#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Ali Babacan’ın TBMM Genel Kurulunda Yaptıkları Konuşma, 29 Nisan 2009

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Şükrü Elekdağ'ın Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan ilişkileri ve Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Obama'nın açıklaması konusunda yapmış olduğu gündem dışı konuşmaya katkı vermek üzere söz almış bulunmaktayım ve yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sayın Elekdağ konuşmasında Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Obama'nın 24 Nisan vesilesiyle yayımladığı bildiriye değinmiştir ve burada gündeme getirdiği konulara, çoğuna benim de burada katıldığımı baştan özellikle ifade etmek istiyorum.

İç siyasetten kaynaklanan nedenlerle yapıldığı anlaşılan Sayın Obama'nın bildirisinde yer alan bazı ifadeler ve 1915 olaylarıyla ilgili tarih yorumunu bizim kabul etmemiz mümkün değildir. 1915 olayları bağlamında aynı dönemde ve aynı bölgede 100 binlerce Türk'ün hayatını kaybettiği ve bu gerçeğin unutulmuş olması da açıklamanın diğer bir ciddi eksiğidir. Ayrıca, eğer Sayın Obama bu konuşmasıyla, bu açıklamasıyla Türkiye ile Ermenistan arasında kurulması öngörülen Ortak Tarih Komisyonu için bir peşin hüküm ifade etmiş ise bunun tarafımızdan kabul edilemeyeceği hem Bakanlığım tarafından 25 Nisan günü yayımlanan açıklamada vurgulanmış hem de açıklamanın hemen ertesinde Dışişleri Bakanlığımıza davet edilen Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçisine bu durum ayrıntılarıyla bildirilmiştir.

27 Nisan günü Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Sayın Hillary Clinton ile yaptığım görüşmede de Başkan Obama'nın açıklamasına ilişkin görüşlerimizi ayrıntılarıyla kendisine tekrar vurguladım ve bundan duyduğumuz üzüntüyü de açıkça ifade ettim.

Aynı şekilde, konu hakkında Washington Büyükelçiliğimiz aracılığıyla Amerika Birleşik Devletleri makamları nezdinde girişimlerde bulunarak, bu konudaki tutumumuzun kesin bir dille ifade edilmekte olduğunu burada, ben özellikle vurgulamak istiyorum. Bu görüşlerimizin kayıt altına alındığına dair herhangi bir şüphe yoktur.

Tarih ancak gerçekliği tartışılamayacak kanıt ve belgeler temelinde yazılabilir ve değerlendirilebilir. Yüce Meclisin 2005 yılında oy birliğiyle desteklenen ve Ermenistan'a yapılan önerimizde yer alan Ortak Tarih Komisyonunun bu yaklaşımla biz kurulmasını istiyoruz. Biz öngörülen Türk-Ermeni diyalogunun tarihsel boyutunu ancak bu anlayışla destekliyoruz.

Türk ve Ermeni uluslarının ortak tarihleri ancak objektif, tarafsız ve bilimsel verilerle incelenebilir, değerlendirmeler tarihçiler tarafından bunun ışığında yapılabilir. Ancak ve ancak ön yargısız bir şekilde ve objektif bir yaklaşımla gerekli sonuçlara ulaşılabileceğini düşünüyoruz.

Bazı ülkelerin liderleri, zaman zaman 1915 olaylarıyla bağlantılı olarak tarih biliminin temel ve hakkaniyet ölçüsünü gözden kaçıran açıklamalar yapmaktadır. Hükûmetimizin bu tür gelişler karşısındaki tutumu Sayın Elekdağ'ın kaygılarıyla paraleldir.

Biz bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da geçmişimizle ilgili iddia kimden gelirse gelsin tarihsel gerçeğin yanında olacağız, asılsız iddiaları reddedeceğiz. Bu iddiaları öne sürenlere de anlayışımız neyse o istikamette cevap vereceğiz, doğruyu göstereceğiz ve gerekli ikna çalışmalarını yapmaya devam edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben bu vesileyle, Türkiye ile Ermenistan, Türkiye ile Azerbaycan ve Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin şu andaki seyri hakkında yüce Meclise kısa bir bilgi arz etmek istiyorum.

Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum ki Güney Kafkaslar stratejik önemi çok büyük bir bölgedir. Ulaşım konusunda, enerji konusunda, güvenlik konusunda, hangi konudan bakarsanız bakın, bu bölge gerçekten dünyanın ilgi odağı olan, belki dünyada kapladığı kilometre kare olarak baktığınızda çok büyük olmayan, ancak sorunların niteliği ve stratejik önemi açısından dikkatle takip edilen bir bölgedir. Türkiye'nin de hem tarihî açıdan hem kültürel açıdan çok güçlü bağlarının olduğu bir bölgedir bu. Ekonomik ve siyasi ilişkilerimiz açısından da bizim, Güney Kafkaslar, çok büyük önem verdiğimiz bir bölgedir.

Güney Kafkaslar deyince, kuşkusuz bu ilişkilerde Azerbaycan'ın çok özel bir yeri vardır. Türkiye ile Azerbaycan ilişkilerini öncelikle kardeşlik ilişkileri temelinde ele alıyoruz ve genel anlayışımız hep baştan beri "iki devlet bir millet" yaklaşımı olmuştur ve bu terimleri, bu tanımları biz bir başka ülke için de kullanmıyoruz. Gerçekten Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler Türkiye'nin herhangi bir başka ülkeyle olan ilişkileriyle mukayese edilemeyecek kadar özel ilişkiler. 30 Ağustos 1991'de Azerbaycan bağımsızlığını ilan ettikten sonra ilk tanıyan ülke, ilk sırada tanıyan ülke Türkiye olmuştur ve sadece 2008 yılında karşılıklı olarak -devlet başkanları ve hükûmet başkanları ziyaretlerini ele aldığımızda- on ziyaret gerçekleştirilmiştir; karşılıklı yine otuz bakan ziyareti olmuştur sadece 2008 yılı içerisinde.

Bu özel ilişkilerin stratejik boyutu da çok önemlidir. Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı, Bakü-Tiflis-Erzurum gaz boru hattı, Bakü-Tiflis-Kars inşa hâlinde olan yeni demiryolu projesi. Bütün bunlar ilişkilerin de stratejik boyutunu belki en önemli şekilde ortaya koyan projelerdir ve bizim bütün ilişkilerimizde Azerbaycan'ın sevinci bizim sevincimiz, Azerbaycan'ın üzüntüsü bizim üzüntümüz ilkesiyle hareket etmişizdir ve bu şekilde dış politikamıza yön vermişizdir.

Güney Kafkasların geneline baktığınızda, Kafkaslarda dondurulmuş ciddi sorunlar var. Bir Yukarı Karabağ sorunu, bir Güney Osetya sorunu, bir Abhazya sorunu. Gerçekten bunlar yıllardır bölgeyi meşgul eden ve son derece önemli riskleri de içinde barındıran sorunlar.

Özellikle geçtiğimiz ağustos ayında, 2008 yılının Ağustos yılında Rusya'yla Gürcistan arasında çıkan çatışma ve bunun artık açık bir savaşa dönmesi, bu dondurulmuş ihtilaflara çözüm üretilmediği zaman bu ihtilafların nasıl sıcak çatışmalar olarak bize geri dönebildiğine belki en iyi örneği teşkil etmiştir.

Türkiye, o dönemde, ağustos ayında "Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu" adlı yeni bir oluşum fikri ortaya atmıştır ve bu fikir çok hızlı bir şekilde kabul görmüştür. Rusya, Türkiye başta olmak üzere, Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan'ı içine alan bu platform önce hazırlık çalışmalarını yapmıştır ve bakan yardımcısı, yani müsteşar seviyesinde de 3 kere toplantısını gerçekleştirmiştir, en son toplantı da bir hafta önce yine 5 bakan yardımcısı arasında gerçekleştirilmiştir.

