#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun “SETA Küresel Belirsizlik Ortamında Türk Dış Politikası” konulu panelde yaptığı konuşma, 15 Ocak 2020, Ankara

SETA’nın kıymetli Koordinatörü ve yöneticileri, Ekselansları, çok kıymetli Büyükelçiler ve sevgili katılımcılar, bugün SETA’nın düzenlediği bu programda sizlerle beraber olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.

Bugün kısa bir konuşma yapacağım. Daha sonra soru-cevap şeklinde sohbetimizi daha samimi bir ortamda zenginleştirmeyi düşünüyorum. Umarım sizler de öyle tercih ediyorsunuzdur.

Gerçekten SETA’nın özellikle dış politikadaki katkıları için biz Dışişleri Bakanlığı olarak çok teşekkür ediyoruz ve birçok alandaki gelişmeleri anlatma bakımından çok başarılı stratejiler uyguladığını görüyoruz. Ve ülkemizle ilgili yanlış düşünce ya da algıların değişmesi konusunda da gayretli çabalar sarf ediyorlar. Bizim anlattıklarımız biraz devletin resmi dili olduğu için ilişkilerimiz ya da kişisel ilişkilerimiz ne kadar iyi olursa olsun STK’ların, think tank’lerin yaptığı çalışmalar kadar etkili olmadığını sahada da görüyoruz. Dolayısıyla SETA’nın yaptığı çalışmalardan bizler de istifade ediyoruz. Bugün gerçekten dünyanın çok hızlı bir şekilde değiştiğini sadece gözlemlemiyoruz, hepimiz yaşıyoruz. Özellikle dış politikayı oluşturan ve uygulayan kişiler olarak, diplomatlar olarak bunu sahada en çok yaşayan bizleriz. Burada birçok ülkeden büyükelçiler ve de diplomat arkadaşlarımız da var, onlara da katılımları için çok teşekkür ediyorum.

Bu değişim bazı kurumları zayıflatıyor, bazı kurumlar için de tartışmalara yol açıyor. Örneğin Avrupalı dostlarımız alınmasınlar, ama son zamanlarda içerideki köklü tartışmalardan dolayı Avrupa Birliği’nin zayıfladığını görüyoruz. Ve Avrupa Birliği’nin politikalarındaki başarısızlık sebebiyle AB’ye olan güvenin de özellikle son günlerde, son aylarda Balkanlar’da zayıfladığını görüyoruz. Ama sorunların çözümü konusunda da elbette beklenti yüksek. Keza geçtiğimiz yıl NATO dayanışması da tartışılır bir hale geldi. Ve NATO’nun yeni sınamalara karşı kendisini adapte etmenin yanında müttefiklerini koruma konusunda daha etkin olması özellikle NATO’nun doğu ve güney kanadındaki ülkelerin ortak beklentisidir.

Bugün dünyamızda istikrarsızlık var olumlu gelişmelerin yanında, hatta çatışmalar var. Ama bu çatışmaların yüzde 60’ı bizim coğrafyamız yaşanıyor. İşte hemen yanı başımızda Suriye, biraz daha güneye gidersek Yemen, son zamanlarda Libya önde, ama Yemen’de neler oluyor bunu da unutmamak gerekir. Son günlerde bir ateşkes, daha sonra da kalıcı bir barış için çaba sarf ettiğimiz Libya. Ve Balkanlar’daki, Kafkasya’daki kırılganlıklar, dondurulmuş ihtilaflar, bunları da eklediğimiz zaman kolay bir coğrafyada yaşadığımızı hep beraber söyleyebiliriz.

Peki, büyük güçlerin kendi aralarındaki mücadele bizleri nasıl etkileyecek? Örneğin ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşı, bizim o ülkelerle ticaret savaşımızı ya da bölgenin ya da dünyanın ekonomik kalkınmasını nasıl etkileyecek? Daha iki hafta önce yaklaşık Yeniden Asya İnisiyatifimiz için bir çalıştay düzenlemiştik Ufuk Beyin koordinasyonunda ve orada da Büyükelçilerimiz vardı. Asya kıtasının ekonomik merkez olarak dünya ekonomisine katkılarını konuştuk ve bu fırsatlardan bizler nasıl yararlanabiliriz. Ticaret savaşlarının ve tek merkezli adımların da ortaya çıkaracağı riskleri, sınamaları da yakından takip ediyoruz.

