SİLAHLARIN KONTROLÜ VE SİLAHSIZLANMA

Türkiye, silahların kontrolü ve silahsızlanma konularına önem atfetmektedir. Bu alanlardaki uluslararası çabalara aktif biçimde katılım, ilgili uluslararası anlaşmalara taraf olma, bunların bütünüyle uygulanmasının takibi, bu bağlamda ilgili kuruluşlarımız arasında gerekli eşgüdümün sağlanması Türkiye’nin ulusal güvenlik politikasının önemli unsurlarını oluşturmaktadır. Türkiye, Avrupa güvenlik mimarisinde son on yılda meydana gelen hızlı değişim sonucu, silahların kontrolü ve silahsızlanma çabalarına hız kazandıran, işbirliğine dayalı yeni bir güvenlik sistemi arzusunun ortaya çıkmasını memnuniyetle karşılamıştır.

Kitle İmha Silahlarının (KİS) ve bunların fırlatma vasıtalarının yayılması, 21’inci yüzyılda gözle görülür bir şekilde büyüyen bir tehdit olarak değerlendirilmektedir. Kaçakçılık ve bazı devletlerin, teröristler, aşırı uçta yer alan unsurlar veya örgütlü suç gruplarıyla işbirliği yapmaları sonucunda, söz konusu silahlara ulaşılmasının kolay hale gelmesi, bu silahların yasadışı gruplar tarafından elde edilmesi endişesini artırmaktadır. Terörizm ve KİS yayılmasının tehditkâr boyutunu gözönünde bulunduran Türkiye, yayılmanın önlenmesi ve daha güvenli ve istikrarlı bir dünya yaratılmasına yönelik hedefinin bütün ülkeler tarafından paylaşıldığını görmeyi samimiyetle arzu etmektedir. Bu çerçevede, ülkemiz, BM Güvenlik Konseyinin nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlar ile bunların fırlatma vasıtalarının yayılmasının önlenmesine ilişkin 1540 sayılı Kararını memnuniyetle karşılamıştır. Bu çerçevede BM bünyesinde oluşturulan Grubun çalışmasına katkımızı düzenli olarak yapmaktayız.

Türkiye, Kitle İmha Silahlarının yayılmasının önlenmesine yönelik tüm uluslararası çabaları desteklemektedir.

Nükleer, biyolojik ve kimyasal silahlar ile bunların fırlatma vasıtalarının yayılması, Türkiye için ciddi bir endişe unsuru oluşturmaya devam etmektedir. Kitle İmha Silahlarının yayılma riskinin yüksek olduğu bölgelere yakın bir konumda bulunan Türkiye, bu alandaki gelişmeleri dikkatle izlemekte, bu endişe verici eğilimin kontrol altına alınması amacıyla yürütülen uluslararası çalışmalar içinde yer almakta ve bu bağlamda silahların kontrolü ve yayılmanın önlenmesine yönelik antlaşmalar ile ihracat kontrol rejimlerine büyük önem atfetmektedir.

Bu çerçevede, yayılmanın önlenmesi alanındaki yükümlülüklerimizin uygulanmasına ilişkin gelişmeleri izlemek ve görüş alışverişinde bulunmak amacıyla, ilgili tüm kuruluşlarımızdan temsilcilerin katılımıyla Bakanlığımızda düzenli olarak eşgüdüm toplantıları düzenlenmektedir.

