SİLAHLARIN KONTROLÜ VE SİLAHSIZLANMA

Türkiye silahların kontrolü, silahsızlanma ve yayılmasının önlenmesi çaba ve düzenlemelerine istikrarı pekiştiren özellikleri nedeniyle önem atfetmektedir. Kitle imha silahlarının (KİS) yayılması ve teröristler tarafından ele geçirilmesi sadece bölgesel değil, küresel barış ve güvenlik için ciddi bir tehdit halini almıştır. Türkiye, uluslararası toplumun, işbirliği içerisinde, silahsızlanma ve silahların yayılmasının önlenmesi hedefi doğrultusunda, daha güvenli ve istikrarlı bir dünya için çaba göstermesi gerektiğini düşünmektedir.

Son yıllarda bu alanlarda bir gerileme gözlemlenmektedir, Bazı antlaşma ve sözleşmeler akamete uğramıştır. Türkiye, uzun ve meşakkatli diplomatik müzakereler neticesinde uzlaşılan, bu sözleşme ve antlaşmaların tam uygulanması ve güçlendirilmesi gerektiğine inanmaktadır. Türkiye, karşılıklı diyalog, şeffaflık ve güven arttırıcı önlemlere yatırım yaparak var olan sözleşme ve düzenlemelerin güçlendirilmesinin gerileme eğilimini tersine çevrilebileceği inancındadır.

Silahların kontrolü, silahsızlanma ve silahların yayılmasının önlenmesi konusunda mekanizmalara etkili iştirak ve ilgili uluslararası araçlara riayet ve bütünüyle uygulanmaları Türkiye’nin bu alandaki ulusal siyasalarının önemli unsurları arasındadır. Dışişleri Bakanlığı ayrıca, ilgili kurumlarla koordinasyonun sürdürülmesi/sağlanmasını da üstlenmektedir.

Sözleşmeler ve Antlaşmalar

Türkiye, başlıca uluslararası silahsızlanma ve silahların yayılmasının önlenmesi antlaşmaları ve düzenlemelerine taraftır. Bunlar hakkında aşağıda özlü bilgi sunulmaktadır:

- Nükleer Silahların Yayılmasının Önlemesi Antlaşması (NPT): Bu Antlaşma 1968 yılında imzaya açılmış, 1970 yılında yürürlüğe girmiştir. Türkiye bu önemli Antlaşma’ya 1979 yılında taraf olmuştur. NPT üç sütun üzerinde inşa edilmiştir: silahların yayılmasının önlenmesi, silahsızlanma ve nükleer enerjinin barışçıl kullanımı.

Antlaşma’nın uygulanmasını denetlemek üzere her beş yılda bir Gözden Geçirme Konferansları (GGK) düzenlenmektedir. Bir sonraki GGK 2020 yılında New York’ta düzenlenecektir. Türkiye, bu Konferans sırasında NPT’nin evrenselleşmesi ve güçlendirilmesi için çabalarını sürdürecektir.

- Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Antlaşması (CTBT): CTBT 1996 yılında imzaya açılmıştır. Türkiye 2000 yılında taraf olmuştur. EK II’deki (Annex-II) devletlerin antlaşmayı onaylamaları bir önkoşul olduğundan antlaşma hala yürürlüğe girmemiştir. CTBT her türlü nükleer denemeyi yasaklayarak, mevcut nükleer silahların geliştirilmesini ve yeni nükleer silahların üretilmesini önlemeyi amaçlamaktadır.

- Kimyasal Silahlar Sözleşmesi (KSS): Bu sözleşme 1993 yılında imzaya açılmış ve 1997 yılında yürürlüğe girmiştir. Türkiye aynı yıl taraf olmuştur. KSS çerçevesinde kimyasal silahların üretimi ve kullanımı yasaktır. Türkiye kimyasal silahların kullanımını şiddetle kınamaktadır.

