AA GENEL MÜDÜRÜ ŞENOL KAZANCI- Editör Masası’ndan hayırlı sabahlar.
Bugün Editör Masası’nda misafirimiz Adalet ve Kalkınma Partisi Antalya
Milletvekili ve Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu.
Sayın Bakan, hoş geldiniz.
Efendim, Türkiye’nin tüm telkinlerine ve yapıcı sunumuna rağmen Irak’ın
kuzeyinde bir referandum gerçekleşti. Kapımızdaki bu krizle ilgili masada
yeni yaptırımlar var mı, Habur Kapısının Irak Yönetimine devri için Türkiye
bir hazırlık içerisinde mi? Ovacık’tan yeni sınır kapısı açılmasında Bağdat
Yönetimiyle bir anlaşma sağlandı mı? Ve öyleyse Ovacık’tan Irak Ordusu
kontrolündeki Kuzey Irak Bölgesel Yönetim bölgesine kadar Türkiye koridor
mu açacak?
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Teşekkür ediyorum. Öncelikle kolay
gelsin.
Sizin de söylediğiniz gibi Türkiye’nin ve tüm dünyanın referandumu iptal
etme ya da erteleme çağrısına rağmen Irak’ta Bölgesel Yönetim referandumu
gerçekleştirdi. Referandum sonrasında da tepkilere bakıyoruz, şu ana kadar
başlangıçta bir ülkenin desteği vardı, bazı açıklamaları vardı daha
doğrusu. Daha sonra o ülkeden de geri adım görüyoruz. Bu referandum
sürecine destek yok, herkes Irak’ın toprak bütünlüğünü, sınır bütünlüğünü
desteklediğini vurguluyor. Esasen biz de her şeyden önce ilkeli bir şekilde
Irak’ın toprak ve sınır bütünlüğünü desteklediğimiz için bu referanduma
karşı çıktık. Ayrıca bu referandumun Irak için, bölge için yaratabileceği,
ortaya çıkaracağı riskleri Barzani Yönetimine de açıkladık, hatta ve hatta
kendileri için, yani oradaki Kürt halkı için, Kürt kardeşlerimiz için
oluşabilecek riskleri ve neyle karşı karşıya kalabileceklerini kendilerine
çok net bir şekilde izah ettik. Ama Barzani yönetimi kendi çıkarlarını ön
planda tutarak, yani Başkanlıkta daha fazla kalabilmek için, bunun hem
siyasi rantı var, hem ekonomik rantı var ve Başkanlık konusunu tartışmaya
açtırmamak için ki şu anda diğer partilerin Meclisin açılması için
koydukları bir şart var, seçim yasasını getirin, görüşelim, burada
Başkanlık süresi de belirlenecek, uzun zamandır belirsiz bir şekilde
Başkanlığını sürdürüyor.
Diğer taraftan, Erbil’e gittiğimiz zaman Kürt partilerin çoğunluğunun
referandumu istemediğini gördük, bazıları açıkça söyleyemiyor, bize
söylüyor, tabii bu hassas bir konu ve Kürt halkının da, oradaki Kürt
halkının da çoğunluğunun istemediğini de gördük. Bu referandum şeffaf,
demokratik bir referandum değil, onu her şeyden önce söyleyelim.
Uluslararası camia tarafından gözlemlenmiş bir referandum da değil, yani
Anayasaya aykırı, dolayısıyla meşruiyeti yok. Henüz iş işten geçmiş değil
bu konuda Barzani Yönetimi adım atabilir, yani bu süreci durdurduğunu
açıklayabilir. O zaman Bağdat’la ilişkilerini normalleştirir, dolayısıyla
bizimle ve herkesle ilişkilerini normalleştirir.
Şimdi biz bazı adımlar attık. İki partinin buradaki temsilcilerini
gönderdik, bir tanesi zaten telefon açtığımızda Erbil’deydi, KDP’nin
Barzani’nin partisinin temsilcisi. KYB’nin temsilcisini de daha önce
Türkiye’den gönderdik. Aynı şekilde televizyon kanallarının biliyorsun
uydudan çıkarılması sağlandı. Uçuşları durdurduk, bundan sonrası atacağımız
adımlar, biraz önce sizin gündeme getirdiğiniz konularla ilgili. Yani
esasen Bağdat Yönetiminin bizden taleplerine ve onların atacağı adımlara
bağlı. Sınır kapılarının bizim tarafımızı biz kontrol ediyoruz doğal
olarak. Ama şu anda gerek İran’la olan sınırlarda, gerekse bizim
sınırlarımızdaki bu geçiş kapılarının diğer tarafını IKBY kontrol ediyor.
Esasen burasının kontrolü Bağdat Yönetiminde olmalıydı ve olmalı. Ama
Bağdat Yönetimi, yani Irak yıllardır kendi iç sorunlarıyla boğuşuyor.
Amerika ayrılırken Maliki geldi, Maliki’nin ajandası farklıydı. Daha sonra
bu oluşan kaos ortamından bir terör örgütü çıktı DEAŞ, Suriye’ye geri
gitti, orada büyüdü tekrar Irak’a geldi Irak topraklarını işgal etti,
derken çok ciddi sorunlar, ekonomik sorunlar, krizler yaşadı. Dolayısıyla
defakto bir durum oluştu ve IKBY sınırın diğer tarafını kontrol ediyor.
Şimdi burada kapıların diğer tarafının kontrolünü almak istiyor Irak
Yönetimi, alması da gerekiyor, biz bunu destekleriz, çünkü bizim tüm
anlaşmalarımız Irak Hükümetiyle, IKBY ile değil. Ve onların bizden
talepleri var, talepleri de olacaktır, kendilerinin atacakları adımlar
vardır. Örneğin, bu bahsettiğiniz kapıların, Ovacık kapısının açılması
teknik olarak mümkün. Ama sınırın öbür tarafındaki koridoru kim
oluşturacak, güvenliği kim sağlayacak? Bunu tabii ki Irak Yönetimi’nin
yapması gerekiyor. Bunlarla ilgili kendilerinin bir çalışması var. Esasen
burada atacağımız adımların, koordinasyonun sağlanması için temaslarımız da
devam ediyor. Bağdat Büyükelçimiz oradaki yetkililerle Abadi’nin ekibi
dahil görüşmelerini sürdürüyor. Diğer taraftan Sayın Başbakanımızın Abadi
ile bir görüşmesi oldu, aynı şekilde diğer düzeylerde görüşmelerimiz var.
New York’ta biliyorsunuz Dışişleri Bakanı Caferi ile bizim görüşmemiz oldu,
hatta İran’la beraber bir üçlü görüşme yaptık, çünkü buradaki gelişmeler en
çok sınır komşusu olan ülkeleri, yani Türkiye ve İran’ı etkiliyor. Zaten
Suriye’de durum ortada, onları da mutlaka orta düzeyde etkileyecektir.
Burada bir yönetim de olmadığı için Suriye’de, şu anda Irak, İran ve
Türkiye olarak ne yapabiliriz, bunları da konuşuyoruz, bizi doğrudan
etkileyecek.
Esasen, gerçekten samimi söylüyorum; Kürt halkının yararına olmayan bu
yanlış adımdan Barzani Yönetiminin bir an önce dönmesi gerekiyor ki
yönetimin içinde de gördüğümüz kadarıyla yine bu konuda farklı görüşler
var. Yani bu yanlışın farkında, bu yanlışı fark eden, yanlış bir adım
olduğunu söyleyenler de var.
SORU- Size ifade edilenler mi, yoksa…
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Bize ifade edilenleri söylüyoruz, ama
kendi aralarında da konuşuyorlar. Ama hassas bir konu olduğu için tabii
kamuoyunda bunlar tartışılmıyor. Umarım bu hatadan dönülür. Aksi takdirde
bizim daha önce aldığımız kararlar var, Meclis’te kabul edilen bir tezkere
var. Milli Güvenlik Kurulu toplantımızı yaptık, buradan çıkan Hükümete,
yani Bakanlar Kuruluna tavsiyeler var. Bu tavsiyeler doğrultusunda Bakanlar
Kurulu hemen toplandı ve bazı kararlar aldık ve bundan sonra söylediğim
gibi atacağımız adımlar esasen Bağdat’tan bize gelen talepler ve Bağdat’ın
atacağı adımlarla eşgüdümlü bir şekilde olacak. İran’la da aynı şekilde
bazı çalışmalar olduğunu görüyoruz, yani Irak’ın İran’la. Ve önümüzdeki
süreçte bu adımları atmaya devam edeceğiz.
SORU- Efendim, Sayın Cumhurbaşkanımız yasama yılı açılışında Kuzey Irak
Yönetimi yaptığı yanlıştan dönme erdemini gösterdiğinde Türkiye bu
kardeşlerimizin yanında olmaya devam edecektir diye bir cümle kullandı. Siz
de az önce bazı temasların sürdüğünü söylediniz. Kuzey Irak Yönetimiyle
temasınız hangi düzeyde şu an? Onlardan tam olarak biz ne istiyoruz, en
somut taleplerimiz nedir ve ne teklif ediyoruz kendilerine?
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Bizim teklifimiz gayet açık ve net; bu
referandumu iptal edin, durdurun, yani bu süreç dursun artık. Esasen burada
Barzani Yönetimi çok yanlış bir hataya düştü, yani yanlış hesap içinde
oldular. Eğer referandumu tüm dünya çağrıda bulunurken ve sizin haklarınız
neyse söyleyin, Bağdat’la biz de görüşürüz, hatta garantörü oluruz,
hakların garantörü, Anayasadaki hakların garantisi oluruz, biz de bunu
söyledik, derken iptal etseydi şu anda masada çok güçlü olurdu. Şimdi
masada güçlü değil, yani referandumu yaparsam masaya daha güçlü otururum
diye hesap ediyordu, çok ciddi bir yanlıştı bu, hesap hatasıydı ve şu anda
masada daha güçlü değil. Çünkü kimse bu referandumu desteklemiyor. Diğer
taraftan bizim bugüne kadar Kürt kardeşlerimizle hiçbir sorunumuz olmadığı
gibi zor günlerinde onlara destek olduk. Saddam döneminde de kimyasal silah
kullanıldığı zaman veya başka türlü zulümlere uğradıkları zaman biz
kendilerine yardımcı olduk. Biz iktidara geldiğimiz zaman Sayın
Cumhurbaşkanımız Başbakandı, aynı şekilde Suriye’de Esad’dan ilk
taleplerinden birisi; Suriye’deki Kürt kardeşlerimize kimlik verilmesiydi.
Çünkü bizdeki vatandaşlarımızla oradaki kardeşlerimizin akrabalık bağları
var, Türkmenler, aynı şekilde Kürtler vesaire.
Diğer taraftan bu süreçte IKBY Irak Anayasasına göre oluştuktan sonra da
biz kendileriyle yakın işbirliği içinde olduk, zor günlerde destekçi olduk,
ticaret yaptık. Mali krizler yaşadıkları zaman esneklikler gösterdik. Niye?
