#

İç Hava Kalitesi ve Hasta Bina Sendromu

Barçın Ağca (*)

Çevre; insanların ve diğer canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları fiziki ve  biyolojik ortamdır. Elbette bu tanıma insanlar arası ilişkilerde  sosyal, ekonomik ve kültürel ortamları da katmak gerekir.

İnsanlar ile çevre arasında bu kadar güçlü bir bağ ve etkileşim varken, bedensel, ruhsal ve sosyal yönlerden sağlıklı bir yaşamın sürdürülebilmesi ancak sağlıklı bir çevre ile mümkündür.

İnsan ve çevresi sürekli etkileşim içindedir. İnsanın çevreye yaptığı önemli müdahalelerin sonuçlarından kendisinin de büyük oranda etkilenmesinin sebebi budur. Bu çerçevede, insanlığın refah düzeyini artırma çabası ve uygulanan ekonomik büyüme politikaları sonucunda  ortaya çıkan dünyanın ısınması, ozon tabakasının incelmesi, asit yağmurları, hava kirliliği, toprak erozyonu, ormansızlaşma ve okyanusların veriminin düşmesi ve diğer çevresel bozulma, insan sağlığı kadar tüm diğer türlerin sağlığı ve hatta türlerini sürdürebilmeleri açısından da büyük tehlike yaratmaktadır. Gelecekte insan nüfusunun daha da artması çevre  sorunlarının boyutunu da büyütecek ve böylece daha çok sayıda insan, ev, işyeri ve genel çevrede kimyasal ve fiziksel etkenlerin yarattığı risklere maruz kalarak, önemli sağlık sorunları yaşamaya başlayacaktır. Nitekim günümüzde bu tip sağlık sorunları yaşayan insanların yakınmalarının tamamen “psikolojik” olmadığı bilinen bir gerçek halini almıştır.

Son zamanlarda tıp literatürüne giren, iş merkezlerinden hastanelere kadar her yerde rastlanabilen “Hasta Bina Sendromu (HBS)-Sick Building Syndrome”, %70 iş, %20 ev olmak üzere toplam zamanlarının %90’ını  kapalı ortamlarda geçiren yüz binlerce kişiyi tehdit eder hale gelmiştir. Ancak bu sorunun yeterince önemsenmemesinin nedeni, kapalı ortamlardaki hava kirliliği etkilerinin genellikle uzun sürede ortaya çıkması ve yaşamı doğrudan ya da acil olarak tehdit etmemesidir.

İç hava kalitesi kavramı ve HBS 1980’li yıllarda, petrol krizi ve enerji darboğazının gündeme gelmesi ile ortaya çıkmıştır. Sıkı enerji tasarruf  politikaları ve buna bağlı olarak iç ortam hava sirkülasyonunun en az düzeye indiği, yetersiz havalandırmanın yapıldığı, dış ortama açılmayan pencerelerin bulunduğu ve klima cihazlarının kullanıldığı  sızdırmaz bina yapımı, iç hava kalitesinde önemli sorunlar yaratmıştır.  Sağlıksız inşaat malzemesi kullanımı, rutubet ve kötü havalandırma sistemi binaları birer bakteri yuvası haline getirmiştir.

İç hava kalitesinin insan performansı üzerindeki etkisi bilinen bir gerçektir. İnsan konforu ve üretkenliği için solunan havanın %40-60 izafi nem içermesi ve çalışma ortamının 19-20 C’de olması gerektiği Alman Bilim Adamları tarafından yapılan araştırmalar sonucunda saptanmış bulunmaktadır.

Mekanlardaki hava sıcaklığının artışına bağlı olarak çalışanların performansı düşmekte (örneğin: sıcaklık 26 C’a ulaştığında %20 performans kaybı olmaktadır), ortamdaki nem oranı azalmakta, nem oranının azalması nedeniyle burun mukozasında kuruma ve solunum yolları enfeksiyonları artmakta, boğazda yanmalara neden olmakta, insanlarda HBS artışı gözlemlenmektedir. Baş ağrısı, öksürük, ses kısıklığı, baş dönmesi, zihinsel yorgunluk, mide bulantısı, bazı alerjik reaksiyonlar, ağız ve göz kuruluğu, koku ve tat alma bozukluğu, göğüste sıkışma hissi, gözlerde sulanma, kaşınma ve kızarma gibi rahatsızlık belirtileri belli başlı HBS belirtileri olarak tanımlanmakta ve bina terk edildiğinde bu şikayetler ortadan kalkmaktadır.

