#

Amerika Birleşik Devletleri’nin Dış Ticaret Politikasında Serbest Ticaret Anlaşmalarının Yeri (*)

Ali Kemal Aydın (**)

I. Önsöz

Dünyanın en güçlü ekonomisi olan ABD aynı zamanda dünyayla en çok ticareti yapan ülkedir. ABD  bu konumunu İkinci Dünya Savaşı’ndan bugüne kadar sürdürmeyi başarmıştır. 1990’ların ilk yarısında daha da ivme kazanan küreselleşme süreciyle birlikte, ABD serbest piyasa ekonomisinin dünyada yaygınlaştırılması ve serbest ticaretin güvence altına alınmasını, ulusal güvenlik öncelikleri arasında görmeye başlamıştır.
 
Bu süreçte, ABD ticari ve siyasi nedenlerle bir yandan Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)  çerçevesinde çok taraflı ticaret müzakerelerine aktif bir şekilde katılırken, diğer taraftan bölgesel ve ikili serbest ticaret anlaşmaları yaparak çıkarlarını garanti altına almaya çalışmaktadır.
 
Bu çalışmada ABD’nin dış ticaret politikası, STA’lar çerçevesinde analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu çerçevede, ABD’nin genel ticaret politikası ve STA’ların uluslararası ticarette yeri açıklandıktan sonra ABD bakımından STA’ların önemi ele alınarak ABD’nin akdettiği ve müzakerelerini yürüttüğü STA’lar hakkında bilgi verilmiş, Türkiye bakımından özellikle önem taşıyan Orta Doğu Serbest Ticaret Alanı (MEFTA) girişimi üzerinde daha geniş durulmuştur.

Ülkemizle ABD arasında bir STA bulunmamaktadır. Türkiye’nin Avrupa Birliği ile mevcut Gümrük Birliği yükümlülükleri çerçevesinde ABD ile STA akdetmesi ancak AB ile ABD arasında böyle bir düzenleme yapıldığında  gündeme gelebilecektir. Türkiye’nin ABD ile ticari ilişkileri DTÖ kuralları ile ikili anlaşmalar çerçevesinde sürmektedir.
 
Bu çalışmanın hazırlığında DTÖ, Dünya Bankası, Amerikan Ticaret Temsilciliği, Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitelerindeki bilgilerden geniş şekilde yararlanılmıştır. Ayrıca konuyla ilgili kaynak kitaplarla bilimsel araştırmaların yanısıra gazete ve dergilerde çıkan makalelere başvurulmuştur.

II. Giriş

Ekonomik anlamda serbest ticaret bir yandan içeride rekabet ve verimliliği teşvik ederken diğer yandan üreticilerin dış pazarlara, tüketicilerin de yabancı mallara erişimini kolaylaştırmaktadır. Bunun sonucu olarak ekonomik faaliyetlerde iş bölümü ve uzmanlaşma artmakta, taraflar daha az kendine yeterli hale gelirken birbirlerine bağımlılıkları artmaktadır.
 
Ekonomide liberal düşünceyi temsil edenlerin öteden beri ulusların zenginleşmesine ve ekonomik büyümeye yapacağı katkı dolayısıyla savundukları serbest ticaret sistemi, ikinci

Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası ekonomik ilişkiler çerçevesinde ABD’nin güçlü etkisiyle giderek yaygınlaşmış ve kuvvet kazanmıştır. GATT’ın oluşturulması ve bu kapsamdaki çok taraflı müzakerelerin temel felsefesi de liberal ticaret düşüncesine dayanmaktadır.
 
Bununla birlikte, serbest ticaretin ağırlıkla sadece endüstri ürünleriyle sınırlı kalması tarım ürünlerinin çoğunlukla sistem dışı tutulması, hizmetler sektörünün serbestleştirilmesinin ancak son zamanlarda gündeme gelmesi, gelişmiş ülkelerin  başta tarım olmak üzere önemli gördükleri sektörlerde teşvik, sübvansiyon, devlet yardımı gibi uygulamalara başvurmaları serbest ticaret sisteminin daha çok gelişmiş ve sanayileşmiş ülkelerle bunların dünyanın her tarafına uzanan çok uluslu şirketlerinin lehine olduğu görüşlerinin kuvvet kazanmasına yol açmıştır. Bu görüşte olanlar ticaretin sadece serbest (free) değil aynı zamanda adil (fair) olması gerektiğini savunmaktadırlar.

III. Serbest Ticaret Anlaşmalarının uluslararası ticaretteki yeri ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) sistemindeki yeri

DTÖ sisteminde Bölgesel Ticaret Anlaşmaları (BTA) olarak nitelendirilen Serbest Ticaret Anlaşmaları (STA) ve Gümrük Birlikleri (GB), DTÖ üyesi ülkeler arasında mal ticaretini düzenleyen En Çok Gözetilen Ulus (MFN) kuralının temel istisnasını oluşturmaktadırlar. MFN kuralı, bir DTÖ üyesi ülke diğer DTÖ üyesi ülkelere karşı tarife oranları ve diğer ticari önlemlerde herhangi bir ülkeye tanıdığından daha az avantaj sağlayan muamelede bulunamamasını öngörmektedir.

BTA’larıyla ilgili kurallar DTÖ Anlaşmalarının temelini oluşturan 1947 tarihli Tarifeler ve Ticaret Genel Anlaşması’nın (GATT) 24.maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre üye ülkelerin gönüllü anlaşmalar yoluyla Gümrük Birlikleri ve Serbest Ticaret Alanları oluşturarak daha yakın bütünleşme sağlama ve bu şekilde ticareti serbestleştirerek daha da genişletme istekleri kabul edilmiştir. Bununla birlikte, BTA’larının yapılması uluslararası ticareti esaslı şekilde serbestleştiren bir şekilde işlemeleri, ticarete yeni engeller konulmasını teşvik etmemesi ve ticari ortaklar arasında ayrımcı önlemler için araç olmamaları yönünde sıkı koşullara bağlanmıştır. BTA’larının taraf ülkeler arasındaki mal ticaretinde bütün tarifeleri ve ticaretteki diğer sınırlamaları ortadan kaldırması bu koşulların en önemlisidir. Ayrıca bu tür anlaşmaların, anlaşma dışında kalan üçüncü üye ülkeler için daha yüksek ticari engeller doğurmaması ve tarifler ile ticareti sınırlayıcı diğer kısıtlamaları makul bir süre içerisinde kaldırmaları gerekmektedir.

Uluslararası ekonomik ve ticari ilişkilerde yaşanan küreselleşme olgusunun da etkisiyle DTÖ üyeleri arasında sonuçlandırılan STA’larının sayısı her geçen gün artmaktadır. Halihazırda DTÖ üyesi ülkeler arasındaki ticaretin yaklaşık yarısı STA’ları kapsamında gerçekleştirilmektedir.

