Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Ulusal ve Uluslararası Medya Kuruluşlarının Temsilcileriyle Gerçekleştirdiği Basın Toplantısı, 15 Ocak 2026, İstanbul Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın Gazze Konulu Bakanlar Toplantısı Sonrasında Gerçekleştirdiği Basın Toplantısı, 3 Kasım 2025, İstanbul Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın BM 80. Genel Kurulu Yüksek Düzeyli Haftası Sonrasında Gerçekleştirdiği Basın Toplantısı, 27 Eylül 2025, New York Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Balkan Barış Platformu Dışişleri Bakanları Toplantısı Sonrasında Gerçekleştirdiği Basın Toplantısı, 26 Temmuz 2025, İstanbul Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın NATO Dışişleri Bakanları Gayriresmi Toplantısı Sonrasında Gerçekleştirdiği Basın Toplantısı, 15 Mayıs 2025, Antalya Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Dördüncü Antalya Diplomasi Forumu'nda Gerçekleştirdiği Basın Toplantısı, 13 Nisan 2025, Antalya Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Ulusal ve Uluslararası Medya Kuruluşlarının Temsilcileriyle Gerçekleştirdiği Basın Toplantısı, 10 Ocak 2025, İstanbul Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın Doha Forumu’nda Gerçekleştirdiği Basın Toplantısı, 8 Aralık 2024, Doha Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın D-8 Dışişleri Bakanları ile Basın Toplantısında Yaptığı Konuşma, 8 Haziran 2024, İstanbul Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı Kapsamında Basına Yaptığı Açıklama, 4 Nisan 2024, Brüksel Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın Basına Yaptığı Açıklama, 10 Ocak 2024, Duşanbe Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın BM 78. Genel Kurulu Kapsamında Yaptığı Basın Toplantısı, 23 Eylül 2023, New York Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan'ın Brüksel'de Yaptığı Basın Toplantısı, 6 Temmuz 2023, Brüksel Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Basına Yaptığı Açıklama, 5 Nisan 2023, Brüksel Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Basın Bilgilendirme toplantısında yaptığı konuşma, 7 Şubat 2023, Antalya Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun ABD ziyareti kapsamında Basına Yaptığı Açıklama, 18 Ocak 2023, Washington Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Basınla Yılsonu Değerlendirme Toplantısı, 29 Aralık 2022, Ankara Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Basına Yaptığı Açıklama, 26 Eylül 2022, Tokyo Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Basına Yaptığı Açıklama, 23 Eylül 2022, New York Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Ekvator Ginesi Basınına Yaptığı Açıklama, 22 Temmuz 2020, Ekvator Ginesi Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Basın Mensuplarının Sorularına Verdiği Yanıtlar, 20 Temmuz 2020, Lome Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Basın Mensuplarına Yaptığı Açıklama, 5 Mayıs 2020, Ankara Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı Sonrası Yaptığı Açıklama, 2 Nisan 2020, Ankara Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Basın Mensuplarına Yaptığı Açıklama, 15 Mart 2020, Ankara Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Kızılcahamam’da Basın Mensuplarına Yaptığı Açıklama, 2 Şubat 2020, Ankara Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Basına Yaptığı Açıklama, 17 Ekim 2019, Ankara Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Basına Yaptığı Açıklama, 27 Eylül 2019, New York Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun XI. Büyükelçiler Konferansı’nda Düzenlediği Basın Toplantısı, 8 Ağustos 2019, Ankara Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Basına yaptığı açıklama, 10 Temmuz 2019, Ankara Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun 18. Doha Forumu Sonrasında Basına Yaptığı Açıklama, 16 Aralık 2018, Doha
Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Ulusal ve Uluslararası Medya Kuruluşlarının Temsilcileriyle Gerçekleştirdiği Basın Toplantısı, 15 Ocak 2026, İstanbul

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli basın mensupları, artık geleneksel hale gelen yıllık değerlendirme toplantımıza hoş geldiniz, hepinize günaydın diyerek sözlerime başlamak istiyorum.

Bildiğiniz gibi yıllık değerlendirme toplantısının ilkini geçtiğimiz sene düzenlemiştik. Burada bulunan yerli ve yabancı basın mensuplarına gösterdikleri ilgi için çok teşekkür ediyorum.

Bugün kısa bir giriş konuşması yaptıktan sonra, sizlerin mümkün olduğunca fazla sorularını alarak, inşallah değerlendirme toplantısına devam edeceğiz.

Değerli arkadaşlar, 2025 yılında uluslararası sistemin içinde bulunduğu tıkanmışlığın daha ileri bir boyuta taşındığını ve bu tıkanmışlığın da adeta kanıksandığına şahit olduk. Siz de bunu çok yakından takip ettiniz. Geçtiğimiz sene küresel düzenin temelini oluşturan kurallar manzumesi, onarılması güç bir tahribata uğradı. İnsanlığın ortak vicdanında derin yaralar açan krizler art arda yaşanmaya başladı. Bu durum karşısında devletlerin mevcut ittifak ilişkilerini sorguladıklarını ve yeni yapılar tesis etme arayışına girdiklerini gördük. Çatışmalar, ekonomik dalgalanmalar ve teknolojik dönüşümler ülkelerin önceliklerini, yeteneklerini ve stratejilerini gözden geçirmelerine sebep oldu. Öte yandan, sorumluluk ve irade sahibi ülkeler açısından diplomasi, sorunların barışçıl çözümü yönünde yegâne araç olarak öne çıktı. Tüm bu sebeplerle 2025 senesi uluslararası sistemde kalıcı izler bırakan ve Türk dış politikası açısından son derece yoğun geçen bir yıl oldu.

Değerli arkadaşlar, Gazze'de yaşanan soykırım, uluslararası hukuk ve insani değerler bakımından 2025'in en ağır ve öncelikli gündem maddesini teşkil etti. Aynı zamanda uluslararası sistemin kapasitesinin test edildiği bir sınav niteliği taşıdı. Açıkça söylemek gerekir ki, günümüzün küresel yönetişim modeli maalesef bu sınav karşısında sınıfta kaldı. Türkiye olarak, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, dost ve kardeş ülkelerle beraber soykırımın durdurulması ve ateşkesin sağlanması için büyük çaba gösterdik. Gelinen aşamada kırılgan ancak ümit vaat eden bir durumla karşı karşıyayız. Önümüzdeki dönemde ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesi, Gazze'nin yeniden imar edilmesi ve Filistinlilerin kendi devletlerinin çatısı altında barış ve huzur içinde yaşayabilmeleri amacıyla çalışmaya devam edeceğiz.

Diğer taraftan, Rusya-Ukrayna savaşı Transatlantik ilişkilerden Avrupa'nın kimliğine ve güvenlik mimarisine kadar pek çok konunun alışılagelmiş kalıplarının sorgulandığı tartışmaları da beraberinde getirdi. Türkiye olarak, diplomatik kanalları açık tutmak ve barışın tesisi yönünde adımlar atılmasını sağlamak için, siz de takip ettiniz, başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere gerçekten çok yoğun çaba gösterdik. 2026 yılında savaşın sona erdirilmesi konusundaki gayretler, ideal çözüm ile gerçekçi çözüm arasındaki farkı kapatmaya odaklanacak. Avrupa güvenlik mimarisi bağlamında başlayan tartışmaların ise daha uzun yıllar ana gündem maddelerimizden birini teşkil edeceğini şimdiden öngörmek mümkün.

Öte yandan, Suriye'nin içinden geçtiği büyük dönüşüm ve uluslararası topluma entegrasyonu 2025 yılının olumlu gelişmelerinden birini teşkil etti. Suriye konusunda bölge ülkelerinin, Avrupalı devletlerin ve ABD'nin ortaya koyduğu yapıcı iradenin aynı kararlılıkla bu yıl da devam etmesini temenni ediyoruz. “SDG” meselesi ise, takip ettiğiniz gibi, yine Suriye, Türkiye ve bölgemizin geri kalanı için bir sorun olmaya devam ediyor, inşallah bu yıl bu sorun da çözülür. Türkiye olarak bu husustaki kararlı ve net politikamızı 2026 yılında da sürdüreceğiz. Geçtiğimiz sene İsrail'in Suriye, İran ve Lübnan gibi ülkeleri hedef alan saldırılarının arttığını ve Somaliland'den İran'a uzanan geniş bir coğrafyadaki böl-parçala-yönet faaliyetlerinin yoğunlaştığına şahit olduk. Bu politika, “İsrail'in komşu ülkeleri istikrarsızlaştırarak kendi güvenliğini sağlayabileceği” illüzyonuna dayanmaktadır. Söz konusu zihniyetin sadece bölge ülkeleri için değil, küresel düzeyde bir tehdide dönüşmekte olduğuna her fırsatta dikkat çekiyoruz.

Değerli arkadaşlar, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğindeki dış politikamızın 2025 yılında etkin ve pratik sonuçlar ürettiği ortadadır. Değinmiş olduğum başlıklar dışında ayrıca Kafkasya'da kalıcı barışın tesisi ve Balkan ülkeleri ve Türk devletleriyle olan ilişkilerimizin daha da güçlendirilmesi, 2025'te de en fazla mesai harcadığımız konular arasında yer aldı. Keza Kıbrıs, Ege ve Akdeniz'deki gelişmelerle çok yakından ilgilendik. AB ile ilişkilerimizde ortak bir stratejik perspektif geliştirilmesi yönündeki irademizi ve gayretlerimizi samimi biçimde ortaya koyduk. Afrika ülkeleri ile ilişkilerimize özel emek sarf ettik. Rusya-Ukrayna, Etiyopya-Somali ve Pakistan-Afganistan arasında arabuluculuk faaliyetleri yürüttük. Ülkemize savunma sanayii konusunda uygulanan yaptırımların büyük oranda kaldırılmasını sağladık. Ekonomik konulara, küresel ve ikili ticari ilişkilerimize özel önem atfettik. Enerji ve bağlantısallık konularında, diğer kurumlarımızla beraber, kapsamlı ve kapsayıcı projeler ürettik.

Değerli arkadaşlar, şu hususun bilinmesi gerekmekte: Artık hiçbir ülke dış politikasını önceden belirlenmiş şablonlara göre yürütecek durumda değil, çünkü belirsizlik artık daimi hale gelmiş durumda. Bugünün uluslararası ortamı kuralların aşındığı, güç dengelerinin yeniden şekillendiği ve ancak vizyoner liderlerin yön verebileceği bir yapıya evrilmektedir. İttifakları doğru kurmak, menfaatleri doğru tanımlamak ve araçları ustalıkla kullanmak zorundayız. Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bu dönemde belirleyici bir rol oynama kapasitesine sahiptir ve bu rolü oynamaya da devam edecektir. Nitekim kriz anlarında tavsiyesi aranan, arabuluculuğu ve katkısı talep edilen bir konuma geldiysek bu hem devlet aklının, hem de liderliğin uzun yıllara yayılan birikiminin sonucudur. 2026 yılında da yoğun bir takvim, tahmin edeceğiniz gibi, bizi bekliyor. Yeni yılda dış politika önceliklerimizi hassasiyetle takip etmeye devam edeceğiz. NATO Zirvesi’ne, Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi’ne ve BM İklim Değişikliği Zirvesi’ne inşallah bu yıl ev sahipliği yapacağız. Türkiye, ideal ile gerçeklik, değerler ile menfaatler arasındaki dengeyi gözeterek, ilkeli duruşuyla, kararlılıkla, özgüvenle ve kesintisiz bir çabayla yoluna devam edecektir. Bu anlayış temelinde 2026 yılında da Balkanlar’dan Latin Amerika'ya, Orta Asya'dan Doğu Akdeniz'e uzanan geniş coğrafyada inisiyatif almayı ve sorunlara çözüm üretmeyi sürdüreceğiz. Bölgemiz için barış, istikrar ve refah üretmek, önceliğimiz olmaya devam edecek.

