiye’nin rol almasını istediğini açıklamıştı. Bu konuda atılan bir adım var mı? Türkiye’nin İran-Amerikan ilişkilerinin yeniden tesis edilmesinde şu anki konumu nedir? Hangi adımları attı ya da atmayı planlıyor.

SAYIN BAKAN : Herhalde bir hafta içerisinde İsrail Dışişleri Bakanı, Amerikan Dışişleri Bakanı ve İran Dışişleri Bakanı ile görüşen başka bir ülkenin Dışişleri Bakanı yoktur. Yani bu, Türkiye’nin yine özel pozisyonunu, bu farklı konumunu gösteren en önemli gelişmelerden bir tanesi belki.

İran bizim komşumuz. İran’la ilişkilerde biz “saygı” kelimesini vurguluyoruz. Eğer sonuç alınacaksa, diyalog, diplomasi ve İran’ı eşit bir muhatap olarak görerek yaklaşmak. Bunun son derece önemli olduğunu düşünüyoruz. Tabii İran’la ilgili en önemli konu nedir? İran’ın nükleer programıdır. İran, nükleer programı konusunda müzakere etmeye hazır olduğunu zaten geçen sene içerisinde söyledi. Burada işin tarihi var, karşılıklı yapılmış sert açıklamalar var. Fakat, ABD’nin yeni yönetimi, İran’la diyalog diyor. İran’a biz konuşarak yaklaşacağız diyor. Bu çok önemlidir. Türkiye’ye gelmeden önce Clinton, Cenevre’de Rus Dışişleri Bakanı Lavrov’la buluştu. Başkan Yardımcısı Biden’ın Münih’te bir konuşması var: “Rusya ile ilişkisinde reset düğmesine basacağız”. Yani, bilgisayar nasıl kilitlenince, bozulunca, arkada bir düğmesi vardır, basarsınız, her şeyi sıfırlar, düzelir her şey, yeniden başlatırsınız. Ben, Clinton’a bunu çok önemsiyorum dedim. Lavrov’la da görüşeceksiniz, ben bu reset düğmesine basma konusuna yüzde yüz katılıyorum dedim Clinton’a. Ve ertesi gün, fiziksel olarak bir elektrik düğmesi getirdiler. Lavrov’la beraber “reset” düğmesine bastılar. Hani, sembolik olarak da bu ilişkilerin yeniden, bir bakıma, ele alınacağının göstergesi olarak.

İran konusunda da bizim ABD’ye tavsiyemiz hep diyalog. Yani, basın üzerinden böyle sert açıklamalarla bir sonuç elde etmek mümkün değil. Bunu tarih tekrar tekrar kanıtlıyor. İranlı komşularımıza da bunu söylüyoruz. Basın üzerinden, böyle ortamı geren, sonuç almayı zorlaştıran söylemlere girmenin uygun olmayacağını söylüyorum.

NTV : Peki bu süreçte Türkiye’nin bir rolü olabilir mi? Buna “arabulucu”, “kolaylaştırıcı” ne denebilir?

SAYIN BAKAN : Biz, her iki ülkenin de birbirini daha iyi anlamasıyla alakalı kuşkusuz çalışmalar yapıyoruz. Bunu eskiden de yapıyorduk. Bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz. Bizden böyle bir beklenti de var doğrusu. Biz, İranlılarla görüşürken “ne yapabiliriz” diye bize soruyorlar. Amerikalılarla görüşürken onlar da soruyorlar “nedir tavsiyeniz, ne yapalım” diye. Ama, buna ben ne bir arabuluculuk diyebilirim, ne bir kolaylaştırıcılık diyebilirim. Bu fonksiyonun resmi bir adı yok. Ama biz, her iki tarafla da görüşerek, anlayış eksikliklerinin giderilmesi, birbirlerini daha iyi anlamaları konusunda elimizden gelen her şeyi kuşkusuz burada yapmaya devam edeceğiz. İki taraf da bundan memnun doğrusu. Hem bizden böyle beklentileri var, memnunlar da yaptığımız bu işten.

