#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun TRT Haber Kanalına Verdiği Özel Röportaj, 16 Ağustos 2017

SUNUCU- Sayın Bakanım, hoş geldiniz.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Hoş bulduk.

SUNUCU- Birçok konumuz var, Dışişleri Bakanlığı olunca epeyce, bütün kıtalar arasında gezeceğimiz sorularımız olacak, ama öncelikle son dakika bilgisi düştü, Berlin Büyükelçiliğimiz bir nota verdi, Adil Öksüz eğer Almanya’daysa bulunup yakalanması, yakalandığı zaman da Türkiye’ye iadesi konusunda bir nota verdi. Nedir bu gelişme acaba?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Şimdi FETÖ firarisi Adil Öksüz’ün Almanya’da olduğuna dair, hatta nerede yaşadığına dair bazı haberler çıkmaya başladı, biz de Dışişleri Bakanlığı olarak Almanya’ya resmi olarak bir nota verdik ve bu kişinin varsa Almanya’da tespit edilmesi ve bir an evvel tutuklanarak Türkiye’ye iade edilmesini istedik. Bunu da resmi yolla yaptık, Berlin Büyükelçiliğimiz Alman Dışişleri Bakanlığına bu notamızı ilettiler. Çünkü değişik kaynaklardan bu haber defalarca çıkınca ne olduğunu resmi kaynaklardan bizim de öğrenmemiz gerekiyordu, bu sebepten dolayı bu notayı verdik.

SUNUCU- Almanya’da bu konuda çok sıkıntılı zamanlar yaşıyoruz. Aslında hazır oradan açılmışken hem Avrupa Birliği’yle genel ilişkiler, hem de özellikle Almanya’yla girdiğimiz bu gergin süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Almanya’yla yaşadığımız süreçte, biz bazen özeleştiri yapmak anlamında bakıyoruz, yani bizim hatamız nerede, eksiğimiz nerede, nereden kaynaklanıyor diye. Hatta bunu Almanlara da soruyoruz, yani bizim size ne yanlışımız oldu, ne yaptık diye. Hatta tarihten bu yana Almanya’ya karşı bir hata, bir yanlışımız oldu mu veya düşmanca bir politikamız oldu mu? Almanların söylediği net bir şey var, yani verdiği tek kelimelik cevap, hayır.

Hatta Malta Avrupa Birliği Dönem Başkanlığında Gymnich dediğimiz gayri resmi dışişleri bakanları toplantısı gerçekleşti, beni de davet ettiler, daha sonra Sigmar Gabriel’le baş başa bir görüşme yaptık. Kendisi bana, yani bizim de bazı eksikliklerimiz oldu, yanlışlıklarımız oldu referandum döneminde falan, ne yapabiliriz dedi, hangi adımları atarız? Ben de tek taraflı adımlar sağlıklı olmaz, gel birlikte adım atalım, yani siz bir adım atarsanız biz 2 adım atarız. Karşılıklı adım atarsak daha sağlıklı bir şekilde ilişkileri tekrar rayına koyabiliriz, eski günlere dönebiliriz dedim. Fakat ondan sonraki süreçte de maalesef Almanya’dan böyle bir yaklaşımı görmedik biz. Onların iddia ettiği, işte Türkiye’de tutuklu bazı gazeteciler veya işte başka vatandaşlardan bahsediyor. Almanya’da da tutuklu bizim vatandaşlarımız var, bunun sebebine bakmak lazım. Yargı süreci nasıl işliyor, neden tutuklandılar? Yani kendilerinin de bildiği bazı gerçekler var, bunları da söylüyoruz. Türkiye’de de bağımsız bir yargı var, bu da işliyor, biz ancak sürecin biraz daha hızlanması konusunda ricada bulunabiliriz, yani soruşturma sürecinin. Emniyete, yine yargıda, başsavcılıkta müdahale anlamında değil de, ancak biraz daha hızlandırabilir misiniz diye rica edebiliriz, ama şöyle karar verin, böyle karar verin diye bizim müdahale etmemiz söz konusu değil, doğru da değil. Yargının tarafsızlığı, bağımsızlığı bakımından da doğru değil, güçler ayrılığı ilkesi bakımından da doğru değil.

Neticede, Almanya’daki bize olan yaklaşım sadece bu şahısların Türkiye’de tutuklanmasıyla ilgili değil, Almanya’da genel anlamda Türkiye’ye karşı bir kampanya var. Bunun içinde Türkiye karşıtlığı var, ırkçılık var, İslamofobi var, yani İslam düşmanlığı, aynı şekilde göçmen karşıtlığı var vesaire vesaire, ama kaç yıldır devam eden kampanyalar da var medyanın da pompaladığı, siyasetçilerin de pompaladığı.

Şimdi biz niye Türkiye’de bir seçime giderken başka bir ülkeyi malzeme yapmıyoruz? Neden örneğin İsrail’le ilişkilerimizin en kötü olduğu yıllarda, Mavi Marmara olayından sonra seçim kampanyalarımızı biz veya diğer partiler İsrail üzerine kurmuyoruz? Çünkü bizde Yahudi düşmanlığı yok, yani antisemitizm yok. İsrail’in hataları olduğu zaman İsrail’i eleştiriyoruz, bize karşı bir yanlışlık yaptığı zaman ki uluslararası hukuku da o dönemde çiğnemiştir, insan haklarını da ihlal etmiştir ve tepkimizi de ortaya koyduk. Ama seçim zamanında veya Avusturya veya başka bir ülke veya başka bir millet, ama Almanya ve diğer ülkelerde seçim olduğu zaman neden Türkiye karşıtlığı iç siyasette malzeme olarak kullanılıyor? Demek ki, ırkçılık var, İslam düşmanlığı artıyor, kendi ülkelerinde ırkçılık tavan yapıyor, ırkçı partiler güç kazanıyor. Ve burada bir pasta var, yani ırkçılık pastası, o pastadan herkes pay almaya çalışıyor, herkes oradan pay alabilmek için bu yollara tevessül ediyor; yani esas yanlışlık burada.