Araştırmalara göre işyerlerinde özellikle risk altında olanlar, tüm gün bilgisayar başında çalışan, çalışma masaları yakınında fotokopi, lazerli yazıcılar gibi ozon oluşumuna neden olan cihaz bulunan kişilerdir. Bu tip cihazların ve ekranların çevresinde bir elektrostatik alan oluşması ve bu alana daha fazla kirleticinin toplanmasına bağlı olarak şikayetlerin arttığı düşünülmektedir.

ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, gökdelenlerde çalışanların %20’sinin iş performanslarının etkilendiği, %7-10’unun ise yorgunluk, burun tıkanıklığı, baş ağrısı, solunum güçlüğü ve göz irritasyonu gibi ciddi sorunlar yaşadıkları, kişi başına 12 litre/saniye dış hava ile havalandırılan ofislerde çalışanların, 24 litre/saniye ile havalandırılan ofislerdekine oranla %35 daha fazla hastalık izni kullandıkları belirlenmiştir. ABD’deki binaların %20-30’unun HBS’e neden olacak özelliklerde olduğu hesaplanmaktadır. Amerikan Çevre Koruma Ajansı (EPA) verilerine göre HBS mücadele edilmesi gereken ilk 10 sağlık sorunu arasında 4. sıraya yerleşmiştir. Bir başka örnek olarak, Danimarka’da 3507 kişi üzerinde yapılan bir araştırmada incelenen deneklerin %27’sinde göz, burun ya da boğaz irritasyonu ve %36’sında  ise baş ağrısı, yorgunluk, halsizlik gibi HBS ile bağlantılı genel belirtiler  saptanmıştır.

Kapalı ortamlardaki kirleticiler ve kaynakları:

Kapalı ortamlarda çok sayıda hava kirleticisi bulunmaktadır. Bunlar yerleşim yerlerine, binalardan binalara hatta aynı bina içinde odalardan odalara farklılıklar gösterebilmektedir. Bazı iç hava kalitesini bozan kirleticiler, karbon dioksit, su buharı, ozon, formaldehit, uçucu organik bileşikler gibi temel olarak dış ortamdan  kaynaklanmaktadır. Mantarlar, virüsler, bakteriler ve diğer alerji yapıcı maddeler, radon ve elektromanyetik radyasyon, yalıtım malzemesi olarak kullanılan asbest de iç ortamlarda kirletici olarak bulunmaktadır. Binalarda yaşayan insanların sigara içmek, temizlik yapmak ve yemek pişirmek gibi doğal etkinlikleri sonucunda bazı kimyasal maddeler ve partiküller solunan havaya karışmaktadır. Binaların yapımında kullanılan malzemelerle içinde kullanılan mobilyalar ve  tekstil ürünleri de (duvardan duvara halı, duvarların kumaş kaplanması) sözkonusu kirletici maddeleri artırmaktadır.

İç ortam kirleticilerinden biri olarak sayılan asbest, 1980’lerden beri ABD ve Avrupa’da yasaklanan ve kullanımına özel izinler getirilen yaygın bir kirletici olması nedeniyle bu yazıda bahsi geçen diğer kirleticilerden daha farklı bir konuma sahiptir.  İsmi, 19. yüzyılın ikinci yarısından sonraki endüstri devriminde, ısı, elektrik, sürtünme ve asitlere dayanıklı olması nedeniyle birçok işyerinde kullanıldığı için “sihirli mineral” olarak anılırken, 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra kanserojen olduğu ortaya çıkınca “öldürücü toz” olarak anılmaya başlanan asbest, yasaklanmış olsa da halen pek çok yapıştırıcı, asfalt, yapı ve yalıtım malzemesinde bulunmaktadır. Binalarda ısı yalıtımında ve su borularında bulunan asbest solunum yoluyla alındığında akciğer kanserine, sindirim yoluyla alındığında ise mide ve sindirim sistemi kanserlerine yol açtığı düşünülmektedir.

Bir diğer kirletici olan radon gazı ise kapalı mekanlarda uzun zaman geçiren insanlar için önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. İnsanlar yaşadıkları ortamların coğrafi ve fiziksel özelliklerine göre sürekli olarak tabiatta bulunan doğal kaynaklardan alınan radyasyona maruz kalmaktadırlar. Bu tip alınan doğal radyasyonun en önemli bileşeni radon gazıdır.  Binalardaki radon kaynağının büyük bir kısmı, binanın temelinde yeralan toprak ve kayalardadır.  Radon ve diğer gazlar, toprak boyunca yükselir, binanın altında birikmekte ve basınç oluşturmaktadır. Binalardaki hava basıncı genelde topraktaki basınçtan daha düşük olduğu için  biriken gazlar bina zemininden, duvarlarından, çatlak ve boşluklarından  bina içlerine sızar. Radon su şebekeleri yoluyla suda çözünmüş olarak da binalara girmektedir. Musluklardan akan su içindeki radonun 10.000’de biri havaya yayılmaktadır. Ayrıca inşaat sektöründe kullanılan  yapı malzemelerinde  bulunan eser miktardaki uranyum da yapılardaki radon düzeyini artırıcı etmenlerden biridir.