NTV : Peki bir mesaj götürüyor musunuz Sayın Clinton’dan Tahran yönetimine?

SAYIN BAKAN : Hayır, hayır öyle bir şey yok.

NTV : Peki o zaman biraz daha aşağı inmek istiyorum. Sudan konusuyla ilgili bir sorum olacak. Devlet Başkanı El-Beşir konusunda Uluslararası Ceza Mahkemesi’nden tutuklama kararı çıktı. Bunun Türkiye’de oldukça fazla yankısı oldu, çünkü El-Beşir çok kısa bir süre evvel Türkiye’ye gelmişti resmi ziyaretçi olarak. Bu, zaten eleştiri konusu olan bir unsurdu. Artı Sudan’ın Ankara Büyükelçisi, “Güvenlik Konseyi’nde Türkiye’nin Sudan’ı savunmasını bekliyoruz” dedi. Tabii o zaman şu çıkıyor: “Sudan’ın BM’de avukatlığını Türkiye mi yapacak” diye. Bu eleştirilere yönelik yanıtınız nedir acaba?

SAYIN BAKAN : Burada en önemsediğimiz konu Sudan’da istikrardır, barıştır, halkın güvenlik içerisinde olmasıdır, halkın bir an önce refaha ulaşmasıdır. Bizim Sudan’la ilgili birinci önceliğimiz budur. Bütün çalışmalarımızı bu doğrultuda yönlendiriyoruz.

Son üç yıllık dönemde aslında Sudan’da göreceli bir iyileşme vardır. Yapılan anlaşmalar var biliyorsunuz ve bu anlaşmalar fena değil, uygulanıyor. Yani Sudan’da son dönemlerde şu kadar insan öldü, şurada çatışma oldu… Çok bir şeyler duymuyoruz yani. 3 sene 4 sene öncesine göre nispeten sakin bir durum var. Kaldı ki, Katar da…

NTV: Ama geçmişten kaynaklanan çok büyük ölüm rakamları var.

SAYIN BAKAN: Ancak bakın, tabii durum hala kırılganlığını koruyor. Çok değil, iki hafta önce Doha’da Sudan Hükümeti’yle Darfur’daki en önemli direniş örgütünün başkanı arasında bir anlaşma imzalandı. Ama bu sadece Darfur’daki en büyük direniş örgütünün başındaki kişiyle Sudan Hükümeti arasında. Daha orada pek çok direniş örgütleri var. Ve şu anda bir süreç var. Ve bu süreç olumlu işliyor. Yani bütün bu direniş örgütleriyle Hükümet artık bir yakınlaşma, bir anlaşma sürecine girmiş durumda. Şimdi Sudan’da bu kadar önemli bir çalışma yapılırken, yani Sudan’ın özellikle Müslümanlar arasındaki, bakın bu noktaya özellikle dikkat çekiyorum, Sudan’daki Müslümanlar arasında yeniden bir kaynaşma, farklılıkları giderme ile alakalı bir süreç yaşanırken, 3 sene 4 sene önce tamam şu olmuştu bu olmuştu ama, bugün alınan bu kararın ve bunun uygulanmasının bu sürece vereceği etkileri de göz ardı etmemek lazım. Olan olmuştur. Kuşkusuz hukukun gereği neyse mutlaka yapılmalıdır. Ama, biraz da zamanlama konusunda çok dikkatli olması gerektiğini düşünüyoruz biz. Yani burada bu karar. Tabii bunun sonuçlarını henüz görmüyoruz. Kaygılıyız. Ama eğer Sudan’daki bu yeniden bir araya gelme, bu anlaşmalar sürecini eğer baltalarsa, Sudan’da tekrar çatışmalar başlar ise, Sudan’da tekrar insanlar ölmeye başlarsa, o zaman bunun sonuçları iyi midir kötü müdür diye herhalde tekrar oturup düşünmeye başlaması lazım. Yani bu konu öyle yüzeysel olarak ele alınacak bir konu değil. Kaldı ki, bakın 53 üyesi olan Afrika Birliği ortak karar aldı. Açıklama yaptı. Çağrıda bulundu. Aman, dedi Uluslararası Ceza Divanı’na, şu anda bir şey yapmayın. Çünkü bir şeyler oluyor, belli bir süreç var dedi. Bunu konunun bizzat içinde, 53 tane Afrika ülkesi söylüyor. Afrika ülkesi derken, Kuzey Afrika’daki Arap ülkeleri falan hepsi içinde biliyorsunuz bunun.