Türkiye yayılmanın önlenmesi alanındaki tüm temel uluslararası belgelere ve ihracat kontrol düzenlemelerine taraftır. Ülkemiz, bu çerçevede, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na (NPT) 1979, Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Antlaşması’na (CTBT) 2000 yılında taraf olmuştur. Kimyasal Silahlar Sözleşmesi’ne 1997 yılından, Biyolojik Silahlar Sözleşmesi’ne ise 1974 yılından bu yana taraf olan Türkiye, 1996 yılında konvansiyonel silahlar ve çift kullanımlı malzeme ve teknolojinin ihracat denetimlerine ilişkin Wassenaar Düzenlemesi’nin kurucu üyeleri arasında yer almış, 1997 yılında Füze Teknolojisi Kontrol Rejimi’ne katılmış, 1999’da Zangger Komitesi’ne, 2000 yılında ise Nükleer Tedarikçiler Grubu ile kimyasal ve biyolojik maddelerin dışsatımının kontrolü alanında faaliyet gösteren Avustralya Grubu’na üye olmuştur. Ülkemiz 25-26 Kasım 2002 tarihlerinde Lahey’de düzenlenen uluslararası konferansta kabul edilen Balistik Füze Yayılmasına Karşı Lahey Davranış İlkeleri Rehberini (HCOC) de bu alanda uluslararası çapta kabul görebilecek bir yasal çerçevenin ilk adımı olarak değerlendirerek anılan konferans sonunda taraf olmuştur. Ülkemiz taraf olduğu ihracat kontrol düzenlemelerinin siyasi düzeyli genel kurul ve teknik düzeyli çalışma/uzmanlar grubu toplantılarına aktif katılım ve katkı sağlamaktadır.

Türkiye, nükleer yayılmanın önlenmesi rejiminin çerçevesini oluşturan NPT’nin yayılmanın önlenmesi, silahsızlanma ve nükleer enerjiden barışçı amaçlarla yararlanma hakkını içeren üç temel boyutuna, birbirini tamamlayan unsurlar olarak eşit derecede önem vermektedir. Bu çerçevede, yayılmanın önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlerin, NPT’den kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getiren ülkelerin nükleer enerjiden barışçı amaçlarla yararlanma hakkına engel teşkil etmemesi gerektiğini ilgili forumlarda güçlü biçimde savunmaktadır.

Ülkemiz, bu politikaları çerçevesinde, beş yılda bir düzenlenen NPT Gözden Geçirme Konferanslarına (GGK) ve ara dönem Hazırlık Komitesi toplantılarına katılım sağlamakta, bu konferanslarda kabul edilen ve uluslararası oydaşmayı yansıtan tavsiyelerin her üç boyutta dengeli bir ilerleme sağlayacak şekilde uygulamaya geçirilmesine yönelik çabalara katkıda bulunmaktadır. Bu çerçevede, 22 Nisan-27 Mayıs 2015 tarihleri arasında New York’da düzenlenen NPT GGK toplantısına da iştirak edilmiştir. NPT’nin yeni döngüsü 2017 yılında yapılan I. Hazırlık Komştesi toplantısı ile başlamış olup, müteakip GGK 2020 yılında yapılacaktır.

Türkiye, nükleer alanda son dönemde Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Antlaşması’nın (CTBT) yürürlüğe girmesini kolaylaştırmaya, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın güvence denetimleri sisteminin güçlendirilmesine, Orta Doğu’da kitle imha silahlarından arındırılmış bölge (WMDFZ) tesisine ve Silahsızlanma Konferansı’ndaki tıkanıklığın aşılmasına yönelik girişimlere destek vermektedir.

NPT hedeflerinin hayata geçirilmesine yönelik çabaları desteklemek amacıyla Japonya ve Avustralya’nın öncülüğünde dünyanın farklı bölgelerinden on ülkenin (Türkiye, Japonya, Avustralya, Kanada, Almanya, Hollanda, Polonya, Meksika, Şili, BAE) Dışişleri Bakanları düzeyinde bir araya gelerek oluşturdukları, bilahare Filipinler ve Nijerya’nın da dahil olduğu Nükleer Yayılmanın Önlenmesi ve Silahsızlanma Girişimi (Non-Proliferation and Disarmament Initiative - NPDI) bünyesinde yer alan Türkiye grubun faaliyetlerine katılmaktadır. Ülkemiz Haziran 2012’de NPDI’ın Bakanlar düzeyindeki mutad yıllık toplantısına evsahipliği yapmıştır.

