Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Beşinci Antalya Diplomasi Forumu'nda Gerçekleştirdiği Basın Toplantısı, 19 Nisan 2026, Antalya Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Türk Devletleri Teşkilatı Gayriresmi Dışişleri Bakanları Toplantısı Sonrasında Gerçekleştirdiği Basın Toplantısı, 7 Mart 2026, İstanbul Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Ulusal ve Uluslararası Medya Kuruluşlarının Temsilcileriyle Gerçekleştirdiği Basın Toplantısı, 15 Ocak 2026, İstanbul Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın Gazze Konulu Bakanlar Toplantısı Sonrasında Gerçekleştirdiği Basın Toplantısı, 3 Kasım 2025, İstanbul Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın BM 80. Genel Kurulu Yüksek Düzeyli Haftası Sonrasında Gerçekleştirdiği Basın Toplantısı, 27 Eylül 2025, New York Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Balkan Barış Platformu Dışişleri Bakanları Toplantısı Sonrasında Gerçekleştirdiği Basın Toplantısı, 26 Temmuz 2025, İstanbul Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın NATO Dışişleri Bakanları Gayriresmi Toplantısı Sonrasında Gerçekleştirdiği Basın Toplantısı, 15 Mayıs 2025, Antalya Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Dördüncü Antalya Diplomasi Forumu'nda Gerçekleştirdiği Basın Toplantısı, 13 Nisan 2025, Antalya Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Ulusal ve Uluslararası Medya Kuruluşlarının Temsilcileriyle Gerçekleştirdiği Basın Toplantısı, 10 Ocak 2025, İstanbul Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın Doha Forumu’nda Gerçekleştirdiği Basın Toplantısı, 8 Aralık 2024, Doha Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın D-8 Dışişleri Bakanları ile Basın Toplantısında Yaptığı Konuşma, 8 Haziran 2024, İstanbul Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı Kapsamında Basına Yaptığı Açıklama, 4 Nisan 2024, Brüksel Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın Basına Yaptığı Açıklama, 10 Ocak 2024, Duşanbe Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın BM 78. Genel Kurulu Kapsamında Yaptığı Basın Toplantısı, 23 Eylül 2023, New York Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın Brüksel'de Yaptığı Basın Toplantısı, 6 Temmuz 2023, Brüksel Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Basına Yaptığı Açıklama, 5 Nisan 2023, Brüksel Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Basın Bilgilendirme toplantısında yaptığı konuşma, 7 Şubat 2023, Antalya Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun ABD ziyareti kapsamında Basına Yaptığı Açıklama, 18 Ocak 2023, Washington Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Basınla Yılsonu Değerlendirme Toplantısı, 29 Aralık 2022, Ankara Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Basına Yaptığı Açıklama, 26 Eylül 2022, Tokyo Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Basına Yaptığı Açıklama, 23 Eylül 2022, New York Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Ekvator Ginesi Basınına Yaptığı Açıklama, 22 Temmuz 2020, Ekvator Ginesi Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Basın Mensuplarının Sorularına Verdiği Yanıtlar, 20 Temmuz 2020, Lome Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Basın Mensuplarına Yaptığı Açıklama, 5 Mayıs 2020, Ankara Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı Sonrası Yaptığı Açıklama, 2 Nisan 2020, Ankara Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Basın Mensuplarına Yaptığı Açıklama, 15 Mart 2020, Ankara Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Kızılcahamam’da Basın Mensuplarına Yaptığı Açıklama, 2 Şubat 2020, Ankara Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Basına Yaptığı Açıklama, 17 Ekim 2019, Ankara Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Basına Yaptığı Açıklama, 27 Eylül 2019, New York Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun XI. Büyükelçiler Konferansı’nda Düzenlediği Basın Toplantısı, 8 Ağustos 2019, Ankara
Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Beşinci Antalya Diplomasi Forumu'nda Gerçekleştirdiği Basın Toplantısı, 19 Nisan 2026, Antalya

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli basın mensupları, kıymetli katılımcılar; beşincisini düzenlediğimiz Antalya Diplomasi Forumu’nu yoğun, nitelikli ve verimli bir mesainin ardından bugün tamamlamaktayız.

Üç gün boyunca Antalya bir kez daha küresel diplomasinin nabzının attığı bir merkez oldu. Lider panellerinden bölgesel oturumlara, birçok farklı format ve içerikte kapsamlı bir programı çok şükür başarıyla hep birlikte icra ettik.

Toplam 52 oturumda mevcut krizlerin muhasebesini hep birlikte yapma imkanımız oldu. Asya Pasifik’ten Latin Amerika’ya, Avrupa’dan Orta Asya’ya dünyanın dört bir yanından gelen liderleri, karar alıcıları ve uzmanları aynı çatı altında dinleme ve tartışma imkanımız oldu. Sadece birkaç rakam vermek istiyorum: bu yıl 150 ülke ve 66 uluslararası kuruluştan 6 bin 400 katılımcı Forumumuza katıldılar. Bu aslında emsalleriyle kıyaslandığı zaman gerçekten çok büyük bir rakam. Hem kapsadığı coğrafya itibarıyla hem de katılımcıların sayısı itibarıyla. 23 Devlet ve Hükümet Başkanı, 13 Devlet ve Hükümet Başkan Yardımcısı, Meclis Başkanları, 50 Bakan ve 87 uluslararası kuruluşun üst düzey temsilcisi Forumumuza iştirak ettiler. Forum kapsamında Sayın Cumhurbaşkanımız üst düzey verimli temaslarda bulundular. Cumhurbaşkanı Yardımcımız ve diğer Bakan arkadaşlarımızla ülkemize gelen, Foruma katılan diğer muhataplarıyla güzel, verimli görüşmelerde bulundular. Bizler de çok sayıda mevkidaşımız ve uluslararası kuruluş temsilcileriyle temaslarda bulunduk.

Forum süresince uluslararası gündemi şekillendirecek kritik toplantılara, Forumun marjında aynı zamanda ev sahipliği yapma imkanımız oldu. Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan ile gerçekleştirdiğimiz Dörtlü Toplantı’da bölgemizde barış ve istikrarı destekleyici adımları ve seyrüsefer serbestisinin kalıcı olarak tesisine yönelik muhtemel girişimleri ele aldık. Bölgemizin geleceğine ilişkin ortak bir vizyon geliştirmek amacıyla atacağımız somut adımları tespit ettik. Altı Müslüman ülkenin bir araya geldiği toplantıda ise Gazze Barış Planı'nın safahatını ele aldık. Sürece ilişkin ortak irademizi teyit ettik. Bölgemizde kalıcı barışın tesisine yönelik birlikte hayata geçireceğimiz ortak planlamaları ele aldık. Türk Devletleri Teşkilatı Gayriresmi Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda ortak coğrafyamızın gündemindeki meseleleri istişare etme imkanımız oldu. Ayrıca, Balkan Barış Platformu'nun Üçüncü Dışişleri Bakanları Toplantısı’nı da Forum marjında burada gerçekleştirdik. Burada ileriye dönük sahadaki operasyonel iş birliği adımlarımızı da ele alma imkanımız oldu. Gazze bağlamında Sayın Cumhurbaşkanımızın Refikaları Sayın Emine Erdoğan Hanımefendinin himayelerinde düzenlenen “Filistin İçin Tek Yürek, Eğitimde Yıkıma Karşı Geleceği Korumak” başlıklı yüksek seviyeli oturum Forumumuzun en anlamlı buluşmalarından biri oldu.