Şimdi konuyu içinden bilen, konunun ortasında olan, sorunları bilen ülkelerin, orada bir feryadı var. Bir durun demesi var. Bir yandan da uzaktan bakıp 3 sene önce şu olmuştu, bu olmuştu diye karar almak var. Tamam bizim hukuka saygımız sonsuz. Bunda en ufak bir şey yoktur. Ben burada ne şu şahsı, bu şahsı koruyoruz, bu şahsa karşıyız…

NTV: Aslında eleştirilerin odak noktası bu. Türkiye’nin El-Beşir’e çok fazla arka çıkması.

SAYIN BAKAN: Bakın biz Sudan’ın istikrarını önemsiyoruz. Sudan halkının güvenliğini önemsiyoruz. Orada durum bakın perişanlık. Milyonlarca insan çok ciddi sıkıntılarla baş başa. Yani doğru düzgün kalacakları bir ev yok. Doğru düzgün okul yok, hastane yok. Çadırlarda ya da açıkta yaşıyor insanlar yani. Orada bir insanlık dramı yaşanıyor. Şimdi böyle bir durum varken ve bu durumun düzeltilmesiyle alakalı bir diplomasi süreci devam ettirilirken, anlaşmalar yapılırken, Merkezi Hükümet’le alakalı böylesine bir karar aldığınızda bunun sonucu ne olacak? Bu iyi bir sonuç mu verecek, kötü bir sonuç mu verecek ona bakmak lazım. Bir de dediğim gibi hep, zamanlaması çok önemli. Yani her şey sakinleşir biter. Bir gün gelir mutlaka bu işlerin muhasebesi yapılır. Yani adalet er ya da geç mutlaka yerini bulur.

NTV : Ama siz zamanlamaya dikkat çekiyorsunuz.

SAYIN BAKAN : Bizim endişemiz açıkçası, bu karar Sudan’daki bölünme sürecini hızlandırabilir. Bizim en büyük endişemiz bu. Yani Sudan’da bir Kuzey-Güney bölünmesi, Sudan’da ayrıca Kuzey’de kendi içinde bölünmeler. Bunlar gerçekten çok çok riskli gelişmeler. Bakın Afrika topraklarının %20’si Sudan’ındır. Sudan’da su vardır. Tarım vardır. Sudan’da çok zengin doğal kaynaklar vardır. Bunlar henüz kullanılmıyor. Niye? İstikrar yok. Petrol vardır, gazı vardır Sudan’ın. Yani Sudan Afrika kıtasının beşte birine oturan ve her türlü potansiyeli olan bir ülkedir. Ve böylesine bir ülkeyi bir an önce istikrara kavuşturmak için ne gerekiyorsa yapmak gerekir. Varsa insanların hataları, tabii bir gün mutlaka bunun da karşılığı olmalı. Adalet mutlaka tecelli etmeli. Onda bizim en ufak şeyimiz yok. Ama, atılan adımların siyasi sonuçlarını görmek lazım. Geniş halk kitleleri üzerindeki sonuçlarını görmek lazım ve bunun sonucu bu ülkeyi nereye götürür, buna dikkat etmek lazım. Bizim derdimiz bu.