- Biyolojik Silahlar Sözleşmesi (BSS): Bu sözleşme 1972 yılında imzaya açılıp 1975 yılında yürürlüğe girmiştir. Türkiye 1974 yılında taraf olmuştur. BSS çerçevesinde biyolojik ve toksin silahların üretimi ve kullanımı yasaktır.

- Anti-Personel Kara Mayınlarının Kullanımının, Depolanmasının, Üretiminin ve Devredilmesinin Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşme (Ottava Sözleşmesi): Ottava Sözleşmesi Anti-Personel Kara Mayınlarının imha edilmesini ve ayrıca kullanımının, üretiminin, stoklarda bulundurulmasının ve transferinin önlenmesini hedefleyen en önemli uluslararası belgedir. Türkiye 2004 yılında bu Sözleşmeye taraf olmuştur.

Sözleşmenin hükümleri uyarınca Türkiye stoklarda bulundurduğu anti-personel mayınlarını imha etmekle ve mayınlı alanları temizlemekle mükelleftir. Türkiye’nin depolanmış anti-personel mayınlarının imhası Haziran 2011’de tamamlanmıştır. Mayın temizleme çabaları ise devam etmektedir.

- Belirli Konvansiyonel Silahların Kullanımının Yasaklanması veya Sınırlandırılması Sözleşmesi (BKSS) (Eki I., Tadil Edilmiş II. ve IV. Protokolleri): 1981 yılında imzaya açılıp 1983 yılında yürürlüğe girmiştir. Türkiye 2005 yılında taraf olmuştur. BKSS insanlık dışı yaralamalara sebep olan belirli silahların kullanımını yasaklamaktadır.

- Balistik Füze Yayılmasına Karşı Lahey Davranış İlkeleri Rehberi (HCOC): Kitle imha silahlarına dönüşebilecek balistik füzelerin yayılmasını önleme çabalarına katkıda bulunmak üzere şeffaflık ve güven arttırıcı bir önlem mahiyetinde 2002 yılında kurulmuştur. Türkiye aynı yıl katılmıştır.

Türkiye yukarıda anılan antlaşma ve sözleşmeleri eksiksiz yerine getirmektedir. Türkiye şeffaflık ve güven artırımını geliştirmek için uluslararası toplantı ve konferanslara katılım sağlamaktadır ve düzenli olarak uyum raporları sunmaktadır.

BM’ye ilişkin konular

Türkiye BM Güvenlik Konseyi’nin Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Önlemesine İlişkin 1540 sayılı kararını olumlu karşılamıştır. Türkiye ulusal raporlarını 2004, 2006, 2008, 2016 ve en son 2019 yılında 1540 sayılı BMGK kararıyla kurulan Komiteye sunmuştur.

Türkiye Küçük ve Hafif Silahların (KHS) yasadışı ticaretinin önlenmesi, bu sorunla mücadele edilmesi ve tamamen ortadan kaldırılmasına ilişkin BM Eylem Programını ve kapsamlı uygulanmasını güçlü bir biçimde desteklemektedir.

İran’ın nükleer programına ilişkin olarak P5+1 ile İran arasında oluşturulan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) BM Güvenlik Konseyi’nin 2231 sayılı kararıyla onaylanmıştır. Plan 16 Ocak 2016 tarihinde Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının ilk raporu yayınlandığında uygulanmaya başlamıştır. Yayınlanan bütün raporlar İran’ın Ajansla işbirliği yaptığını teyit etmektedir.

İran, Mayıs 2019’da KOEP kapsamındaki taahhütlerinden aşama aşama geri adım atmaya başlayacağını açıklamıştır. İran, her iki ayda bir bu yönde adım atmaktadır.

Türkiye, Planı yayılmanın önlenmesi ve bölgesel istikrar açılarından önemli bulmaktadır ve UAEA’nın gözetimi altında bütünüyle uygulanarak devam ettirilmesinden yanadır.