Ben şimdiden katılımınız için hepinize çok teşekkür ediyorum. Artık sorularınızı alabilirim. Önden başlayalım, buyurun.

SORU- Türkiye Gazetesi Dış Politika Yazarı, Sevil Nuriyeva.

Efendim, ABD'nin İran'a yönelik askeri operasyonuna dair işaretler arttı. Siz böyle bir operasyon bekliyor musunuz? Çok ciddi bir diplomatik çaba harcıyorsunuz, bunu da takip ediyoruz. Süreç nasıl ilerliyor, bir ilerleme sağlanabildi mi? Teşekkür ediyorum.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar; biliyorsunuz bizim baştan beri önem verdiğimiz konu, bölgesel istikrar ve güvenlik. Bölgemizde geçmişten tevarüs ettiğimiz, evrilerek gelen çok sayıda sorunlar var. Bunlardan biri de İran'ın uzun yıllar maruz kaldığı yaptırımlar biliyorsunuz ve bölgedeki birtakım politik uyumsuzluklar. Şimdi biz İran'ın komşusu olarak, dostu olarak müteaddit defalar samimi bir şekilde görüşlerimizi çok net olarak paylaşıyoruz. Bizim sınır komşumuz, yüzyıllara dayanan, değişmeyen bir sınırımız var ve iki halk birbirine çok benziyor, yoğun bir ticari ve sosyal ilişki var. Dolayısıyla, İran'da olacak olan her şey bizi yakından ilgilendirdiğinden bu gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz. İran'ın uluslararası belli başlı aktörlerle olan sorunlarını çözmesi ve bölgenin tamamına yayılacak istikrarsız senaryolardan kaçınması bizim de menfaatimize. Onun için bizim önceliğimiz, hiçbir şekilde güç kullanımına yol açacak bir duruma gelmemek. Ama maalesef, geçtiğimiz aylarda da gördük, 12 gün savaşlarında önce İsrail'in, sonra da Amerika'nın, mahdut da olsa, bir saldırısıyla karşı karşıya kaldık ve bu saldırı belli bir yerde durdu. Şimdi bunun tekrar etme olasılığının ortaya çıkması bizim tasvip ettiğimiz bir şey değil. Biz kesinlikle sorunların diyalogla çözülmesini istiyoruz, İran'da olacak geniş çaplı istikrarsızlığın bölgenin kaldırma kapasitesinin çok üstünde olduğunu düşünüyorum ben. Onun için diplomatik çabalara devam edeceğiz, inşallah Amerika ile İran kendi arasında bu konuyu gerek arabulucular üzerinden gerek diğer aktörler üzerinden veya direkt görüşerek çözerler. Biz de konuyu yakından takip ediyoruz.

Özay Bey, buyurun.

SORU- Özay Şendir, Milliyet Gazetesi.

Efendim, dün Gazze planının ikinci aşaması hayata geçti. Şimdi bir Barış Kurulu oluşacak, arkasından Uluslararası İstikrar Gücü kurulacak ve Gazze'de hem yeniden imar, hem güvenliğin sağlanması, hem de İsrail'in çekilmesi süreçlerini izleyeceğiz. Türkiye bu süreçlerin nerelerine, ne tür katkılar verme hazırlığı ya da planı içerisinde? İki, İsrail'in yine bu saydığımız üç aşamada süreci baltalayacak herhangi bir davranışını bekler misiniz?

Teşekkür ederim.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Evet, dün Özel Temsilci Steve Witkoff'un da ilanıyla artık ikinci aşamaya geçtiğimiz duyuruldu, bunu bir gün öncesinden takip etmiş olabilirsiniz. Bizlerin, yine dört ülkenin online katılımıyla bir toplantı yaptık, ikinci aşamayı nasıl ve hangi sırayla hayata geçireceğiz diye. Bu toplantının birincisini, biliyorsunuz, Miami'de yapmıştık yeni yıla girmeden birkaç hafta önce. Sürecin ağır aksak da olsa ilerlemesi bizim memnun olduğumuz bir husus, Biliyorsunuz Cumhurbaşkanımız özellikle insani yardımlar konusunda inanılmaz derecede büyük bir hassasiyet içerisinde. Filistinlilerin orada soğukta barınmasız kalması, ilaçsız kalması, gıdasız kalması hepimizin vicdanını çok derinden yaralamakta. İsrail'in bu konuda sistemli ve maksatlı bir politika uyguladığını da biliyoruz. Uluslararası toplumun hep beraber uygulamak istediği bu barış planını Netanyahu hükümetinin esas itibariyle çok fazla uygulamaya taraftar olmadığını biliyoruz. Onların nihai amacı Filistinlilerin Gazze'den çıkması. Ama uluslararası toplum, başta bölge ülkelerinin ortaya koyduğu itme gücüyle, Amerika'nın şu anda ağırlığını koymasıyla bu barış aşamasını bu noktaya getirdi. Şimdi ikinci aşamada geçtiğimiz günlerde, grup olarak mutabık kaldığımız Filistinli Teknik Komitenin Gazze'nin idaresini alması birinci öncelik taşıyor, daha sonra Barış Kurulunun ilan edilmesi ve daha sonra Barış Kurulu adına gündelik icraatı yürütecek yönetim kurulunun belirlenmesi ve çalışmaya başlaması… bu sırada girecek bir işlem manzumesi var. Biz önümüzdeki birkaç hafta içerisinde bunun inşallah tamamıyla, organların en azından hayata geçeceğini düşünüyoruz. Uygulamada birtakım zorluklar olacak tabii ki ama hem biz hem diğer kurumlarımız gerçekten büyük bir hassasiyetle diğer ortaklarımızla konuşarak bu sürecin sorunsuz gitmesi veya olan sorunların barış sürecini inkıtaya uğratmaması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Olumlu bir aşamaya geliyoruz ama dediğim gibi riskler ortada, İsrail'in niyeti de ortada.

Buyurun.

SORU- Sayın Bakanım, Habertürk kanalından Sena Alkan.

Ben Suriye'ye ilişkin bir soru sormak istiyorum. Halep'in YPG'den arındırılmasından sonra Fırat'ın batısında Meskene-Deyr Hafir içinde bir askeri takviye kararı alındı. Buralara bir operasyon bekliyor musunuz önümüzdeki günlerde ya da saatlerde?

Bir diğer soru da Ahmed Şara’nın bugün bazı açıklamaları var, “SDG”nin çok başlı yapısına dikkat çekiyor, “Kandil’le bağı çözüme engel” diyor. Bu gelişmeler ve açıklamalar ışığında Suriye’deki genel durum ve 10 Mart Mutabakatı için ne söylersiniz?

Teşekkürler.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- “SDG”nin Kandil’le bağı meselesinin yeni keşfedilmiş bir bilgi olarak zaman zaman özellikle Batılı muhataplar tarafından karşılanması, bizim de hayret ettiğimiz bir konu, bu “2+2, 4 eder” kadar net olan bir bilgi. Bizim zaten “SDG”yle en büyük problemimizin bu olduğunu baştan beri söyledik. Suriye Kürtlerinin kendi otantik bir araya gelip sadece Suriye’deki Kürtlere has, Suriye’deki sorunları çözmeye yönelik bir hareketin Suriye’yle tabii ki ilgisi var. Biz medeni, gelişmiş bir ülkeyiz; belli ülkelerin kendi iç sorunlarını çözmede sınırlarının neler olduğunu biz biliriz, ama bunun böyle olmadığını herkes biliyor. Dört ülkede iddiası olan, örgütlenmesi ve eylemi olan bir örgütün Suriye’deki uzantısının adının “SDG” olması, YPG olması bizim çok bildiğimiz bir gerçeklik. Dolayısıyla, “SDG” adına kim görüşmeye giderse gitsin, Kandil'den onay almadan bunun hayata geçmeyeceğinin herkes bilincinde. Bu, işleri sürekli biraz zora sokan bir husus ama, zora da soksa, bizim temennimiz, bir an önce 10 Mart Mutabakatı’nın uygulanarak ülkede istikrarın sağlanması.

Bakın, Halep konusunda da geçmişte biz uyardık, gittik-geldik, “bu sorunların ortadan kalkması lazım, olayın güç kullanımına gelmemesi lazım” dedik. Şimdi Fırat'ın batısında, özellikle 2024, 8 Aralık’tan sonra işgal edilen yerlerin bir iyi niyet göstergesi olarak tekrar boşaltılması, unsurların doğuya çekilmesi hususu gündemde. Bu film tekrar tekrar oluyor, biz Afrin'den, Resulayn'dan itibaren, Tel Rıfat'tan itibaren, Halep'te her zaman aynı oyunu görüyoruz. Gidiyoruz diyoruz ki; “Bakın burada duruşunuz illegal, şu yapıların, şu unsurların şu şekilde olmaması lazım.” Yok, direniyorlar, sonra güç kullanılıyor geri adım atıyor, bu şablondan çıkılması lazım artık, gerçekten iyi niyet gösterisinde bulunmak istiyorlarsa diplomasiye dayalı, diyaloğa dayalı sorun çözme tekniğine girmeleri lazım. Diyalog içindeymiş gibi gözüküp, dünyaya böyle bir imaj verip, zaman kazanıp, “Bölgede daha da fazla istifade edeceğimiz bir kriz çıkar mı?” diye de etrafa bakıp, belli aktörlerle de ilişkiyi devam ettirip… bu kadar parametreyi yönetecek ne zihniniz var, ne de gerçeklik buna izin verir. Bir iyi niyet koyacaksınız, “Biz Suriye'de istikrar istiyoruz, Suriyeli Kürtlerin müreffeh olmasını istiyoruz, emin olmasını istiyoruz…” Irak ve diğer konuları bırakın bir kenara, ama bunun böyle olmadığını biliyoruz, inşallah olur. Çok yakından takip ettiğimiz bir konu, inşallah barışçıl yollarla çözülür.

SORU- Batu Bozkürk, Cumhuriyet Gazetesi.