Nükleer terörizmin, nükleer ve radyolojik maddelere yetkisiz çevrelerce erişimin önlenmesi çabaları yayılmanın önlenmesi rejiminin giderek ön plana çıkan bir boyutunu teşkil etmektedir. Türkiye, yasadışı nükleer ticaretin ve nükleer terörizmin önlenmesi, ayrıca nükleer malzemenin emniyet ve güvenliğinin sağlanması hedeflerine yönelik çabaların birleştirilmesi amacıyla Nisan 2010’da Vaşington’da düzenlenen Nükleer Güvenlik Zirvesi ile başlayan ve 31 Mart- 2 Nisan 2016 tarihleri arasında Vaşington’da düzenlenen Zirveyle sona eren Nükleer Güvenlik Sürecine ( NSS) katılan 47 ülke arasında yer almıştır.

Bu alanda temel yasal araçlardan birisi olan Nükleer Maddelerin Fiziksel Korunması Sözleşmesi’ndeki (CPPNM) değişikliğin onaylanması, NSS çerçevesinde en üst düzeyde üstlendiğimiz taahhütlerden birisini oluşturmaktaydı. 2002 yılında taraf olduğumuz Sözkonusu değişikliğin uygun bulunduğuna dair Kanun, 8 Nisan 2015 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla onaylanmış, anılan karar 24 Nisan 2015 tarihinde resmi gazetede yayımlanmıştır. Değişikliğe ilişkin onay belgesi 8 Temmuz 2015 tarihinde Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörüne tevdi edilmiştir. Değişiklik, taraf devletlerin üçte ikisince gerekli onay/kabul/tasdik belgesinin iletilmesini takiben 8 Mayıs 2016 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.

İran’ın nükleer programına ilişkin olarak P5+1 ile İran arasında yürütülen müzakereler 14 Temmuz 2015 tarihinde Kapsamlı Ortak Eylem Planı ( KOEP) üzerinde uzlaşıya varılmasıyla sonuçlanmıştır. Sözkonusu Anlaşmayı onaylayan 2231 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararı 20 Temmuz 2015 tarihinde kabul edilmiş ve KOEP, İran’ın taahhütlerini yerine getirdiğine dair UAEA raporunun yayımlandığı 16 Ocak 2016 tarihinde uygulanmaya başlanmıştır.

İran’ın nükleer programının çözümü için müzakere ve diplomasiyi tek yol olarak gören ve bu yolda çaba sarfetmiş olan ülkemiz, KOEP’i desteklemekte ve Plan’ın UAEA’nın denetiminde, kesintisiz ve şeffaf bir şekilde uygulanmasını savunmaktadır.

Kimyasal Silahlar Sözleşmesi (KSS)’nin VII. Maddesi çerçevesinde Bakanlığımızca hazırlanan ve 14 Aralık 2006 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda kabul edilerek kanunlaşan 5564 sayılı “Kimyasal Silahların Geliştirilmesi, Üretimi, Stoklanması ve Kullanımının Yasaklanması Hakkında Kanun” 21 Aralık 2006’da yürürlüğe girmiştir. Söz konusu Kanun, KSS’nin ulusal düzeyde tam olarak uygulanmasına olanak sağlayan cezai ve idari düzenlemeleri kapsamaktadır.

Türkiye, yayılmanın önlenmesine yönelik genel yaklaşımı çerçevesinde, 2003 yılında Polonya’nın Krakov şehrinde, Amerika Birleşik Devletleri tarafından yapılan bir konuşmayla başlatılan Kitle İmha Silahlarının Yayılmasına Karşı Güvenlik İnisiyatifine (PSI) destek beyan etmiştir. Kapsamı ve amaçları, Paris Önleme İlkeleri (Paris, 4 Eylül 2003) beyanıyla ortaya konulan PSI, WMD yayılmasına karşı uluslararası toplum tarafından bugüne kadar geliştirilmiş bulunan anlaşmaları ve rejimleri de içeren, mevcut sistemin üzerinde inşa edilmiş bir girişimdir. 2006 yılında deniz, hava ve kara unsurlarının dahil olduğu uluslararası bir PSI tatbikatına ev sahipliği yapan ülkemiz PSI faaliyetlerine etkin katkı sağlamaya devam etmektedir.

