Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun NTV’ye Verdiği Özel Röportaj, 3 Mayıs 2023 Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun TV 100'e Verdiği Mülakat, 24 Nisan 2023 Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun A Haber’e Verdiği Özel Röportaj, 10 Nisan 2023 Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Yeni Şafak gazetesine Türkiye Yüzyılı Vizyon Eki kapsamında Verdiği Mülakat, 02 Ocak 2023 Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun TV Net’e Verdiği Özel Röportaj, 11 Ekim 2022 Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Haber Global’e Verdiği Özel Röportaj, 23 Ağustos 2022 Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun TV 100’e Verdiği Özel Röportaj, 27 Temmuz 2022 Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun TRT Haber'e Verdiği Özel Röportaj, 21 Temmuz 2022 Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun NTV'ye Verdiği Özel Röportaj, 4 Temmuz 2022 Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Anadolu Ajansı Editör Masası'na Verdiği Özel Röportaj, 31 Mayıs 2022 Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun CNN Türk Tarafsız Bölge’de Verdiği Özel Röportaj, 20 Nisan 2022 Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun NTV'ye Verdiği Özel Röportaj, 14 Nisan 2022 Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun A Haber'e Verdiği Özel Röportaj, 31 Mart 2022 Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun TRT Haber'e Verdiği Özel Röportaj, 10 Şubat 2022 Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun NTV’ye Verdiği Özel Röportaj, 7 Eylül 2021, Ankara Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Frankfurter Allgemeine Zeitung Gazetesi‘ne Verdiği Özel Mülakat, 6 Mayıs 2021 Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Oslobodenje Günlük Gazetesi‘ne Verdiği Özel Mülakat, 4 Mayıs 2021 Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Nezavisne Novine Günlük Gazetesi‘ne Verdiği Özel Mülakat, 4 Mayıs 2021 Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun KANAL 24 ‘e Verdiği Özel Mülakat, 17 Aralık 2020 Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Anadolu Ajansı Editör Masası’na Verdiği Mülakat, 30 Eylül 2020, Ankara Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun CNN Türk “Tarafsız Bölge” Programına Verdiği Mülakat, 16 Eylül 2020, Ankara Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun TRT Haber’e Verdiği Özel Röportaj, 13 Temmuz 2020, Ankara Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun CNN Türk “Gece Görüşü” Programına Verdiği Mülakat, 18 Haziran 2020, Ankara Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun NTV’ye Verdiği Özel Röportaj, 11 Haziran 2020, Ankara Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun KANAL 24’e Verdiği Özel Röportaj, 3 Haziran 2020, Ankara Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun DİM TV “İğneli Fıçı Özel” Programına Verdiği Mülakat, 23 Mayıs 2020 Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Kanal V Yüksek Tansiyon Programına Verdiği Mülakat, 18 Mayıs 2020 Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Akit TV Kanalına Verdiği Özel Röportaj, 12 Mayıs 2020, Ankara Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun TV 100 Kanalına Verdiği Özel Röportaj, 6 Mayıs 2020, Ankara Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun NTV’de Yaptığı Açıklama, 18 Nisan 2020
Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun TRT Haber'e Verdiği Özel Röportaj, 10 Şubat 2022

SUNUCU- Sevgili izleyenler, TRT Haber’de çok özel bir canlı yayınla karşınızdayız. Çok kıymetli bir konuğumuz var, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu TRT Haber stüdyolarında. Gündeme ve diplomasiye dair son gelişmeleri değerlendireceğiz.

Hoş geldiniz yayınımıza.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok teşekkürler Ahmet Bey.

SUNUCU- Şimdi dünyanın gözü diplomasiye çevrildi bir kez daha. Özellikle son dönemde Rusya ve Ukrayna’da yaşananlar… Pek çok ülke bu süreçte çeşitli açıklamalar yapıyor, ziyaretler gerçekleşiyor. Fransız lider Macron’un ziyaretindeki görüntüler çok tartışıldı. Ama Türkiye bambaşka bir pozisyonda duruyor; hem Ukrayna’yla, hem Rusya’yla görüşmeleri gerek siz, gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan gerçekleştiriyor. Nedir son durum? Beklentiler ve size verilen mesajlar neler, Türkiye nasıl bir pozisyonda?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Türkiye’nin pozisyonu gayet açık, net Ahmet Bey. Biz her iki tarafla da ilişkileri iyi olan bir ülke olarak ve, kendi bölgemizde zaten yeterince çatışma, sorunları dondurulmuş ihtilaflar var, ilave bir gerginlik ve çatışma olmasın diyen bir ülke olarak bu gerginliğin azaltılması yönünde adımlar atıyoruz. Telkinlerde bulunuyoruz. Temaslarımız devam ediyor. Bunların bazıları görünür temaslar, bazıları tabii perde arkasında yürüttüğümüz diplomatik çalışmalar. Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın liderliğinde samimi bir şekilde her iki tarafta da görüşmelerimiz devam ediyor. En son Ukrayna ziyaretimizde de Sayın Cumhurbaşkanımız bu konudaki tutumumuzu en üst düzeyde net bir şekilde açıklamıştır. Burada önemli olan, sorunun çözülmesi, yani önce gerginliğin azaltılması, sonra bu bölgenin kalıcı bir istikrara ve huzura kavuşturulması. Yani sorunun kökten çözülmesi belli bir zaman alabilir, ama güven artırıcı adımların atılması lazım.

Şimdi görüyoruz çabaları, elbette her çaba kıymetlidir, ama bazıları ben de bu işin içinde varım demek için atılan adımlar. Burada samimiyetsizliği görüyoruz. Bazıları da iyilik yapacağım diye gerginliği de artırıyor. Bazıları da megafon diplomasisini tercih ediyor. Megafon diplomasisi yeri geldiği zaman faydalı olabilir, ama genelde bir faydası yok. O nedenle gereksiz açıklamalardan da kaçınılması lazım. Biz Ukrayna’ya gittiğimiz zaman da gördük, işte Rusya bugün işgal edecek, yarın işgal edecek, hemen işgal edecek, şunu yapacak, bunu yapacak, siber saldırı yapacak, her gün buna benzer yapılan açıklamalar Ukrayna’da huzursuzluğa, paniğe sebep oluyor. Ukrayna milli parasında ciddi bir düşüşe sebep oluyor, ekonomik olarak da Ukrayna’ya zarar veriyor. Oysa 1 ay önce de, 10 gün önce de, yarın işgal edecek gibi açıklamalar vardı. Görüyoruz ki gerçek tablo bu değil. Gerçek tabloda gerginlik var mı? Var. Riskler var mı? Var. Kırılganlık var mı? Var. Tedirginlik var mı? Var. Bir çatışma olasılığı var mı? Var. Ama bunu bu şekilde bazı Batılı ülkelerin açıkladığı gibi megafon diplomasisiyle söylemenin bir faydası da yok. Ayrıca çok da abartıldığını düşünüyoruz.

