#

Yurtdışında Yaşayan Türk Vatandaşları

 

Türk vatandaşlarının, hızla gelişmekte olan Batı Avrupa ülkelerinin işgücü piyasalarında meydana gelen boşluğu doldurmak üzere bu ülkelere yönelik göçleri 1960’ların ilk yıllarında başlamıştır. İlk zamanlarda çoğunluğu kırsal kesimden gelen Türk “misafir” işçilerinin istihdam amacıyla yurtdışına gidişlerindeki ortak amaçları, küçük bir iş yeri açmak veya sahibi bulundukları arsa üzerinde yatırım yapmak için yeterli parayı biriktirmek, böylece, evlerine bir gün kendi işlerinin sahibi olarak geri dönebilmek olmuştur. Bu amaçla hareket eden misafir işçilerin büyük çoğunluğu, ailelerini Türkiye’de bırakarak yalnız gitmişlerdir.

O yıllarda yabancı işgücüne artan talep, işverenlerin ve göçmenlerin mevcut işe alma usullerini başka yollardan aşmaya yönelik çabaları nedeniyle çeşitli düzensizliklere yol açmıştır. Bu nedenle, işçi akımının düzenli gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak ve böylece göçmen işçilerin ve işverenlerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere, Türkiye, Almanya ile 1961’de, Avusturya, Belçika ve Hollanda ile 1964’te, Fransa ile 1965’te ve Avustralya ile 1967’de işgücü anlaşmaları imzalamıştır.

1970’lerin başında Türk göçmenler, Batı Avrupa ülkelerindeki mevcudiyetlerinin geçici olmaktan çıkarak daimi bir hal aldığını fark etmişlerdir. Bu değişiklik, özellikle, 1974’teki petrol krizinden kaynaklanan ekonomik durgunluğu takip eden dönemde hükümetlerin, göçmen işçi akımını durdurarak daha önce ülkeye gelmiş olanları kendi ülkelerine geri gönderme veya yerel toplumla uyumlarını sağlamak üzere aileleriyle birleştirme kararı aldıklarında hissedilmiştir.


Türk işçilerin Batı Avrupa’ya göçü 1974 yılına kadar devam etmiştir. Bu tarihten itibaren, işgücü Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Körfez ülkelerine, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından ise Rusya Federasyonu ve Bağımsız Devletler Topluluğu’na yönelmiştir. Bu değişiklik, Türk müteahhitlerinin bu bölgelerde üstlendiği altyapı projelerine ve Türk ekonomisinin dış dünyaya açılmasına bağlı olarak meydana gelmiştir.

 
Bugün, yurtdışında yaşayan Türk nüfusunun önemli bir bölümü, bulundukları ülkelerde sürekli olarak ikamet etmektedir. Yurtdışındaki vatandaşlarımızın birçoğu yaşadıkları ülkelerin vatandaşlığını da almıştır. Günümüzde, yurtdışında yaşayan Türk nüfusu, daha çok, aile birleşimine ve göreceli olarak yüksek doğum oranına bağlı olarak artış kaydetmektedir.


Halen yaklaşık 4 milyonu AB ülkelerinde, 300.000’i Kuzey Amerika’da, 200.000’i Orta Doğu’da, 150.000’i de Avustralya’da olmak üzere, 5 milyon civarında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yabancı ülkelerde yaşamaktadır.


Türk göçmenler, göç alan ülkelerin ekonomik kalkınmalarına önemli katkıda bulunmuşlardır. Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının çoğu, artık sadece işçi konumunda olmayıp, akademisyen, bilim adamı, doktor, mühendis, avukat, gazeteci, iş adamı, sanatçı, politikacı, sporcu gibi çeşitli alanlarda meslek sahipleri olarak göç alan ülkelerin siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel hayatına katılmaktadır. Ekonomik alanda, birçok Türk vatandaşı, işçi konumundan çıkarak işveren konumuna geçmiş bulunmaktadır. Avrupa’daki Türk işletmelerinin sayısı 140.000 civarındadır (Almanya’da 70.000). Bu işletmeler, yaklaşık 640.000 kişiye istihdam sağlamaktadır (Almanya’da 330.000). Bu işletmelerin yıllık toplam cirosu 50 milyar Avro’yu aşmıştır (Almanya’da 32,7 milyar Avro). Son istatistiklere göre, Batı Avrupa’daki Türklerin tüketim harcamaları 22,7 milyar Avro’dur.

