SİLAHLARIN KONTROLÜ VE SİLAHSIZLANMA

Türkiye silahların kontrolü ve silahsızlanma konularına önem atfetmektedir. Bu alanlardaki uluslararası çabalara aktif biçimde katılım, ilgili uluslararası anlaşmalara taraf olma, bunların bütünüyle uygulanmasının takibi, bu bağlamda ilgili kuruluşlarımız arasında gerekli eşgüdümün sağlanması Türkiye’nin ulusal güvenlik politikasının önemli unsurlarını oluşturmaktadır. Türkiye, Avrupa Güvenlik mimarisinde son on yılda meydana gelen hızlı değişim sonucu, silahların kontrolü ve silahsızlanma çabalarına hız kazandıran, işbirliğine dayalı yeni bir güvenlik sistemi arzusunun ortaya çıkmasını memnuniyetle karşılamıştır.

Kitle İmha Silahlarının (KİS) ve bunların fırlatma vasıtalarının yayılması, 21’inci yüzyılda gözle görülür bir şekilde büyüyen bir tehdit olarak değerlendirilmektedir. Kaçakçılık ve bazı devletlerin, teröristler, aşırı uçta yer alan unsurlar veya örgütlü suç gruplarıyla işbirliği yapmaları sonucunda, söz konusu silahlara ulaşılmasının kolay hale gelmesi, bu silahların yasadışı gruplar tarafından elde edilmesi endişesini artırmaktadır. Terörizm ve KİS yayılmasının tehditkâr boyutunu gözönünde bulunduran Türkiye, yayılmanın önlenmesi ve daha güvenli ve istikrarlı bir dünya yaratılmasına yönelik hedefinin bütün ülkeler tarafından paylaşıldığını görmeyi samimiyetle arzu etmektedir. Bu çerçevede, ülkemiz, BM Güvenlik Konseyinin nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlar ile bunların fırlatma vasıtalarının yayılmasının önlenmesine ilişkin 1540 sayılı Kararını memnuniyetle karşılamıştır. Bu çerçevede BM bünyesinde oluşturulan Grubun çalışmasına katkımızı düzenli olarak yapmaktayız.

Türkiye, Kitle İmha Silahlarının yayılmasının önlenmesine yönelik tüm uluslararası çabaları desteklemektedir.

Nükleer, biyolojik ve kimyasal silahlar ile bunların fırlatma vasıtalarının yayılması, Türkiye için ciddi bir endişe unsuru oluşturmaya devam etmektedir. Kitle İmha Silahlarının yayılma riskinin yüksek olduğu bölgelere yakın bir konumda bulunan Türkiye, bu alandaki gelişmeleri dikkatle izlemekte, bu endişe verici eğilimin kontrol altına alınması amacıyla yürütülen uluslararası çalışmalar içinde yer almakta ve bu bağlamda silahların kontrolü ve yayılmanın önlenmesine yönelik antlaşmalar ile ihracat kontrol rejimlerine büyük önem atfetmektedir.

Bu çerçevede, yayılmanın önlenmesi alanındaki yükümlülüklerimizin uygulanmasına ilişkin gelişmeleri izlemek ve görüş değişiminde bulunmak amacıyla, ilgili tüm kuruluşlarımızdan temsilcilerin katılımıyla Bakanlığımızda düzenli olarak eşgüdüm toplantıları düzenlenmektedir.

Türkiye, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşmasına 1979 yılında, Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Anlaşmasına 2000 yılında taraf olmuştur. Kimyasal Silahlar Sözleşmesine 1997 yılından, Biyolojik Silahlar Sözleşmesine ise 1974 yılından bu yana taraf olan Türkiye, 1996 yılında, konvansiyonel silahlar ve çift kullanımlı malzeme ve teknolojinin ihracat denetimlerine ilişkin Wassenaar Düzenlemesinin kurucu üyeleri arasında yer almış, 1997 yılında Füze Teknolojisi Kontrol Rejimine katılmış, 1999’da Zangger Komitesine ve 2000 yılında benzer etkinlikleri bulunan Nükleer Tedarikçiler Grubu ile kimyasal ve biyolojik maddelerin dışsatımının kontrolü alanında faaliyet gösteren Avustralya Grubuna üye olmuştur.

