Türkiye’nin Kalkınma İşbirliği: Genel Özellikleri Ve En Az Gelişmiş Ülkelere Yönelik Yaklaşımı

Türkiye’nin uluslararası kalkınma işbirliği içindeki rolü 1950’li yıllardan itibaren köklü değişimlere uğramıştır. Yeni ekonomik dinamikler ve küresel sürdürülebilir kalkınmaya katkı sağlama yoluyla dünya barışının desteklenmesi hususunda artan sorumluluk duygusu, Türkiye’nin uluslararası kalkınma işbirliği yapısı içinde yeni ve dinamik bir oyuncu olarak ortaya çıkmasına imkân vermiştir.

Resmi Kalkınma Yardımları (Official Development Assistance, ODA), giderek Türkiye'nin proaktif dış politikasının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Türkiye, komşu bölgelerinde daha huzurlu ve istikrarlı bir ortam oluşturulmasına katkı sağlama politikasıyla uyumlu olarak, bölgesel ve küresel istikrarın aktif bir paydaşı konumundadır. Türkiye, bölgesel çatışmalarda arabulucu rol üstlenmek gibi çeşitli yumuşak güç araçlarını kullanma politikasının bir parçası olarak, resmi kalkınma yardımlarını çatışmalardan ve doğal afetler gibi diğeri istikrarsızlık kaynaklarından etkilenen ülkelerin yararına artırmıştır.

Türkiye’nin Kalkınma İşbirliği: Yardım Alan Ülke Konumundan Bağış Yapan Ülke Konumuna Gelmesi

Türkiye, Devlet Planlama Teşkilatının (DPT) Gambiya, Gine, Gine-Bissau, Moritanya, Senegal, Somali ve Sudan’da kurumsal kapasite inşasını hedefleyen 10 milyon ABD Doları tutarında kapsamlı bir yardım paketi oluşturmasıyla, 5 Haziran 1985 tarihinde kendi dış yardım programını başlatmıştır.

1980'lerin sonlarında değişen uluslararası ortam, Kafkasya ve Orta Asya ülkelerinin bağımsız cumhuriyetler olarak ortaya çıkmasıyla sonuçlanmıştır. Böylece, Soğuk Savaş yılları boyunca fiilen menzili dışında kalan bölgeler olan Kafkasya ve Orta Asya’ya yönelik Türk dış politikası yeniden şekillenmiştir. Türkiye bu sayede, Avrasya'daki, tarihi, kültürel ve dilsel bağlara sahip olduğu geniş bir coğrafi alan ile ilişkilerini güçlendirme fırsatı yakalamıştır. Bu coğrafyadaki yeni bağımsız devletlerin, devlet inşası ve ekonomik dönüşümün getirdiği zorluklarla başa çıkabilmek için acil destek ihtiyacı hızlı ve iyi örgütlenmiş bir karşılığı gerektirmiştir. Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA) büyük ölçüde bu ihtiyaca cevap verebilmek için kurulmuştur. Böylece, Orta Asya ve Kafkasya’daki yeni Bağımsız Devletler, Türkiye’nin yardımlarının odak noktası olmuştur. Bu eğilimi yakın dönemde, kalkınma ortaklığının Orta Doğu, Afrika ve Asya’daki ülkeleri de içeren çok daha geniş bir coğrafyayı kapsamasıyla sonuçlanan hızlı bir dönüşüm takip etmiştir.

TİKA: Türkiye’nin Kalkınma İşbirliğinin Kurumsallaşması

1992 yılında kurulan ve Türkiye'nin kalkınma işbirliği politikasının uygulanması sorumluluğu verilen TİKA, aynı zamanda Türkiye'nin kalkınma işbirliğini ulusal aktörlerin yanı sıra, uluslararası kuruluşlar ve ikili donörler ile koordine etmekten de sorumludur. Ayrıca TİKA, Türkiye'nin Resmi Kalkınma Yardımlarının istatistiklerini toplamak ve raporlamakla görevlidir.

