DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli basın mensupları öncelikle hepinize iyi akşamlar diliyorum.
Biliyorsunuz bugün İstanbul’da Türk Devletleri Teşkilatı Dışişleri Bakanları Konseyi’nin Gayriresmi Toplantısı’nı gerçekleştirdik. Üye ülkeler Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’dan Bakan arkadaşlarımızla bir araya geldik. Değerli kardeşlerime ve heyetlerine bir kez daha sizlerin huzurunuzda hoş geldiniz diyorum.
Değerli arkadaşlar, TDT üyesi ülkelerle karşılıklı güvene dayalı bir iş birliği yürütmekteyiz. Toplumlarımızın huzuru ve refahına katkı sağlamak için çalışıyoruz. Ekonomi, kültür ve bağlantısallık gibi konularda çok şükür şu ana kadar Türk devletleriyle beraber çok somut ve güzel başarılar elde ettik. Bir yandan da Türk devletleri olarak uluslararası gelişmeler karşısında ortak bir tutum belirlemek için yoğun bir mesai halindeyiz. Biliyorsunuz bu türden pratikler yapıldıkça pekişir ve bu konuda da güzel bir mesafe kat ediyoruz. Bölgesel ve küresel sorunlar karşısında birlikte hareket etmemiz her birimizin gücünü ve etkisini artırmakta. Uluslararası sistemin giderek daha öngörülemez hale geldiği ve uluslararası hukukun hiçe sayıldığı bu günlerde Türk Dünyası olarak stratejik bir bakışla hareket etmemiz ve daha fazla dayanışma göstermemiz gerektiğinin farkındayız. Bugünkü toplantımızı işte bu anlayış çerçevesinde yaptık.
Bugün önce Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından kabul edildi değerli Bakan arkadaşlarımız. Kendilerinin görüş ve yönlendirmelerini aldık. Bilahare kendi aramızda mevcut küresel ve bölgesel gelişmeleri kapsamlı şekilde değerlendirdik. Toplantımızda teşkilatımızın bünyesindeki son gelişmeler ve önümüzdeki dönemde atılacak adımları ele aldık. Bugünkü faaliyetlerimiz dış politika meselelerinde koordinasyonun artırılması ve ortak tutum benimsenmesi bakımından son derece faydalı oldu.
Değerli basın mensupları, Orta Doğu'da son dönemde yaşanan gelişmeler bölgemizin barış ve istikrarı açısından ciddi endişelere yol açmaktadır. Bu hassas süreçte TDT üyesi ülkeler olarak bölgedeki gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Savaşın daha fazla yayılmasını istemiyoruz. Bu ortak yaklaşımımız ışığında son dönemde yaşanan gelişmelere ilişkin ortak bir açıklama kabul ettik. Burada üyelerden birine yönelik herhangi bir saldırının tüm TDT üyeleri bakımından büyük endişe kaynağı olduğu kayıt altına alınmış oldu. Teşkilat üyesi ülkeler ülkemiz ve kardeş Azerbaycan'a yönelik saldırılar karşısında güçlü destek ve dayanışma sergilemişlerdir. Kendilerine bir kez daha buradan teşekkür ediyoruz.
Bölgemizdeki savaşın bir an önce sona ermesi gerekmektedir. Biz aylar boyunca müzakere masasının kurulması için çok büyük çaba sarf ettik. Bugün de sorunların çözümü için tek seçenek diplomasidir diyoruz ve bu yönde çalışmaya devam ediyoruz. Kalıcı barış ancak diyalog ve iş birliğiyle mümkündür.
İsrail'in yayılmacı ve bölücü gündemi herkes tarafından bilinmektedir. İsrail tüm bölgede istikrarsızlık olmasını, çatışmalar ve iç savaşlar yaşanmasını strateji olarak benimsemiştir. Biz ise dost ve kardeş ülkelerle beraber İsrail'in bu tutumuna karşı barıştan yana bir politika benimsemiş durumdayız. Bugün de savaşın sona ermesi için her türlü diplomatik çabayı sürdürmekteyiz. Türkiye etrafındaki ateş çemberine rağmen huzurunu, güvenliğini ve çok şükür istikrarını korumaktadır. Bu bir tesadüf değildir. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde takip ettiğimiz isabetli dış politikanın bir sonucudur.