Silahsızlanma Konferansı (CD)

Türkiye 1996 yılından bu yana Silahsızlanma Konferansı’nın (CD-Conference on Disarmament) aktif bir üyesidir. CD silahsızlanma alanında müzakerelerin yapıldığı tek çok taraflı forum olma özelliğine sahiptir. Fakat Konferans, 1996 yılından bu yana üye ülkelerin farklı görüşleri nedeniyle bir çalışma programı kabul edememiş ve bu yüzden esaslı konulara geçilememiştir. CD’nin gündeminde dört temel konu bulunmaktadır. Bunlar, nükleer silahsızlanma (nuclear disarmament), çekirdeği bölünebilir maddelerin yasaklanması antlaşması (FMCT-Fissile Material Cut-off Treaty), menfi güvenlik garantileri (Negative Security Assurances) ve uzayda silahlanma yarışının önlenmesidir (Prevention of an Arms Race in Outer Space –PAROS). Ülkemiz, CD toplantılarındaki tıkanmanın aşılması ve bir çalışma programı üzerinde mutabakat sağlanmasına yönelik önerileri desteklemektedir.

Türkiye altıncı ve son CD Dönem Başkanlığını 2018 yılında ifa etmiştir. Bu çerçevede, CD’nin Dönem Başkanlığı Raporu Türkiye tarafından hazırlanmıştır. Buna ek olarak, rapor hakkında bir karar taslağı da BM 73. Genel Kurulu’nun Birinci Komitesi’ne sunulmuştur.

İhracat Kontrol Rejimleri

Türkiye aynı zamanda konvansiyonel silahlar ve çift kullanımlı malzeme ve teknolojinin bütün ihracat kontrol rejimlerine taraftır. Bunlar aşağıdaki şekildedir:

- Wassenaar Düzenlemesi konvansiyonel silahların ve çift kullanımlı malzeme ve teknolojinin ihracatını kontrol etmeyi hedeflemektedir. Türkiye 1996 yılında kurucu üye olmuştur.

- Füze Teknolojisi Kontrol Rejimi (FTKR) 1987 yılında kurulmuş olup, menzil ve teslimat kapasitesi belli bir eşiğin üstünde olan balistik füzelerin, seyir füzelerinin ve diğer insansız sevkiyat sistemlerinin yayılmasını sınırlamayı amaçlamaktadır. Türkiye 1997 yılında üye olmuştur.

- Zanger Komitesi (ZK) 1971 yılında nükleerle ilgili maddeler, ekipman ve teknolojilerin ihracatını kontrol etmek üzere kurulmuştur. Türkiye 1999 yılında üye olmuştur.

- Nükleer Tedarikçiler Grubu (NTG) nükleerle ilgili ve çift kullanımlı malzemelerin ihracatını kontrol etmek için kurulmuştur. Türkiye 2000 yılında üye olmuştur.

- Avustralya Grubu (AG) 1985 yılında kimyasal ve biyolojik silahların yayılmasını önlemek için çift kullanımlı malzeme ve teknolojilerin ihracatını kontrol etmek üzere kurulmuştur. Türkiye 2000 yılında üye olmuştur.

Girişimler

Türkiye aşağıdaki tamamlayıcı girişimlere destek vermekte ve katılmaktadır:

- Kitle İmha Silahlarının Yayılmasına Karşı Güvenlik İnisiyatifi (PSI): Türkiye, Mayıs 2003’te başlatılan PSI’ye destek beyan etmiştir. PSI, uluslararası toplumun WMD yayılmasına karşı mevcut anlaşmaları ve rejimleri de içeren, çabalarının üzerine kurulmuştur.

- Nükleer Terörizmle Mücadele İçin Küresel Girişim (GICNT): Türkiye terörizmle mücadelede aktif bir tutum izlemektedir. Bu anlayışla, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Putin ile ABD Başkanı Bush tarafından 15 Temmuz 2006 tarihinde St. Petersburg’da yapılan bir ortak açıklama ile ilan edilen “Nükleer Terörizmle Mücadele İçin Küresel Girişim”e de başlangıç ortağı olarak katılmıştır.

