Uyuşmazlıkların Çözümü Ve Arabuluculuk

Ülkemizin merkezinde yer aldığı Afro-Avrasya coğrafyası, sahip olduğu ekonomik, sosyal ve kültürel kaynaklara bağlı olarak, sadece bölge ülkeleri için değil tüm dünya için zenginlik potansiyeli taşımaktadır. Ancak, bu coğrafya, aynı zamanda, gerek konvansiyonel ihtilaflar, gerek asimetrik tehditler açısından dünya güvenliği için ciddi bir risk unsurlarını da barındırmaktadır.

Hem fırsatların hem de tehditlerin küreselleşmenin getirdiği hareketlilikten beslendiği bu ortamda, fırsatların risklere galebe çalması ve küreselleşmenin olumlu tarafında kalınabilmesi için, mevcut uyuşmazlıkların çözümü ve potansiyel ihtilafların önlenmesi amacıyla tüm uluslararası camia tarafından daha aktif ve etkin çaba harcanması gerekmektedir.

Bölgenin önemli güç merkezlerinden biri konumunda bulunan ve bu coğrafyadaki her türlü gelişmeden doğrudan etkilenen Türkiye, bu ihtiyacı fazlasıyla hissetmekte ve bölgede kalıcı barış, istikrar ve refah ortamının yeşerebilmesi için yoğun çaba sarfetmektedir. Son yıllarda bu doğrultuda giderek daha dinamik bir dış politika izleyen Türkiye, Afro-Avrasya bölgesinde işbirliği ve diyalogun sağlam temeller üzerine oturtulması için büyük gayret göstermektedir. Önleyici diplomasiye verdiği önem çerçevesinde, mevcut ihtilafların barışçı yollardan çözümlenmesi yönünde aktif çabalarda bulunmuş ve geniş bir coğrafyada çok sayıda arabuluculuk girişimine öncülük etmiştir.

Türkiye’nin bu konudaki yaklaşımı, hem önleyici diplomasi alanında elde edilecek başarının ihtilafların çözümü bakımından en etkin ve ekonomik yöntemi teşkil etmesi, hem de bölgedeki uyuşmazlık ve çatışma potansiyelinin azalmasının Türkiye’nin gelişimine doğrudan katkı yapacak olması gerçeğine dayanmaktadır. Bir başka deyişle, bölgedeki barış ve istikrar zemininin kuvvetlenmesi Türkiye’nin yakın çevresinde kurmak istediği karşılıklı çıkara dayalı işbirliği ortamını kolaylaştıracak ve Türkiye ile birlikte bölgenin de bir bütün olarak kalkınmasına yardımcı olacaktır. Öte yandan, çatışma potansiyelinin sorunun özünde yatan sebepler tespit edilerek zamanlıca önlenememesi halinde, ortaya çıkacak krizler hem bölge hem de uluslararası camianın tümü için çok daha masraflı ve uzun vadeye yayılan önlemleri gerekli kılmakta, ayrıca her çatışma bir başka gerginliği tetikleyebilmektedir.

Türkiye, bu anlayışla, son yıllarda yakın çevresinde ve ötesindeki birçok sorunun çözümü yönünde aktif çaba sergilemiştir. Irak, Lübnan ve Kırgızistan’da iç uzlaşının sağlanmasına yönelik gayretlerimiz, Bosna-Hersek’in kalıcı barış ve istikrar ortamına kavuşması için Sırbistan ve Hırvatistan’ın katılımıyla başlattığımız iki ayrı üçlü işbirliği süreci, aynı şekilde Afganistan ve Afganistan’da barış ve güvenliğin temini bakımından önemli bir role sahip Pakistan’la birlikte hayata geçirdiğimiz üçlü işbirliği mekanizması, İsrail ile Suriye arasındaki dolaylı görüşmelerde oynadığımız kolaylaştırıcı rol, İran’ın nükleer programına ilişkin sorunun barışçıl şekilde ve diyalog yoluyla çözümlenmesi için ortaya koyduğumuz uzlaştırıcı tutum, Somali ve Somaliland arasındaki görüşmelerdeki rolümüz ve Güney Filipinler barış sürecine desteğimiz, bu çabalarımızın somut örneklerindendir.