Diğer taraftan, üçüncü ülkeleri hedef alan saldırıları da en güçlü biçimde kınadığımızı bir kez daha vurgulamak istiyorum. Katar, Kuveyt, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’e yönelik saldırılar masum sivillerin hayatlarını riske atmakta ve savaşın yayılma ihtimalini artırmaktadır. Bu hafta içinde ülkemizin ve Azerbaycan'ın hedef alınması karşı karşıya bulunduğumuz riskin ne kadar büyük olduğunu bir kez daha göstermiştir. Benzer hadiselerin tekrarlanmaması gerektiğini en açık biçimde tekrar tekrar hatırlatıyoruz.
Değerli arkadaşlar, bölgedeki çatışmalar terör örgütlerine suiistimal edecekleri ortamı sağlamaktadır. Tırmanan gerginlik aynı zamanda küresel enerji arz güvenliğini tehlikeye atmaktadır. Türkiye olarak ilgili kurumlarımızla eş güdüm halinde siyasi, insani, ekonomik, enerji ve güvenlik alanlarında gereken tedbirleri büyük bir özenle almaktayız. Bölgede bulunan vatandaşlarımızın durumunu da ayrıca yakından takip etmekteyiz. Bölgedeki tüm Büyükelçiliklerimiz ve Başkonsolosluklarımız ile Bakanlığımızın Konsolosluk Çağrı Merkezi vatandaşlarımızın taleplerini 7 gün 24 saat esasına göre yanıtlamakta ve gerekli yönlendirmeleri yapmaktadır.
Değerli basın mensupları, bugün ayrıca diğer bölgesel meseleleri de ele alma fırsatımız oldu. Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı barış ve istikrar ile bölgesel iş birliği yönünde atılmakta olan adımları memnuniyetle karşılıyoruz. Bu adımlar Güney Kafkasya'da barışın sahada karşılık bulmaya başladığını göstermektedir. Bu ivmenin korunması ve en kısa zamanda kalıcı barış anlaşmasıyla taçlandırılması en büyük temennimizdir.
Bugün Afganistan'daki durumu da değerlendirme imkanımız oldu. Afganistan'ın komşularıyla barış ve huzur içinde olması temel beklentimizdir. Biliyorsunuz TDT ülkelerinin birçoğunun Afganistan'la sınırı bulunmakta. Oradaki istikrar huzur bizim için önemli. Özellikle Afganistan ile Pakistan arasında son günlerde tırmanan gerilimi de mercek altına aldık, TDT üyeleri olarak.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, 2022 yılından bu yana TDT'nin gözlemci üyesidir. Bu üyelik aile meclisimizin birlik ve bütünlüğünün en güzel örneklerinden birini teşkil etmektedir. Türk dünyasının ayrılmaz bir parçası olan Kıbrıslı Türk kardeşlerimizin on yıllardır maruz kaldığı haksız ve insanlık dışı izolasyonun kaldırılması elzemdir. Bu yöndeki gayretlere destek verilmesinin ortak ve tarihi sorumluluğumuz olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyoruz.
Bugün aynı zamanda enerji güvenliği ve bağlantısallık ve bölgesel iş birliğinin güçlendirmesi konularını da kapsamlı şekilde ele aldık. Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridor’un daha etkin ve verimli şekilde kullanılmasına yönelik altyapı yatırımlarının artırılması konusunda kararlıyız. TDT ülkelerinin katılımıyla atılacak ilave adımların bağlantısallığın bu denli önem kazandığı günümüz koşullarında çok daha büyük fayda getireceğine inanmaktayız.
Bugünkü toplantımız Türk Devletleri Teşkilatı'nın sahip olduğumuz en değerli ortak çatı olduğunu bir kez daha göstermiştir. Önümüzdeki dönemde de yakın eş güdüm içinde çalışmayı sürdüreceğiz. Düzenli olarak bir araya gelerek iş birliğimizi her alanda daha da geliştirecek ve derinleştireceğiz. Bu doğrultuda dayanışmamızı güçlendirerek bölgemizin ve tüm dünyanın barışına, refahına ve istikrarına katkı sunmaya hep beraber devam edeceğiz.
Hepinize gösterdiğiniz ilgiden dolayı teşekkür ediyorum. Şimdi varsa birkaç arkadaşımın sorusunu alabilirim.
SORU- İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan'ın bugün basına yansıyan ifadeleri vardı. Geçici Liderlik Konseyi'nin saldırı gelmeyen ülkeye saldırı olmayacak şeklinde yeni bir karar aldığını aktardı. Gün içinde İran'dan başka açıklamalar da geldi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Savaşta son durum nedir?