Kimyasal Silahlar Sözleşmesi (KSS)’nin VII. Maddesi çerçevesinde Bakanlığımızca hazırlanan ve 14 Aralık 2006 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda kabul edilerek kanunlaşan 5564 sayılı “Kimyasal Silahların Geliştirilmesi, Üretimi, Stoklanması ve Kullanımının Yasaklanması Hakkında Kanun” 21 Aralık 2006’da yürürlüğe girmiştir. Söz konusu Kanun, KSS’nin ulusal düzeyde tam olarak uygulanmasına olanak sağlayan cezai ve idari düzenlemeleri kapsamaktadır.

Türkiye, yayılmanın önlenmesine yönelik genel yaklaşımı çerçevesinde, 2003 yılında Polonya’nın Krakov şehrinde, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George Bush tarafından yapılan bir konuşmayla başlatılan Kitle İmha Silahlarının Yayılmasına Karşı Güvenlik İnisiyatifine (PSI) destek beyan etmiştir. Kapsamı ve amaçları, Paris Önleme İlkeleri (Paris, 4 Eylül 2003) beyanıyla ortaya konulan PSI, WMD yayılmasına karşı uluslararası toplum tarafından bugüne kadar geliştirilmiş bulunan anlaşmaları ve rejimleri de içeren, mevcut sistemin üzerinde inşa edilmiş bir girişimdir. 2006 yılında deniz, hava ve kara unsurlarının dahil olduğu uluslararası bir PSI tatbikatına ev sahipliği yapan ülkemiz PSI faaliyetlerine etkin katkı sağlamaya devam etmektedir.

Terörizmle mücadelede aktif bir tutum izleyen Türkiye, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Putin ile ABD Başkanı Bush tarafından 15 Temmuz 2006 tarihinde St. Petersburg’da yapılan bir ortak açıklama ile ilan edilen “Nükleer Terörizmle Mücadele İçin Küresel Girişim”e de başlangıç ortağı olarak katılmış ve Girişimin ikinci toplantısına 12-13 Şubat 2007 tarihlerinde Ankara’da evsahipliği yapmıştır.

Türkiye’nin taraf olduğu yayılmanın önlenmesine yönelik uluslararası antlaşmalar ve ihracat kontrol rejimleri hükümlerinin yerine getirilmesi için, ülkemizde, AB standartlarıyla uyumlu, gelişmiş bir ihracat kontrol sistemi uygulanmaktadır.

Uluslararası antlaşmalar ve ihracat kontrol rejimleri kapsamındaki hassas ve çift kullanımlı malzemenin ihracatı bahsekonu malzeme, askeri malzeme, silah ve mühimmat olduğu durumlarda Milli Savunma Bakanlığının (MSB), Nükleer Tedarikçiler Grubu (NTG) listelerinde yeralan malzemelerde ise Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun (TAEK) Avustralya Grubu (AG) kimyasal prekürsörler listesinde yer alan malzemeler Ekonomi Bakanlığı’nın, AG biyolojik listelerde yer alan malzemeler ise, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın ön iznine tabidir.

Askeri malzeme, silah ve mühimmatın dışsatımı bakımından ilk aşama, 5201 sayılı ve 3 Temmuz 2004 tarihli “Türkiye’de Harp Silah ve Mühimmatı Yapan Hususi Sanayi Müesseselerinin Kontrolü Hakkındaki Kanun” la düzenlenmiştir. Bu Kanun uyarınca, her türlü silah ve mühimmat ihracatı, MSB’nin iznini gerektirmektedir. Milli Savunma Bakanlığı her yıl, kontrole tabi tutulacak harp araç ve gereçleri ile silah, mühimmat ve bunlara ait yedek parçalar ve patlayıcı maddelere ilişkin bir liste yayınlamaktadır. NTG çift-kullanımlı malzeme listesinde yeralan malzemenin dışsatımı konusunda TAEK tarafından yapılan lisans işlemleri ise, 15 Şubat 2000 tarih ve 23965 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Nükleer Alanda Kullanılan Malzeme, Ekipman ve İlgili Teknolojinin İhracatına İzin Verilmesine İlişkin Yönetmelik”le düzenlenmiştir.