Oradaki Kürt kardeşlerimiz zor durumda yaşamasın. Geçmişte bazı zulümlere
maruz kalmışlar, ama biz iyi niyetle kendilerine çok destek olduk. Ama
geçmişte de son bu referandum sürecine girdikleri zaman da kendileriyle her
zaman açık ve net olduk, dürüst olduk. Yani herhangi bir referandumu veya
ayrılığı desteklemediğimizi ve buna net bir şekilde karşı olduğumuzu her
zaman söyledik. Ve IKBY ile tüm ilişkilerimizde ortaya çıkan belgelerde bir
şeyin altı hep vurgulandı; bu işbirliği Irak’ın sınır ve toprak bütünlüğü
çerçevesinde olacaktır ve buna halel getirmeyecektir. Yani Irak’ın toprak
bütünlüğünü zayıflatacak bir adım olamaz, biz bunu bu konuda her zaman,
yani Bağdat Yönetimiyle ilişkilerimizin soğuk olduğu, özellikle Maliki
döneminde bile biz bu hassasiyeti hep gösterdik. Dolayısıyla burada Irak’ın
toprak bütünlüğü, sınır bütünlüğü çerçevesinde olacaktır diye ve bunu
zedelemeyecek şekilde bu işbirliği olacaktır diye her zaman da vurguladık.
O sebeple bu hatadan dönerlerse ve yanlıştan dönerlerse elbette biz her
zaman olduğu gibi yine ilişkilerimizi sürdürürüz. Yine geçmişte nasıl
davrandıysak aynı şekilde davranırız. Zor günlerinde gene yardım ederiz.
Bizim derdimiz, oradaki Kürt kardeşlerimiz değil ki. Burada özellikle
oradaki Kürt vatandaşların zarar görmemesine de dikkat ediyoruz. Burada
sorunlu kim? Barzani Yönetimi, diğer partiler de değil, karşı çıkan
partiler de değil esas Barzani Yönetimidir. Talabani’yle başka problemler
var, onun partisiyle, çünkü onlar PKK’nın o bölgede şehirlere inmesine
müsamaha ettiler ya korktuklarından ya da işbirliği yaptıklarından. Bizim
için sebebi önemli değil. Ama PKK’nın oralarda yer bulması onların da
zararınadır. Esasen Barzani Yönetimini de zayıflatmak için böyle bir
işbirliği de olmuştur, onu da söyleyelim. Biz bu bölgedeki gelişmeleri çok
detaylarıyla takip ediyoruz. Yani PKK’nın Kuzey Irak’ta alanının
genişlemesi, hatta Sincar Bölgesi’ne gitmesinin sebeplerinden bir tanesi de
Barzani Yönetimini zayıflatmaktı. Ve Barzani Yönetimini zayıflatmak için
PKK orada bazı siyasi partilerle de işbirliği yapmıştır, bunlardan bir
tanesi de Talabani’nin partisidir. Yani biz bütün bu gerçekleri biliyoruz,
görüyoruz. Ama Barzani’nin bu hırsı, oradaki Kürt halkının geleceğini bir
belirsizliğe doğru sürüklemeye başladı. Bu hatadan dönmeleri gerekiyor,
bölgenin istikrarı, barışı hepimiz için önemli, en çok da oradaki Kürtler
için önemli.
SORU- Sayın Bakanım, Cumhurbaşkanımızın yarın ki İran ziyaretinin ana
gündem maddeleri neler olacak, hangi konular öne çıkacak, dünya kamuoyuna
hangi mesajlar verilecek?
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- İran’la bizim aramızda diğer bazı önemli
ülkelerle ya da dost ve kardeş ülkelerle olduğu gibi bir mekanizma var,
Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği mekanizması ve adeta ortak Bakanlar
Kurulu toplantısı şeklinde gerçekleşiyor iki Cumhurbaşkanının başkanlığında
ve çok sayıda Bakanımızla beraber İran’a bu toplantımızı gerçekleştirmek
için gidiyoruz.
İkili ilişkilerimizde önemli konular var, en önemlisi de ticaret. Gümrük
kapıları konuları var, taşımacılık var, aynı şekilde enerji konusundaki
işbirliğimiz var ve diğer tüm Bakanlıklarımızı ilgilendiren konular var. Bu
mekanizmanın koordinatörlüğünü de Dışişleri Bakanları olarak biz yapıyoruz
Cevad Zarif kardeşimle beraber. Ama İran’la tabii bir Astana Süreci var
birlikte yürüttüğümüz, yani Suriye’de istikrarın, barışın sağlanması ve
siyasi sürece gidilmesi, çatışmaların önlenmesiyle ve gerginliklerin
azaltılmasıyla siyasi sürecin ortamının hazırlanması konusunda İran’la ve
Rusya’yla birlikte çalışıyoruz. İran’ın bazı politikalarını, özellikle
Suriye ve Irak politikalarını ve buradaki hedeflerini desteklemediğimizi
açıkça yüzlerine de söylüyoruz, başından beri söyleye geldik, bugün de
söylüyoruz. Sadece bu iki ülke de değil Bahreyn’deki İran’ın hedeflerini de
desteklemiyoruz veya Körfez Bölgesindeki; bu açık, net, yanlışa yanlış
diyoruz biz. Ama diğer taraftan İran bizim komşumuzdur. Ve daha önce
nükleer silahların önlenmesiyle ilgili bir mutabakat yapmıştık biliyorsunuz
Brezilya’yla beraber ve bu süreçten sonra Güvenlik Konseyinde İran’ı
destekleyen iki ülkeden birisi olduk biz. Dolayısıyla biz burada hep net
tutum sergiliyoruz. Bir taraftan İran’ın yanlışlarına yanlış derken veya
eleştirirken, diğer taraftan haklı olduğu durumda da biz İran’ı
destekliyoruz.
İran’ın her şeyden önce tamamen köşeye sıkıştırılması yanlış bir
düşüncedir. Yani diğer NATO içinde veya batı bloğu içinde bazı ülkelere
yönelik politikalar oluştururken diyalog ve caydırıcılık ilkesi
benimseniyor. Aynı şekilde burada İran’da da bu uygulanabilir, caydırıcılık
ve ama diyalog. Ama tamamen İran’ın dışlanması ve köşeye sıkıştırılması
veya bir ülke istiyor diye İran’ın tamamen ortadan kaldırmaya çalışması çok
ciddi vahim bir hatadır. Ben bunu katıldığım tüm toplantılarda, panellerde
konferanslarda da söylüyorum, buradan bir kere daha söylüyorum. Dolayısıyla
İran’ın yanlış politikalarını eleştirmek ya da engellemek doğru olabilir.
Ama İran düşmanlığı da yanlıştır. Bizim zaten komşumuzdur, biz İran’la niye
düşman olacağız? Böyle bir anlayışımız yok. Bizim mezhepçi bir anlayışımız
yok. Bizim için Sünni-Şii fark etmez, esas bu mezhepçiliğe karşıyız, İran’ı
da o yüzden eleştiriyoruz zaten. O yüzden tüm kardeşlerimizi biz aynı
görüyoruz. Ama bu ziyarette, tabi bu toplantıda Irak meselesi ve referandum
konusu tabii ki gündemde olacaktır. Terörizmle mücadele gündemimizde
olacaktır. Çünkü İran da tehdit altındadır, Türkiye de tehdit altındadır.
Ve aynı terör örgütü hem İran’a tehdit oluşturuyor, hem Türkiye’ye tehdit
oluşturuyor. Dolayısıyla terörizmle mücadele konusunda birlikte ne
yapabiliriz? Irak’ta istikrarı tesis edebilmek için sadece referandum değil
diğer konularda neler yapabiliriz? Bunların hepsini tabii bu ziyarette
değerlendireceğiz.
SORU- Astana Suriye süreçleri de yine gündeme gelecek?
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Tabi Astana’da alınan kararların
uygulanması çok önemli. Özellikle İdlib bölgesindeki kararların uygulanması
önemli. Bunu güçlü bir şekilde de yürütüyoruz. İkili düzeyde de yine
Türkiye-İran, Türkiye-Rusya Federasyonu olarak görüşüyoruz. En son Putin’in
ziyaretinde de Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan bu konudaki işbirliğimizin
nasıl olması gerektiğinin çerçevesini çizdiler. Şimdi teknik ekipler bu
toplantıları gerçekleştiriyor. Bunun üzerinde çalışmaya devam edecek ki en
son İdlib’de gördüğümüz o bombalamalar olmasın, Halep’teki hatalar tekrar
edilmesin. Şu anda bu saldırılar durduruldu bizim girişimlerimizle. Bir
daha tekrar edilmemesi için de gerekli tedbirleri almamız gerekiyor.
SORU- Efendim, yeniden hoş geldiniz. İdlib demişken, İdlib önümüzdeki
günlerde daha çok gündeme gelecek. Bununla ilgili Suriye krizi İdlib'de
düğümlendi. İdlib konusunda Türkiye ve Rusya hangi konuları müzakere
ediyor? Türk askeri unsurlarının İdlib’de nasıl bir misyonu olacak?
Eşzamanlı olarak Afrin’deki tehdide karşı önlem alınabilir mi? Rusya’nın
Afrin’i çatışmasızlık statüsüne aldırma fikrini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Teşekkür ederim.
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Teşekkür ederim.
Tabii şu anda İdlib Suriye’de çatışmaların önlenmesi bakımından kilit bir
bölge oldu. Ve İdlib bölgesinin güvenli olabilmesi için Astana öncesinde de
ikili ve üçlü biraz önce söylediğim şekilde görüşmeler de oldu. En son
Astana’da dördüncü çatışmasızlık bölgesi olarak, dördüncü bölge olarak bir
mutabakat sağlandı. Burada Astana’da mutabakatın sağlanması yetmez,
uygulamayı hep birlikte görmemiz gerekiyor. Uygulamada da yine birlikte
çalışmaya devam etmemiz gerekiyor. İdlib bölgesinin dışında kalan
bölgelerde Rusya’nın gözlemcileri olacak. Belli bölgelerde yine Rusya’yla,
İran’ın gözlemcileri olacak. İdlib içinde ise Türk gözlemcileri olacak,
bizim gözlemcilerimiz olacak. Şimdi bu gözlemcilerin burada yine
yerleştirilmesi, yine Hama’da biliyorsunuz bizim gözlemcilerimiz de olacak
ki bilgi paylaşımı zamanlıca olsun, hatalar yapılmasın. Amaç ne?
Provokasyonların önlenmesi. En son işte rejimin ve Rusya’nın hava
saldırısı, yani bu hava saldırılarını mazur göstermiyor, yanlış ve sivil
insanlarının öldürülmesinin mazereti olmaz. Terörle hiç ilgisi olmayan
insanların öldürülmesinin-katledilmesinin bir mazereti olmaz. Ama burada
herhangi bir arazide provokasyon olmaması için, iki taraftan da
saldırıların gelmemesi için gözlemciler üzerine düşen görevi yapacaklar.