Ama bu bölgesel konuların dışında bir de tüm dünyayı gerçekten etkileyen ve kurumlarımızı kökten sarsmaya başlayan, bizleri birleştiren, insanları birleştiren ortak değerleri de yine aşındırmaya başlayan gelişmelere karşı da hep birlikte nasıl çözümler üreteceğiz, hangi adımları atacağız? Bunlardan bir tanesi, terör ve terörle mücadelede bir zafiyet içinde olduğumuzu kabul etmemiz gerekiyor. Diğer taraftan göç yönetimi konusunda da yine farklı bakış açılarımız var. Sırf güvenlik penceresinden bakanlar var, insani boyutunu ihmale etmeyelim diyenler var. Her ikisinden de, güvenlik yönünden ve diğer açılardan da etkilenen ülkelerin bu ikisinin sentezini yaptığını da görüyoruz. Yine ciddi bir korumacılık var. Bu bir taraftan liberalleşme, diğer taraftan korumacılık. Aynı şekilde biraz önce söylediğim ticaret savaşları sadece büyük ülkeler arasındadır dersek yanılırız. Son zamanlarda birçok ülkelerin kendi aralarındaki serbest ticaret anlaşmalarını askıya aldığını ya da revize ettiğini görüyoruz bazen olumlu anlamda-bazen olumsuz anlamda.

Bunları bir şekilde aşarız. Ama şu hepimizi endişeye sürükleyen popülizm illetinden nasıl kurtulacağız? Ve yabancı düşmanlığı, hoşgörüsüzlük, ırkçılık, İslam düşmanlığı, kendi inancından ya da kendi etnik grubundan olmayan herkese karşı bir nefret. Şimdi Rus ortaklarımızla beraber AGİT bünyesinde antisemitizme karşı daha önce karar alınmıştı ve İslam düşmanlığı ve Hristiyan düşmanlığını da buraya eklememiz gerekiyor. Yani bu düşmanlık tüm inanç sahiplerini etkiliyor bu nefret. Ve yeni bir dünya savaşına sebep olmadan bu trendleri tersine çevirmemiz lazım. Ve özellikle de popülist partilerin oyunun artmasından endişe duyup zemin kayması yaşamak yerine, inandığımız ve bizleri birleştiren değerleri her zamankinden daha fazla savunmamız gereklidir. İşte böylesi bir ortamda biz Türkiye olarak ne yapmaya çalışıyoruz? Hep anlatıyoruz dış politikamızın prensipleri ne? Yurtta sulh, cihanda sulh. Ama bugünün şartlarında yurtta sulh, cihanda sulh deyip oturup kalamayız, onu destekleyici politikalar oluşturmamız lazım, ilkeler ortaya koymamız lazım. O nedenle hep diyoruz ki, girişimci ve insani dış politika. Girişimcilikte hem kendi çıkarlarımızı koruyacağız hem de var olan sorunları çözmek için Türkiye olarak, bazen tek başımıza bazen ikili, üçlü, dörtlü, çok taraflı mekanizmalarla ve bazen de şu anda etkisini ve gücünü sorgulamaya başladığımız, üyesi olduğumuz uluslararası örgütlerle çalışarak sorunlara çözüm üretmeye çalışıyoruz. Ve yine bu alanlarda da güçlü adımlar atabilmek için her ülke gibi biz de sahada ve masada güçlü olmak istiyoruz. Sahadaki kazanımlarımız masada kaybedilmemeli, masada kazandıklarımız da sahada ki kazanımlarımız da yine desteklenmeli. Bunu illa birisinin aleyhine söylemiyoruz, ama yeri geldiği zaman sahadaki mücadelenin dünya barışına ve istikrarına da katkı sağladığını görüyoruz. Örneğin YPG, PKK terör örgütüne karşı daha önceki harekatlarımıza ilaveten Barış Pınarı Harekatı esasen sadece bizim için bir güvenlik kaygısının neticesi değildir ya da sonucunda güvenlik kaygımızın birazcık da azalmasına sebep olmamıştır, ama yanı başımızdaki bir ülkenin sınır bütünlüğü ve toprak bütünlüğü bakımından da, mültecilerin geri dönmesi bakımından da siyasi çözüme gidebilmesi açısından da son derece etkin olmuştur. Yine Doğu Akdeniz’de yıllardır Avrupa Birliği’ne, Rum Kesimine ve de Yunanistan’a çağrıda bulunuyoruz. Gelin tek taraflı sondajlar yapmak yerine bu Kıbrıs etrafındaki kaynakların hakça paylaşımı için yani gelir dağılımı konusunda bir anlaşma yapalım. Kıbrıs Türk halkı buna hazır, ama bu telkinlerimiz hiçbir zaman dikkate alınmalı. Dayanışma uğruna hep Rum Kesimi desteklendi, Kıbrıs Türk halkı daha önce verilen sözler ve alınan kararlara rağmen yok sayılmaya devam edildi. İşte o zaman garantör ülke olarak biz de sahada gücümüzü göstermek durumunda kaldık. Ne yaptık?