Değerli basın mensupları; Forumumuzun fikri zeminini oluşturan “Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Başetmek” teması çerçevesinde geleceğin siyasi, ekonomik ve diplomatik mimarisine dair kapsamlı bir ufuk turu gerçekleştirdik. Geniş bir coğrafyadan gelen temsilciler, küresel ve bölgesel meselelere ilişkin perspektiflerinibir kez daha diplomasinin merkezine koyma imkanı buldular. Antalya Diplomasi Forumu'nun farklı görüşleri, farklı coğrafyaları ve farklı çıkarları aynı masada buluşturan niteliği bir kez daha teyit edilmiş oldu, test edilmiş oldu. Oturumlarımızda bölgesel krizlerin ancak o coğrafyanın kendi dinamikleriyle ve bölgesel aktörlerin etkin katılımıyla çözüme kavuşturulacağı fikri belirgin biçimde öne çıktı. Küresel ekonomiye dair oturumlarımız da aynı ölçüde verimli geçti. Korumacılığın yükseldiği bir çağda yatırımların, serbest ticaretin ve bağlantısallık projelerinin uluslararası istikrara yapacağı katkıyı tekrar tekrar vurgulama imkanı oldu. Jeoekonominin yeniden tanımlandığı günümüzde küresel ve ulusal öncelikler arasındaki dengenin nasıl kurulacağı, çok taraflılığın bu denklemde nereye oturacağı ve şu anda içinden geçtiğimiz krizler de ayrıca etraflıca ele alındı.

Afrika kıtasına bu yıl da özel bir önem veriyoruz. Kıtanın yatırım ve kalkınma potansiyeli masaya yatırıldı. Aynı zamanda güvenlik ile kalkınma arasındaki kritik bağlantıyı da hassasiyetle değerlendirdik. Burada da bölgesel sahiplenmenin önemine bir kez daha katılımcılar vurgu yapma imkanı buldular. Bugün düzenleyeceğimiz basın toplantısından sonraki etkinliklerimizden biri de Afrika konulu bir etkinlik. Buradaki etkinlikte Afrikalı katılımcı kardeşlerimizle, dostlarımızla bir araya gelme imkanımız olacak. Türkiye-Afrika ortaklığını daha da ileriye götürmek yönünde ayrıca bu birliktelikte fikir alışverişinde bulunacağız.

Değerli basın mensupları; Forumumuzda diplomasiyi geleneksel sınırlarından çıkarıp yarını şekillendirecek alanlara taşıdık. Geleceğin dünyasına şekil verecek olan yapay zekanın jeopolitiği, kritik mineraller üzerinden yürütülen stratejik rekabeti ve küresel enerji haritasının yeniden çizilmesi konuları da bu seneki Forumda, panellerimizde tartışıldı. Ev sahipliğini yapacağımız COP31'e giden süreç bağlamında gıda güvenliğinin önemiyle kuraklık ve iklim değişikliğine karşı atılacak adımların jeopolitik gerilimlere kurban edilmemesi gerektiğinin altını da ayrıca çizdik. Kültürel diplomasi alanında düzenlenen etkinlikler ise Forumumuzun çok katmanlı yapısını tamamlayan anlamlı buluşmalardan biri oldu. “Yarını Tasarlamak” teması altında icra ettiğimiz Forumumuzda yarının gerçek sahiplerini de ihmal etmedik. ADF Gençlik Etkinliği kapsamında birazdan gençlerimizle de bir araya gelme imkanımız olacak. Yarının dünyasını onların vizyonu ve enerjisiyle birlikte ele alacağız.

Değerli basın mensupları; şunu büyük bir memnuniyetle ifade etmek isterim ki, belirsizliklerin ve çoklu krizlerin uluslararası sistemin baskın karakteri haline geldiği, diyaloğun yerini kutuplaşmanın almaya başladığı böylesine çetin bir dönemde, Antalya Diplomasi Forumu dünyada eşine az rastlanır bir umut, diyalog ve çözüm zeminine dönüşmüştür. Bu Forum aynı zamanda Hariciye teşkilatımızın diplomatik birikiminin ve organizasyonel kapasitesinin de bir tescili olmuştur. Türkiye olarak dış politikamızı dar çerçevelere hapsolmadan, diplomasiyi barışın anahtarı olarak gören bir anlayışla sürdürmeye devam edeceğiz. Diplomasinin tüm imkanlarından istifade ederek iş birliğimizi çeşitlendirmeyi ve dostluk köprülerimizi çoğaltmayı kararlılıkla sürdüreceğiz. Kritik başlıklarda güven inşa etmeye, tarafları birbirine yaklaştırmaya ve gerektiğinde arabuluculuk rolü üstlenmeye aynı azimle devam edeceğiz. Türkiye'nin diplomasi alanındaki bu çekim gücü önümüzdeki dönemde de artan bir ivmeyle inşallah büyümeye devam edecek.

Sözlerime son verirken Antalya Diplomasi Forumu'na verdikleri güçlü destek ve teveccüh için Sayın Cumhurbaşkanımıza ve muhterem Hanımefendiye tekrar burada şükranlarımı sunuyorum.

Tüm mesai arkadaşlarıma, yerel makamlarımıza ve Forumun başarısına katkı sunan bütün kurumlarımıza, katılımcılara, emek verenlere tekrar teşekkür ediyorum.

Aynı şekilde Forumumuzun mesajlarının geniş kitlelere ulaştırılmasındaki değerli katkıları için siz kıymetli basın mensuplarına da ayrıca özel olarak teşekkür etmek istiyorum.

Şimdi herhalde sorularınızı alabilirim. Kemal Bey, sizle başlayalım.

SORU- Teşekkürler Sayın Bakan. Kemal Öztürk, NTV ve El Cezire adına soruyorum.

Sayın Bakan, bu toplantılar esnasında bölgesel krizlerle ilgili ayrı toplantılar da yaptınız; konuşmanızda da belirttiğiniz. Bunlardan bir tanesi Türkiye-Pakistan-Mısır ve Suudi Arabistan'la üçüncüsü yapılan toplantı. İlki Riyad'da olmuştu; sonra İslamabad şimdi de Türkiye. Bu toplantının savunma paktına yönelik bir ilerleme amacı var mıdır? Bunu sormak istiyorum. Çünkü İsrail basınında bazı siyasiler ve medya organları bu ittifak görüşmelerini radikal İslamcı ya da radikal Sünni ittifakı gibi tanımlamalar getiriyor. Siz bunu nasıl tanımlıyorsunuz, bu görüşme trafiğindeki bu dört ülkenin ittifakını?

İkinci sorum da Gazze konusunda bir toplantı yaptınız ABD’deki barış planının bir devamı olarak. Fakat Gazze'de yardımların girmemesinden tutunuz da birçok konu tıkanmış durumda. Forumunuzun sloganı olan bu belirsizlik içerisinde Gazze konusunda nasıl bir yol alacaksınız? Nasıl bir stratejiniz var? Teşekkür ederim.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Teşekkür ederim.