Aslında bu “SDG” konusundan devam etmek istiyorum, entegrasyonun önemini sıklıkla vurguluyorsunuz. Fakat aynı mutabakatın içerisinde tüm Suriyelilerin siyasi süreçlerde temsil edilmelerinin güvence altına alınacağı ve Kürtlerin anayasal haklarını temin edeceği maddeleri de bulunuyor. Geçtiğimiz yıl Alevilerle Dürzilerin karşı karşıya durumlarını da göz önüne alırsak, bu iki maddenin hayata geçtiğinden söz edebilir miyiz?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Biliyorsunuz, 10 Mart Mutabakatı’nın uygulanmaya başlanması konusunda adım atılmadığı için, bunun da şu anda uygulanmasıyla alakalı bir o maddede şey oldu. Ama ben şunu size söyleyeyim: Suriye Yönetimi’nin bunları hayata geçirmesi için bu 10 Mart Mutabakatı’nda yer alan hususlara ihtiyacı yok; yani bu konu hem bölge ülkeleri olarak bizim kendisinden talebimiz, hem kendilerinin programında var. Ülkede bulunan diğer azınlıkları, inanç gruplarını yönetime katmayarak, dışlayarak sizin bir yere gitme şansınız yok. Ama burada altın oran şu: Anayasal vatandaşlık çerçevesinde inanç gruplarının, etnik azınlıkların yönetime dahil olmasıyla kendilerini ayrı bir küme olarak belirleyip, bir siyasal entite formuna dönüşüp buradan yönetime dahil olması… Bunun ikisi ayrı şey arkadaşlar, zaten problemin çıktığı yer burası. Bizim istediğimiz, modern zamanların artık evrilerek getirdiği anayasal vatandaşlık formülünün bütün insanların lehine olacak; yani insanlar kendi kimliklerini, kültürlerini, inançlarını yaşarken aynı zamanda bir bayrağın altında vatandaşı oldukları, ülkenin bütün menfaatinden, gücünden, refahından yaralanacakları ve katılımı da o şekilde yapacakları bir yapının, defaatle denenmiştir ki, istikrara, barışa, refaha daha uygun bir yapı olduğu ortada. Şimdi bu böyleyken ülkeyi siyasal entitelere bölmek, inanca göre, etnisiteye göre adacıklar oluşturmak, bu bölünmeye davetiye çıkartmaktır. Ben bölünmeyi burada bir ideoloji aracı olarak değil, insanlığın ortak menfaatine, sorun olarak ortaya atmaya çalışıyorum. Ama buna çok dikkat etmemiz gerekiyor.

Mesut Bey, buyurun.

SORU- Profesör Mesut Caşın

Efendim, arz ettiğiniz gibi Türkiye daima barıştan yana. Acaba 2026'da Ukrayna barışı olursa Türkiye'nin Karadeniz'deki misyonu ne olacak? Biliyorsunuz bazı gemiler vuruluyor.

İkinci sorum ise, müttefikimiz Amerika'ya Sayın Cumhurbaşkanımız “F-35'ler NATO için lazım” dedi. Acaba bu sene biz F-35'leri alabilir miyiz?

Son sorum da bir hoca olarak, burada yabancı misafirlerimiz de var. Öğrencilerimize vize almakta zorlanıyoruz, Avrupalı müttefiklerimiz zora düşünce “Türk pilotları gelsin Avrupa'yı korusun, NATO'yu korusun” diyorlar. Benim çok seçkin hukukçularımı, doktorlarımı alırken niçin vize veriyorlar ben bunu anlayamıyorum.

Çok teşekkür ederim Sayın Bakanım.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Teşekkür ediyorum.

Ukrayna konusunda biliyorsunuz geçtiğimiz günlerde Paris'te Liderler Toplantısı düzenlendi. Gönüllüler Koalisyonu’na ait ülkelerin liderleri bu toplantıya katıldılar, biz de Cumhurbaşkanımızı temsilen o toplantıdaydık. Tabii o toplantıya gelene kadar yapılmış Bakan düzeyinde ve diğer düzeylerde çok fazla sayıda toplantı oldu. Diplomatlar, askerler, herkes bir araya gelerek ortaya çıkacak dokümanın, planın ne olacağı konusunda yoğun bir çalışma içerisinde bulundular. Şimdi daha önce de çeşitli vesilelerle ifade ettim, tabii yapılacak olan barış sadece Rusya ile Ukrayna arasında olacak olan bir barış olmayacak. Esas itibarıyla Avrupa ile Rusya arasında olan bir barış da olacak aynı zamanda. Biliyorsunuz, Trump'ın Amerika'da iktidara gelmesinden sonra, Amerika'nın Rusya-Ukrayna savaşında öncü rolünü değiştirmesi ve nötr bir pozisyona adeta geçmesi ve Avrupa güvenliğiyle ilgili oynadığı tarihi rolü ve sorumluluğu da tekrar tadil etmeye gitmesi neticesinde ortaya başka bir sorun çıktı. Rusya-Ukrayna savaşı bir sorunken, Amerika'nın bu savaşın sonuna doğru ortaya koyduğu pozisyon da daha başka bir sorun çıkarttı. Yani sorun içinde sorun çıktı. Aslında ortaya baktığımız zaman Avrupa güvenliği çok ciddi bir şekilde Ukrayna'nın güvenliğine de bağlanmış durumda. Tabii bunun askeri strateji olarak ne kadar gerçekçi olup olmadığı hususu askeri stratejistler tarafından tartışılmalı. Biz de önümüze gelen verilere bakıyoruz.

Şimdi esas itibarıyla gelinen noktada şu anda eğer bir barış anlaşması olursa, üç tane husus var askeri boyutu olan:

Birincisi, bu anlaşmanın takibi, doğrulanması, izlenmesi nasıl olacak? Bunun keyfiyeti nedir? Buna ilişkin yapılan çalışmalar var. Hem SACEUR -Avrupa Müttefik Komutanı NATO'nun- hem diğer komutanlar bu konuda bilgi verdiler.

İkincisi, Ukrayna'nın caydırıcılık gücü nasıl devam edecek? Buna ilişkin yapılan çalışmalar ve planlamalar var.

Üçüncüsü, bir ihlal olması durumunda ne türden tedbirler, hangi araçlarla, hangi senaryolarla alınacak? Bütün planlamalar bu yönde yapılmakta.

Tabii barış anlaşması olduktan sonra askeri unsurların, bütün bu görevlerde kullanılacak yapıların üç tane biliyorsunuz klasik yeri var: kara, deniz, hava. Deniz alanı deyince de Ukrayna'nın sadece Karadeniz'e kıyısı var. Karadeniz, bizim de bulunduğumuz en büyük NATO üyesi olarak, Türkiye'nin yer aldığı bir yer. Şimdi deniz gücünün komutası sorumluluğunu Cumhurbaşkanımızın da müzakere talimatıyla öteden beri biz almak istiyorduk. Şimdiki planlamalarla bu sorumluluk bize verilmiş durumda. Burada gönüllü olan diğer ülkelerle beraber biz bu sorumluluğu alacağız. Yani bu bir veri. Buna ilişkin Milli Savunma Bakanlığımız çok yoğun bir çalışma yürütmekte. Tabii hava ve kara unsurları İngiltere ve Fransa'nın öncülüğündeki başka ülkelerle gidecek.

F-35 konusuna gelince, biliyorsunuz, bu aslında CAATSA’nın uygulanmasının neticesinde ortaya çıkan bir sorun. Biz olaya sadece F-35 açısından bakmıyoruz, CAATSA’nın genel olarak ortadan kaldırılması konusunda yürütülen diplomatik çalışmalarımız var. New York sonrası Cumhurbaşkanımız Vaşington’u ziyaret ettiğinde geçtiğimiz yıl Eylül ayında, 25 Eylül'de aslında Sayın Trump’la Sayın Erdoğan arasında varılan mutabakat sonucunda bu sorunun da diğer sorunlar gibi iki ülke gündeminden çıkması konusunda bir irade oluştu. Bunu daha önce de ifade etmiştim. Şimdi bu iradenin, iki taraflı iradenin hayata geçmesindeki teknik zorlukların, problemlerin ortadan kaldırması için çalışıyoruz. Bu irade burada mevcut. Biz inşallah bu sene CAATSA’nın kalktığına şahit oluruz. Sizin dediğiniz F-35 ve diğer başka konular da hayata geçer.

Vize konusuna gelince, bu vize konusu biliyorsunuz, Avrupa'da esas itibariyle iki tane husus var: Birincisi, Avrupa Birliği giderek daha merkezileşerek vize politikasını tek vize prosedürleri haline getiriyor. Aslında siz herhangi bir Avrupa devletine müracaat ettiğiniz zaman, tek bir ülkeye müracaat ediyorsunuz. İşlem olarak giderek daha merkezileşiyor, kriterler aynı. Birincisi, böyle bir idari sorun var.

Bunlar biliyorsunuz, uzun süre pandemide kapalı kalmıştı, daha sonra hayata geçmesinde sıkıntı vardı. Şimdi bu kabiliyetleri tekrar kazandılar, belli yerlerde sorunlar azaltılıyor. Ama bu biraz daha olayın daha az etkileyen boyutu. Daha çok etkileyen boyutu, değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi Avrupa'da aslında göçten dolayı, göçmenlik meselesinden dolayı, yani son yıllarda değil, hep var olan göçmenlerin artık bir politika malzemesi haline gelmesi ve bu politikayı güdenlerin diğer partiler karşısında giderek mevzi kazanması. Artık Avrupa hükümetleri giderek daha fazla dışarıdan yabancıların ülkeye hangi sebeple olursa olsun… Siz doktor, mühendis diyorsunuz, fark etmiyor. Onlar dışarıda birini gördüğü zaman kimliğine bakmıyor. Tipine bakıyor, rengine bakıyor, duruşuna bakıyor. Avrupa'nın tabii bu noktaya gelmiş olması başka bir sorun alanı insanlık adına. Siz aydınlanmayı yaşayın, modernleşmeyi getirin, ondan sonra tekrar tekerlekleri geriye döndürün, bu başka bir konu.

Ama realiteyi ifade etmek gerekirse, ülkeye yabancı girişi artık Avrupa'da siyasetin bir numaralı sorunu haline gelmiştir. Benim korkum, bakın ben korkumu söyleyeyim burada, bu konuda zaten artık yığınsal göç durmuştur, kendileri de biliyorlar ama aşırı sağın yükselmesi için bu konudaki rüzgara ihtiyacı var. Artık dışarıdan göç almanın değil, içeride bulunanı tekrar göndermenin siyaset malzemesi yapılacağı bir noktaya Avrupa evrilebilir. Çünkü artık aşırı sağ bakıyor, merkezi hükümetler, merkez sol, merkez sağ hükümetler çok ciddi vize politikaları, göç politikaları geliştirdiler ve oradan artık ekmek çıkmayabilir siyasi olarak. “Remigration” dedikleri kavramı, yani yeniden göç ettirme kavramını artık ağır ağır gündeme getiriyorlar. Biliyorsunuz aşırı sağın kendi konseptleri ilk gündeme geldiğinde de çok az taraftarı vardı ama giderek bu taraf kazanmaya başladı.

Belli başlı Avrupa ülkelerinde, yabancıyla yaşama, yabancıyı kabul etme, yabancıyla beraber olabilme konusundaki problem alanları siyasetin şu anda bir numaralı konusu halinde diye görüyoruz. Tabii buna baktığımız zaman AB’ye aday ülke olan ve yıllardır gerçekten AB’yle her türlü etkileşime girmiş olan Türkiye’nin vize konusunda bu sorunu yaşıyor olması Avrupa ülkeleri tarafından onların da defaatle söylediği bir problem alanı. Bunun ortadan kaldırılmasının çözümü vize serbestisi anlaşmasının yürürlüğe girmesidir. Bu anlaşmanın vuku olması ve yürürlüğe girmesi için biz bu yıl daha sistemli bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz. Biliyorsunuz, Cumhurbaşkanımızın özellikle AB konusundaki hassasiyeti, iradesi çok muhkem.

