Türkiye silahların kontrolü ve silahsızlanma konularına önem atfetmektedir. Bu alanlardaki uluslararası çabalara aktif biçimde katılım, ilgili uluslararası anlaşmalara taraf olma, bunların bütünüyle uygulanmasının takibi, bu bağlamda ilgili kuruluşlarımız arasında gerekli eşgüdümün sağlanması Türkiye’nin ulusal güvenlik politikasının önemli unsurlarını oluşturmaktadır. Türkiye, Avrupa Güvenlik mimarisinde son on yılda meydana gelen hızlı değişim sonucu, silahların kontrolü ve silahsızlanma çabalarına hız kazandıran, işbirliğine dayalı yeni bir güvenlik sistemi arzusunun ortaya çıkmasını memnuniyetle karşılamıştır.
Kitle İmha Silahlarının (KİS) ve bunların fırlatma vasıtalarının yayılması, 21’inci yüzyılda gözle görülür bir şekilde büyüyen bir tehdit olarak değerlendirilmektedir. Kaçakçılık ve bazı devletlerin, teröristler, aşırı uçta yer alan unsurlar veya örgütlü suç gruplarıyla işbirliği yapmaları sonucunda, söz konusu silahlara ulaşılmasının kolay hale gelmesi, bu silahların yasadışı gruplar tarafından elde edilmesi endişesini artırmaktadır. Terörizm ve KİS yayılmasının tehditkâr boyutunu gözönünde bulunduran Türkiye, yayılmanın önlenmesi ve daha güvenli ve istikrarlı bir dünya yaratılmasına yönelik hedefinin bütün ülkeler tarafından paylaşıldığını görmeyi samimiyetle arzu etmektedir. Bu çerçevede, ülkemiz, BM Güvenlik Konseyinin nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlar ile bunların fırlatma vasıtalarının yayılmasının önlenmesine ilişkin 1540 sayılı Kararını memnuniyetle karşılamıştır. Bu çerçevede BM bünyesinde oluşturulan Grubun çalışmasına katkımızı düzenli olarak yapmaktayız.
Türkiye, KİS ve bunları ulaştırma araçlarını geliştirme, tedarik etme, üretme, sahip olma, transfer veya kullanma çabası içinde bulunan devlet-dışı aktörlere hiçbir şekilde destek veya yardım sağlamamakta ve Kitle İmha Silahlarının yayılmasının önlenmesine yönelik tüm uluslararası çabaları desteklemektedir.
Nükleer, biyolojik ve kimyasal silahlar ile bunların fırlatma vasıtalarının yayılması, Türkiye için ciddi bir endişe unsuru oluşturmaya devam etmektedir. Kitle İmha Silahlarının yayılma riskinin yüksek olduğu bölgelere yakın bir konumda bulunan Türkiye, bu alandaki gelişmeleri dikkatle izlemekte, bu endişe verici eğilimin kontrol altına alınması amacıyla yürütülen uluslararası çalışmalar içinde yer almakta ve bu bağlamda silahların kontrolü ve yayılmanın önlenmesine yönelik antlaşmalar ile ihracat kontrol rejimlerine büyük önem atfetmektedir.
Bu çerçevede, Yayılmanın önlenmesi alanındaki yükümlülüklerimizin uygulanmasına ilişkin gelişmeleri izlemek ve görüş değişiminde bulunmak amacıyla, ilgili tüm kuruluşlarımızdan temsilcilerin katılımıyla Bakanlığımızda düzenli olarak eşgüdüm toplantıları düzenlenmektedir.
Türkiye, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşmasına 1979 yılında, Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Anlaşmasına 2000 yılında taraf olmuştur. Kimyasal Silahlar Sözleşmesine 1997 yılından, Biyolojik Silahlar Sözleşmesine ise 1974 yılından bu yana taraf olan Türkiye, 1996 yılında, konvansiyonel silahlar ve çift kullanımlı malzeme ve teknolojinin ihracat denetimlerine ilişkin Wassenaar Düzenlemesinin kurucu üyeleri arasında yer almış, 1997 yılında Füze Teknolojisi Kontrol Rejimine katılmış, 1999’da Zangger Komitesine ve 2000 yılında benzer etkinlikleri bulunan Nükleer Tedarikçiler Grubu ile kimyasal ve biyolojik maddelerin dışsatımının kontrolü alanında faaliyet gösteren Avustralya Grubuna üye olmuştur.