STA’ları taraflar arasında rekabet ve etkinliği artırmaları, yerli üreticiler yabancı pazarlara daha kolay ve elverişli koşullarla girme imkanı sağlamaları, tüketicilere de fiyatları tarifesiz ya da düşük tarifeli oldukları için daha elverişli ithal ürünlere erişebilme imkanı sunmaları dolayısıyla giderek daha çok sayıda ülkenin akdetmeye çalıştıkları anlaşmalar haline gelmektedirler.

IV. ABD Dış Ticaret Politikası

1. Tarihsel gelişmeler

ABD dış ticaret politikası özellikle İkinci Dünya Savaşından bu yana Amerikan dış politikasının siyasi ve  askeri ayağıyla birlikte üçüncü önemli sac ayağını oluşturmaktadır. Amerikanın kuruluşundan  bu yana izlediği ticaret politikasının temeli, bir yandan ürettiği sanayi ve tarım ürünlerine yeni pazarlar bulma ve bu pazarlara kolay şekilde girerek hakimiyet kurma, öte yandan içeride özellikle endüstrinin ihtiyaç duyduğu temel hammaddeler ile Amerikan halkının sürekli artan tüketim talebini en ucuz ve elverişli koşullarda karşılamaya dayalıdır.
 
ABD’nin dış ticaret politikası iç ve dış gelişmelere bağlı olarak çeşitli dönemlerde yön değiştirmiştir. ABD’nin kuruluşunu takip eden yıllarda hükümet ve iş çevreleri dış gelişmelere fazla ilgi göstermeksizin daha çok ekonomik altyapı ve endüstriyi geliştirmeye yoğunlaşmışlardır.  Bu yıllarda ABD’nin kurucularından ve ilk Maliye Bakanlarından olan Alexander Hamilton’un savunduğu korumacılık politikasının uzun yıllar uygulandığı, yeni gelişmekte olan yerli üretimin korunması için yabancı malların ithalatını sınırlamak amacıyla gümrük tarifeleri ve kotaların   yaygın biçimde kullanıldığı ve görülmektedir.

Üretimin gelişmesi ve daha ucuz hammadde  ihtiyacı dolayısıyla 19 yüzyıl boyunca denizaşırı ülkelerle ticaretin geliştirilmesi politikası zaman zaman öne çıkmışsa da, ABD bu dönemde daha çok kendi genişlemesini tamamlamaya ve ülke içi ekonomik gelişme ve bütünleşmeye ağırlık vermiştir.
 
1929  büyük ekonomik buhranını takiben Smoot-Hawley yasasıyla gümrük tarifelerinin aşırı ölçülerde artırılmasıyla doruğa çıkan korumacılık politikasının, ABD’nin  ticaret ilişkisi içinde olduğu ülkelerin karşı tedbirlere başvurmasıyla kısa zamanda ekonomik bunalımın daha da derinleştirmesine yol açtığı görülmüştür. Sözkonusu yasa 1934 yılında değiştirilmiştir. Kongreye 1934 yılında gümrük tarifelerini düşünen ve ticareti teşvik etmeyi amaçlayan Ticaret Anlaşmaları Yasası’nı kabul ederek o zamana kadar ABD’nde değişik ölçülerde devam ettirilen ticarette korumacılık politikasına son vermiştir.

2. İkinci Dünya Savaşı  sonrası dönem

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’nin uluslararası ticaretin önündeki engelleri kaldırma yönünde öncü bir rol üstlendiği görülmektedir. Bu yaklaşımda ekonomik çıkarların yanısıra ABD’nin savaş sonrası oluşan uluslararası düzende daha güçlü bir varlık gösterme politikasının da payı mevcuttur.
 
Savaş sırasında sanayi alt yapısını koruyan, teknoloji ve üretim tekniklerini daha da ilerleten ABD sahibi olduğu doğal kaynaklarının da yardımıyla uzun yıllar ihracatıyla dünya pazarlarında egemen olmuştur.
 
İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’nın ekonomik alanda yeniden kendi ayakları üzerinde durmasını amaçlayan Marshall Planı ve ABD’nin öncülüğünde bunu takiben kurulan, daha sonra bugünkü adını alan Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD), Bretton Woods’da tesis edilen Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası   (IBRD), 1947’de 23 ülke tarafından imzalanarak yürürlüğe giren Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel

Anlaşması (GATT) gibi kuruluş ve düzenlemeler bir yandan piyasa ekonomisini benimseyen çoğu batılı ülkeler arasında savaş sonrası geçerli olacak uluslararası ekonomik düzenin temellerini oluştururken aynı zamanda uluslararası ticaretin liberalleştirilmesi yönündeki çabaların da güç kazandığı platformlar olacaktı.

3. Dış politika aracı olarak ticari kısıtlamalar

ABD yönetimleri bir yandan ticaretin serbestleştirilmesinin yararlarını savunur ve bunu teşvik ederken, dış politika hedeflerine halel getireceğini değerlendirdiği durumlarda insan hakları ihlalleri, terörizmi destekleme, uyuşturucu kaçakçılığını önlememe, kitle  imha silahlarını üretmeye çalışma, uluslararası barışı tehdit etme gibi gerçeklerle çeşitli ülkelere ekonomik ve ticari kısıtlama ve ambargolar koyma yoluna başvurabilmektedirler. Küba, İran, Irak, Libya, Kuzey Kore, Sudan, Suriye  ve Birmanya gibi ülkeler bu kısıtlama ve  ambargoların ya muhatabı olmuşlar  ya da olmaya devam etmektedirler. Ticari yaptırımlara başvurma ABD’nin siyasi amaçları doğrultusunda öteden beri kullandığı önemli aracılardan biridir.

Küreselleşme döneminde, ABD’ye “meydan okuyan” ya da küreselleşme dışında kalmakta direnen ülkeler için ekonomik yaptırımlar kullanılan etkili araçlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

4. Ticaretin serbestleştirilmesine karşı görüşler

Öte yandan, ABD’nin içerisinde ticaretin serbestleştirilmesine karşı önemli ve güçlü kesimlerin bulunduğu da öteden beri biline bir gerçektir. Başta tarımla uğraşan büyük çiftlik sahipleri olmak üzere, devlet sübvansiyonlarından yararlanan sektörler ile özellikle tekstil gibi hala emek-yoğun alanlarda ucuz işgücüne dayalı rekabetten korkan  imalat sanayi sektörü ithalatta gümrük seviyelerinin düşürülmesine  ve miktar kısıtlamalarının kaldırılmasını çıkarlarına  aykırı bularak karşı çıkmaktadırlar. Aynı şekilde işçi sendikaları ucuz malların fabrikaların kapanmasına yol açacağı, çevre örgütleri ise çevre standartlarına uymayan koşullarda üretilen ürünlerin  pazarı istila edeceği endişesiyle ticaretin serbestleştirilmesine kuşkuyla yaklaşmakta ve karşı çıkmaktadırlar
 