İçerideki tartışmaları açıkçası biraz da şuna bağlıyorum. Tabii seçim ortamındayız şu anda. Seçime giden bir ülkede, ister istemez böyle, yani iktidar partisi ile ilgili, iktidarla alakalı tartışmalar rasyonalitesini bazen kaybedebiliyor. Yani insanlar seçim ortamının verdiği o havayla farklı değerlendirmeler yapabiliyor. Ama biz bunlara aldırış etmiyoruz. Biz bakın doğrusu neyse onu yapıyoruz. Doğru düşündüğümüzü açıkça söylüyoruz. Bunu bir de tek başına Türkiye söylese neyse. 53 tane ülke. Bugün Çin açıklama yaptı. Daimi üyelerden bir tanesi. Rusya açıklama yaptı bu iş yanlıştır diye. BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olan beş ülke vardır. Bunlardan iki tane. Biz sadece iki sene oradayız. Bunlar sürekli orada. Bunlar açıklama yapıyor bu iş yanlıştır diye. Bunu illa işte Gazze’de böyleydi, Darfur’da böyleydi…. Bunları ben doğrusu yakıştıramıyorum. Hiç olmazsa şu olur: Gelirler sorarlar. Biz ekibimizi toplarız. Ekibimiz bir anlatır, bu işin iç yüzü nedir, durum nedir, riskler nedir? Yani sadece gazete haberlerinden okuyup, ertesi gün oturup yorumlar yapmak. Bunu ben çok yüzeysel görüyorum. Yani konunun detayını benim Bakanlığımla, bu işin içinde derinleşmesine çalışan arkadaşlarla görüşmeden, işin içyüzünü anlamadan, yüzeysel olarak yorumlar yapmayı da sorumlu bir davranış olarak görmüyorum.

NTV : Peki son 5 dakikam olduğu için, birkaç tane sorum da var. Çok kısa kısa yanıt rica ediyorum. KKTC’nin izolasyonunun engellemesine yönelik dün ortak bildiride de atıfta bulunulmuştu. Kısa vadede Amerika’dan adım bekliyor musunuz? Mümkün mü?

SAYIN BAKAN : Şimdi ABD’nin hem ikili ilişkiler bazında, hem de BM çerçevesinde Kıbrıs konusuyla tarih boyunca hep yakından bir ilgilenişi sözkonusu olmuştur. Ve hep katkı vermişlerdir sürece, öyle diyeyim. Çözüm için katkı vermişlerdir. Bizim dünkü görüşmelerimizde önemli bir gündem maddesi de Kıbrıs’tı doğrusu. Kıbrıs probleminde tarihinde neredeyiz? Ben bu konuda Sayın Clinton’a detaylı bilgi verdim. Daha önce pek çok farklı seviyede biz bu bilgilendirmeyi yaptık ama şimdi Bakan seviyesinde de belki ilk defa bu kadar detaylı bir Kıbrıs sonucu bizden almış oldu.

NTV : Adım atıp atmayacakları önemli izolasyon için.

SAYIN BAKAN: Burada şu var tabii. Bu sene önemli bir sene. Çünkü bu sene müzakereler devam ediyor. Yani en son 2004’te akamete uğrayan, Rumların olumsuz yaklaşımı sebebiyle, Rumların hayır demesi sebebiyle çıkmaza giren Kıbrıs konusu, şu anda yeniden bir müzakere dönemine girmiş durumda. Bu müzakere süreci nasıl işliyor? Yani belki çok bizi tatmin eden bir şekilde işlemiyor ama, mesafe alıyorlar. Sayın Talat dün gece geç vakitte aradı ve yine değerlendirdik konuları. Orada bir süreç devam ediyor. Bu sürece herkesin katkı vermesi lazım. Yani müzakereler yoluyla, uzlaşı yoluyla, iki liderin kendi aralarında anlaşıp, Birleşmiş Milletler’in de katkısıyla bir çözüme ulaşma konusunda herkesin ilgisi lazım ve bu sürece destek olmaları lazım. Ama bu süreç peki olmazsa ne olacak? Yani diyelim ki o kadar uğraşıldı uğraşıldı, yine Rumlar şöyle dedi, böyle dedi ve çözüm olmadı. Peki Kıbrıslı Türkler üzerinde devam eden bu izolasyonlar adil mi? Değil. 2004’te referandumda çözüm istiyoruz diye oy kullanan Kıbrıslı Türkler hala kısıtlamalar altında, izolasyon altında, Rumlar AB içerisine girmiş ve ödüllendirilmiş durumda. Şimdi bunun adil bir sonuç olmadığını aslında herkes görüyor. Bakmayın o gün Rumların AB içine alınması çok büyük bir hatadır. AB küçücük bir sınır sorunu olan bir ülkeyi dahi üye yapmaz. Kaldı ki bu ada ortadan ikiye bölünmüş, bırakın sınır sorununu. Kuzey’de ayrı bir Cumhuriyet var, ayrı bir demokrasi var. Siz bunu, yarım yamalak bir adayı alıyorsunuz üye yapıyorsunuz. Yani bunun arkasından gelecek bütün sorunlarda tabi düşünmek lazım.