Burada önemli olan, Kafkaslarda ortak bazı prensipler, ortak bazı ilkeler ve ortak amaçlar etrafında ülkeleri bir araya getirebilmektir ve diyalog için bir forum oluşturabilmektir. Özellikle Rusya-Gürcistan ilişkilerini düşündüğünüzde, Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerini düşündüğünüzde ve Ermenistan-Türkiye ilişkilerini düşündüğünüzde, bu platformun ne kadar önemli bir platform olduğunu herhâlde burada ne kadar vurgulasam az olur diye düşünüyorum. Zaten ülkelerden böylesine yoğun bir destek alması ve hemen platformun çalışmaya başlaması da bölgede buna olan ihtiyacın belki en iyi göstergesi.

Bir yandan bu platformla ilgili çalışmalar devam ederken, bir yandan da biliyorsunuz Rusya'yla Gürcistan arasındaki ilişkilerin nasıl düzeleceğiyle ilgili bir Cenevre süreci devam ediyor ve bu Cenevre süreci her ne kadar istediğimiz hızla sürmese de Türkiye'nin desteklediği bir süreç ve pek çok konu, Rusya'yla Gürcistan arasındaki pek çok konu bu süreçte ele alınıyor. Yine Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin ele alındığı bir Minsk süreci söz konusu. Öte yandan Türkiye ile Ermenistan arasında da bir Bern süreci var.

Bizim bütün bu konuya bakışımız, bütün bu bölgeye bakışımız, Güney Kafkaslarda ülkelerin birbirleriyle olan ilişkilerinin tamamen normalleştirilmesini hedefleyen bir bakış. Güvenlik, istikrar ve refah bölgesi hâline getirmek istiyoruz Güney Kafkasya'yı, bütün çabalar, bütün çalışmalar bu yönde.

Burada, Minsk Süreci büyük önem taşıyor. Minsk Süreci, biliyorsunuz, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki sorunların çözümüne yönelik başlamış bir süreç ve Minsk Grubunda olan on bir ülke var, AGİT üyesi on bir ülke bu Minsk Grubunun içerisinde, Türkiye de bu ülkelerden bir tanesi. Ancak, bu on bir ülkenin içerisinden üç tane eş başkan seçilmiş durumda -Rusya, Amerika ve Fransa- ve bu eş başkanların arabuluculuğunda Ermenistan'la Azerbaycan arasında görüşmeler devam ediyor. Özellikle Rusya-Gürcistan savaşından sonra bu görüşmeler yeni bir hız kazandı. Son bir yıl içerisinde Sayın Aliyev ile Sayın Sarkisyan, yani Azerbaycan Cumhurbaşkanı ile Ermenistan Cumhurbaşkanı üç kere bir araya geldiler. Bunun haricinde, dış işleri bakanları çok sık görüşmeler yapıyorlar. Önümüzdeki dönemde de önümüzdeki üç ay içerisinde üç ayrı randevu da şimdiden tespit edilmiş durumda, bizim elimizdeki bilgiler bu yönde. Yani, Sayın Aliyev ile Sayın Sarkisyan, önümüzdeki üç ayda üç kere daha bir araya gelip bu sorunları masaya yatıracaklar, konuşacaklar.

Sorunlar derken, buradaki sorunları tabii iyi analiz etmek gerekiyor. Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki en önemli sorun, biliyorsunuz, Azerbaycan topraklarının fiilen işgal altında olmasıdır. Bu, sadece Azerbaycan'ın iddiası değildir, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarıyla, artık uluslararası toplumun da ortaya koyduğu ve Ermenistan'dan bir bakıma bu işgali sona erdirmesini talep eden bir bakış açıdır. Bu, sadece Türkiye'nin değildir, sadece Azerbaycan'ın değildir, uluslararası toplumun bir bakış açısıdır.

Burada "İşgal altındaki topraklar." deyince neden bahsettiğimizi de iyi analiz etmek gerekiyor. Bir, Yukarı Karabağ var kuşkusuz. Ancak, bu Yukarı Karabağ'ın etrafını çevreleyen de yedi ayrı reyon var. Bu reyonlar nedir? Laçin, Kelbecer -yani, batıdaki iki reyon- onun haricinde de Ağdam, Fizuli, Gubadlı, Zengilan, Cebrayil reyonları. Bu reyonlar Azerbaycan toprağı olmasına rağmen, şu anda fiilen Ermenistan'ın işgali altındadır ve ağırlıklı olarak bu yedi reyondan göçen ve "Kaçkın" dediğimiz, Azerbaycan tarafından sayısı yaklaşık bir milyon olarak ifade edilen insanların yaşadığı dram söz konusudur. Dolayısıyla bir fiilî işgalden söz ediyoruz ve orada yaşayan insanların bir göçmen, âdeta iç göçmen statüsünde ya da Azeri kardeşlerimizin tabiriyle "Kaçkın" statüsünde çok zor şartlarda yaşaması söz konusudur.

