#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Ali Babacan'ın Özel Sektör ve Ekonomik Kalkınma Enstitüsü'nün Açılışı Vesilesiyle Yaptıkları Konuşma, Ankara, 2 Nisan 2009

Afganistan İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Sayın Spanta, Pakistan İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Sayın Kureyşi, çok değerli meslektaşlarım, çok değerli kardeşlerim, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Sayın Hisarcıklıoğlu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nin değerli Rektörü, değerli konuklar, değerli basın mensupları;

Bugün burada Özel Sektör ve Ekonomik Kalkınma Enstitüsünün açılışını hep beraber gerçekleştiriyoruz. Bu açılışta hem Afganistan hem Pakistan Dışişleri Bakanlarının oluşu, değerli dostlarımın, kardeşlerimin de bizlerle beraber oluşu gerçekten bizim için ayrı bir onur, ayrı bir mutluluk. Burada bizlerle beraber oldukları için ben özellikle kendilerine teşekkür etmek istiyorum.

Değeli katılımcılar,
 
Türkiye ile Afganistan, Türkiye ile Pakistan arasındaki ilişkiler gerçekten çok özel ilişkilerdir. Biz bazen bu ilişkileri böyle kelimelerle tarif etmekte de güçlük çekiyoruz. Hele dışarıdan bakanların anlamaları da çok zor oluyor. Diyorlar ki, coğrafi olarak çok yakın değilsiniz, nasıl oluyor da bu ülkelerle böyle çok özel, kalpten kalbe ilişkiler gerçekleştiriyorsunuz? Dışarıdan bakanlar bu ilişkiler nasıl bu noktaya geldi diye çok da kolay anlamıyor doğrusu. Bunu ancak içinde olanlar anlıyor. Gerçekten Türk halkıyla Afgan halkı arasında, Türk halkıyla Pakistan halkı arasında çok özel duygular var. Biz bu ülkelere gittiğimizde kendimizi evimizde hissediyoruz. Afganistan’dan, Pakistan’dan dostlarımız Türkiye’ye geldiğinde de kendilerini evlerinde hissediyorlar.

Hatta, eğer bir sırrı açığa çıkarmış olmazsam şunu ifade edeyim ki, geçenlerde Afganistan Cumhurbaşkanı Sayın Karzai böyle bir program yapılırken yabancı yerlerde kalmaya gerek yok Türkiye’de kalalım o gece demiş. Bana değerli dostum Sayın Spanta söyledi. Dolayısıyla bu gerçekten ilişkiler için çok enteresan, çok özel bir zemini zaten bize sağlıyor. Tabi bunun siyasi ilişkilere yansıması yine aynı güzellikte. Yani siyasi açıdan Türkiye ile Afganistan arasında, Türkiye ile Pakistan arasında hiçbir sorun olmadığı gibi, tam tersine sürekli yeni işbirliği alanları oluşturma, sürekli karşılıklı destek var. Hatta bazen sebebini bile açıklayamayacağımız, biz bu konuda niye destek veriyoruz diye düşündüğümüzde belki sebebini bile söyleyemeyeceğimiz konularda, bu bir Afganistan olduğu için destekliyoruz, Pakistan olduğu için destekliyoruz diyoruz. Ve yine aynı şekilde bu yaklaşımı da hem Afganistan’dan hem Pakistan’dan görüyoruz.

Durum böyle olunca tabii, özellikle hem Afganistan’ın hem Pakistan’ın içinde bulundukları genel coğrafyanın şu anda bazı sıkıntılarla karşı karşıya olduğunu da düşündüğümüzde, kendimizi Türkiye olarak özel bir ilgi ve özel bir çaba içerisinde de görmeye mecbur hissediyoruz doğrusu. Afganistan biliyorsunuz gerçekten yıllarca çok büyük zorluklar çekmiş bir ülke. Yani Sovyet işgal döneminden tutun da her dönem farklı nitelikte zorluklar çekmiş bir ülke. Ve biz her zaman Afgan kardeşlerimizin yanında olmaya çalıştık. Her türlü desteği verdik ve bundan sonra da bu desteği artırarak vermek için her türlü çabayı göstereceğiz.

Yine Pakistan’ın özellikle son yıllarda aşırılıkla, terörizmle ilgili karşı karşıya olduğu zorluklar var. Bütün bu zorlukları belki yine Türkiye iyi anlayabilecek pozisyonda bir ülke. Çünkü bizim de yine kendi içimizde çok ciddi bir terör sorunumuz var. Ciddi bir terör tehdidi var, terör sorunu var. Şu anda Türkiye fiilen mücadeleyi yürüten bir ülke ve bu mücadeleyi çok yönlü olarak yürüten bir ülke.

