#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Ali Babacan’ın BM Güvenlik Konseyi Toplantısında Yaptığı Konuşma, New York, 6 Ocak 2009


(Gayriresmi Çeviri)

Sayın Başkan,

Bu, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde geçici üye olarak katıldığı ilk resmi toplantıdır. Bu vesileyle Fransa Dönem Başkanlığı’na saygılarımı sunuyorum.

Trajik bir durumla karşı karşıya olduğumuz Gazze Şeridi’nde yaşanan son gelişmeler konusunda bizleri bilgilendirmek üzere burada bulunan Başkan Mahmud Abbas ve Arap Ligi heyetinde yeralan saygıdeğer Bakanlara da hoşgeldiniz demek istiyorum.

Bugün Gazze’ye yönelik saldırıların başlamasının onbirinci, kara saldırısının başlamasının dördüncü günüdür. İsrail kuvvetleri Gazze’deki harekâtlarına devam ederken, kriz kapsamı ve etkisi bakımından daha da derinleşmekte ve sivil halk zorlukların büyük bölümünü göğüslemek zorunda kalmaktadır. Ayrıca, krizin tırmanması yönünde atılan her adım bizi barıştan daha da uzağa sürüklemektedir.

Sayın Başkan, Gazze’deki durum geçekten çok ciddidir. Bu bağlamda, sivillerin hayatlarını kaybetmelerinden büyük üzüntü duyuyoruz. Bu çatışmada sivillerin hedef ve kurban haline gelmeleri son derece üzücüdür. Örneğin, daha bugün bir Filistin mülteci kampında BM tarafından işletilen bir okul İsrail füzeleriyle vurulmuş ve okulu barınak olarak kullanan 40 kişi hayatını kaybetmiştir.

Gazze halkı, ayrıca, gıda ve tıbbi malzeme dâhil tüm temel ihtiyaç maddelerini temin etmekte ciddi sıkıntılarla karşı karşıyadır. Altyapı neredeyse tamamen tahrip edilmiştir. Binlerce insan evini yitirmiştir.

Özetlemek gerekirse, Gazze’de insanlık trajedisiyle karşı karşıya bulunmaktayız. İsrail’in Gazze’ye yönelik askeri harekâtları orantısız ve aşırı güç kullanımıdır ve dolayısıyla derhal durdurulmalıdır.

Tüm nüfusun hayatını etkileyen bu tür cezalandırıcı önlemler daha fazla hınç yaratmaktan başka hiçbir şeye hizmet etmemektedir. Unutmayalım ki, bugün bombalanan ve saldırılan Filistinliler sonsuza dek İsrail’in komşuları olarak kalacaklardır. Aynı çerçevede, Gazze halkını bütünüyle izolasyona ve yoksunluğa mahkum eden, sınır geçişlerinin haftalar ve aylarca insani yardım geçişlerine kapatılması uygulamasına da kimse anlam verememektedir.

Tüm bu gerçekler çerçevesinde, bu durumun daha fazla devam etmesine izin veremeyiz. Uluslararası toplum ve BM Güvenlik Konseyi masum siviller hayatlarını kaybederken kayıtsız kalamaz. Bölgemizde devam eden bu trajediye derhal son vermeye çaba göstermeliyiz. Aksi takdirde hareketsiz ve kayıtsız kalmanın sorumluluğu çok büyük olacaktır.

Ayrıca, Gazze’deki trajedinin bölgenin bütününde son derece olumsuz etkileri olabilecektir. İstikrar ve sürdürülebilir barışa yönelik çabalar esasen şimdiden önemli darbe almıştır.

Bütün bu unsurları ve yüzyüze kalabileceğimiz zorlu koşulları dikkate alarak, tüm tarafları itidale ve sorumluluk içinde hareket etmeye çağırıyoruz. Kimsenin bu tehlikeli senaryodan kazanabileceği bir şey bulunmamaktadır.