- Nükleer Yayılmanın Önlenmesi ve Silahsızlanma Girişimi (NPDI): 2010 NPT Gözden Geçirme Konferansının ortak hedeflerinin hayata geçirilmesine katkı sağlamak ve nükleer silahsızlanma ile yayılmanın önlenmesi gündemini ileriye taşıma amacıyla başlatılmıştır. Türkiye de 11 ülkenin (Almanya, Polonya, Hollanda, Kanada, Şili, Meksika, BAE, Avustralya, Japonya, Nijerya, Filipinler) yanı sıra NPDI bünyesinde yer almaktadır.

- Nükleer Silahsızlanmanın Doğrulanması için Uluslararası Ortaklık Girişimi ( IPNDV): ABD Dışişleri Bakanlığı ile Nükleer Tehdit Girişimi arasındaki işbirliğiyle nükleer silah sahibi olan ve olmayan 25 ülkeyi bir araya getirmektedir. Türkiye de girişime ortak 25 ülke arasındadır. Girişim, nükleer silahsızlanmanın doğrulanması mekanizmalarını geliştirmeyi ve uygulamayı hedeflemektedir.

Türkiye ayrıca,

- BM - KSYÖ Ortak Soruşturma Mekanizmasının yokluğundaki boşluğu doldurma çabasıyla Ocak 2018’te Paris’te oluşturulan “Kimyasal Silah Kullanımının Cezasız Kalmaması İçin Uluslararası Ortaklık” faaliyetlerine iştirak etmektedir.

- Temmuz 2013’te Silah Ticareti Antlaşması’na (ATT) imzalamıştır (Antlaşmaya taraf olmak için ulusal onay süreci devam etmektedir).

Türkiye ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT)

Uluslararası Örgüt Künyesi

Örgütün Amacı: AGİT, güvenliğin üç boyutunda (siyasi-askeri, ekonomi-çevre ve insani) ilke, norm ve standartlar geliştirmekte, yükümlülüklerin uygulanma durumlarını izlemekte, esnek müzakere ve siyasi diyalog forumu teşkil etmekte, ayrıca katılımcı Devletlerin demokratikleşme, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygı alanlarındaki çabalarına destek ve yardım işlevi görmektedir.

Kuruluş Tarihi: 1975/1994

Merkezi: Viyana

Genel Sekreteri: Thomas Greminger (İsviçre)

Üye Ülkeler: AGİT katılımcısı 57 Devlet ile Akdenizli ve Asyalı İşbirliği Ortağı ülkelerinin listesi aşağıda takdim kılınmıştır.

AGİT KATILIMCISI DEVLETLER

ABD • İngiltere • Monako

Almanya • İrlanda • Norveç

Andorra • İspanya • Özbekistan

Arnavutluk • İsveç • Polonya

Avusturya • İsviçre • Portekiz

Azerbaycan • İtalya • Romanya

Belarus • İzlanda • Rusya

Belçika • Kanada • San Marino

Bosna-Hersek • Karadağ • Sırbistan

Bulgaristan • Kazakistan • Slovakya

Çek Cumhuriyeti • Kırgızistan • Slovenya

Danimarka • Letonya • Tacikistan

Ermenistan • Lihtenştayn • Türkiye

Estonya • Litvanya • Türkmenistan

Finlandiya • Lüksemburg • Ukrayna

Fransa • Macaristan • Vatikan

GKRY • Makedonya • Yunanistan

Gürcistan • Malta

Hırvatistan • Moğolistan

Hollanda • Moldova

AKDENİZLİ İŞBİRLİĞİ ORTAKLARI

• Cezayir • Fas • İsrail

• Mısır • Tunus • Ürdün

ASYALI İŞBİRLİĞİ ORTAKLARI

• Afganistan • G.Kore • Japonya

• Tayland • Avustralya

Türkiye’nin Üyelik Durumu: Türkiye Örgütün kurucu üyelerindendir.