Yurtdışındaki vatandaşlarımızın, içinde yaşadıkları ülkenin ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi hayatına etkin biçimde katılarak, aynı zamanda anavatanları, anadilleri ve öz kültürleriyle bağlarını korumaları arzu edilmektedir.




Yurtdışında Yaşayan Vatandaşlarımızın Başlıca Sorunları


Eğitim, istihdam, siyasi haklar, yabancılara yönelik ayrımcılık ve önyargılar, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın başlıca sorunlarıdır.

Bununla birlikte, entegrasyon çabaları, vatandaşlarımızın artık misafir olmadıklarının göç alan ülkelerce geç kabul edilmiş olmasından dolayı yeni fakat öne çıkan bir gelişme olmuştur.

Uyum açısından, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması, Türk çocuklarına anadili, kültür ve tarih eğitimi verilmesi büyük önem taşımaktadır. Vatandaşlarımızın küreselleşen dünyada donanımlı olmaları için, hem Türkçeye hem yaşadıkları ülkenin diline aynı derecede hakim olmaları arzu edilmektedir. Türkçe anadili eğitimi, vatandaşlarımızın aynı zamanda bulundukları ülkelerin dillerini de daha iyi öğrenmelerine yardımcı olacaktır. Bu amaçla, Türkiye, ilgili ülke makamlarıyla işbirliği çerçevesinde göç alan ülkelerdeki okullarda eğitim vermek üzere Türkçe anadili ve Türk kültürü öğretmenleri göndermektedir. Ayrıca, yurtdışındaki vatandaşlarımızın dini ihtiyaçlarını karşılaması amacıyla ülkemizden gönderilen din görevlileri de bulunmaktadır.

 

5 Temmuz 2011 itibariyle yurtdışında bulunan

                    

Türkiye’den gönderilen öğretmen sayısı

 

1.479

Türkiye’den gönderilen din görevlisi sayısı 

1.293

Türkiye’den gönderilen okutman sayısı

99

Türk üniversite öğrencisi sayısı

 

130.000

İlköğretim-ortaöğretim öğrencisi sayısı

 

838.000

Türk dernek sayısı

           

3.900

Düşük istihdam oranı, Türk vatandaşları için önemli bir sorundur. İşsizlik yabancıların, göç alan ülkelerin ekonomik hayatına katkıda bulunmalarına ve saygın birer birey olarak toplumun sosyal yaşamında yer edinmelerine engel teşkil etmektedir. Ayrıca, aile içinde huzursuzluklara yol açarak, sosyal uyumu da engelleyebilmektedir.


Türkiye, Türk göçmenlerin yaşadıkları ülkelerin vatandaşlığını almalarını ve siyasi hayata aktif olarak katılmalarını teşvik etmektedir.

Yurtdışında yaşayan Türklere yönelik ayrımcılıkla ve önyargılarla mücadele, göç alan ülkede daimi olarak ikamet etmekte olanlara, toplumun diğer fertleriyle eşit muamele edilmesini ve göçmenlerin yaşadıkları ülkelerde toplumun aktif bir üyesi olmasını engelleyen ayrımcı politikaların ve uygulamaların ortadan kaldırılmasını gerektirmektedir.

Uyumun, siyasal ve ekonomik koşulların yanı sıra, psikolojik koşulları da bulunmaktadır. Bu itibarla, göçmenlerin algılamalarının, uyum çabalarının başarısı açısından belirleyici bir unsur olduğu söylenebilir. Göçmenlerin toplum tarafından dışlandıklarını hissetmeleri, onların uyum isteklerini olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle, bu tür algılamaları besleyecek ayrımcı uygulamalardan kaçınılmalıdır.