Pakistan-Türkiye-Suudi Arabistan-Mısır Dörtlü Toplantısı’nın üçüncüsünü ifade ettiğiniz gibi yaptık. Bunu da kamuoyuyla paylaştık. Burada ilk baştan itibaren bizim hedefimiz, bunu da defaatle kamuoyuna iletiyoruz. Bu dört ülkenin bölgesel sahiplenmeyi gerektiren bütün konuları ele alarak sahici, gerçekçi, uygulanabilir bir gündemle yoluna devam etmesi... Liderlerimizin bu konuda bir iradesi var. Bizler de Dışişleri Bakanları olarak bu iradeyi gerçek hayatta uygulanabilir, ekonomi, teknoloji, sağlık, savunma gibi birçok alanda nasıl uygulayabiliriz, bunları hayata geçiriyoruz. Bizim inancımız şu: bu dört ülke aslında bir temsiliyeti ortaya koyuyor. Bu dört ülkenin etrafında bütün bir bölge var. Biz bölgenin olması gereken iş birliği imkanlarını kullanmadığı için bölgenin kendi potansiyelini hayata geçiremediğine dair kuvvetli bir inancımız, rasyonel bir tespitimiz var. Bu tespitten hareketle somut konuları hayata geçirmek için hep beraber bir araya geliyoruz. Çok ciddi siyasi krizler var, çatışmalar var biliyorsunuz. Bu çatışmaların sönümlendirilmesi için de neler yapılabilir? Biz İsrail gibi değiliz. Onlar biliyorsunuz Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’yle bir araya gelip bölgedeki Müslüman ülkelere karşı bir askeri ittifak kurdular. Biz onların yaptığını yapmıyoruz. Biz bölgemizdeki çatışmaları nasıl söndürürüz, ekonomik ilerlemeyi nasıl sağlarız, istikrarı nasıl hayata geçiririz? Onun arayışı içerisindeyiz. Biz şunu gördük: Eğer dışarıdan yardım beklemeye, kurtarıcı beklemeye bu bölge devam ederse bu bölge ilanihaye bu sorunlarla baş başa kalmaya devam edecek. Onun için akıllı aktörler hikmetle geçmişten ders çıkartarak geleceklerine yön verirler.

Gazze konusunda yaptığımız toplantı: şu anda Gazze Barış Planı’nın bir uygulama süreci var malumunuz. Gazze Barış Planı’nın başlangıcına sebep olan Sekizli Grubun... New York'ta biliyorsunuz geçtiğimiz yıl Eylül ayında Sayın Trump'la Liderlerimiz bir araya geldiler. Buradan çıkan görüş ve iradeyle Gazze Barış Planı, Barış Kurulu gibi mekanizmalar hayata geçirilmeye başlandı. Şimdi bunun kurucu ruhunu oluşturan bu ülkelerle tekrar bir araya geldik. Tüm bu Gazze soykırımını durdurmaya ve tersine çevirmeye yönelik çabalarımızı, çalışmalarımızı, geride bıraktığımız süreç içerisinde alınan kararlar, ortaya konan vizyon, yapısal kurumsallaşmalar bizi nereye getirdi, bununla ilgili çok detaylı tartışmaları ele aldık.

SORU- [SİMULTANE TERCÜME] Adnan Can Ataytürkmen, Al Arabi TV

Saygıdeğer Bakanım, Sayın Cumhurbaşkanı Pakistanlı Cumhurbaşkanıyla toplantısı esnasında yeni bir bölgesel yapılanmaya ihtiyaç duyulduğunu ifade ettiler kendileri ve aynı zamanda ABD-İsrail'in İran'a karşı yaptığı savaşa karşı yeni bir güvenlik yapılanmasına ihtiyaç duyulduğunu. Bunun sizin Pakistan, Suudi Arabistan ve Mısır’ın ortaklığıyla mı kurulması öngörülüyor? Bu meydan okumalara ve bölgenin en önemli tehlikesi İsrail'in genişlemeci politikalarına karşı koymak için bu iş birliğinin buraya mı evrilmesi öngörülüyor?

İkinci sorum ise Hürmüz Boğazı’yla alakalı. İran tarafından kapatılmasına karşı Türkiye'nin nasıl bir görüşü ve duruşu vardır?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar; soru için teşekkür ediyorum. Az önce de ifade ettim; bölgenin ülkeleri bir araya gelip bölgenin sorunlarına sahip çıkmak zorundalar. Bu bizim için yaşamsal bir gereklilik. Bunun için yeterli olgunluğun, kapasitenin ve vizyonun olduğuna biz Türkiye olarak yürekten inanıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın bu konuda ortaya koyduğu çok güçlü bir irade var. Yıllar içerisinde bölge liderleriyle de bu vizyon üzerinde yaptıkları bir anlayış birliği var. Şimdi bunun hayata geçmesi gerekiyor. Şimdi bakıyorsunuz birçok sıkıntı var bölgemizde. Gazze'deki soykırım, Lübnan, arkasından İran, bütün bunların ortaya çıkarttığı ve bölge ülkelerinin birbirleri arasındaki güveni zedeleyen, çatışmaları arttıran, yoksulluğu, geri kalmışlığı getiren bütün denklemleri ortadan kaldırmak için hep beraber bir araya geliyoruz, arayış içerisindeyiz. Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Şahbaz Şerif ve Sayın Şeyh Temim’le bir araya geldiği zaman tabii ki bölge konularını konuştular. Yine bu vizyonla konuşuldu. Bu vizyon herkesin sahip çıktığı bir vizyon. İnşallah bu vizyon etrafında gündemimizi ilerletmeye devam edeceğiz.

Hürmüz Boğazı’yla ilgili şu anda zihinlerde karışık bir durum var. Tarafların, zaman zaman açıldığı zaman zaman kısmi bloke etmelerin olduğu yönünde beyanları var. Uygulamayı da yakından takip ediyoruz Deniz Kuvvetlerimiz üzerinden. Bu konuda gelişmeler oldukça biz de kamuoyunu bilgilendirmeye devam edeceğiz.