Ancak, bütün bu konularla ilgili şu anda iki ülke arasında detaylı bir müzakere süreci devam ediyor. Bütün detaylar konuşuluyor, açık açık konuşuluyor ve cumhurbaşkanları seviyesinde konuşuluyor. Önemli de mesafe almış durumdalar. Bazı konular üzerinde şu anda müzakereler devam ediyor. Çetin konular, sayı olarak az ama çetin konular. Fakat bizim her iki ülkeden de aldığımız sinyaller siyasi irade orada yerinde olduktan sonra bu sorunların da aşılabileceği yönünde. Yani burada bir ümit ışığı var, burada bir çözüm ihtimali görünüyor ve bu da öyle çok uzun, yıllarca sürecek bir süreç değil. Eğer iki ülke de gerekli iradeyi ortaya koyarsa ve kuşkusuz eş başkan olarak Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri de bu konuda ağırlığını koyarlarsa, bu sorunların biz makul bir süre içerisinde çözülebileceğini düşünüyoruz.

Burada özellikle Rusya'nın rolü çok önemlidir, Amerika Birleşik Devletleri'nin rolü çok önemlidir hem eş başkan sıfatıyla hem de bu ülkelerle olan ilişkileri nedeniyle biz bu iki ülkeyle de her görüşmemizde istisnasız olarak bu konuyu gündeme getiriyoruz ki, ben Rus Dışişleri Bakanı Sayın Lavrov ile bu dönemde en az belki sekiz on defa buluştum, görüştüm. Telefonla görüşmelerimiz oluyor. Sayın Cumhurbaşkanımız Rus Cumhurbaşkanı Sayın Medvedev ile Başbakanımız Sayın Putin ile görüşmeler yapıyor. Sayın Obama ile Türkiye'yi ziyaretindeki en önemli konumuz belki Kafkaslar konusu idi, Azerbaycan konusu idi, Ermenistan konusu idi. Yani global konuları da konuştuk ama bu konu gerçekten çok ağırlıklı bir gündem maddesi idi. Bu konu üzerinde de biz yoğun bir şekilde katkımızı veriyoruz, çabalarımızı sürdürüyoruz.

Öte yandan, Türkiye ile Ermenistan arasında da bir süreç var. Bu süreç Eylül 2007 ile Eylül 2008 arasında, bir yıl sürede diplomatlarımız tarafından yürütülen bir süreç ve Eylül 2008'den sonra da siyasi düzeye çıkarılan bir süreç. Eylül 2008'de biliyorsunuz, Sayın Cumhurbaşkanımızın bir futbol maçı vesilesiyle yapmış olduğu Erivan ziyaretinden sonra, artık iki dışişleri bakanı da görüşmeler yapıyor ve siyasi düzlemde de bu müzakereler devam ediyor.

Türkiye ile Ermenistan arasındaki süreçte kapsamlı bir yaklaşımla biz süreci başlattık yani tek bir konuyu ele alıp "Bu sorunu kendi içinde nasıl çözeriz?" diye değil, her iki ülke arasındaki bütün sorunları, aklınıza gelecek bütün sorunları masaya yatırıp bu sorunlara tek bir kapsamlı çözüm bulabilmek için masaya oturduk ve kapsamlı bir bakış açısıyla kapsamlı bir çözüm istiyoruz ve bu süreç hakkında da Azerbaycan sürekli olarak en üst düzeyde bilgilendirilmiştir.