Yani bizim Almanya’ya karşı ne düşmanlığımız olabilir? Almanya’ya karşı düşmanlığımızın bize faydası ne? Almanya’da yaşayan 3,5 milyondan fazla vatandaşımız var, aynı şekilde Bulgaristan’dan ve Batı Trakya’dan oralara göçen soydaşlarımız var veya başka ülkelerden. Almanya’nın kötülüğünün bize ne faydası var? Almanya’nın ekonomik olarak zarar görmesinin bize ne faydası var? Tam tersi Almanya için de geçerli; Türkiye kadar güvenilir bir dost nerede bulacaksın? Niye Türkiye düşmanlığı yapıyorsun? Yani bu Türkiye düşmanlığına sizi götüren şey nedir, sebepleri ne, niye bu noktaya geliyorsunuz?

SUNUCU- Siz diyorsunuz ki, mevkidaşıma soruyorum, hayır diyor, bir adım atalım diyor, ama bir türlü…

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Şu anda Cumhurbaşkanı olan yine sevgili dostum Steinmeier’a da ben sordum bunu net bir şekilde, ziyaret ettikleri zaman Bakanlıkta geldikleri zaman da sordum, yine Sigmar Gabirel’e de Ankara’da da sordum, aynı soruyu yönelttim, bilelim dedik, Türkiye’nin bugün, geçmiş tarihte size karşı düşmanca bir politikası var mı, söyleyin? Yok. Siz niye aynı anlayış içinde değilsiniz o zaman?

SUNUCU- Seçimlerin mi tetiklediğini düşünüyorsunuz?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Tabi seçim öncesi maalesef bu arttı. Biz Almanya’yla ilişkilerimizi her alanda geliştirmek isteriz ve bu konuda da samimiyiz. Sorunlar olabilir mi? Olur, otururuz konuşuruz, nasıl aşarız, hangi adımları atarız, onlar hangi adımları atar, biz hangi adımları atarız? Fakat oradan tehditvari, yani Avrupa Birliği de bazen yapıyor, tehditlerle, şantajlarla olmaz bu iş. Yani orada önünü keseyim, buradan bunu bu konuda cezalandırayım olmaz, ekonomik yaptırım yapmaya çalışmanın bir faydası olmaz. Kaldı ki, Alman şirketlerinin Türkiye’ye olan ilgisi devam ediyor, Alman turistler Türkiye’ye gelmeye devam ediyor, çünkü bizde Almanya karşıtlığı da yok, Alman karşıtlığı da yok. Aynı şeyler Avrupa Birliği için de geçerli, diğer ülkeler için de geçerli.

Şimdi biz yine Avrupa Birliği’yle ilişkilerimizi sağlıklı götürmek istiyoruz. En son AB Bakanımız Ömer Çelik’le beraber yüksek düzeyli siyasi diyalog toplantımızı gerçekleştirdik, ikili konuları da görüştük, bölgesel konuları da görüştük. Örneğin bölgesel konularda Avrupa Birliği’yle bizim görüşlerimiz tamamen örtüşüyor Suriye’de, Irak’ta, Libya’da ve bu konularda çok yakın işbirliğimiz var.

Ve biz Astana sürecinde bile her ne kadar diğer ülkeler itiraz ettiği için Astana’ya katılamasalar bile, sanki Astana’da varmış gibi bilgilendirme yapıyoruz Mogherini başta olmak üzere, yine Avrupa Birliği’nin diğer komiserleri, diğer üst düzey yöneticileriyle. Ve AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanlarıyla da aynı anlayış ve diyalog içindeyiz, İngiltere olsun, Fransa olsun, Almanya keza öyle, İtalya olsun, iyi gidiyor hani ülkelerle. Biz hiçbir yerde Avrupa Birliği’ni dışlamıyoruz ve Avrupa Birliği’yle ilişiklerimizi bu dayanışma içinde götürmek istiyoruz. Fakat teknik konularda da aynı şekilde -AB Bakanımız da söylüyor- bizim bir sıkıntımız yok.

Şimdi bu olağanüstü halden dolayı 15 Temmuz’dan bu yana böyle çok olumsuz bir hava estirmeye çalışıyorlar. Ama bizim olağanüstü hal şartlarımız Fransa’nın olağanüstü hal şartlarından farklı değil. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 15. maddesine koydukları rezervasyon da aynı, bizimki de aynı. Ve bu tabi ki insan hakları ve diğer konularda ihlale gideceğiniz, yani ihlal yaparsanız bu size böyle bir hak verildiği yok. Burada belli zaten, İnsan Hakları Sözleşmesinin ilgili maddeleri belli, biz bunlara tarafız. Askıya aldığımız nokta Fransa’yla da aynı.

Şimdi bu günler geçer, şimdi Türkiye’yi biz normalleştirmek için çalışıyoruz. Biz yine Türkiye’yi o reformcu politikalarını yine bu kötü günleri atlattıktan sonra daha fazla ön plana çıkarırız, kendiliğinden çıkar zaten. Şimdi böylesine bir terör örgütüne karşı biz tedbir almak durumundayız. Yaşadığımız süreç kolay bir süreç değil, 15 Temmuz darbe girişimi basit bir olay değil. Aynı anda kaç tane terör örgütüyle içeride ve dışarıda mücadele ediyoruz. FETÖ’süyle, DHKP-C’sıyla, PKK’sıyla, YPG, hepsiyle beraber, bunlarla biz mücadele ediyoruz. Yine Türkiye bu anlamda olağanüstü hal de ihtiyaç duyulmadığı zaman kaldırılır. Olağanüstü hali Güneydoğu Bölgesinden biz ilk iktidara geldiğimiz günlerde hemen kaldırdık, o kötü uygulamalara da dönmek istemeyiz biz, hiçbir zaman dönmek istemeyiz.

16 yıldır biz Avrupa Birliği’ne üye olmak için samimi çaba sarf ettik. 16 yıl önce iktidara geldiğimiz zaman ilk yaptığımız şeyler, Sayın Cumhurbaşkanımızın o zaman parti lideri olarak Avrupa ülkelerini turlamak oldu. Biz samimi bir şekilde reformlar yaptık, ama karşılığında geldiğimiz nokta bu, 18 tane fasıl açabildik. Bizimle başlayan Hırvatistan üye, 2 sene önce müzakerelere başlayan Karadağ 28 fasıl açacak bu yılın sonunda, 28 fasıl oluşacak. İkisi de dost ülke, onlar adına da seviniyoruz, kendi adımıza da seviniyoruz, içeride Türkiye’nin dostlarının sayısı artıyor.