Terörizmle mücadelede aktif bir tutum izleyen Türkiye, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Putin ile ABD Başkanı Bush tarafından 15 Temmuz 2006 tarihinde St. Petersburg’da yapılan bir ortak açıklama ile ilan edilen “Nükleer Terörizmle Mücadele İçin Küresel Girişim”e de başlangıç ortağı olarak katılmış ve Girişimin ikinci toplantısına 12-13 Şubat 2007 tarihlerinde Ankara’da evsahipliği yapmıştır.

Türkiye’nin taraf olduğu yayılmanın önlenmesine yönelik uluslararası antlaşmalar ve ihracat kontrol rejimleri hükümlerinin yerine getirilmesi için, ülkemizde, AB standartlarıyla uyumlu, gelişmiş bir ihracat kontrol sistemi uygulanmaktadır.

Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Önlemesine İlişkin 1540 sayılı BMGK kararı ile “1540 Komitesi” kurulmuştur. Anılan Komite, ülkelerin sözkonusu BMGK kararı çerçevesinde yayılmanın önlenmesi alanında sağladıkları gelişmeleri takip etmektedir. Tüm ülkelerin Komite’ye ulusal raporlarını sunmaları gerekmektedir. Ülkemiz, ulusal raporlarını düzenli olarak sunmaktadır. (2004, 2006, 2008 ve son olarak 30 Aralık 2016 tarihinde sunulmuştur.)

1990’lı yılların başından itibaren gittikçe artan oranda devam eden, konvansiyonel silahların yayılması sorunu da Türkiye için ciddi bir endişe unsurunu oluşturmaktadır. Küçük ve Hafif Silahların (KHS) aşırı oranda belli bölgelere yığılması ve bu silahların kontrolsüz bir şekilde yayılması, barış ve güvenliğin yanısıra, birçok ülkenin toplumsal ve ekonomik kalkınmasına yönelik olarak da önemli bir tehdit kaynağıdır. KHS’ların yasadışı ticareti ile terörizm arasında yakın bir ilişki mevcut olup, bu silahların kullanılmasından kaynaklanan ölüm oranları gün geçtikçe artmaktadır. Bu nedenlerle Türkiye, sözkonusu alandaki mücadeleyi ve KHS’ların yasadışı ticaretinin ortadan kaldırılmasına yönelik uluslararası çabaları, BM, AGİT ve diğer uluslararası forumlarda güçlü bir biçimde desteklemektedir. KHS’lara ilişkin AGİT Belgesi, bu konudaki çabalarımıza önemli bir temel oluşturmaktadır. KHS'nin yasadışı ticaretinin önlenmesi, bu sorunla mücadele edilmesi ve tamamen ortadan kaldırılması amacıyla 2001 yılında kabul edilen BM Eylem Programı ise, KHS'nin yayılması sorununun uluslararası gündeme yerleştirilmesi bakımından önemli bir belge niteliğindedir. Sözkonusu Eylem Programının mümkün olan en geniş ölçüde uygulanması ve değişen koşullara göre yeni önlemler ilave edilerek güçlendirilmesi KHS’ların yasadışı ticareti ve yayılımının oluşturduğu risk ve tehditlerle mücadelede önem arzetmektedir.

Konvansiyonel silahların ihracatı, ithalatı ve transferi konusunda evrensel kural ve standartların bulunmaması ve yasadışı silah ticaretinin bölgesel ve uluslararası güvenlik ile sosyal ve ekonomik gelişmeye yaptığı olumsuz etkilerden hareketle, bazı devletler tarafından bir Silah Ticareti Antlaşması (Arms Trade Treaty) yapılması fikri ortaya atılmış ve bu konudaki çalışmalar, 2006 yılında alınan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararı ile resmiyet kazanmıştır.

2006 yılında alınan kararı takiben Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında düzenlenen hazırlık komiteleri ve konferanslarda yapılan ve ülkemizin de aktif olarak katıldığı müzakereler sonucunda ortaya çıkan Antlaşma metni, 2 Nisan 2013 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yapılan oylama ile kabul edilmiş ve 3 Haziran 2013 tarihinde imzaya açılmıştır. Antlaşma’yı ülkemiz 2 Temmuz 2013 tarihinde imzalamıştır. Silah Ticareti Antlaşması’nın ülkemizdeki onay süreci devam etmektedir.