SORU- Sayın Bakanım, çok teşekkür ediyorum. Hacı Yakışıklı, TV100.

Türkiye’de asrın depreminden sonra 455 bin konut yıkılmış ve iki hafta önce de 455 bininci hak sahibine bu konutlar teslim edilmişti. Bu vesileyle de bölgede 220 bin konteyner boşa düşmüş oldu. Yani şu anda Türkiye'de deprem bölgesinde 220 bin konteyner boşta duruyor. Bu konteynerlerin hem Çevre Bakanı hem de Cumhurbaşkanımız tarafından Gazze çerçevesinde değerlendirilebileceği söylenmişti. Kış aylarındayız, orada büyük sıkıntı var ve kamuoyunda da Türk kamuoyunda da “bu konteynerler artık Gazze’ye gitsin” diye bir beklenti var. Sizin bu noktada planlamanız var mı, bu konteynerler Gazze’ye ulaşır mı efendim?

Çok teşekkür ediyorum.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Arkadaşlar, Gazze’ye insani yardım konusu bir numaralı işlem alanı bizim için şu anda. Özellikle açılış konuşmasında da ifade ettim. Oradaki kardeşlerimizin soğukta, bu kış mevsiminde bu şartlar altında yaşamasını başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere, hiçbir kardeşimizin yüreği kaldırmıyor. Konteynerler meselesini biz toplantılarda gündeme getirdik, bu yaptığımız koordinasyon toplantılarında. Onun için bu kurulların bir an önce hayata geçmesini istiyoruz. Biliyorsunuz, İsrailliler uzun zamandır içeriye giren insani yardım malzemelerinde içinde metal olan unsurları hiçbir zaman için kabul etmek istemediler. Tıbbi malzemelerde bile. Çünkü bunları çift kullanımlı malzeme olarak görüyorlar. Oradaki direnişçilerin, işgale karşı direnenlerin bundan silah yapacağını hep öne sürdükleri için burada ortaya koydukları bir tavır var. Tabii işgal güçlerinin etkisinin, aslında bu konudaki yetkilerini elinden alacak BM'nin kurumları hayata geçtikçe ben bu konudaki direnişin de azalacağını düşünüyorum. Biz bu konudaki başvurularımızı, görüşmelerimizi çok önceden yaptık. Hem ilgili platformlarla görüştük hem de kendi içimizde başta Çevre Bakanlığımız, AFAD olmak üzere, yani bu stokları elinde bulunduran kardeşlerimizle bir araya geldik bunu nasıl ilerletebiliriz diye. Biz şunu gördük, Cumhurbaşkanımız da o yönde talimat verdiler: Şartların uygun olması halinde biz bunları hemen Gazze'ye göndereceğiz. Bunda bizim bir sıkıntımız yok. Ama dediğim gibi, konteynerler metal olduğu için şu anda içeriye alınmasında birtakım problemler var, bunu aşmaya çalışıyoruz. Onun yerine Türkiye'nin gönderdiği çadırlar şu anda içeriye giriyor ama çadırlar da her zaman etkili olmayabiliyor.

SORU- [Betül Kayahan-Yeni Şafak] Siz de ifade etmiştiniz: “Belirsizlik çağındayız, ittifakları doğru kurmak zorundayız” diye. Son günlerde Suudi Arabistan'ın aktör olarak öne çıktığını görüyoruz. Özellikle bölgedeki İslam ülkeleriyle birlikte hareket etmeyi tercih ettiğini görüyoruz şu süreçte. Yabancı basında da şöyle haberler yansıdı: “Türkiye tıpkı Pakistan ve Suudi Arabistan'ın kurduğu ittifak gibi bir ittifak içerisinde bulunmak istiyor” diye. Önümüzdeki dönemde böyle bir güvenlik ittifakı Suudi Arabistan'la ya da Mısır'la görür müyüz?

Teşekkür ederim.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar, bu önemli bir konu. Cumhurbaşkanımızın, bizlerin yaptığı açıklamaları takip ederseniz, biz aslında bölgedeki istikrarın, huzurun bölge ülkelerinin bir araya gelmesinden ve nitelikli iş birliği ortaya koymasından geçtiğini her zaman söylüyoruz. Bölgenin kronik sorunlarını incelediğiniz zaman, bunun başında bölge ülkelerinin birbirlerine güvenmemesi geldiğini, bu güvensizliğin arada çatlaklar oluşturduğunu, sorunlar oluşturduğunu veya dışarıdan hegemonun geldiğini, problem oluşturduğunu ya da içeriden terör örgütlerinin baş göstererek iç savaşları ortaya çıkartarak başka istikrarsızlık parametrelerinin hep gündemde olduğunu gördük. Biz bunları yıllardır yaşıyoruz, mücadele ediyoruz, analiz ediyoruz.

Bütün bunların sonunda şöyle bir önermemiz var: Diyoruz ki bölge ülkelerinin hepsi artık bir araya gelerek … Önceden şey olurdu, ekonomiden güvenliğe geçelim diye. Aslında direkt uzun yıllardır ekonomik iş birliği yapıyoruz, güvenlik konusunda bir iş birliğinin, bir platformun oluşturulması gerekiyor. Bu neden? Bu dışarısı için değil. Bölge ülkelerinin birbirlerinin güvenliğine bir taahhütte bulunmaları gerekiyor. Bölge ülkelerinin hepsi birbirinden emin olduktan sonra sorunun yüzde sekseni zaten çözülmüş oluyor. Körfez’deki ülkeler birbirinden emin olmalı, diğer ülkeler birbirinden emin olmalı ve geniş bir yelpazede bu platformun ortaya çıkmasından sonra ben sorunun büyük oranda çözüleceğini düşünüyorum. Diğer sorunlar rahatlıkla çözülebilir. An itibariyle bu görüşmeler var, konuşmalar var ama biz herhangi bir anlaşmaya hala imza atmış değiliz. Cumhurbaşkanımızın vizyonu, kapsayıcı, daha geniş, daha büyük dayanışma ve istikrar üreten bir platform.

SORU- Mete Yarar.

Sayın Bakanım, şimdi siz daha önce de bulunduğunuz görevler itibarıyla hep uzun süreli analizler yaptınız. İran'la ilgili konuşurken, Suriye konusunu konuşurken, Irak konusunu konuşurken biz çekiç gücün iki versiyonunu da gördük hem Irak’ta hem Suriye'de. Sayın Trump'ın “Siz hazırlıklarınızı yapın, biz yardıma geliyoruz” açıklamasını Türkiye uzun vadede yeni bir Çekiç Güç 3.0 olarak görüyor diyebilir miyiz? Bu konuda Türkiye'nin tavrı ne olacaktır?

Çok teşekkür ederim.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Ben bir önceki soruda da ifade ettim: Biz İran'a yönelik bir askeri müdahaleye karşıyız. Yani İran'ın kendi içindeki otantik sorunlarını kendisinin çözmesi gerekiyor. Tabii ki bunun uluslararası ilişkilere bakan boyutu var. O da nedir? Yaptırımlara tabi. Yaptırımlara da neden tabi? Takip ettiği bazı politikalardan dolayı -gerek küresel gerek bölgesel-. Kendilerine de söylüyoruz. Bölge ülkeleriyle olan sorunlarını çözmesi gerekiyor. Küresel nükleer konuda da sorunlarını diplomasi yoluyla hiç fırsat kaybetmeden çözmeli ki ekonomik zorluklara yol açan yapısal birtakım problemler ortadan kalksın. Şimdi uluslararası izolasyon altında olduğunuz zaman, yani sizin bazı ekonomik hizmetleri verme imkanınız giderek sınırlanıyor. İran'ın büyük bir nüfusu var, dinamik bir halkı var, yaşam arzusu, yaşama katılma arzusu son derece yüksek bir halkı var, sofistike. Şimdi bunları belli konulardan mahrum ettiğiniz zaman ortaya bu türden sıkıntılar çıkıyor.

Burada şu karıştırılıyor: Yani insanların karşılaştıkları ekonomik ve diğer güçlüklerle ilgili sıkıntıların rejime karşı bir ideolojik başkaldırı gibi görünmesi. Aslında bu artık gri bir alan olmuş oluyor. Burada yakından baktığınız zaman çok fazla, yani dışarıdaki bazı İran düşmanı olan ülkelerin iştahını kabartacak bir durum yok, yani rejime düşmanlık açısından. Ama var olan politikaların ortaya koyduğu bu ekonomik zorluklar bunun bir türlü izale edilememesi bir sıkıntı doğuruyor.

Şimdi biz burada bir müdahale olmasını istemiyoruz ama Trump politikalarına baktığınız zaman karadan güç kullanmayı şu ana kadar çok fazla tercih ettiğini de görmedik. Sizin söylediğiniz örnekler daha fazla gidip konuşlanmayla alakalı konular. Ben askeri stratejisi açısından da artık o konuları çok fazla gündeme getireceğini düşünüyorum.

SORU- [SİMULTANE TERCÜME] [Chen HuiHui-CCTV] Ben Çin Merkez Televizyonu'ndan katılıyorum.

Benim sorum Çin ve Türkiye’yle ilgili olacak. Bu yıl Çin ve Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerin 55. yılı ve en son Çin vatandaşlarına vize uygulanmaması politikası çok sıcak karşılandı. Peki, biz bu anlamda Orta Koridor’u Çin'in bağlantılarıyla bu yıl ticareti geliştirmek için nasıl kullanabiliriz? Çin ve Türkiye'nin birlikte çalışarak mevcut bölgesel durumu nasıl istikrarlı hale getirebileceği konusundaki görüşlerinizi almak isterim.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Teşekkür ederim, önemli bir soru.

Türkiye-Çin ilişkileri bizim için önemli bir başlık. Biliyorsunuz sizin de ifade ettiğiniz gibi, geçtiğimiz haftalarda Cumhurbaşkanımızın imzasıyla Çin vatandaşlarına vize uygulamama konusunu hayata geçirdik. Bu tabii aslında bizim Çin'le ilişkileri ilerletme arzumuzun da bir yansıması. Yani ticareti, yatırımı, bağlantısallığı ana gündem maddeleri alan bir politika setimiz var. Tabii Çin’le olan özellikle ticaret politikalarımızın ne şekilde seyrettiğini yakından takip eden arkadaşlarımız bilirler, Ticaret Bakanımızla, Maliye Bakanımızla bir araya geldiğimiz zaman en fazla konuştuğumuz konulardan biri bu. Bizim en fazla ticaret yaptığımız birkaç ülkeden biri; yaklaşık 50 milyar Dolar. Ama çok büyük bir dış ticaret açığı var Çin'le aramızda. Tabii bu dış ticaret açığının giderilmesi için görüşmeler devam ediyor. Belli bir noktada daha iyi koordine olmamız, daha fazla birbirimize anlayış göstermemiz gerekiyor. Şu anda Türk dış ticareti her sene kendi rekorunu kırıyor, sanayimiz, hizmet sektörümüz gerçekten çok şükür çok güçlü. Ama diyelim şimdi Avrupa Birliği’yle çok dengeli bir dış ticaretimiz var, 230 milyar Dolarlar civarında dönüyor, bu neredeyse yüzde elli-yüzde elli ithalat ihracat. Bu her iki tarafın da çok lehine olan, muazzam bir ekonomik fayda üreten, hareketlilik üreten bir durum. Şimdi bunun aynısını biz Çin'de de yapmak istiyoruz. Bazı ülkeler var Rusya gibi, burayla da dış ticaret açımız var ama burada tek kalem çalışıyoruz. Büyük miktarda enerji alıyoruz, büyük para veriyoruz. Sattığımız şeyler sınırlı kalabiliyor ama Çin öyle değil. Çin'de elimizde enstrüman çok fazla var, bunları yapabiliriz. Şimdi bunun başında Çin'in Türkiye'deki yatırımlarını artırması geliyor. Yani bazı Çinli yatırımcıların, başta elektrikli araba üreticileri olmak üzere, Türkiye'de yatırım yapmaları konusunda gerçekten Sanayi ve Teknoloji Bakanımız yoğun bir mesai sarf etti. Bu konudaki tekliflerini Cumhurbaşkanımız da büyük memnuniyetle kabul ettiler. Ama buralarda tabii Çinlilerin tereddüt içerisinde olduğunu görüyoruz Türkiye'ye belli yatırımları getirmek konusunda. Bunun da belli politik tavırlardan olup olmadığı konusunda da zaman zaman endişemiz olmuyor değil.