TİKA’nın misyonu, kalkınma ortağı ülkelerde yoksulluğun giderilmesine ve sürdürülebilir kalkınmaya katkıda bulunmaktır. Bu çabanın merkezinde, Türkiye’nin kendi deneyim ve uzmanlığı yatmaktadır. Türkiye, kendi deneyimlerini, kalkınma ortağı ülkelerin kendine özgü ihtiyaç ve kalkınma önceliklerine uyumlu hale getirerek, aktarmaktadır.

TİKA’nın 23 kalkınma ortağı ülkede, işbirliği faaliyetlerinin uygulamaya konmasında ve ülke hakkında birinci elden veri toplamada yerel kalkınma ortaklarıyla direk iletişiminde önemli bir rol oynayan 26 Program Koordinasyon Ofisi bulunmaktadır. Ancak TİKA’nın faaliyetleri bu 23 denizaşırı ofisle sınırlı olmayıp, dünya genelinde 100’den fazla ülkeye ulaşmaktadır.

TİKA’nın başlıca faaliyeti, ortak ülkelerde kurumsal kapasitenin ve insan kaynaklarının geliştirilmesi amacıyla teknik işbirliğinde bulunmaktır. Bu, Türkiye’nin nispeten uzman ve deneyimli olduğu alanlarda eğitim ve danışmanlık hizmeti sağlama yoluyla gerçekleşmektedir. Bu hizmetler, kapasite inşası için yapılan bağışlarla da desteklenmektedir. TİKA faaliyetlerinin bir başka yönünü sulama, sağlık ve ulaştırma projeleri gibi altyapı projelerine mali kaynak sağlanması, okul ve hastane yapımı ile kültürel miras olarak tanımlanan mimari yapıların restorasyonu oluşturmaktadır. TİKA, aynı zamanda, insani yardım faaliyetlerinde de bulunmaktadır.

Türk Dış Politikasının Yeni Öncelikleri ve Kalkınma İşbirliğinin Rolü

Türkiye, kendi bölgesi ve ötesindeki belli başlı konularda yapıcı bir rol oynama yönündeki çabalarını sürdürmektedir. Türkiye’nin kalkınma işbirliği alanındaki faaliyetleri, daha güzel bir gelecek için yoksulluğun giderilmesini ve sürdürülebilir kalkınmayı hedefleyen küresel çabalara katkıda bulunma konusundaki kararlılığının bir göstergesidir.

Türkiye, Afganistan’da Taliban rejiminin sona ermesinden sonra, bu ülkeyi kalkınma işbirliği gündeminin birinci sırasına koymuştur. Savaş nedeniyle yıkıma uğramış Afganistan’ın yeniden imarı, temel hizmetlerin sağlanması, temel özgürlüklere saygılı yeni bir düzenin oluşturulması ve kamu düzeninin yeniden kurulması Türkiye’nin öncelikleri olmuştur. Türkiye’nin 2005-2009 döneminde Afganistan’a sağladığı Resmi Kalkınma Yardımları 400 milyon ABD Doları’na ulaşmıştır. TİKA’nın Afganistan’da, hâlihazırda, Kabil, Mezar-ı Şerif ve Vardak’da olmak üzere, Kabil’deki Türk Büyükelçiliğiyle yakın işbirliği içinde faaliyet gösteren üç ofisi bulunmaktadır.

Türk dış politikasının son yıllardaki hedeflerinden biri de, komşu bölgelerle sınırlı eylem alanını daha da genişletmek ve diğer küresel konulara da önalıcı bir şekilde müdahil olmak olmuştur. Türkiye, bu hedef doğrultusunda, Afrika ülkeleriyle kalkınma işbirliği ilişkisi başlatmıştır. Bu çerçevede, Türkiye, 2002 yılında Afrika Birliği’ne “gözlemci” statüsünde kabul edilmiş, 2005 yılında Türkiye’de “Afrika Yılı” ilan edilmiş ve aynı yıl TİKA Afrika’daki ilk ofisini Etyopya’da açmıştır. Bu ofisi, daha sonra Sudan ve Senegal’deki TİKA ofisleri izlemiştir. Bu ofisler, yakın çevrelerindeki ülkeleri de kapsayacak şekilde bölgesel düzeyde faaliyet göstermektedir. Türkiye, Ağustos 2008’de “Türkiye-Afrika İşbirliği Zirvesi”ne evsahipliği yapmış ve aynı yıl Afrika Birliği Türkiye’yi “stratejik ortak” ilan etmiştir.