NTV: Sürem bitmek üzere olduğu için bir şey daha soracağım, onunla sonra bitirelim. Afganistan’a ek Türk asker talebi belki resmi açıklamalara yansımıyor ama…

SAYIN BAKAN : Bugünkü görüşmelerimizde kesinlikle böyle bir şey sözkonusu olmadı. Ama bu demek değildir ki olmaz. Çünkü NATO müttefiklerine Afganistan’a katkınızı artırın diye genel bir çağrı var. Tüm NATO üyelerine bir genel çağrı söz konusu. Ama Türkiye’ye gelip de, spesifik olarak sizden şunu şunu istiyoruz Afganistan için, diye bugün ne NATO Karargahı’ndan, ne ABD’nden bize somut bir talep gelmiş değil. Ama şunu hep söylüyoruz. Biz Afganistan’da zaten varız diyoruz. Verdiğimiz katkıları, özellikle Afganistan’ın kendi güvenlik ve savunma kapasitesini geliştirme konusunda da veririz diyoruz. Yani Afganistan’ın bir an önce kendi milli ordusunu kurması ve güçlendirmesi için, kendi polis gücünü kurması ve güçlendirmesi için de, biz eğitim konusunda özellikle, ister Kabil’de ister başka yerlerde, Türkiye’de, bu konudaki yardımımızı desteğimizi arttırmaya hazırız diyoruz. Çünkü biz Afganistan’daki sorunların daha fazla askerle çözülemeyeceğini düşünüyoruz. Yani sadece Afganistan’a daha fazla asker gönder, daha fazla tank, helikopter gönder ve sorunlar çözülsün. Bu mümkün değil. Askeri unsurlar kuşkusuz önemlidir. Bunlar olmalıdır. Ama bunların yanında da mutlaka insani yardımlar, kalkınma yardımları ve siyasi bir çözüm Afganistan’da. Bu çok önemli. Yani Afganistan’daki bütün grupların, bütün halk kitlelerinin kendisinin bir parçası hissettiği, temsil edildiği, geniş bir katılımla yapılmış seçimler ve temsil gücü yüksek olan bir idare. Afganistan’daki asıl çözümün biz buradan geçtiğini düşünüyoruz ve gerçek çözümün de ancak böyle olacağını düşünüyoruz. Ben bunu her yerde söylüyorum. Siyasi çözüm diyorum. Askeri çözüm değil Afganistan’da, siyasi çözüm, siyasi çözüm. Ben bunu bir senedir söyleye söyleye, en son NATO toplantısında baktım kaç tane Bakan işte siyasi çözüm demeye başladı yani. Bu tabii sırf Türkiye’nin etkisi değil ama, gerçekleri insanlar artık daha iyi görmeye başlıyor. Dolayısıyla, kuşkusuz bunları daha geniş bir perspektifte ele almak gerekiyor.

NTV: Yaklaşık bir saat içinde hep biri birinden önemli konuları konuştuk. Son bir önemli konuyla kapatalım. Dünya kadınlar günü. Peki Türkiye’deki kadınlara mesajınız ne olacak.