Gerek NATO, gerek AGİT düzeyinde uluslararası platformlarda da Türkiye olarak biz bu çabalara katkı sağlıyoruz. İkili ve üçlü düzeyde de elimizden geleni yapıyoruz.

Türkiye’nin arabuluculuğundan bahsediliyor. Türkiye’nin her iki ülkeyle arası iyi olduğu için, bu çabalarımız da herkes tarafından görülüyor ve takdirle de karşılanıyor. Geçen gün telefon görüşmemizde de ABD Dışişleri Bakanı Blinken bunun önemine vurgu yaptı. Diğer müttefiklerimiz ya da muhataplarımız da aynı şekilde. İki ülke arasında bir arabuluculuk fikri ortaya çıktı. Ukrayna tarafı bunu istiyor, hazır. Rusya tarafı kapıyı kapatmış değil ama henüz daha onlarla da temaslarımız olacak. Putin’in Türkiye’yle gelmesiyle birlikte, Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi mekanizmamız var biliyorsunuz, Ukrayna’yla olduğu gibi ya da diğer 25-26 ülkeyle olduğu gibi. Rusya’yla da bu yapacağımız toplantının evsahipliği sırası bizde. Bunun için Ruslardan birkaç tarih önerisinde bulunmuştuk Ocak ayında, olmadı. Şimdi Ruslardan tarih önerisi istedik, bu toplantıyı da gerçekleştireceğiz. Ama diğer kanallardan da bu çabayı sürdürüyoruz ve Ruslarla da konuşacağız. Biz burada çok iddialı davranmıyoruz. Arabuluculuk eşbaşkanlığını biz BM’de, AGİT’te, İslam İşbirliği Teşkilatı’nda farklı ülkelerle, başta Finlandiya olmak üzere, yürütüyoruz. Dolayısıyla buradaki sorumluluklarımızı biliyoruz. Burada çok iddialı olmadan elimizden gelen çabayı, biraz da düşük profille, göstermemiz lazım. Bu konuda iki tarafın belli bir noktaya gelmesi lazım, güven artırıcı adımlar ve bundan sonra...

Biraz da burada bölgede denge politikasının önemi ortaya çıkmaya başladı. Yani ne Türkiye, ne Ukrayna, ne de başka bir ülkenin tüm ilişkilerini tamamen bir tarafa angaje etmesi gerçekçi bir yaklaşım değil. Bu bölgede barış, huzur ve işbirliği, ekonomik kalkınma istiyorsak, herkesin herkesle dengeli bir politika izlemesi lazım. Biz ne kadar sağlam bir NATO müttefiki olduğumuzu bu süreçte de gösterdik. Ama aynı zamanda Rusya’yla da ilişkilerimizin iyi olması lazım. Son zamanlarda zaten, bölgede ilişkilerimizin göreceli olarak iyi olmadığı ya da bazen diplomatik kanalların tam açık olmadığı ülkelerle attığımız adımlar da bunu gösteriyor. Ben Batı medyasında çıktığı gibi ya da Batıdaki bazı siyasetçilerin yaptığı açıklamalarda olduğu kadar karamsar değilim işin doğrusu. Ama naif de değiliz, ciddi bir kriz var. Bu krizin üstesinden gelmek için herkesin elinden gelen samimi çabayı göstermesi lazım. Bu arada sadece NATO-Rusya değil, ABD ile Rusya arasındaki görüşmelerin de kilit derecede önemli bir rolünün olduğunu düşünüyorum.

SUNUCU- Sayın Bakanım, Rusya ve Türkiye ilişkilerine değindiniz. Baktığımız zaman Kırım meselesinde Türkiye’nin pozisyonu net, işte Libya’da, Suriye’de, hatta belki Azerbaycan-Ermenistan meselelerinde Rusya ile tam olarak aynı tarafta olduğumuz söylenemez. Ama baktığımız zaman Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en çok görüştüğü liderler listesinin tepesinde Rus lider Putin’i görüyoruz. Keza sizin Sayın Lavrov’la görüşmeleriniz son derece yoğun bir şekilde devam ediyor. Bu kadar anlaşmazlığa rağmen, bunları bir kenara bırakalım, biz işbirliği alanlarında devam edelim şeklinde bir diplomasi var gibi. Peki, normalleşme sürecinde, örneğin İsrail’le ya da diğer ülkelerde de, işte Filistin meselesinde farklı düşünebiliriz, ama diğer konularda ne yapabiliriz; böyle bir ilerleyiş mi olacak?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Şimdi Ahmet Bey, bir ülke olarak, millet olarak biz bahsettiğiniz tüm konularda ilkesel bir politika izliyoruz. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde AK Parti iktidarları da her zaman ilkesel politikalar izlemiştir. Dış politikada da yanlış gördüğümüz şeyi açıkça söylüyoruz. Görüş ayrılığı içinde olduğumuz konuları da çok açık, net bir şekilde söylüyoruz. Başka ülkelerle de görüş ayrılığı içinde olabilirsiniz ki var. Ama görüş ayrılığı içinde olmak demek o ülkeyle çalışmamak demek değildir. Bazen de bunun avantajı var. Farklı taraflarla angajmandaysanız, iki tarafı biraraya getirmek, sorunu çözmek için adımlar atabilirsiniz. Suriye bunlardan bir tanesi. Ne kadar sonuç elde ettik, siyasi süreç için söylüyorum, o ayrı bir konu. Ama dün Peterson da geldi, yeni fikirlerle geldi. Biz temel prensip olarak bunları destekleyeceğimizi söyledik.

Ama esas şunu söylemek istiyorum: Biz Rusya’yla da olsun, başka ülkeyle de olsun, onların politikalarıyla ilgili bir rahatsızlığımız varsa açık, net, samimi şekilde söylüyoruz. Bu aslında güvenin oluşması için de önemli bir etken. Yani karşı tarafta sizin samimiyetinizi, ilkesel tutumunuzu görüyor. İlkesel tutumunuzu sürdürdüğünüz sürece sizin söyledikleriniz karşı taraftan memnuniyetle karşılanmasa bile en azından saygıyla karşılanıyor. İşte İsrail meselesine biraz önce değindiğiniz, şimdi İsrail’le de bir diyalog başladı yeni hükümetle beraber. Yeni Hükümetin Dışişleri Bakanı Lapid de iki devletli çözüme inandığını söylüyor. Meclis’te en çok sandalyesi olan partinin de Genel Başkanı. Şimdi Herzog’la Cumhurbaşkanımız dört defa görüştü. Başbakanla bir defa görüştü. Ben Dışişleri Bakanı Lapid’le görüştüm. Uzmanlar düzeyinde temaslarımız var. İsrail’le ilişkilerimizi normalleştirmek demek Kudüs davası, Filistin davası, Mescid-i Aksa konusunda temel tutumlarımızdan vazgeçmek anlamına gelmez. Daha önce de söylediğim gibi genel anlamda Filistin davası pahasına biz ilişkileri normalleştirmeyiz. Bunu İsrail de çok iyi biliyor. Bu konuda ilişkilerin biraz daha normalleşmesinin faydası da olabilir. Yani biz şimdi orada Filistinlilerin evinin işgal edilmesi ve yıkılmasına evet diyebilir miyiz? Hayır, bu konudaki politikamız gayet açık, net. Ama iki devletli çözüm yolunda her iki tarafla da teması olan bir ülke olarak geçmişte olduğu gibi katkı sağlayabiliriz. Tabii diğer uluslararası dinamikler ve aktörlerin katkısıyla beraber. İşte Rusya’yla biz ilişkilerimizi bu düzeyde götürüyoruz. Karşılıklı çıkar yararına. Kabul etmediğimiz şeylere hayır diyoruz, iki tarafın da yararına olan ya da bizim yararımıza olan şeylere evet diyoruz. Ama Rusya bölgede bir aktörse belli düzeyde Rusya’yla da çalışmanın önemli olduğuna inanıyoruz.