Örgütün Tarihi: Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), Soğuk Savaş döneminde bloklar arasında düzenli diyalog tesis etmek suretiyle gerginliği ve anlaşmazlık noktalarını azaltmak ve bu sayede Avrupa’da güvenliğin artırılmasını sağlamak amacıyla, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK) adı altında bir müzakere forumu ve konferanslar diplomasisi olarak ortaya çıkmıştır.

1970’li yıllarda Avrupa’yı etkisi altına alan yumuşama döneminde Batı’nın “karşılıklı ve dengeli kuvvet indirimleri” müzakerelerine başlanması yönündeki önerisinin Doğu Bloku tarafından kabul edilmesi ve buna paralel olarak 1973 yılında Helsinki’de başlayan görüşmelerin sonucunda Helsinki Nihai Senedi’nin 33 Avrupa ülkesi ile ABD ve Kanada tarafından 1975 yılında imzalanmasıyla AGİK süreci başlamıştır.

Helsinki Nihai Senedi’nde güvenliğin birbiriyle irtibatlı üç farklı boyutu (siyasi-askeri, insani ve ekonomi-çevre) olduğu kabul edilmiştir. Bununla birlikte, Örgüt’ün Soğuk Savaşın sona ermesine kadar geçen dönemdeki faaliyetleri ağırlıklı olarak siyasi-askeri boyutta odaklanmıştır.

1990’ların başında Sovyetler Birliği’nin dağılması ve ideolojik kamplaşmanın son bulmasıyla kuruluş amacı bir ölçüde geçerliliğini yitiren AGİK, yeni dönemin risk ve tehditlerini karşılayacak bir uyum süreci içine girmiştir. Bu süreçte AGİK, demokratikleşme ve insan haklarının izlenmesi gibi işlevlerine ilaveten, erken uyarı, çatışmaların önlenmesi, kriz yönetimi ve çatışma sonrası rehabilitasyon alanlarında diğer uluslararası ve bölgesel kuruluşlara nazaran mukayeseli üstünlük kazanmıştır.

Soğuk Savaş sonrası dönemin siyasi başlangıcını oluşturan ve Helsinki sürecinde önemli bir dönüm noktasını simgeleyen 1990 Paris Şartı’yla, AGİK’in siyasi danışma mekanizmaları ve bir dizi daimi organ aracılığıyla kurumsallaşması ihtiyacının ortaya çıktığına karar verilmiş, 1992 Helsinki Zirvesi’nde, bugün halen işlevsel olan kurum ve kuruluşlarının temeli atılmıştır. 1994 Budapeşte Zirvesi’nde ise AGİK bir uluslararası teşkilata dönüşerek, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı-AGİT adını almıştır.

AGİT, diğer uluslararası örgütlerden farklı olarak antlaşma veya sözleşme gibi hukuki bağlayıcılığı bulunan bir belgeye dayanmamaktadır. Kabul ettiği ilke ve normlar kadar, kendi idari ve örgütsel yapısı da siyasi düzeyde Bakanlar veya Devlet ve Hükümet Başkanları tarafından alman kararlara göre şekillenmektedir. Kararlar oydaşmayla alınmaktadır.

Örgüt, özellikle Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından kapsamlı bir insan hakları müktesebatı geliştirmiş, insani boyuttaki yükümlülüklerin hayata geçirilmesinde katılımcı devletlere destek sunmak üzere AGİT Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi, Milli Azınlıklar Yüksek Komiseri ve Medya Özgürlüğü Temsilcisi kurumlarını oluşturmuştur.

Diğer yandan, AGİT ülkeleri arasındaki siyasi diyaloğu parlamenterler düzeyine taşımayı amaçlayan AGİT Parlamenter Asamblesi (AGİT-PA) 1991 yılında kurulmuş olup, ülkemiz, TBMM’nde oluşturulan AGİT PA Türk Grubu tarafından AGİTPA çalışmalarına katılım sağlamaktadır.