Ben Aralık 2008'de ve Şubat 2009'da Bakü'ye gittim ve Bakü'de Sayın Aliyev'i bizzat, Sayın Başbakanımızın ve Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla bizzat bilgilendirdim ve özellikle son Şubat ayında, özellikle Şubat ayında yaptığım Bakü ziyaretinin tarihi önemlidir çünkü Münih'te hem Ermenistan Cumhurbaşkanı hem Ermenistan Dışişleri Bakanıyla yaptığımız görüşmeden sonra daha Türkiye'ye uğramadan direkt Münih'ten Bakü'ye gittim ve kendi Cumhurbaşkanımı, kendi Başbakanımı görmeden Sayın Aliyev'e süreç hakkında, hangi noktayız, neredeyiz, neler yaptık, bundan sonrasıyla ilgili neler bekliyoruz bu konuda bilgi verdim ve bu görüşmede Dışişleri Bakanı, Sayın Aliyev'in yanındaydı, benim de yanımda Dışişleri Bakanlığı Müsteşarım vardı ve bu ortamda, dörtlü bir ortamda bütün detayları bütün açıklığıyla görüştük, konuştuk.

Ayrıca Sayın Başbakanımız ve Sayın Cumhurbaşkanımız Sayın Aliyev'le muhtelif ortamlarda yüz yüze görüştüler, telefonla sürekli istişare içinde oldular ve Dışişleri Bakan Yardımcıları Azimov son bir ay içerisinde 2 defa Ankara'ya geldi ve teknik seviyede diplomatlarımız süreç hakkında detaylı görüş alışverişinde bulundular.

Yine Savunma Bakanı Sayın Abiyev hafta sonu buradaydı ve kendisi süreç hakkında detaylı bilgilendirildi.

Biliyorsunuz, geçtiğimiz günlerde, 22 Nisan 2009 tarihinde biz bir açıklama yaptık, Dışişleri Bakanlığı olarak yaptık bu açıklamayı ve bu açıklamada şunu söyledik: Türkiye ve Ermenistan İsviçre'nin arabuluculuğunda ikili ilişkilerini normalleştirmek, iyi komşuluk ve karşılıklı saygı çerçevesinde geliştirmek, bu suretle tüm bölgede barış, güvenlik ve istikrarı ileri götürmek amacıyla yoğun çaba göstermektedirler. İki taraf bu süreçte somut ilerleme ve karşılıklı anlayış sağlamış ve ikili ilişkilerinin her iki tarafı da tatmin edecek şekilde normalizasyonu için kapsamlı bir çerçeve üzerinde mutabık kalmışlardır. Bu çerçevede bir yol haritası belirlenmiştir. Üzerinde mutabık kalınan bu zemin, devam eden bu süreç için olumlu bir perspektif sağlamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu, çok taraflı diplomasinin sürdüğü bir süreç. Bakın, işin içinde hangi ülkeler var: Rusya var, Amerika Birleşik Devletleri var, İsviçre var, Azerbaycan var, Ermenistan var, Türkiye var. Altı ülkenin birbirleriyle, çok taraflı ya da ikili düzlemde, sürekli çalışma, müzakere ve istişare içinde oldukları bir diplomasi sürecinden bahsediyoruz; son derece karmaşık.

Ancak burada hedeflediğimiz sonuç, burada hedeflediğimiz sonuç, kazan, kazan, kazan sonucu...

Yani bölgedeki bütün ülkelerin, nihayetinde kazançlı çıktığı, ülkeler arasındaki ilişkilerin tamamen normalleştiği… Yani biz sadece, burada, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesini hedeflemiyoruz, Ermenistan-Azerbaycan arasındaki ilişkilerin de tam normalizasyonunu hedefliyoruz ve birkaç haftaya kadar, kapsamlı bir istişare sürecini de, bu konularla ilgili, ayrıca başlatacağız yani önümüzdeki birkaç hafta içerisinde kapsamlı bir siyasi istişare süreci başlatacağız ve bu süreçte konu bütün detaylarıyla, bu bahsettiğim bütün ülkelerde tartışılacak ancak -dediğim gibi- bunun zamanlaması, bu altı ülkeyle yine yapılan diplomasi trafiğinin sonunda belirlenecek bir zaman.

Ancak ben şunu özellikle ifade etmek istiyorum ki, tüm bu süreç boyunca, Azerbaycan ve Ermenistan arasında var olan Yukarı Karabağ ihtilafının yarattığı sonuçlar hiçbir zaman göz ardı edilmemiştir.