Son yıllarda, sivil havacılığa, barışı koruma ve kriz yönetimi çalışmaları ile terörle mücadele operasyonlarına yönelik bir tehdit haline dönüşen Omuzdan Atılan Hava Savunma Sistemlerinin (MANPADS) yayılması ve bunların yetkisiz kişilerce kullanılması tehlikesine karşı da, özel bir dikkat gösterilmesi gerekmektedir. Sözkonusu silahlar şu ana kadar bu konuda eğitim almış teröristlerin elinde önemli sayıda sivil kayıplara yol açmıştır. Bu nedenle, uluslararası toplum, MANPADS ithal eden ve üreten ülkelerde stok güvenliğinin geliştirilmesi ve ihracat kontrollerinin güçlendirilmesi için kararlı bir şekilde hareket etmelidir. MANPADS yayılmasıyla mücadelede daha sıkı ihracat kontrol sistemleri ve bilgi değişimi mekanizmaları kurulmasına yönelik olarak uluslararası toplum tarafından özellikle BM, AGİT ve Wassenaar Düzenlemesi çerçevesinde ortaya konan çabalar, Türkiye tarafından da desteklenmektedir.

Anti-Personel Kara Mayınlarının (APKM) sorumsuzca ve ayrım gözetmeden kullanımından kaynaklanan acıların ve kayıpların bilincinde olan Türkiye, APKM’larının kullanımının, üretiminin, stoklarda bulundurulmasının ve transferinin önlenmesi ile bunların son aşamada tamamen yok edilmesini amaçlayan uluslararası temel bir belge olan Ottava Sözleşmesi’ne taraf olmuş ve Sözleşme 1 Mart 2004 tarihinde ülkemiz bakımından yürürlüğe girmiştir. Türkiye’nin bu konudaki mevcut yasal düzenlemeleri, Sözleşme hükümlerinin yerine getirilmesi bakımından yeterli düzeydedir.

Ülkemiz, 1996 Ocak ayında APKM’lerin üretim, satış ve transferini yasaklayan üç yıllık ulusal moratoryum ilan etmiş, moratoryumun süresini 1999 yılında yenilemiş ve 2002 Mart ayında süresiz olarak uzatmıştır. 1998 Ocak ayından itibaren mayınlama faaliyetleri durdurulmuş ve temizleme çalışmalarına başlanmıştır. Mayın temizleme çalışmalarına halen devam edilmektedir. Sözleşme çerçevesinde depolarımızda bulunan mayınların 2008, arazide döşeli bulunanların ise 2014 yılına kadar imha edilmesi gerekmektedir. Depolardaki mayınların imhasına yönelik olarak kurulan “Türk Silahlı Kuvvetleri Mühimmat Ayırma ve Ayıklama Tesisi” Kasım 2007 itibarıyla faaliyete geçmiş; bu mayınların imhası 2011 yılında tamamlanmıştır. Bununla birlikte, döşeli mayınların öngörüldüğü şekilde 2014 yılında imha işlemlerinin tamamlanamayacağının anlaşılması üzerine, sözleşmeden kaynaklanan haklarımız kullanılarak sekiz senelik uzatma talebinde bulunulmuştur. Süre uzatımı talebimiz kabul edilmiş olup, döşeli mayınların 2022 yılına dek imha edilmesi gerekmektedir.

Mayın temizliğindeki çalışmaların koordinasyonunu sağlayarak hızlandırmak amacıyla TBMM tarafından 22 Ocak 2015 tarihinde 6586 sayılı “Milli Mayın Faaliyet Merkezi (MAFAM) Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” kabul edilmiş ve 27 Temmuz 2015 tarihinde anılan merkez faaliyete geçmiştir.

Türkiye ayrıca, silahlı çatışmalarda tarafların kullanabilecekleri savaş araçlarını ve yöntemlerini seçme haklarının sınırsız olmamasını öngören ve kısaca “Belirli Konvansiyonel Silahlar Sözleşmesi” olarak anılan “Aşırı Derecede Yaralayan ve Ayrım Gözetmeyen Etkileri Bulunan Belirli Konvansiyonel Silahların Kullanımının Yasaklanması veya Sınırlandırılması Sözleşmesi” ile Sözleşme’nin üç Ek Protokolüne 2 Mart 2005 tarihinde taraf olmuştur.