SORU- [SİMULTANE TERCÜME] Keir Simmons, NBC News

Bu Forum sürerken İran'ın müzakereleri de devam etmekteydi. Bize bazı detayları verebilir misiniz? Sayın Başkan Trump, İran Meclis Başkanıyla önemli görüşmeler yaptığını ve barış anlaşmasının çok uzak olmadığını söylemişti. Ama şimdi tekrar savaşa doğru sürüklendiğini görüyoruz bölgenin. Neler oluyor, bunu anlatabilir misiniz bize?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar; İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında Pakistan'ın arabuluculuğunda süren müzakereleri biliyorsunuz sadece yakından takip etmekle kalmıyor, elimizden gelen bütün desteği vermeye çalışıyoruz. Hem ABD’li, hem İranlı taraflarla görüşerek Pakistanlı kardeşlerimizin mevcut çabasına ne türden katkılar yapabiliriz? Onun arayışı içerisindeyiz. Şimdi görüşmelerde kritik bir aşamaya gelindiği ortada, yani bu herkesin malumu. Güzel olan şu: her iki taraf da çok ciddi bir niyetle, samimiyetle esas itibarıyla görüşmelere devam ediyorlar, devam etme iradeleri var. Mevcut ateşkesten sadece taraflar değil, bütün dünya açıkçası bir rahatlama içerisinde. Tabii ki bunun devam etmesi herkes için önemli ve ben savaşan tarafların da bunun bilincinde olduğunu görüyorum. Bu Forumda da buluştuğumuz bütün aktörler doğudan, batıdan, kuzeyden, güneyden hepsi savaşın tekrar başlamaması için endişelerini sürekli bize iletiyorlar. Biz de bu konuda elimizden gelen bütün çabayı göstereceğimizi söylüyoruz. Şimdi geldiğimiz noktada tarafların belli konularda hala tartışma içerisinde olduklarını biliyoruz. Bunların detayına girmek istemiyorum, daha gelmeden önce Pakistan tarafıyla da önemli bir görüşme yaptım. Nerede duruyoruz, atmamız gereken bir sonraki adımlar ne? Şimdi tabii ki önümüzdeki hafta ateşkesin sona ermesiyle beraber tekrar yeni bir savaşın başlamasını hiç kimse istemiyor. Umudumuz, tarafların, yine dünya kamuoyunun yaptığı baskı neticesinde, ateşkes süresini uzatmaları ve uzatılmış bu süre içerisinde bugüne kadar çözemedikleri ama çözme iradesi arayışında oldukları başlıkları çözmeleri. Biz en başta da söylemiştik değerli arkadaşlar, belki takip edenler hatırlarlar. İki haftalık bir süre ateşkes için iyi ama önlerindeki dosya o kadar kapsamlı ki iki haftada bütün bu konuların hepsini çözmek mümkün olmayacak. Dolayısıyla yeni bir uzatmaya ihtiyaç olacak. Bu uzatma da İnşallah gelir, ben o konuda iyimserim ama bazı konuların netleştirilmesi lazım. Büyük ölçüde İnşallah müzakerelerin tamamlandığını görüyoruz ama çok kritik bir iki başlıkta hala görüş farklılıkları devam ediyor. İnşallah ona da en kısa sürede...

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Gökhan Çeliker, Anadolu Ajansı.

Antalya Diplomasi Forumu aslında yıllardır hem Rusya hem Ukrayna Dışişleri Bakanlarının katıldığı tek Forum olarak öne çıkıyor. Türkiye'nin bu konuda dört defa tarafları bir araya getirme tecrübesi de var. Hem Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, hem Ukrayna Dışişleri Bakanı Sibiha da aslında İstanbul'da bir sürece olumlu baktıklarına yönelik açıklamalar yaptı burada. Siz taraflardan bu konuda bir pozisyon değişikliği, bir görüşme niyeti bekliyor musunuz?

Teşekkür ederim.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar, İran-ABD arasındaki müzakereleri yakından takip ettiğimiz gibi, Rusya-Ukrayna müzakerelerini de takip ediyoruz. Orada da biliyorsunuz rol alıyoruz gerektikçe. Gerçekten beşinci yılına giren bu savaş artık bitmek durumunda, çok fazla maliyet üretti. Ama savaşın belli bir coğrafyada devam ediyor olması da kanıksanmış durumda. Bu aslında hem Ukrayna, hem Rusya için iyi bir durum değil, barış çabalarını artırarak devam ettirmemiz gerekiyor. Türkiye olarak bu konuda bizim vizyonumuz, çabamız ortada. Tarafları geçen yaz üç defa İstanbul'da bir araya getirdik, tekrar getirmeye hazırız, ister teknik düzeyde, ister liderler düzeyinde. Ama taraflar başka başkentlerde de bir araya geliyorlar.

Bizim gördüğümüz şu: aslında bunu da konuşuyoruz, burada da söylemekte beis görmüyorum; bir taraftan İran-ABD müzakereleri devam ederken, aslında İran-ABD savaşı daha acil sorunları birden unutturdu, yani Ukrayna'daki barış müzakerelerine ve Gazze Barış Planı’na dünya kamuoyunun birdenbire ilgisi azalır gibi oldu. Bunun bir yansıması olarak burada birtakım aksamalarla karşılaşmayı açıkçası biz stratejik bir endişeyle karşılıyoruz. Bunun olmaması için tarafları şimdiden uyarıyoruz, tekrar tekrar diyoruz ki: buralardan bizim dikkatimizi dağıtmamamız lazım; hem Ukrayna, hem Gazze meselesi oldukça önemli. Bu iki konudaki dikkatimizi devam ettirmeliyiz, buna kapasitemiz var.

SORU- Azerbaycan'dan katılıyorum; Xpress.az sitesi Genel Yayın Yönetmeni Hayale Reis.

Sorum şu: Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki barış süreci devam ederken Türkiye bu süreci yalnızca bölgesel istikrarın sağlanması açısından değil de aynı zamanda küresel diplomasiye yeni bir model kazandırma fırsatı olarak değerlendiriyor. Eğer öyleyse bu model benzer çatışma bölgelerinde de uygulanabilir mi ve global düzeyde nasıl bir etki yaratabiliyor?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar; Güney Kafkasya'daki barışın temini için de biliyorsunuz çok ciddi bir çabamız var; oraya da istikrar getirmek istiyoruz. Bizim esas itibarıyla, Sayın Cumhurbaşkanımızın başından beri bölgemizde ortaya koyduğu dış politika vizyonu belli: bir bölge için ne istiyorsak diğeri için de aynısını istiyoruz. Her yerde barışı, istikrarı önceleyen bir duruşumuz var ki bunun üzerine kalkınmayı, refahı inşa edebilelim. Şimdi, Ermenistan ile Azerbaycan arasında yürüyen görüşmelerde çok önemli mesafeler kat edildi. Biliyorsunuz, Vaşington'da yapılan bir törenle de barış anlaşmasına paraflar konuldu ama buna nihai imza atılması için atılması gereken bir iki adım daha var. Ama bugüne kadar yapılan çalışmalarla şunu gördük; iki taraf da barışı arama konusunda oldukça samimi ve ileri adımlar atma konusunda istekli, bu riskleri alabiliyorlar ve dünya kamuoyunun da bu konuda inanılmaz bir teveccühü var, desteği var. Bu konuda Türkiye tabii ki Azerbaycan'ın yanında olmaya her zaman devam edecektir, bu bizim ortak kaderimiz. Ama Azerbaycan'ın Ermenistan'la yapacağı barış neticesinde biz bölgenin çok daha istikrarlı bir bölge olacağına inanıyoruz. Bu bütün bölge halkları için fevkalade önemli.

SORU- [SİMULTANE TERCÜME] Çok teşekkür ediyorum Sayın Bakan. TRT World, Kübra Akkoç.