1975 yılına kadar dünyayla ticaretinde sürekli fazla veren ABD’nin bu yıldan itibaren artan bir şekilde ticaret açığı vermesi de serbest ticaret karşıtlarının ilave görüşlerini güçlendiren bir başka unsur olmuştur. 1970’lerden itibaren İkinci Dünya Savaşı sonrası hızla toparlanarak ekonomik güçlerini yeniden kazanan Japonya ve Avrupa ülkelerine  ilaveten, Güney Kore, Hong Kong, Tayvan, Singapur, Meksika ve Brezilya gibi yeni sanayileşen ülkelerin uluslararası ticaretten daha fazla pay almaları ve ABD’ne ihracatlarını giderek artırmaları ile doların değerindeki yükselişler zamanla dış ticaret  açığının da artırmıştır. ABD yönetimleri ilgili sektörlerin baskısıyla kendi  sanayini korumak için serbest ticaret felsefesiyle  bağdaşmayan damping, ilave gümrük vergileri gibi koruma önlemlerine başvurmaktan çekinmemişlerdir. ABD’nin zaman zaman başvurduğu bu tür önlemler ABD’nin Japonya ve AB gibi büyük ticari ortaklarıyla  önemli sorunlara yol açabilmekte, ticaret yaptığı diğer ülkelerin de karşı tedbirler almasına neden olabilmektedir.
 
5. Küreselleşme çağında ABD’nin serbest ticaret politikası

1990’ların ilk yarısında daha da ivme kazanan küreselleşme süreciyle birlikte, ABD’nin serbest piyasa ekonomisinin dünyada yaygınlaştırılması ve serbest ticaretin güvence altına alınmasını, ulusal güvenlik öncelikleri arasında görmeye başlamıştır.

Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Soğuk  Savaşın  sona  ermesiyle birlikte  1990’larda başlayan   “Yeni  Dünya  Düzeni”  döneminde,   ABD’nin  izleyeceği  dış  güvenlik  ve  siyaset belirlendiği 1991 tarihli “ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi”nin askeri ve siyasi ayaklarıyla birlikte üçüncü önemli ayağını ekonomik öncelikler oluşturuyordu. Strateji belgesinde bu hedef “ Ulusal güvenlik ve ekonomik gücün ayrılmaz parçalar olduğundan hareketle, güçlü, müreffeh ve rekabete dayanabilir bir ulusal ekonomi oluşturmak; uluslararası pazarlara, enerji ve maden kaynaklarıyla, okyanuslara ve uzaya açılmayı güvence altına almak; Pazar ilkelerine dayalı, ticaret ve yatırımı engellemeyen, istikrarlı para kurlarına sahip, açık ve genişleyen bir uluslararası ekonomiyi teşvik etmek; ekonomik gelişme ile sosyal ve siyasal ilerlemeyi sağlamak için yardım, ticaret ve yatırım politikalarını desteklemek” olarak açıklanmıştı.

Küreselleşme sürecinin öne çıkarıldığı 1999 yılındaki “Yeni Bir Yüzyıl için Ulusal Güvenlik” Stratejisinde de ABD için piyasa ekonomisi ve serbest  ticaretin önemi vurgulanıyordu. Bu strateji belgesinde “Eğer küresel ekonomi istikrarsızlık içine girerse, dış pazarlar çöker ya da Amerikalılara kapatılırsa, çalışanlarımız ve iş adamlarımız zarar görür. Eğer başka ülkelerin çevre konusunda belirli standartları yakalamasını sağlayamazsak, bu konudaki ulusal düzenlemelerimiz ABD’yi gereği gibi korumaya yetmeyebilir. Kısaca, Amerikan vatandaşları, diğer ulusların, refahının ve istikrarının artması, uluslararası normlara ve insan haklarına destek vermeleri, uluslararası suçlar ile mücadele yetenekleri, serbest pazara  bağlılıkları ve çevreyi koruma yönündeki çabalarıyla, yakından ilgilenmektedir” denilmek suretiyle diğer unsurların yanısıra dış pazarların ABD için ne kadar önemli olduğu belirtilmekteydi.
 
Kuruluşundan bugüne dış politikasını, ticaret politikasıyla ayrılmaz biçimde ilişkilendiren ABD, 1997’den başlayarak ulusal strateji belgelerinde küreselleşmenin tanımını yapmaya  ve bu süreci “Amerikan ulusunun” çıkarlarını sağlamaya yönelik bir araç olarak görmeye başlamıştır.

Amerikan halkının refahının, uluslararası kalkınma, mali ve ticaret kurumlarında Amerikan liderliğine bağlı olduğundan hareket eden ABD yönetimleri küreselleşme sürecinde dış ekonomik ve ticari ilişkilerde bir yandan küresel mali piyasaların istikrarı, uluslararası mali kurum ve düzenlemelerin güçlenmesi, şeffaflığın sağlanması gibi amaçları gerçekleştirmeye çalışırken, öte yandan, serbest ticaret sisteminin teşvik edilerek uluslararası ticaretin önündeki engellerin kaldırılması yönünde çaba göstermektedir.

V. ABD dış ticaret politikasının uygulanması ve Amerikan Ticaret Temsilcisi Ofisi

Amerikan Ticaret Temsilcisi (USTR) Ofisi ticaret ve ticaretle ilgili yatırımlar ile ticaret politikasının geliştirilmesi ve oluşturulmasında iç koordinasyonu sağlamakta öncü rol oynamaktadır.
 
İlk olarak 1962 tarihli Ticaret Genişleme Yasası’yla temeli atılan ve aradan geçen sürede dönemin ihtiyaçlarına göre yeni yasal düzenlemelerle devamlı olarak gelişerek bugünkü yapısına kavuşan USTR halihazırda ABD uluslararası ticaret politikasının oluşturulması ve uygulanmasının eşgüdümünde başlıca sorumlu birim olarak karşımıza çıkmaktadır. USTR ofisinin başındaki Amerikan Ticaret Temsilcisi, Başkanın kabinesinde yer almakta ve Başkana uluslararası ticaret konularında danışmanlık görevinin yanısıra ikili bölgesel ve çok taraflı  uluslararası ticaret  ve yatırım müzakerelerinde Amerikan hükümetini temsil etmekte ve sözkonusu müzakerelerin yürütülmesinden sorumlu yetkili olarak hareket etmektedir. USTR’ın diğer önemli görevleri ise  ABD dış ticaret politikasının içerideki  diğer ilgili kurumlarla eşgüdümünü sağlama, Başkana ve Kongre’ye ticaret anlaşmaları, tarife dışı engeller ve diğer ticari konularda bilgi verme, Başkanın uluslararası ticaret politikaları alanında sözcülüğünü yapma ve dış ticari anlaşmazlıkların çözümü, Amerikan yönetiminin özellikle az gelişmiş ülkelere tek yanlı olarak tanıdığın ve pazara girişi kolaylaştıran önlemleri içeren Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi’nin (GTS) uygulanmasının izleme, fikri mülkiyet haklarının korunması ve DTÖ ile ilgili konularda sorumluluk üstlenme şeklinde özetlenebilir.