Sondaj gemilerimizi Doğu Akdeniz’e, Kıbrıs etrafına gönderdik. Hem kendi kıta sahanlığımızda hem de KKTC’nin bize ruhsat verdiği alanlarda sondajları başlattıktan sonra dengeler değişti, olumlu ya da olumsuz anlamda ama dengeler değişti. Ama biz aynı yerdeyiz, gelin hakça bunun paylaşımın sağlayalım herkes kazansın, boş yere de gerginlik olmasın diyoruz. Tüm bu sahada attığımız adımları tabii ki masada atılan adımlarla desteklememiz lazım. Örneğin, Barış Pınarı Harekatını başlattıktan sonra biz öncesinde de diplomasiyi sonuna kadar işlettik, ama dostlarımızın ve müttefiklerimizin bize dürüst samimi davranmamasından dolayı Barış Pınarı Harekatını başlattık. Ama harekat başladıktan hemen sonra ise 5 gün içinde iki süper güçle önce ABD’yle Ankara’da masaya oturduk, daha sonra Soçi’ye giderek Rus ortaklarımızla masaya oturarak bir ortak açıklama, bir de mutabakat zaptı konusunda anlaştık ve yine diplomasiye döndük. Yani bu aslında Türkiye’nin hem masaya hem de sahaya hazır olduğunun da göstergesidir. Ve yine Libya ile imzaladığımız iki tane muhtıra da yine Türkiye’nin masada yaptığı faaliyetlerin sonucudur. Burada biz Doğu Akdeniz’de tüm Yunanistan başta olmak üzere Rum Kesimi hariç herkesle buna benzer özellikle yetki alanlarının belirlenmesiyle ilgili, deniz yetki alanlarının belirlenmesiyle ilgili mutabakat zaptını ya da anlaşmayı imzalamaya hazırız. Yine bu anlamda da biz adaletli bir şekilde diyalog yoluyla, diplomasi yoluyla bu paylaşıma hazır olduğumuzu bir kere daha burada vurgulamak isterim. Yeter ki Türkiye dışlanmaya çalışılmasın.

Türkiye biz bu muhtıraları imzalayıncaya kadar ikili, üçlü, dörtlü çabalarla dışlanmaya çalıştı. Ve Türkiye’nin içinde olmadığı hiçbir anlaşmanın da geçerli olmadığını hatırlatmamıza rağmen çünkü Doğu Akdeniz’de en uzun sınırları olan ülke biziz 1792 kilometre sınırımız var. Tüm bu çağrılarımıza rağmen maalesef Türkiye’yi dışlama çabaları devam etmişti. Burada da şimdi denklem değişti, ama biz bu denklemi sadece bizim lehimize ve diğerlerinin aleyhine kullanmak istemiyoruz. Burada esasen bazı ülkelerin de şu anda Libya’ya karşı olduğu için itiraz ediyorlar, ama gelip de bize doğrudan bu bizim Libya’yla imzaladığımız deniz yetki alanlarının belirlenmesiyle ilgili muhtıradan memnun olduklarını, kıta sahanlığı olarak çok daha fazla kazanım elde ettiklerini de söylüyorlar. Keşke bu ülkeler bize kapalı kapılar arkasında söylediklerini dürüstçe kamuoyuna da söyleyebilsinler, ama biraz önceki söylediğim popülizm bunlara engel oluyor.