Kimyasal Silahlar Sözleşmesi (KSS)’nin VII. Maddesi çerçevesinde Bakanlığımızca hazırlanan ve 14 Aralık 2006 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda kabul edilerek kanunlaşan 5564 sayılı “Kimyasal Silahların Geliştirilmesi, Üretimi, Stoklanması ve Kullanımının Yasaklanması Hakkında Kanun” 21 Aralık 2006’da yürürlüğe girmiştir. Söz konusu Kanun, KSS’nin ulusal düzeyde tam olarak uygulanmasına olanak sağlayan cezai ve idari düzenlemeleri kapsamaktadır.
Türkiye, yayılmanın önlenmesine yönelik genel yaklaşımı çerçevesinde, 2003 yılında Polonya’nın Krakov şehrinde, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George Bush tarafından yapılan bir konuşmayla başlatılan Kitle İmha Silahlarının Yayılmasına Karşı Güvenlik İnisiyatifine (PSI) destek beyan etmiştir. Kapsamı ve amaçları, Paris Önleme İlkeleri (Paris, 4 Eylül 2003) beyanıyla ortaya konulan PSI, WMD yayılmasına karşı uluslararası toplum tarafından bugüne kadar geliştirilmiş bulunan anlaşmaları ve rejimleri de içeren, mevcut sistemin üzerinde inşa edilmiş bir girişimdir. PSI faaliyetlerini yakından takip eden Türkiye, 37 konuk ülkenin katılımıyla, 24-26 Mayıs 2006 tarihlerinde, deniz, hava ve kara unsurlarının dahil olduğu bir PSI tatbikatı icra etmiştir. Ülkemiz PSI faaliyetlerine etkin katkı sağlamaya devam etmektedir.
Terörizmle mücadelede aktif bir tutum izleyen Türkiye, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Putin ile ABD Başkanı Bush tarafından 15 Temmuz 2006 tarihinde St. Petersburg’da yapılan bir ortak açıklama ile ilan edilen “Nükleer Terörizmle Mücadele İçin Küresel Girişim”e de başlangıç ortağı olarak katılmış ve Girişimin ikinci toplantısına 12-13 Şubat 2007 tarihlerinde Ankara’da evsahipliği yapmıştır.
Türkiye’nin taraf olduğu yayılmanın önlenmesine yönelik uluslararası antlaşmalar ve ihracat kontrol rejimleri hükümlerinin yerine getirilmesi için, ülkemizde, AB standartlarıyla uyumlu, gelişmiş bir ihracat kontrol sistemi uygulanmaktadır.
Uluslararası antlaşmalar ve ihracat kontrol rejimleri kapsamındaki hassas ve çift kullanımlı malzemenin ihracatı bahsekonu malzeme, askeri malzeme, silah ve mühimmat ise Milli Savunma Bakanlığının (MSB), Nükleer Tedarikçiler Grubu (NTG) listelerinde yeralan malzemelerde ise Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun (TAEK) ön izni ve Ekonomi Bakanlığı’nın (EB) tescil işlemi olmak üzere ayrı süreçlerden oluşan iki aşamalı bir kontrol mekanizmasına tabidir.
Askeri malzeme, silah ve mühimmatın dışsatımı bakımından ilk aşama, 3763 sayılı ve 1940 tarihli Kanunun yerine yeni kabul edilen 5201 sayılı ve 3 Temmuz 2004 tarihli “Türkiye’de Harp Silah ve Mühimmatı Yapan Hususi Sanayi Müesseselerinin Kontrolü Hakkındaki Kanun” la düzenlenmiştir. Bu Kanun uyarınca, her türlü silah ve mühimmat ihracatı, MSB’nin iznini gerektirmektedir. Milli Savunma Bakanlığı her yıl, kontrole tabi tutulacak harp araç ve gereçleri ile silah, mühimmat ve bunlara ait yedek parçalar ve patlayıcı maddelere ilişkin bir liste yayınlar. NTG çift-kullanımlı malzeme listesinde yeralan malzemenin dışsatımı konusunda TAEK tarafından yapılan lisans işlemleri ise, 15 Şubat 2000 tarih ve 23965 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Nükleer Alanda Kullanılan Malzeme, Ekipman ve İlgili Teknolojinin İhracatına İzin Verilmesine İlişkin Yönetmelik” ile düzenlenmiştir.