VI. ABD‘ni STA’lar akdetmeye sevk eden nedenler ve bu anlaşmaların genel özellikleri

ABD yönetimi özellikle 2000 yılından bu yana ikili, bölgesel ve küresel düzeyde pazarların açılması ve ticaretin kolaylaştırılması yolunda aktif ve yoğun bir şekilde çalışmaktadır. Bunun için bir yandan DTÖ çerçevesinde müzakereler yürütürken, diğer yandan başta batı yarımküresindekiler olmak üzere  bölgesel ve ikili serbest ticaret anlaşmaları yapılması yönünde yoğun çaba sarf etmektedir.

Başkan Bush’un 2001 yılında Kongre’den aldığı ve Kongre’yi yönetimin yapacağı STA’ları belirli bir süre içinde onaylama yükümlülüğü altına sokan hızlı yöntem (fast track) özel yetkisi sayesinde son dönemde çok sayıda STA sonuçlandırılmış veya müzakeresine başlanmıştır.

ABD, STA yapacağı ülkelerin öncelikle DTÖ üyesi olmalarını ve kendileriyle Ticaret ve Yatırım Çerçeve Anlaşması (TYÇA) yapılmış olmasını şart koşmaktadır.
 
AB’nin akdettiği STA’lar ağırlıklı olarak sanayi ürünlerini kapsamakta, tarım sektöründe kısıtlı  açılımlara yer vermekte, yatırımları ve hizmet ticaretini anlaşma dışı tutmakta ve fikri mülkiyet hakları, işçi hakları ve çevre standartlarıyla ilgili düzenlemelere genel atıflar dışında yer vermez iken ABD’nin STA’larda tüm bu alanlarda ayrıntılı  kuralların konulmasına çalıştığı gözlenmektedir. Bunda AB’nin STA’ları daha çok pazarları açma aracı olarak görmesi, ABD’nin ise bu anlaşmaları aynı zamanda iç reformları teşvik ve küresel  ekonomiye bütünleştirme gibi siyasi amaçlar gütmesinde yattığı söylenebilir.
 
ABD yönetimi serbest ticareti gelişmekte olan ülkelerin dünyaya açılmaları, kalkınmayı özendirmesi, orta sınıf yaratılması ve bunların sonra ekonomik özgürlüğün siyasi reformları ve demokrasiyi güçlendireceği düşüncesiyle  hareket ettiği gözlenmektedir. Serbest ticaretin  hukukun üstünlüğü, açık ve şeffaf yönetim, özel mülkiyet haklarının ve yatırımların korunması, üretimde devlet tekelleri yerine serbest rekabete dayalı yöntemleri teşvik ederek gelişen demokrasilerin güçlenmesini sağlayacağı düşüncesinden hareket etmektedir. Esasen serbest ticaretin ve serbest piyasa ekonomisinin bütün dünyada yayılması ABD’nin ulusal güvenlik anlayışı ve stratejisinin de önemli amaçlarından biridir.
  
ABD’nin özellikle 2000 yılını takip eden dönemde ikili ve bölgesel serbest ticaret anlaşmaları imzalamaya hız verildiği görülmektedir. Bunda bir yandan, başta Avrupa Birliği olmak üzere birçok ülkenin özellikle 1990’ların ikinci yarısından itibaren  sayısı hızla artan bir şekilde çeşitli ülkelerle  ve bölgesel örgütlerle STA’lar imzalayarak bu ülke pazarlarına elverişli koşullarda giriş imkanı elde etmesi ve böylece kısa dönemde olmasa bile potansiyel olarak Amerika’nın bu pazarlarda rekabet gücünü daha da kaybetme endişesinin olduğu muhakkaktır. DTÖ çerçevesinde  yürüyen çok taraflı ticareti serbestleştirme görüşmelerinin beklenen hız ve etkinlikte sonuçlanmamasının da ABD’ni ikili ve bölgesel düzeyde ticareti serbestleştirme tercihine ağırlık vermeye  ittiği söylenebilir.

ABD yönetiminin son yıllarda serbest ticareti genişletmek ve pazarlara kolay giriş sağlamak için küresel, bölgesel ve ikili düzeyde yürütmekte olduğu yoğun çalışmalar kapsamında, bir yandan küresel ticaretin ele alındığı DTÖ’deki çalışmalara aktif olarak katılırken, diğer yandan bölgesel anlamda Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliğini (APEC)  ve Amerikalar Serbest Ticaret Alanı’nın (FTAA) geliştirme yönünde çalışmalar yapmakta, bu arada ikili düzeyde de süratle çeşitli ülkelerle STA’ları akdetmeye önem vermektedir. Bu çerçevede ABD’nin 2000-2004 yılları arasında beşi Orta Amerika’dakiler olmak üzere 12 ülkeyle STA imzalandığı görülmektedir. Bu ülkeler Ürdün, Şili, Singapur, Kosta Rica, Dominik Cumhuriyeti, El Salvador, Guatemala, Honduras, Nikaragua, Avustralya, Fas ve Bahreyn’dir. 12 ülke ile ise STA müzakereleri ya başlatılmış ya da başlatılmak üzeredir. Bu ülkeler ise Panama, Kolombiya, Peru, Ekvator, Tayland, Güney Afrika Gümrük Birliği’ne  (SACU) dahil Güney Afrika Cumhuriyeti, Namibya, Svaziland, Lesotho ve Botsvana ile Birleşik Arap Emirlikleri ve Oman’dır.

ABD’nin İsrail ile Serbest Ticaret Anlaşması akdettiği ilk STA’dır. 1 Eylül 1985 yılında yürürlüğe girmiştir. 1 Ocak 1995’den bu yana İsrail sanayi ürünleri gümrüksüz olarak Amerikan pazarına girmektedir. Anlaşma hükümlerine göre taraflar, hassas bazı ürünlerde ise koruma amaçlı kota ve kısıtlama uygulayabilmektedir. ABD’nin imzaladığı ikinci STA ise Kanada ile yaptığı anlaşmadır. Bu anlaşma, 1 Ocak 1989 tarihinde yürürlüğe girmiş, bilahare NAFTA’nın akdedilmesiyle geçerliğini yitirmiştir.
 