Ermenistan ile müzakere sürecimizde, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da, dost ve kardeş Azerbaycan halkının çıkarları ve iyiliği hiçbir şekilde göz ardı edilmeyecektir.

Azerbaycan topraklarının işgali sona ermeden bölgede arzu edilen ortamın tesisinin mümkün olmadığı da bütün bölge ülkelerince bilinmektedir. Amacımız, bir yandan Türkiye'yle Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesi yönünde ilerleme kaydederken bir yandan da Yukarı Karabağ sorununun Azerbaycan'ın toprak bütünlüğü çerçevesinde çözümü için uygun şartların yaratılmasıdır. Zira, Yukarı Karabağ sorunu çözülmeden bölgede kalıcı huzur, istikrar ve iyi komşuluk ilişkilerini tesis etmek de mümkün değildir, mümkün olmayacaktır da. Sayın Başbakanımız ve Hükûmetimizce defalarca vurgulanan bu hususun artık gerek Türkiye gerek Azerbaycan kamuoyunca doğru biçimde algılanacağını ümit ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben sözlerime son vermeden önce, bugün Diyarbakır Lice'de bir saldırıda hayatını kaybeden askerlerimize de Allah'tan rahmet diliyorum. Şehitlerimizin ailelerine sabır diliyorum, hepsinin ruhu şad olsun.

Teşekkür ediyorum.

(Soru ve görüşlerden sonra) BAŞKAN:  Sayın Babacan, ek bir açıklama yapacak mısınız efendim?

DIŞİŞLERİ BAKANI ALİ BABACAN: Evet efendim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben öncelikle şunu tekrar vurgulamakta fayda görüyorum: Gerçekten bölgemizde çok ciddi sorunlar var. Türkiye'nin etrafındaki coğrafyaya şöyle bir bakacak olursanız, Balkanlar, Orta Doğu, Kafkaslar, bütün bu bölgeler çok ciddi problemlerle karşı karşıya olan bölgeler ve bazen sorunları dondurup rafa kaldırmak kolay olabiliyor ülkeler için; yani bunun artık hiç üzerinde tartışmayalım, donduralım, bir kenara koyalım, uğraşmayalım diye. Biz bu yaklaşıma karşı olduk baştan bu yana ve sorunların üzerine de büyük bir kararlılıkla gitmek istedik ve bir bakıma taşları yerinden oynatacak, bölgede yeni bir iklim, yeni bir atmosfer oluşturacak bir diplomasi trafiği izledik. Bu da tabi kolay değil; cesur olmak gerekiyor, ilkeli olmak gerekiyor, prensipli olmak gerekiyor. Ancak bahsettiğim bu altı ülkeyle de, yani Türkiye, Azerbaycan, Ermenistan, İsviçre, Rusya, Amerika Birleşik Devletleri, bütün bu altı ülkeyle de istişareyi, müzakereyi çok dikkatli yürütmemizin gerektiği bir süreç yaşıyoruz şu anda. Dediğim gibi aynı zamanda bu süreç sabır isteyen bir süreç; ilkeli, dikkatli ve sabırlı da olmamız gerekiyor.

Bu önümüzdeki birkaç hafta içerisinde, daha önce de ifade ettiğim gibi, bu konuyla ilgili daha detaylı bilgileri sizlerle paylaşıp daha detaylı bir siyasi istişare süreci başlatma imkânımız olacak. Bununla ilgili buradaki sorulan sorular -bazılarının cevabını- zaten orada karşılığını kuşkusuz bulacak.

Onun için, ben daha fazla sözü uzatmak istemiyorum Sayın Başkanım fakat şunu ifade etmek istiyorum ki: Türkiye'nin ilkeleri bellidir, politikaları bellidir, burada tavizler asla söz konusu değildir ve herkesin kazanacağı, herkesin istifade edeceği güvenlik, istikrar ve barışın sağlanacağı bir ortamı hedefliyoruz ve şu ana kadar da adım adım ileri doğru gidiyoruz bu süreçte.

Teşekkür ediyorum.