İkinci aşamada, ihracata ve Türkiye’nin genel ihracat politikasına ilişkin her türlü izleme, kontrol, düzenleme ve uyarlama tedbirlerinin alınması görevi EB’nin yetki alanına bırakılmıştır. EB, bu görevlerini yerine getirirken, Türkiye genelinde 13 ihracatçı birliğinden yardım almaktadır. İhracatçıların, mal ihracatı yapabilmeleri için bir ihracatçı birliğine üye olmaları gerekmektedir. İstanbul Maden ve Metaller İhracatçı Birliği (İMMİB) çift-kullanımlı ve hassas maddeler ile teknolojilerin ihracat başvurularında önde gelen ihracatçı birliğidir.
Çift kullanımlı ve hassas maddeler ile teknolojilerin, diğer ihracatçı birlikleri gibi genel ihracat politikasının uygulanmasından sorumlu İstanbul Maden ve Metaller İhracatçı Birliği (İMMİB) tarafından kaydı yapılır ve İMMİB’de kaydı bulunan herhangi bir malın ihracatı sözkonusu olduğunda, bu husus gümrük beyannamesinde belirtilir. Bu uygulama, çift kullanımlı ve hassas malzemenin ihracatına yönelik, ihracatçı firma, ürün, miktar ve değer temelinde merkezi bir izleme mekanizmasına imkân sağlar. İhracata konu malın, ihracat kontrollerine tabii olup olmadığı hususu İMMİB tarafından belirlenir, sözkonusu mal denetime tabii ise, ilgili kurumların izni aranır. İhracat başvuruları, Türkiye’nin bağlı olduğu BM ambargo listeleri ve AGİT ilke, karar ve yükümlülükleri ile AB ambargo kararlarına uyumlu bir şekilde değerlendirilir. Aynı zamanda, Türkiye’nin taraf olduğu KİS yayılmasının önlenmesine yönelik antlaşmalar ve ihracat kontrol rejimleri kapsamında oluşturulan listeler de gözönünde bulundurulur.
Diğer yandan, herhangi bir yayılmanın önlenmesi antlaşması ya da ihracat kontrol rejiminin kontrol listelerinde yer almayan çift kullanımlı malzeme ve teknolojiyle ilgili “catch-all” mekanizmasına ilişkin tebliğ de yayınlanmıştır. Bu konudaki düzenleme, Türkiye’nin ihracat kontrol rejimine dercedilmiştir. Yeni düzenlemeye göre, Wassenaar Düzenlemesi Çift Kullanımlı Malzeme ve Teknoloji Listesi ile Avustralya Grubu Kimyasal Prekürsörler Listesi kapsamında yer almamakla birlikte, kitle imha silahlarının geliştirilmesinde kullanılabileceğinden şüphe duyulabilecek çift kullanımlı malzemenin ihracatı, aşağıdaki durumlar mevcutsa Ekonomi Bakanlığı’nın iznine tabi tutulmaktadır:
a) Sözkonusu malzeme ve teknolojinin, kitle imha silahları geliştirdiğinden şüphe duyulan bir son kullanıcıya ihracının sözkonusu olması;
b) İhracatçı firma tarafından, ihracata konu olan malzemenin tamamının veya parçasının, kitle imha silahları geliştirilmesinde kullanılabileceğinden kuşku duyulduğu yönünde beyanda bulunulması;
c) Ulusal ve uluslararası güvenliğin tehlikeye düşebileceği ve insan haklarının ihlaline yol açabilecek durumlar.
Milli Savunma Bakanlığı da, kendi görev alanına giren hassas ihracat ile ilgili “catch all” düzenlemesini 5201 sayılı Kanun ile yapmıştır.
Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Önlemesine İlişkin 1540 sayılı BMGK kararı ile 1540 Komitesi kurulmuştur. Anılan Komite, ülkelerin sözkonusu BMGK kararı çerçevesinde yayılmanın önlenmesi alanında sağladıkları gelişmeleri takip etmektedir. Tüm ülkelerin Komite’ye ulusal raporlarını sunmaları gerekmektedir. Ülkemiz, anılan Komite’ye ilk ulusal raporunu 1 Kasım 2004 tarihinde sunmuştur. 1540 Komitesi, 2005 yılı içerisinde, istihdam ettiği uzmanlarla birlikte ülkelerin Komite'ye ulaştırdıkları raporları incelemeye almış ve ülkelerden ilave bilgi talep etmeye başlamıştır. Bu çerçevede, ülkemizce Ocak-2006’da güncellenen yeni ulusal raporumuz da anılan Komite’ye sunulmuştur. Son olarak, 1540 Komitesi’nın sözkonusu raporlardan yararlanarak ülkemiz için hazırladığı tablo Aralık 2007 tarihi itibariyle güncellenerek anılan Komite’ye iletilmiştir.
Türkiye, gerek bölgesel gerek küresel düzeyde WMD yayılmasının önlenmesi hedefininin tüm ülkeler tarafından benimsenmesini; bu alanda başarı elde edilmesi yolunda ortak çaba gösterilmesini arzu etmekte ve uluslararası bağlayıcılığı olan yayılmanın önlenmesi rejimlerinin temel parametrelerinin ve yasal çerçevesinin korunmasının önemine inanmaktadır. Yayılmanın önlenmesine yönelik uluslararası mekanizmalar ve rejimlerin etkin bir şekilde uygulanması, Türkiye için aynı şekilde önemlidir.
Türkiye, 25-26 Kasım 2002 tarihlerinde Hollanda’nın Lahey kentinde düzenlenen uluslararası konferans sonunda kabul edilen Lahey Balistik Füze Yayılmasına Karşı Davranış İlkeleri Rehberini (HCOC), bu alanda uluslararası çapta kabul görebilecek bir yasal çerçevenin ilk adımı olarak değerlendirmiş ve anılan konferans sırasında HCOC’a taraf olmuştur.
1990’lı yılların başından itibaren gittikçe artan oranda devam eden, konvansiyonel silahların yayılması sorunu da Türkiye için ciddi bir endişe unsurunu oluşturmaktadır. Küçük ve Hafif Silahların (SALW) aşırı oranda belli bölgelere yığılması ve bu silahların kontrolsüz bir şekilde yayılması, barış ve güvenliğin yanısıra, birçok ülkenin toplumsal ve ekonomik kalkınmasına yönelik olarak da önemli bir tehdit kaynağıdır. SALW’ların yasadışı ticareti ile terörizm arasında yakın bir ilişki mevcut olup, bu silahların kullanılmasından kaynaklanan ölüm oranları gün geçtikçe artmaktadır. Bu nedenlerle Türkiye, sözkonusu alandaki mücadeleyi ve SALW’ların yasadışı ticaretinin ortadan kaldırılmasına yönelik uluslararası çabaları, BM, AGİT ve diğer uluslararası forumlarda güçlü bir biçimde desteklemektedir. SALW’lara ilişkin AGİT Belgesi, bu konudaki çabalarımıza önemli bir temel oluşturmaktadır. SALW'nin yasadışı ticaretinin önlenmesi, bu sorunla mücadele edilmesi ve tamamen ortadan kaldırılması amacıyla 2001 yılında kabul edilen BM Eylem Programı ise, SALW'nin yayılması sorununun uluslararası gündeme yerleştirilmesi bakımından önemli bir belge niteliğindedir. Sözkonusu Eylem Programının mümkün olan en geniş ölçüde uygulanması ve değişen koşullara göre yeni önlemler ilave edilerek güçlendirilmesi SALW’ın yasadışı ticareti ve yayılımının oluşturduğu risk ve tehditlerle mücadelede önem arzetmektedir.