Ayrıca, tabii ılımlı muhalefet de, sivil halkla, bunlarla da çatışan ve
hepimiz için tehdit olan terör örgütlerini de iyi ayırmamız gerekiyor,
ayırt etmemiz gerekiyor. Ve terör örgütleriyle mücadelede de doğru bir
stratejimizin olması lazım. Biraz önce söylediğim gibi gelişigüzel her yeri
bombalamak yerine bir yerde bir terör unsuru varsa oranın hedef alınması
gerekiyor. Bir yerde terör örgütü mensubu varsa, orada siviller de varsa ve
terörle ilgisi olmayan insanlar ya da ılımlı muhalefet varsa bunu ayırmak
gerekiyor. Yani orada bir teröristi öldürmek için orayı bombalayarak
herkesi yok etmek doğru değildir. Burada ateşkesi tam olarak
sağlayabilirsek, esasen Cenevre Sürecini yeniden gerçek anlamda
canlandırabiliriz. Yani siyasi bir çözüm olmazsa bu anlaşmalar, bu
mutabakatlar, çatışmasızlık bölgeleri, gerginliği azaltıcı bölgeler ne
kadar sürdürülebilir? Bizim esas derdimiz; kalıcı bir çözüm, siyasi
çözümdür. Ama siyasi çözüm de masaya rejimle muhalifleri gerçek anlamda
oturtup ve anlamlı, sonuç alıcı müzakerelere başlatabilmek için
arazidekileri çatışmaları, sahadaki çatışmaları tam anlamıyla durdurmamız
lazım. İşte bizim de şu anda İdlib’de yapmaya çalıştığımız budur. Ama bunun
insani boyutu da var, onu da ihmal etmiyoruz. Uluslararası örgütlerle,
onlar olmasa da biz tek başımıza da yapıyoruz ve insani kuruluşlarla, sivil
toplum örgütleriyle Türkiye’den ve dünyanın değişik bölgelerinden gelen
buradaki insanlara insani yardımların ulaşması için de Türkiye olarak her
türlü hassasiyeti gösteriyoruz.
Arka arkaya çok soru sordunuz, hepsini kapsadı mı cevabım? Varsa spesifik
sormak istediğiniz onu da cevaplamak isterim.
SORU- Yani terör örgütleri üzerinde bir mutabakat var mı?
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Terör örgütleri zaten belli, terör
örgütleri Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından listelenmiştir ve
bu terör örgütlerinin kim olduğu bellidir, nerede oldukları da esasen aşağı
yukarı bellidir, sadece belli bölgelerde diğer insanların, sivil insanların
ya da ılımlı muhalefetin arasında kaynayıp gitmişlerdir. Örneğin; bir
ailede düşünün üç tane-dört tane erkek çocuk var. Bunlardan iki tanesi
Özgür Suriye Ordusunun mensubu herkesin desteklediği, bir tanesi hiçbir
şeye karışmamış, bir tanesi de terör örgütü mensubu. Şimdi ne yapacağız? Bu
aileyi bombalayıp hepsini mi yok edeceğiz anne, baba, diğer küçük çocuklar?
Yoksa o bir taneyi tespit edip oradan ayırt etmek mi lazım? Ayrıca,
sahadaki zor şartlardan dolayı terör örgütüyle işbirliği içinde olan
gruplar da oluyor. Ama bizim telkinlerimizle ve çalışmalarımızla esasen bu
çözülmeler de oldu. Terör örgütlerinden ayrılma esasen son zamanlarda hızlı
bir şekilde devam ediyor, ayrışmalar. Dolayısıyla burada bu konular basit
konular değil. Yani terörle mücadele, git orayı bombala, hepsini yok et, o
kadar basit değil. Çok titiz çalışma gerektiriyor. Bu titiz çalışmayı biz
Rusya’yla, aynı şekilde ABD’yle, diğer ülkelerle de, Batı ülkeleriyle de
veya bölge ülkeleriyle de her zaman diyoruz ki beraber yapalım. Çünkü
buradaki tehdit hepimize yöneliktir, sadece Türkiye’ye yönelik değildir.
SORU- Efendim, sadece Afrin’e değinmediniz.
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Afrin bölgesinde şu anda biliyorsunuz
YPG var, YPG bir terör örgütüdür. YPG’nin buradan da mutlaka temizlenmesi
gerekiyor. Çünkü sınırımızın hemen diğer tarafında teröristlerin
mevcudiyeti bize yönelik bir tehdittir, risktir. Ayrıca, Suriye’nin yine
sınır ve toprak bütünlüğü ve milli birliği için de ciddi bir tehdittir. Ve
burada Rusya’nın askeri var, mevcudiyeti var, belli noktalarda var ve
Ruslarla da bu konuyu tabi ki biraraya geldiğimiz zaman görüşüyoruz, teknik
düzeyde de görüşüyoruz. Afrin tarafından bize yönelik saldırılar da geldi,
karşılığını verdik, misliyle verdik, angajman kurallarımızı uyguladık. Ama
sadece karşılık vermek yetmez. Yani bu tehdidin bize göre tamamen ortadan
kaldırılması gerekiyor.
AA GENEL MÜDÜRÜ ŞENOL KAZANCI- Teşekkür ediyoruz. Ogun Bey, Ogün Duru.
SORU- Sayın Bakanım, Esed rejimi PKK-PYD’ye bir mesaj gönderdi, bu özerklik
görüşmelerine açık olduğunu bildirdi. Acaba Suriye’de federal bir yapının
ortaya çıkma ihtimali nedir, Türkiye’nin bu konuda nasıl bir duruşu olacak?
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Esad rejiminden her gün farklı mesajlar
geliyor. Esad rejiminin İran’a söylediği de tamamen farklı. Şimdi
Deyrizor’da Esad rejimi kiminle çatışıyor? YPG ile çatışıyor. Neden
çatışıyor? Burada Deyrizor onların eline geçmesin, benim kontrolümde olsun
diyor; özeti bu. Yani arazide, sahada çatışmalar da görüyoruz. Bir ülkenin
nasıl yönetileceğine o ülkenin halkı karar verir. Esad rejimi bugün
meşruiyetini kaybetmiştir esasen. O nedenle biraz önce söyledim sahadaki
şartlar oluşturularak siyasi sürece geçildiği zaman burada bir anayasa
olacak, anayasa çalışması, seçim çalışması olacak. Anayasada her şey ortaya
çıkacak. Ve sonuçta kim oylayacak? Suriye halkı oylayacak. Ve Suriye halkı
başkanlık sistemi mi ister, parlamenter sistem mi ister, yarı başkanlık mı
ister buna kendisi karar verecek. Yarın ülkeyi kim yönetecek onlar karar
verecekler. Meclisi kim seçecek? Suriye halkı seçecek. Bizim görevimiz, bu
zeminin oluşturulmasına katkı sağlamaktır, yardımcı olmaktır. Ama Suriye
halkı ve görüştüğümüz herkes bugüne kadar Suriye’nin böyle federal bir
şekilde bölünmesinden değil tamamen eskiden olduğu gibi toprak ve sınır
bütünlüğünün korunmasından yana. Ve burada biz özellikle bir terör
kantonunun oluşmasına müsaade etmeyiz, sınırımızın hemen diğer tarafında
bir terör koridoru bizim için risktir. Ve PYD ile PKK arasında hiçbir fark
yoktur. YPG’ye verilen her destek bizim için bir risktir, tehdittir, o
sebeple biz Türkiye olarak tabii bu konularda kendi güvenliğimizi garanti
altına almak için her türlü adımı da atarız.
AA GENEL MÜDÜRÜ ŞENOL KAZANCI- Teşekkür ediyoruz.
Sayın Bakanım, müsaade ederseniz Brüksel’e bağlanmak istiyorum, Yusuf Kaya
karşımda. Yusuf Bey, buyursunlar.
SORU- Sayın Bakanım, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin yoğun biçimde …
ve Avrupa Birliği Türkiye’den…
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Tam duyamadım soruyu.
SORU- Avrupa Birliği ile ilişkilerin içi boşaldı mı? Avrupa Birliği
Türkiye’den tam olarak vazgeçti mi? Özellikle Sayın Cumhurbaşkanının önceki
gün yaptığı açıklaması, bizim artık Avrupa … ihtiyacımız da yoktur.
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Yani şu anlamda söyledi Sayın
Cumhurbaşkanımız: biz Maastricht kriterlerini bugün fazlasıyla
gerçekleştirdik ve Avrupa Birliği üyesi ülkelerden çok daha iyi durumdayız,
göstergelerimiz bunu gösteriyor. Ve bu dengenin bozulmaması için gerekli
bazı ekonomik tedbirler de alıyoruz. İşte bazı konularda işte vergi
artırımına falan gidince vatandaşlarımız da biraz hassasiyet gösteriyor.
Ama geleceğe yönelik riskleri azaltabilmek için Hükümetin görevi de bazı
tedbirler almak. Hani bunun oranı görüşülür, tartışılır, ayrı bir şey. Ama
ekonomik dengeleri bozmamak için biz her türlü tedbiri alıyoruz, tasarruf
tedbirlerini de uyguluyoruz yeri geldiği zaman. Yatırımları artırıcı
teşvikleri de yapıyoruz, Maastricht kriterlerinde Avrupa’dan öndeyiz.
Kopenhag kriterlerini gerçekleştirdik ki müzakerelere başladık. Fasılların
açılış ve kapanış kriterleri var, bunları karşılamaya hazırız diyoruz.
Bakınız 23 ve 24. fasıl, hukuk, özgürlük, adalet gibi, güvenlik gibi
fasıllar, yani bunları ilgilendiren fasıllar, bizi de en çok eleştirdikleri
fasıllar, biz bunları bile açmaya, müzakere etmeye hazırız. Hatta ve hatta
bu Ombudsmanlık Yasasıyla ve İnsan Hakları Kurumunun kurulmasıyla, bunlar
hepsi ciddi ve Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının verilmesiyle
biz o iki faslın gayriresmi açılış kriterlerini yerine getirdik. Neden
gayriresmi diyorum? Çünkü bugüne kadar Avrupa Birliği’nin resmi olarak
bizden bir talepte bulunmadığı için, bildirimde bulunmadığı için gayriresmi
diyoruz. Altı tane açılış kriteri var, altısını da yerine getirmişiz. Yani
teknik konularda bizim bir sıkıntımız yok. Ama Avrupa Birliği’nin üyelik
sürecinin bizim üzerimizde Demokles’in kılıcı gibi sürekli
sallandırılmasını biz doğru bulmuyoruz, yanlış. Bir üyelik için ortak bir
şekilde biraraya gelmişsin, metin imzalamışsın, tam üyelik için mutabakat
sağlanmış, imzalar atılmış, şimdi sürecin ortasında farklı farklı şeyler
söylüyorsunuz. Bizim Avrupa Birliği’yle bir sıkıntımız yok, Avrupa Birliği
standartlarıyla da bir sıkıntımız yok. Şu anda olağanüstü bir süreç
yaşıyoruz, olağanüstü süreçte olağanüstü tedbirler de almak durumundayız ki
ülkenin güvenliği ve selameti bizim için şu anda her şeyden önemli.
Efendim, Türkiye’nin imajı biraz bozuldu; evet imajın bozulmasını en az ben
isterim Dışişleri olarak, ama o imajı biz yine reformcu kimliğimizle
düzeltiriz. Ama şu anda Türkiye’nin güvenliği ve geleceği, milletimizin
bekası her şeyden, imajdan da daha önemlidir. İmaj düzelir, ama biz o
tedbirleri almazsak aynı risklerle tekrar karşı karşıya kalabiliriz, hatta
telafisi olmayan şeyler de olabilir Allah korusun. 15 Temmuz’u gördük,
milletimizin cesaretiyle, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bu süreci
atlattık, ama bir daha yaşanmaması için tedbirler alıyoruz. Avrupa Birliği
veya Avrupa kıtasıyla da bizim ne sorunumuz olabilir ki? Birinci ticaret
ortağımız Avrupa. Almanya, yine Avrupa Birliği üyesi olarak, ülke olarak
birinci ticaret ortağımız. Aynı şekilde aynı kıtadayız, ortak tehditlerle
karşı karşıyayız. Avrupa ne kadar istikrarda olursa, güvende olursa bizim
için iyidir. Bunun tersini de aynı şekilde söyleyebiliriz; Türkiye ne kadar
istikrarlı ve güçlü olursa Avrupa Birliği için ve Avrupa kıtası için çok
önemlidir. Bizim itirazımız, Avrupa ülkelerinin ikircikli tutumu.