Türkiye, bu anlayış çerçevesinde, bölgeye istikrar, güvenlik ve barış getirilmesine yardımcı olacak hareket tarzının benimsenmesine yönelik faal diplomasi çabalarını sürdürmektedir. Başbakanımız bu amaçla Mısır, Ürdün, Suriye ve Suudi Arabistan’ı ziyaret etmiş; Başkan Mahmoud Abbas’la da görüşmüştür. Ayrıca, İslam Konferansı Örgütü İcra Komitesi geçtiğimiz Cumartesi günü Bakanlar düzeyinde olağanüstü toplantı yapmıştır.

Bu ziyaretlerimiz ve tüm ilgili taraflarla yoğun temaslarımız çerçevesinde, bu aşamada önceliğin İsrail’in askeri harekâtının derhal durdurulmasının ve çatışmalara son verilmesinin sağlanmasına, sürdürülebilir ateşkes üzerinde anlaşılmasına ve ablukanın sona erdirilmesi için Gazze’ye sınır geçişlerinin açılmasına verilmesi gerektiği inancındayız.

Buna paralel olarak, Gazze halkının acil çözüm bekleyen insani ve ekonomik gereksinimlerinin karşılanması için elimizden geleni yapmalıyız. Bu, Gazze halkının karşı karşıya olduğu ciddi gıda ve tıbbi malzeme sıkıntısı dikkate alındığında, en az diğer unsurlar kadar acil gereksinimdir. Türkiye bu amaca yönelik çabalarını arttırmıştır. Fakat daha fazlası yapılmalıdır. İsrail insani yardımın kesintisiz erişimine izin vermek ve tüm sınır geçiş noktalarının yeniden açılması konusunda işbirliği yapmalıdır.

Bu iki çok acil adımın yanısıra Filistinlilerarası birliğin sağlanması da bu hareket tarzı çerçevesinde büyük önem taşımaktadır. Zira, bu birlik sağlanmadığı sürece Filistinliler için bağımsız, barışçı ve refah içinde bir geleceğe ulaşma hedefi çok zor olacaktır.

Son olarak, İsrailliler ve Filistinliler müzakere masasına geri getirilmeli ve Orta Doğu Dörtlüsü’nün belirlediği ilkeler, Annapolis Ortak Anlayışı ve Arap Barış Girişimi temelinde kapsamlı ve kalıcı barış yönünde çalışmak üzere teşvik edilmelidirler. Orta Doğu’da kapsamlı barış sağlanması yolundaki nihai amacımıza sonuçta sadece anlamlı ve etkin diyalog yoluyla ulaşabiliriz.

Sayın Başkan, bu bahsettiğim hususların çatışmaların sona erdirilmesi ve normal koşullara dönülmesi için acil olarak uygulamaya geçirilmesi gereken hareket tarzının temel unsurları olduğunu düşünüyoruz.

Bu çerçevede, bölgeye uluslararası gözlem misyonu konuşlandırmayı da düşünebiliriz ve belki de düşünmeliyiz. Çatışan tarafların kamuoyuna yaptıkları açıklamalardan, kabul edilebilir ve sürdürülebilir ateşkesin, ayrıca ablukanın sürdürülebilir şekilde kaldırılmasının sağlanmasının, bu hususları güvenceye alan uluslararası taahhüde bağlı olduğunu anlamaktayız.

Sayın Başkan, sonuç olarak uluslararası toplum net hedeflerle ve hızla hareket etmelidir. Hareketsiz kalmanın riskleri çok büyüktür ve her geçen gün daha da büyümektedir.

Türkiye kalıcı ve kapsamlı barışın sağlanması amacıyla bütüncül çaba gösterilmesi yolunun açılması için bölgede sükûnetin yeniden tesis edilmesine yardımcı olmaya yönelik çalışmalarını sürdürecektir.

Güvenlik Konseyi’nin de bu bağlamda üzerine düşeni yapması ve bu krizin sona erdirilmesine yardımcı olarak BM Şartı çerçevesindeki sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğine inanıyoruz.

Teşekkürler.