Ama şunu ifade etmek istiyorum: Bizim irademiz Çin'le ilişkileri her alanda ilerletmek, çünkü Çin güçlü bir ülke, Türkiye’yle hiçbir sorunu yok, Türkiye’yle bir sınırı yok. Bazı güvenlikle ilgili sorun varmış gibi de gözükebilir ama bunlar, ben önceki görevimde de yıllardır Çinli meslektaşlarımızla da konuştuk, aslında hep cevabı olan konular, burada çok fazla bir sıkıntı olmaması lazım. Uygur meselesi konusunda bizim durduğumuz yeri biliyorsunuz. Yani burada Çin'in önünde tarihi bir fırsat var diye değerlendiriyorum. Çünkü Cumhurbaşkanımız gibi bir liderin olduğu Türkiye'de her ülkeyle, her yapıyla gerçekten nitelikli, kazan-kazan ilkesine dayalı, hakkını kaybettirmeden hak da yemeyen bir politika üreten ülkeyle ilişkiler daha da ileri gidebilir. Biz Kuşak ve Yol Projesi’nde de özellikle Orta Koridor’da biliyorsunuz Türkiye başat aktörlerden biri coğrafyası itibarıyla, ortaya koyabildiği kapasitesiyle. Şimdi burada da aslında potansiyelin tam gerçekleşmediğini biz görüyoruz. Bağlantısallık konusu bizim hem Bakanlık olarak hem Hükümet olarak çok fazla üstünde durduğumuz bir konu. Her türlü bağlantısallığı hayata geçirip mobilize edip buradan menfaat üretmek istiyoruz.

Ama önümüzdeki yıllarda görüşmelerimiz devam edecek. Cumhurbaşkanımız en son biliyorsunuz Çin'i ziyaret ettiler, orada Şanhay İşbirliği Zirvesi'ne katıldık. Daha sonrasında ben kaldım, oradaki kutlamalara da katıldık. Görüşmelerimiz çok yoğundu. Dışişleri Bakanı, meslektaşım Sayın Wang Yi’yle ne zaman bir sorun olsa bölgesel konularda görüşüyoruz. Çin'in bölgedeki sorunlarla alakalı yapıcı rol oynamasını biz olumlu karşılıyoruz. İran ile Suudi Arabistan'ın biliyorsunuz bir araya getirilmesinde bir arabulucu rol oynamıştı Çin. Buna benzer yapıcı rollerin oynanmasını açıkçası destekliyoruz.

SORU- Merhaba, günaydın. Maria Zacharaki Yunan Open Televizyonu’ndan. Birkaç gün önce Sayın Bakan, Yunan meslektaşınız Yorgo Gerapetritis ile bir telefon görüşmesi yaptınız. Bu görüşmede, Miçotakis ve Erdoğan’ın Ankara’da yapılması planlanan buluşmasıyla Yüksek İş Birliği Konseyi toplantısı ele alındı bildiğimiz kadarıyla. Herhangi bir tarih belirlendi mi bu toplantı için? Görüşmenin Ramazan'dan önce, yani Şubat ortasında yapılması söz konusu mu acaba?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Evet, söz konusu, bunun için çalışıyoruz. Değerli dostumla geçtiğimiz günlerde tekrar konuştuk, hatta Paris Liderler Zirvesi'ne katıldığımızda Sayın Miçotakis'le ayaküstü bir araya geldiğimizde de bu konu konuşuldu, kendileri de bunu Ramazan'dan önce yapmak istiyorlar. Birkaç tarih üzerinde çalışıyoruz, Cumhurbaşkanımızın programının uygunluğuna göre Cumhurbaşkanımız da bu toplantıyı bir an önce yapmak istiyorlar kendileri, inşallah halledeceğiz.

SORU- Sayın Bakanım, Manol Kostidi, Kathimerini Gazetesi ve Skai Televizyonu. Bu görüşmeden bahsettiniz. Türk-Yunan ilişkilerinde artık beklenti nedir? Yani siz görevi devraldığınızdan itibaren bir farklılık söz konusu mu? Sanki bir buçuk, iki yıl öncesine göre bir gerginlik demeyelim, ama sakin sular biraz bazen karışıyor gibi, gelen açıklamalar hem Yunanistan'dan hem Türkiye'den bazı soru işaretleri yaratıyor. Miçotakis-Erdoğan görüşmesinden beklentimiz ne olabilir? Sizin Sayın Gerapetritis ile iletişiminiz çok iyi bildiğimiz kadarıyla, kendisi de bunu belirtiyor, bir güven ortamı yaratılmış durumda. Bir sonraki adımda ne bekleyebiliriz?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi aslında bir sonraki adım, bir önceki adım değil, tek bir adım var, yani var olan sorunları çözmek için bir niyetle, bir iradeyle gelip oturacağız ve sorun çözülene kadar kalkmayacağız masadan, o da sorunun başta Ege olmak üzere çözülmesi.

Şimdi tabii bu karasuları, kıta sahanlığı… Bu meselenin çözülmesi konusunda bizim şöyle bir duruşumuz var: Cumhurbaşkanımızın uzun erimli liderliğine baktığınız zaman, kendisinin özellikle bu meseleyi çözme konusunda büyük bir vizyonu var, iradesi var. Bizim şöyle bir sıkıntımız oluyor: Benim sorunu karşı tarafa atma gibi niyetim yok, bunu daha önce de söylediğim için söylüyorum. Yunanistan'daki iç siyasi dengeler, herhangi bir siyasi liderin bu sorunu çözüp altına imza atmasına çok fazla imkan vermiyor. Sayın Miçotakis 2023 Haziran'ında seçildi değil mi, tekrar seçildiğinde? Biz Mayıs'ta seçildik, kendisi Haziran'da seçildi. Halktan büyük bir destek aldı aslında. Cumhurbaşkanımız da bunu gördüler, kendisi de gördü Sayın Miçotakis. Aslında buradan gerçekten bir irade konarak gidilmesi istendi. Şimdi biz nitelikli görüşmeleri yapmaya, yani sadece istikşafi değil, bunu daha da ileri taşıyıp bu konuyu kalıcı olarak çözmeye hazır olduğumuzu defaatle ifade ettik. Bunun için irade ortaya konması gerekiyor. Bunun için biraz iç politikayla dış politikanın bu konuda en azından parantez içine alınan bir noktada olması gerekiyor. Bu noktada Türkiye'de, ben biraz bu konuda tarafsız olmaya çalışıyorum, gerekli olgunluğun fazlasıyla var olduğunu görüyorum. Ama Yunanistan iç politikasında Türkiye'nin tehdit olarak algılanması meselesi her zaman için siyasette bir itici güç oynamakta. Türkiye ile ilgili birisi bir şey yapmaya çalıştığı zaman muhakkak ve muhakkak bir siyasi bedel ödemesi gerekiyor. Şimdi bir siyasi liderin Yunanistan’da Türkiye ile sorunları çözüp bölgeye barış getirmekle kendi siyasi kariyerini riske atma arasında bir tercihte bulunması gerekiyor. Ama bu tercih hiçbir zaman için sorunu çözmekten yana olamıyor, bu bir gerçeklik, bunun ortadan kalkması lazım. Bizim ne yapmamız gerekiyor? Bizim güven artırıcı önlemleri hayata geçirmemiz gerekiyor. Halkın daha fazla birbiriyle etkileşim kurmasına izin vermemiz gerekiyor. Mümkün olduğunca tabanı olmayan, zemini olmayan konuların iç politikaya malzeme yapılmaması gerekiyor. Çünkü politikada çok kolay kullanılabilecek bir konu. Türkiye için de böyle ama biz artık belli bir siyasi olgunluğa ulaşıp bu meselenin çok fazla... İç politikada kullanılması gereken yerler de var, gerginlik arttığı zaman, tehdit arttığı zaman, birtakım lüzumsuz tavırları girildiği zaman biz buna gerekli tepkiyi, politik tepkiyi tabii ki koymak zorundayız. Bunu koyuyoruz. Halkımız başta bu tepkiyi koyuyor.

İfade etmek istediğim şu: Cumhurbaşkanımızın bu yöndeki iradesi devam ediyor, bu sorunları çözmemiz mümkün. Ama ne yaptık son iki yılda? En azından eskisi gibi çok fazla uçakların it dalaşı yaptığı, birbirine girdiği çok fazla gerilim alanı olmadı. Bu konuda ortaya konan mekanizmalar belli oranda çalıştı. Özellikle Silahlı Kuvvetlerimiz bu konuda büyük hassasiyet gösterdi. Göçmenler konusunda iş birliği var, diğer konularda iş birliği var. Ama umuyorum ki gerçekten biz bu tarihi fırsatı heba etmeden bu Ege sorununu kalıcı olarak çözelim. Ben bunun mümkün olduğuna inanıyorum bütün gerçek analizlerimle. Ama dediğim gibi bu Yunanistan'daki özellikle iç siyasi baskıdan meseleyi kurtarıp, Yunanistan'ın milli menfaatini esas alan, Türkiye'nin milli menfaatini esas alan bir çizgide, bu konunun rasyonel bir zeminde tartışılması gerekiyor.

Coşkun Bey, buyurun.

SORU- Sayın Bakanım, Coşkun Başbuğ, saygılar.