ABD’nin STA yapmış olduğu ve müzakerelerini yürütmekte olduğu ülkeler bir blok olarak dünyanın altıncı büyük ekonomisini ve ABD için en büyük üçüncü ihracat pazarını oluşturmaktadır.

VII. ABD’nin taraf olduğu veya oluşturmaya çalıştığı Bölgesel Serbest Ticaret Anlaşmaları

1. Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA-North American Free Trade Agreement)

ABD, Kanada ve Meksika arasında müzakerelerine 1991’de başlanan ve 1993 yılında imzalanarak dünyanın en geniş serbest ticaret alanını kuran NAFTA 1 Ocak 1994 tarihinde yürürlüğe girmiştir. NAFTA esas olarak ABD ile Kanada arasında daha önce imzalanan ve 1 Ocak 1989 tarihinde uygulanmaya başlanan STA’nı Meksika’ya da genişleten bir serbest ticaret anlaşmasıdır. Müzakereleri sırasında ABD’deki sendikaların mevcut ve yeni yatırımların Meksika’ya kayarak işsizliği artıracağı, çevrecilerin de Meksika’daki düşük çevre standartlarının ABD’ni de etkileyeceği endişeleriyle karşı çıktıkları  NAFTA, taraflar arasında gümrük tarifelerinin kademeli olarak indirilmesi suretiyle karşılıklı pazara giriş imkanları büyük ölçüde kolaylaştırılmıştır. Anlaşmanın aradan geçen 10 yıl içerisinde her üç ülkede de ekonomik büyümeye ve yaşam standartlarının yükseltilmesine olumlu etkisi olduğu görülmektedir. 1993 yılında 306 milyar dolar olan NAFTA üyeleri arasındaki ticaret hacminin 2002 yılında iki kat artarak 621 milyar dolara yükseldiği gözlenmiştir.

2. Orta Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (CAFTA-Central America Free Trade Agreement)

Başkan Bush 16 Ocak 2002 tarihinde yaptığı  konuşmada Orta Amerika ülkeleriyle STA yapma niyetini dile getirmiş, bu amaçla Kongreye bildirimde bulunmasından sonra 2003  yılı Ocak ayında müzakerelere başlanmış ve  1 yıl süren müzakereler sonrası Ocak 2004 tarihinde imzalanmıştır.
 
ABD’nin 5 Orta Amerika ülkesi (Kosta Rica, El Salvador, Guatemala, Honduras ve Nikaragua) ile Dominik Cumhuriyeti’yle yaptığı CAFTA’nın gerekli onay işlemlerini takiben yürürlüğe girmesiyle ABD’nin bu ülkelere ihraç ettiği sanayi ürünlerinin yüzde 80’nin gümrük vergisinin sıfırlanması, kalan yüzde 20’lik bölümün sıfırlanması için ise 10 yıllık bir kademeli geçiş süresi öngörülmektedir.
 
ABD’nin 2003 yılı itibariyle  Orta Amerika ülkelerine ihracat 11 milyar Dolar, bu ülkelerden ithalatı ise 12 Milyar Dolar düzeyinde gerçekleşmiştir. Dominik Cumhuriyeti de dahil edildiğinde toplam ticaret hacmi 2003 yılı itibariyle 32 milyar Dolara ulaşmaktadır. Bu rakam  bu ülkeleri bir blok olarak ABD’nin Meksika’dan sonra Latin Amerika’daki  ikinci büyük ticari ortağı yapmaktadır.
 
CAFTA sanayi ve tarım ürünleri ticaretini serbestleştirmenin yanısıra hizmetler ticareti, işçi hakları standartları, Amerikan yatırımlarının korunması için  tahkim mekanizması, çevre konuları, kamu alımları gibi alanlarda da düzenlemeler getirmektedir.
 
ABD bu ülkelere makine ve ekipman, kimyasal ve plastik ürünler işlenmiş gıda ürünleri ve kağıt ihraç ederken ağırlıklı olarak tarım ürünleri ile maden, hammadde ve tekstil ürünleri ithal etmektedir.
 
ABD yönetimi, Orta Amerika ülkeleriyle yapmış olduğu bu serbest ticaret anlaşmasıyla ticari çıkarlarını garanti altına almanın ötesinde, bu ülkelerde demokrasi, hukuk devleti, şeffaf yönetim, özel mülkiyet hakları ve yatırımların korunması, piyasa ekonomisi sisteminin güçlendirilmesi gibi hedeflerinin de olduğunu açıklamaktadır. ABD ayrıca, CAFTA’nın yürürlüğe konulmasıyla birlikte bir yandan halen mevcut NAFTA ve Şili  STA’sı diğer yandan da gerçekleştirilmesine çalışılan Amerikalar Serbest Ticaret Alanı (FTAA) yoluyla batı yarımküresinde ticari ve ekonomik bütünleşme gibi uzun dönemli ve iddialı stratejik bir hedefle hareket etmektedir.

3. Amerikalar Serbest Ticaret Alanı (FTAA-Free Trade Area of the Americas)

1994 yılında Miami’de toplanan ve Kuzey Orta ve Güney Amerika ülkelerinin katıldığı Amerikalar Zirvesi’nde 2005 yılına kadar 34 ülkenin (Antigua ve Barbuda, Arjantin, Bahama, Barbados, Beliz, Bolivya, Brezilya, Kanada, Şili, Kolombiya, Kosta Rica, Dominik, Dominik Cumhuriyeti, Ekvator, El Salvador, Grenada, Guatemala, Guyana, Haiti, Honduras, Jamaika, Meksika, Nicaragua, Panama, Paraguay, Peru, St. Vincent ve Grenadines, St. Lucia, St. Kitts ve Nevis, Surinam, Trinidad ve Tobago, ABD, Uruguay ve Venezüella) taraf olacağı 13 trilyon dolarlık GSMH ve 800 milyonluk bir nüfusu kapsayan bir Amerikalar Serbest Ticaret Alanı oluşturulması kararlaştırılmıştır.
 
Aradan geçen  on yıl  içerisinde yürütülen yoğun müzakereler ve toplantılara rağmen henüz FTAA anlaşmasının metni üzerinde bir mutabakat sağlanamamıştır. Pazara Giriş, Yatırım, Hizmetler, Kamu Alımları, Uyuşmazlıkların Çözümü, Tarım, Fikri Mülkiyet Hakları, Devlet Sübvansiyonları, Damping ve  Vergiler ile Rekabet politikaları başlıklı 9 bölümden oluşması öngörülen FTAA Anlaşması 2003 Kasım ayında yapılan Bakanlar düzeyindeki toplantıda MERCOSUR ( Arjantin, Brezilya, Paraguay ve Uruguay) ülkelerinin bu kadar kapsamlı ve iddialı tek bir paket anlaşmayı kabul etmeye hazır olmadıklarını bildirmeleri üzerine sonuçlandırılamamıştır.  Bunun üzerine  FTAA’na ulaşılması için biri temel hedef ve asgari yükümlülüklerin  oluşturulacağı ve bütün ülkeleri bağlayıcı kurallardan oluşan diğeri ise isteyen ülkeler arasında daha ileri taviz ve liberalleşmeyi amaçlayan iki yoldan oluşması kararlaştırılmıştır.
 