SUNUCU- Peki, şimdi Kıbrıs meselesi. Siz Crans-Montana görüşmelerinde çözüm için gerçekten çok büyük emekler sarf ettiniz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de, siz de. Ancak tıkandı ve o noktadan sonra zaman zaman yeni çözüm arayışları oldu. Ne aşamadayız? Ve bunu söylerken tabii belki şunu da sormak lazım: Özellikle dün akşamdan bu yana yapılan bir açıklama vardı, TMT’ye dair sizin Kıbrıs konusundaki hassasiyetleriniz de malum. Önce bu açıklamaya dair yorumlarınızı sonra Kıbrıs meselesinde son durumumuz nedir, bir çözüm mümkün mü ya da nedir çözüm? Bu konuda değerlendirmeniz…

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Şimdi dün Türk Mukavemet Teşkilatı’na yönelik, bir televizyon programında son derece üzüldüğümüz bir söylem gördük, ben de gece yarısı gördüm. Yani büyük bir yanılgının olduğuna inanmak isterim gerçekten. Çünkü TMT, KKTC’nin Kuvayi Milliyesidir ve Kıbrıs’ta Türklerin direnişinin sembolüdür. Yani böylesine bir Kuvayi Milliye dediğimiz TMT’nin mafya ve diğer illegal faaliyet ya da cinayetlerle birlikte anılması hepimizi üzer. Kıbrıs bir milli politikadır. Başka konularda görüş ayrılığımız olabilir. Kıbrıs davası hepimizin davasıdır. Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin, Türk Milletinin davasıdır Kıbrıs. O yüzden dün akşam böyle bir söylemi görünce ben önce inanamadım, sonra bir daha dinledim. Açıkça, bir hanımefendinin bir televizyon programında bu söylem içinde olduğunu gördük, çok da üzüldük. İnşallah bir düzeltici açıklama da yaparlar, çünkü gördüğüm kadarıyla dün hem KKTC’de hem de Türkiye’de infial yarattı bu açıklama. Dikkatli olmak lazım.

Diğer taraftan, Kıbrıs meselesine gelecek olursak, bunun iki boyutu var. Bir tanesi hidrokarbon konusunda gelir paylaşımı. Kıbrıs’ta kalıcı bir siyasi çözüm ne kadar olur bilmiyoruz. Ama gelir paylaşımı konusu, aslında Rumlar evet dese, samimi olsa, Avrupa Birliği de Rumlara biraz baskı yapsa ya da ikna etse, çok kolay. İki taraf arasında, iki taraftan şirketler üzerinden Avrupa Birliği ya da BM mekanizması üzerinden bu hakça gelir paylaşımı düzenlenebilir. Ondan sonra sondaj faaliyetini kim yapmış, kim yapmamış önemli değil. Doğu Akdeniz’deki gerginliğin de, sorunların da yüzde 51’i bu şekilde çözülmüş olur. Ama maalesef Kıbrıs Türk tarafı, KKTC, çok yapıcı tekliflerde bulunmasına rağmen, bu paylaşım konusunda Rum tarafı bunu reddetmiştir. Sebebi de belli. Avrupa Birliği üyesi, uluslararası hukuka aykırı bir şekilde üye yapıldı. Ve teşkilat içinde, Avrupa Birliği içinde dayanışma ruhuyla koşulsuz destek gördüğü için bir şımarıklık içinde kabul etmiyor. Aslında mantıklı düşünce… İşte Eastmed projesinin de başından beri bizim söylediğimiz gibi fizibil olmadığını kendileri de görmeye başladı. Zaten Rum Kesimi de bunu bize söylüyordu, uluslararası toplantılar marjında, Kıbrıs müzakereleri marjında gündeme geldiği zaman bunun bir siyasi proje olduğunu kendileri de kabul ediyordu, bu bir gerçek. Burada, Türkiye üzerinden giden herkes kazanır, yani basit bir hakça paylaşımdan bahsediyoruz. Kıbrıs’ta siyasi bir çözüm için ise biz federasyon için, siyasi eşitlik için 54 sene müzakere ettik ve 54 sene yapılan müzakere neticesinde bir başarıya ulaşamadık. Bu başarıya ulaşamamamızın sebebi de Kıbrıs Rum Kesimi’nin tutumudur. Neden Kıbrıs Rum Kesimi bu tutum içinde olmuştur? Çünkü 1960 Anlaşmasını bozan da onlar. İşte EOKA… Biraz önce TMT’den bahsettik. TMT niye kuruldu? Bu mezalime karşı Kıbrıs Türk halkını korumak için kuruldu. 1960 Anlaşmasında Kıbrıs Türklerine verilen hakları savunuyoruz biz şimdi. Yani siyasi eşitlik konusunda bu hakları bozan Rum Kesimi tüm müzakerelerde masayı devirmiştir, Annan Planı’nı da reddetmiştir referandumda. Şimdi 54 sene müzakere ettik ortada bir şey yok. Bir taraf tadını çıkarıyor, bir taraf ödüllendirilmiş, bir taraf cezasını çekiyor. Şimdi artık egemen eşitlik üzerinde biz en son Crans-Montana’da da…Biraz önce bahsettiniz, evet, samimi çaba sarf ettik, ama şunu da söyledik: Artık bir daha federasyon için müzakere yapmayacağız. Bu son şansımız ve bunu iyi değerlendirmemiz gerekli dedik. Anastasiadis ne yaptı? Rum tarafı? Daha önce Akıncı’yla vardıkları anlaşmalardan da geri adım attı. İşte dönüşümlü cumhurbaşkanlığı ve güç paylaşımıyla ilgili çok önemli konularda orada geri adım attı, bunu da ülkesindeki seçime bağladı. Yani sonuçta federasyon için 100 sene daha müzakere etsek bir yere varamayız. Artık egemen eşitlik temelinde Kıbrıs Türklerinin 1960 Anayasası’nda verilen hakların tanınmasıyla bir müzakereye girmemiz gerekiyor. Bu konuda tutumumuzu hem KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar Bey hem de biz garantör ülke olarak Cenevre’de 5+1 gayriresmi toplantıda da söyledik. Tüm dünyaya da söylüyoruz. Efendim, BM Güvenlik Konseyi kararı varmış. Tamam var, ama bir netice getirdi mi bu kararlar? Getirmedi. Sebebi de, biraz önce anlattım sebebini. Sonuçta ömür boyu bununla gidecek miyiz? Yani BM’nin hangi sorunu çözdüğünü gördük? Ya da iki taraf bu konuda olumlu yaklaşırsa BM Güvenlik Konseyi kararları değişemez mi? Gayet basit bir şekilde değişir. Bir ülke, geçici üye ya da daimi üyelerden birisi teklifle gider, ya da Kıbrıs’tan iki taraf gider, Güvenlik Konseyi kararları da yenilenebilir pekala eğer samimilerse, çözüm istiyorlarsa.