Şimdi bugünleri aştık, ama bugünleri tekrar aştık, Türkiye tekrar reformcu kimliğiyle ön plana çıktı, Avrupa’nın anlayışını değiştirebilecek misin? Yani Avrupa’daki ırkçılık törpülenebilecek mi? Avrupa’daki İslam düşmanlığı tersine dönebilecek mi? Avrupa’da genişleme korkusu aşılabilecek mi? Bunların hepsi Avrupa Birliği için ayrı ayrı sorulardır. Yani Türkiye-AB ilişkileri ve süreç tek taraflı bir olay değildir ve sorunun da şu anda esas sebebi biraz önce söylediğim Avrupa’daki bu yaklaşımlar ve bu akımlardır. Bu akımlar Avrupa’da düzelmediği sürece, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde istediğimiz, istenilen mesafe kat edilemez. Ve bu süreçte de biz Avrupa Birliği’ne artık kararınızı verin, ya birlikte yola ivme kazandırarak devam edelim ya da istemiyorsanız açıkça konuşun. Yani biz yine Avrupa’yla, Avrupa Birliği’yle ilişkilerimizi iyi götürürüz, onda sorun yok, ama kararınızı verin, oyalamayın, samimi olalım ve ne istediğimizi net söyleyelim. Ama Avrupa Birliği’nin şu anda bu konularda karar verecek liderliği de yok, maalesef gücü demeyelim ona, bir ortamı da yok, çok karmaşık şeyler yaşıyorlar, İngiltere ayrılıyor.

Ama Avrupa Kıtasının, Avrupa’nın istikrarı bizim için önemlidir, Avrupa’nın güçlenmesi bizim için önemlidir, çünkü biz de bu kıtanın bir parçasıyız. Bu kıtanın güvenliği bizim için önemlidir ve Avrupa’nın güvenliğine en çok katkı sağlayan ülkelerden bir tanesi Türkiye’dir, ilk 3’tedir.

SUNUCU- Konya konusunda peki kriz sürüyor mu Almanya’yla?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Aslında Konya’yı öneren biziz, Sayın Cumhurbaşkanımızla Merkel’in görüşmesi zamanında, kusura bakmayın, İncirlik olmayacak, İncirlik bizim üssümüz, siz bize engeller çıkardınız, dolayısıyla bizim üssümüze gelmenize de müsaade etmeyeceğiz dedik. Ama Konya NATO üssüdür ve burada Almanya’nın da bir mevcudiyeti var, personeli de var, işte mevcut uçaklar da var Awacs vesaire, DEAŞ’a karşı mücadelede de kullanılıyor. Dolayısıyla burası da NATO üssüdür, buraya gelebilirsiniz. Hemen G-20’den sonra bunu biraz erteleyelim dedik, şartlar oluşsun, sonra NATO Genel Sekreteriyle de görüştük ve kendilerine dedik ki, siz bu organizasyonu yapın. NATO Genel Sekteri ve Sigmar’la 3’lü görüşmelerimiz de oldu ve bu şekilde bunun kararını birlikte verdik, Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Başbakanımızın da talimat ve olurlarıyla bu ziyaretin gerçekleşmesi mümkün olacak. NATO’nun bize verdiği bilgiye göre, 8 Eylül’de Alman milletvekilleri gelip Konya’daki NATO üssünü ziyaret edebilecekler, biz bu konuda olurumuzu da verdik, zaten öneri de bizden gelmişti, bizim açımızdan bir problem yok.

SUNUCU- Sayın Bakanım, birkaç konu var ama, burada en çok merkezdeki olanlardan bir tanesi, bu ara düşmüş gibi görünse de Suriye meselesi hala önemli hem uluslararası düzeyde, hem bölgesel, hem bizim açımızdan. Bizi tabi bir de orada birden fazla ilgilendiren konu var, bir tanesi de PYD hassasiyeti. İşte Türkiye orada PKK’nın uzantısı olan bir terör örgütünün örgütlenmeye başladığınından, … oluşmaya başladığından kaygılı. Bu konuda da en çok da Amerika Birleşik Devletleri’yle zaman zaman geriliyoruz, ters açıklamalar yapılıyor, ama bir yanıyla da Suriye’de Amerika Birleşik Devletleri’yle birlikte de çalışıyoruz. Yani buradaki son durum nedir?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Biz müttefiklerimizle Suriye’de özellikle DEAŞ’a karşı birlikte çalışıyoruz. Ama müttefiklerimizden ABD’nin, YPG’ye silah vermesi gerçekten Suriye’nin geleceği için de ciddi bir tehdittir, tehlikedir, bizim kendi güvenliğimiz bakımından da yine tehlike arz ediyor ve ciddi bir tehdit oluşuyor. Biz bu tehditle mücadele ederiz, baş da ederiz, ama müttefikimizin bize karşı terör faaliyetleri içinde bulunan bir terör örgütüne, YPG, PKK, bunlar aynıdır, hiç kimse bize ayrı olduğunu söyleyemiyor zaten, ABD’nin kendisi de söyleyemiyor, bu kadar silah vermesini de doğru bulmuyoruz, riskli buluyoruz. Fakat ABD bize her ay YPG’ye ne kadar silah verdiğinin raporunu da gönderiyor. İşte en son 3’üncü raporu gönderdiler, burada sadece işte zırhı araçlar, buldozer gibi araç, tesisat verdiklerini, silah ve mühimmat vermediklerini bu rapora derç etmişler, yani raporun içinde kayıtlı. Tabi arazideki kontaklarımızla da bunların detaylarını bizim kendimiz teyit etmemiz de lazım ayrıca. Ama ABD’nin bize bunları bildirmesi bir bakımdan, tamam, önemli, teşekkür ediyoruz, ama esas mesele vermemesi. Yani ver, ondan sonra da bildir, onun bir faydası yok bize. Sonra bunları geri alabilecek misin? O konuda da büyük bir soru işareti var.