Resmin tümüne baktığımızda, bu siyasi işbirliğinin siyasi alandaki bir bakıma çok çok iyi noktalardaki ilişkilerin, artan işbirliğinin, bundan sonraki dönemde, özellikle güvenlik boyutunun da ağırlıkta olmasını biz arzu ediyoruz. Zaten bugünkü üçlü zirvenin ağırlıklı olarak gündemi güvenlik olmuştur. Daha önceki Aralık zirvesindeki ağırlıklı gündemimiz kalkınma idi ve bir önceki zirveyi de hatırlayacak olursanız, üç ülkenin de özel sektörünün en büyük çatı kuruluşlarının başkanlarının da katılımıyla İstanbul zirvesini gerçekleştirmiştik. Sayın Hisarcıklıoğlu Afganistan ve Pakistan’dan olan muhataplarıyla o zirveye katılmıştı ve orada da ayrı bir açıklama yapıldı, ayrı bir işbirliği süreci başlatıldı. Aslında bugün açılışını yaptığımızın bir öncesi var. Aralık ayındaki zirvede aldığımız kararlardan bir tanesiydi. Bir bakıma fiilen uygulanmasıyla ilgili ilk adımı da atmış oluyoruz.

Bugün, Sayın Bakan Kureyşi’nin de söylediği gibi, toplantımızda her üç ülkenin Genelkurmay Başkanları ve istihbarat birimlerinin başkanları da vardı. Üç ülke arasında bu konulardaki işbirliğinin artması önemli. Bir yandan da Afganistan ve Pakistan arasındaki ikili işbirliğinin yine bu alanlarda gelişmesi önemli olacak ve bu süreçte de belli bir mekanizma oluşturduk. Üçlü zirveleri yılda en az bir defa yaparken, yine yılda en az bir defa üçlü Dışişleri Bakanları toplantısı yapmaya karar verdik. Bu toplantılara ilgili diğer birimlerden de katılımcılar iştirak edecek. Böylece bunu artık periyodik bir mekanizma, periyodik bir takvim içerisine de oturtmuş da oluyoruz.

Bizim Afganistan ve Pakistan’la ilgili konularda uluslararası platformlarda da yoğun bir çabamız, katkımız var. Ben bundan sadece beş gün önce Moskova’daydım ve Şanghay İşbirliği Örgütü’nün Afganistan konulu toplantısına katılmıştım. Yine dün Lahey’de BM çatısı altında yapılan ve 70’in üzerinde ülkenin katıldığı bir başka Afganistan toplantısındaydım. 17 Nisan tarihinde Tokyo’da Demokratik Pakistan’ın Dostları bir toplantı gerçekleştiriliyor ve oraya da yine Türkiye en üst seviyede katılacak, temsil edilecek.

Uluslararası kuruluşlarda, özellikle NATO’da olsun, AB çevrelerinde olsun, Afganistan’la, Pakistan’la ilgili konular gündeme geldiğinde hep Türkiye’nin söylediklerine özel bir önem veriliyor doğrusu. Hatta dün katıldığımız toplantıya katılan Bakanlardan bir tanesi söyledi, siz konuşmaya başladığınızda dedi salonda bir sessizlik hâkim oldu ve herkes kulak kabarttı; acaba Türkiye ne diyor diye dinlemeye başladı dedi. Bunu AB toplantılarında da görüyoruz, NATO toplantılarında da görüyoruz. Çünkü Afganistan ya da Pakistan üyesi olmasa da, Türkiye bir bakıma her iki ülkeyi de iyi anlayan, her iki ülkenin de görüşlerini iyi yansıtan ve ortaya bir strateji koyarken bu derin anlayışla hareket eden bir ülke olarak algılanıyor. Bir bakıma biz Pakistanlı ve Afganistanlı kardeşlerimizin o kuruluşlar içerisindeki sesi oluyoruz. Onların endişelerini, onların görüşlerini, onların vurgulamak istedikleri noktaları bir bakıma Türkiye onlar adına diğer kuruluşlarda dile getiriyor.

Buradaki amaç tabii doğru işler yapılsın. Gerçekten uzaktan bakanların bu coğrafyayı anlaması zor. Bu kültüre nüfuz etmeleri zor. Farklı ülkelerin farklı imkanları olabilir. O konudaki imkanları olabilir, askeri kapasite olabilir, teknoloji olabilir. Ama bu kültür unsuru, bu insandan insana temas unsuru işin içinde olmayınca başarı elde etmek çok zor. Zaten Türkiye bu uluslararası platformlarda eğer dinleniyorsa, eğer Türkiye’nin görüşlerine itibar ediliyorsa, işte Türkiye bu önemli farkı bu toplantılarda, bu platformlarda hep ortaya koymuş oluyor.