SAYIN BAKAN : Dünya Kadınlar Günü. Tabii yılda bir defa bunu hatırlıyoruz ve ara ara kimileri de eleştiriyor. Yani yılda bir gün mü kadınlar günü? 364 günü o zaman erkekler günü mü oluyor? Nasıl oluyor diye. Bu da eleştirilen bir konu ayrıca. Ama ne işe yarıyor? Bu vesileyle tekrar kadınlarımızla ilgili meseleleri görüşüyoruz, tekrar gündeme geliyor, aktiviteler oluyor, konferanslar oluyor. Sorunlar tekrar bir irdeleniyor. Belki böyle bir fonksiyonu var doğrusu.

Ama bugün, Dünya Kadınlar Günü’nü ben özellikle kutluyorum. Tüm kadınlarımıza, dünya kadınlarına hayırlı olmasını diliyorum. Türkiye’de kadınlarla ilgili sorunların çözülmesi konusunda da bir vesile olmasını da arzu ediyorum doğrusu. Kuşkusuz Türkiye’de geçtiğimiz dönemde önemli ilerlemeler sağlamıştır. Son 5-6 yıldır önemli açılımlar yapılmıştır. Fakat ben en önemli eksikliği doğrusu özellikle siyaset alanında görüyorum. Yani kadınlarımızın, mesela, diyelim ki bir eğitim konusunda, tıp konusunda, akademik hayatta ciddi bir ağırlığı var. Ciddi bir temsili var. Bazı meslek dallarında yine ciddi temsili var. Avukatlık olsun, başka konular olsun. Fakat bazı meslek dallarında temsil edilmeleri daha az. Hele hele siyasette maalesef çok çok az. Kadınlarımızın mutlaka siyasetle daha fazla ilgilenmelerini arzu ediyorum. Yani siyaseti önemsemelerini. Şu parti, bu parti, o meselelere girmek istemiyorum. Gerçi seçime de gidiyoruz ama. Yani siyaseti önemsemeleri ve siyasi hareketler içerisinde, siyasi yapılanmalar içerisinde yer almaları, heves etmeleri, buna arzu göstermeleri, daha çok Milletvekili görmek, daha çok Belediye Başkanı görmek…

NTV : Bir gün Bakanlığınızda kadın bir Müsteşar görebilecek miyiz?

SAYIN BAKAN : Şu anda Müsteşar Yardımcımız var. Belki ileride bir gün olabilir. Neden olmasın? Yani bizim öyle bir sıkıntımız yok. Ama bu sadece bu dönemde değil, Hariciyenin tarihine baktığımız zaman durum çok farklı değil. Bazen bu konular sadece Türkiye’de böyle gibi düşünülüyor ama, bugün bir gidin mesela, bir İngiliz Hariciyesine bakın, şöyle üst kadroya bakın. Bugün Avrupa’dan başka bir ülkeye gidin. Üst kadroya bakın. Orada da kadınları temsili arzu edilen noktalarda değil. Bunu şunu savunmak için söylemiyorum, işte her tarafta böyle, bizde de böyle olsun. Onu söylemek için bunu gündeme getirmiyorum. Ama bizim yaklaşımımız bu konuda çok açık. Daha fazla katılım, daha fazla işin içinde olmak, hele hele siyasetin içinde olmak. Eğer nüfusun yarısı kadınsa, o nüfusun %50’sini temsil eden siyasi yapılarda da kadınların o orana doğru gitmelerini önemsiyorum. Bütün partiler için geçerli. Parti yönetiminde olsun, hatta Milletvekilleri arasında olsun, şu anda en çok kadın yüzdesi bizde. Yani Cumhuriyet Halk Partisi dahi, şöyle bir yönetimine bakın, bir MKYK’sına bakın, MYK’sına bakın, AK Parti kadar çok kadın temsil edilmiyor orada. Ki onlar kendilerini çok daha farklı bir yerde gören bir parti. Halk böyle görmese de kendilerini belki farklı bir yerde görüyorlar ama, gerçeklere baktığımızda da maalesef durum çok iç açıcı değil.

NTV: Sayın Bakan teşekkür ediyorum, vakit ayırdığınız soruları yanıtladığınız için.