İkinci aşamada, ihracata ve Türkiye’nin genel ihracat politikasına ilişkin her türlü izleme, kontrol, düzenleme ve uyarlama tedbirlerinin alınması görevi Ekonomi Bakanlığı’nın (EB) yetki alanına bırakılmıştır. EB, bu görevlerini yerine getirirken, Türkiye genelinde 13 ihracatçı birliğinden yardım almaktadır. İhracatçıların, mal ihracatı yapabilmeleri için bir ihracatçı birliğine üye olmaları gerekmektedir. İstanbul Maden ve Metaller İhracatçı Birliği (İMMİB) çift-kullanımlı ve hassas maddeler ile teknolojilerin ihracat başvurularında önde gelen ihracatçı birliğidir.

Çift kullanımlı ve hassas maddeler ile teknolojilerin kaydı, İstanbul Maden ve Metaller İhracatçı Birliği (İMMİB) tarafından yapılır ve kaydı bulunan herhangi bir malın ihracatı sözkonusu olduğunda, bu husus gümrük beyannamesinde belirtilir. Bu uygulama, çift kullanımlı ve hassas malzemenin ihracatına yönelik, ihracatçı firma, ürün, miktar ve değer temelinde merkezi bir izleme mekanizmasına imkân sağlar. İhracata konu malın, ihracat kontrollerine tabii olup olmadığı hususu İMMİB tarafından belirlenir, sözkonusu mal denetime tabii ise, ilgili kurumların izni aranır. İhracat başvuruları, Türkiye’nin bağlı olduğu BM Güvenlik Konseyi Kararlarından kaynaklanan yükümlülükleriyle uyumlu bir şekilde değerlendirilir. Aynı zamanda, Türkiye’nin taraf olduğu KİS yayılmasının önlenmesine yönelik antlaşmalar ve ihracat kontrol rejimleri kapsamında oluşturulan listeler de gözönünde bulundurulur.

Diğer yandan, herhangi bir yayılmanın önlenmesi antlaşması ya da ihracat kontrol rejiminin kontrol listelerinde yer almayan çift kullanımlı malzeme ve teknolojiyle ilgili “catch-all” mekanizmasına ilişkin tebliğ de yayımlanmıştır. Bu düzenlemeye göre, Wassenaar Düzenlemesi Çift Kullanımlı Malzeme ve Teknoloji Listesi ile Avustralya Grubu Kimyasal Prekürsörler Listesi kapsamında yer almamakla birlikte, kitle imha silahlarının geliştirilmesinde kullanılabileceğinden şüphe duyulabilecek çift kullanımlı malzemenin ihracatı, aşağıdaki durumlar mevcutsa Ekonomi Bakanlığı’nın iznine tabi tutulmaktadır:

a) Sözkonusu malzeme ve teknolojinin, kitle imha silahları geliştirdiğinden şüphe duyulan bir son kullanıcıya ihracının sözkonusu olması;

b) İhracatçı firma tarafından, ihracata konu olan malzemenin tamamının veya parçasının, kitle imha silahları geliştirilmesinde kullanılabileceğinden kuşku duyulduğu yönünde beyanda bulunulması;

c) Ulusal ve uluslararası güvenliğin tehlikeye düşebileceği ve insan haklarının ihlaline yol açabilecek durumlar.

Milli Savunma Bakanlığı da, kendi görev alanına giren hassas ihracat ile ilgili “catch all” düzenlemesini 5201 sayılı Kanun ile yapmıştır.

Benzer şekilde, TAEK ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı da sorumlu oldukları alanlarda “catct all” uygulamasına gidebilmektedirler.

Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Önlemesine İlişkin 1540 sayılı BMGK kararı ile “1540 Komitesi” kurulmuştur. Anılan Komite, ülkelerin sözkonusu BMGK kararı çerçevesinde yayılmanın önlenmesi alanında sağladıkları gelişmeleri takip etmektedir. Tüm ülkelerin Komite’ye ulusal raporlarını sunmaları gerekmektedir. Ülkemiz, anılan Komite’ye ilk ulusal raporunu 1 Kasım 2004 tarihinde sunmuştur. 1540 Komitesi, 2005 yılı içerisinde, istihdam ettiği uzmanlarla birlikte ülkelerin Komite'ye ulaştırdıkları raporları incelemeye almış ve ülkelerden ilave bilgi talep etmeye başlamıştır. Bu çerçevede, ülkemizce Ocak-2006’da güncellenen yeni ulusal raporumuz da anılan Komite’ye sunulmuştur. Son mevzuat düzenlemelerine göre güncellenmekte olan tablonun yeni sürümü 2016 içerisinde 1540 Komitesine sunulacaktır.