İki egemen devlet kendi arasında nasıl bir işbirliğine gideceğine dair kendileri oturur. Ada’da iki devlet, egemen devlet, işbirliği yapması gerekiyor, yan yana yaşaması gerekiyor… Onu otururlar, kendileri karar verirler. Bu olur, olmaz o başka bir şey, yani çözümün tek yolu budur ve bu konuda, KKTC olarak da, Türkiye Cumhuriyeti olarak da son derece kararlıyız. Ve son seçimlerde de daha önce Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de biliyorsunuz Ersin Tatar bunu savunarak aday olmuştu. Kazandı. Son seçimde de UBP’nin ve bu süreçte baktığımız zaman diğer siyasi partilerin şu anda Meclis’te büyük bir çoğunluğunun sandalye sayısı olarak savunduğu da buydu. Yani Kıbrıs Türk halkı da bunu destekliyor.

SUNUCU- Peki, bu noktada artık gerek Türkiye, gerek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için artık diğer defter kapandı ve bizim masada konuşacağımız konu iki eşit egemen devlettir demek yanlış bir ifade olur mu?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Yanlış bir ifade olmaz, tam da budur.

SUNUCU- Peki, şimdi Doğu Akdeniz meselesinde… Tabii Rum Kesimi’nin tavrı çok tartışıldı… Türkiye’de bu noktada çok kesin bir çizgi çekti. Gemiler gönderildi, gelen farklı gemiler vardı, onlara önlemeler yapıldı. Bu noktada Türkiye’nin pozisyonunu bir kez daha hatırlayacak olursak, Doğu Akdeniz’de herhangi bir taviz söz konusu olabilir mi bu süreçte? Yoksa artık Türkiye’nin pozisyonu çizilmiştir keskin kalemlerle ve buradan geri adım atmak mümkün değil mi?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Biz kıta sahanlığımızın batı sınırlarını da belirledik, Birleşmiş Milletler’e kaydını yaptırdık ve buradan taviz vermemiz sözkonusu değildir. Bu sınırlar çerçevesinde de Libya’yla biliyorsunuz Deniz Yetki Alanları Anlaşması’nı da imzaladık, onu da BM’ye gönderdik. Son bir yıl içinde Rum tarafı ve Yunanistan 9 defa kıta sahanlığımızı ihlal etmek istedi. Üçüncü ülke bayraklı gemileri değişik sebeplerle kıta sahanlığımıza sokmak istedi. Ama biz bazılarını diplomatik yoldan engelledik. Her seferinde önce diplomatik girişimlerimizi yaptık o üçüncü ülkelerle. Bazen iki ülkenin gemisi birden iki bayraklı ya da bir gemi bir şirkete bağlı ama bayrağı başka bir ülkeye ait. Sonuç itibariyle bazılarını bu girişimlerimizle engelledik, bazılarını da sahada. Tabii gerekli tedbirleri Deniz Kuvvetlerimiz alıyor ve burada gerekli uyarıları yaparak, bu bölgemize, kıta sahanlığımıza hem güneyde, hem de batıda bu gemileri biz sokmadık, bundan sonra da sokmayız, kararlılığımız açık, nettir. Burada ancak Türkiye’ye işbirliği yaparsanız olabilirsiniz. Bilimsel araştırma mı, bizden izin alacaksınız. Son zamanlarda ülkelerin doğrudan bizden izin almaya başlaması da önemli, çünkü bu bizim kıta sahanlığımızı tanımaları anlamına geliyor; bu bakımdan önemli. Ama Türkiye’den izin almadan, Türkiye’yle işbirliği yapmadan buralara değişik amaçla girmeye çalışmak doğru değil. Yunanistan ve Rum Kesimi kıta sahanlığımızı ihlal etme amacıyla o gemileri yönlendiriyorlar. Buna alet olmamaları gerekiyor. Bu konuda tutumumuz hiçbir zaman değişmez, kendi kıta sahanlığımızı biz koruyacak kararlılıkta ve güçteyiz.

SUNUCU- Vurgu yaptığınız ülkelerden birisi de Yunanistan’dı. Özellikle Ege Denizi’nde adalar meselesi çok ciddi konuşuldu ve Türkiye’nin de bu noktada Birleşmiş Milletler’e başvurusu var yanlış bilmiyorsam. Silahsızlandırılması gereken adaların silahlandırıldığına ve o noktada asker ve ağır silahların bulunduğuna dair belgeleri de Birleşmiş Milletler’e iletti Türkiye. Bu süreç nasıl seyrediyor ve Türkiye’nin bu noktadaki pozisyonu nedir? Yunanistan’dan herhangi bir cevap geldi mi, Birleşmiş Milletler’in bu konuda herhangi bir dönüşü oldu mu Türkiye’ye?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Şimdi biz BM’ye iki tane mektup gönderdik. Ne için gönderdik? Bu silahsızlandırılmış adaların statüsünü Yunanistan ihlal ettiği için gönderdik. Bu adalar 1923 Lozan Anlaşması ve 1947 Paris Anlaşması’yla Yunanistan’a silahlandırmama şartıyla verilmiştir. Ama Yunanistan da hatta 60’lı yıllarda ihlal etmeye başlamış. Ve biz BM’ye yazdığımız mektuplarda şunu söyledik: Yunanistan buraları, bu anlaşmaları ihlal ediyor, şartlı verilmiştir bu adalar, dolayısıyla Yunanistan bundan vazgeçmezse bu adaların egemenliği tartışılır, çünkü şartı ihlal ediyorsunuz. BM’ye mektuplarımızı gönderdik, en son işte geçen senenin sonuna doğru mektubumuzu gönderdik ve bu işin takipçisi olacağız. Gerekirse son uyarılarımızı da yapacağız, ondan sonra bu tartışma başlar.