Şu anda Lübnan'da da bir ateşkes var. Sizin perspektifinizden bölgenin genelinde barış için Lübnan'daki ateşkesin önemi nedir?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar; Lübnan elimizdeki önemli ve karmaşık dosyalardan biri. Biliyorsunuz, Lübnan halkıyla büyük bir dayanışma içerisindeyiz; Sayın Cumhurbaşkanımız bu konudaki açıklamalarını yaptılar. Şu anda krizde olan birtakım bölgelere yönelik insani yardım faaliyetlerimiz de devam etmekte. Maalesef, Lübnan bir kez daha savaşın acımasız pençesine kurban gidiyor. Kendi içinde zaten etnik ve mezhebi, dini parçalanmışlığın içerisinde boğuşurken diğer taraftan son aylarda İsrail işgaliyle karşı karşıya kalması ve bu işgal neticesinde bir milyondan fazla insanın evinden olması ve yetmiyormuş gibi, İsrail'in tekrar tekrar yaptığı ilanlarla Gazze'de uyguladığı bölge uygulamalarını, işgal politikalarını burada da uygulamaya başladığını görüyoruz. Tabii burada hem bölge kamuoyu hem dünya kamuoyu oldukça endişeli durumda. Sadece insani gerekçelerle değil. Bölge istikrarını çok ciddi etkileyecek bir işgaldir bu. Fakat, şu anda devam eden İran-ABD müzakereleri biraz bunu gölgede bırakmış gibi gözüküyor. İsrail bu fırsattan istifadeyle bir oldubittiye olayı getirmeye çalışıyor. Yani buna müsaade edilmemesi lazım, bunun için elimizden geleni yapacağız.

Buyurun Yunanlı arkadaşımız.

SORU- Merhaba Sayın Bakanım. Manolis Kostidis, Kathimerini Gazetesi ve Skai Televizyonu.

Geçen günlerdeki bir mülakatınızda Yunanistan, “Kıbrıs” ve İsrail üçlüsünün Doğu Akdeniz'de Türkiye'yi çevrelemesine yönelik bir operasyon içerisinde olması ya da bu izlenimi yaratmasından bahsettiniz. Bunun radarınızda olduğundan bahsettiniz. Neden böyle bir intiba doğuyor? Çünkü “Türkiye'nin de birçok iş birliği söz konusu” diyor Yunanistan. Neden böyle bir intiba doğuyor?

Bir sorum daha olacak. Yunanistan bir mektupla Birleşmiş Milletler'e, adaların karasularını 12 deniz miline kadar genişletme hakkını saklı tuttuğunu, bununla birlikte bu konunun Türkiye’yle uluslararası hukuka uygun olarak barışçıl bir şekilde çözülmesini istediğini belirtti. Bu konuda mesajınız nedir? Teşekkürler.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bizim bölge ülkeleriyle iş birliğimiz var aynı zamanda askeri bir ittifak olan NATO var biliyorsunuz. Yunanistan da NATO'nun bir parçası. Şimdi, bölgede İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, sorduğunuz için söylüyorum, bir araya gelip bir askeri ittifak kurması, somut birlikler oluşturması… tehdit önceliği belli: Türkiye’yle beraber diğer ülkeler. Yani bunun başka türlü bir izlenim oluşturmasını da kimse bekleyemez. Bunun aksi yönünde bize ne öncesinde ne de sonrasında bir güvence veya beyan verilmedi. Kimse bu ittifaklar oluşturulurken bize “biz bunu size karşı yapmıyoruz” demedi. Tam tersine, bu ittifakın oluşturulduğu seremonide liderler yan yanayken, İsrail Başbakanının hem Yunanistan Başbakanının hem Güney Kıbrıs Rum Yönetimi liderinin bulunduğu yerde yaptığı beyanlar var; bu ittifakın ruhunu, neden yapıldığını tanımlayan. Şimdi bu gerçekler ortadayken, ben bizim ortaya koyduğumuz tepkinin Yunanistan'la aramızda yürüttüğümüz müzakere sürecinden dolayı az bile olduğunu düşünüyorum. Yani bu iş birliği ruhunu açıkçası biz hiçbir zaman için rahatsız etmek istemedik. Ama o toplantıda İsrail Başbakanının söylediği şeyler ortada; somut askeri yapılanmalar var, askeri iş birlikleri var. Şimdi bunu görmezlikten gelemeyiz. Yunanistan bunu başka türlü anlatabilir, saklayabilir. Kendisi zaten NATO ülkesi, daha sonra diğer ülkelerle bu türden bir askeri iş birliğine girmesi...

Avrupa'da, Yunanistan dışında, bu türden bir askeri iş birliği veya ortak birlik kurma anlaşması imzalayan hiç kimse yok. Dolayısıyla bu bir endişe kaynağı olmaya… sadece bizim için değil, bakın bu Türkiye'nin bir sıkıntısı değil. Söylemiyorlar ama bölgedeki bütün Müslüman ülkeler ciddi endişe içerisindeler ve soru soruyorlar. İsrail'in bölgedeki işgalci ve yayılmacı politikasından hareketle... Şimdi böyle bir resim varken sanki “Türkiye burada gereksiz yere endişe üretiyor” söyleminde bulunmak da doğru değil. Ortada realiteler var, gerçekler var, endişeleri var bölge ülkelerinin. Türkiye kendisini koruyacak nitelikte ama bölgede daha zayıf nitelikte olup bu askeri ittifaka endişeyle bakan ülkeler var, onu da söyleyeyim.

SORU- [SİMULTANE TERCÜME] Teşekkürler Sayın Bakan. İsmim Abdülhamid Sayen.

Geçtiğimiz yıl size bir soru sormuştum. Tam olarak da burada Türkiye'nin Gazze'deki soykırımı durdurmak için ne gibi somut adımlar attığını sormuştum. Şimdi bugün şunu söylemek istiyorum: Bu soykırım bitmedi, Gazze'de ve Batı Şeria'da devam ediyor. Güney Lübnan'da, Suriye'de ve İran'da bu soykırım devam ediyor. Efendim, eğer İsrail Gazze'deki, Batı Şeria’daki, Lübnan, Suriye ve İran'daki direnci kıracak olursa, büyük Türkiye Cumhuriyeti'nin İsrail’in bundan sonraki hedefi olacağını görmüyor musunuz? Teşekkürler.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Arkadaşımıza teşekkür ediyoruz Gazze hassasiyetinden dolayı.

Gazze’deki soykırımın değişik şekillerde devam ettirilmeye çalışıldığı gerçeği ortada. Yani insanların açlığa mahkum edilerek, soğukta kalmaya zorlanarak, gerekli barınma imkanları sağlanmadığı bir ortamda tabii ki bu var. Biz şunu görüyoruz, bunu her yerde de söyledik: biz uluslararası toplum olarak bir araya geldik Gazze Barış Planı’nı uygulamak için, hayata geçirmek için yoğun çaba içerisindeyiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın bu konuda Sayın Trump ve bölge liderleriyle başlattığı yoğun bir müzakere süreci var son bir yıldır. Ama buna rağmen İsrail'in asli niyeti olan Gazze'yi gerek insanlarını öldürerek, gerekse sürerek insansızlaştırmaya yönelik politikasının değişmediğini bütün herkes biliyor, sadece söylemiyor. Herkes biliyor bunu.