Ama esasen Suriye’nin bütününe, yani sorunun geneline baktığımız zaman, YPG gibi unsurların güçlenmesi, desteklenmesi Suriye’nin geleceği için ne anlama geliyor? Yani Suriye’nin sınır bütünlüğü, toprak bütünlüğünü istiyor muyuz, destekliyor muyuz, yoksa bölünmesini mi istiyoruz, sorduğum zaman herkes, yok, hayır, biz sınır bütünlüğünü, toprak bütünlüğünü destekliyoruz diyor. Ama bu tür terör örgütlerini güçlendirmek Suriye’nin geleceğini riske atıyor.

Diğer taraftan şimdi çatışmalar devam ediyor, yani sadece DEAŞ’a karşı değil operasyonlar, muhalefetle rejim arasında çatışmalar devam ediyor, yer yer değişik muhalif gruplar arasında, radikal gruplarla ılımlı gruplar arasında da yine çatışmalar oluyor. En son İdlib bölgesinde biliyorsunuz HTŞ ile Ahrar-u Şam arasında çatışmalar oldu, sonra bir ateşkes salandı, ama bu tür riskler devam ediyor.

Biz Türkiye olarak hem Astana sürecini canlı tutmaya çalışıyoruz ki, Astana sürecinin en önemli rolü arazideki çatışmaları durdurmak ve sahada istikrarı sağlamak, çatışmasızlık bölgelerinin oluşmasını sağlamak, bu konuda da mutabakatlar sağladık. Şimdi bunun uygulanmasıyla ilgili teknik görüşmeler devam ediyor. Suriye’nin güneybatısında Rusya, ABD ve Ürdün bir anlaşmaya vardı, yine Doğu Guta ve Humus bölgesinde Rusya kendi güçlerini oralara yerleştirerek buradaki ihlalleri gözetlemeye başladı. Şimdi İdlib konusunda müzakereler devam ediyor, en son 7-8 Ağustos’ta Tahran’da teknik görüşmeler yapıldı ve önümüzdeki süreçte yine Rusya’yla ikili temaslarımız devam ediyor, dün İran Genelkurmay Başkanı buradaydı, aynı şekilde Rus Genelkurmay Başkanı geliyor, bizimkiler gidiyor, MİT Müsteşarlığımız, Genelkurmay’ımız ve Dışişleri Bakanlığımız 3’lü bir şekilde bu süreci yürütüyoruz. Çatışmasızlıkları tamamen garanti altına aldıktan sonra, yani ateşkesi diyelim, bu sefer siyasi çözümü de ön plana çıkarmak lazım, yani en iyi çözüm hep siyasi çözüm diyoruz. Diğer taraftan DEAŞ’le birlikte işte diğer terör örgütleriyle de mücadeleyi de sürdürmek lazım ki bizim kendi sınır güvenliğimiz ve iç güvenliğimiz bakımından da önemli.

Yani çok karmaşık bir hal; başka ülkelerin farklı ajandaları, gündemleri olabilir, var da, bazı ülkeler orada kalmak istiyor, yani kalabilir de, o ülkeyle iki ülke arasındaki anlaşmadır bunlar, bunlara bizim itirazımız olmaz. Fakat ülkede istikrarı temin edemezsek bunların hepsi askıda kalır ve sürekli burada kan, gözyaşı, iç savaş, göç akımları vesaire vesaire sorun devam eder. Ama yavaş yavaş artık ne yapılacağına dair resim netleşmeye başladı tüm ülkelerin kafasında, biz de tabi komşu bir ülke olarak ve tüm Cenevre süreci dahil, Fikirdaş Ülkeler, Suriye’yle ilgili tüm oluşumların içinde olan, Astana sürecinin en önemli aktörü, İran sonradan katıldı, Rusya ve Türkiye olarak, bu süreçlerin hepsinin içindeyiz ve biz hep olumlu katkı sağlıyoruz. İnşallah Suriye’ye istikrar ve barış gelir.

SUNUCU- Şu anda en kritik olan İdlib herhalde. İdlib konusunda verilecek bir karar bizi şu açıdan da ilgileniyor: Sınırlarımızın hemen altında, orada ne yapılacağı Türkiye’yi de etkiler hale gelebilir çünkü olumsuz bir şey olursa.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Evet, İdlib konusu çok önemli, o sebeple hem 3’lü düzeyde, yani Türkiye, Rusya, İran’la beraber bu süreci götürüyoruz, hem de Rusya’yla Türkiye olarak ikili düzeyde de bu süreci götürüyoruz. Ve buradaki terör örgütleriyle mücadele konusunda da diğer Batılı ülkelerle, koalisyonun içindeki özellikle ABD’yle de neler yapabileceğimizi, terör örgütleriyle nasıl mücadele edebileceğimizi, terör örgütleriyle mücadele ederken sivil halkın zarar görmemesi için neler yapabileceğimizi de değerlendiriyoruz. Çünkü bazı şehirlerde, Halep başta olmak üzere oradaki bazı 50-60-100 aşırı unsurun ya da teröristin bulunmasını bahane ederek insanlar, çocuklar, kadınlar okullarda, hastanelerde bombalanarak vahşice öldürüldü, aynı şeyler diğer bölgelerde de yaşanmasın diye biz de telkinlerde de bulunuyoruz, aynı şekilde arazideki çalışmalarımızı da sürdürüyoruz.

SUNUCU- Buradan bahsederken o zaman Rusya’yla ilişkileri de herhalde konuşmak gerekiyor. Şimdi Rusya’yla ilişkiler, biraz önce siz söylediniz, zaten Suriye’deki birlikte çalışılan önemli müttefiklerden birisi. Ama bir yanıyla da işte Afrin çok gündeme geliyor, Afrin’de daha çok Rus varlığı var bildiğim kadarıyla. Yani onların genelde bu meseleye bakışı değişik mi, yoksa medyada çıkan haberlere bakılırsa Amerika Birleşik Devletleri’yle Rusya aslında hemen hemen aynı çizgide duruyorlar Türkiye’nin o itirazlarına rağmen?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Yani tam aynı diyemeyiz, onlar da yer yer işbirliği yapıyor. Ama bizim hassasiyetlerimizi Rusya’nın daha iyi anladığını görüyorum ben, YPG konusunda. Yani bizim hassasiyetlerimizi daha iyi anladığını görüyorum, en azından Rusya’nın bugüne kadar YPG’ye silah ve tesisat verdiğini görmedik. Buralarda mevcudiyeti var, doğru. Afrin bölgesinden bu Fırat Kalkanı Operasyonuyla temizlediğimiz alanda bulunan muhalif gruplara bazen taciz ateşleri oluyor, bize yönelik de oldu, biz tabi misliyle karşılığını verdik, yine veririz. Bu konularda Ruslara da telkinlerde bulunduk, bu telkinlerimizin faydasını da gördük. Ama Afrin bölgesinde şu anda Rusya’nın bir mevcudiyeti de var çok olmasa da az sayıda da olsa var.