Yine önümüzdeki süreçte biz bu alanlarda çabalarımızı sürdüreceğiz. Bir taraftan Libya’da ateşkes, barış ve kalıcı bir siyasi çözüm. Önümüzdeki günlerde Pazar günü yine Berlin Zirvesi var ve Berlin Zirvesi’ne ateşkes için en çok çaba sarf eden iki lider Cumhurbaşkanımız Erdoğan ve Sayın Vladimir Putin’de katılacak. Bazı ülkeler daha düşük seviyede katılacakmış, ama bu bizim esasen Libya’daki barışa ve ateşkese verdiğimiz önemin göstergesidir. Siyasi çözüme ulaşıncaya kadar biz bir taraftan BM’nin çabalarına destek vereceğiz, diğer taraftan tüm inisiyatifleri kendi başlattıklarımız dahil desteğimizi sürdüreceğiz, aynı şey Suriye için de geçerlidir. Bugün Suriye’ye baktığımız zaman hem sahada hem masada yoğun çaba sarf ediyoruz. Terörle mücadele konusunda tek başımıza hiçbir proxy kullanmadan diğer terör örgütleriyle angajmana girmeden ilkeli bir şekilde terör örgütleriyle DEAŞ’la, YPG’yle, PKK’yla hepsiyle mücadele ediyoruz. Diğer taraftan insani boyutunda kimse sanırım Türkiye’ye ders vermeye kalkmaz, cüret edemez, örnek bir ülkeyiz. Ve sadece Türkiye’deki Suriyeliler için söylemiyoruz, şu anda yaklaşık 9 milyon insana Suriye’de 9 milyon Suriyeliye içeride ve dışarıda insani yardımlar ulaştırıyoruz ve toplamda da Suriye’ye ulaşan yardımların yüzde 80’i bizim üzerimizden geçiyor, bu anlamda uluslararası toplumda da işbirliği içindeyiz. Ve bu çabalarımızı da yine sürdüreceğiz. Ama burada en önemli olan bir taraftan İdlib’deki ateşkesi, sükûneti devam ettirmek ki son zamanlarda çok ciddi ihlaller oldu. Diğer taraftan ikinci toplantısını gerçekleştirdiğimiz Anayasa Komisyonunun bundan sonra da düzenli bir şekilde toplanması ve Suriye’nin geleceğiyle ilgili bir anayasanın Suriyeliler tarafından hazırlanması ve de Suriye’nin istikrarı ve siyasi çözümü için Suriyelilerin ortaklaşa, birlikte yani bugüne kadar çatışan taraflardan bahsediyorum terör örgütleri hariç. Çatışan taraflar arasında kalıcı bir barış ve Suriye’nin birliği konusunda adımların atılmasını da biz desteklemeye devam edeceğiz. Burada Astana sürecinin katkılarını da kimse görmezden gelmesin. Bugün Cenevre canlıysa bu Astana sayesinde olmuştur, Soçi formatındaki toplantılarımızın sayesinde olmuştur. Bunu da açık bir şekilde söylemek isteriz.

Son günlerde Irak, İran, Amerika arasındaki bu gerginliğin azaltılması konusunda da çok çaba sarf ettik, biz her zaman diplomasiye inanıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız İran, Irak, Fransa, Almanya, İngiltere, Katar, Hırvatistan diğer taraftan Rusya Federasyonu İtalya ve AB liderleriyle görüşmeler yaptı. Ve ben de başta tarafları, temsilcileri yani İran ve ABD olmak üzere Irak ziyaretimiz oldu. Aynı şekilde İngiltere, Katar, Pakistan, Cezayir, İtalya, Kanada, Ukrayna yine Genel Sekreter Gutteres ve yine Sayın Borrell, İtalya Dışişleri Bakanı onları da ağırladım. Tüm platformlarda Türkiye gerginliğin azaltılması için ciddi katkı sağlıyor.

Burada taraf tutmak doğru değildir, bazı Avrupalı ülkelerin son günlerde taraf tutmaya başladığını görüyoruz. Önemli olan bu gerginliğin azaltılması ve de mevcut anlaşmaların bir şekilde devam ettirilmesi, herkesin endişelerinin ortadan kalkması. Ama burada en önemli bizim için hususlardan bir tanesi de komşumuz Irak’ın başka ülkeler için bir çatışma alanına dönüşmemesi lazım. Hali hazırda dönüşmüş durumda, bir an önce Irak’ın bu baskıdan kurtulması gerekiyor. Irak zaten birçok sorunla baş etmeye çalışıyor DEAŞ terör örgütüyle mücadeleden sonra ülkenin yeniden inşası ve istikrarı için çaba sarf ediyor, biz de destekliyoruz. Ama bu ülkeler arasındaki rekabet sadece İran’la, ABD arasında değil. Yine İran’la bazı Körfez ülkeleri arasında Irak’taki rekabette Irak’ın istikrarına zarar veriyor. Burada o ülkeyi, bu ülkeyi suçlamak için söylemiyorum, sadece ve sadece dost ve kardeş Irak’ı kollamak için bunları söylüyorum.

Neticede değerli dostlar, şu saydıklarım bile bölgemizde epeyce sorunun olduğunu gösteriyor ve böyle bir coğrafyada dengeli bir dış politika izlememiz lazım ve ülkeler arasında tercih yapmak zorunda kalmamamız lazım. Hiçbir ülkenin de bir ülkeye Irak başta olmak üzere o tarafı seç, bu tarafı seç ya bendensin ya da hiç benden değilsin yaklaşımı içinde olmaması gerekiyor. Bizim gibi ülkelerin de elbette NATO müttefikiyiz, elbette üye olduğumuz tüm örgütler içinde aktif bir ülkeyiz, ama ilişkilerimiz de herkesle iyi bir şekilde götürerek Cumhurbaşkanı’mızın da söylediği gibi derdimiz dost kazanmaktır düşman kazanmak değil. Hem kendi menfaatlerimizi korumak-kollamak, hem de bölgenin barış ve istikrarına katkı sağlamaya devam etmek istiyorum.

İsterseniz ben burada son vereyim, soru-cevapla birlikte yine sohbetimize devam edelim. Çok teşekkür ediyorum.