Şimdi Yunanistan ihlal etmedik demiyor, aslında kabul ediyor. Neymiş efendim, Türkiye’den bir tehdit görüyorlarmış, ondan dolayı bunu yapıyormuş. Anlaşmada bu var mı? Yok. Peki, adaya koyduğun birkaç silahla mı, diyelim ki böyle bir tehdit var sana göre, adaya koyduğun birkaç askerle, birkaç silahla mı tehdidi engelleyeceksin? O da gerçekçi değil. Yani her konuda olduğu gibi maalesef doğruyu söylemiyorlar. İşte en son insani konularda da hem insanları zorla geri itiyorlar, öldürüyorlar, ölmesine sebep oluyorlar; denizde, karada, işte en son 19 masum insan üstlerindeki kıyafetleri, para, pul, pasaport, her şeylerini alıyorlar, çıplak, yarı çıplak bir şekilde gönderiyorlar, insanlar dondu. Bunda bile, insani konularda da maalesef hiç çekinmeden sürekli çarpıtıyorlar, yalan söylüyorlar. Bu konuda da güya işte tehdit varmış da ondanmış. Sonuçta bunun biz peşindeyiz, peşini de bırakmayacağız.

SUNUCU- Bu insani krize geleceğim, ama biraz önce söylediğiniz cümle çok önemliydi; egemenlik tartışması adalar konusunda. Artık Türkiye resmi anlamda bu işleri kayda da geçirdi Birleşmiş Milletler nezdinde yazılı olarak. Yunanistan’a herhangi bir adım gelmedi, herhangi bir cevap gelmedi ve silahlı durumu devam ettirdiler ya da belki de daha çok silah çıkardılar. Türkiye bu durumda uluslararası arenada tamam anlaşmaları ihlaldir ve bu adaların egemenliğini tartışırız gibi bir süreç başlatır mı?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Elbette başlatacağız. Bu anlaşmaların tarafları var; Lozan Anlaşması, Paris Barış Anlaşması, uluslararası platformda bu tartışmayı tabii ki başlatacağız. Mesela Yunanistan Uluslararası Adalet Divanı’na taraf, fakat mahkemenin üç konuda yetkisini tanımıyor, rezerv koymuş; bir tanesi bu, silahsızlandırılmış adaların statüsü, bir tanesi hava sahası, bir tanesi de deniz yetki alanları, yani bizimle ihtilafı olan tüm konularda. Çünkü biliyor suçlu oluyor, biliyor ihlal ettiğini, biliyor taleplerinin haksız olduğunu ve maksimalist olduğunu. Nerede görülmüş 6 mil karasularının üstünde 10 millik hava sahası? Diğer AB de dahil birçok ülkenin ya da uluslararası teşkilatların raporlarında da yer alıyor, ne kadar saçma olduğu söyleniyor. O yüzden rezerv koyuyor, yargı yetkisini tanımıyor mahkemenin.

SUNUCU- Peki, biraz önce de vurguladınız, geçtiğimiz günlerde Finlandiyalı mevkidaşınızla basın toplantısında da çok net altını çizdiniz; daha önce aslında biz pek çok Dışişleri Bakanıyla ortak görüşmelerinizin sonrasındaki basın toplantılarında duyduk; Yunanistan’ın sığınmacılara karşı olan tepkisi. Şimdi Frontex var, bu süreci gözlemlemesi gereken bir örgüt diyelim. Ancak onların gözünün önünde yaşanan insanlık dramları var hem denizde, hem karada. Biraz önce siz de bahsettiniz, şimdi botların patlatıldığını biliyoruz. Neredeyse her gün biz TRT Haber ekranlarında şöyle bir son dakika haberi veriyoruz: İşte Ege Denizi’nden Türk Sahil Güvenliği sığınmacıları kurtardı, işte Yunanlıların geri ittiği tespit edildi. Sınıra bakıyoruz, sizin biraz önce yaptığınız vurgu çok çarpıcı; o insanlar sadece geri itilmiyor, aynı zamanda soyuluyorlar. Hem maddi anlamda paraları alınıyor, cep telefonları alınıyor, değerli her şeyleri alınıyor…

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Dövülüyor, darp ediliyor.

SUNUCU- Dövülüyor ve bu işin adli de bir süreci var öyle değil mi? Yani işin insani kısmını bir tarafa bıraktım, hani insani olarak aç susuz insanların bu gibi soğukta nasıl geri itildiğini bir tarafa bıraktım, ama ortada bir de suç var öyle değil mi? Ne diyorlar peki siz böyle mevkidaşlarınızla konuştuğunuz zaman? Hani basın toplantılarında her zaman bazen açık mesaj vermiyor olabilir, ülke ismi vermeden de konuştuğumuz zaman, kapalı kapılar ardında konuştuğunuzda ne diyorlar Yunanistan’la ilgili?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Kapalı kapılar arkasında bundan duydukları üzüntüyü söylüyorlar. Ama insan hakları konusunda en hassas olduğunu göstermeye çalışan ülkelerin bile işte bir gerekçe bulduğunu görüyoruz. O gün, ben Pekka Haavisto’yu severim, iyi de dostluğumuz var, her konuda açık konuşuyoruz, görüş ayrılığı içinde olduğumuz konuları da konuşuyoruz. Fakat yani çok sayıda göçmen Yunanistan’a geliyor gibi argümanlar da kullandı. Biz de 5 milyon insana evsahipliği yapıyoruz, şimdi bu 5 milyon insanı denize mi dökelim, gömelim mi, eğer bu mantık varsa, ne yapmak lazım, biz ne yapacağız yani, böyle bir anlayış olabilir mi? Bu bir sorun. Çok göçmen gelmesi demek, bu sorunların kökenine gittiğimiz zaman, orada sorunların devam ettiği, yani göç sorununun temeline indiğimiz zaman ya da transit ülkeler bu konuda gerçek anlamda işbirliği yapmak lazım. İşte biz gösterdik, en son Belarus, Polonya, Litvanya ve Letonya göçmen krizi başlayınca biz Türk Hava Yolları olarak ve Sivil Havacılık Kurumumuz olarak gerekli adımları hemen attık. Çünkü biz bu sorunları yaşadık. Şimdi İran’a da yardım edilmesi gerektiğini söylüyoruz sürekli uluslararası topluma, Afganistan’a komşu olan ülkelere de. Yani sonuçta bunu biliyorlar, ama Avrupa Birliği içinde olan Avrupa Birliği içinde kalır anlayışı var. Yunanistan’da da karartma var. Hatta bu konuyu gündeme getirenleri Türk ajanı diye suçluyorlar Yunanistan’da. Sürekli bakın oradaki haberlere, kendi içlerindeki söylemlere…

SUNUCU- STK’lara karşı…

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- STK’lara bunlar Türk ajanı diyorlar. Diyor ki bu STK; insanları geri itiyorsunuz, ölüyor. Biz iki yılda 34 bin insanı ölümden kurtardık; geri itilen, botları şişlenen ya da silahla delinen ya da işte sınırda nehre atılan 34 bin insanı ölümden kurtardık biz.