Afrika'daki ana işbirliği alanları işbirliği alanları, tarım, sağlık, eğitim, su ve sanitasyon, mesleki eğitim, kurumsal kapasite geliştirme ve insani yardımı içermektedir. Afrika Tarımsal Kalkınma Programı", "Afrika Sağlığı Programı" ve "Afrika Mesleki Eğitim Programı" Afrika ülkelerinin özel ihtiyaçlarını karşılamak üzere hazırlanmış çok ülkeyi içeren programlardır. Kapasite geliştirme faaliyetlerinin yanı sıra, Türkiye, TİKA aracılığıyla okul ve hastanelerin yapımı gibi sosyal hizmetlerin sağlanması için bilgisel altyapıları inşa ederek bir çok projeye imza atmaktadır.

Türkiye'nin Afrika’ya toplam Resmi Kalkınma Yardımı, 2006 yılında 51,73 milyon ABD dolarına ulaşmış olup bu rakam 2005 yılına göre beş kat bir artışı temsil etmektedir. Türkiye bu rakamları daha da arttırmaya kararlıdır.

Türkiye'nin bir başka önceliği de, küresel işbirliğinde artan rolünü vurgulamak için çeşitli uluslararası kuruluşlar işbirliğini geliştirmektir. Bu bağlamda, Türkiye, OECD, UNDP, UNIDO ve FAO gibi çok taraflı kuruluşlara gönüllü katkılar sağlamaktadır. Türkiye, uluslararası kuruluşlara sadece 2008 yılında yaptığı 44,62 milyon dolarlık katkının en büyük payını BM kuruluşları ve fonlarına ayırmıştır.

Yükselen bir Donör Ülke Olarak Türkiye'nin Performansı

Türkiye’nin 2006-2009 döneminde yıllık ortalama resmi kalkınma yardımı hacmi 700 milyon ABD Dolarının üzerinde gerçekleşmiştir. Küresel ekonomik krize rağmen, Türkiye'nin 2009 yılında toplam resmi kalkınma yardımı 707 milyon ABD Doları olmuştur. Dolayısıyla 2008 cari fiyatları açısından değerlendirildiğinde, 2009 rakamları, resmi OECD verilerine göre % 1,63’lık bir artışı göstermektedir. 2010 yılında, Türkiye'nin resmi kalkınma yardımı 966 milyon ABD Dolarına ulaşmıştır. Türkiye, 2010 yılında, OECD/DAC yardım alıcıları listesinde olan 131 ülke için kalkınma yardımı sağlamıştır. OECD/DAC Kalkınma İşbirliği Raporu’na göre, yükselen donörler arasında 2006 yılında birinci sırada olan Türkiye, 2007’de 602 milyon ABD Dolarlık ve 2008’de 780,37 milyon ABD Dolarlık katkısı ile Kore’den sonra ikinci sıraya yükselmiştir.

Güney ve Orta Asya ülkeleri Türkiye’nin 2009’daki bölgesel kalkınma yardımının yaklaşık % 45’ini, Balkan ve Doğu Avrupa ülkeleri ise yaklaşık % 27’sini almıştır. Türkiye’nin nispeten daha yeni ortakları olan Afrika ve Orta Doğu ülkeleri kalkınma yardımından yaklaşık olarak çeyrek pay almaktadır. Afrika’ya yapılan yardım 2010 yılında 30,9 milyon ABD Dolarından 71 milyon ABD Dolarına çıkarak % 67 oranında artmıştır. En az gelişmiş ülkelere yapılan yardım, 2010 yılında 158,95 milyon ABD dolarını bulmuştur. Türkiye’nin kalkınma yardımının Afrika ülkelerinin çoğuna ulaştığının göstergesi olan bu rakamlar Türkiye’nin kıtada aktif kalkınma ortağı olma kararlılığını göstermektedir. Bir LDC ülkesi olan Afganistan, Türkiye’nin kalkınma yardımından en fazla yararlanan ülke olmuştur.