Dolayısıyla uluslararası toplum, Antalya Diplomasi Forumu’nda da çok sık kullanıldığı gibi, diplomasinin bütün imkanlarını kullanarak bunu engelleme yolunda gereken adımları atma yönünde çok ciddi çaba ortaya koyuyor. Bu sorun, İsrail yayılmacılığı sorunu, yani sizin anlattığınız o uzun sorunu biz öyle tanımlıyoruz, İsrail yayılmacılığı sorunu sadece bölgenin değil, artık dünyanın bir güvenlik sorunu haline gelmiştir. Bu yayılmacılığın hangi yöntemlerle ve nasıl uluslararası toplum tarafından durdurulacağı meselesi yine uluslararası toplumun kendi ana gündem maddelerinden biridir. Süreç içerisinde ben bu konuda da olumlu gelişmeler olacağını düşünüyorum. Çünkü, bir araya geldiğimiz bütün aktörler aynı endişeyi taşıyorlar. Yani İsrail'in bu yayılmacılığına artık kimse bahane bulabilecek durumda değil, sürdürülebilir de değil. Sürekli uluslararası krizlerin tetiklendiği ve uluslararası krizleri tetikleyen bir irrasyonel, fundamentalist bir hükümetten söz ediyoruz. Dünyanın başına bela olmuş durumda. Bu sadece Türkiye'nin sorunu değil, bazıları çok fazla Türkiye’yle ilişkilendirmeye çalışıyorlar da bu sadece bizim sorunumuz değil. Sadece bölgenin de sorunu değil, yani dünyanın başına bela olmuş bir güvenlik sorunundan bahsediyoruz orada bir fundamentalist hükümetten dolayı.

SORU- [SİMULTANE TERCÜME] Sayın Bakan, konuşmanız için teşekkür etmek istiyorum.

İsmim Mercy Bamigbola ve Nijerya'dan geliyorum. Afrika'daki 49 ülkeye yayın yapan tek Türkçe kanalı temsilen bulunuyorum burada. Diplomasi ve arabuluculukla ilgili bir sorum olacak. Türkiye kendisini bu anlamda bir arabulucu olarak ortaya koymuş bir aktör. Afrika'daki çatışmalarla ilgili olarak da böyle bir arabuluculuk yapılabilir mi? Ankara halihazırda daha aktif bir rol oynayabileceği bölgeler açısından ne gibi bir öncelik belirlemiş durumda?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Teşekkür ederim.

Diğer bölgelerde oynamaya çalıştığımız rolü tabii ki Afrika'da da aynı şekilde oynamaya gayret ediyoruz. Burada, özellikle çatışmaların sonlandırılması ve ulus devletlerin güvenlik sorunlarına, özellikle terörle mücadelede verebileceğimiz desteğin verilmesi konulu bir stratejimiz var bizim, iki ayaklı gidiyoruz. Ekonomik, ticari, kalkınma, teknik iş birliği bunların hepsi var zaten. Stratejik olarak çatışmaların sönümlendirilmesi ve terörle mücadele; bu iki istikrarsızlık kaynağını özellikle çalışıyoruz. Burada çok metodolojik gidiyoruz. Ciddi tespitlerimiz var, ciddi çalışmalarımız var, bir kısmı yansıyor size.

Biliyorsunuz Somali'de devam eden terörle mücadele sürecinde Türkiye'nin desteği var. Aynı şekilde Nijerya'da bu konuda ortaya koyduğumuz bir iş birliği var. Bunu daha da ilerleteceğiz, ülkenin istikrarı için bu gerekli. Başka ülkelerde de bu var. Diğer taraftan, çatışmaların çözümlenmesiyle ilgili Somali ve Etiyopya arasında yaptığımız arabuluculuk; Sayın Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde, bu fevkalade önemliydi. Aynı şekilde şu anda Libya'da devam eden ülkenin bütünleşmesi çabalarına Türkiye'nin desteği tam. Sudan'da devam eden iç savaşın durdurulması için elimizden geleni yapma gayreti içerisindeyiz. Ruanda ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti arasındaki sorunlarla ilgili de yakından gözlemlerimiz devam ediyor ve şu anda zikretmek istemediğim birkaç tane çatışma konusu var, ihtilaf konusu var bölge ülkeleri arasında, hassas. Onlara da yakından bakmaya devam ediyoruz. Hiçbir zaman için Afrika bu açıdan radarımızdan çıkmadı. Biz biliyoruz, yani bölgemizde geliştirdiğimiz çatışmaların çözümüne yönelik tecrübeleri başka yerde de kullanmak herkesin menfaatine.

SORU- Azerbaycan basınından Ali Veliyev, Manşet.az haber sitesinin Genel Yayın Yönetmeni.

Azerbaycan ile Ermenistan arasında bir barış anlaşmasının imzalanması söz konusu. Bu barış anlaşmasının imzalanması için bundan sonra Türkiye yumuşak güçten etkin biçimde istifade edecek mi? Biliyorsunuz ki bölgede büyük bir iktisadi mesele var, yani Zengezur Koridoru’nun açılması meselesi. Zengezur Koridoru hem bölgesel iktisadi bakından hem de Türkiye için de çok önemlidir. Türkiye bunun gerçekleşmesi için hangi çabaları gösterecek?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Az önce de ifade ettim, bu anlaşma İnşallah hayata geçer ve şu ana kadar ortaya konmuş çabaların tamamlanmasını görürüz. Biz şimdiden aslında çatışma olmayışının, barışın olduğu bir anın getirdiği nimetlerin bölgedeki etkilerini görüyoruz. Nihai anlaşmayla beraber ülkelerarası normalleşme, Türkiye-Ermenistan normalleşmesi, Azerbaycan-Ermenistan normalleşmesinin bölgede hem bağlantısallık konusunda hem de ekonomik, ticari, enerji güvenliği konusunda çok ciddi sonuçları getireceğini şimdiden öngörüyoruz. Bunun somut belirtileri var. Özellikle Orta Koridor’un hayata geçmesi konusunda bizim bölgemiz son derece önemli. Bu konuda Hazar’ı geçtikten sonraki yerde Güney Kafkasya'daki istikrar, Orta Koridor’un da istikrarı açısından önemli. Türkiye'nin bölgedeki bağlantısallığını güçlendirmesi açısından da Zengezur Koridoru fevkalade önemli. Bu konuda Avrupa Birliği’yle bağlantısallık projeleri konusunda yakın çalışmalarımız var. Sayın Marta Kos'la beraber bu konular da yakında görüşülecek. İnşallah barış anlaşması imzalanınca göreceksiniz hem bağlantısallık hem de ekonomik kalkınma konusunda bölge ülkeleri büyük bir olumlu gelişme görecekler. Yani buna çok yakınız. İnşallah en kısa sürede gerçekleşir.

SORU- Deniz Kilisloğlu, NTV televizyonundan.

Açıklamalarınızdan birkaç soru soracağım. Ateşkesin uzatılmasıyla ilgili olarak üzerine çalışılan bir takvim var mı, yani bir süre düşünülüyor mu? Pakistan'da önemli bir görüşme yaptık dediniz. İster istemez merak ettik. Belki son bilgileri almışsınızdır. Yeni görüşme, ne zaman olacak yeni tur? Bununla ilgili beklentiniz nedir? Pazartesi-Salı deniyor. Öyle mi olacak gerçekten?