FTAA müzakereleri halen devam etmekte olup, daha önce açıklanan 2005 yılına kadar imzalanması hedefi gerçekleşmemiştir.
 
4. Andean Ülkeleri ile STA imzalanması

ABD yönetimi 2003 yılında Güney Amerika’da Kolombiya, Peru, Ekvator ve Bolivya’dan oluşan Andean ülkeleriyle de STA imzalamak amacıyla harekete geçmiştir. Bu çerçevede, ABD ile Peru, Ekvator ve Kolombiya arasında STA müzakerelerinin ilk turu 18-19 Mayıs 2004 tarihlerinde yapılmıştır. Bolivya’nın da daha sonraki aşamalarda müzakerelere katılması beklenmektedir.
 
5. ASEAN  (Güney Doğu Asya Ülkeleri Birliği) ile ticaretin serbestleştirilmesi

ABD yönetimi 2002 Ekim ayında ASEAN ülkeleriyle (Bruneyi, Kamboçya, Endonezya, Laos, Malezya, Myanmar, Filipinler, Singapur, Tayland  ve Vietnam) nihai hedefi ikili STA’lar imzalama olan ticari ilişkileri geliştirme  girişimi başlattığını ilan etmiştir. 2003 yılı itibariyle toplam 500 milyon kişi ve 740 milyar dolarlık GSMH hacmine sahip ASEAN ülkeleriyle  yıllık 120 milyar dolarlık ticaret yapan ABD, ticareti daha da serbestleştirme amacıyla ASEAN ülkeleriyle ikili düzeyde görüşmeler yürütmektedir. ABD’nin halen Endonezya, Filipinler, Tayland , Bruneyi ve Malezya ile imzalamış olduğu TYÇA’ları mevcuttur.
 
6. APEC çerçevesinde serbest ticaret alanı oluşturulması

2004 yılı Kasım ayında Santiyago’da biraraya gelen APEC ülkeleri (Avustralya, Bruneyi, Kanada, Şili, ÇHC, Hong Kong, Endonezya, Japonya, G. Kore, Malezya, Meksika, Yeni Zelanda, Papua Yeni Gine, Peru, Filipinler, Rusya Federasyonu, Singapur, Tayvan, Tayland, ABD ve Vietnam) aralarında yürütülmekte olan STA ve BTA müzakerelerinde ticareti geliştiren unsurları içeren yüksek standartların esas alınmasını kararlaştırmışlardır.  Buna göre yapılacak ticaret anlaşmalarında DTÖ kurallarına uyulmalı, DTÖ yükümlülüklerinin ötesinde kapsamlı ve ekonominin tüm sektörlerinin yararı gözetilecek, şeffaflık ilkesi uygulanacak, danışma ve anlaşmazlıkların çözümü mekanizmaları oluşturulacak, menşe  kuralları basitleştirilecek, ekonomik kalkınma, sosyal gelişim ve çevrenin konuşması hedeflenecektir. APEC üyesi 21 ülke  toplam olarak dünya ticaretinin yüzde 47’sini GSMH’nin ise yüzde 60’nı oluşturmaktadır. APEC üyesi ülkelerin 100’e  yakın serbest ticaret anlaşmasını ya imzaladığı ya müzakere etmekte  olduğu ya da müzakereye başlamak üzere olduğu belirtilmektedir. Bu kapsamda Japonya-Güney Kore, ÇHC-ASEAN, Singapur-Güney  Kore, Avustralya-Tayland ve Yeni  Zelanda-Şili serbest ticaret anlaşma müzakereleri devam etmektedir.
 
7. Orta Doğu Serbest Ticaret Alanı Girişimi (MEFTA-Middle East Free Trade Area Initiative)

ABD yönetimi, 11 Eylül’ü takip eden dönemde Orta Doğu ülkelerine yönelik olarak 2002 yılı sonunda  Orta Doğu Ortaklık Girişimi (MEPI) adı altında siyasi, ekonomik ve eğitim reformu ile kadının durumu konularını kapsayan 4 boyutlu bir program başlatmıştır. ABD, MEPI’yi önümüzdeki yıllarda Orta Doğu’daki yeni stratejisinin başlıca aracı olarak takdim etmektedir. Girişim için 2002 yılında 29 milyon dolarlık bir harcama öngörülmüşken, 2005 için 150 milyon dolar ayrılmıştır. Bu miktar, ABD’nin Arap ülkelerine sağladığı yıllık 1 milyar doları aşan ikili yardımlara ilave mahiyettedir. Ayrıca, Ulusal Demokrasi Vakfı’nın bütçesi de önemli ölçüde takviye edilmiştir. Bu kapsamda Orta Doğu Serbest Ticaret Alanı’nın (MEFTA) da 10 yıllık bir süre sonunda gerçekleşmesi amaçlanmaktadır.
 
Amerikanın askeri müdahalesiyle Irak’ta Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesini takiben ABD Başkanı George W. Bush 9 Mayıs 2003 günü yaptığı konuşmada Orta Doğu’da  ticaret, yardım, bölgesel güvenlik ve barış unsurlarını içeren yeni bir girişimin başlatılacağını ilan etmiştir. ABD Başkanı konuşmasında, serbest piyasa ve ticaretin yoksulluğun aşılmasında ve özgürlüklerin geliştirilmesine yardımcı olacağına inandığını vurgulamış ve oluşturulacak serbest ticaret alanının sadece ABD ile bölge ülkeleri arasında değil, bölge ülkelerinin kendi aralarında da geçerli olacağını belirtmiştir. ABD’nin Orta Doğu’daki Arap ülkeleriyle ticari ilişkilerin geliştirilmesi hususu 11 Eylül saldırılarını soruşturan Komisyon’un sunduğu raporda da bölgedeki  halkların yaşamlarını iyileştirme, daha açık toplumlar yaratma ve kalkınmayı teşvik etme amacına hizmet edeceği için tavsiye edilmiştir.
 
Başta Amerikan Ticaret Temsilcisi ve Dışişleri Bakanı olmak üzere, Amerikan yetkilileri Bush’un konuşmasını izleyen dönemde yaptıkları açıklamalarda, Orta Doğu girişiminin  başta Amerika’ya duyulan nefret ve düşmanlık duygularının azaltılması olmak üzere siyasi istikrarsızlık, ağır bürokrasi  ile imtiyazlı sınıfların ekonomiye egemenliğine son verilmesi ve ulusal ekonomilerin petrole bağımlılıklarının azaltılarak dış dünyaya açılması gereğini her vesileyle dile getirmişlerdir.
 