Son yıllarda, sivil havacılığa, barışı koruma ve kriz yönetimi çalışmaları ile terörle mücadele operasyonlarına yönelik bir tehdit haline dönüşen Omuzdan Atılan Hava Savunma Sistemlerinin (MANPADS) yayılması ve bunların yetkisiz kişilerce kullanılması tehlikesine karşı da, özel bir dikkat gösterilmesi gerekmektedir. Sözkonusu silahlar şu ana kadar bu konuda eğitim almış teröristlerin elinde önemli sayıda sivil kayıplara yol açmıştır. Bu nedenle, uluslararası toplum, MANPADS ithal eden ve üreten ülkelerde stok güvenliğinin geliştirilmesi ve ihracat kontrollerinin güçlendirilmesi için kararlı bir şekilde hareket etmelidir. MANPADS yayılmasıyla mücadelede daha sıkı ihracat kontrol sistemleri ve bilgi değişimi mekanizmaları kurulmasına yönelik olarak uluslararası toplum tarafından özellikle BM, AGİT ve Wassenaar Düzenlemesi çerçevesinde ortaya konan çabalar, Türkiye tarafından da desteklenmektedir.
SALW ve MANPADS yayılmasından kaynaklanan tehdidin yanında, Anti-Personel Kara Mayınlarının (APKM)sorumsuzca ve ayrım gözetmeden kullanımından kaynaklanan acıların ve kayıpların bilincinde olan Türkiye, APKM’larının kullanımının, üretiminin, stoklarda bulundurulmasının ve transferinin önlenmesi ile bunların son aşamada tamamen yok edilmesini amaçlayan uluslararası temel bir belge olan Ottava Sözleşmesi’ne taraf olmuş ve Sözleşme 1 Mart 2004 tarihinde ülkemiz bakımından yürürlüğe girmiştir. Türkiye’nin bu konudaki mevcut yasal düzenlemeleri, Sözleşme hükümlerinin yerine getirilmesi bakımından yeterli düzeydedir.
Ülkemiz, 1996 Ocak ayında APKM’lerin üretim, satış ve transferini yasaklayan üç yıllık ulusal moratoryum ilan etmiş, moratoryumun süresini 1999 yılında yenilemiş ve 2002 Mart ayında süresiz olarak uzatmıştır. 1998 Ocak ayından itibaren mayınlama faaliyetleri durdurulmuş ve temizleme çalışmalarına başlanmıştır. Mayın temizleme çalışmalarına halen devam edilmektedir. Sözleşme çerçevesinde depolarımızda bulunan mayınların 2008, arazide döşeli bulunanların ise 2014 yılına kadar imha edilmesi gerekmektedir. Depolardaki mayınların imhasına yönelik olarak kurulan “Türk Silahlı Kuvvetleri Mühimmat Ayırma ve Ayıklama Tesisi” Kasım 2007 itibarıyla faaliyete geçmiştir. Depolardaki mayınların büyük çoğunluğunun, anılan tesisteki imhası Kasım 2010’da tamamlanmış olup, seyreltilmiş uranyum içeren az sayıdaki mayın ise özel bir tesiste imha edilmek üzere, Mart 2011’de Almanya’ya sevk edilmiştir.
Türkiye ayrıca, silahlı çatışmalarda tarafların kullanabilecekleri savaş araçlarını ve yöntemlerini seçme haklarının sınırsız olmamasını öngören ve kısaca “Belirli Konvansiyonel Silahlar Sözleşmesi” olarak anılan “Aşırı Derecede Yaralayan ve Ayrım Gözetmeyen Etkileri Bulunan Belirli Konvansiyonel Silahların Kullanımının Yasaklanması veya Sınırlandırılması Sözleşmesi” ile Sözleşme’nin üç Ek Protokolüne 2 Mart 2005 tarihinde taraf olmuştur.