Almanya’da seçimi gördük. Almanya’daki seçimde ırkçı partiyle, AfD ile
liberal parti neden bu kadar oy aldı? Ve seçim kampanyasında hangi
söylemler içindeydiler, bunlara bakmak lazım. Ve her ikisi de Avrupa
Birliği ve Avrupa karşıtlığıyla ön plana çıktı ve ondan dolayı destek aldı.
Dolayısıyla burada ciddi bir Avrupa Birliği sorunu var. Sadece Türkiye için
değil bu, Avrupa Birliği üyesi ülkeler için de aynı şekilde ortada ciddi
bir sorun var, büyük bir soru işareti var. Avrupa karşıtlığı, Avrupa
Birliği karşıtlığı içinde olan partilerin hepsinin oyları diğer ülkelerde
de artıyor. Bunun sebebini esas Avrupa’nın incelemesi lazım, yani sorun
sadece Türkiye değil. Şu bir gerçek: Özellikle 15 Temmuz’dan sonra Avrupa
Birliği’nin yaklaşımı ve ikiyüzlü tutumu yüzünden Türk halkının da AB
üyeliğimize desteği çok ciddi bir şekilde düşmüştür, bu da bir gerçektir.
Avrupalılar da bunun farkında, kendilerine de anlatıyorum. Bunun sorumlusu
da biz değiliz, Avrupa Birliği’nin vahim hataları yüzünden oldu.
SORU- Burada bir düzelme söz konusu olsa Hükümetinizin çok güçlü bir
biçimde halkı Avrupa Birliği üyeliğine doğru yönlendirme...
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Elbette, orada pozitif adımlar atılsa,
biz de buradan yine pozitif mesajlarla, ortak çalışmalarla bu güven tekrar
tazelenebilir. Ama Avrupa Birliği üyesi ülkelerde de bu Türkiye
karşıtlığını önleyici adımlar atmaları gerekiyor, tek taraflı olmaz bu iş.
Sadece Türkiye’de pozitif atmosfer yaratmak yeterli olmaz. Avrupa içinde
de, Avrupa Birliği içinde de bu atmosferi yaratmak gerekiyor. Sonuçta
Cumhurbaşkanımızın yine vurguladığı bir şey var; bu süreci bitiren biz
olmayacağız, köprüleri atan biz olmayacağız. Avrupa Birliği bizi
istemiyorsa oturup kararını da vermesi gerekiyor. Esasen Avrupa Birliği
üyeliğimize karşı çıkan ülke sayısı, Avrupa Birliği üyeliğimizi destekleyen
ülke sayına göre çok azdır. Bunlar olumsuz olduğu için çok yankı yaratıyor,
bir de onların sesi çok çıkıyor. Diğer ülkelerin hepsi, İspanya, Portekiz,
İtalya, aynı şekilde İskandinav ülkeleri, aynı şekilde diğer ülkeler, yani
birçok ülke, İngiltere şimdi ayrılıyor, bizim üyeliğimizi güçlü bir şekilde
destekliyor. Orta Avrupa ülkelerine baktığınız zaman, yine Slovenya,
Slovakya, bu bölgelerdeki Polonya, hepsi çok güçlü bir şekilde destekliyor.
Ama birkaç ülke var işte, yer yer Fransa’dan çatlak ses çıkıyor,
Almanya’dan işte partiler, Avusturya, bunlar. İşte onlara bazen uyan
ülkeler var küçük, Lüksemburg gibi, Almanya ne derse onu yapan. Hatta
Almanya bazen, bu ülkelerde Avusturya’da ve Lüksemburg’da önce onlar
üzerinden bir deneme yapıyor, onları ön plana bir atıyorlar, sadece
açıklama bakımından değil işte başka konularda da onları ön plana, yani
adeta bir deneme ülkesi gibi kullanıyorlar, sonra oradan çıkacak tepkilere
göre bazı adımları atıyorlar ya da atmıyorlar. Avrupa içinde ne oluyor, ne
bitiyor, hangi oyunlar oynanıyor, hangi stratejiler var; bunları
detaylarıyla çok iyi biliyoruz. Avrupa ülkeleri, özellikle biraz önce
söylediğim ülkeler, Türkiye’yi hafife almasınlar. Biz ne olup ne bittiğini
gayet güzel bir şekilde görüyoruz, analiz ediyoruz, objektif bakıyoruz,
önyargımız yok, yani Türkiye’yi hafife almasınlar, hiçbir konuda hafife
almasınlar. Yani Türkiye eski Türkiye değil.
SORU- Efendim, siz Dışişleri Bakanlığı döneminde daha önce de Avrupa
Birliği’nde … muhataplarınızla uzunca bir hukukunuz var, geçmişe dönük bir
hukukunuz var. Şunu sormak istiyorum: Avrupa Birliği Türkiye’den
vazgeçebilir mi, yani Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri seçimlerde, seçim
kampanyalarında … yoksa dış politikanın bir zemini mi bu?
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Esasen Avrupa Birliği ülkelerinin çoğu
Türkiye’den vazgeçmez ve vazgeçemezler. Türkiye’nin önemini, Avrupa için
Türkiye’nin önemini çok iyi biliyorlar. Karşı çıkan ülkeler de çok iyi
biliyor, ama iç siyasetten ve Avrupa Birliği içindeki gücü, dengeyi
Türkiye’yle paylaşmamak için karşı çıkıyorlar. Fransa ve Almanya’nın –daha
önce de açıkladım- karşı çıkmasının sebebi bu.
SORU- Yani nüfusumuz ve ekonomik gücümüz bir risk mi Avrupa Birliği için?
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Yani güç paylaşma bakımından bir risk.
Esasen Avrupa’nın nüfusu yaşlanıyor, yani ciddi bir risk var burada
gerçekten. Önümüzdeki 10 yıl içinde Avrupa Birliği’nde artık iş gücü
azalmaya başlayacak. Ben daha önce Avrupa Konseyinde Göç ve Nüfus Komisyonu
Başkanlığı da yaptığım için, mülteciler, burada çok ciddi çalışma yaptık,
akademisyenleri görevlendirdik ve raportörler atadık ve önümüzdeki 20 yıl
içinde Avrupa’nın en ciddi sorunu bu olacak. Dolayısıyla Türkiye’nin genç
ve dinamik nüfusu Avrupa için bir tehdit değil, tam tersi fırsattır. Aynı
şekilde Türkiye ekonomik olarak güçlü olduğu zaman Avrupa Birliği’ne katkı
sağlayacak hem ticaret, hem yatırım, hem diğer konularda, bir zararı yok.
Benim söylemek istediğim, Avrupa Birliği’nde karar mekanizmaları var.
Avrupa Birliği İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya ve Fransa bir daha
savaşmasın diye onları biraraya getirmek için kurulmuştur, ekonomik
çıkarlar etrafında birleştirelim diye kurulmuştur, sonra siyasi boyutu
olmuştur Avrupa Birliği’nin. Diğer taraftan da değerler etrafında bunları
biraraya getirmek için, diğer Avrupa ülkelerini, Avrupa Konseyi
kurulmuştur. Biz de Avrupa Konseyi’nin biliyorsunuz ilk 6 ay içinde kurucu
üyelerinden birisi olduk. Dolayısıyla bu denge halen devam ediyor.
Fransızlar diyor ki Almanlara, siz geldiğiniz zaman Avrupa Parlamentosunda
birinci ülke olacaksınız diyor. Şimdi bunlar alışmışlar şimdi kararları
kendileri alacak. Diğer ülkeler de Almanya’ya, Fransa’ya diyor ki, siz
kendi aranızda kararı alın biz uyalım diyor, bu anlayış halen devam ediyor.
Bazı konularda işte ciddi itirazları olabiliyor İtalya’nın, bazı ülkelerin.
Bu dengeyi bozmak istemiyorlar, yani karar masasında onlar olsun. Ben
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisine Başkan olduğum zaman, benden önceki 24
başkan, 47 üyesi var, sadece 10 ülkeden olmuştur, hep kendi aralarında
çevirip durmuşlardır Başkanlığı, dışarı hiç çıkarmamışlar. Ve beni
engellemek için o kadar çok şeyler yaptılar ki, ön seçim olduktan sonra da
o kadar ayak oyunları yaptılar ki, her türlü senaryolar kurdular beni
engelleyebilmek için, iftiralar falan atmaya da böyle plan yaptılar ama,
sonra işte bunlar tutmaz, herkes Çavuşoğlu’nu tanır diye. Yedinci sene
içinde ben Başkanlığı aldım, daha önceki Başkanların hepsi orada 20 sene
görev yaptıktan sonra almışlar. Bu bir istisna oldu. Yani Türkiye’nin,
Cumhurbaşkanımızın desteği, o zaman Başbakandı, bizim orada çalışmalarımız
oldu.
Ama bunlar diğer konularda da böyledir, yani kararları biz alalım, herkes
buna uysun; ama değişen dünyanın ve Avrupa’nın gerçeklerinden uzaklar. Oysa
gücü de, yetkiyi de, sorumluluğu da paylaşmayı öğrenmemiz lazım. Bugün
Türkiye için de geçerli bu, dünya için de geçerli, uluslararası örgütler
için de geçerli.
SORU- Efendim, müsaadenizle ben bir soru sormak istiyorum.
Bir başka Avrupa sorununa dönüşmüş olan Katalonya meselesi. Hükümetimizin,
Türkiye’nin bu konudaki net tavrı nedir?
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Bizim tavrımız son derece nettir, biz
dost ve müttefik İspanya’nın sınır ve toprak bütünlüğünü destekliyoruz. Bu
sorunun da çatışmalarla değil diyalogla ve İspanya Anayasası ve hukuk
çerçevesinde bir an önce çözülmesini arzu ediyoruz. Yani bizim bu konudaki
tutumuz saridir, nettir.
SORU- … İngiltere’nin çıkacağından ve Avrupa Birliği’nin zaten kendi
içerisinde bazı sıkıntılar yaşadığından Birliğin artık bir sorunu olmaya
başladığından bahsetmiştiniz. Bu Katalonya referandumunu da buna bağlarsak,
birbirini tetikleyen bir ayrışma söz konusu olabilir mi Avrupa için yakın
gelecekte Sayın Bakanım?
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Şu anda Avrupa Birliği içinde Avrupa
Birliği’nin yükünü paylaşma konusunda da görüş ayrılıkları oluşmaya
başladı, devletler arasında da bu sorun var, ülke içinde siyasi partiler de
bu konuyu gündeme getirmeye başladı. Mesela Almanya’da Liberal Partinin
argümanı şuydu: Avrupa’nın finansörü neden biziz?
SORU- Fakir ülkelerin maliyetini biz ödüyoruz.