Türkiye, sektörel açıdan ekonomik ve sosyal altyapı yardımlarını yoğunlaştırmış, eğitim ve sağlık sektörüne daha fazla kaynak harcamıştır. Türkiye’nin 2005 ve 2010 yılları arasında kalkınma işbirliği projelerinin çoğunluğu sosyal altyapı sektörünün gelişimine ayrılmıştır. Bu yoğunluğun arkasındaki temel neden, Türkiye'nin talep odaklı yardım politikası olan alıcı ülkelerin çağrısına cevap vermek üzere temel insani ihtiyaçları içeren eğitim, sağlık, su ve sanitasyon, idari ve sivil altyapıları gibi alt sektörlere yardım etme politikasıdır.

Türkiye’nin kalkınma işbirliğinin önemli bir veçhesini de Güney-Güney işbirliği oluşturmaktadır. Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2007 yılında Güney-Güney işbirliğine Kolombiya, Kore ve Türkiye’nin yaptıkları ödemeler sırasıyla 343 milyon, 270 milyon ve 602 milyon ABD doları olarak gerçekleşmiştir. 2002 ve 2007 yılları arasında bu rakam Kolombiya için üç kat, Kore için dört kat ve Türkiye için 20 kat artışı göstermektedir.

Türkiye’nin LDC ülkelerinin kalkınmasına Yönelik Vizyonu

En Az Gelişmiş Ülkeler uluslararası toplumun en zayıf ve fakir bölümünü oluşturmaktadır. Aşırı yoksulluk, kendi ekonomilerinin yapısal zayıflıkları ve büyümeye ilişkin kapasitelerinin eksikliği genellikle yapısal zorluklarla birleşerek bu ülkelerin çabalarını engellemekte ve dünya nüfusunun %11’ini oluşturan bu kitlenin yaşam kalitesinin geliştirilmesini engellemektedir. 1971’de 25 olan En Az Gelişmiş Ülke sayısı 2011 itibariyle 48’dir. Son 40 yılda sadece 3 ülke EAGÜ listesinden mezun olabilmiştir (Botswana - 1994, Cape Verde - 2007, Maldivler - 2011).

Türkiye, en az gelişmiş ülkeler hakkında uluslararası toplumda farkındalık yaratma ve en az gelişmiş ülkelerin acil sorunlarına çözüm bulunması çabalarına katkıda bulunmaya çalışmaktadır. Bu çabaların bir sonucu olarak, BM Genel Kurulu Aralık 2009’da 64/213 ve Aralık 2010’da 65/171 sayılı kararlarıyla En Az Gelişmiş Ülkeler Dördüncü BM Konferansı’nın 9-13 Mayıs 2011 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenmesine karar vermiştir.

Küresel sürdürülebilir kalkınmanın küresel barış ve güvenlik ile doğrudan bağlantısı olduğuna inanan Türkiye, en az gelişmiş ülkelere destek olmanın kolektif bir sorumluluk olduğu görüşündedir. Bu çerçevede, Türkiye, Birleşmiş Milletler En Az Gelişmiş Ülkeler Dördüncü Konferansı’na İstanbul'da büyük bir şevkle ev sahipliği yapmıştır. Konferans, en az gelişmiş ülkelerin karşılaştıkları sorunların ele alınması konusunda önemli bir adım teşkil etmişi ve üye ülke Devlet ve Hükümet Başkanlarının, Uluslararası Toplumun ve diğer paydaşların kararlılık ve siyasi iradesini teyit etmiştir.

Böylece, önümüzdeki on yıllık dönemde, en az gelişmiş ülkelerin karmaşık sorunlarına kalıcı çözümler bulmak için yenilenmiş ve güçlendirilmiş küresel bir ortaklığın kıstaslarını belirlemek mümkün hale gelmiştir. Konferans, yoksulluk, gıda güvenliği, enerji güvenliği, iklim değişikliğinin etkileri ve benzeri küresel sorunlar hakkında uluslararası toplumu aydınlatma fırsatını sağlamıştır. Türkiye, bu konulara ilişkin olarak uluslararası bilincin arttırılmasına özel bir önem atfetmiştir. Türkiye, Konferansta, küresel refah ve zenginlikten bütün insanların yararlanma hakkı olduğunu, küresel sorunlar ve yoksullukla mücadele etmenin herkesin menfaatine olduğunu vurgulamıştır.