Türkiye, gerek bölgesel gerek küresel düzeyde WMD yayılmasının önlenmesi hedefininin tüm ülkeler tarafından benimsenmesini; bu alanda başarı elde edilmesi yolunda ortak çaba gösterilmesini arzu etmekte ve uluslararası bağlayıcılığı olan yayılmanın önlenmesi rejimlerinin temel parametrelerinin ve yasal çerçevesinin korunmasının önemine inanmaktadır. Yayılmanın önlenmesine yönelik uluslararası mekanizmalar ve rejimlerin etkin bir şekilde uygulanması, Türkiye için aynı şekilde önemlidir.

Türkiye, 25-26 Kasım 2002 tarihlerinde Hollanda’nın Lahey kentinde düzenlenen uluslararası konferans sonunda kabul edilen Lahey Balistik Füze Yayılmasına Karşı Davranış İlkeleri Rehberini (HCOC), bu alanda uluslararası çapta kabul görebilecek bir yasal çerçevenin ilk adımı olarak değerlendirmiş ve anılan konferans sırasında HCOC’a taraf olmuştur.

1990’lı yılların başından itibaren gittikçe artan oranda devam eden, konvansiyonel silahların yayılması sorunu da Türkiye için ciddi bir endişe unsurunu oluşturmaktadır. Küçük ve Hafif Silahların (KHS) aşırı oranda belli bölgelere yığılması ve bu silahların kontrolsüz bir şekilde yayılması, barış ve güvenliğin yanısıra, birçok ülkenin toplumsal ve ekonomik kalkınmasına yönelik olarak da önemli bir tehdit kaynağıdır. KHS’ların yasadışı ticareti ile terörizm arasında yakın bir ilişki mevcut olup, bu silahların kullanılmasından kaynaklanan ölüm oranları gün geçtikçe artmaktadır. Bu nedenlerle Türkiye, sözkonusu alandaki mücadeleyi ve KHS’ların yasadışı ticaretinin ortadan kaldırılmasına yönelik uluslararası çabaları, BM, AGİT ve diğer uluslararası forumlarda güçlü bir biçimde desteklemektedir. KHS’lara ilişkin AGİT Belgesi, bu konudaki çabalarımıza önemli bir temel oluşturmaktadır. KHS'nin yasadışı ticaretinin önlenmesi, bu sorunla mücadele edilmesi ve tamamen ortadan kaldırılması amacıyla 2001 yılında kabul edilen BM Eylem Programı ise, KHS'nin yayılması sorununun uluslararası gündeme yerleştirilmesi bakımından önemli bir belge niteliğindedir. Sözkonusu Eylem Programının mümkün olan en geniş ölçüde uygulanması ve değişen koşullara göre yeni önlemler ilave edilerek güçlendirilmesi KHS’ların yasadışı ticareti ve yayılımının oluşturduğu risk ve tehditlerle mücadelede önem arzetmektedir.

Konvansiyonel silahların ihracatı, ithalatı ve transferi konusunda evrensel kural ve standartların bulunmaması ve yasadışı silah ticaretinin bölgesel ve uluslararası güvenlik ile sosyal ve ekonomik gelişmeye yaptığı olumsuz etkilerden hareketle, bazı devletler tarafından bir Silah Ticareti Antlaşması (Arms Trade Treaty) yapılması fikri ortaya atılmış ve bu konudaki çalışmalar, 2006 yılında alınan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararı ile resmiyet kazanmıştır.

2006 yılında alınan kararı takiben Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında düzenlenen hazırlık komiteleri ve konferanslarda yapılan ve ülkemizin de aktif olarak katıldığı müzakereler sonucunda ortaya çıkan Antlaşma metni, 2 Nisan 2013 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yapılan oylama ile kabul edilmiş ve 3 Haziran 2013 tarihinde imzaya açılmıştır. Antlaşma’yı ülkemiz 2 Temmuz 2013 tarihinde imzalamıştır. 24 Aralık 2014 tarihinde yürürlüğe giren Antlaşma’nın 1. Taraf Devletler Konferansı 24-27 Ağustos 2015 tarihlerinde Meksika’nın Cancun şehrinde düzenlenmiş; anılan Konferansa ülkemizce iştirak sağlanmıştır. Silah Ticareti Antlaşması’nın ülkemizdeki onay süreci devam etmektedir.