SUNUCU- Sayın Bakanım, kritik meseleler var ama, bunlardan bir tanesi, o da yine soğumaya başlamakla birlikte henüz soğuduğu, bittiğini söyleyemeyeceğimiz Katar krizi. Türkiye de burada çok ciddi bir arabuluculuk rolü oynayabilmek için elinden geleni yaptı, açıklamalar da yaptı, ziyaretler de yaptı. Katar kriz yatışmış durumda mı, yoksa biraz daha zamana yayılmış, ama hala çözülmemiş şekilde mi duruyor?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Sakinleşmiş durumda Katar krizi, en azından tırmandırıcı adımlar görmüyoruz, fakat tabi her iki taraf da haklı olduğunu anlatmaya devam ediyor. Esasen ortada bir sorun varsa bu sorunu çözmek lazım. Kimin ne kadar haklı olduğu tartışmasına girdiğimiz zaman uzun süre bu konuda karar veremeyiz. Ama sorun öyle bir hale geldi ki, kimin haklı olduğunun bir anlamı da olmaz. Biz burada olumlu tutumumuzu sürdürüyoruz. Doğruları da söylüyoruz, kim hatalı, kim hata yaptı başından beri söyledik. Örneğin Katar halkını, hatta bu 4 ülkenin vatandaşlarını da cezalandıracak bu yaptırımların doğru olmadığını biz en başından beri söylüyoruz ve böyle bir sorun varsa da oturup diyalog yoluyla çözülmesi gerektiğini söylüyoruz.

Kuveyt’in arabuluculuk girişimlerini destekliyoruz, biz de bu rolü elimizden geldiği kadar tarafsız bir şekilde yapıyoruz, doğruları söylüyoruz. İslam İşbirliği Teşkilatının Zirve Başkanlığını yürütüyoruz, Sayın Cumhurbaşkanımız Başkanlığını yürütüyor, kendilerinin talimatıyla ben de şahsen bölgeye gittim ve 3 ülkede temaslarda bulunduk, yine sürekli telefon diplomasisiyle süreci yürütüyoruz. En son Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil Cubeyr yine İstanbul’daydı İslam İşbirliği Teşkilatı Dışişleri Bakanları Toplantısı için gelmişti, Kudüs için toplanmıştık biliyorsunuz. Ama sürekli telefonda da tüm Dışişleri Bakanlarıyla da görüşüyoruz, -Sayın Cumhurbaşkanımız da bizzat bölgeye ziyarette bulundu- telkinlerimizi yapıyoruz. Burada esasen Suudi Arabistan’a büyük bir rol düşüyor, Suudi Arabistan bu sorunu çözecek. Fakat gördüğüm kadarıyla hiç kimse bu süreçten memnun değil. Ama herkes kendisini haklı göstererek çıkış yolu arıyor. Esasen…

SUNUCU- Doğru, uygun bir çıkış mı aranıyor aslında?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Evet, doğru, uygun bir çıkış aranıyor. Fakat en sağlıklı yöntem, bunları biraraya getirebilmek, masanın etrafında bir kere biraraya getirdiğimiz zaman ben sorunun aşılacağını düşünüyorum, inanıyorum. Tırmanmaması iyi, ama artık çözümün de gelmesi lazım, fazla uzadı.

SUNUCU- Biraz önce siz de değindiniz aslında, Kudüs için yapılmıştı o toplantı. Filistin-Kudüs meselesindeki gelişmeler ne durumda? İsrail’in o girişimi, sonra kendileri de geri adım attılar ama, kalıcı mı olacak, başka teknolojik olarak yine o kapılara güvenlikleri koyacaklar mı, işte Mescid-i Aksa’daki o sorun sürecek mi bilmiyoruz.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Biz İsrail’e telkinlerimizi net bir şekilde ilettik, yaptıklarının doğru olmadığını, bunun ciddi riskler oluşturduğunu, bölgede gerginliği arttıracağını ve hiç kimsenin huzur içinde olamayacağını, ki yaşanan 15 günlük süreçte de bunu gördük, İsrail’e her düzeyde anlattık. Sayın Cumhurbaşkanımız İsrail Cumhurbaşkanını arayarak doğrudan kendisine de düşüncelerimizi aktardı. Şimdi İsrail tabi hatalarından geri döndü, umarız aynı hataları tekrarlamaz. Tekrarlamaması gerekiyor, çünkü bu süreçte de nasıl bir dirençle karşılaşacaklarını gördüler, tüm dünyadan da çok ciddi tepki geldi, sadece İslam dünyasından değil farklı inançlardan olan ülkelerden ve insanlardan da, siyasetçilerden de, din adamlarından da ciddi tepkiler geldi, çünkü yapılan yanlış. Farklı dinlerin; Hristiyanların, Musevilerin ve Müslümanların huzur içinde yaşadığı bir şehirdir Kudüs. Dolayısıyla buranın kutsiyetine kimse dokunmaması gerekiyor ve saygı duyması gerekiyor. Geçmişte buraları yönetenler, Osmanlı başta olmak üzere bu saygıyı göstermiştir, o sebeple İsrail’in de bu anlayış içinde olması gerekiyor.

O günkü saldırıdan biz de üzüntü duyduk, doğru bulmuyoruz. Ama bir olay oldu diye tamamen yasakçı bir anlayışa bürünmek de doğru değil. Herkesi cezalandırmak, inananları, Müslümanları cezalandırmak doğru değil, buranın kutsiyetine dokunmak da hiç doğru değil. Yapılan o saldırıyı biz doğru bulmuyoruz, doğru bulmadığımızı da söyledik, ama bundan dolayı da bu kadar tedbir alınması da son derece yanlıştı.