İstanbul Konferansı, birçok yönden önceki EAGÜ konferanslarından ayrılmaktadır. On yılda bir düzenlenen bu Konferans ilk kez gelişme yolundaki bir ülkede düzenlenmiştir. Ayrıca Konferans, Parlamenterler Forumu, Entelektüeller Forumu gibi birçok boyuttan oluşması bakımından da bir ilktir. Özel sektör ayağı çerçevesinde, yatırım ve ortaklık konusunda üst düzey bir toplantı, iş forumu ve ticaret fuarı düzenlenmiştir. Türkiye, en başından beri, Konferansa sadece ev sahipliği yapmak değil, hazırlık sürecinde ve sonuç belgelerin hazırlanmasına da aktif şekilde katılarak içeriğine de katkı sağlamaya önem atfetmiştir. Konferansa 36 Hükümet Başkanı, 96 Bakan ve 66 Uluslararası Kuruluş Başkanı katılmış, toplamda ise 8,931 kişi akredite olmuştur. Çeşitli yan etkinliklerle birlikte, katılımcı sayısı 10.000’i aşmıştır. Sivil toplum ve basın, uluslararası kamuoyunun EAGÜ’lerin sorunlarına karşı duyarlı olması konusunda büyük katkı sağlamıştır.

Tüm bu çabalar neticesinde, kapsamlı bir İstanbul Eylem Planı ile birlikte İstanbul Bildirisi kabul edilmiştir. İstanbul Bildirisi, uluslararası toplumun ve kalkınma ortaklarının EAGÜ’lere taahhütlerini teyit etmekte ve geliştirmektedir. Bildiri, uluslararası örgütleri, kalkınma ortakları olarak gelişmiş ülkeleri ve Güney-Güney İşbirliği ve EAGÜ’ler kapsamında gelişmekte olan ülkeleri içeren bir işbirliği çerçevesi ile BM sisteminin sorumluluklarını ortaya koymaktadır. Öte yandan, İstanbul Eylem Planı, gerek EAGÜ’ler gerekse EAGÜ’lerin sürdürülebilir ve adil kalınmasına katkıda bulunacak kalkınma ortaklarının 2020’ye kadar üstleneceği eylemleri içeren kapsamlı bir belge niteliğindedir.

İstanbul Eylem Planı uluslararası dayanışma ve ortaklıktan gücünü alarak, kalkınma konusunda rehber bir belge olacaktır. Eylem Planının esas unsurları, daha fazla ODA (Resmi Kalkınma Yardımları) taahhütleri, geliştirilmiş ticarete erişim, EAGÜ’lerin üretim kapasitesinin iyileştirilmesi ve bu amaç doğrultusunda yatırımların teşvikidir. Konferansta müzakereler temelde ticaret, yatırım ve ODA konuları üzerine gerçekleştirilmiştir.

İstanbul Eylem Planı, özellikle altyapı, imalat, enerji, bilim, teknoloji ve inovasyon, tarım ve kırsal kalkınma alanlarında EAGÜ’lerin üretim kapasitesini artırmayı ve bu amaç doğrultusunda kadının rolü ve özel sektörü teşvik etme ile birlikte teknik ve mali yardım sağlamayı amaçlamaktadır. EAGÜ’lerin dünya ticaretindeki payının 2020 yılına kadar iki katına çıkarılması İstanbul Eylem Planı’nın diğer bir önemli hedefidir. EAGÜ’lerin, Dünya Ticaret Örgütü çerçevesinde, gümrüksüz ve kotasız serbest pazara girişlerini yönelik kararların ivedilikle uygulanması ve pazara girişlerini kolaylaştırmak amacıyla EAGÜ’lerden gerçekleştirilecek ithalata ilişkin ‘kaynak kuralları’nın düzenlenmesi hususlarında karar verilmiştir. EAGÜ’lerin ‘Ticaret için Yardım’ mekanizmasındaki paylarının arttırılması ve ‘Geliştirilmiş Entegre Çerçeve’ye verilen destek kapsamının genişletilmesi öngörülmüştür.