Az önce Suriye'yle ilgili SDG konusunda 10 Mart Mutabakatı’ndan bahsetmiştiniz. Şimdi o Mutabakatın 31 Aralık'ta sona erdiği bir süreç var. Şimdi tekrar bir diyalog dönemi başladı. Süreç işletilmeye çalışılıyor. Bu yeni bir takvim mi demek, eğer bu bir takvimse nereye kadar bir süreç bizi bekliyor? Eğer orada da mesafe kat edilmezse bir operasyon, harekât öngörüyor musunuz?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar, bu konuda önümüzde şöyle bir süreç var: Hâlihazırda Suriye, Amerika ve YPG görüşmeleri devam ediyor. Amerika bu konuda ciddi bir arabuluculuk faaliyeti içerisinde. Kamuoyuna yansımayan çok fazla görüşme var. YPG ile görüşüyor, Suriye Hükümeti ile görüşüyor, üçlü görüşmeler oluyor. YPG ile Suriye Hükümeti’nin zaman zaman yetkililerinin beraber görüştüğü görüşmeler oluyor. Şimdi burada Ahmed Şara’nın beyanlarında da gördünüz, YPG tarafındaki bu sorunların bir niyet sorunu olduğu, bir irade sorunu olduğu görüşmeler yapıldıkça ortaya çıkıyor. Şimdi benim değerlendirmem, çok yakından takip ettiğimiz bu konuda şu strateji izlenecek diye düşünüyorum: Görüşmelerin büyük bir iyi niyetle devam etmesi, ama karşı taraftan bu çıkmadığı zaman Hükümetin anayasal hakkı olan, egemenlik hakkı olan, kendi ülkesinde birliği, düzeni sağlama hakkını kullanma yönünde adımlar atacağını öngörüyorum. Neden? Sonuçta konuşuyorsunuz, konuşmak istiyorsunuz ve bir arabulucu var ortada, yani Amerikalılar var. Onlar bakıyorlar, kim ne kadar mantıklı geliyor, kim ne kadar mantıksız geliyor. Yakından baktıkları zaman aslında YPG'nin uzun yıllardır propaganda yoluyla ürettikleri yalanının çok fazla gerçek bir tabanının olmadığını onlar da görüyorlar. Dolayısıyla Hükümetin gerektiği zamanda güç kullanımı artık başkaları için daha anormal bir durum olmuyor. Çünkü görüyorsunuz, başka bir çare kalmıyor. Umarım o noktaya gelmez, umarım diyalog yoluyla sorunlar çözülür, ama sorunların diyalog yoluyla çözülmediği zaman, iyi niyetle maalesef güç kullanımının da bir opsiyon olduğunu Suriye Hükümeti adına buradan görüyorum, yani onu görüyorum.

SORU- Şebnem Arsu, Der Spiegel. ABD Başkanı Donald Trump, İran'la ticaret yapan ülkelere ek %25 vergi getirileceğine dair bir açıklamada bulundu. Türkiye de İran'la ticaret yapan ülkeler arasında. Bu konu Amerika'yla yaptığınız görüşmelerde gündeme geliyor mu diye merak ederim.

Bir de malumunuz Orta Koridor, Zengezur, bunlar Türkiye için önemli ticaret planları. Ermenistan'la olan ilişkiler bu konuda ya da bu bağlamda nasıl bir önem taşıyor ve biz 2026'da Ermenistan'la ilişkilerde yeni bir dönem bekliyor muyuz?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Sondan başlayacak olursak, Zengezur Koridoru’nun inşallah Azerbaycan'ın da istediği gibi hayata geçtiğini görürüz. Çünkü bu dediğiniz gibi Orta Koridor açısından önemli büyük stratejik resimde, daha bölgesel alanda ise yani Nahçıvan'la Azerbaycan ana karasının birleşmesi açısından önemli. Tabii Türkiye'nin artık direkt olarak Orta Koridor üzerinden Türk dünyasına açılması meselesi de Orta Asya'ya gitmesi konusu da bunlar hep faydalı konular. Bunun üzerinde yoğun çalışma var. Biliyorsunuz, dündü herhalde veya evvelsi gün, Ermenistan Dışişleri Bakanı Amerika'dayken bir kâğıt yayınlandı, “TRIPP” diye adlandırıyorlar onlar bizim Zengezur Koridoru dediğimiz yeri, nasıl hayata geçirebiliriz diye. Şimdi ona ilişkin birtakım teknik konular var, biz o kâğıdı çok inceledik. Daha sonra değerli meslektaşım Ceyhun Bayramov ile belki toplamda iki saat konuştuk dün gün boyu, bu kâğıtta neler yazıyor, onlar nasıl bakıyor, çünkü onların perspektifi önemli. Cumhurbaşkanımıza da bu konuda bilgi verdik.

Şimdi bizim amacımız şu kısaca, çok fazla teknik konu var, bununla zamanınızı almayım: Biz, Azerbaycan ile Ermenistan arasında bu parafları atılmış Anlaşmanın imza yoluyla nihai hale gelmesi ve arkasından Türkiye-Ermenistan normalleşmesini de bir an önce hayata geçirerek artık yolumuza bölgede istikrarla, refahla devam edelim. Şu anda hem Azerbaycan'da, hem Ermenistan'da, hem Türkiye'deki siyasal liderlikte, bu üç tarafta bu irade var. Sadece şimdi Ermenistan'ın yapması gereken birkaç konu var. Seçimler var biliyorsunuz önümüzdeki Haziran'ın başında Ermenistan'da, o da önemli bir aşama olacak. Biz Sayın Paşinyan'ın şu anda kamuoyu yoklamalarında önde gittiğini görüyoruz. Bu konudaki oynadığı yapıcı rolü de gerçekten destekliyoruz. Bu çizginin, bu iradenin devam etmesi lazım.

İran’a yapılan bu…Sayın Trump'ın deklare ettiği vergilerde, ilave gümrük vergilerinde, ticaret yapan ülkelere, bu haber geldiğinde biz Abu Dabi'deydik, oradaki kardeşlerimizle görüşüyorduk. Şeyh Tahnun ile bir toplantı halindeydim. Onlar da bu konuyu gündeme getirdiler. Onlar çünkü çok fazla ticaret yapıyorlar İran'la. Halihazırda şu ana kadar biliyorsunuz bu bir deklarasyon, bununla ilgili bir Başkanlık Kararnamesi ve onun altında da hangi ülkeyle ne olacak, hangi malzemeler bundan etkilenecek-etkilenmeyecek bir çalışma yapılmış değil. Böyle bir ifade var. Bundan sonra başka bir şey yok. Dolayısıyla şu anda ortada bizim onu gündemimize gerçekçi olarak alacağımız somut bir Başkanlık Kararı henüz yok.

SORU- Sayın Bakanım biliyorsunuz geçtiğimiz hafta Suriye'de Suriye Savunma Bakanlığı tarafından Şeyh Maksud ve Eşrefiye Mahallelerine operasyonlar düzenlendi. Bu operasyonlarda aslında sürecin en başından itibaren Bakanlık hem iletişim tarafında hem de insani ve insan hakları doğrultusunda süreci çok detaylıca, şeffaf bir şekilde yürüttü. Dün Suriye'de bu gerçekleşen operasyonlara ilişkin Senatör Lindsey Graham bir açıklama yaptı: “Kürt müttefiklerimize yönelik küstahça bir saldırıyı ne tolere ederim ne de kabul ederim. Suriye Hükümeti’ne ve Türkiye'ye sesleniyorum, akıllıca bir tercih yapın.” dedi. Ben de 500 yıllık bir hariciye geleneğine sahip Türkiye'nin Dışişleri Bakanı bu konu hakkında ne düşünüyor merak ediyorum.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Siz hangi basın kuruluşundansınız?

SORU- Türkiye Gazetesi, Nur Tuğba Aktay.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Teşekkür ederim.

Şimdi değerli arkadaşlar, tabii Amerika'da Senato’da birçok Senatör var, Temsilciler Meclisi'nde birçok Temsilciler Meclisi Üyesi var. Biz bunların yaptığı ferdi beyanlardan yola çıkarak iki ülke arasındaki ilişkiyi veya bölgesel politikaları açıkçası belirlemiyoruz. Tabii ki her siyasetçinin ifade ettiği şeyler değerlidir ama bizim için esas olan… Bizim Meclis’imizde de çok değişik görüşler, çok farklı şeyleri ifade ediyor, Sayın Milletvekilleri her konuda çok zıt fikirleri ortaya koyabiliyorlar, bu onların hakkıdır. Dolayısıyla biz Beyaz Saray'daki irade ne söylüyor, bizim muhataplarımız neler yapıyor, biz onlarla yolumuza devam ediyoruz. Şu anda o konuda bizim bir sıkıntımız yok.

SORU- [SİMULTANE TERCÜME] [Vana Stellou-SLPress] Reuters’a göre size şunu sormak istiyorum: Bir Amerikan yetkilisi Washington'un Türkiye ve İsrail'in ilişkilerini farklı bir formata dönüştürmesi gerektiğini ifade ediyor. Şimdi Türkiye bunu değerlendirebilir mi ve eğer cevabınız evetse hangi koşullarda bu ilişki farklı bir formata dönüşebilir?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bu soruya daha önce de biliyorsunuz birkaç sefer cevap vermiştik. Bu konuda Cumhurbaşkanımızın iradesi, vizyonu son derece net. Biz İsrail'i çok uzun yıllar önce tanımış bir ülkeyiz. Şu anda İsrail'le biz niye ilişkileri kesiyoruz, ticareti kesiyoruz? Bunu müteaddit defalar söyledik kendilerine. En son 7 Ekim'den sonra başlattıkları soykırım. Bundan dolayı biz ilişkileri bu noktaya getirdik. İsrail'in Filistinlilere yönelik baskısı, zulmü durduğu zaman, normal hayata her şey döndüğü zaman Türkiye'nin de kendi ilişkilerinde bir normalleşme arayışında bir sıkıntı olmaz. Ama bölgesel politikaları bu şekilde devam ettiği sürece… Bakın şu anda uçaklardan atılan bomba yoluyla, keskin nişancılar marifetiyle insan öldürülmesi durmuş olabilir ama, hala yeterli miktar insani yardım malzemesinin girişine izin verilmediği için her gün ekranlarda ölen çocukları, kadınları, yaşlıları görüyoruz soğuktan, açlıktan, ilaçsızlıktan, tedavisizlikten. Bunlar olduğu sürece bizim değil sadece, birçok ülkenin İsrail'le ilişkilerini normalleştirmesi mümkün değil. Bakın siz görebiliyor musunuz Yunanistan Başbakanı dışında herhangi bir Başbakanın Tel Aviv'e gidip resim verdiğini Avrupa'dan? Görmüyorsunuz. Kimse gitmiyor. Niye gitmiyor? Avrupalı liderler seçimle geliyorlar. Biliyorlar ki onunla resim vermek bugünlerde hiç hoş olan bir şey değil. Herkes kendi oy tabanını düşünüyor. Kendisi bir yere gidebiliyor mu Amerika dışında? Gidemiyor. Belki Yunanistan'a gelir, onu bilmiyorum ama. Dolayısıyla, bu sadece bizim tavrımız değil. Aynı vicdanı, aynı değerleri taşıyan uluslararası toplumun değişik formatlarda ve tarzlarda ortaya koyduğu, kimilerinin bizim gibi açıktan ifade edebildiği, kimilerinin açıktan ifade etmeden yürüttüğü bir politika.

SORU- Doktor Eray Güçlüer, Akşam Gazetesi.

Sayın Bakanım, demin çok detaylı olarak ifade ettiniz bu Suriye PKK'sının durumuyla ilgili. Hala diyalog bilinci devam ediyor ancak onların da bir oyalama, zamana yayma gibi bir durumu söz konusu. Yine ifade ettiğiniz üzere Irak'taki PKK'nın da Suriye'dekiyle senkronize bir şekilde hareket ettiği artık malum, açık ve net biliyoruz. Benim sorum aslında İran'daki olayların daha da istikrarsızlığa doğru evrilmesi, dengesizlik halinin artması ve ifade edildiği için soruyorum, işte ABD'nin olası İran'a müdahalesiyle gelişebilecek yeni durumların, Irak ve Suriye PKK'sı, yani Irak ve Suriye'deki PKK varlığı ve bunların ayrılıkçı faaliyetlerine yönelik etkisi nasıl olabilir? Bu konuda Türkiye'nin tavrı ne olur? Teşekkür ederim.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- İran'daki olayların mı?