Türkiye 1996 yılından bu yana Silahsızlanma Konferansı’nın (CD-Conference on Disarmament) aktif bir üyesidir. Uluslararası silahsızlanma konularının görüşüldüğü ve müzakere yönergesi bulunan çok taraflı forum olan CD’de üye ülkelerin farklı görüşleri nedeniyle bir çalışma programı kabul edilememektedir. CD’nin gündeminde dört temel konu bulunmaktadır. Bunlar, nükleer silahsızlanma (nuclear disarmament), çekirdeği bölünebilir maddelerin yasaklanması antlaşması (FMCT-Fissile Material Cut-off Treaty), menfi güvenlik garantileri (Negative Security Assurances) ve uzayda silahlanma yarışının önlenmesi (Prevention of Arms Race in Outer Space –PAROS)’dir. Ülkemiz, CD toplantılarındaki tıkanmanın aşılması ve bir çalışma programı üzerinde mutabakat sağlanmasına yönelik önerileri desteklemektedir.

Türkiye’nin kurucu üyeleri arasında yer aldığı Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), Avrupa-Atlantik ve Avrasya güvenlik mimarisinde özgün bir yere sahiptir. Örgütün, güvenlik kavramına, siyasi-askeri, ekonomi-çevre, insani boyutlarını içeren kapsamlı yaklaşımı, katılımcı devletler arasında açıklık, şeffaflık ve işbirliğini teşvik ederek, güvenliğin arttırılmasını hedefleyen siyasi ve askeri konulara dair taahhüt ve mekanizmaları içermektedir.

Avrupa’da Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Antlaşması (CFE-AKKA), 1990’da imzalanmış ve Temmuz 1992’de yürürlüğe girmiştir. AKKA, 30 AGİT katılımcı Devletinin taraf olduğu, hukuki bağlayıcılığa sahip müstakil bir uluslararası düzenlemedir. Antlaşma; muharebe tankları, zırhlı muharebe araçları, topçu sistemleri, savaş uçakları ve saldırı helikopterleri olmak üzere beş kategorideki konvansiyonel teçhizatı kapsamakta, her bir kategori için taraf ülkelere ayrı sınırlamalar getirmektedir. AKKA’nın altında bir bölgesel düzenleme olan kanat rejimi ise, ülkemiz sınırlarına yakın alanların da dâhil olduğu Avrupa’nın belirlenmiş bazı bölgelerinde, silahların kontrolü alanında ilave tedbirler getirmektedir. Sözkonusu tedbirler, askeri kuvvet dengesinin düşük seviyede tutulması, bölge ülkelerinin ölçüsüz şekilde askeri konuşlanmasıyla bölgesel dengelerin değiştirilmesinin önüne geçilmesi ve üçüncü tarafların istikrar bozucu konuşlandırmalarının engellenmesini içerir.

Soğuk Savaşın sonrası ortaya çıkan yeni şartlara, AKKA’yı uyarlamak üzere 1996 yılında Viyana’da başlayıp, 1999 yılında İstanbul’da sona eren müzakerelere, ülkemiz aktif ve yapıcı bir biçimde katılmıştır. Ülkemiz için kanat rejiminin muhafazası ve yeni Antlaşma yapısına uyumlu hale getirilmesi, uyarlama sürecinin en belirleyici yanını oluşturmuştur. Antlaşmanın bu önemli unsuru, Uyarlanmış AKKA’da (UAKKA) da muhafaza edilmiştir. Ancak UAKKA, RF’nun Gürcistan ve Moldova’daki askeri mevcudiyetine dair yükümlülükleri (İstanbul Yükümlülükleri) konusunda yaşanan anlaşmazlık nedeniyle yürürlüğe girememiştir.