Biliyorsunuz geçtiğimiz günlerde ABD’nin yeni Başkanı Sayın Obama yeni bir beyaz kâğıt açıkladı. Afganistan’la ilgili, Pakistan’la ilgili yeni Amerikan yönetiminin bakışını açıkladı. Bu önemliydi ve biz gördük ki bizim şimdiye kadar, son aylarda yoğun bir şekilde ortaya koyduğumuz fikirler, tavsiyeler önemli ölçüde bu açıklanan stratejiye yansımış. Bizim de destek verdiğimiz bir strateji ortaya çıktı. Ancak şimdi bunun uygulanması çok önemli olacak. Yani bir bakıma stratejiler kâğıt üzerinde, ya da kavramsal olarak konuşulurken, değerlendirilirken iş başka, ama fiilen uygulanması başka. Ve biz hep şunu vurguladık Afganistan Hükümetinin, Afganistan halkının sahiplenmediği, benimsemediği hiçbir politika başarıya ulaşamaz dedik. Yine Pakistan’da halkın benimsemediği, demokratik olarak seçilmiş Hükümet’in benimsemediği, hatta bu benim politikam demediği hiçbir politikanın başarıya ulaşamayacağını hep söylüyoruz. Bundan sonra da söylemeye devam edeceğiz. Burada önemli olan halkın iradesiyle işbaşına gelmiş Hükümetlerin uygulamalarının, yine halk desteği arkasına alınarak gerçekleşmesidir. Türkiye olarak bunu da önümüzdeki dönemde görmeyi çok arzu ediyoruz ve Batılı tüm dostlarımıza da bunu açık açık söylüyoruz. Dışarıdan bakış olabilir ama illa o yerel unsur, o yerel sahiplenme ve o ülkelerin kendi içinde oluşacak dinamiklerle politikaların uygulanmasının son derece önemli olduğunu sürekli her ortamda dile getiriyoruz.

Çok değerli konuklar, bütün bu süreçte özellikle özel sektörümüzün yeri çok önemli. İşin ekonomik ayağı çok çok önemli. Biz farklı örneklerde görüyoruz ki bazen iyi siyasi ilişkiler ekonomik ilişkilerin önünü açıyor. Ama bazen de iyi ekonomik ilişkiler, işadamlarının kurmuş olduğu diyalog siyasi ilişkilerin önünü açabiliyor. Her iki durumda da özel sektörün, işadamlarımızın ortaya koydukları çabayı ben çok önemsiyorum. Ticaret ne kadar yoğunlaşırsa, karşılıklı yatırımlar ne kadar çoğalırsa, siyasi ilişkiler de daha sağlam bir zemine ulaşmış oluyor, daha sağlam bir zemine kavuşmuş oluyor. Çünkü bir problem çıktığında öncelikle işadamları çıkıyor, diyor ki benim o ülkeyle şu kadar işim var, şu kadar yatırımım var. Siz o ülkeyle olan ilişkilerinize dikkat etmek zorundasınız. Bir bakıma daha süreklilik arz eden, sağlam bir zemine ilişkileri kavuşturmuş oluyoruz. İşte bu Üçlü süreç için işbirliği çerçevesini, geçen Aralık ayındaki zirvede oluşturduğumuz bu çerçeveyi biz bu sebeple de önemsiyoruz.

Yine Afganistan ve Pakistan arasındaki ticaretin gelişmesi, karşılıklı yatırımların gelişmesi çok büyük bir önem taşıyor. Biz bu konuda da Hükümet olarak elimizden gelen her türlü desteği vereceğiz, her türlü çabayı da göstereceğiz. Ve özellikle Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin üyelerinin yaptıklarını ben çok önemsiyorum. Gerçekten Sayın Başkan Hisarcıklıoğlu, bizim dış politikamızı ilgilendiren pek çok alanda işin ekonomik yönünü, ticari yönünü destekleyen, boşlukları dolduran çok önemli çalışmalar yapıyor. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin yurtdışındaki etkinliği, yurtdışındaki görünürlüğü de bu son dönemde, son sekiz yıl içerisinde gerçekten çok farklı bir noktaya geldi. Şu anda içinde bulunduğumuz Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi, TEPAV, bu kuruluşlar da gerçekten Türkiye için çok önemli kazanımlar oldu.

Sekiz yıl önce bunlardan hiçbiri yoktu. Ne üniversite vardı, ne TEPAV vardı. Biraz önce Sayın Başkan anlattı. Türkiye’de gerçekten belli bir noktaya, belli bir başarıya ulaşmış durumda ve kuruluşundan çok kısa bir zaman Türkiye’nin en saygın üniversitelerinden birisi olmuş durumda. Yine TEPAV yaptığı çalışmalarla, yaptığı araştırmalarla bağımsız bir görüş ortaya koyuyor. Bağımsız görüşleri açıkça ortaya koyabilmek ve kaliteyi zaman içerisinde oluşturmak önemlidir. Dolayısıyla bu çalışmalar sebebiyle, TEPAV’ın çalışmaları sebebiyle de hem Sayın Hisarcıklıoğlu’nu hem Sayın Güven Sak’ı özellikle burada tebrik etmek, teşekkür etmek istiyorum.

Tekrar hayırlı olsun bugünkü girişim. Türkiye’de kamu ile özel sektörün daha yakın çalışması için, Afganistan’da, Pakistan’da daha güzel çalışmalar ortaya koymak için, öğrencilere burs vermek yöntemiyle, ya da başka yollarla Afganistan ve Pakistan arasında hem ticari, hem bilimsel ilişkilerin çok daha iyi bir noktaya gelebilmesi açısından önemli bir gelişme diye düşünüyorum ve bu enstitünün Türkiye’ye,  Afganistan’a ve Pakistan’a hayırlı olmasını diliyorum ve tekrar teşekkür ediyorum.