SORU- Evet, evet Sayın Bakanım. Yani İran'daki durumun daha da istikrarsızlaşması halinde Irak ve Suriye'deki PKK'nın ayrılıkçı faaliyetlerine buradan nasıl bir etki olabilir İran'daki durumun ve bu konuda Türkiye'nin tavrı ne olur?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Yakından takip etmeye devam edeceğiz, bu önemli bir konu. Önemli bir konu.

SORU- Akit Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Alan.

Dün Birleşik Arap Emirlikleri'ndeydiniz. Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanıyla da bir görüşme gerçekleştirdiniz. Benim sorum Yemen ve Somaliland özelinde olacak. Yemen'de Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri karşı karşıya gelmiş durumda. Türkiye'nin hem Yemen'deki pozisyonu hem bu karşı karşıya gelmişlikteki durumu, rolü ne? Bir de Somaliland'da iki ülke fikirleri çakışıyor. Bizim Somaliland'daki pozisyonumuz ne olacak? Teşekkür ederim.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Evet, yeni yılın hemen başlamasıyla beraber yakından takip ettiğimiz önemli konulardan birkaçını ifade ettiniz siz. Şimdi Yemen krizi başladığında biliyorsunuz iki kardeş ülkeyle diplomatik temaslarımızı hemen yaptık, bazı girişimlerimiz de oldu. Tabii problem çok daha farklı evrilebilirdi, ama geldiği nokta itibariyle söylüyorum, bu derin biraz analizlere de ihtiyacı olan bir konu ama geldiği nokta itibariyle söylüyorum. Benim dün hem Sayın Muhammed bin Zayid’le, hem meslektaşım Dışişleri Bakanıyla, hem Ulusal Güvenlik Danışmanı Şeyh Tahnun'la yaptığım ayrı ayrı görüşmelerde de bu konu merkezde olan konulardan biriydi. Çünkü sadece Yemen meselesi değil, Yemen'den dolayı Suudi Arabistan'ın ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin arasının açılıyor olması tabii bölgemiz için iyi bir husus değil. Şimdi Yemen'den Birleşik Arap Emirlikleri'nin tamamıyla esas itibariyle çekilme kararı almış olması ve desteklediği unsurları da desteklememesi, hem kendi birliklerini çekti, hem de desteği kesmesi neticesinde aslında bir noktada sorun büyük ölçüde ortadan kalkmış gibi, Birleşik Arap Emirlikleri'ne bakan yönü itibariyle bunun bir altını çizmek gerekiyor. Dün onun üzerinden çok detaylı geçtik. Aynı politikanın şu anda Somali'de de uygulanmaya başlandığını görüyoruz. Tabii Suudi Arabistan'ın burada bir ısrarlı talebi var, bu talebin bu konuda etkili olduğunu görmek mümkün. Bizim Türkiye olarak politikamız hem Yemen'de hem Somali'de iki ülkenin de tanınmış sınırlar içerisinde birliğini, bütünlüğünü, egemenliğini muhafaza etmesi, ama kendi içinde tarihten gelen, günümüzden kaynaklanan birtakım idari, yapısal, sosyal, siyasal sorunlar hangi uzlaşmayla çözülür, o kendi iç uzlaşmalarına bağlı. Uzlaşmada biz yardımcı olabilirsek olalım, ama günün sonunda ne bölge ülkeleri ne biz bir parçalanmayı kabul etmiyoruz.

Buyurun.

SORU- Ahmet Yeşiltepe ben, TV100 Dış Haberler Müdürü.

Öncelikle geleneksel olduğu için kutluyorum, gerçekten çok faydalı. Geçtiğimiz yıl da aynı şekilde çok faydalı oldu hepimize.

Doğu Akdeniz'le ilgili bir soru sormak istiyorum. Sanıyorum Yunan muhabir arkadaşlarımıza da katkı olacak, dördüncü kişi gibi olacağız. Doğu Akdeniz'de askeri güvenlik hattı. Malumunuz Yunanistan, İsrail, Güney Kıbrıs Doğu Akdeniz'de askeri iş birliğini derinleştiriyor. Ortak tatbikatlar, hava savunma koordinasyonu, istihbarat paylaşımı ve üs kullanımı giderek öne çıkıyor. Tabii İsrail'in özellikle Gazze ve İran gerilimi sonrası arka plan güvenliğini bu üçlü hat üzerinden güçlendirme çabası olarak da değerlendiriliyor çoğunlukla. Bir de tabii enerji hattı var. Doğu Akdeniz doğal gazı, deniz yetki alanları ve enerji hatları üzerinden Türkiye'yi dengelemeye dönük, özellikle İsrail basınında görüyoruz bunu, bir diplomatik zemin kurulmaya gayret ediliyor. Bu ittifakla ilgili, bu gelişmelere ilişkin, Türkiye'nin tutumu ve izleyeceği, özellikle bu yıl izleyeceği dış politika rotası hakkında güncel bir değerlendirme alabilir miyiz sizden?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Ahmet Bey, bizim ulusal güvenliğimizle alakalı konulara gelince biz gerçekten çok yakından takip ediyoruz. Özellikle çevreleme dediğimiz politika uygulayan ülkeler varsa, ülke grupları varsa, çeşitli oluşumlar varsa, daimi veya geçici, spesifik veya genel, hangileri olursa olsun bunları biz çok yakından takip ediyoruz. Bu bizim çünkü ulusal güvenliğimizle alakalı. Şimdi burada biz çevrelemeye çalışan bir örüntü de görüyoruz. Bu konudaki gerekli görüşmelerimizi, uyarılarımızı gerekli meslektaşlarımızla yaptık, onu söyleyeyim. Yani bu hassas bir konu olduğu için bununla ilgili yaptığımız görüşmeleri, kullandığımız söylemleri, ifadeleri çok açıktan kullanmak istemiyorum. Ama şu anda çok ani etkileri olan bir konu değil ama potansiyel etkisi itibarıyla, verdiği imaj itibarıyla tabii bizim tehlike en baştayken, küçükken öngörüp üstünde durmamız gerekiyor. Bu çevrelemeye çalışma politikalarını, çevreleme politikası değil, biz tabii ki önden görüp reddediyoruz, gerekli tedbirleri alıyoruz. Bu kimsenin menfaatine değil, kimsenin menfaatine değil. Bu sadece bölgesel bölünmeyi derinleştirir, onu söylemiş olayım.

Buyurun, ayağa kalktınız madem.

SORU- Sayın Bakanım, Mehmet Çelik, Daily Sabah Gazetesi.

Malumunuz Sayın Trump'ın farklı bölgelere ilişkin öngörülmez politikaları çerçevesinde Grönland de orada bir nasiplendi. Bu çerçevede Türkiye'nin bir NATO üyesi olarak yaklaşımı nedir? Avrupa ülkelerinin bugünlerde oraya güvenlik dolayısıyla bir yığması oluşuyor. Türkiye'nin nasıl bir politikası olacak? Teşekkür ediyorum.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Bu da bizim yakından takip ettiğimiz bir gerilim alanı. Neden önemli? Çünkü, Rusya-Ukrayna savaşı ve Amerika'nın buradaki duruşu Avrupa güvenlik mimarisi üzerinde bir baskı oluştururken, şimdi Grönland üzerinden yeni bir tartışma alanının açılması ve bu baskının daha farklı bir boyuta evrilmesi ve bölünmenin daha aslında açık hale gelmesi… Tabii Avrupa güvenlik mimarisi ne olacak? Bizim için önemli. Yani az önce de ifade ettim, yani bizim birinci ticaret ortağımız, tarihi olarak çok yoğun ilişkilerimizin bulunduğu, sosyal, beşeri, her türlü konuda ve Avrupa Birliği'ne de üye olmak istiyoruz. Bu alan önemli bir alan bizim için. Hemen batımız, yani istikrarlı olan tek alanımız, yani kuzeyimiz, güneyimiz, doğumuz sürekli bir problem alanı. Bu istikrar alanını da biz AB’yle beraber korumak istiyoruz. Buraya etki edecek bu tartışmayı da biz yakından takip ediyoruz.

Dünkü görüşmeler önemliydi, onu söyleyeyim. Dün ilk defa karşılıklı çok fazla beyanatlardan sonra tarafların nihayet bir araya gelip açılış pozisyonlarını birbirlerine ifade etmeleri önemli bir başlangıçtı. Daha sonra biliyorsunuz bir daimi çalışma komitesi kurma kararı aldılar. Bu açılış pozisyonları her zaman maksimalist olur ama ben ortada bir yerde buluşabileceklerini düşünüyorum. Yani biraz da tabii iç siyaset yapılıyor bu konu üzerinden ama dış siyasete yansıması, stratejiye yansıması önemli. Bunu yakından takip edeceğiz.

Nuh Bey, buyurun.

SORU- Nuh Albayrak, Star Gazetesi.

Sayın Bakanım, Şam Hükümeti’nin Halep'te yaptığı operasyon Türkiye'de yürütülmekte olan Terörsüz Türkiye, dolayısıyla terörsüz bölge sürecine nasıl etki edebilir? Farklı değerlendirmeler yapılıyor. Belki siyasi bir yorum yapmak istemezsiniz ama DEM’in bu konudaki tutumu bizi endişelendirdi. Kaldı ki DEM’in Terörsüz Türkiye'deki yeri de çok önemli. Dolayısıyla bu operasyonun, bu yürümekte olan sürece etkisini değerlendirebilir misiniz? Teşekkür ederim.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar, Cumhurbaşkanımızın büyük bir siyasi dirayeti ve liderliğiyle ve Sayın Bahçeli'nin de gerçekten büyük desteğiyle yürüyen Türkiye’deki bu süreç, tarihi ve kıymetli bir süreç. Özellikle Sayın Bahçeli'nin bu konudaki aldığı tarihi sorumluluk, inisiyatif not edilmeli ve hiçbir şekilde bu fırsat kaçırılmamalı.

Şimdi geldiğimiz noktada daha önceden tabii analizlerini yaptığımız, her zaman önümüze çıkacağını gördüğümüz konuların teker teker çıkıyor olması bizi aslında şaşırtmıyor. Fakat şimdi bu söylenmemiş olan konular ve şimdi ortaya çıkan bu konular bir siyasal perspektif içerisinde, bir siyasal zihin içerisinde var olan sürece nasıl alınabilir, onun bir parçası nasıl olabilir, nasıl yönetilebilir bu konuda adım atılması gerekiyor. Bu konuda yapılan görüşmeler neticesinde, biliyorsunuz istihbaratımız marifetiyle, örgütün lideri Öcalan'ın adadan talimat verdiğini biliyoruz hem Irak'takilere, hem Suriye'dekilere. Bu sorunun sadece Türkiye ayağını kapsayan bir yön değil. Sınırın öbür tarafında bizim için güvenlik tehdidi olan terör unsurları, altyapısı varsa, biz burada temizledikten sonra, daha sonra tekrar enfekte olmayacağının garantisi ne, yani bunun güvencesinin ortaya çıkması gerekiyor. Şimdi buna ilişkin tabii örgütün kalıcı adımlar atmaktan çekiniyor olmasını ben tek bir şeye bağlıyorum özellikle Suriye'de ve Irak'ta. Bölgesel krizlerin neye evrileceğini kendileri bir değerlendirmeye çalışıyorlar. İran'dan daha fazla bir imkan çıkar mı, Suriye'den daha fazla bir imkan çıkar mı, İsrail bu konuda bir istikrarsızlaştırıcı rol oynuyor, bu rolden nereye gidebiliriz gibi bir şeyleri var, bu çok net gözüküyor.