RF, NATO genişlemesinden kaynaklanan güvenlik endişelerini gerekçe göstererek, AKKA yükümlülüklerini, tek taraflı bir kararla, 12 Aralık 2007 itibarıyla askıya almıştır. Bu tarihten itibaren, Antlaşma, RF dışındaki diğer 29 Taraf Devlet tarafından uygulanmaktadır. Diplomatik çabaların sonuç vermemesi üzerine, ülkemizin de dahil olduğu AKKA’ya taraf NATO üyelerinin yanısıra Gürcistan ve Moldova, Antlaşmanın uygulanmasını münhasıran RF’ye karşı 2011 yılında durdurmuşlardır. RF son olarak, Antlaşmanın karar organı olan ve Viyana’da toplanan Ortak Danışma Grubu (ODG) toplantılarına katılımını 11 Mart 2015 tarihinde sonlandırmıştır.

Ülkemizin, AKKA kanat düzenlemesine atfettiği önemin arkasında bölgesel istikrarın ve güvenliğin muhafazası amacı yatmaktadır. Zira sözkonusu rejim, Kafkaslar ve Karadeniz bölgesinde nispi bir askeri denge tesis etmekte, ilave şeffaflık önlemleri suretiyle askeri öngörülebilirliği arttırmakta ve bölgesel bir silahlanma yarışının engellenmesine katkıda bulunmaktadır. Dolayısıyla, kanat düzenlemesinin özünün, AKKA rejiminde veya bunun yerine geçebilecek yeni bir güvenlik düzenlemesinde yer alması ülkemiz bakımından öncelikli hedeflerden biri olacaktır.

1992 yılında imzalanan ve taraf devletlerin birbirlerinin toprakları üzerinde silahtan arındırılmış ve özel algılayıcılarla donatılmış uçaklarla havadan gözlenmesine imkân sağlayan Açık Semalar Antlaşmasıyla (ASA) silahların kontrolü alanındaki antlaşma ve düzenlemelerin uygulanmasına katkı sağlayacak önemli bir tamamlayıcı denetim mekanizması tesis edilmiştir. ASA’yla ilgili konular, Antlaşma marifetiyle oluşturulan Açık Semalar Danışma Komisyonu’nda (ASDK) ele alınmaktadır. Antlaşma’ya 34 AGİT katılımcı Devleti taraftır. Komisyon oydaşma ilkesiyle çalışmaktadır. Türkiye, ASA'yı 1994 yılında onaylamıştır. 1 Ocak 2002’de yürürlüğe giren Antlaşma çerçevesinde gözlem uçuşları 1 Ağustos 2002 tarihi itibariyle başlamıştır. Türkiye’nin, ASA'ya Taraf Devletlerin topraklarında gözlem uçuşu yapmak üzere 6 Mayıs 2004 tarihinde sertifikasyonu tamamlanan CN-235 Casa tipi bir Açık Semalar Uçağı mevcuttur.

AGİT müktesebatının bir parçası olan, Viyana Belgesi (VB) AGİT bölgesinde istikrara ve güvenliğe katkıda bulunan önemli bir Güven ve Güvenlik Artırıcı Önlem (GGAÖ) aracını oluşturmaktadır. VB’nin siyasi bağlayıcılığı bulunmaktadır. Askeri faaliyetlerin takibine imkân tanıyan, erken uyarı ve kriz önleme hükümleri içeren Viyana Belgesinin bugüne kadar başarıyla uygulanabilmesindeki en önemli etken, Belgenin uluslararası gelişmelere göre uyarlanabilmesi ve yeni ihtiyaçları karşılayabilmesi olmuştur. Bu anlayış çerçevesinde, Belge, 1992,1994,1999 (AGİT İstanbul Zirvesi) ve 2011 yıllarında dört kez gözden geçirilmiştir. VB-2011 uyarınca, Belgenin beş yılda bir güncellenmesi gerekmektedir. Bu kapsam, 2016 yılında güncellenmesi gereken VB, güncelleme önerileri üzerinde Taraf Devletlerce uzlaşı sağlanamadığından bugüne kadar güncellenememiştir. Ülkemiz, bu çerçevede AGİT bünyesinde devam etmekte olan müzakerelere aktif şekilde katkı sağlamaktadır.