ABD’nin 2013 yılına kadar kurmayı amaçladığı Orta Doğu Serbest Ticaret Alanı girişiminin benimsenen strateji çerçevesinde aşağıdaki önceliklerin gerçekleştirilmesi suretiyle hayata geçirilmesinin amaçlandığı açıklanmaktadır:
 
a) Bölge ülkelerinin DTÖ üyeliklerinin desteklenmesi

ABD yönetimi, uluslararası ticaret düzeninin parçası olmanın ilk koşulu olarak ortaya atılan DTÖ üyeliği konusunda bölge ülkelerine aktif destek sağlamayı vaad etmektedir. Küresel ticaret sistemin oluşturulduğu ve temel kurallarının saptandığı DTÖ platformu üye ülkelere serbest ticaretin kapılarını açmaktadır. ABD bu bağlamda Suudi Arabistan, Lübnan, Cezayir ve Yemen’in DTÖ’ne üye olmalarına destek sağlamaktadır.
 
b) Genelleştirilmiş Tercihler Sisteminin (GTS) bölge ülkelerini kapsayacak şekilde genişletilmesi

ABD yönetimi bu sistem çerçevesinde gelişmekte olan 6’sı Ortadoğu bölgesinden (Mısır, Oman, Lübnan, Tunus,Yemen  ve Fas) olmak üzere 140 ülkeden aldığı 3500 kalem ürün için gümrük vergisi uygulamamaktadır. 2003 yılında GTS kapsamında 6 bölge ülkesinden 278 milyon dolarlık ürün ABD’ne gümrük vergisi alınmaksızın ithal edilmiştir. Sistemin ülke ve ürün bazında Orta Doğu’ya daha da genişletilmesi öngörülmektedir.
 
c) Ticaret ve Yatırım Çerçeve Anlaşmalarının (TYÇA) derinleştirilmesi

Bölge ülkeleriyle ile ticaretin geliştirilmesi ve anlaşmazlıkların çözümünü amaçlayan mevcut  TYÇA’ların kapsamının genişletilmesinin yanısıra Amerikan yönetimi STA’nın bir önceki aşaması olarak gördüğü TYÇA’ları diğer bölge ülkeleriyle de imzalayarak, küresel ekonominin kurum, kural ve deneyimlerini  bu ülkelerle paylaşmayı ve  iş çevreleri arasındaki temasları teşvik etmeyi amaçlamaktadır. ABD’nin halihazırda 9 bölge ülkesiyle (Katar, Cezayir, Bahreyn, Mısır, Kuveyt, Suudi Arabistan, Tunus, Birleşik Arap Emirlikleri ve Yemen) TYÇA’sı bulunmaktadır.
 
d) İkili Yatırım Anlaşmalarının (İYA) akdedilmesi

Amerikanın esas olarak yurtdışındaki yatırımcılarına hukuki güvence sağlama amacıyla yapmakta olduğu İkili Yatırım Anlaşmalarını (İYA) bölge ülkeleriyle de sonuçlandırarak bu ülkelerin uluslararası ticaret ve yatırım kurallarını iç mevzuatlarının bir parçası haline getirmelerini amaçlamakta, böylece Amerikan ve diğer yabancı sermayenin bölge ülkelerine yatırımlarının teşvik edileceği vurgulanmaktadır.
 
e) Kapsamlı Serbest Ticaret Anlaşmalarının (STA) müzakere edilmesi ve imzalanması

Amerikan yönetimince bölge ülkeleriyle bütün sektörlerden ticarette tarifeleri ve diğer engelleri kaldıran ikili STA’lar yapılması ve bunların biraraya getirilerek bölgesel bir serbest ticaret alanın oluşturulması hedeflenmektedir.

f) İkili serbest ticaret anlaşmalarının biraraya getirilerek Orta Doğu Serbest Ticaret Alanın kurulması

ABD’nin İsrail ve  Ürdün ile yürürlükte olan STA’ları mevcuttur.Fas ve Bahreyn ile  olan  STA’ların ise onay süreci devam etmektedir. Ayrıca Birleşik Arap Emirlikleri ve Oman ile ise STA müzakerelerine başlanması kararı alınmış durumdadır. Bölge ülkelerinin gümrük tarifelerini ve ticareti engelleyici diğer uygulamaları karşılıklı olarak kaldırmaları sonucunda ekonomik büyümenin önünün açılacağı, ekonomik reformların ivme  kazanacağı, bölge ülkelerinin DTÖ’de daha etkili olacağı ve dünyanın diğer bölgeleriyle yapılacak ticarette ve ticari görüşmelerde daha güçlü bir konuma gelineceği hesaplanmaktadır.
 
g) Bölge ülkelerine mali ve teknik yardım sağlanması

Bölge ülkelerinin müzakereleri yürütme kapasitelerinin geliştirilmesi, ticari anlaşmaların  uygulanması ve açılacak pazarlarda yer almak için gerekli hukuki ve girişimci alt yapısını kurmak amacıyla ABD yönetimi her yıl 1 milyar Dolar  mali ve teknik yardımda bulunmayı öngörmektedir. Sağlanacak yardımla ayrıca eğitim olanaklarını artırılması, sivil toplumun
teşvik edilmesi, küçük işletmeleri desteklenmesi ve hukuk devletinin güçlendirilmesi de amaçlanmaktadır

VIII. ABD’nin son dönemde akdettiği önemli ikili Serbest Ticaret Anlaşmaları

1. Ürdün: ABD – Serbest Ticaret Anlaşması ABD’nin Arap Ülkeleriyle yaptığı ilk STA’dır. 2001 yılından bu yana yürürlüktedir. 10 yıl sonunda sanayi ve tarım ürünlerinde gümrüksüz ticaretin oluşturulması öngörülmektedir.

2. Fas: ABD-Fas Serbest Ticaret Anlaşması 2003 yılı Ocak ayında müzakerelerine  başlanan ve Mart 2004’de üzerinde mutabakat sağlanan ABD-Fas STA 15 Haziran 2004 günü Vaşington’da imzalanmıştır. Anlaşmanın onay işlemleri halen devam etmektedir.
 
Anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle iki ülke arasında ticareti yapılan endüstri ürünlerine yüzde 95’ine uygulanan gümrük vergilerinin hemen sıfır düzeyine düşürülmesi öngörülmektedir. Hassas ürünler için ise gümrük tarifelerinin 9 yıllık bir takvim içerisinde kaldırılması söz konusudur. Anlaşma tarım ürünleri ve hizmet sektörleri için de karşılıklı pazara giriş imkanlarını kolaylaştırmaktadır.
 