İkincisi de tekrar açık konuşmak gerekirse, tabii bölgede var olabilmek için başkalarının toprağında uzun yıllardır geliştirdikleri ilişkiler var. İran'la var, İsrail'le var, Iraklılarla var, onlarla var, herkesle var. Şimdi bu ilişkilerin sahiplerinin bölge güvenliğine ilişkin, bölge menfaatine ilişkin değerlendirmelerinin hiçbiri birbiriyle uymuyor. Şimdi bir de orada, yani bizim dışımızda herkesin menfaatini gözeten, bizim aleyhimize çalışan bir örgütten bahsediyoruz. Şimdi o alanı da kendilerince yönetmeleri gerektiği zaman, yine Türkiye’yle iyi olmamaları çıkıyor sonuç olarak karşılarına. Yani inşallah bu süreç iyi gider, yani gerçekten niyetimiz o, ama kendileri de bu ilişkiler yumağından, batağından çıkarlar, yani daha sahici, daha otantik hedefleri olur. Çünkü halkın hizmetine çalışmak ile örgütün hizmetine çalışmak iki ayrı konu. Örgütü siz yaşatmaya devam ettiğiniz sürece o ilişki batağından çıkamazsınız. Ama halkın menfaati, genel maslahat nerede derseniz kendinize daha kolay yol bulursunuz. Ama o zihin düzeyine gelinir mi? Çok zor bir şey.

SORU- Sayın Bakan, teşekkürler. Harun Erözbağ, Ekotürk.

Sayın Bakan, ABD'nin Venezuela'ya yönelik operasyonları insani açıdan da önemli, özellikle piyasalar açısından da önemli. Bu noktada siz taraflarla görüştünüz mü? Türkiye bir kınama mesajı yayınladı tabii de. Venezuela’yla sonuçta ticari ilişkilerin 5 milyar Dolar’a kadar çıkartılması da hedefleniyordu. Bu ölçüde bu sene ikili ilişkilerin nasıl şekillenmesini bekliyorsunuz?

Teşekkürler.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz dün Venezuela'nın hem yeni geçici Cumhurbaşkanı hem Sayın Trump ayrı ayrı açıklamada bulundular. Beraber yaptıkları telefon görüşmesinin ne kadar verimli olduğunu, bundan sonra ticaretin, ekonominin, iş birliğinin, zenginliğin ne kadar ileriye gideceğini ifade ettiler. Aslında burada tabii kendine has bir durum var Venezuela özelinde. Biz Venezuela’yla ilişkilerimizi mümkün olduğunca ticari olarak ve diğer alanlarda ilerletmeye tabii ki devam edeceğiz. Şu anda Venezuela'nın Amerika'daki yönetimle bir anlayış birliği içerisinde olduğunu görüyoruz, bir yol haritası oluşturmuşlar, son maalesef olan olaydan sonra, şimdi yollarına devam eden iki ülke görüyoruz açıkçası. Yani biz ilişkilerimizi devam ettireceğiz.

Buyurun.

SORU- [İsmail Öz-Diriliş Postası] Sayın Bakanım, hem Dışişleri Bakanı olarak, ama bir taraftan da akademik yanınız var, o tarafa da hitaben bir soru sormak istiyorum. Malumunuz tabii bugün dünyada bir sistem krizi yaşanıyor beşli sistemin tıkanıklığıyla birlikte. Bu bir taraftan da uluslararası hukukta bir arada yaşamanın koşullarını ortaya koyan “si omnes” ve “erga omnes” kurallarını da bertaraf eden bir duruma tekabül ediyor. Dolayısıyla burada dünyadaki bu uluslararası sistemin adeta çöldeki kum tepeleri gibi bir gün orada, bir gün burada ilerleyişi ve Amerika ve diğerleri noktasında acaba geleceğe dair bir umut, umutlu olma ve o diğerlerinin bir araya gelerek güçlü olabildiği bir dünya hayal etmek mümkün olabilecek mi? Ben biraz bir perspektif çizmenizi istiyorum.

Sağ olun.

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii sorduğunuz soru önemli. Daha uzun ve detaylı bir analizin, belki sohbetin konusu olacak bir şey ama birkaç tane cümle söylemek gerekirse, tarihten aslında iyi okumalar yapmak gerekiyor, iyi analizler, iyi çıkarımlarda bulunmak gerekiyor. Tarihin sürekli evrildiğini, insan var oldukça her türlü iyiliğin de, her türlü kötülüğün de ortaya çıkabildiğini görüyoruz. Dolayısıyla iyilikle ilgili umudun hiçbir zaman için aslında ben kesilmesi gerektiğine inanmıyorum. Tabii şu anda yaşadığımız kriz, aslında biraz da kendi kendimize ortaya koyduğumuz ulus devletler düzeninden istifade ettik, bu düzenin sarsılıyor olmasıyla alakalı bir kriz. Yani ulus devletler kendi içerisinde yeniden var olmaya ilişkin nasıl bir yeni dönemde sistem üretirler veya ulus devletin evrilmesi ne şekilde olur, bütün bunların hepsini yaşayarak göreceğiz. Ama bizim bu konudan kafamız çok net, durduğumuz yer çok net ve politikalarımız net, değerlerimiz net. Yani bu netlik zaten dış politikadaki bu fırtınalı havalarda yolculuğun yarısı, en azından gideceğiniz yeri biliyorsunuz, diğer yarısı da Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu ustalık, inşallah bir sıkıntı olmayacak.

SORU- [SİMULTANE TERCÜME] Teşekkürler Sayın Bakan. Ben Xinhua haber ajansındanım, adım Wang.

Sorum İran'daki mevcut duruma ilişkin. Sizin vatandaşlarınızın İran'dan ayrılmalarıyla ilgili herhangi bir planınız var mı? Çünkü ülkelerin büyük bir kısmı böyle bir çağrı yaptılar vatandaşlarına. Gelecekte böyle bir plan var mı ya da daha fazla sayıda İranlı mültecinin sınırı geçip Türkiye'ye gelmelerini kabul edecek misiniz? Birinci sorum bu.

İkinci sorum ise, son birkaç yıldır Çin ve Türkiye arasında İpek Yolu ve Orta Koridor konusunda bir iş birliği gelişiyor. Yine aynı zamanda Orta Koridor aracılığıyla Çin'den Türkiye'ye, hatta Avrupa'ya tren seyahatleri mümkün. Bu anlamda, bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Ulaştığınız nokta ve bu iş birliğini nasıl değerlendirirsiniz? Ayrıca iki ülkenin iş birliği açısından İpek Yolu ve Orta Koridor iş birliği konusunda gelecek ne olabilir?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Teşekkür ederim.

Şimdi biz İran'daki tabi olaylarla alakalı olarak gerekli tedbirlerimizi, konsolosluk tedbirlerimizi tabii ki alıyoruz. Bizim bütün ülkelere yönelik ve senaryolara yönelik konsolosluk vakalarıyla alakalı aldığımız tedbirler var, bunları zamanı geldikçe hayata geçiriyoruz. İran konusunda da bu konuda zaten tedbirlerimiz ortada. Kendi çalışanlarımız, vatandaşlarımız, diplomatlarımız, görevlilerimiz, iş adamlarımız, öğrencilerimiz, bunlarla ilgili gerekli planlamalarımız var. Ama inşallah İran'daki olaylar en kısa zamanda yatışır, daha büyük bir drama şahit olmayız.

Mülteciler meselesi, yani inşallah böyle bir noktaya gelmeyiz, geleceğimizi de açıkçası düşünmüyorum. Ama Türkiye büyük bir ülke, yakın tarihten örneklerini görüyorsunuz ama dediğim gibi bu konuda inşallah bir tedbire, aksiyona ihtiyaç olmayacak diye değerlendiriyorum.

İpek Yolu’yla ilgili bizim Çin'le olan özellikle bağlantısallık konularındaki çalışmalarımız, az önceki soruda da ifade etmeye çalıştım, önemli. Çin büyük bir üretim “hub”ına dönmüş durumda. Bu üretim “hub”ının birkaç tane şeye ihtiyacı var. Birincisi, olabilen her yerden enerji çekmeye ihtiyacı var. İkincisi, hem ürettiğini satması için, hem de üreteceği malzemeler için ham maddeleri elde etmesi için büyük ulaştırma altyapılarına, bölgesel ulaştırma altyapılarına ihtiyacı var. Çin'in başta tek yol, tek kuşak olmak üzere Orta Koridor, İpek Yolu gibi birçok projeyle aslında bu stratejik hedeflerini hayata geçirdiğini görüyoruz. Tabii Çin bunu yaparken bir konuyu da gündeme getiriyordu, zaten önemli olan o, ben bunu yapıyorum ama burada kazan-kazan modeline gidiyorum, sizin için de bir menfaat alanı açıyorum. Yani benim istediğim sadece Çin için değil, sizin için. Nedir mesela? İşte ben Orta Koridor’u hayata geçireceğim, Türkiye'nin altyapısı önemli, diyelim Türkiye'nin demir yollarına 30 milyar Dolarlık bir yatırım yapacağım. Bu hem Türkiye için hem Çin'in geniş bağlantısallık stratejileri için önemli bir konu. Buna benzer konular var.

Ama biz Çin'in tabii liman meseleleri olmak üzere esas itibariyle bu projelere çok önem verdiğini tek kuşak, tek yolda ve enerji hatlarını hayata geçirmede çok ciddi bir çaba gösterdiğini, liman yeterli olmuş olmalı ki demir yollarına şu ana kadar özellikle Türkiye üzerinden geçmekte olan çok fazla ilgisinin olmadığını gördük. Geçmişte ilgisi vardı. Bu proje bir noktaya kadar geldi, daha sonra durdu. Benim buradan söylemek istediğim, bu proje tekrar hayata geçirilebilir. Yani her iki taraf da bu konuda çok uzun yıllar çok büyük mesai sarf ettiler. Ulaştırma Bakanlığımızın elinde bu konuda çok yoğun mesaisi yapılmış evraklar var, Çin tarafı da bunu iyi biliyor. Diğer taraftan Çin, üretim “hub”larını sadece merkezileştirmekten yana olmayıp, başka ülkelere de kaydırma politikası çerçevesinde, Türkiye ile de iş birliği yapabilir. Bizim karşılıklı menfaate ve çıkara dayalı başka ülkeleri de rahatsız etmeyen her türlü iş birliğine açık olduğumuzu Cumhurbaşkanımız müteaddit defalar ifade ettiler, biz Çin’le iş birliğimize önem veriyoruz.

Değerli arkadaşlar, dikkatiniz için çok teşekkür ediyorum. Bu sene biraz süremizi de aştık, ben sabrınız ve ilginiz için de ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

* Interpress deşifresidir.