Bu süreçlerde edindiğimiz en önemli tecrübe her sorunun kendine has dinamikleri ve koşulları bulunduğu ve buna bağlı olarak arabuluculuk çabalarının da bu farklılıkları gözetebilen esnek ve yeknesaklıktan uzak bir anlayışla yönetilmesi gerektiğidir. Ancak, önleyici diplomasinin bazı altın kurallarının bulunduğu ve ihtilafın niteliği ne olursa olsun uyulması gereken bazı ilkelerin var olduğu da unutulmamalıdır. Örneğin herhangi bir aktörün başarılı bir arabuluculuk yapabilmesi için sorunun tüm dinamiklerine vakıf olması ve kalıcı çözümün gerektirdiği uzun vadeli taahhüdü en başından ortaya koyabilmesi gerekmektedir. Keza, arabulucunun sürecin en başından itibaren esnek ama değerlere dayalı bir strateji ortaya koyabilmesi ve ihtilafın taraflarına ortak bir vizyon sunabilmesi gerekmektedir.

Bunun dışında tabiatıyla, ihtilafın taraflarının güvenini kazanabilmiş olmak ve sorunun çözüm yollarının bulunması sürecinde ilgili tüm aktörlerle karşılıklı iradeye dayalı bir işbirliği sergileyebilmek de başarılı bir arabuluculuk girişiminin en önemli şartları arasında yer almaktadır. Bu çerçevede, arabulucunun ihtilafın tüm tarafları ile iletişim içinde olabilmesi ve başta ortaya koyduğu değerler saklı kalmak kaydıyla tarafsız bir tutum izleyebilmesi de başarının anahtarları arasındadır. Bu durum özellikle barış ile adalet arasında bir karşıtlık algılamasının bulunduğu ortamlarda daha da önem kazanmakta olup, arabulucunun temel görevi bu iki vazgeçilmez arasındaki dengeyi kurabilmek ve herhangi birinden diğeri için fedakarlık yapılmasını gerektirmeyecek bir çözüm çerçevesini ortaya koymaktır.

Diğer taraftan, arabulucunun hassas dengelere dayanan görüşme sürecinin mahremiyetine riayet etmesi ve süreçle ilgili açıklamalarında tarafları zor durumda bırakabilecek tasarruflardan kaçınması da büyük önem taşımaktadır. Bu da tabiatıyla arabuluculuk sürecinin belirli bir gizlilik içinde yürütülmesini gerekli kılmaktadır. Bu durum birden fazla arabulucunun bulunduğu ortamlarda daha da önem kazanmakta ve eşgüdüm ve liderlik unsurlarını öne çıkarmaktadır.

Gerçekten de, arabuluculuğun normal şartlarda tek bir aktör veya beraber hareket eden bir ekip tarafından yürütülmesi en tercihe şayan hareket tarzı olmakla birlikte, günümüzde çoğunlukla bu mümkün olamamaktadır. Kaldı ki, hükümet dışı örgütler dahil sorunun niteliğine göre bir çok farklı aktörün arabuluculuk sürecine yararlı katkılar yapması sözkonusu olabilmektedir. Ancak, birden fazla arabulucunun bulunduğu durumlarda sağlıklı bir eşgüdüm yapılabilmesi ve ihtilafın taraflarınca bu durumun istismar edilmesinin engellenmesi büyük önem taşımaktadır.

Türkiye de arabuluculuk faaliyetlerini bu genel ilkeler çerçevesinde sürdürmekte ve sağlayacağı katma değere bağlı olarak, sorunun tüm taraflarıyla karşılıklı güven ilişkisi içinde ve belli değerler temelinde hareket etmektedir. Bu bağlamda, yürütülen süreçlerin mahremiyetine özen göstermek kaydıyla, faaliyetlerini şeffaflık içinde sürdürmekte ve ilgili tüm diğer aktörlerle eşgüdüm ve işbirliğine azami özen göstermektedir.