Son yıllarda, sivil havacılığa, barışı koruma ve kriz yönetimi çalışmaları ile terörle mücadele operasyonlarına yönelik bir tehdit haline dönüşen Omuzdan Atılan Hava Savunma Sistemlerinin (MANPADS) yayılması ve bunların yetkisiz kişilerce kullanılması tehlikesine karşı da, özel bir dikkat gösterilmesi gerekmektedir. Sözkonusu silahlar şu ana kadar bu konuda eğitim almış teröristlerin elinde önemli sayıda sivil kayıplara yol açmıştır. Bu nedenle, uluslararası toplum, MANPADS ithal eden ve üreten ülkelerde stok güvenliğinin geliştirilmesi ve ihracat kontrollerinin güçlendirilmesi için kararlı bir şekilde hareket etmelidir. MANPADS yayılmasıyla mücadelede daha sıkı ihracat kontrol sistemleri ve bilgi değişimi mekanizmaları kurulmasına yönelik olarak uluslararası toplum tarafından özellikle BM, AGİT ve Wassenaar Düzenlemesi çerçevesinde ortaya konan çabalar, Türkiye tarafından da desteklenmektedir.

SALW yayılmasından kaynaklanan tehdidin yanında, Anti-Personel Kara Mayınlarının (APKM) sorumsuzca ve ayrım gözetmeden kullanımından kaynaklanan acıların ve kayıpların bilincinde olan Türkiye, APKM’larının kullanımının, üretiminin, stoklarda bulundurulmasının ve transferinin önlenmesi ile bunların son aşamada tamamen yok edilmesini amaçlayan uluslararası temel bir belge olan Ottava Sözleşmesi’ne taraf olmuş ve Sözleşme 1 Mart 2004 tarihinde ülkemiz bakımından yürürlüğe girmiştir. Türkiye’nin bu konudaki mevcut yasal düzenlemeleri, Sözleşme hükümlerinin yerine getirilmesi bakımından yeterli düzeydedir.

Ülkemiz, 1996 Ocak ayında APKM’lerin üretim, satış ve transferini yasaklayan üç yıllık ulusal moratoryum ilan etmiş, moratoryumun süresini 1999 yılında yenilemiş ve 2002 Mart ayında süresiz olarak uzatmıştır. 1998 Ocak ayından itibaren mayınlama faaliyetleri durdurulmuş ve temizleme çalışmalarına başlanmıştır. Mayın temizleme çalışmalarına halen devam edilmektedir. Sözleşme çerçevesinde depolarımızda bulunan mayınların 2008, arazide döşeli bulunanların ise 2014 yılına kadar imha edilmesi gerekmektedir. Depolardaki mayınların imhasına yönelik olarak kurulan “Türk Silahlı Kuvvetleri Mühimmat Ayırma ve Ayıklama Tesisi” Kasım 2007 itibarıyla faaliyete geçmiş; bu mayınların imhası 2011 yılında tamamlanmıştır. Bununla birlikte, döşeli mayınların öngörüldüğü şekilde 2014 yılında imha işlemlerinin tamamlanamayacağının anlaşılması üzerine, sözleşmeden kaynaklanan haklarımız kullanılarak sekiz senelik uzatma talebinde bulunulmuştur. Süre uzatımı talebimiz kabul edilmiş olup, döşeli mayınların 2022 yılına dek imha edilmesi gerekmektedir.

Türkiye ayrıca, silahlı çatışmalarda tarafların kullanabilecekleri savaş araçlarını ve yöntemlerini seçme haklarının sınırsız olmamasını öngören ve kısaca “Belirli Konvansiyonel Silahlar Sözleşmesi” olarak anılan “Aşırı Derecede Yaralayan ve Ayrım Gözetmeyen Etkileri Bulunan Belirli Konvansiyonel Silahların Kullanımının Yasaklanması veya Sınırlandırılması Sözleşmesi” ile Sözleşme’nin üç Ek Protokolüne 2 Mart 2005 tarihinde taraf olmuştur.