Ayrıca, Türkiye'ye düşen füze konusunda siz ne yorumda bulunmak istersiniz?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz biz savaşın başından itibaren, hatta savaştan da önce, çünkü İranlı yetkililerle yıllardır çok yakın temaslarımız var, belli kriz durumlarında ne türden tedbir alacaklarına yönelik hep bir fikrimiz oldu. Bunları savaş öncesinde de çok tartıştık, savaş esnasında da. Bizim durduğumuz yerde hiçbir değişiklik yok. O zaman kendilerine ne söylüyorsak yıllardır, şimdi de aynısını söylüyoruz. Kendilerine bölgeden saldırı gelmediği sürece, bir ülkeden saldırı gelmediği sürece, o ülkelere saldırı yaparak baskı üretme aracı stratejisinin doğru olmadığını… Kendi savaş stratejileri açısından da doğru değil, bölge stratejisi açısından da doğru değil. Bizim tam tersine en başından beri İran'a söylediğimiz, “Amerika'yla büyük bir problem içindesiniz, nükleer mesele bir sıkıntılı konu, sizin hiç olmazsa bölgedeki istikrarı esas alan, komşularla iyi ilişkiyi esas alan, sorunları ne kadar zor olsa da sıkıntılı olsa da masaya yatırıp çözme iradesiyle hareket etmeniz gerekir.” nasihatimiz hep olmuştur. Şimdi de aynı şeyi söylüyoruz dost ve kardeş bir ülke olarak, komşu bir ülke olarak. Hava sahasını başka ülkelere kullandırmayan, kendi ülkelerinde bulunan diğer askeri üslerin kullanılmasına izin vermeyen ülkelerin sivil altyapılarına saldırmak, enerji altyapılarına saldırmak doğru bir strateji değil, bunun altını çiziyoruz. Özellikle bu ülkeler gerçekten hep beraber son yıllarda bölgesel kalkınma için, altyapı için, istikrar için de çok fazla kolektif bir çaba içindeyken. Bu bölgede cereyan etmekte olan İsrail yayılmacılığının da biraz da ekmeğine açıkçası yağ sürmek olur. Bunun doğru bir strateji olmadığını söyledik. Sayın Pezeşkiyan’ın bugün bu şekilde yaptığı açıklama, tam da bizim oturttuğumuz “context”te. Yani “saldırıya izin vermeyen, saldırmayan bir yere biz de saldırmayacağız, şu ana kadar da saldırdığımız için özür dileriz” açıklaması, esas itibarıyla bizim altını çizdiğimiz bir açıklama. Fakat daha sonra buna yönelik çeşitli şerhler de geldi. Bu İran sisteminin kendi içindeki bir durum. Şu anda gerçekten zor günlerden geçmekte. Allah gerçekten İran halkının yardımcısı olsun bu mübarek Ramazan ayında. Ama diğer taraftan, tabii liderlik içerisinde şu anda belli noktalardaki bir araya gelme problemleri, karar alma yetersizlikleri… Yeni Rehberi de seçemediler biliyorsunuz. Belli önemli kararların alınması o makamda mümkün oluyor, göreceğiz.
Bize atılan füzeyle ilgili değerli arkadaşlar, bunlar biliyorsunuz hava sahamıza girerken vuruldu. Biz yaptığımız istişareler neticesinde, Cumhurbaşkanımız da ifade ettiler, kendilerine de ifade ettik; biz kolay kolay provokasyona gelen bir ülke değiliz. Kendi güvenliğimizi savunmada çok şükür hiçbir sıkıntımız yoktur. Ama diğer taraftan da provokasyona gelme, bir savaşın içine çekilme ne demek, onu da gayet iyi biliyoruz. İranlı arkadaşlarımızla konuştuk, dedik “Bu, eğer yolunu kaybetmiş bir füze ise başka bir konu ama bunun devamı gelecekse, bir defaya mahsus gelir, bunun devamı gelecekse ki bizim size tavsiyemiz aman diyeyim dikkat edin, böyle bir maceraya İran'da hiç kimse atılmasın.” Çünkü Türkiye şu ana kadar dostluğunu, durduğu yerdeki düzgün çizgisini, barışa olan hizmetini sürekli ortaya koymuştur. İran yıllardır yaptırım altındadır. Birçok uygulamaya maruz kalmıştır ama gerçekten bölgede belli prensiplerle, ilkelerle doğru düzgün, şeffaf hareket eden ender ülkelerden biri de Türkiye olmuştur.
SORU- Bakanım, Siz de belirttiniz, Türkiye'nin Amerika ve İsrail saldırıları başlamadan önce sorunların diplomasiyle çözülmesi için çok yoğun çabaları oldu ancak bir netice alınamadı. Şu anda İsrail, Amerika ve İran'ı kapsayan benzer çabalar içinde misiniz ve bu çabalar ne aşamada? Onu merak ederiz.