SUNUCU- Irak’taki bu referandum konusunda işte Amerika Birleşik Devletleri de dahil olmak üzere çok ülke yapılmamasını istemeye devam ediyor, tavsiye ediyor, Türkiye de bu konudaki görüşünü açıklamıştı. Ama herhalde yapacak gibi de görünüyorlar, son durum belli mi, nedir, nereye gidiyor? Telafer bu arada operasyonu da başladığı için hani Irak da kendi içinde…

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Telafer operasyonu başladı, havadan bombalamalar başladı, süreci yakından takip ediyoruz. Tabi burada Türkmen kardeşlerimiz var Şii ve Sünni, biz ayırım yapmıyoruz, ama maalesef bu Maliki yönetiminden sonra ciddi bir kamplaşma oldu, Türkmenler arasında da kamplaşma oldu, Şii-Türkmen kamplaşması, son derece yanlış, son derece tehlikeli bir yaklaşım. Biz bir arada tutmaya da çalışıyoruz. Telafer’in bu operasyonlardan sonra yine Türkmenlere, Sünni-Şii ayrımı yapılmaksızın teslim edilmesi gerekiyor.

Diğer taraftan, bu referandum gerçekten son derece yanlış bir karardı, şimdi kendi içlerinde de bunu tartışıyorlar, siyasi partiler arasında da bir konsensüs yok. Bizim edindiğimiz bilgiye göre de, sahadaki tespitlerimize göre, araziden aldığımız bilgilere göre de halkın bir ilgisi, heyecanı yok. Halkın derdi, ekonomi, ciddi ekonomik sorunlar var.

Esasen burada IKBY’nin Bağdat’tan, yani Irak’tan alması gereken hakları nasıl alabiliriz? Bütçeden alması gereken pay, aynı şekilde işte petrol satışından elde edilecek işte hasılanın paylaşımı ve diğer bazı konular, bunlara odaklanmamız lazım. Ülke bu kadar sorun yaşarken, bir de bu referandum ülkenin elindeki mevcut durumu daha da kötüleştirir, Allah korusun sivil savaşa kadar götürür, bu ciddi bir resttir. Biz net bir şekilde buna karşı olduğumuzu, yapmamaları gerektiğini söyledik, söylüyoruz, söylemeye de devam edeceğiz. Ama Bağdat’la Erbil arasındaki sorunların aşılması konusunda da, biz her zaman söylüyoruz, bize düşen bir görev varsa bunu da yapacağız.

Şimdi Erbil’den Bağdat’a üst düzey bir heyet gidiyor, bunları konuşmaya gidiyorlar, uluslararası camiadan da destek gelmedi, herkes karşı ve bizim beklentimiz bu karardan geri adım atılması, referandumun yapılmaması. Bu konudaki düşüncelerimizi net bir şekilde paylaşmaya devam edeceğiz, karşı olduğumuzu net bir şekilde söylüyoruz. Bizim Irak’taki Kürt kardeşlerimizle hiçbir problemimiz yok, hiçbir yerdeki Kürt kardeşlerimizle problemimiz yok. Suriye’den bize gelen şu anda Kürt kardeşimizin sayısı 300 bin, bunların çoğu da YPG tarafından zorla sürgüne gönderilen, göçe zorlanan, “buraları terk edin” dedikleri insanlar. Bizim problemimiz PKK, YPG gibi terör örgütleridir.

Şimdi Irak Kürt Bölgesel Yönetimine en güçlü desteği biz veriyoruz; Peşmergenin eğitimi, diğer taraftan ticari konulardaki işbirliği, aynı şekilde ekonomik yardımlar. Buranın istikrarı, güvenliği de çok önemli. Bugüne kadar çok iyi işbirliği içinde olduk, ama bu demek değildir ki böyle bir referandumu destekleyeceğiz. Biz buna karşıyız, karşı olmaya da devam edeceğiz.

SUNUCU- Dediğiniz gibi, Irak’ta daha sorunlar çözülmedi, işte hala DEAŞ’la mücadeleleri sürüyor, kendi içindeki söylediğiniz gibi Sünni-Şii problemi de gereksiz yere büyüttüler. Telafer de ne kadar şanssız da bir şehirmiş, ta Amerikan işgalinde de en çok kendisine saldırılan, çok sert işlerin olduğu, ama hala Amerikan dizilerinde, filmlerinde en çok örnek gösterilen şehirdir, oradan dönerler Telafer’den. Bugün hala bombalan bir şehir durumunda maalesef.