SUNUCU- Ki bu sadece 1 yılın verileri.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Evet, son iki yıla yakın bir süre içinde doğrusu, yani bunlar ölümden son anda kurtardığımız insanlar. Diğer hani denizin ortasında geri getirdiklerimizden bahsetmiyorum ben. Sonuç itibarıyla Avrupa Birliği, bizim Daimi Temsilciliğimize demiş ki; bize çok soru geliyor, çok eleştiri geliyor. Avrupa’da vatandaşlar ve STK’lar da çok rahatsız bu görüntülerden. Ama bizim elimizde yeterince bilgi yok, bize bilgi verin. İçişleri Bakanlığımızın özellikle gerek Sahil Güvenliğimizin, gerekse sınırda Jandarmamızın, işte güvenlik güçlerimizin elinde olan belgelerin hepsini verdik biz Avrupa Birliği’ne. Sonuçta Yunanistan inkar ediyor, bizim elimizde de bilgi yok, biz de çok rahatsızız, cevap veremiyoruz bunlara diyorlarmış. Son günlerde Daimi Temsilciliğimizle temas halinde Avrupa Birliği. Sizin Frontex var burada, Frontex’in yardım ettiğine dair raporlar da ortaya çıktı, görüntüler. Soruşturma başlattı Avrupa Parlamentosu, ne oldu? Hemen kapatıldı. Yani temel bir insan hakkından bahsediyoruz, insani bir sorundan bahsediyoruz. Bu siyasi bir sorun değil, Doğu Akdeniz sorunu değil, biraz önce bahsettiğimiz Ege’deki ihtilaflı meseleler değil insan, insandan bahsediyoruz.

SUNUCU- Kadınların, çocukların olduğu…

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Kadınların, çocukların soyulmasından, dövülmesinden, darp edilmesinden, ölüme terk edilmesinden, ölüme itilmesinden bahsediyoruz. Nerede kaldı insanlık? Hani Avrupa Birliği’nin, ekonomik çıkar için kurulan teşkilatın siyasi bir birliğe dönüşmesi zamanında insan hakları en temel değerimizdir söylemi nerede kaldı? Maalesef çifte standart ve ikiyüzlülük altında erozyona uğradı.

SUNUCU- Ki aynı Avrupa Birliği Türkiye’nin terörle mücadele operasyonlarına Suriye’de ya da diğer bölgelerde; ama insani kaygılarımız var, sivil kayıplarına dikkat edin mesajı veriyorlar değil mi?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Evet, herkese ders veriyorlar, sadece bize değil herkese ders vermeye çalışıyorlar, tüm dünyaya ders vermeye çalışıyorlar. İşte Fransa’nın, Avrupa Konseyi’nin Fransa’da ve Avrupa’da İslam düşmanlığına karşı, başörtüsüne karşı bir kampanya başlattı Avrupa Konseyi ve Genel Sekreter eski Hırvatistan Dışişleri Bakanı, Marija Buric. Meclis Başkanlığını iki sene üstlendiğim kurumdan bahsediyorum. Bir günde kaldırttılar. Kim kaldırttı? Fransa. Şimdi Fransa’da bir devlet politikası haline geldi İslam düşmanlığı. Nerede kaldı değerler, insan hakları nerede kaldı? Avrupa Konseyi de ses çıkaramadı, 47 ülkeden bahsediyorum. Avrupa Konseyi’nin tanımı; demokrasinin, insan haklarının ve hukukun üstünlüğünün evidir. Bu kelimeyi, cümleyi yüzlerce, binlerce defa hepimiz tekrar ettik. Herkes konuşmasında, bakıyorum Parlamenter Mecliste ve diğer yerlerde herkes konuşmasının bir yerinde bunu söyler.

SUNUCU- Sözde.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Söyler. Nerede kaldı? Fransa’nın yaptıkları az mı insan hakları ihlalleri? Niye? Fransa, AB üyesi. Polonya ve Macaristan’a saldırıyorlar. Macaristan; “sınırda göçmenlere yönelik alınan tedbirlerin sadece yüzde 10’unu aldığımda, yani tel örgü inşa ettiğimde beni ağır derecede eleştirmiştiniz, şimdi bu yapılanları savunuyorsunuz. Ben de savunuyorum gerçi” dedi, yani tedbir alınması lazım dedi, ama orada insanlar ölüyor maalesef.

SUNUCU- Şimdi Türkiye için önemli meselelerden birisi de elbette Azerbaycan meselesi, özellikle Azerbaycan’ın yıllardır işgal altında olan toprakları kurtardığı süreçte Türkiye’nin bu noktada siyasi ve diplomatik çok önemli destekleri oldu. Azerbaycan’la şimdi bir Şuşa Beyannamesi imzalandı ve ilişkiler bambaşka bir noktaya taşındı öyle değil mi? Ortak MGK’sından tutun da çok daha yakın bir işbirliği. Türkiye-Azerbaycan ilişkisi bundan sonra iki ülke arasındaki ilişki gibi mi, yoksa bambaşka bir seviyede mi?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Elbette iki devletiz. Haydar Aliyev’in söylediği gibi; bir millet, iki devletiz. Ama bizim kaderimiz bir, dilimiz, dinimiz bir, bir milletiz biz. Bir millet gibi, yeri geldiği zaman da bir devlet gibi davranmasını biliyoruz. Karabağ Zaferi böyle bir anlayışla, böyle bir duyguyla, böyle bir kararlılıkla elde edildi. Şimdi bu Karabağ Zaferi’nden sonra da Şuşa Beyannamesi’yle ilişkilerimiz çok farklı bir boyuta geldi, tam bir müttefiklik. Şimdi bu beyanname çerçevesinde atılacak adımlar belli, bu konuda çalışıyoruz. Ama zaten bu içimizde olan bir duygunun somut hale dönüşmesi, var olan bir duygunun her iki tarafta da, yani halklarımız açısından söylüyorum bunu… Sonuçta Azerbaycan’la biz bir millet, iki devlet anlayışıyla birbirimizi korumaya, kollamaya devam edeceğiz. İkili ilişkilerimizi de derinleştirerek, artırarak devam ettireceğiz her alanda. Çıkarımız bir, ortak çıkarımız var, kaderimiz bir, geleceğimiz bir, bu anlayışla çalışıyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’la Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in güçlü liderliği ve kardeşliğinin de yansımasını görüyoruz. Elbette benim de siyasete girdiğim günden bu yana, Milletvekiliyken de Türkiye’nin menfaatleri kadar kardeş Azerbaycan için de her zaman uluslararası platformda çalıştık. Ama Azerbaycan da bunu yaptı, bizim olmadığımız yerlerde de başta Aliyev olmak üzere Cumhurbaşkanımız, tüm Azerbaycanlı kardeşlerimiz de Türkiye’nin hakkını savunmuştur. Bu aslında eskiden beri olan anlayış ve politikaların Şuşa Beyannamesi’yle dediğim gibi kağıda dökülmesi oldu.

