Türkiye'nin Su Politikası

Su, günümüzde temini giderek azalmakta olan değerli bir kaynaktır. Nüfus artışı, hızlı sanayileşme ve şehirleşme, dünyadaki su tüketiminde önemli bir artışa neden olmaktadır. Dünya nüfusunun üç kat artması, su kullanımının da altı kat daha fazla kullanılmasına sebep olmuştur. İklim değişikliği de su kaynakları üzerinde baskı yaratmaktadır. Suya olan bu talebin önümüzdeki 25 yıl içinde giderek artması öngörülmektedir.

Türkiye, sanılanın aksine, su kaynakları bakımından zengin bir ülke olmadığı gibi, bölgesinde de fazlaca suyu olan bir ülke konumunda değildir. Yarı kurak iklim kuşağında bulunan Türkiye, kişi başına düşen yıllık su miktarı bakımından komşularına ve su zengini Kuzey Amerika ve Kuzey Avrupa’ya kıyasla daha az suya sahiptir. Su zengini ülkelerde kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı 10.000 metreküpün üstündedir. Ülkemizdeki kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı ise 1.350 metreküp civarındadır. 2030 yılında nüfusun 100 milyona ulaşması tahminine göre, Türkiye’de kişi başına düşen su miktarının 1.000 metreküp civarında olacağı öngörülmektedir.

Türkiye’nin su kaynakları coğrafi ve mevsimsel bakımdan farlılıklar arzettiği için her bölgede mevcut ve beklenen ihtiyaçları karşılayamamaktadır. Bir başka deyişle, Türkiye’nin bazı bölgeleri miktarca bol ama kullanıma elverişsiz su kaynaklarına sahipken, yoğun nüfusa sahip sanayi bölgelerinde ise yeterli seviyede su bulunmamaktadır.

Türkiye’nin kurak ve yarı kurak bölgelerinin yılda sadece 4 veya 5 ay yağış alması nedeniyle, sürdürülebilir sosyo-ekonomik kalkınma için, su kaynaklarına yönelik kalkınma projeleri büyük önem taşımaktadır. Son yıllarda Türkiye, evsel kullanım, sulama, taşkın kontrolü ve enerji üretimi için su kaynaklarının geliştirilmesinde büyük ilerleme kaydetmiştir. Türkiye’de anılan farklı amaçlar için yapılan baraj ve rezervuarlar, yağış alan dönemlerde suyun biriktirilerek, yıl boyunca kullanımına olanak sağlamaktadır. Bu kapsamda Türkiye, doğal su kaynaklarının yönetiminde entegre su havza yönetim programları uygulamaktadır.

Hızlı şehirleşme ve sanayileşme nedeniyle Türkiye’nin enerji tüketimi giderek artmaktadır. Türkiye’de kişi başına düşen enerji kullanımı Avrupa Birliği ortalamasının sadece altıda birine tekabül etmekte olup, enerji tüketimindeki artış Türk vatandaşlarının hayat kalitesinin artması anlamına gelmektedir. Kaydadeğer petrol ve doğalgaz kaynakları bulunmayan Türkiye’nin artan enerji ihtiyacının karşılanmasında yerel kaynakların kullanımına, bu bağlamda da yenilenebilir, ucuz ve çevre dostu olan hidro-enerji potansiyelinden istifade edilmesine yönelik projeler hayata geçirilmektedir.

Uluslararası platformlardaki algının tersine, Türkiye sınıraşan havzalarında sadece yukarı kıyıdaş ülke olmayıp, aynı zamanda aşağı kıyıdaş ülke konumundadır. Türkiye’nin sınıraşan havzaları aşağıda sunulmaktadır:

· Meriç Nehri

· Kura- Aras Nehirleri

· Çoruh Nehri

· Fırat ve Dicle Nehirleri

· Asi Nehri

Sınıraşan havzalar Türkiye’nin su kaynaklarının % 35’ini oluşturmaktadır. Türkiye’nin tutarlı şekilde izlemekte olduğu sınıraşan sular politikası aşağıdaki ana ilkeler üzerine kurulmuştur.

· Türkiye sınıraşan suları, kıyıdaş ülkeler arasında bir işbirliği unsuru olarak görmektedir.

· Her bir sınıraşan nehir havzası kendine özgü ekonomik, sosyal, çevresel, kültürel, hidrolojik ve meteorolojik dinamiklere sahiptir. Bu dinamiklere tam anlamıyla vakıf olamayan üçüncü taraflar meseleleri daha da karmaşık hale getirebilecekleri için, sınıraşan sularla ilgili meselelerin üçüncü tarafların müdahalesi olmadan sadece kıyıdaş ülkeler arasında ele alınması gerekmektedir.

· Her ülkenin topraklarından doğan veya topraklarında akan sınıraşan sulardan faydalanma hakkı bulunmakta olup, bunu da aşağı kıyıdaş ülkelere “belirgin zarar vermeme” ilkesini esas alarak yapmalıdır.

· Sınıraşan sular kıyıdaş ülkeler arasında “hakça”, “akılcı” ve “etkin” biçimde kullanılmalıdır.