Sayın Bakanım, sürenin sonuna geliyoruz, ama bir yandan da şu soruyla ilgili netleşmek gerekiyor: Bir Kıbrıs meselemiz, siz gittiniz, bütün görüşmelere katıldınız, hala bir yere varamadı. Ama Kıbrıs’la ilgili de bu biraz Avrupa Birliği’yle ilişkilerimiz gibi oldu, ne kesin bu, ne kesin şu diyemediğimiz gibi bir çizgide gitmeye devam ediyor herhalde.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Şimdi Kıbrıs’ta çerçevesi belli olan parametrelerle biz müzakereleri yürüttük. Kıbrıs Türk halkı, KKTC Cumhurbaşkanı Başmüzakereci yürüttüler, biz de destek verdik, hep yapıcı olduk, başından beri, 17 yıldır, herkesten de bir adım önde olduk ve nasıl bir çözüm istediğimizi de net bir şekilde paylaştık. Esasen 2014, 11 Şubat ortak bildirgesi, iki liderin bildirgesi müzakerelerin temelini oluşturdu. Birleşmiş Milletler çatısı altında Ada’da görüşmeler, müzakereler oldu. 6 fasıl var, 4 fasılda yaklaşımlar oldu, ama açıkta kalan konular var. Ama son 2 faslı, özellikle toprak konusu, güvenlik garanti dâhil bunların hepsini hep birlikte görüşüp bir karara bağlamak istedik. Bu konuda biz KKTC ve Türkiye Cumhuriyeti olarak üzerimize düşen görevi net bir şekilde yaptık. Daha ilk günden tekliflerimizi somut bir şekilde sunmaya başladık. Hangi konularda ne yapabileceğimizi, ne kadar esnek olabileceğimizi, kırmızı çizgilerimizin ne olduğunu, mesela sıfır asker, sıfır garanti gibi bunların kabul edilemeyeceğini başından beri kayıtlara geçirdik. Orada herkes gördü ki Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti son derece akıllı, mantıklı, yapıcı oldu. Ama bir gerçeği gördük ki Kıbrıs Rum tarafı ve garantör ülke olarak Yunanistan bu parametrelerle hiçbir zaman çözüme yanaşmayacak. Çünkü onlara göre bir devletleri var Avrupa Birliği üyesi olmuş, dolayısıyla yönetimi, gücü ve diğer konuları da paylaşmak istemiyorlar. Güvenlik ve garantiler işin bahanesi; çok açık söylüyorum. Çünkü Crans-Montana’da Anastasiadis ilk 4 fasılda daha önce Ada’da müzakereler sürecinde mutabakata vardıkları konularda bile geri adım atmaya başladı. Seçim öncesi tabii ki milliyetçilik akımları, duyguları daha da kabarmaya başladı, popülizm arttı. Biz diyoruz ki; parametrelerde bir kötülük yok. Bu parametrelerle 50 yıl daha müzakerelerde bulunsak yine sonuç çıkmayacak. Oturup ne yapacağımızı yine konuşmak lazım. KKTC ile şu anda konuşuyoruz. Aynı şekilde seçim öncesi Rum tarafıyla bir şey konuşmanın, iki tarafın bir şey konuşmasının bir anlamı var mı-yok mu, o başka. Rum tarafında Cumhurbaşkanlığı seçimi var biliyorsunuz. Sonuçta Birleşmiş Milletler de dâhil hep beraber oturup konuşup bir karara varmamız lazım. Ömür boyu bu böyle gidemez. Bu parametrelerle müzakerelerden bir sonuç elde edemeyeceğimizi biz net bir şekilde Crans-Montana’da çok objektif söylüyorum, duygusal falan söylemiyorum, burada herhangi bir tarafı suçlayacak, karalayacak bir tutum da sergilemiyorum.

SUNUCU- Olanı söylüyorum diyorsunuz.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Olanı söylüyoruz. Rum tarafı ve Yunanistan dikkat ediyorsanız sürekli o günden bu yana yok görüşmenin detayıyla ilgili yanlış bilgiler, başka konular, gerçekten dürüstlüğe sığmayacak davranış içerisinde bulundular ve sürekli böyle suçlayıcı tavırlar içinde. Ben de 20 tane madde-madde suçlayıcı şey sayabilirim onlar için, ama bunun bir faydası yok. Olmadı olmadı, o zaman ne yapacağımızı konuşmamız lazım yine diyalog yoluyla, yine diploması yoluyla. Yani Kıbrıs ve bölgenin istikrarı için, istikrarın bozulmaması için biz bu bölgede hem garantör ülke olarak, hem de büyük bir ülke olarak yapıcı rolümüzü sürdüreceğiz. Ama diğer taraftan şimdi Rum tarafının tek taraflı olarak Kıbrıs etrafındaki denizlerde sondaj yapması doğru değil. Burada Kıbrıs Türk halkının da hakkı var. O zaman da biz de KKTC’nin daveti üzerine biz de tabii gereğini yaptık, yapıyoruz, yapacağız. Burada çözüme odaklanmak lazım. İki tarafın da hakkı varsa birlikte adım atmak lazım. Bunu bile yaparsak diyor, devlet olarak tanımış oluruz, vesaire vesaire. Güven arttırıcı adımlar konusunda biz samimi olduk hep. Şimdi bazı konularda da, güven arttırıcı adımlar konusunda da yine adımlar atalım diyoruz. Mesela telefon konusunda iki halk da karşı tarafa geçtikleri zaman telefonlarını kullanamıyorlar. “Roaming” anlaşması yapmak istedik. Önce prensip olarak anlaştılar, sonra dediler ki “biz bunu yaparsak sizi devlet olarak tanıdığımız anlamına gelir”, ne alakası var?

SUNUCU- Ne yapsa devlet olarak tanıyacak o zaman.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- O zaman hiçbir adım atamaz. Sonuçta yani bu konuda ne yapacağımıza dair biz şimdi kendi aramızda da istişare ediyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızla, Başbakanımız, arkadaşlarımızla bir Bakanlık olarak, Dışişleri Bakanlığı olarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Sonra KKTC heyetiyle de, Cumhurbaşkanı ve diğer siyasi partilerle de oturur konuşuruz. Geçtiğimiz haftalarda biliyorsunuz 20 Temmuz’dan hemen önce ben de Ada’ya giderek Cumhurbaşkanıyla ve siyasi parti başkanlarıyla, Başbakan, Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı hepsiyle ayrı ayrı ve birlikte görüşmeler yaptık. Kafamızda bazı şeyler var, ama bunu birlikte değerlendireceğiz. Birleşmiş Milletler ve diğerleriyle de değerlendirerek önümüzdeki süreçte ne yapacağımızın kararını vereceğiz ve göreceğiz.

SUNUCU- Yani çözüm olmadı, ama bu hala çalışmadığımız anlamına gelmiyor diyorsunuz.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Tabi tabi, mutlaka burada öyle veya böyle bir çözümün olması gerekiyor.

SUNUCU- Çözüm olmak zorunda.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Öyle veya böyle. Bu çözüm olmazsa, bu parametrelerle olmazsa başka parametrelerle çözümün mutlaka olması lazım. Bu belirsizliğin Rum tarafına da bir faydası yok, hiç kimseye bir faydası yok.