ABD ile Fas arasında 1985 yılında İYA, 1995 yılında ise TYÇA imzalanmıştır. Fas’ın 2003 yılında yaptığı 11 milyar Dolarlık  toplam ithalattan ABD’nin payı 475 milyon Dolar düzeyinde gerçekleşmiştir.

3. Avustralya: ABD ile Avustralya arasında STA görüşmeleri 2003  yılı Mart ayında başlamış ve 8 Şubat 2004 tarihinde  sonuçlanmıştır.  18 Mayıs 2004  tarihinde imzalanan STA onay sürecini takiben 1 Ocak 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
 
ABD’nin Kanada ile 1988 yılında imzalamış olduğu anlaşmadan sonra gelişmiş bir ülkeyle imzaladığı ikinci STA olan bu anlaşmanın  yürürlüğe girmesiyle ABD Sanayi mallarının yüzde 99’u 1 Ocak 2005  tarihinden itibaren Avustralya pazarına vergisiz giriş imkanına kavuşmuştur. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2003 yılında 29 milyar doları bulmuştur.

ABD’nin başlıca ihraç ürünleri uçak, otomobil ve yedek parka, makine, bilgisayar, elektronik ürünler ile ağaç ve kağıt ürünlerinden oluşmaktadır.
 
4. Singapur: 2000 yılında müzakerelerine başlanan ABD-Singapur STA’sı 6 Mayıs 2003 tarihinde imzalanmış ve 1 Ocak 2004’de yürürlüğe girmiştir. ABD’nin bir Asya ülkesiyle imzaladığı  anlaşma olan sanayi ve tarım ürünleri ile hizmetler ticaretinde pazara giriş imkanları ile   yatırım, kamu alımları, fikri mülkiyet hakları ile işçi  hakları ve çevre gibi alanları kapsamaktadır. Singapur 2003 yılı itibariyle 40 milyar doları bulan ticaret hacmiyle ABD’nin 12 büyük ticari ortağı konumuna yükselmiştir. STA’nın yürürlüğe girmesiyle

Amerikan mallarının tümü gümrük vergisiz olarak Singapur pazarına girme hakkı kazanırken, Singapur’un ürettiği bazı elektronik ürünlerin hassasiyetlerine göre 10 yıla yayılan kademeli bir geçiş döneminden sonra vergisiz olarak ABD pazarına girmesi öngörülmüştür.
 
5. Şili: ABD ile Şili 2000 yılı Aralık ayında başladıkları STA müzakerelerini   14 tur görüşme sonunda 2002 yılı sonunda sonuçlandırmışlardır. Anlaşma gerekli onay işlemlerini takiben 1 Ocak 2004  tarihinde yürürlüğe  girmiştir. Anlaşmayla iki ülke arasında ticarete konu sanayi ürünlerinin yüzde 85’inin hemen, kalanın ise 4 yıl içerisinde gümrük tarifelerinden arındırılmış olarak karşılıklı pazarlara girmesi imkanı sağlanmıştır. Tarım ürünleri ticaretinde ise 12 yıllık kademeli bir geçiş süresi öngörülmüştür. 2001 yılı itibariyle iki ülke arasındaki ticaret hacmi 8.8 milyar dolardır.
 
Hizmetler ticareti alanında da düzenlemeler yapan Anlaşma ayrıca  tarafların kamu alımları pazarını da karşılıklı  almalarını öngörmektedir.                                                     
6. Bahreyn: 26 Ocak 2004 tarihinde müzakerelerine başlanan ABD-Bahreyn STA’sı 6 ay gibi kısa bir sürede  sonuçlandırılarak 15 Haziran 2004 tarihinde imzalanmıştır. Anlaşmanın onay işlemleri halen devam etmektedir.
 
ABD’nin Orta Doğu’da bir serbest ticaret alanı oluşturma girişimi (MEFTA) çerçevesinde imzaladığı anlaşma sanayi ve ticaret ürünlerine pazarlarını karşılıklı olarak açmayı öngörmektedir. Anlaşmayla iki ülke arasında 2003 yılında 887 milyon dolar olan ikili ticaret hacminin daha da artması beklenmektedir.
 
KAYNAKÇA

BARSTON, R.P. (1997) “Modern Diplomacy” (Addison Wesley Longman Limited-Essex)

BHAGWATI, Jagdish (2004) “ In Defense of Globalization” (Oxford University Press-New York)

CHINE, William R. (2004) “ Trade Policy and Global Poverty” (Kirby Lithographic Company, Inc.- Danvers)

ERHAN, Çağrı (2001) “ABD Ulusal Güvenlik Anlayışı”: AÜSBF Dergisi, Ekim-Aralık 2001-Ankara)
 
EVANS, Graham and NEWNAM Jeffrey (1998) “ Dictionary of  International
Relations” (Penguin-London)

FUKUYAMA, F. (1992) “ The End of History and the  Last Man” (Hamish Hamilton-London)

HUNTINGTON, Samuel P.. (1996) “ The Clash of Civilizations and the Remaking of World Order “ (Simon  and Schuster, London)
 
KRUGMAN, Paul (2003) “The Great Unravelling: Losing Our Way in the New Century” (W.W. Northon & Company-New York)

NADER, Ralph, GREDİER William and ATWOOD Margaret (1993) “ The Case Against Free Trade: Gatt, Nafta and Globalization of Corporate Power” (North Atlantic Books-Berkley)

SCHOTT, Jeffrey J. “Free Trade agreements: US Strategies and Priorities” (Kirby Lithographic Company, Inc.- Danvers)

SPERO, J.E and HART, S. (1997) “ The Politics of International Economic Relations” (St Martin’s/Routledge- New York and London)

STIGLITZ Joseph E.(2003) “ The Roaring Nineties: A New History of the World’s Most Prosperous Decade” (W.W. Northon & Company-New York)

STIGLITZ Joseph E.(2002) “ Globalization ant Its Discontents” (W.W. Northon & Company-New York)

TONELSON, Alan 82002) “The Race to the Bottom: Why a Worldwide Worker Surplus and Uncontrolled Free Trade are Sinking American Living Standads” (Westview Press-Colorado)

Avrupa Birliği ve Türkiye (2002), (T.C. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı, 5. Baskı-Ankara)

www.ustr.gov/

www.state.gov/

www.wto.org/

www.worldbank.org/

www.gpoaccess.gov/911/

(*) Yazarın, derginin Şubat 2004 sayısında STA’ların Yeri ve Türkiye’nin Dış Ticaretinin Geliştirilmesindeki Önemi başlıklı bir makalesi yayınlanmıştır. O makalede STA’ların DTÖ ve uluslararası ticaret sistemindeki yeri konusu daha ayrıntılı olarak incelenmiştir.

(**) Daire Başkanı, Avrupa Birliği Genel Müdür Yardımcılığı, Dışişleri Bakanlığı