Nitekim, Türkiye’nin Finlandiya ile birlikte 2010 Eylül ayında New York’ta BM bünyesinde başlattığı “Barış için Arabuluculuk” girişimi de arabuluculuk süreçlerinin başarısı için eşgüdüm ve tamamlayıcılık ilkelerini esas almaktadır.

Arabuluculuğun önleyici diplomasi ve uyuşmazlıkların çözümü bakımından sahip olduğu önemi tüm uluslararası camia nezdinde daha görünür kılmak ve buna bağlı olarak arabuluculuk çabalarına daha fazla emek ve kaynak ayrılmasını sağlamak amacıyla ortaya konan bu girişim, aynı zamanda başta Birleşmiş Milletler olmak üzere uluslararası ve bölgesel örgütlerin ve ülkelerin önleyici diplomasi/arabuluculuk kapasitelerinin artırılmasını hedeflemektedir.

Girişimin bu ilke ve hedefleri doğrultusunda 22 Haziran 2011 tarihinde BM Genel Kurulu’nda oydaşma ile kabul edilen Karar (A/65/283) bu bağlamda arabuluculuk konusunda BM’de kabul edilen ilk karar olması bakımından özel bir önem taşımaktadır.

Gelinen aşamada, bahsekonu girişim arabuluculuk konusunda kaydadeğer bir ilgi destek sağlamış, bu girişim kapsamında teşkil edilen “Arabuluculuk Dostlar Grubu”nun üye sayısı 48 ülke ve BM dahil 8 uluslararası/bölgesel kuruluş olmak üzere 56’ya ulaşmıştır. BM Genel Sekreteri’nin Haziran 2012’de hazırladığı “Etkin Arabuluculuk Rehberi” (A/66/811) ve Eylül 2012’de arabuluculuk konusunda çıkarılan müteakip Genel Kurul Kararı (A/66/291) bu alanda kaydedilen ivmenin muhafaza edilmesini sağlamıştır. “Etkin Arabuluculuk Rehberi”nin Bakanlığımızın girişimleriyle dilimize çevrilmesi neticesinde, bahsekonu rehberin BM dilleri dışında tercüme edilerek basıldığı ilk dil Türkçe olmuştur.

(“Etkin Arabuluculuk Rehberi”) (EK1-TR)

“Arabuluculuk Dostlar Grubu”, Temmuz 2014’te bölgesel ve alt-bölgesel örgütlerin arabuluculuktaki rolü ve önemi konusunda bir karar (A/68/303) çıkarılmasına öncülük etmiştir. 86 ülke tarafından desteklenen bu karar BM Genel Kurulu tarafından oydaşmayla kabul edilmiştir. Grubun çalışmalarına sağlanan destekteki artış, arabuluculuğun önemine dair bilincin de giderek arttığının açık bir göstergesidir. BM Genel Kurulu’nda Eylül 2016’da ise 69 ülkenin ortak sunucu olduğu, “Anlaşmazlıkların Barışçı Yollardan Çözümü, İhtilafların Önlenmesi ve Çözümünde Arabuluculuğun Rolünün Güçlendirilmesi” başlıklı bir karar (A/70/304) kabul edilmiştir.

“Barış için Arabuluculuk” girişimi çerçevesinde Türkiye ve Finlandiya’nın BM Genel Kurulu marjında dönüşümlü olarak evsahipliği yaptıkları “Arabuluculuk Dostlar Grubu Dışişleri Bakanları” toplantılarının sekizincisi 21 Eylül 2017 tarihinde 72. BM Genel Kurulu marjında New York’ta gerçekleştirilmiş; toplantıda arabuluculuğun çatışmaların önlenmesi ve barışın sürdürülmesi bağlamındaki rolünün nasıl güçlendirilebileceği ele alınmıştır.