Türkiye 1996 yılından bu yana Silahsızlanma Konferansı (CD-Conference on Disarmament)’nın aktif bir üyesidir. Uluslararası silahsızlanma konularının görüşüldüğü ve müzakere yönergesi bulunan çok taraflı forum olan CD’de üye ülkelerin farklı görüşleri nedeniyle son on yedi yıldır bir çalışma programı kabul edilememektedir. CD’nin gündeminde dört temel konu bulunmaktadır. Bunlar, nükleer silahsızlanma (nuclear disarmament), çekirdeği bölünebilir maddelerin yasaklanması antlaşması (FMCT-Fissile Material Cut-off Treaty), menfi güvenlik garantileri (Negative Security Assurances) ve uzayda silahlanma yarışının önlenmesi (Prevention of Arms Race in Outer Space –PAROS)’dir. Ülkemiz, CD toplantılarındaki tıkanmanın aşılması ve bir çalışma programı üzerinde mutabakat sağlanmasına yönelik önerileri desteklemektedir.

Türkiye, nükleer güvenliğin güçlendirilmesi ve nükleer terörizm tehidinin azaltılması konusunda ortak bir anlayış geliştirilmesi hedefiyle 12-13 Nisan 2010 tarihlerinde ilk kez Vaşington’da toplanan Nükleer Güvenlik Zirvesi’ne katılan 47 ülkeden biridir. Türkiye, Vaşington, Seul, Lahey ve 31 Mart-1 Nisan 2016 tarihlerinde yine Vaşington’da yapılan son Zirve’ye aktif olarak iştirak etmiştir. Türkiye, bundan böyle BM, UAEA ve İnterpol gibi uluslararası teşkilatlar üzerinden devam ettirilecek sürece katkı yapmaya devam edecektir.

Türkiye, Nükleer Silahların Yayılmasının Yasaklanması Antlaşması’nın 2010 Gözden Geçirme Konferansı’nda alınan kararların ve nükleer silahsızlanma ve yayılmanın önlenmesi çabalarının ileriye götürülmesi için oluşturulan ve Almanya, Polonya, Hollanda, Kanada, Şili, Meksika, BAE, Avustralya, Japonya ve sonradan katılan Nijerya ve Filipinler’le birlikte, Yayılmanın Önlenmesi ve Silahsızlanma Girişimi’nin üyesidir. Türkiye, Girişimin 4. Bakanlar Toplantısı’na 16 Haziran 2012’de İstanbul’da evsahipliği yapmıştır.

Türkiye’nin kurucu üyeleri arasında yer aldığı Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), Avrupa-Atlantik ve Avrasya güvenlik mimarisinde özgün bir yere sahiptir. Örgütün, güvenlik kavramına, siyasi-askeri, ekonomi-çevre, insani boyutlarını içeren kapsamlı yaklaşımı, katılımcı devletler arasında açıklık, şeffaflık ve işbirliğini teşvik ederek, güvenliğin arttırılmasını hedefleyen siyasi ve askeri konulara dair taahhüt ve mekanizmaları içermektedir.

Avrupa’da Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Antlaşması (CFE-AKKA), 1990’da imzalanmış ve Temmuz 1992’de yürürlüğe girmiştir. 30 AGİT katılımcı Devletinin taraf olduğu, hukuki bağlayıcılığa sahip müstakil bir uluslararası düzenleme olan AKKA, AGİT müktesebatının bir parçası değildir. Antlaşma; muharebe tankları, zırhlı muharebe araçları, topçu sistemleri, savaş uçakları ve saldırı helikopterleri olmak üzere beş kategorideki konvansiyonel teçhizatı kapsamakta, her bir kategori için taraf ülkelere ayrı sınırlamalar getirmektedir. AKKA’nın altında bir bölgesel düzenleme olan kanat rejimi ise, ülkemiz sınırlarına yakın alanların da dâhil olduğu Avrupa’nın belirlenmiş bazı bölgelerinde, silahların kontrolü alanında ilave tedbirler getirmektedir. Sözkonusu tedbirler, askeri kuvvet dengesinin düşük seviyede tutulması, bölge ülkelerinin ölçüsüz şekilde askeri konuşlanmasıyla bölgesel dengelerin değiştirilmesinin önüne geçilmesi ve üçüncü tarafların istikrar bozucu konuşlandırmalarının engellenmesini içerir.