AGİT’i diğer uluslararası örgütlerden ayıran karşılaştırmalı üstünlüklerden birini de alan misyonları oluşturmaktadır. Halen Güneydoğu Avrupa’da Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan, Karadağ, Kosova ve Makedonya’da; Doğu Avrupa’da Moldova ve Ukrayna’da; Kafkaslarda Azerbaycan ve Ermenistan’da; Orta Asya’da Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan’da faaliyet gösteren AGİT ofis ve misyonları, çatışmaların önlenmesi ve çözümü için siyasi süreçlerin kolaylaştırılması, sivil toplumun ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi, demokrasinin geliştirilmesi, insan ve azınlık haklarının korunması işlevlerini yerine getirmektedirler.

21. yüzyılda karşılaşılan tehditlerin çok boyutlu ve karmaşık nitelik arzetmesi, AGİT’in bu tehditlerle mücadele imkan ve yeteneklerinin geliştirilmesine yönelik çabaların 2000’li yıllarda da sürdürülmesini gerektirmiştir. Bu itibarla, 2003 Maastricht Bakanlar Konseyinde “21. Yüzyılda Güvenlik ve İstikrara Yönelik Tehditlere Yönelik AGİT Stratejisi” kabul edilmiş, 2010 Astana Zirvesi’nde kabul edilen “Güvenlik Topluluğuna Doğru” başlıklı deklarasyonla ise, AGİT coğrafyasında güvenlik topluluğu inşa edilmesi hedefi dile getirilerek, kapsamlı ve işbirliğine dayalı güvenlik ile güvenliğin bölünmezliği ilkelerine dayalı bir vizyon öngörülmüştür. Astana Zirvesi’nden sonra, kadın, cinsiyet ve siber güvenlik gibi boyutlararası konular da önem kazanmış ve Örgütün gündeminde daha fazla yer teşkil etmeye başlamıştır.

Güvenlik topluluğunun inşasına yönelik “yapı taşlarının” oluşturulması için Helsinki Nihai Senedi’nin imzalanmasının 40. yıldönümüne rastlayan 2015 yılı hedef olarak saptanmış ve Helsinki+40 süreciyle, katılımcı devletler arasında ileriye dönük, yapıcı, sonuç odaklı ve gayrıresmi diyalog başlatılmıştır. 2014 yılında başlayan Ukrayna krizinin de etkisiyle, 2015 yılında “landmark” bir belgenin kabulü mümkün olmamakla birlikte, Helsinki+40 süreci, Örgüt’ün geleceğine dair yapılandırılmış tartışmalara olanak tanıması yönünden yararlı olmuştur.

Türkiye’nin Örgüt’le İlişkileri:

AGİT’in kurucu üyeleri arasında yer alan Türkiye, Örgütün tüm boyutlarında (siyasi-askeri, ekonomi-çevre, insani boyut) aktif ve yapıcı bir tutum sergilemektedir. Bu çerçevede ülkemiz, terörizm, polis faaliyetleri, sınır güvenliği ve yönetimi, ekonomi ve çevre konuları, hoşgörüsüzlük ve ayrımcılıkla mücadele, göç ve entegrasyon, insan ticaretiyle mücadele gibi alanlar başta olmak üzere AGİT çalışmalarına katkıda bulunmakta; AGİT kurumları ve diğer birimleriyle ilişkilerimiz düzenli diyalog temelinde olumlu bir seyir izlemektedir. Örgütün güçlendirilmesi ve etkinliğinin arttırılması çabaları tarafımızdan desteklenmekte ve bu çerçevede etkin katkı yapılmaktadır.