Türkiye, ayrıca, güvenlik alanında bölgesel işbirliğine atfettiği önemin bir göstergesi olarak komşularıyla ve mücavir bölgelerdeki ülkelerle GGAÖ düzenlemeleri tesis edilmesine gayret sarfetmektedir.

Bu çerçevede, Karadeniz'de güven ve güvenlik arttırıcı önlemler geliştirilmesine büyük önem vermektedir. 2002 yılında onaylanan “Karadeniz’de Deniz Kuvvetleri Alanında Güven ve Güvenlik Arttırıcı Önlemler (KGGAÖ)” belgesi bu yönde bir dönüm noktasını teşkil etmektedir. Kıyıdaş devletler arasında, Deniz Kuvvetleri alanında bir dizi işbirliği tedbiri öngören belge, bölgesel bir güven ve güvenlik artırıcı önlemler rejiminin kurulmasını hedefleyen yoğun bir çabanın ürünüdür. Türkiye, bölgesinde, barış, güvenlik ve istikrara yönelik güçlü bir katkı sağlayacağı inancıyla, Belge hükümlerinin uygulanması ve güçlendirilmesi yolunda elinden gelen çabayı göstermektedir. KGGAÖ Dönem Başkanlığı, taraf ülkelerce alfabetik sırayla ve birer yıllık dönemler için yürütülmekte olup, 2017 yılında Dönem Başkanlığı tarafımızdan üstlenilmiştir.

Balkanlarda güven ve güvenlik artırıcı önlemlere yönelik iki taraflı rejimleri başlatan ülke konumunda olan Türkiye, Güney Doğu Avrupa’da da benzer düzenlemeler yapılmasına önem atfetmektedir. Güneydoğu Avrupa İstikrar Paktı çerçevesinde oluşturulan ve Ekim 2000’de faal hale getirilen “RACVIAC-Güvenlik İşbirliği Merkezi” (RACVIAC - Centre for Security Cooperation) bölge güvenliğine yaptığı katkılar sebebiyle ülkemiz tarafından desteklenmektedir. RACVIAC Direktörlüğü görevi Kasım 2015’ten bu yana, Büyükelçi Haydar Berk tarafından yürütülmektedir.

“Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı” (AİGK/CICA), ülkemizin aktif rol oynadığı önemli bir uluslararası platformdur. Türkiye 16 kurucu üyesinden biri olduğu CICA’nın çalışmalarına başından itibaren güçlü destek vermektedir. Ülkemiz Haziran 2010’da İstanbul’da gerçekleştirilen Üçüncü Zirve’de iki yıllık bir süre için Dönem Başkanlığını üstlenmiş, Dönem Başkanlığımız üye ülkeler tarafından Nisan 2012’de alınan kararla iki yıl süreyle (2012-2014) uzatılmış, CICA Şanhay Zirvesi’nde (Mayıs 2014), Haziran 2010 İstanbul Zirvesi’nden beri yürüttüğümüz Dönem Başkanlığı ÇHC’ye devredilmiştir.

Dönem Başkanlığımızda CICA’ya siyasi ve askeri gündem kazandırılması, CICA coğrafyasında AGİT benzeri bir Güven Arttırıcı Önlemler (GAÖ) kültürü oluşturulması ve bu amaçla etkin bir diyalog mekanizmasının tesis edilmesi hedeflerinde önemli mesafe katedilmiştir. Buna ek olarak, Asya’da oluşmakta olan yeni güvenlik anlayışının CICA temelinde yapılandırılması hedeflenmiştir. Tüm boyutlarda GAÖ’lerin uygulanmasına ivme kazandırılmış, dört temel askeri-siyasi GAÖ’nün uygulanmasının kararlaştırılması bu alanda bir ilk teşkil etmiştir. Ülkemiz, uluslararası alanda silahsızlanmaya ve silahların kontrolüne verdiği önem, çatışmaların önlenmesi ve güven arttırıcı önlemler kavramlarının AGİT dışındaki bölgelerde de yaygınlaşması ve bölgesel işbirliği süreçlerinin özellikle Orta Asya ülkeleriyle ilişkilerimizi daha da ileriye götüreceği anlayışından hareketle CICA sürecine başından bu yana destek vermiştir.