Soğuk Savaşın sonrası ortaya çıkan yeni şartlara, AKKA’yı uyarlamak üzere 1996 yılında Viyana’da başlayıp, 1999 yılında İstanbul’da sona eren müzakerelere, ülkemiz aktif ve yapıcı bir biçimde katılmıştır. Ülkemiz için kanat rejiminin muhafazası ve yeni Antlaşma yapısına uyumlu hale getirilmesi, uyarlama sürecinin en belirleyici yanını oluşturmuştur. Antlaşmanın bu önemli unsuru, Uyarlanmış AKKA’da (UAKKA) da muhafaza edilmiştir. Ancak UAKKA, RF’nun Gürcistan ve Moldova’daki askeri mevcudiyetine dair yükümlülükleri (İstanbul Yükümlülükleri) konusunda NATO ve RF arasında yaşanan anlaşmazlık nedeniyle yürürlüğe girememiştir.

Rusya Federasyonu (RF), NATO genişlemesinden kaynaklanan güvenlik endişelerini gerekçe göstererek, AKKA yükümlülüklerini, tek taraflı bir kararla, 12 Aralık 2007 itibarıyla askıya almıştır. Bu tarihten itibaren, Antlaşma, RF dışındaki diğer 29 Taraf Devlet tarafından uygulanmaktadır. Mevcut çıkmazı aşmak amacıyla NATO müttefiklerince başlatılan iki girişim (“paralel eylem planı” ve “36’lı danışmalar”) sonuçsuz kalmış ve çözüm çabalarına Mayıs 2011’de ara verilmiştir. Diplomatik çabaların sonuç vermemesi üzerine, ülkemizin de dahil olduğu AKKA’ya taraf NATO üyelerinin yanısıra Gürcistan ve Moldova, Antlaşmanın uygulanmasını münhasıran RF’ye karşı ayın yıl durdurmuşlardır. Bu durum, AKKA rejiminin akıbeti ve Avrupa konvansiyonel güvenlik mimarisinin geleceği hakkındaki belirsizliği arttırmıştır.

Ülkemizin, AKKA kanat düzenlemesine atfettiği önemin arkasında bölgesel istikrarın ve güvenliğin muhafazası amacı yatmaktadır. Zira sözkonusu rejim, Kafkaslar ve Karadeniz bölgesinde nispi bir askeri denge tesis etmekte, ilave şeffaflık önlemleri suretiyle askeri öngörülebilirliği arttırmakta ve bölgesel bir silahlanma yarışının engellenmesine katkıda bulunmaktadır. Dolayısıyla, kanat düzenlemesinin özünün, AKKA rejiminde veya bunun yerine geçebilecek yeni bir güvenlik düzenlemesinde yer alması ülkemiz bakımından öncelikli hedeflerden biri olacaktır.

1992 yılında imzalanan ve taraf devletlerin birbirlerinin toprakları üzerinde silahtan arındırılmış ve özel algılayıcılarla donatılmış uçaklarla havadan gözlenmesine imkân sağlayan Açık Semalar Antlaşmasıyla (ASA) silahların kontrolü alanındaki antlaşma ve düzenlemelerin uygulanmasına katkı sağlayacak önemli bir tamamlayıcı denetim mekanizması tesis edilmiştir. ASA’yla ilgili konular, Antlaşma marifetiyle oluşturulan Açık Semalar Ortak Danışma Komisyonu’nda (ASDK) ele alınmaktadır. Antlaşma’ya 34 AGİT katılımcı Devleti taraftır. Komisyon oydaşma ilkesiyle çalışmaktadır. Türkiye, ASA'yı 1994 yılında onaylamıştır. 1 Ocak 2002’de yürürlüğe giren Antlaşma çerçevesinde gözlem uçuşları 1 Ağustos 2002 tarihi itibariyle başlamıştır. Türkiye’nin, ASA'ya Taraf Devletlerin topraklarında gözlem uçuşu yapmak üzere 6 Mayıs 2004 tarihinde sertifikasyonu tamamlanan CN-235 Casa tipi bir Açık Semalar Uçağı mevcuttur. ASA da, AKKA gibi AGİT müktesebatının bir parçası değildir.

AGİT müktesebatının bir parçası olan, Viyana Belgesi AGİT bölgesinde istikrara ve güvenliğe katkıda bulunan önemli bir GGAÖ aracını oluşturmaktadır. Askeri faaliyetlerin takibine imkân tanıyan, erken uyarı ve kriz önleme hükümleri içeren Viyana Belgesinin bugüne kadar başarıyla uygulanabilmesindeki en önemli etken, Belgenin uluslararası gelişmelere göre uyarlanabilmesi ve yeni ihtiyaçları karşılayabilmesi olmuştur. Bu anlayış çerçevesinde, Belge, 1992,1994,1999 (AGİT İstanbul Zirvesi) ve 2011 yıllarında dört kez gözden geçirilmiş olup 2016 yılı güncelleme çalışmaları devam etmektedir. Ülkemiz, bu çerçevede AGİT bünyesinde devam etmekte olan müzakerelere aktif şekilde katkı sağlamaktadır.