SUNUCU- Peki, şimdi Ermenistan’la bir süreç var. Bu Ermenistan’la geçen normalleşme süreci özellikle Ermenistan tarafından, Erivan tarafından son dönemde biz ciddi anlamda pozitif mesajlar görüyoruz, Paşinyan’dan hatta bazen şaşırtıcı derecede mesajlar gelebiliyor.

Öncelikle şunu sorayım: Ermenistan’la olan süreç Azerbaycan’da bir rahatsızlık yaratıyor mu, yoksa onlar da bu durumdan mutlular mı?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Azerbaycan’da herhangi bir rahatsızlık yaratmıyor, tam tersine Azerbaycan bu süreci destekliyor. Zaten Azerbaycan’la koordine etmeden, istişare etmeden biz herhangi bir adım atmadık, atmayız da. Azerbaycan da bizim Ermenistan’la doğrudan temas içinde olmamızı, yani aracılar üzerinden değil doğrudan temas içinde olmamızı tercih eder. Bazı konuları doğrudan konuşmamız lazım. Çünkü neyi konuşuyoruz? Güney Kafkasya’da bu problem Azerbaycan’ın Karabağ Zaferiyle sonlandırıldı. Bundan sonra barış olması lazım, işbirliği olması lazım, bölgede önemli projeleri hayata geçirerek bölgenin ekonomik kalkınması için çalışmamız lazım. Bunun için de tüm ülkelerin aynı anlayış içinde olması lazım. Herkesin bu sürecin içinde olması lazım, kimsenin dışlanmaması lazım, buna Ermenistan da dahil. Buradan çıkan bir ders var Karabağ Zaferi’nden, bir de fırsat var bu fırsatı iyi değerlendirmemiz lazım. İşte biz savaştan hemen sonra, zaferden hemen sonra olumlu mesajlar verdik. Ermenistan buradan ders alırsa bölge için, bölgenin istikrarı için adımlar atarız, ilişkilerimizi normalleştiririz.

Paşinyan seçimi kazandıktan sonra önemli mesajlar verdi, Cumhurbaşkanımız buna olumlu karşılık verdi. Sonra bizlerin temasları oldu, Özel Temsilcilerimizi atadık ve Özel Temsilcilerimiz Moskova’da görüştüler. Şimdi 24 Şubat’ta Viyana’da görüşecekler. Ben isterdim ki artık ilk toplantıdan sonra Türkiye ve Ermenistan’da karşılıklı ziyaretlerle görüşsünler. Ama Ermenistan bu sefer de böyle istedi, problem değil, o kadar da önemli bir şey değil.

Sonuçta bu adımları atarken elbette Azerbaycan’la istişare ediyoruz, koordine ediyoruz. 3+3 toplantısından önce de ediyoruz. Konsept kağıdını, orada Moskova’da sunduğumuz, beraber oluşturduk; beraber çalışıyoruz. Çünkü Azerbaycan da bunu istiyor. Azerbaycan da Ermenistan’la artık kalıcı bir barış istiyor. O nedenle kapsamlı bir barış anlaşmasının imzalanmasını önerdi Azerbaycan’la Ermenistan arasında, yani bu hepimizin yararına. İşte Zengezur Koridoru dahil bu kara yolu ve demir yolu projelerinin hayata geçmesi bu bölgeyi tam bir “hub” yapacak. Transit geçişin bir merkezi haline getirecek; bundan herkes kazanacak. Yani çatışmayla, işgalle ne elde etti Ermenistan? Kendini izole etti, ekonomisi çok kötü duruma geldi, şimdi fırsat var bu fırsatı değerlendirelim. Paşinyan’a içeride çok baskı olması, dışarıda diasporanın bir kısmından da baskı olması. Blinken’a da söyledim, yani sizin teşvik etmeniz lazım. ABD ve Fransa’daki diasporanın önemli bir bölümü halen bu süreci desteklemiyor dedik. Yani sonuçta her iki tarafın da ve bölgenin de yararına olan bu adımları atmamız lazım. Tabii naif değiliz, zorlukları da biliyoruz ama cesur adımları da atmak lazım ve bu adımları atarken de biz her aşamada Azerbaycan’la istişare ediyoruz, yakın bir zamanda da zaten Bakü’ye de bu anlamda bir ziyarette bulunacağım. Jeyhun kardeşim davet etti, en kısa zamanda bu ziyareti de gerçekleştireceğim. Ama gerek Özel Temsilcimiz, gerekse işte bu toplantıya, 3+3’e katılan arkadaşlarımızla diğer düzeyde de Azerbaycan’la işbirliğimiz ve samimi bir şekilde bu konulardaki istişarelerimiz devam edecek.

SUNUCU- Peki, Türkiye’nin son dönemde aslında ilişkileri normalleştirdiği ülkelerden birisi ya da bölge olarak baktığımız zaman Körfez bölgesi diyelim bu noktada ön plana çıkıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Birleşik Arap Emirlikleri’ne bir ziyareti sözkonusuydu. Bir rahatsızlık süreci var o atlatıldıktan sonra bu ziyaret yine gerçekleşecek mi, karşılıklı beklentiler nedir? Karşılıklı ifadesini özellikle kullandım, çünkü şöyle bir yaklaşım oluyor: İşte Birleşik Arap Emirlikleri Türkiye’ye yatırım yapacak mı vesaire, ama Türkiye de sonuçta çok ciddi iş adamlarının olduğu bir ülke. Türk iş adamlarının da beklentileri yok mu Birleşik Arap Emirlikleri’ne yatırım konusunda? Çünkü bu sürece tek taraflı bakmak bana çok doğru gelmiyor açıkçası.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Cumhurbaşkanımızın, çok şükür kendisi evinden çalışmaları sürdürüyor, özellikle dış politika çalışmaları çerçevesinde de ara ara telefonla da görüşüyoruz, bilgi arzediyoruz, sesi de çok iyi geliyor. Bu ziyareti de şu anda Sayın Cumhurbaşkanımızın programında. İnşallah o güne kadar da tamamen iyileşir yani pozitif test negatife dönüşür ve bu ziyareti gerçekleştiririz. Şimdi ikili ilişkilerde ne dedik? Karşılıklı çıkar, yarar. Elbette başlı başına ilişkilerin iyi olmasının birçok bakımdan faydası var her iki tarafa da faydası var. Geçmişte o oldu, bu oldu yani istemediğimiz tutumlar oldu, olabilir, geçmişte başka ülkelerde de oldu oluyor. Yani olabilir derken, yani bunları görmezden geliyor, yok sayıyoruz anlamında değil, yani uluslararası ilişkilerde oluyor bu. Ama iki ülke ilişkilerini artık düzelterek dostane götürmek istiyorsa bunda ne mahsur var? Ömür boyu düşman mı kalacaksın? Önemli olan burada samimiyet.