SUNUCU- Son olarak, AB’yle göç ve vize konularındaki bir yere kadar getirmiştik, ama sonra işte büyük krizler yaşandı, zaten arkasından 15 Temmuz ve sonrasını biliyoruz. Oradaki son durumumuz nedir?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Şimdi en son AB’ye bir mektup da gönderdik. Vize serbestisi uygulanmadan, eş zamanlı uygulansın diyoruz, geri kabul anlaşmasını uygulamayacağımızı da Avrupa Birliği’ne resmen bildirdik. Bu ikisinin birlikte uygulanması gerekiyor. Vizeyle ilgili de işte malum 72 kriterden 67’sinde hiçbir problem yok, Avrupa Birliği de kabul ediyor. 5 kriter vardı, 5 kriterin dördü konusunda da Avrupa Birliği’yle bir mutabakat sağladık. Fakat terörle mücadele kanunlarımızda değişiklik yapılmasını istiyorlar.

SUNUCU- Bir tane mi kaldı?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Biz de, şu anda terörün her türlüsüyle mücadele ederken böyle bir değişikliği yapamayız, söz konusu değil, halkımız da bunu affetmez diyoruz; açıkça, samimi söylüyoruz. Avrupa Konseyi’ne bu işi bırakalım dedik. O konuda da olumlu bakan kişiler çok oldu Avrupa Parlamentosunda da, Avrupa Birliği kurumları içinde de, üye ülkeler içinde de. Temkinli yaklaşanlar da var. Şimdi biz bir metin hazırladık, 5 kriterle ilgili neler yapabileceğimizi, 4’üyle ilgili zaten mutabakat var. Yine terörle mücadele konusundaki görüşümüz, tutumumuz nedir, bunları belirten bir metni hazırladık. Uygun bir zamanda, yine kendi aramızda son istişareyi yaparak uygun bir zamanda Timmermans’a bunu göndereceğiz.

SUNUCU- Ulaştıracaksınız.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Ulaştıracağız, ondan sonra Avrupa Birliği’nden cevap bekleyeceğiz. Ona göre de diğer anlaşmalar konusunda da kararımızı vereceğiz.

SUNUCU- Sayın Bakanım, çok teşekkür ediyorum. Kapatırken hep bu bölgenin savaşlarından, işte bizi ilgilendiren ırkçılıktan bahsettik. Ama bir yandan da Pasifik’in öte tarafında da Amerikan ırkçılarının da ne kadar tuhaf işler yaptıklarını da gördük. Savaş tehdidi belki buradaki kadar ciddi ya da sıcak değil, ama Kuzey Kore’yle de dünyayı da tehdit eden bir gerilim sürmeye devam ediyor.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok gereksiz bir gerginliğin içine girildi, umarım yumuşama başlar. Çünkü bunun kimseye bir faydası yok ve şakası da yok, burada nükleerden silahlardan bahsediyoruz. Balistik füze mi, menzili ne kadar, bunları görüşmüyoruz. Rus ürünü mü, Çin ürünü mü, Avrupa ürünü mü; bunları da konuşmuyoruz, nükleer silahlardan bahsediyoruz, bu işin şakası yok. Ama bizim için önemli bir gelişme; Manila’da gerçekleştirilen ASEAN Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda, Türkiye’yle Güneydoğu Asya Bölgesinde 10 ülkenin üyesi olduğu ASEAN arasında Sektörel Diyalog Ortaklığı tesis edilmiş olmasıdır. Laos’ta da Büyükelçilik açıyoruz, bölgedeki 10 ülkede de Büyükelçiliğimiz olmuş olacak inşallah açıldıktan sonra. Yeni bir Büyükelçi atadık, Büyükelçimiz gidip Büyükelçiliğimizi orada açacak. Buraya üyelik sadece basit üyelik değil, ortak yol haritamız var. Ekonomi, ticaret, küçük ve orta ölçekli sanayiler dahil birçok alanda işbirliğini kapsayan bir yol haritamız var ve ilk toplantımızı Kasım ayında yapacağız. Bu ayın sonunda da bunun uygulanması için tüm kurumlarla birlikte koordinasyon toplantısı yapacağız. Her sene artık bu toplantılara katılıyoruz, yıl içinde toplantılar olacak. Resmi bir statümüz oldu. ASEAN artı Türkiye toplantıları da olacak; Dışişleri Bakanları düzeyinde de olacak, yüksek düzeyli memurlar seviyesinde de olacak. Çok önemli bir örgüte üye olduk, halihazırda yaklaşık 2.4 katrilyon dolarlık bir ekonomisi olan, fakat önümüzdeki süreçte ciddi potansiyel var, büyüyen bir bölge. 800 milyon nüfusu olan bir bölgeyle de ilişkilerimizi Güneydoğu Asya neresi demeden hem kurumsal olarak, hem de ülkelerle ikili düzeyde geliştiriyoruz. Sayın Başbakanımız da biliyoruz Singapur’a ve Vietnam’a bir ziyarette bulunuyor ki her düzeyde özellikle ikili ilişkilerimizi, ekonomik düzeyde ilişkilerimizi geliştirmek için önemli bir ziyaret olacak.

SUNUCU- Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu çok teşekkür ediyorum efendim. Umarım ileri süreçte Pasifik’ten bahsederken işte Asya Pasifik Birliğindeki iyi işlerden bahsediyoruz, Kore veya benzeri çatışma ve gerilimlerden değil. Çok sağ olun, birçok merak ettiğimiz başlık vardı, bunların hepsini konuşmuş bulunduk. Ama siz hep çoğunu ileriye attınız, işte Kasım’da bir başka toplantı, Avrupa Birliği’ne götürülecek, Avrupa Konseyine götürülecek teklif, Suriye’yle ilgili belli ki bir şeyler oluyor. Belki 25 Eylül’deki referandumdan vazgeçilecek ya da vazgeçilmezse sonuçlarını göreceğiz. İlerleyen süreçte, sizi yayına almak kolay değil biliyorum, ama tekrar davet etmek isteriz.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Memnuniyetle sizin aracılığınızla gelişmeleri ve muhtemel gelişmeleri veya bizim bakış açımızı, dış politika anlayışımızı ve Türkiye’nin yaklaşımlarını kamuoyumuza, halkımıza paylaşmaktan bende mutluluk duyarım.

SUNUCU- Çok teşekkür ederim efendim.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Ben teşekkür ederim.

SUNUCU- Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’yla aklımızdaki soruları konuştuk.

Kısa bir aranın ardından TRT Haber canlı yayınlarıyla karşınızda olmaya devam edecek.