Türkiye, ayrıca, güvenlik alanında bölgesel işbirliğine atfettiği önemin bir göstergesi olarak komşularıyla ve mücavir bölgelerdeki ülkelerle GGAÖ düzenlemeleri tesis edilmesine gayret sarfetmektedir.

Bu çerçevede, Karadeniz'de güven ve güvenlik arttırıcı önlemler geliştirilmesine büyük önem vermektedir. 2002 yılında onaylanan “Karadeniz’de Deniz Kuvvetleri Alanında Güven ve Güvenlik Arttırıcı Önlemler” belgesi bu yönde bir dönüm noktasını teşkil etmektedir. Kıyıdaş devletler arasında, Deniz Kuvvetleri alanında bir dizi işbirliği tedbiri öngören belge, bölgesel bir güven ve güvenlik artırıcı önlemler rejiminin kurulmasını hedefleyen yoğun bir çabanın ürünüdür. Türkiye, bölgesinde, barış, güvenlik ve istikrara yönelik güçlü bir katkı sağlayacağı inancıyla, Belge hükümlerinin uygulanması ve güçlendirilmesi yolunda elinden gelen çabayı göstermektedir.

Balkanlarda güven ve güvenlik artırıcı önlemlere yönelik iki taraflı rejimleri başlatan ülke konumunda olan Türkiye, Güney Doğu Avrupa’da da benzer düzenlemeler yapılmasına önem atfetmektedir. Güneydoğu Avrupa İstikrar Paktı çerçevesinde oluşturulan ve Ekim 2000’de faal hale getirilen “RACVIAC-Güvenlik İşbirliği Merkezi” (RACVIAC - Centre for Security Cooperation) bölge güvenliğine yaptığı katkılar sebebiyle ülkemiz tarafından desteklenmektedir. RACVIAC Direktörlüğü görevine Nisan 2015’te üyelerin oybirliğiyle seçilen Büyükelçi Haydar Berk, 1 Kasım 2015 itibarıyla bu görevi üstlenmiştir.

“Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı” (AİGK/CICA), ülkemizin aktif rol oynadığı önemli bir uluslararası platformdur. Türkiye 16 kurucu üyesinden biri olduğu CICA’nın çalışmalarına başından itibaren güçlü destek vermektedir. Ülkemiz Haziran 2010’da İstanbul’da gerçekleştirilen Üçüncü Zirve’de iki yıllık bir süre için Dönem Başkanlığını üstlenmiş, Dönem Başkanlığımız üye ülkeler tarafından Nisan 2012’de alınan kararla iki yıl süreyle (2012-2014) uzatılmış, CICA Şanhay Zirvesi’nde (Mayıs 2014), Haziran 2010 İstanbul Zirvesi’nden beri yürüttüğümüz Dönem Başkanlığı ÇHC’ye devredilmiştir.

Dönem Başkanlığımızda CICA’ya siyasi ve askeri gündem kazandırılması, CICA coğrafyasında AGİT benzeri bir Güven Arttırıcı Önlemler (GAÖ) kültürü oluşturulması ve bu amaçla etkin bir diyalog mekanizmasının tesis edilmesi hedeflerinde önemli mesafe katedilmiştir. Buna ek olarak, Asya’da oluşmakta olan yeni güvenlik anlayışının CICA temelinde yapılandırılması hedeflenmiştir. Tüm boyutlarda GAÖ’lerin uygulanmasına ivme kazandırılmış, dört temel askeri-siyasi GAÖ’nün uygulanmasının kararlaştırılması bu alanda bir ilk teşkil etmiştir. Ülkemiz, uluslararası alanda silahsızlanmaya ve silahların kontrolüne verdiği önem, çatışmaların önlenmesi ve güven arttırıcı önlemler kavramlarının AGİT dışındaki bölgelerde de yaygınlaşması ve bölgesel işbirliği süreçlerinin özellikle Orta Asya ülkeleriyle ilişkilerimizi daha da ileriye götüreceği anlayışından hareketle CICA sürecine başından bu yana destek vermiştir.