Ülkemiz, 1999 yılında AGİT Zirvesi’ne evsahipliği yapmıştır. 18-19 Kasım 1999’da İstanbul’da yapılan Zirve’de kabul edilen belgeler örgüt müktesebatına önemli katkı sağlamıştır. Zirve’de imzalanan Avrupa Güvenlik Şartı (İstanbul Şartı), 21. yüzyılda AGİT bölgesinin güvenlik, barış ve istikrarının güvence altına alınabilmesi için gerekli ilke ve yöntemleri belirlemiştir. İstanbul Şartı’nda, AGİT’in erken uyarı, çatışma önleme, kriz yönetimi ve çatışma sonrası rehabilitasyon alanlarındaki faaliyetlerini daha etkin hale getirmek için AGİT coğrafyasında faaliyet gösteren uluslararası ve bölgesel kuruluşlar arasında İşbirliğine Dayalı Güvenlik Platformu (Platform for Cooperative Security), Süratli Uzman Yardım ve İşbirliği Ekipleri (Rapid Expert Assistance Cooperation Teams/REACT) gibi mekanizmalar geliştirilmiştir.

Ülkemizin Örgütten beklentilerinde, AGİT coğrafyasındaki tüm sürüncemede kalmış ihtilafların (Yukarı Karabağ, Abhazya, Güney Osetya ve Transdinyester) ülkelerin toprak bütünlüğü ve egemenlikleri çerçevesinde çözümü önemli bir yer tutmaktadır. Ülkemiz, Yukarı Karabağ ihtilafının çözümüne yönelik Minsk Grubu’nun da bir üyesi olarak, Örgütün anılan ihtilafların çözüm süreçlerinde daha etkin ve sonuç alıcı bir rol üstlenmesini teşvik etmektedir.

Öte yandan, Kırım’ın gayrimeşru ilhakı ve Ukrayna’nın doğusundaki çatışma ortamı, Avrupa güvenliğine ciddi bir sınama teşkil etmektedir. Krizin ortaya çıkmasını müteakip AGİT’in kısa sürede Ukrayna Özel Gözlem Misyonu’nu (ÖGM) oluşturması, AGİT’i Ukrayna krizine çözüm bulunması çabalarında öncü konuma almıştır. Kuruluş amacı, görev yönergesinde, Ukrayna genelinde gerilimin azaltılması; bölgede huzur, barış, güvenlik ve istikrarın teşvik edilmesi ve AGİT ilke ve yükümlülüklerinin uygulanmasının desteklenmesi ve denetlenmesi olarak tarif edilen ÖGM’nun başkanlığını 2 Nisan 2014-1 Haziran 2019 tarihleri arasında Dışişleri Bakanlığı eski Müsteşarı emekli Büyükelçi Ertuğrul Apakan yürütmüş, yerine atanan emekli Büyükelçi Halit Çevik 1 Haziran 2019 tarihi itibariyle görevi devralmıştır. ÖGM, Minsk mutabakatları uyarınca ateşkesin gözlemlenmesi, ağır silahların geri çekilmesinin gözlemlenmesi ve doğrulanması ile Ukrayna-RF sınır güvenliğinin denetlenmesi görevlerini de yerine getirmektedir. Tüm tarafların güvenini kazanmış bir şekilde sahadaki faaliyetlerini sürdüren ÖGM’na, ülkemizce personel ve bütçe desteği sağlanmaktadır.

Avrupa-Atlantik ve Avrasya güvenlik mimarisinde özgün bir yere sahip olan AGİT’in güvenlik kavramına kapsamlı yaklaşımı, katılımcı devletler arasında açıklık, şeffaflık ve işbirliğini teşvik ederek, güvenliğin arttırılmasını hedefleyen siyasi ve askeri konularla ilgili taahhüt ve mekanizmaları da içermektedir. Bu çerçevede, askeri faaliyetlerin takibine imkân tanıyan, erken uyarı ve kriz önleme hükümleri içeren Viyana Belgesi, AGİT bölgesinde istikrara ve güvenliğe katkıda bulunan önemli bir GGAÖ aracını oluşturmaktadır. 57 AGİT katılımcısının taraf olduğu, çeşitli güven ve güvenlik artırıcı tedbirleri içeren ve siyasi bağlayıcılığı olan Viyana Belgesi’nin bugüne kadar başarıyla uygulanabilmesinde en önemli etken, uluslararası gelişmelere göre uyarlanabilmesi ve yeni ihtiyaçları karşılayabilmesi olmuştur. Ahiren dört kez gözden geçirilmiş olan Viyana Belgesi’nin, güncellenmesine yönelik çalışmalar sürmektedir.