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Evet, niye biz maliyetini ödüyoruz
diyor. Şu anda Almanya’nın Avrupa’nın maliyetini ödemeye devam etmesini
isteyen ülkeler, Almanya’da Liberallerinin içinde olacağı bir koalisyona
çok karşılar, New York’ta gözlemledim bunu, ciddi bir şekilde karşılar.
SORU- Bu da yeni bir problem demek şimdi.
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Peki, AfD niye bu kadar oy aldı? O da
Avrupa Birliği kurumuna tamamen karşı olduğu için. Demek ki, artık Almanya
içinde de güçlenen bir Avrupa Birliği karşıtlığı giderek artıyor. Bunun
sebebi nedir? Esasen seçim zamanında Türkiye karşıtlığını ön plana çıkarmak
yerine, merkezdeki siyasi partiler kendi ülkelerindeki sorunları nasıl
çözebiliriz ve Almanya, seversiniz, sevmezsiniz Avrupa Birliği’nin en
önemli ülkesi, Avrupa Birliği içinde yaşanan sorunlar nedir, nasıl
çözülebilir? Tüm Avrupa halkların tehdit altına alan bu aşırı akımları
nasıl önleyebiliriz; bunun üzerine kafa yorsaydı seçim tartışmaları da daha
sağlıklı giderdi. Suni bir tartışmaya girdiler, popülist partilerin
söylemlerine takılıp gittiler. Ne oldu? Kazanan popülist partiler oldu,
merkez partileri kaybetti. Merkez yine birinci oldu ama, bir önceki seçime
göre ciddi bir oy kaybı var. Esasen bu zor şartlarda güçlü, ayakta
durabilen partiler bir seçimde darbe alsa da, gelecekle ilgili yoluna
güvenli bir şekilde devam eder. Çünkü ilkelerinizden bir kere taviz vermeye
başladığınız zaman bu sefer güvenilirliğiniz de azalır, daha hızlı bir
düşüş olur. Maalesef bu popülizmden siyasi partiler ve siyasetçiler
kurtulamıyorlar.
AA GENEL MÜDÜRÜ ŞENOL KAZANCI- Teşekkür ediyoruz Sayın Bakanım.
Müsaadenizle Kudüs’e bağlanacağız, Turgut Alp Boyra karışımızda;
buyursunlar.
SORU- Sayın Bakanım, malumunuz Filistin Ulusal Uzlaşı Hükümeti Gazze’deki
görevi devralıyor ve bugün ilk kez Gazze’de Bakanlar Kurulu toplanacak.
Filistin yönetimindeki bölünmüşlüğün sona erdiği bir dönem başlıyor gibi
gözüküyor. Türkiye olarak bu sürece nasıl yaklaşıyoruz efendim?
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok olumlu yaklaştığımızı hemen peşinen
söylemek isterim. Bu sürecin ilerlemesi için, yani bu noktaya gelinmesi
için esasen Türkiye’nin çok ciddi katkıları olmuştur. Biz başından beri bir
taraftan Ortadoğu sorununun çözülmesi için çaba sarf ettik, diğer taraftan
da Filistin içinde birlik, beraberliğin tesis edilmesi konusunda çok çaba
sarf ettik. Hamas ve El-Fetih’in biraraya gelmesi, yani Gazze’yle yine Batı
Şeria’da ayrılığın olmaması, aynı şekilde Filistin halkının geleceğini
riske atacak kamplaşmaların olmaması için, hatta Ortadoğu sorununun
çözümünde Filistin’in daha güçlü bir şekilde masada olabilmesi için bu
birlik, beraberliğin sağlanması elzemdi ve Türkiye olarak biz sadece
telkinlerde bulunmadık, çok ciddi çalışmalar yaptık ve iki tarafı biraraya
getirdik.
Hamas seçimi kazandıktan sonra biz Hamas’la temasa geçtiğimiz zaman bizi
eleştiren çok oldu. Oysa bizim niyetimiz gayet belliydi, bir taraftan
Hamas’ı siyasi bir çizgiye çekmek, çünkü seçim demokratik ve şeffaf bir
seçimdi. Biz de Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu ve diğer AGİT gibi
kurumlarla bu seçimleri gözlemledik ve ortak değerlendirme buydu, şeffaf,
demokratik bir seçim gerçekleştirdi o zaman Filistin ve artık Hamas’ın da
siyasi çizgide olması gerekiyor ve olası bir çözümde, iki devletli bir
çözümde de olumlu bir tavır sergilemesi gerekiyordu. Ve Filistin içinde de
iki başlılığın ortadan kaldırılması gerekiyor. Şu anda Filistin üzerinde de
oynanan oyunlar var. Bazı bölge ülkeleri Filistin yönetimini değiştirmeye
çalışıyor, kendi kuklalarını Filistin’in başına getirmeye çalışıyorlar. Bu
esasen Filistin için bir kaostur ve biz bu tehditlerin hepsini görüyoruz,
esasen Filistin içindeki yönetim de bu tehditleri görüyor. Bugün uzun
zamandır bizim de çaba sarf ettiğimiz bu birlik, beraberlik için atılan
adımlar, önce Hamas’ın burada kendi yönetimini feshetmesi Gazze’de, şimdi
Gazze’de hükümetin toplanması Filistin’in geleceği için bence tarihi bir
adımdır, biz bunu çok olumlu görüyoruz ve destekliyoruz, desteklemeye de
devam edeceğiz. Tabi bunun altını doldurmamız gerekiyor, yani bu bölgenin
ekonomik kalkınmasını sağlamamız gerekiyor, işte Cenin’deki organize
sanayimizin kurulması için süreci hızlandırdık. Aynı şekilde Gazze’de sahra
hastaneleri olsun, okulların tekrar yapılması olsun, yine elektrik sorunun
çözülmesi, bu konudaki sorunların giderilmesi gibi her türlü desteği de
vermeye devam edeceğiz. Bu konuda da İsrail Yönetimi bizimle işbirliği
yapıyor, bunu da söylememizde fayda var. Özellikle ilişkilerin
normalleştirilmesinden bu yana bu adımları daha rahat bir şekilde
atabiliyoruz. Önümüzdeki süreçte bu desteğimizi de arttıracağız.
Uluslararası camiada da Filistin’e en güçlü maddi desteği veren biziz, bu
desteğimizi de yine aynı şekilde sürdüreceğiz.
AA GENEL MÜDÜRÜ ŞENOL KAZANCI- Teşekkür ediyorum efendim … değerlendirme
yaptınız, daha ziyade Almanya’yla, Avrupa Birliği’yle işbirliği
açısındandı. Meltem Uzun, Türkiye-Almanya ilişkileri açısından bir soru
soracak.
SORU- Sayın Bakanım, Almanya’daki genel seçimler geride kaldı, siyasi
atmosfer çok yüksekti biliyorsunuz. Siz de mevkidaşınızla telefon görüşmesi
yaptınız, bu görüşme nasıldı, umut verici bir görüşme miydi? Ayrıca bu yeni
hükümette Yeşillerle bir koalisyon olması nasıl bir sıkıntı yaratır ya da
sıkıntı yaratır mı?
SORU- Efendim, ben bu konuyla ilgili şunu söyleyeyim: İlişkilerde … biraz
bizi idare edin gibi bir şey olur mu öncesinde ya da sonrasında?
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Yok, öyle olmaz.
SORU- Bazı söylemlerimizi mazur görün diye.
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Yok, o kadar dürüst olmuyorlar maalesef,
ama biz görüyoruz tabi, seçim dolayısıyla bu retoriğin arttığını, Türkiye
karşıtlığını ön plana çıkardığını görüyoruz.
Merkel’le Schulz arasındaki tartışmaya bakın, Merkel esasen makul bir
çizgideydi, ama Schulz öyle bir sıkıştırdı ki tartışmada canlı yayında,
Merkel de bazı söylemler içine girmek durumunda kaldı biraz önce söylediğim
sebepten dolayı. Oysa Schulz Avrupa Parlamentosunun Başkanlığını da yapmış,
daha geniş açıdan bakması gereken bir siyasetçi. Neden? Geldiği zaman yüzde
33’lerdi Schulz’a destek, dolayısıyla Sosyal Demokrat Partiye destek, sonra
yüzde 22’ye doğru hızlıca inince nasıl toparlayacağım derdine girdiler ve
yanlış, çabalarken daha da fazla battılar esasında, çünkü anlayışları
yanlış. Türkiye’yi yönetmeyecek Almanya, Türkiye karşıtlığından ne kadar
fazla oy beklersiniz? Tam tersi, bu tutumunu gören Türkler de Sosyal
Demokrat Partiye oy vermediler. Daha önce bakıyoruz, Türklerin büyük bir
bölümü Sosyal Demokrat Partiye, yani Schulz’un, Sigmar’ın partisine oy
veriyor. Neden? Çifte vatandaşlık konusunda sıcak bakıyor, göçmenlere daha
özgürlükçü, insan hakları konusunda daha hassas. Şimdi sen AfD çizgisine
gidersen bizim vatandaşlarımız oy verir mi? Vermez. Sadece bizim
vatandaşlarımızdan dolayı değil tabi, yanlış politikalardan dolayı, ciddi
bir hataya düştüklerinden dolayı oyu azaldı.
Ama şimdi seçim geçti, o gün dostum Sigmar’a da söyledim, artık seçim
bitti, retoriği bir kenara bırakalım, gerçeklerle karşı karşıyayız, ikili
ilişkileri gerçekçi bir zeminde nasıl güçlendireceğiz, buna bakalım.
Kendisi de aynı anlayış içinde olduğunu söyledi ve önümüzdeki süreçte hangi
adımları atacağız, bunları değerlendireceğiz. Kendisiyle yine bugün, yarın
telefonla tekrar görüşeceğiz, bu diyaloğun devam etmesi önemli. Bazen alt
düzeyde teknik konuların görüşülmesi, hassas konuların görüşülmesi de
önemli, bu tür temasları da sürdüreceğiz. Ama tabi esas ciddi adımların
atılması için üst düzey temaslar da önemli, bunun hazırlıkları yapıldıktan
sonra bu adımlar da atılır. Biz gerçekten hep söylüyoruz, bugün bir kere
daha vurgulamak istiyorum, Almanya’ya hiçbir zaman negatif bakmadık,
bakmamız için de bir sebep yok. Almanya ne kadar güçlü olursa bizim için
iyidir. Oradaki 4 milyona yakın vatandaşımız için de iyidir, Türkiye için
de iyidir. Almanya bizim birinci ticaret ortağımız ve Almanya’nın
yatırımları ortada, yine birçok alanda Almanya’yla ciddi işbirliğimiz var.
Almanya’nın kötülüğünden bize ne fayda olur; biz böyle bakıyoruz. Ama
Almanya’nın da bizi rekabet edecek bir ülke olarak değil, ortaklık yapacağı
bir ülke olarak görmesi lazım; ekonomik savaşın Almanya’ya da, bize de bir
faydası yok. Almanya’nın ekonomik savaşı sürdürmemesi lazım, ekonomik
işbirliğini ön planda tutması lazım. Bu yanlışı kim soktuysa oradaki
yönetimlerin kafasına, Almanya’yı böyle ekonomik olarak bir rekabete
sürüklemek istiyorlar, sadece Türkiye’yle değil tüm dünyayla. Oysa ekonomik
güç olmak için herkesle çatışmayacaksınız, herkesle işbirliği yapacaksınız,
çünkü ekonomiler baktığınız zaman tamamlayıcı nitelikte, ticarette de öyle.