Istanbul Eylem Planı’nda, kadınlar için ekonomik fırsatların güçlendirilmesi, karar alma süreçlerinde kadının rolünün arttırılması ve kadının güçlendirilmesi gibi yeni unsurlar da bulunmaktadır. Gençliğin, karar alma sürecine olduğu kadar, ekonomik ve sosyal yaşantıya katılımlarının sağlanması da Eylem Planı’nın yeni atılımlarını oluşturmaktadır. Taahhütlerin uygulanması ve veriminin kontrolüne de özel bir vurgulama yapılmıştır. Bunların uygulanmasındaki öncelikli yükümlülüğün LDC’lerin kendilerine düştüğü şüphesizdir. Diğer yandan, kalkınma ortakları ve uluslararası toplumun desteğinin önemi de yadsınamaz. Üye ülkeler, parlamentolar, sivil toplum, özel sektör ve entelektüellerin, Konferans’ta yapılan taahhütler bağlamında, İstanbul Eylem Planının uygulanması ve sonuçlarından verim alınmasında aktif rol almaları beklenmektedir

Türkiye, bu sürece, İstanbul Eylem Planı’nın uygulanması amacıyla, 5 milyon ABD doları tahsis ederek katkıda bulunacaktır. Türkiye, ayrıca, 2015 yılında İstanbul’da, Istanbul Eylem Planı Ara-Dönem Gözden Geçirme Konferansı’na evsahipliği yapmaya hazır olduğunu bildirmiştir. IV. BM EAGÜ Konferansı’na evsahipliği yapan ülke olarak Başbakan Erdoğan Konferans’ta, Türkiye’nin EAGÜ’ler için Ekonomik ve Teknik İşbirliği Paketini açıklamıştır.

Türkiye aynı zamanda, 2012 yılından başlayarak, EAGÜ’ler için yıllık toplam 200 milyon ABD doları tahsis edecektir. Bu meblağın, teknik işbirliği proje ve programları ile eğitim bursları için kullanılması öngörülmektedir. Kalkınmakta olan bir ülke olarak Türkiye, EAGÜ’lerle paylaşmak üzere çok sayıda başarı ve deneyime sahiptir. Türkiye, EAGÜ’lere yönelik doğrudan yatırım düzeyini, özellikle özel sektör kaynaklı olmak üzere, 2015 itibariyle toplam 5 milyar ABD doları ve hatta 2020 yılına kadar 10 milyar dolara çıkararak arttırmayı hedeflemektedir.

Türkiye’nin İstanbul Eylem Planı’na olan katkıları, üretim kapasitelerinin arttırılması, kalkınmada özel sektörün rolünün güçlendirilmesi, yatırımı teşviki edici araçları geliştirmek, turizm, felaket ve felaket yönetimi risklerini azaltmak, çölleşmeyle mücadele, ormancılık ve ağaçlandırma, kurak toprak yönetimi, kadının sosyal ve ekonomik yaşamda rolünün güçlendirilmesi, eğitim olanaklarının arttırılması, mesleki eğitim, özellikle kızlar olmak üzere genç nüfus için iş imkânlarının arttırılması alanlarında yoğunlaşmıştır.

Türkiye, Istanbul Eylem Planı’nın, EAGÜ’lerin hızlandırılmış, sürdürülebilir, kapsayıcı ve eşit ekonomik kalkınmaları için yeni bir ivme oluşturacağına inanmaktadır. Bu bağlamda Türkiye, EAGÜ’lerin kalkınma süreçlerinde üzerine düşeni yapmayı taahhüt etmektedir. Son olarak Türkiye, EAGÜ’lere yönelik, bir ‘Uluslararası Bilim, Teknoloji ve Buluşlar Merkezi’ne ve ‘Uluslararası Tarım Merkezi’ne evsahipliği yapmaya hazırlanmaktadır.