Bir de son sorum Lübnan ateşkesiyle ilgili olacak. İran-Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ateşkes Salı günü bitiyor, ama Lübnan ateşkesi 10 günlük bir süreyi kapsıyor. Siz aralarında bir irtibat görüyor musunuz? Bir iyi niyet adımı olarak mı görüyorsunuz bu 10 gün süreyi, yoksa tamamen İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki, Pakistan arasındaki müzakereler için konulmuş taktiksel bir süre olarak mı görüyorsunuz? Teşekkürler.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Esas itibarıyla biliyorsunuz ateşkesin yapılmasının en önemli nedeni müzakerelere imkan tanımasıydı. Şu anda ateşkes ortaya konarken İran ile ABD arasındaki perspektif farklılığı Lübnan'daki işgalin devamına ve öldürmelerin devamına sebep oldu. Bu ateşkesin ihlali olarak görüldü İran tarafından. Şimdi tarafların da devreye girmesiyle bir 10 günlük ateşkes ilan edildi Lübnan'da. Tabii bu genel ateşkesin bir parçası olarak ortaya konması içindi ki müzakerelere imkan verilsin. Şimdi az önce de söyledim bir başka soruya cevaben. Müzakerelerin devam etmesini bütün dünya kamuoyu açıkçası istiyor. Bu konuda çok ciddi bir irade ve baskı var. Kimse savaşın tekrar başlamasını istemiyor. Enerji güvenliği üzerine ortaya koyduğu olumsuz etki ortada. Fiyatlar üzerindeki baskı ortada. Şu anda bazı ülkeler deklare ediyor, bazıları etmiyor ama birçok ülkenin bütçesinde ciddi sıkıntılara, tahribatlara... 2026 bütçesi için en azından öngörülemez, telafi edilemez sıkıntı getirmiş durumda. Dolayısıyla buradan oluşan baskıyla ben tarafların barış müzakerelerine devam etmek için ateşkesin uzatılması konusunda bir problem görmemeleri gerektiğini düşünüyorum. Çok daha farklı bir nokta olmazsa, taraflar birbirlerine bir şeyi ispat etmek için başka bir zorlayıcı tedbiri hayata geçirme ihtiyacı hissetmezse ben buradan ateşkes sürecinin tekrar uzatılıp müzakerelerin devam etmesine imkan tanınacağını düşünüyorum. Belki de inşallah daha iyimser bir senaryo olur, o zamana kadar müzakerelerin ana hattı tamamlanmış olabilir.

SORU- Eda Tuğrul, Haber Global.

Forumda aslında liderlerin odaklandığı konulardan biri, belirsizliklerin arttığı bu küresel düzende ortaya çıkacak olan yeni dünya düzeniydi ve Foruma damga vuran bir kare kayda geçti; Cumhurbaşkanı Erdoğan, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, Pakistan Başbakanı Şerif. O kare dünyaya nasıl bir mesaj veriyordu?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bu aslında kardeşlerin dayanışmasının bir mesajı. Biliyorsunuz üç lider gerçekten yani kardeşten öte birbirlerini seviyorlar. Kader birlikteliği etmiş durumdalar ve bunu defaatle ispat etmiş durumdalar. Aynı zamanda temsil ettikleri devletlerin, milletlerin de hissiyatını yansıtıyorlar. Bu böyle bir husus. Bir de artık uzun zamandır görmediğimiz, özlem içerisinde olduğumuz, yani liderlerimizden hareketle bu ülkelerin az önce de söyledim, bölgesel sahiplenmeyle bir araya gelmeleri, sorunlarını çözme gayreti göstermeleri, profesyonel bir şekilde işlerini halletmeleri, barışın, istikrarın, yani birbirine saygı duymanın esas olduğu bir düzenin ortaya çıkması için bu ülkelerin bu şekilde yakından iş birliğine samimi olmalarına ihtiyaç var. Bizlerin yönetim sisteminden dolayı yani milletler iradeleri liderlere veriyorlar, liderler bu iradeyi millet adına kullanıyorlar ve liderlerin bir araya gelip bu türden bir olumlu dayanışma içerisinde olmaları, kardeşlik gösterisinde bulunmaları tabii ki dünyaya örnek bir mesaj diye düşünüyorum ben.

SORU- [SİMULTANE TERCÜME] Meys Nassif Tahiroğlu, Yeni Şafak Arapça’dan.

Sorum şu şekilde: Suriye’nin yeni dönemde egemenlik sağlamak için nasıl bir denge sağlamaya çalışıyor? Suriye ve Türkiye’nin nasıl bir takvim içerisinde ilerlemesi gerekiyor askeri anlaşmalar açısından ve Hicaz Demiryolu konusunda nasıl bir çalışma öngörülüyor Türkiye'nin gelecek için?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Sayın Şara'nın bu Forum vesilesiyle yaptığı görüşmelerde de defaatle gündeme geldi değerli arkadaşlar. Hem Sayın Cumhurbaşkanımızla görüştü, hem biliyorsunuz ilk gün ben de kendisiyle görüştüm. Şimdi Suriye dikkat ederseniz şu son krizli birkaç ay içerisinde istikrar ve sükûnet içerisinde kalan ender ülkelerden biri oldu. Hiçbir çatışmanın tarafında yer almadı, hiçbir ülkeye tehdit olmadı. Sadece kendi yaralarını sarma, halkın ihtiyacını giderme konusundaki çabalarını artırma gayreti gösterdi. Bu tam da gerek Sayın Cumhurbaşkanımızın, gerek bölgedeki diğer liderlerin Suriye'den beklediği örnek davranıştı. Biz hem Suriye'nin, hem bölgenin menfaatini açıkçası bu stratejinin devam ettirilmesinde görüyoruz. Bu istikrara, barışa, kalkınmaya yol açan bir strateji. Onun için Sayın Şara'nın şu anda yönetiminde ortaya konan uygulamaların hem barışa, hem kalkınmaya hizmet ediyor olması bölge güvenliği açısından da fevkalade önemli. Şimdi yeniden ortaya çıktı ki bu Hürmüz Boğazı'nın kapanmasıyla beraber... uzun yıllardır ertelenen, zaman zaman da bizim dile getirdiğimiz bazı bağlantısallık projeleri var. Bunlar özellikle kargo ulaştırması veya enerji ulaştırması, yani boru hatları. Körfez'deki enerji kaynaklarının Suriye üzerinden, Türkiye üzerinden tekrar uluslararası piyasalara çıkması veya tam tersi bölge dışı ülkelerden bölgeye gelen malların, kargonun sadece deniz üzerinden değil, kara taşımacılığı, demiryolu taşımacılığı üzerinden Türkiye-Suriye-Suudi Arabistan hattı üzerinde gidebiliyor olması da önemli. Bu konuda şu anda ülkeler arasında bir anlayış birliği var. Ulaştırma Bakanlarımız ve ekipleri bu konuda yoğun bir şekilde çalışıyorlar. Demiryolu şu anda önceliğimiz. Geçtiğimiz dönem içerisinde Suudi Arabistan Başbakanı Sayın Veliaht Prens ve Sayın Cumhurbaşkanımız bir araya geldiğinde de aynı konu gündeme getirildi. Arkadaşlar görüyorsunuz, liderlerimiz bir araya geldiği zaman konuştukları: bağlantısallığı nasıl ileri götürürüz, enerji güvenliği nasıl sağlanır, ortak projeler, altyapı, hastane, daha iyi ulaştırma, daha fazla kalkınma. Kimsenin savaştan, yıkımdan, işgalden, yayılmacılıktan, terörü beslemekten söz ettiği yok. Bakın bu bölge ülkelerinin, bölge ülke liderlerinin gerçekten ortaya koyduğu örnek davranıştır. Türkiye bu konuda fevkalade önemli bir öncü rol oynuyor. Fakat bazı aktörler maalesef bölgemizin makus talihinin değişmesini istemiyorlar. Sürekli çatışmaların, yıkımın, gözyaşının hakim olduğu, bu tablodan hiç kurtulamadığı bir coğrafya olmasını arzu eden aktörler de var. Onların oyununun da farkındayız. Ama çok şükür bölge ülkeleri bir araya geldikleri zaman bu makus talihi yırtıp, atıp, kendi barışlarını, kalkınmalarını, refahını önceleyen projeleri hayata geçirecek iradeye ve güce sahipler.