Almanya’yla ticaretimiz esasen dengeli; ticaret açığı bizim lehimize de
olsa, onların lehine de olsa, ülke bazında söylüyorum, çok fazla değil.
Mesela Rusya’yla, tabi doğalgaz ve petrol, enerji ithalatından dolayı
fazla, Çin’le aynı şekilde açık onların lehine. Şimdi bunu kapatmak için
tarım ürünleri ve diğer ürünlerdeki engelleri kaldırmaya çalışıyoruz Çin’le
beraber. Dolayısıyla Almanya’yla bizim ne sorunumuz olabilir ki?
Ben daha önce de söyledim, hem Dışişleri Bakanı olarak geldiği zaman
Steinmeier’e, hem de Sigmar Gabriel’e çok basit bir soru sordum, bugüne
kadar Türkiye’den herhangi bir düşmanlık gördünüz mü? Yok. Peki, ne
istiyorsunuz? Bizim tarafımızda sorun yok. Ama Almanya’nın da artık
Türkiye’yi eski Türkiye olarak görmemesi, eşit bir ortak olarak görmeyi
öğrenmesi gerekiyor, kabullenmesi gerekiyor, hazmetmesi gerekiyor. Hani
diyorlar ya Avrupa Türkiye’yi hazmedemez diye. Ama artık Türkiye’ye
alışacaksınız, güçlü bir Türkiye olarak güçleniyoruz, onurlu bir milletiz
ve eşit, ortak şekilde yola devam etmek istiyoruz, kimsenin üzerinde
hükümranlık kurmak istemiyoruz, ama başkalarının da bizim üzerimizde
hükümranlık kurmasına da müsaade etmiyoruz. Varsa bir yanlış, hata, onu da
konuşalım. Gelecekle ilgili beraber yürüyecek onu da konuşalım. Böyle bir
ülkeden ne istersiniz?
Sigmar Gabriel Malta’da bana, “biz çok hata yaptık” dedi referandum öncesi.
“Hangi adımları atalım ki ilişkileri düzeltelim” dedi. Biz yine orada gayet
olumlu bir yaklaşımda bulunarak, “tek taraflı adımlar sağlıklı ve kalıcı
olmaz, beraber adım atalım, biz de bazı adımlar atalım ki sizin elinizi
kolaylaştıralım, Almanya içinde sizi de zor duruma düşürmeyelim.” Şimdi
böyle düşünen bir ülkeden ne kötülük olabilir ki? Şunu da söyledim: “Siz
bir adım adın, biz size yönelik iki adım atacağız.” Bundan daha samimi bir
yaklaşım olabilir mi? Bu yaklaşım Cumhurbaşkanımızda da var, Başbakanımızda
da var, Hükümetimizde de var, hepimizde var, halkımızda da var esasında. O
yüzden Almanya’nın şu Türkiye karşıtlığını yenmesi lazım, İslam
düşmanlığını yenmesi lazım ve Avrupa’da yine güçlü, lider ülke olabilmesi
için bu yanlışları bir kenara bırakarak eski Almanya hüviyetine tekrar
dönmesi lazım, biz bu ilişkileri sağlıklı bir şekilde geleceğe
taşıyabilelim.
SORU- Efendim, biz geçtiğimiz yıllar içerisinde ay oldu üç kere, dört kere
Sayın Merkel’i gördük. Kısa zamanda yine böyle bir zirve hazırlığı
içerisinde … bekleyelim mi?
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Neden olmasın? Zaten
Sayın Cumhurbaşkanımızla Sayın Merkel her vesileyle görüşüyorlar,
uluslararası zirveler, toplantılar çerçevesinde de görüşüyorlar. Sayın
Merkel de defalarca bizdeki etkinliklere de geldi, doğrudan ikili ziyaret
için de geldi. Özellikle bu göçmen krizi döneminde sık sık geldi
biliyorsunuz ve o süreçte de bizim en yakın çalıştığımız kişi Sayın Merkel
oldu. Makul yaklaşımları sayesinde ve gösterdiği liderlik çerçevesinde biz
Sayın Merkel’le yakın işbirliği içindeydik. Hatta bazı ülkeler veya bazı
ülkelerin devlet başkanları ya da hükümet başkanları biraz kıskançlık içine
de girdiler o zaman, Merkel de bunu fark etti. Merkel’le önümüzdeki süreçte
yine… Elbette onlar şimdi hükümet kuracaklar, kolay bir süreç değil. Siz
sordunuz, işte Yeşiller girerse ne olur diye. Tabi Avrupa’da koalisyon
kültürü bizdeki koalisyon kültüründen daha iyi. Biz niye şimdi bu yeni
sistemi getirdik, yönetimde başkanlık sistemini getirdik? Esasen
koalisyonların da önüne geçmek için, sebeplerinden biri buydu. En son 7
Haziran’da biliyorsunuz tek başına iktidar çıkmadı ve koalisyon da
kuramadık. Avrupa’da, şimdi Hollanda’da bak kaç aydır yeni hükümet
kurulamıyor, hiç ses seda yok, bizde bu kadar olsa her gün konuşurduk.
Avrupa’da, Belçika’da da öyle, iki seneye yaklaştı falan, bir koalisyon
kültürü var. Bizde geçmişte çok başarısız oldu, ekonomik ve siyasi
krizlerle sonuçlandı.
Fakat burada Merkel’in partisiyle CDU ve CSU ittifakıyla diğer partiler
arasında çok ciddi görüş ve politika farklılıkları var, o sebeple üçlü
koalisyonu: tabi bir ülkenin iç işine karışmayız, ama şahsi gözlemimi
söylüyorum, oluşturmak zor, zor görüyorum, olsa bile işlemesi de çok zor.
Bunu parti parti değerlendirmiyorum, ama ciddi görüş farklılıkları var.
Temel politikalarda biraz önce söylediğim gibi Avrupa Birliği’ni de
ilgilendiren, tüm Avrupa’yı da ilgilendiren konularda temel görüş
farklılıkları var, ama yine de ne olacağı belli olmaz.
SORU- Özellikle misafir ülke statüsüyle burada bir mülteci aldığımız
dönemlerde Merkel’in Türkiye’ye yapılacak bir maliyeti üstlenme
katkılarıyla ilgili olarak diğer ülkeleri ikna etmesi gibi bir beklentimiz
bile oluşmuştu, o derece Türkiye lehine bir tutum takınıyordu Merkel.
Yeniden o noktaya gelebilir miyiz sizce?
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Merkel bu konuda gerçekten çok ciddi bir
tutum sergiler, bu külfeti paylaşmamız gerekiyor. Hatta şunu da söyledik:
Bir göçmenin Avrupa’daki maliyeti 10 ise yerinde ve Suriye’deki 1’dir.
Ekonomik olarak da bunun mantıklı olduğunu diğer ülkelere söyledi ve bu
külfetin paylaşılması. Ayrıca birebir formülü çerçevesinde bizim geri
alacağımız her kaçak göçmen karşılığında Avrupalılar da bir Suriyeliyi
yerleştirecekti. Her ülke bu konuda hassasiyet göstersin, kendi ülkesine
göçmen alsın diye de Merkel çok güçlü bir duruş sergiliyor. Ama her ülke
tabi göçmen almadı, bazıları hatta çok ciddi bir şekilde karşı çıktı.
AA GENEL MÜDÜRÜ ŞENOL KAZANCI- Teşekkür ediyorum. Zuhal Demirci-
SORU- Sayın Bakanım, Putin’in Türkiye ziyaretinde teknik çalışmaların
yoğunlaştırılması kararı alınmıştı. Hedeflenen normalleşmenin gerisinde
miyiz, spesifik olarak hangi konularda sonuç bekleniyor?
Teşekkürler.
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Teknik çalışmanın sadece ikili ilişkiler
için değil, Suriye ve İdlib için de yapılması gerekiyor ki yapıldı. Teknik
çalışmanın amacı sadece ikili ilişkilerde geri kalan konuların
halledilmesiyle ilgili değildi. Suriye’de İdlib bölgesinde o saldırıların
durdurulması ve çatışmaların tamamen durdurulması için teknik ekiplerin
çalışması, bilgi paylaşımının sağlıklı ve zamanında yapılabilmesi için yine
bu teknik ekiplerin oluşturulması önemliydi.
İkili ilişkilerde esasen uçak düşürme hadisesinin öncesine dönmeye az
kaldı. Vize konusunda biliyorsunuz henüz o günlere dönemedik. Vize
serbestisi vardı, biz halen Rus vatandaşlarına vize uygulamıyoruz, sadece
resmi görevlilere vize uyguluyoruz onlar vizeyi kaldırdığı için uygulamaya
başladık. Bunun tamamen kalkması için bu teknik ekip güvenlik tedbirleri
nasıl alınabilir, nasıl uygulanabilir bu çalışmayı sürdürecek. Aynı şekilde
enerji iş birliğimizin güçlenmesi, mevcut projelerimizin hayata geçirilmesi
için teknik ekip çalışmalarını sürdürecek. Diğer taraftan, ticaretin
önündeki engellerin hepsi henüz kalkmadı. İşte daha önce hep domatesi falan
konuşuyorduk, şimdi domates konusunda bir anlayış oluştu ve Rusya’daki
üretim tüketimi karşılamıyor, arada bir açık var o açık konusunda
Türkiye’ye öncelik verilecek. Nar ve diğer ürünler konusunda Rusya’dan
teknik ekipler şu anda Türkiye’de çalışmaları yapıyorlar.
Bir de ulaştırma alanında şoförlerin vizeleri ve kota konusunda bazı
çalışmaları birlikte yapmamız gerekiyor ki ticaretin önündeki engeller
tamamen kalksın. Şu anda ulaştırma konusunda da bazı teknik sorunlar var.
Esasen bunlar çok ciddi şeyler değil, çözülebilecek şeyler. İki Başkan
ortak iradeyi sergiledi bizlerin Bakanlar düzeyinde ve daha alt düzeyde
uzmanlarımızın bunları hayata geçirmesi lazım, hazırlık çalışmalarını
sürdürmesi gerekiyor. Anlaşmalarda tadilat yapılacaksa bunları yapmamız
gerekiyor, teknik ekiplerin oluşturulmasının sebebi budur.
AA GENEL MÜDÜRÜ ŞENOL KAZANCI- Teşekkür ediyoruz. Hediye Nur Çolak.
SORU- Sayın Bakanım, Arakanlı Müslümanların trajedisi sürüyor bildiğiniz
gibi, ama yüz binlerce insanın dramı uluslararası toplumu harekete sizce
neden geçirmiyor? Türkiye’nin bu konudaki girişimleri ne durumda? Bangladeş
yönetiminin Arakanlı sığınmacıları bir adada toplama projesine nasıl
yaklaşıyorsunuz?
Teşekkür ederim.