Uyum süreci, çift taraflı bir süreç olarak değerlendirilmelidir. Bu süreçte göçmenlere düşen sorumlulukların yanında, göç alan ülkelerin de göçmenlerin yaşadıkları topluma kendi kültürlerinden kopmadan daha iyi entegre olmaları için gerekli düzenlemeleri yapma yükümlülüğü vardır. Göçmenlerin sağladığı kültürel çeşitlilik, bulundukları toplumların kültürel zenginliğini artıran bir unsurdur.

Tüm bu sorunların aşılabilmesi için göç alan ülkeler, tek taraflı müdahalelerden kaçınmalı ve bu sorunlar göçmenlerin ve gönderen ülke temsilcilerinin de yer alacağı bir üçlü diyalog içerisinde ele alınmalıdır.

 


Türkiye’nin Yurtdışında Yaşayan Vatandaşlarına Yönelik Politikaları

Günümüzde, Türkiye, vatandaşlarının vardıkları ülkelerde en uygun yaşama ve çalışma koşullarına sahip olabilmeleri için hiçbir gayreti esirgememektedir. Türkiye, bu amaca yönelik olarak, göç alan ülkelerle sosyal güvenlik anlaşmaları imzalanması dâhil gerekli tedbirleri almaktadır. Hâlihazırda vatandaşlarımızın yoğun olarak yaşadığı 24 ülke ile Türkiye arasında Sosyal Güvenlik Anlaşması mevcuttur. Bu ülkeler İngiltere, Almanya, Hollanda, Belçika, Avusturya, İsviçre, Fransa, Danimarka, İsveç, Norveç, Libya, KKTC, Makedonya, Azerbaycan, Romanya, Gürcistan, Bosna-Hersek, Kanada, Çek Cumhuriyeti, Arnavutluk, Lüksemburg, Kebek, Sırbistan ve Slovakya'dır. 


Bulgaristan ile sadece bu ülkede emekliliğe hak kazanmış olan vatandaşlarımızın maaşlarının Türkiye’ye transferine ilişkin bir anlaşma imzalanmış, ancak kapsamlı bir Sosyal Güvenlik Anlaşması henüz imzalanmamıştır.


Ayrıca, Türk Hükümeti, göçmenlerin hakları konusunun tartışıldığı uluslararası toplantılara aktif şekilde katılmaktadır.

Türkiye, yurtdışındaki vatandaşlarını, gerek kendilerini kamuoyunda temsil edebilmeleri, gerek Hükümetlerle doğrudan temas kurabilmeleri için Sivil Toplum Kuruluşları (STK) oluşturmaları yönünde teşvik etmektedir. STK’ların, ortak hedef ve çıkarlar doğrultusunda, bir araya gelerek çatı kuruluşları biçiminde örgütlenmeleri, taleplerini daha etkin bir biçimde dile getirmelerine yardımcı olacaktır. Böylece, günümüzün çoğulcu toplumlarında aktif bir taraf olarak yerlerini almaları da mümkün olacaktır.


Türkiye’nin göç alan ülkeler ile işbirliği temelinde, göçmenlerin önce kendi kültürlerini iyi bilmelerine, ardından içinde yaşadıkları toplumun dilini, kültürünü, geleneklerini  öğrenmelerine dayalı bir uyum anlayışı yer almaktadır. Türkiye, bu anlayış çerçevesinde, Türk vatandaşlarını ve göç alan ülkeleri, kendi aralarında yeni bağlar kurmaya ve böylece kültürel zenginliğe sahip bir refah toplumu oluşturmaya teşvik etmektedir.

Türkiye açısından yurtdışındaki vatandaşlarımızın entegrasyonuna yönelik nihai hedef, Türk göçmenlerin anavatanları, anadilleri ve öz kültürleriyle bağlarını korurken, bulundukları ülkelerin sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi hayatına aktif biçimde katılan, yasalara saygılı, mutlu, müreffeh ve başarılı bireyler halinde yaşamalarıdır.