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan da bölge ülkelerinin arabuluculuk girişimlerinin olduğunu söyledi. Türkiye bu çabaların neresindedir?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar, gerek Cumhurbaşkanımız düzeyinde gerek bizim düzeyimizde hem bölgesel aktörlerle hem küresel aktörlerle şu anda çok yoğun bir diplomasi trafiği var. İran'da şu anda devam eden savaşı ve bölgedeki durumu merkeze alan bu görüşmelerde bir defa şunu görüyoruz; dünya kamuoyunun genelinde ortak bir görüş oluşmuş durumda hemen hemen. Hiç kimse bu savaşın ne bölgenin ne insanlığın faydasına olduğuna inanmıyor; ağırlıklı çoğunluk ve bu savaşın bir an önce bu haliyle durması gerektiğine inanıyor. Dolayısıyla, şimdi bu kıymetli bir şeydir, yani dünya kamuoyunun büyük çoğunluğunun böyle bir noktada olması. Kimileri söyleyebiliyor, kimileri söyleyemiyor, kimileri İspanya gibi açıktan tavır koyabiliyor, kimileri sadece bize telefonda konuyu açabiliyorlar, herkesin belli durduğu yerler var, ama tıpkı Filistin Devleti’nin BM’de tanınma sürecinde yaşandığı gibi burada da esas itibarıyla dünya kamuoyunun ağırlıklı birçoğunun bu savaşın yanlışlığı ve durması gerektiği konusunda bir görüş birliği içerisinde olduğunu görüyoruz. Şimdi önemli olan, bu görüş birliğini nasıl kinetize ederek bir diplomatik hamleye dönüştürebiliriz onun arayışı içerisindeyiz. Şu anda başta bölge ülkelerinin liderleri olmak üzere, Bakanları da dahil, nasıl bir formülasyonla bu konuyu yönetebiliriz açıkçası onun arayışı içerisindeyiz. Ben bu konuda daha fazla detaya girmek istemiyorum.
SORU- Amerika Birleşik Devletleri'nin Kürt grupları organize ederek, örgütleyerek İran'da yönetimi devirmek istediğine yönelik iddialar dolaşıyor son günlerde. Türkiye bu iddialara nasıl bakıyor, nasıl değerlendiriyor?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar, bu konu bizim yakından takip ettiğimiz konulardan. İstihbarat Teşkilatımız, Milli Savunma Bakanlığımız sınır ötesinde bu türden faaliyetleri çok yakından takip etmekte. Biz de kurumlar arası ortak eş güdüm çerçevesinde sürekli masada konuyu değerlendirmekteyiz. Bu konuyu açıkçası ben Amerika Dışişleri Bakanı Sayın Marco Rubio’yla yaptığım telefon görüşmesinde de ele aldım. Yani böyle bir durumun olduğunun emareleri var, söylentileri var. Bu konuda kendilerinin böyle bir çaba içerisinde olmadığını, böyle bir niyetlerinin olmadığını da söylediler.
Fakat şu da bir realite; ben o zaman da söyledim, İsrail'in bu konudaki niyeti bir sır değil. İsrail, uzun yıllardır bölgedeki Kürt gruplarını bir “proxy” olarak kullanarak, vekil unsur olarak kullanma konusunda bir strateji benimsemiştir. Şu anda, İran'da devam eden süreçte de Kürt grupları bu şekilde kullanma stratejisini kendileri belli çevrelerde deklare etmeye devam etmektedir. Amerika, İsrail'in bu stratejisine ne kadar destek verir, ne kadar kendini ondan ayırır, nerede nötr durur, bunlar hep farklı renkler ama sonuçları itibariyle farklı olan şeyler olabilir, bunları yakından takip ediyoruz. Gerek biz, gerek İstihbarat Teşkilatımız, gerek Savunma Bakanımız, herkes kendi muhataplarına bunun yanlışlığını, yol açabileceği sıkıntıları, sorunları ifade ediyor. Yani İran'da sivil savaş çıkarmayı hedefleyen, etnik veya dinsel fay hattı etrafında çarpışmayı hedefleyen bütün senaryolara karşıyız. En tehlikeli senaryo, bu senaryo. Hem Batı’yı, hem Doğu’yu, herkesi bu senaryoya karşı da açıkçası uyarıyoruz. Bu, sadece İran'daki masum sivil halkın daha fazla acı