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Uluslararası toplum kendilerini doğrudan
ilgilendiren konuların dışında hangi konuda hassasiyet göstermiş ki bu
konuda hassasiyet göstersin. Bırakın uluslararası toplumu, Arakanlı
Müslümanlar zulüm altındayken hangi Müslüman ülkeler hassasiyet göstermiş,
hangileri gösterememiştir? Bizim dışımızda yine bizimle iş birliği yapan
birkaç ülke dışında hangi ülke bu hassasiyeti göstermiştir? Endonezya’ya bu
konuda özellikle teşekkür ediyoruz ve yakın iş birliği içindeyiz Dışişleri
Bakanıyla da, New York’ta da yine bu konuyu birlikte görüştük. Bazı
ülkeler, Azerbaycan, insani yardım gönderdi; Kazakistan Cumhurbaşkanı
Nazarbayev insani yardım konusunda iş birliği yapmak istedi; Katar’ın bir
hassasiyeti var. Maalesef uluslararası camiayı bırakın İslam dünyası da bu
konuda gereken hassasiyeti göstermedi. Biz New York’ta mesaimizi en çok
buna harcadık. Cumhurbaşkanımızla beraber, Cumhurbaşkanımızın ikili
görüşmeleri oldu, Bangladeş Başbakanı Şeyh Hasina’yla biliyorsunuz bir
görüşme gerçekleştirdim. İslam İşbirliği Teşkilatıyla birlikte
Cumhurbaşkanımızın Başkanlığında düzenlediğimiz etkinliğe ciddi bir katılım
oldu. Mülteciler Yüksek Komiseri, Uluslararası Göç Örgütü Direktörü,
UNICEF’in Direktöründen tutun da, Genel Sekreter Yardımcısı diğer
uluslararası örgütlerin temsilcileri ve birçok ülkenin P5 bölge ülkeler,
tüm ülkeler davet edilmedi buraya. Bölge ülkeleri Avusturalya, Yeni
Zelanda, P-5 ülkeleri ve bazı ülkeler davet edildi, büyük katılım oldu.
Diğer görüşmelerimizde bu konuyu ön planda tuttuk. Temasları yaparken,
sahada bu insanlara nasıl yardımcı olabileceğimize odaklanıyoruz, bir
taraftan bir siyasi çözüm bulunması için. Yine Birleşmiş Milletler Güvenlik
Konseyi toplantısı oldu geçtiğimiz hafta, Türkiye’de buraya katıldı. Bir
taraftan uluslararası örgütler nezdinde çok ciddi çaba sarf ederken, diğer
taraftan bu zor şartlarda yaşayan insanların yardımına koşmak için her
türlü hassasiyeti gösteriyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın refikaları Emine
Erdoğan Hanımefendiyle beraber Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız, Bilal
Erdoğan ve arkadaşlarımızla, TİKA, Kızılay, AFAD ile beraber oraya
gittiğimiz zaman bu insanların ne kadar zor şartlar altında yaşadığını
gördük. Yeni gelenler bir taraftan, daha önce kaçmak zorunda kalanlar diğer
taraftan. Büyük alanda küçük barakalar altında yaşıyorlar, yani insan
gerçekten üzülüyor. Tabi Bangladeş’e teşekkür ediyoruz onlar bu açık kapı
politikasını sürdürdüler. Bangladeş için de ciddi bir külfettir.
Bangladeş’in de zaten kendi sorunları var, ekonomik sorunları var
dolayısıyla, Bangladeş’e de yardım etmemiz gerekiyor. Şimdi bir taraftan
Arakan bölgesindeki kardeşlerimize insanı yardımları ulaştırmak için TİKA
yoğun çaba sarf ediyor. Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın Aung San Suu
Kyi'yle yaptığı telefon görüşmesinden sonra kapılar tekrar açıldı. Diğer
taraftan Kızılay, AFAD ve TİKA Bangladeş’teki kardeşlerimize yiyecek,
içecek yardımlarımızı her gün ulaştırıyorlar. Ama bunların daha insani
şartlarda yaşaması için buralara kamplar kurmamız gerekiyor. Esasen oraya
Türkiye standartlarında kamp kurabiliriz bu konuda bir sıkıntı yok. Ancak
Bangladeş kalıcı kampların kurulmasını istemiyor. Buradaki argümanı da şu:
Eğer bu kamplar kurulursa bir daha bu insanlar geri dönmez. Esasen bu
kişilerin kendi ülkesine dönmeleri gerekir, doğrudur. Arakan bölgesi
bunların vatanıdır, kimse buradaki Arakanlı Müslümanların Myanmar’ın bir
parçası olmadığını söyleyemez, bunlar binlerce yıldır burada yaşıyorlar. O
sebeple geri dönmelerinin sağlanması gerekiyor, ama şu anda böyle bir ortam
yok. Önce Myanmar’daki sorunu çözmemiz gerekiyor. Bu kişilerin dönünceye
kadar da insanca yaşamaları için bir şeyler yapmamız gerekiyor. Sayın
Cumhurbaşkanımız hem Şeyh Hasina’dan hem de Cumhurbaşkanından bize bir yer
tahsisi yapılmasını talep etti. Aynı şekilde Emine Erdoğan Hanımefendiyle
beraber Şeyh Hasina’yla görüştüğümüzde biz de bu talebimizi kendilerine
ilettik, Dışişleri Bakanıyla da görüştük.
Şeyh Hasina daha sonra New York’ta bir ada tahsis edeceklerini söylediler.
En son Başbakan Yardımcımız Sayın Recep Akdağ’da bölgeye gidip geldi. Henüz
bu ada tahsisi yapılmasının ve adanın şartlarını tabi bilmiyoruz. Eğer bu
adanın şartları insanların orada yaşamasına müsaitse, uygunsa biz tabi ki
bu adada bu kardeşlerimiz için kamplar kurarız. Bu konuda bizimle iş
birliği yapmak isteyen kurumlar, uluslararası örgütler ve ülkeler var, ama
hiç kimse olmasa biz yine yaparız, yapmamız gerekiyor bizim boynumuzun
borcudur. Çünkü biz Türkiye olarak artık tüm dünyada ki mazlumlardan da
sorumluyuz, ümmetten de sorumluyuz biz bu bilinç içinde çalışıyoruz. Bu
kardeşlerimizi de burada yalnız bırakmayız gittik gördük şartlarını
gerçekten insan insanlığından utanıyor. Bu insanları bu şartlara zorlayan
yönetim, hatta bunun içinde Budist rahipler de var ırkçı. Onu söyledim New
York’ta geçen gün Terörizmle Mücadele Toplantısında. Biz şimdi Budizm
terörü diyor muyuz Myanmar’da veya Budizm’e laf atıyor muyuz? Biz biliyoruz
ki, Budizm’de de aslında insanları öldürmek, katletmek orada … peki siz
DEAŞ’la veya diğer terör örgütleriyle mücadele ederken işin kolayını niye
seçiyorsunuz? Neden “İslami radikalizm”, “İslami terörizm” diyorsunuz.
Şimdi vatandaşların yorumlarını görüyoruz Las Vegas’taki terör
saldırısından sonra “Hıristiyan terörü” diyorlar, biz öyle görmüyoruz
esasen. Çünkü terörün dini, ırkı, bölgesi, rengi olmaz. Bu sebeple bu
konularda da dikkatli olmak lazım. Ama burada bir gerçek var ki
Myanmar’daki saldırılar sistematik. Myanmar yönetimi bazen inkar ediyor,
biz buna katılmıyoruz. Ulusal Güvenlik Danışmanı ve Dışişleri Bakanlığını
fiilen yürüten Devlet Bakanı yine Boris Johnson’un ev sahipliğinde birçok
dışişleri bakanının da katıldığı, benim de katıldığım bir toplantıdaydı.
Kendilerine inkar edince şunu söyledim: Biz gittik Bangladeş’te bu
insanların kendisinden dinledik hikayelerini, yaşadıklarını. Annelerini,
babalarının, eşlerinin, çocuklarının, kızlarının, bacılarının nasıl
katledildiğini, yaşadıkları yerlerin nasıl yakıldığını kendilerinden
dinledik, nasıl kurtulduklarını kendilerinden öğrendik. Kaçarken arkadan
nasıl vurulduklarını, yaralarını gördük. O yüzden “bu yalandır, uydurmadır
fabrikasyondur” demeyin; biz biliyoruz gerçek olduğunu. Hatta şu soruyu da
sorduk: “Peki, siz ülkenin diğer bölgelerinde de terör örgütleriyle
mücadele ediyor musunuz?” “Evet, ediyoruz.” “Çin sınırında ayrılıkçı
gruplarla Marksist, Komünist ideolojisine sahip gruplarla her gün çatışıyor
musunuz? Çatışıyorsunuz”. “Peki, bunları yaparken oradaki sivilleri de
yakıyor musunuz, evlerini yakıyor musunuz, onları öldürüyor musunuz,
binlerce sivili öldürüyor musunuz?” “O nereden çıktı?” “Burada öyle
yapıyorsunuz. Terörizmle mücadele yapıyoruz diye binlerce sivili
öldürdünüz, masum insanı öldürdünüz, geri dönmesinler diye mayın
döşüyorsunuz.” Bu zulmün durdurulması gerekiyor. Diğer taraftan kaçmak
zorunda kalan ve orada yaşayan insanların en azından temel ihtiyaçlarının
karşılanması gerekiyor.
SORU- Siz değindiğiniz için oradan devam etmek istiyorum Sayın Bakanım, Las
Vegas saldırısı terör saldırısı. Basının hadiseyi hep böyle beyaz ve lokal
Amerikalının üzerine işte … üzerinden görmesi, ama bir göçmen … ya da
Müslüman olması durumunda olayın farklı gitmesi … ama Türkiye Amerika’yla
hemen Amerikan’ın halkının üzüntüsünü paylaştığına dair bir açıklamada
bulundu Hükümet Sözcüsü Sayın Bekir Bozdağ ardından Sayın Başbakan teyit
edelim Amerika … dedi. Siz Amerikalıları yakın gelecekte buna yönelik bir
radikal adım almak üzere mi değerlendiriyorsunuz, böyle bir şey var mı ya
da bu bireysel silahlanmaya yönelik bir karar…
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Esasen Amerika’daki ilk saldırı değil.
Çok ciddi bir sorun sık sık okullarda bir kişi geliyor okulu tarıyor, masum
çocukları öldürüyor burada da binlerce insan var. Otelin işte 30 bilmem
kaçıncı katından gelişi güzel insanların üzerine ateş ediyor. Esasen
Amerika’da Obama yönetimi bireysel silahlanmayla ilgili bazı tedbirler
alacağını söylüyordu, ama şimdi Trump yönetiminin bu konudaki tutumunun ne
olduğunu bilmiyoruz, esasen cumhuriyetçiler temelde bu tür önlemlere karşı
değil. Ama bana göre bireysel silahlanma Amerika için çok ciddi bir tehdit.
İşte en son yine bu ırkçılar sokaklarda değişik kıyafetlerle, üniformalarla
diyelim, sivilin giyeceği kıyafet değil de asker kıyafetleriyle, özel tim
kıyafetleriyle her türlü silahlarla donatılmış, birçok ülkede askerlerin
bile elinde olmayan silahlarla donatılmış. Orada bir kıvılcım olsa çok
ciddi bir çatışma. Bu silahlanma ve silahlandırma merakından Amerika’nın
vazgeçmesi lazım. YPG’yi silahlandırma merakı da çok ciddi bir tehdit. Bize
göre Amerika içinde bir silahlanma kendi güvenlikleri için olduğundan
onların kendi bileceği iş, ama bana göre ciddi bir tehlike. Bir sınırlama
olması lazım, o kişinin evi adeta silah deposu. Bir insan bu kadar silahı
niye alır? Bir sınırlamanın olması lazım. Oyuncak değil havai fişekte bile
sınırlama var. Tabi kendi bilecekleri iş. Ama üzüldük, ben de sosyal
medyadan üzüntü duyduğumu açıkladım ve acılarımı paylaştığımı söyledim.