İç ortamdaki kirleticilerden insan sağlığını en çok etkileyen, sigara dumanıdır. Aynı ortamda bulunan, sigara içmeyen kişiler de sigara dumanından etkilenmekte ve bu kişilere “pasif içiciler” adı verilmektedir. Sigara içiminin az bilinen bir zararı da içindeki radyoaktif maddelerin soluma yoluyla insan vücuduna alınmasıdır. Bilindiği gibi sigara, kanser riskini arttırmaktadır. Binalardaki radon gazının solunması ile beraber sigara içimi ise kansere yakalanma  riskini oldukça yükseltmektedir.

Kirleticilere ve HBS’ye Karşı Alınabilecek Önlemler:

İç hava kalitesinin gereken seviyede sağlanabilmesi için kirlilik kaynaklarının belirlenmesi, anılan kirlilik kaynaklarının bertaraf edilmeleri için ise doğru önlemlerin alınması gerekmektedir. Sözkonusu önlemler, binaların yapımı ve işletimi sırasında alınacak önlemler  şeklinde ikiye ayrılabilir.

Binaların yapımı aşamasında alınacak önlemler:

- Yapı malzemelerinin radyoaktivite analizleri yapılmalı, değerlendirme sonuçları kabul edilen radyoaktivite sınırları içinde olan malzemeler bina yapımında kullanılmalıdır.

- Isı yalıtımında asbest, iç cephede kurşun içeren boyalar  kullanılmamalıdır.

- Bina temellerinde birikecek gazlara karşı özellikle bodrum katlarının toprakla izolasyonu iyi yapılmalı, bodrum ve zemin katların tabanı şap, beton gibi yalıtımı sağlayacak malzemelerle kaplanmalıdır.

- Binaların hava girişleri, yollardan ve diğer kirlilik kaynaklarından uzağa yapılmalıdır.

- Bacaların sızdırmaması için içlerinin yalıtımına dikkat edilmelidir.

Binaların işletimi aşamasında alınacak önlemler:

- Kapalı ortamlarda etkin ve doğru havalandırma yapılmalı, ısı, nem dengesine dikkat edilmelidir.

- Özellikle işyerlerinde sigara yasağına uyulmalıdır.

- Kazan daireleri iyi havalandırılmalı, brülor ayarlarına dikkat edilmelidir.

- Kaliteli yakıt kullanılmalıdır.

- Kimyasal maddelerin depolandığı yerler iyi havalandırılmalı, haşere ilaçlarının aşırı kullanılmamasına özen gösterilmedir.

- Radon birikme düzeyi yüksek olabileceğinden, 20 yıldan eski olan binalarda çatlakların kapatılması, yalıtım ve bakımın sürekli yapılması gerekmektedir. Bina içine bir şekilde sızmış olan radon ve diğer zararlı gazlar bina dışına çıkamazsa bina içindeki kirleticilerin konsantrasyonu artacağı için kapalı ortamların havalandırılmasına özen gösterilmelidir.

- Havalandırma sistemi kullanılan binalarda, sistemin bakımına dikkat edilmeli, hava filtresi kullanılarak taze, temiz ve nem oranı ayarlı havanın bina içinde dolaşması sağlanmalıdır.

- Bilgisayarlar ve diğer elektronik cihazlar her altı ayda bir hijyenik donanım temizleyicileri ile temizlenmelidir.

- Yeni halıların ve yumuşak döşemelerin evlere, kapalı ortamlara yerleştirilmeden önce uçucu maddelerden temizlenmesi sağlanmalı, kullanılmış halıların ve kumaş duvar kaplamalarının periyodik temizlikleri yapılmalıdır.

- Fibröz materyallerin kullanımı olabildiğince azaltılmalı, silinebilen yüzeyler artırılmalıdır.

Yukarıda sayılan önlemler alındığında, sağlanacak olan etkin havalandırma ile Hasta Bina Sendromu şikayetleri ortadan kalkacak ve insanların verimliliği önemli derecede artacaktır.

(*) Danışman, OECD Daimi Temsilciliği