Başlangıcından bu yana, Türkiye’nin katılımcı devletler arasında yer aldığı Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (OSCE-AGİT), Avrupa-Atlantik ve Avrasya güvenlik mimarisinde özgün bir yere sahiptir. Bu Teşkilatın güvenlik kavramına, siyasi-askeri; insani ve ekonomi ve çevre boyutlarını içeren kapsamlı yaklaşımı, katılımcı devletler arasında açıklık, şeffaflık ve işbirliğini teşvik ederek, güvenliğin arttırılmasını hedefleyen siyasi ve askeri konularla ilgili taahhüt ve mekanizmaları içermektedir. Diğer taraftan, AGİT’in, Avrupa güvenliğindeki yeri ve yetkileri 1999 İstanbul Zirvesi’nde bu yana giderek artan bir şekle sorgulanmakta ve Örgüte sahiplenme duygusu aşınmaktadır. NATO ve AB genişlemeleri neticesinde oluşan yeni siyasi-stratejik durum; sürüncemede kalan ihtilafların (G. Osetya, Abhazya, Transdinyester ve Yukarı Karabağ) çözümünde ilerleme sağlanamaması; AB’nin AGİT’in hareket alanını kısıtlayıcı tutumu; insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü konularındaki derin görüş ayrılıkları bu süreci besleyen unsurlardır. AGİT’in etkinliğinin arttırılması hedefiyle başlatılan güvenlik diyaloğu (Korfu süreci) ve 2010 yılında Kazakistan Dönem Başkanlığı sırasında Astana’da tertiplenen Zirve toplantısı teşkilatın işleyişine belirli bir canlılık getirmiştir. Öte yandan, bu son gelişmelerin AGİT’in temel fonksiyonlarını ve görevlerini layıkıyla yeniden ifa etmesini temin edip edemeyeceği ileride görülecektir.
Türkiye ikili ve bölgesel düzeydeki Güven ve Güvenlik Arttırıcı Önlemleri (GGAÖ), diğer silahsızlanma faaliyetlerinin tamamlayıcı bir unsuru olarak görmektedir. Bu bağlamda, Viyana Belgesi AGİT bölgesinde istikrara ve güvenliğe katkıda bulunan önemli bir GGAÖ aracını oluşturmaktadır. Viyana Belgesinin bugüne kadar başarıyla uygulanabilmesindeki en önemli etken, Belgenin uluslararası gelişmelere göre uyarlanabilmesi ve yeni ihtiyaçları karşılayabilmesi olmuştur. Bu anlayış çerçevesinde, Belge, 1992, 1994 ve son olarak 1999 (AGİT İstanbul Zirvesi) yıllarında üç kez gözden geçirilmiştir. 2010 Astana Zirvesi’nde ise sözkonusu belgenin kapsamlı şekilde bir kez daha gözden geçirilmesi hedefi benimsenmiştir. Ülkemiz, bu çerçevede AGİT bünyesinde devam etmekte olan müzakerelere aktif şekilde katkı sağlamaktadır. Türkiye, ayrıca, güvenlik alanında bölgesel işbirliğine atfettiği önemin bir göstergesi olarak komşularıyla ve mücavir bölgelerdeki ülkelerle GGAÖ düzenlemeleri tesis edilmesine gayret sarfetmektedir.
Türkiye, Karadeniz'de güven ve güvenlik arttırıcı önlemler geliştirilmesine büyük önem vermektedir. “Karadeniz’de Deniz Kuvvetleri Alanında Güven ve Güvenlik Arttırıcı Önlemler” belgesi bu yönde bir dönüm noktasını teşkil etmektedir. Belge, deniz kuvvetleri alanında bölgesel bir güven ve güvenlik artırıcı önlemler rejiminin kurulmasını hedefleyen yoğun bir çabanın ürünüdür. Türkiye, Belgenin uygulanmasının, Karadeniz’e kıyıdaş devletler arasındaki güven ortamını pekiştireceğine ve böylece, bölgede, barış, güvenlik ve istikrara yönelik güçlü bir katkı sağlanacağına inanmaktadır. Türkiye, Belge hükümlerinin uygulanması ve güçlendirilmesi yolunda elinden gelen çabayı göstermektedir.
Avrupa’da Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Antlaşması (CFE-AKKA), 1990 yılında imzalanmış ve 1992 yılı Temmuz ayında yürürlüğe girmiştir. Antlaşma; muhabere tankları, zırhlı muharebe araçları, topçu sistemleri, savaş uçakları ve saldırı helikopterleri olmak üzere beş kategorideki konvansiyonel teçhizatı kapsamakta, her bir kategori için taraf ülkelere ayrı bir sınırlama getirmektedir. Soğuk Savaşın sona ermesiyle ortaya çıkan yeni şartlara, AKKA’yı uyarlamak üzere 1996 yılında Viyana’da başlayıp, 1999 yılında İstanbul’da sona eren müzakerelere aktif ve yapıcı biçimde katılan Türkiye, Antlaşmayı Avrupa konvansiyonel güvenlik mimarisinin köşetaşı olarak görmektedir.