Vatandaşlarımızdan Amerika’nın YPG’ye verdiği destekten dolayı ve FETÖ’nün
hala orada yaşamasından dolayı vatandaşlarımızdan da ciddi tepki geldi.
Niye üzüntü, onlar bizimkini paylaşıyor mu? Biz her zaman samimiyiz bu
konuda. Terör konusunda da terörün mağdurları konusunda da samimiyiz. Terör
kimi hedef almış bizi ilgilendirmez. Kimi hedef alırsa alsın o terör de
lanetlenmeli ve hedef olan ülke ve toplumlarla da dayanışmayı biz
göstermeliyiz ve bu konuda göstermelik davranmıyoruz, samimi bir şekilde
yaklaşıyoruz. Terörden çok çekmiş bir ülke olarak da elbette en iyi biz
anlarız ve paylaşıyoruz. Biz kimsenin felaketinden mutluluk duymamız.
SORU- Biraz önce zikrettiğiniz başlıkta Sayın Trump’la Amerikan Başkanıyla
görüşmeniz de oldu heyet olarak. Öyle zannediyorum bu biraz evvel ki
dediğiniz iki hususta çok fazla bir gelişme kaydedemedik yani her iki
çalışmada devam eden Fethullah Gülen iade süreci var, diğer yandan YPG’ye
aynı noktada bakışlarımız farklı olduğunu biliyoruz. Amerikalı
dostlarınıza, meslektaşlarınıza Türkiye’de sizin de artık … biraz evvel
bahsettiğiniz sosyal medya mesajına gelen tepkiler üzerine soruyorum, bir
anti Amerikancılığın oluştuğu tehlikesinden bahsediyor musunuz?
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Bahsediyoruz, çok net söylüyoruz, bunun
da sorumlusunun kendilerinin olduğunu söylüyoruz. Biz sorumlu değiliz,
Amerikan karşıtlığı yapmıyoruz. Amerika’nın hatalarını söylüyoruz,
yüzlerine de söylüyoruz açık bir şekilde söylüyoruz, her yerde söylüyoruz.
Ama hiçbir zaman Amerikan karşıtlığı veya Hıristiyan karşıtlığı yapmadık
biz. Amerikalılara da sizin bu hatalarınız yüzünden ciddi bir Amerika
karşıtlığı olduğunu ve siyasetçiler olarak bizi de etkilediğini,
kısıtladığını açık net söylüyoruz ve bunun sebeplerini de izah ediyoruz.
YPG ve FETÖ iki ana sebebi var, bunları da aşmamız gerekiyor. Şimdi Rakka
operasyonu bitti göreceğiz bakacağız bu seri numaralarını aldıkları
silahları geri toplayabilecekler mi? Sayın Cumhurbaşkanımız Başkan Trump’a
daha önce Irak’ta bunu yapamadıklarını çok net bir şekilde son görüşmemizde
de anlattı. Bunun sadece ekonomik külfetini düşünmemesi lazım Amerika’nın.
Onlar daha çok “bu kadar silah ne kadar para ediyor, vermeye değer mi,
değmez mi?” Bir de bu silahların verilmesi Suriye’nin geleceği için de çok
önemli bir risk.
Ne istiyoruz, niye Suriye’deyiz hep beraber, niye mücadele ediyoruz? Bir
taraftan savaşı durdurmaya çalışıyoruz ilk günden bu yana, diğer taraftan
terör örgütleriyle mücadele ediyoruz. Şimdi burada YPG’ye silah verdiniz
YPG ülkeyi bölmeye çalışacak bu sefer ileride de Merkezi Hükümetle, YPG
arasında kim olursa olsun hükümet çatışmaları devam edecek. Çatışmalar
devam ettiği zaman başka bölgelerinde de kaos oluşma riski var. Aynı
şekilde bu ortamdan kim faydalanacak? Radikal gruplar, yine terör örgütleri
ortaya çıkacak, kısır döngü devam edecek. Irak’ta şimdi sorunun sebebi ne?
Irak’ta şu anda yaşanan sorunların en büyük sebebi Amerika müdahalesi ve
Amerika ayrılırken buranın yönetimini yanlış kişilere vermesi.
SORU- O kadar uyarmanıza rağmen…
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Defalarca uyarmamıza rağmen. Şimdi yine
aynı hatayı Suriye’de yapıyoruz, yarın Suriye bu kaostan kurtulamayacak,
bunu mu istiyorsun sen onu söyle. ABD olarak ya da koalisyon olarak bunu mu
istiyorsunuz, yoksa gerçek anlamda istikrar mı istiyorsunuz, barış mı
istiyorsunuz? Bir kere Amerika’nın diğer ülkelerin bu soruyu net bir
şekilde cevaplaması gerekiyor. Ama bize söyledikleri hep şudur: “Biz
Suriye’nin sınır bütünlüğünü, toprak bütünlüğünü destekliyoruz. Ayrılmaya
ya da bölünmeye karşıyız, başka şeylere karşıyız.” Ama bu konuda
samimiyseniz bile attığınız adımlarla esasen bunun tersini yapıyorsunuz ya
da bu duruşunuzun tersine bir Suriye’nin oluşmasına yardımcı oluyorsunuz.
Eğer gerçekten birlik, beraberliğine, sınır bütünlüğüne yönelik
sözlerinizde samimiyseniz, attığınız adımlar çelişiyor.
AA GENEL MÜDÜRÜ ŞENOL KAZANCI- Teşekkür ediyorum. Nazlı Yüzbaşıoğlu.
SORU - Sayın Bakanım, Kıbrıs’ta çözüm umudu son müzakerelerin
başarısızlıkla sonuçlanmasıyla tamamen tükendi mi? Rum tarafının uzlaşmaz
tutumunu uluslararası toplumun görmezden geldiğini görüyoruz, bu şartlarda
çözümsüzlük devam edecek mi?
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Şimdi Birleşmiş Milletler parametreleri
ve 2014 11 Şubat 2014 ortak deklarasyon çerçevesinde sürdürülen
müzakerelerden bir sonuç elde edemedik. Crans-Montana’da herkes gördü ki
Rum tarafı -Rum tarafını Yunanistan destekliyor ama kısaca Rum tarafı
diyelim- böyle bir çözüme hazır değil. Biz gösterebileceğimiz esnekliği
gösterdik. Elbette sıfır garanti, sıfır asker olamaz, bu rüya bile olamaz.
Fakat gösterebileceğimiz yapıcı tutumu ve esnekliği biz samimi bir şekilde
orada gösterdik, çözüm için orada olduğumuzu herkes gördü. Şu anda
uluslararası camia kendi aralarındaki görüşmelerde ve bizimle olan
görüşmelerde KKTC’nin ve Türkiye’nin çok yapıcı olduğunu ve çözüm için
orada olduğunu söylüyor ve kabulleniyor. Neden? Çünkü buraya katılan diğer
kişilerle, kurumlar Avrupa Birliği de dahil, bunu açık bir şekilde herkesle
konuşuyorlar. Hemen Crans-Montana’nın ertesi günü Hamburg’a G-20 için
gittiğimizde orada karşılaştığımız birçok hükümet başkanı, devlet başkanı
ve Avrupa Birliği bize teşekkür etti. Biz duyduk, bize anlattılar. New
York’taki görüşmelerimizde de bunu herkes teyit etti, hatta Rum Kesiminden
başka siyasetçiler de bunu teyit etti. Demek ki, bu işin sorumlusu biz
değiliz şu andaki mevcut durumun sorumlusu biz değiliz. 2004’te de zaten
Annan Planında da bu bir daha görüldü, artık tüm dünyanın bunu görmesi
gerekiyor. Her şeyden önce Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerindeki
kısıtlamaların, ambargoların kalkması lazım. Biz esasen Crans-Montana’dan
bu yana da herhangi bir negatif tutum içine girmedik, bir tarafı ağır
suçlayıcı bir tutum içine girmedik. Dedik ki, “bundan sonra neyi müzakere
edeceğiz, hangi parametrelerle müzakere yapacağız? Bunu kendi aramızda
değerlendireceğiz” dedik. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine Sayın
Cumhurbaşkanımızın ve Başbakanımızın talimatıyla bir ziyarette bulunduk.
Sayın Cumhurbaşkanı, Akıncı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı yine Hükümette
bulunan diğer parti, başbakan yardımcısı, muhalefetteki partilerin
liderleriyle bir toplantı yaptık. Daha kendi aramızda çalışmaları,
görüşmeleri, istişareleri sürdürelim, nasıl bir çözüm istiyoruz,
parametresi ne olacak bu konuda bir mutabakata varırız. Zaten şu anda
Güney’de bir seçim olduğu için bunu konuşmanın bir manası da yok, önce
Güney’deki seçim sürecini geride bırakmamız lazım. Zaten bu sorunların, bir
çözüme varamamamızın bir sebebi de Rum tarafında seçim sürecinin
başlamasıydı, ama tek sebebi bu değil. Rumların ve Rum halkının kafasında
böyle bir paylaşma yok. Yönetimi, gücü, aynı şekilde onlar birçok şeyi
paylaşmak istemiyorlar. Onlara göre kendilerinin bir devleti var ve Avrupa
Birliği üyesi olmuşlar, “niye Türklerle bunları paylaşalım?” esas sorununun
sebebi bu. O zaman neyi müzakere edeceğimizi oturup yeniden konuşuruz. Yine
diplomasi, müzakere yoluyla artık çözüme gitmemiz lazım, belirsizliği öyle
ya da böyle ortadan kaldırmamız gerekiyor. Bunu şu anda gözlemliyoruz,
görüşüyoruz, istişare ediyoruz. Güney’deki seçimler bittikten sonra, o
zamana kadar, bizim de KKTC’yle birlikte tutumumuz, duruşumuz netleşir. Ama
uluslararası camia bu konuda, Crans-Montana ve müzakere sürecinin geldiği
bu noktada, Türkiye’nin ve KKTC’nin haklılığını teslim ediyorlar. Bu
raporlara girer mi? O başka bir şey. Ama en azından kendi aralarındaki
konuşmalarda bile ve bizimle olan görüşmelerde bunu söylüyorlar.
AA GENEL MÜDÜRÜ ŞENOL KAZANCI- Bugün Editör Masasında misafirimiz Adalet ve
Kalkınma Partisi Antalya Milletvekili, aynı zamanda Dışişleri Bakanı Sayın
Mevlüt Çavuşoğlu’ydu. Sayın Bakanım şeref verdiniz, çok teşekkür ediyoruz.
Her davetimizde muhakkak programınızı zorlayarak katılıyorsunuz …
Teşekkürlerimizi arz ediyoruz ve sizi kısa bir zaman sonra burada
ağırlamayı isteriz.
DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok teşekkür ediyorum. Ne zaman arzu
ederseniz geliriz, büyük de keyif alıyoruz.