Buna ilaveten, BM’dekine benzer nitelikte bir “Arabuluculuk Dostlar Grubu”, AGİT bünyesinde Türkiye, Finlandiya ve Dönem Başkanı İsviçre’nin öncülüğünde tesis edilmiştir. Anlaşmazlıkların barışçı yollardan çözümü ve arabuluculuk konularının AGİT nezdindeki görünürlüğünün artırılmasını ve tecrübe paylaşımını hedefleyen bahsekonu grup 6 Mart 2014 tarihinde Viyana’da düzenlenen toplantıyla tanıtılmıştır.

Ülkemiz, arabuluculuk alanındaki öncü rolü çerçevesinde, Sayın Bakanımızın himayesinde uluslararası katılımlı “Istanbul Arabuluculuk Konferansları”na da evsahipliği yapmaktadır.

İlki 24-25 Şubat 2012 tarihlerinde “Arabuluculuk Aracılığıyla Barışın Güçlendirilmesi” temasıyla kavramsal ve teorik konulara eğilecek şekilde düzenlenen “İstanbul Arabuluculuk Konferansı”nın ikincisi, 11-12 Nisan 2013 tarihlerinde “Etkin Arabuluculuğun Anahtarları: İçeriden Perspektifler” temasıyla çeşitli ihtilafları ele alacak biçimde gerçekleştirilmiştir. 26-27 Haziran 2014 tarihlerinde evsahipliği yaptığımız üçüncü konferansın teması ise, anılan dönemde bu konuda hazırlıkları devam eden BM Genel Kurul Kararı’na dair tartışmaları yansıtacak ve katkı sağlayacak bir şekilde “Arabuluculukta Bölgesel Örgütlerin Artan Rolü” olarak belirlenmiştir.

İstanbul Arabuluculuk Konferansları, konusunda uzman yerli ve yabancı katılımcıları bir araya getirmekte ve arabuluculuk alanında bilgi ve tecrübe paylaşımı için önemli bir platform teşkil etmektedir.

Dördüncü İstanbul Arabuluculuk Konferansı, 30 Haziran 2017 tarihinde “Güçlü Diplomasi, Etkin Arabuluculuk” temasıyla düzenlenmiş olup, konferansta, kapsamlı ve bütüncül bir bakış açısıyla, arabuluculuğun sürdürülebilir barışın sağlanmasına yönelik katkıları ele alınmıştır.

(4. İstanbul Arabuluculuk Konferansı’nın Kavram Kağıdı) (EK2-TR)

Sayın Bakanımızın anılan konferans vesilesiyle yayımladıkları makaleye buradan erişilebilir.

Daha önceki İstanbul Arabuluculuk Konferanslarına ilişkin belgelere aşağıdaki bağlantılardan ulaşılabilir:

(1. İstanbul Arabuluculuk Konferansı Sonuç Raporu) (EK3-EN)
(2. İstanbul Arabuluculuk Konferansı Sonuç Raporu) (EK4-EN)
(3. İstanbul Arabuluculuk Konferansı Programı) (EK5-EN)

Ülkemiz Zirve Dönem Başkanı ve İcra Komitesi Başkanı olduğu İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) arabuluculuk alanındaki kapasite inşa çalışmalarına katkıda bulunma arzusuyla, 21 Kasım 2017 tarihinde İstanbul’da İİT Üye Ülkeleri Birinci Arabuluculuk Konferansı’nı düzenlemiştir. Bahsekonu konferans İİT Genel Sekreterliği’yle işbirliği halinde ve “Güçlü Arabuluculuk: İİT’in Rolü” temasıyla gerçekleştirilmiştir.

Arabuluculuk alanındaki çabalarımız sonucunda ülkemizin uluslararası çatışmaların barışçıl çözümünde oynamakta olduğu rolün uluslararası camiadaki görünürlüğü artmaktadır. Türkiye’nin başta BM olmak üzere uluslararası planda, arabuluculuğun daha etkin bir şekilde uygulanmasına dönük aktif çabaları devam edecektir.