AKKA’nın uyarlanmasına ilişkin Anlaşma (UAKKA), 19 Kasım 1999 tarihinde AGİT İstanbul Zirvesi sırasında imzalanmıştır. Türkiye için kanat rejiminin muhafazası ve yeni Anlaşma yapısına uyumlu hale getirilmesi, uyarlama sürecinin en önemli ve belirleyici yanını oluşturmuştur. Antlaşmanın bu önemli unsuru, UAKKA’da da muhafaza edilmiştir. Ancak UAKKA, RF’nun Gürcistan ve Moldova’daki askeri mevcudiyetine dair yükümlülükleri (İstanbul Yükümlülükleri) konusunda NATO ve RF arasında yaşanan anlaşmazlık nedeniyle yürürlüğe girememiştir.
Rusya Federasyonu (RF), NATO genişlemesinden kaynaklanan güvenlik endişelerini gerekçe göstererek, AKKA yükümlülüklerini, tek taraflı bir kararla, 12 Aralık 2007 tarihi itibariyle askıya almıştır. Bu tarihten itibaren, Antlaşma, RF dışındaki diğer 29 Taraf Devlet tarafından uygulanmaktadır. Mevcut çıkmazı aşmak amacıyla NATO müttefiklerince başlatılan iki girişim (“paralel eylem planı” ve “36’lı danışmalar”) maalesef sonuçsuz kalmış ve çözüm çabalarına Mayıs 2011 tarihinde ara verilmiştir. Bu durum, AKKA rejiminin akıbeti ve Avrupa konvansiyonel güvenlik mimarisinin geleceği hakkındaki belirsizliği arttırmıştır. Önümüzdeki dönemde, Antlaşma yükümlülüklerinin NATO müttefiklerince de gözden geçirilmesi süreci başlayacaktır.
Ülkemizin, AKKA kanat düzenlemesine atfettiği önemin arkasında bölgesel istikrarın ve güvenliğin muhafazası amacı yatmaktadır. Zira, sözkonusu rejim, Kafkaslar ve Karadeniz bölgesinde nispi bir askeri denge tesis etmekte, ilave şeffaflık önlemleri suretiyle askeri öngörülebilirliği arttırmakta ve bölgesel bir silahlanma yarışının engellenmesine katkıda bulunmaktadır. Dolayısıyla, kanat düzenlemesinin özünün, AKKA rejiminde veya bunun yerine geçebilecek yeni bir güvenlik düzenlemesinde yer alması ülkemiz bakımından öncelikli hedeflerden biri olacaktır.
1992 yılında imzalanan ve taraf devletlerin birbirlerinin toprakları üzerinde herhangi bir kısıtlamaya tabi olmaksızın gözlem uçuşları yapmasına imkan sağlayan Açık Semalar Antlaşması (ASA) ile silahların kontrolü alanındaki antlaşma ve düzenlemelerin uygulanmasına katkı sağlayacak önemli bir “doğrulama” mekanizması tesis edilmiştir. Türkiye, ASA'yı 1994 yılında onaylamıştır. 1 Ocak 2002’de yürürlüğe giren Antlaşma çerçevesinde gözlem uçuşları 1 Ağustos 2002 tarihi itibariyle başlamıştır. Türkiye’nin, ASA'ya Taraf Devletlerin topraklarında gözlem uçuşu yapmak üzere 6 Mayıs 2004 tarihinde sertifikasyonu tamamlanan CN-235 Casa tipi bir Açık Semalar Uçağı mevcuttur. Diğer yandan, Türkiye, Açık Semalar rejiminin çevresel ve ekolojik amaçlar için kullanılabilmesini desteklemektedir.