1992 yılında yürürlüğe giren Avrupa’da Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması (AKKA), Avrupa konvansiyonel güvenlik mimarisinin üzerinde inşa edildiği temel uluslararası düzenlemedir. Avrupa sathında ve bölgesel düzeyde kuvvet düzeyleri, askeri dengeler, ülke içi ve dışı askeri konuşlandırma koşulları AKKA tarafından belirlenir. Rusya Federasyonu (RF), NATO genişlemesinden kaynaklanan güvenlik endişelerini gerekçe göstererek, AKKA yükümlülüklerini, tek taraflı bir kararla, 12 Aralık 2007 tarihi itibariyle askıya almıştır. Bu tarihten itibaren, Antlaşma, RF dışındaki diğer 29 Taraf Devlet tarafından uygulanmaktadır.

Açık Semalar Antlaşması (ASA) ise, hukuki bağlayıcılığa sahip, taraf ülkelerin topraklarının, silahtan arındırılmış ve özel algılayıcılarla donatılmış uçaklarla havadan gözlenmek suretiyle açıklığa ve şeffaflığa katkı sağlanmasını öngören bir askeri düzenlemedir. 34 ülkenin taraf olduğu Antlaşma, Avrupa’da silahsızlanma ve silahların kontrolü alanındaki çeşitli düzenlemeler bakımından tamamlayıcı bir denetim aracı olarak da kullanılmaktadır.

AGİT’in kapsamlı güvenlik anlayışı çerçevesinde, ülkemiz, ekonomi-çevre ve insani boyut konularında da Örgütün çalışmalarına aktif katkı sağlamaktadır. Boyutlar arasında herhangi bir önceliklendirme yapılmaması tarafımızdan her fırsatta vurgulanmakta, Örgütün her üç boyuttaki faaliyetlerinin dengelenmesini öngören öneriler ilke itibarıyla tarafımızca desteklenmektedir.

İnsani boyutta, Avrupa başta olmak üzere AGİT bölgesinde yaşayan vatandaş ve soydaşlarımızın maruz kaldıkları hoşgörüsüzlük, yabancı düşmanlığı, ayrımcılık, ırkçılık ve nefret saikli olayların seslendirilmesi temin ve teşvik edilmektedir. Dönem Başkanlığı Müslümanlara Karşı Ayrımcılık ve Hoşgörüsüzlükle Mücadele Özel Temsilciliği görevini Büyükelçi Mehmet Paçacı yürütmektedir. Büyükelçi Paçacı, bu görevi üç dönem sürdüren Doç. Dr. Bülent Şenay’dan devralmıştır. (İnsani boyuttaki faaliyetlere dair detaylı bilgi, “Türkiye’de İnsan Hakları -AGİT altbaşlığında yer almaktadır).

Ülkemiz, ekonomi ve çevre boyutu faaliyetleri marifetiyle güvenliğin arttırılabileceği görüşünü taşımakta, bununla birlikte AGİT’in görev yönergesi ve kısıtlı kaynaklarının dikkate alınmasını ve diğer uluslararası örgütlerin faaliyetlerinin tekrarlanmasından kaçınılmasını istemektedir. Ayrıca, yolsuzluk, kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadeleye önem atfetmekte, göç yönetiminin ise, göçmenlerin yaşadıkları ülkelere sağladıkları katkılar da dikkate alınarak geliştirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu boyuttaki faaliyetlere verdiğimiz önem doğrultusunda, Ekonomi ve Çevre Faaliyetleri Koordinatörlüğü görevini 2013-2017 döneminde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı eski Müsteşarı Dr. Yurdakul Yiğitgüden deruhte etmiştir.