SORU- [SİMULTANE TERCÜME] Marcin Zaborowski, TVP World, Polonya’dan.

Rusya-Ukrayna barış sürecinden bahsettiniz. Türkiye'nin de bazı görüşmelere ev sahipliği yaptığını söylediniz. Dün de Sayın Sibiha’yla ve Sayın Lavrov’la görüşmeleriniz oldu. Türkiye'de, Türkiye'nin arabuluculuğunda onların ilerleyen dönemde de görüşeceklerini söyleyebilir miyiz? Bunun için bir tarih var mı?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Sayın Cumhurbaşkanımız hem Sayın Putin'le, hem Sayın Zelenski'yle yaptığı görüşmelerde bu duruşumuzu, bir ev sahipliğine hazır olduğumuzu defaatle söylüyorlar. Yani hem liderler düzeyinde bir ev sahipliğine Türkiye her zaman hazırdır, hem de teknik düzeyde yapılacak görüşmeleri yürütmede biz hazırız. Bunda hiçbir sıkıntımız yok. Daha önce nasıl yaptıysak, bundan sonra da onu yapmaya hazırız. Başka yerde yapılan bütün görüşmelere de destek vermeye hazırız. Yeter ki barış gelsin. Yani iyilik sadece bizim elimizle gelmek zorunda değil, başkasının eliyle de gelse iyilik iyiliktir ve saygıya değerdir. Her türlü desteği vermeye hazırız. Yeter ki barış gelsin.

SORU- [SİMULTANE TERCÜME] Heqian Xu, Caixin medya kuruluşundan.

2026 yılı aslında orta güçler arasında iş birliğinin artmasına sahne olan önemli bir yıl olarak karşımıza çıkıyor. Harici güçlerin stratejik amaçlarını farklı bölgelerde ortaya koymalarını seyrediyoruz ama sizin ülkeniz ve sizin hükümetiniz herkesin hayrına olacak bir şekilde kendi bölgenizde birçok çaba sarf ediyorsunuz. Birçok öneriniz oldu. Diğer bölgesel güçlere veya dünyanın dört bir tarafındaki diğer orta güçlere sizin çabalarınıza katılmaları ve kendi bölgeleri için sorumluluk alıp bu adımları atmaya başlamaları veya sahiplenmeleri konusunda bir mesaj verir misiniz? Ne söylersiniz?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Arkadaşımız son soruyu sordu ama öyle bir soru sordu ki, burada bambaşka bir bölüm açıp tekrar aynı süreyi kullanıp konuyu tartışmamız gerekiyor. Aslında konuların acilliğinden dolayı gelen sorular genelde bölgesel çatışmaların durdurulmasıyla ilgiliydi. “Küresel bazda orta ölçekteki güçler bir araya gelerek şu anda dünyada bulunan güç boşluğundan kaynaklı krizleri yönetmede kapasiteleri nasıl kullanabilirler, bu konuda neler yapılabilir” şeklinde özetlenecek bir soru sordu. Değerli arkadaşlar; bu bizim için önemli bir başlık. Yani zaten geleneksel komşuluk ilişkilerimiz, sınırımızın çok ötesine açılma politikamız, ortaya koyduğumuz ilişkiler bunun altyapısını çoktan hazırlamıştı. Bizim şu anda orta güç olan bütün ülkelerle iyi ilişkilerimiz var. Japonya, Güney Kore, Avustralya, diğer taraftan Birleşik Krallık, Fransa, Kanada. Bu ülkelerle olan ilişkilerimizin... şu anda büyük güçlerin ortaya çıkarttığı boşluktan dolayı getirdiği tek bir husus var. Konuştuğumuz konuların içerisine şu ekleniyor: Bu boşlukta orta güçler bir araya gelerek sadece ikili ilişkilerde değil, küresel sorunları çözmede nasıl bir dayanışma içerisinde olabilirler, küresel sorunlar bu ülkelerin eliyle nasıl şekillenebilir, ne türden bir katkı sunabiliriz? Bu şimdi giderek önemli bir hal kazanmaya başladı. Çünkü herkesin ait olduğu bir ittifak vardı ve bu ittifak içerisinde hem bölgesel, hem ulusal menfaatler gözetilmeye çalışılıyordu. Şimdi uluslararası sistemde, uluslararası ilişkilerde, ulus-devlet tabanlı bu sistemde, büyük kırılmaların yaşandığı bu dönemde kuralların yeniden tanımlanması gerekiyor. Bu belirsizlik içerisinde artık kimse otomatik pilotta değil. Herkes şu anda yoğun bir iletişim, yoğun bir koordinasyon, yoğun bir fikir alışverişiyle konularını yönetmek zorunda. Arkadaşımızın sorduğu soru şu açıdan da önemli: Bugün Hürmüz Boğazı'nda olan bir tıkanma Güney Kore'yi, Japonya'yı, Çin Halk Cumhuriyeti'ni nasıl etkiliyorsa, yarın Güney Çin Denizi'nde olacak bir sıkıntı gelip tekrar bizi etkileyecek. Aslında bölgesel manada olan krizlerin küresel etki üretmesi giderek daha yaygın bir husus haline geldi. Bu da artık sistemin bir kuralı haline geldi. Dolayısıyla bölgesel ve küresel kriz ayrımı da giderek kalkmaya başlıyor. Her kriz bu kadar bağlantısallığa dayalı ekonomi ve bilgi yapısının olduğu, bunun üzerine bizim medeniyetleri inşa ettiğimiz bir dönemde artık bölgesel-küresel kriz ayrımı kalmıyor. Bütün krizler birbirlerini maalesef artan şekilde etkilemeye başlıyor. Dolayısıyla buraya geçmiştekinden daha farklı bir zihniyetle, yaklaşımla yaklaşıp daha farklı yapısal çözümler getirmek zorunda olduğumuz gerçeğini bu iletişim ortaya çıkartıyor. Yani orta güçler arasındaki ben bu fikir alışverişine ve dayanışmaya önem veriyorum.

Tekrar teşekkür ediyorum ilginiz için, geldiğiniz için.

Sağ olun, var olun.

* Interpress deşifresidir.