Balkanlarda güven ve güvenlik artırıcı önlemlere yönelik iki taraflı rejimleri başlatan ülke konumunda olan Türkiye, Güney Doğu Avrupa’da da benzer düzenlemeler yapılmasına önem atfetmektedir. Güneydoğu Avrupa İstikrar Paktı çerçevesinde oluşturulan ve 2000 Ekim ayında faal hale getirilen “Bölgesel Silahların Kontrolü Doğrulama ve Uygulama Yardım Merkezi (RACVIAC-Regional Arms Control Verification and Implementation Assistance Center) projesi bu nedenle Türkiye tarafından desteklenmektedir. RACVIAC’ın yeniden yapılanmasına ilişkin olarak başlatılan çalışmalar çerçevesinde hazırlanan yeni anlaşma (“Agreement on RACVIAC-Centre for Security Cooperation”) Nisan 2010 tarihinde Karadağ Cumhuriyeti’nin Budva kentinde imzalanmış olup, hukuki sürecin tamamlanmasını müteakip yürürlüğe girecektir.
Türkiye 1996 yılından bu yana Silahsızlanma Konferansı (CD-Conference on Disarmament)’nın aktif bir üyesidir. Uluslararası silahsızlanma konularının görüşüldüğü çoktaraflı forum olan CD’de üye ülkelerin farklı görüşleri nedeniyle son yedi yıldır bir çalışma programı kabul edilememekte ve bir tıkanma yaşanmaktadır. Tartışılan başlıklar arasında 4 temel konu bulunmaktadır. Bunlar, nükleer silahsızlanma (nuclear disarmament), çekirdeği bölünebilir maddelerin yasaklanması antlaşması (FMCT-Fissile Material Cut-off Treaty), menfi güvenlik garantileri (Negative Security Assurances) ve uzayda silahlanma yarışının önlenmesi (Prevention of Arms Race in Outer Space –PAROS)’dir. Ülkemiz, CD toplantılarındaki tıkanmanın aşılması ve bir çalışma programı üzerinde mutabakat sağlanmasına yönelik önerileri desteklemektedir.
Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, Birleşmiş Milletler 47. Genel Kurul toplantısı vesilesiyle, 5 Ekim 1992 tarihinde Asya’da bir güvenlik ve işbirliği süreci başlatılması önerisini ortaya atmıştır. Bilahare “Asya’da İşbirliği ve Güven Arttırıcı Önlemler Konferansı (CICA)” adı verilen bu süreç Kazakistan’ın koordinatörlüğünde 1993 yılında başlatılmıştır. CICA’ya halihazırda ülkemizin yanısıra, Afganistan, Azerbaycan, Çin Halk Cumhuriyeti, Mısır, Hindistan, İran, Tayland, İsrail, Kazakistan, Kırgızistan, Moğolistan, Pakistan, Filistin Yönetimi, Rusya Federasyonu, Tacikistan, Kore Cumhuriyeti (Güney Kore), ve Özbekistan üye olarak, Endonezya, Japonya, Ukrayna, ABD, Vietnam, Malezya gözlemci olarak katılmaktadır. Konferans çerçevesinde yapılan toplantılara Birleşmiş Milletler, AGİT ve Arap Ligi yetkilileri de iştirak edebilmektedir.Türkiye, uluslararası alanda silahsızlanmaya ve silahların kontrolüne verdiği önem, çatışmaların önlenmesi ve güven arttırıcı önlemler kavramlarının AGİT dışındaki bölgelerde de yaygınlaşması ve bölgesel işbirliği süreçlerinin özellikle Orta Asya ülkeleri ile ilişkilerimizi daha da ileriye götüreceği anlayışından hareketle CICA sürecine başından bu yana destek vermiştir.
Faydalı Bağlantılar
a.http://www.ctbto.org
b.http://www.opcw.org
c.http://www.wassenaar.org
d.http://www.nuclearsuppliersgroup.org
e.http://www.australiagroup.net
f.http://www.mtcr.info
g.http://www.disarmament.un.org
h.http://www.iaea.org
i.http://www.osce.org
j.http://www.gumruk.gov.tr
k.http://www.foreigntrade.gov.tr
l.http://www.taek.gov.tr
m.http://www.immib.gov.tr
n.http://www.msb.gov.tr