çekmesine, hayatını kaybetmesine yol açmayacak. Aynı zamanda milyonlarca insanın yerlerinden edilmesine ve civar ülkelere ve ötesine mülteci olarak gitmesine sebep olabilecek bir senaryo. Umuyoruz ki bölgedeki Kürt kanaat önderleri bu türden tarihi bir sorumluluğu sırtlanacak bir yanlış içerisinde olmazlar. Burada gerek Barzani, gerek Talabani, gerek diğer aktörlerle iletişim içerisindeyiz. Böyle bir yanlışın hiçbir zaman için telafisi olmaz. Irak ve Suriye'den sonra bölgemizde İran'da da çok uzun sürecek bir belirsizlik ve savaş ortamının ve karışıklık ortamının çıkması, hiç kimsenin menfaatine değildir, başta 560 küsur kilometre sınırı olan biz Türkiye olmak üzere. İran büyük bir ülkedir, büyük bir nüfusu vardır. Buradaki her türlü iç kriz, bölgeye çarpan etkisiyle yayılır. Onun için bunu durdurmanın ve kontrol altına almanın da şu anda arayışı içerisindeyiz. Gördüğünüz gibi değerli arkadaşlar, sorun çok katmanlı. Yani bölgesel ayağı var, içeriye bakan kısmı var, içerideki gruplara bakan kısmı var, İsrail'e, Amerika'ya bakan kısmı var. Bunların hepsini belli bir anlayışla yönetmeye çalışıyoruz.
SORU- Sayın Bakanım, şu anda bölgede mahsur kalan vatandaşların son durumuna ilişkin bilgi alabilir miyiz? Bu vatandaşlarımızın yurda dönüşü için yapılan çalışmalar hangi aşamada?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar, maalesef savaşın başlamasıyla beraber bölgede çeşitli amaçlarla bulunan vatandaşlarımız Konsolosluklarımıza ve Çağrı Merkezimize müracaat ederek zaman zaman tahliye olma isteklerini dile getirmekte. Sadece kendi vatandaşlarımızdan değil, biz birçok sayıda ülkeden de açıkçası yardım ve iş birliği talebi almaktayız. Biliyorsunuz, Körfez ülkeleri şu anda baskı altında olan ülkeler, ateş altında olan ülkeler. Burada birçok ülkeden çalışan bulunmakta, bir de buradaki kış oradaki yaza tekabül ettiği için de turistik amaçlı orada bulunan vatandaşlarımız ve yabancılar da var. Biz tabii ki öncelikli olarak kendi vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını gözetmekteyiz. Şu anda, özellikle Başkonsolosluklarımızın, Büyükelçiliklerimizin yönlendirmesiyle, havadan gitme imkanı bulunmayan ülkelerdeki vatandaşlarımızın organize edilen uygun olan ilk kara yolu vasıtasıyla, ki otobüs seferleri organize edilmekte, Suudi Arabistan'a ve Umman'a geçmelerini sağlamaya çalışıyoruz. Buralara düzenli otobüs seferleri, Suudi Arabistan'a ve Umman'a gelindiği zaman burada hava seferleri var. Türk Hava Yolları’yla da arkadaşlarımız düzenli koordinasyon halindeler. Ben de Ulaştırma Bakanımızla herhalde günde birkaç defa görüşüyorum. Sağ olsun kendileri de bu konuda çok büyük ihtimam ve dikkat gösteriyorlar. Artık Türk Hava Yolları'na da diyoruz; burada da herhangi bir kâr önceliği gözetmeden yaklaşmak gerekiyor. Onlar da sağ olsunlar her türlü desteği veriyorlar bu konuda. Bu bir sonuçta milli mesele. Vatandaşlarımıza ulaşmamız gerekiyor. Ama Türk Hava Yolları'nın açtığı ulaşım hattıyla sadece vatandaşlarımız değil, oradan tahliye olmak isteyen, gelmek isteyen diğer ülke vatandaşları da bir an önce kendilerini İstanbul'a atmak istiyorlar. Türkiye gerçekten bölgede, giriş konuşmamda da ifade ettim, çok şükür istikrarın ve güvenliğin bir havzası olarak duruyor. 7/24 çalışmalarımız devam ediyor. Hem Ankara'da, hem bölgede çok güzel bir koordinasyon var değerli arkadaşlar. Vatandaşlarımızın her birinin bu konudaki talebini, ihtiyacını ciddiyetle takip ediyor ve gereğini yapmaya çalışıyoruz.
* Interpress deşifresidir.