İkincisi, Türkiye yatırımcılar için fırsat sunuyor, bunun ayıp olduğunu söyleyenleri ben anlamıyorum gerçekten. Yani Türkiye’ye farklı ülkelerden yatırımcıların gelmesi ayıp bir şey mi? Şimdi Türkiye’de en büyük yatırımcı ülke kim biliyor musun? Hollanda. En son 27 milyar Dolar’dı. Şimdi hiç kimse Hollanda’nın Türkiye’deki yatırımlarını tartışıyor mu? Neyi tartışıyorsunuz? Katar’dan geldiği zaman niye tartışıyorsunuz? Her sektörde. Fransa’yla Eurosam’ı imzaladık ortak savunma sanayi yatırımı, Türkiye’de üretim, kimse rahatsız oluyor mu? Birleşik Arap Emirlikleri de Türkiye’de özellikle start-up dediğimiz işte biliyorsunuz gençlerimiz de işin içinde, gerçekten bu konularda gözde bir ülke olduk, tedarik zincirinde önemli bir ülke olduk. Bu fırsatı görüp yatırım yapmak istiyorsa sermaye getirmek istiyorsa bundan niye rahatsız olalım? Ben gittiğim zaman orada ilk toplantımı kimle yaptım? İş insanlarımızla yaptım, son derece başarılı iş insanlarımız var. Onlar da ilişkilerin normalleşmesinden son derece memnunlar. Ve çok başarılı kadın, erkek iş insanlarımız profesyonellerimiz yani ciddi yatırımlarımız var bizim Türk firmalarının çok ciddi yatırımları var; her sektörde ciddi yatırımları var. Orada da çünkü fırsatlar var. İş insanı şirkette nerede bir fırsat varsa değerlendirir, oraya gider yatırımını yapar. Neden? Para kazanmak ister. Bizim görevimiz de bunun önünü açmak, önündeki engelleri kaldırmak.

SUNUCU- Peki, Amerika Birleşik Devletleri Türkiye o noktada da ciddi anlamda süreç ilerliyor ve siz biraz önce de bahsettiniz geçtiğimiz günlerde Amerikalı mevkidaşınızla bir telefon görüşmeniz oldu. Önümüzdeki dönemde karşılıklı herhangi bir ziyaret var mı akıllarda ya da işte örneğin F-35 mi ya da F-16 ya da diğer konularda yeni bir süreç başlayabilir mi ya da süreçte bir ilerleme görebilir miyiz?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Ziyaret olabilir. Dün telefonda da görüştük. Blinken’ı Türkiye’ye davet ettim. Antalya Diplomasi Forumu’na da davet ettiğimi söylemiştim, programına bakacağını söyledi. Ama Antalya Diplomasi Forumu olmazsa da Türkiye’ye ziyarette bulunmak istediğini kendisi söyledi. Ben de Washington’a gelip bu gündemde olan konuları daha geniş bir ortamda konuşmak istediğimi söyledim. Yani karşılıklı ziyaretlerde bulunalım dedim mutabık kaldık. Tarihleri belirlenir. Tabi üst düzeyde de iki görüşme oldu telefon görüşmelerine ilaveten, hem Brüksel’de hem de Roma’da. Cumhurbaşkanımız Erdoğan Biden’la görüştü. Ve Roma’daki görüşmede var olan sorunları çözmek ve işbirliği yaptığımız alanlara odaklanmak için bir mekanizma kuralım önerisi geldi, bu Biden’ın kendisinden geldi. Şimdi bu konuda da arkadaşlarımız çalışıyor.

Şimdi diğer savunma sanayi konularına gelecek olursak, F-35 konusunda geldiğimiz nokta malum. Bu işlerde devran döner, değişir, değişeceğine de inanıyorum ben. Türkiye’nin şu süreçlerde de önemini herkes daha fazla görmeye başladı. Türkiye kadar güvenilir bir dost ve müttefik bulunmaz, o yüzden herkesin de Türkiye’ye bu şekilde yaklaşması gerekiyor. Ama F-35 sorunu işte CAATSA yaptırımı, kanun biliyorsunuz Kongre’den çıktı. Bu konularda tablonun değişmesini oturup beklememek lazım, başka seçenekler üzerinde durmak lazım. İşte şu anda Türkiye’de görüşmeler de devam ediyor, Amerika’ya daha önce bizim uzmanlarımız, askerlerimiz, ilgili arkadaşlarımız gittiler. Yeni nesil Viper dediğimiz F-16’ların alınması ve mevcut F-16’ların modernizasyonu konusunda olumlu bir şekilde seyrediyor görüşmeler. Daha sonra diğer konulara da bunu biz yayabiliriz, bu işbirliğini. Eskisine göre, geçtiğimiz yıllara göre dikkat ederseniz en azından retorik bakımından bir gerginlik yok. Biraz daha sakin ve fazla diyalogumuz var ve bunları da somut adımlara dönüştürmemiz gerekiyor. Bu konuda da karşılıklı ziyaretler ve çalışmalar devam ediyor. Önümüzdeki günlerde Bakan Yardımcısı düzeyinde de aynı şekilde temaslar, ziyaretler, istişareler olacak.

SUNUCU- Şimdi Blinken’ı da davet ettim dediniz. Antalya Diplomasi Forumu’na yaklaşık 1 aylık bir süre kaldı. Geçen sene ilki yapıldı, ama gerçekten son derece başarılı bir şekilde gerçekleşti.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Siz katılmıştınız.

SUNUCU- Ben oradaydım.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Bekliyorum gene bu sene.

SUNUCU- Bu sene de kısmetse yine TRT olarak da biz orada olacağız, ben de şahsen gelmeye çalışacağım. Peki, bu seneki toplantı için hazırlıklar ne aşamada, isimler netleşti mi? Şu ana kadar netleşen işte kaç Devlet Başkanı, Hükümet Başkanı, Dışişleri Bakanı verebileceğiniz veriler var mı bize?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Öncelikle TRT’ye çok teşekkür ediyoruz, geçen sene de çok destekledi, bu sene de TRT ve Anadolu Ajansı medya sponsorumuz. Ve özellikle arşivlerden… Sergilerimizde TRT’den ve Anadolu Ajansı’ndan çok faydalandık. Bu sene de faydalanıyoruz. Destekleriniz için çok teşekkür ediyoruz. Geçen sene ilk toplantı olmasına rağmen herkesin görüşü, katılımcıların da görüşü son derece başarılı bir forum olduğuydu. Bu sene ikincisini yapıyoruz, “Diplomasiyi yeniden kurgulamak”, çünkü dünyada her şey değişiyor, diplomasiyi de yeniden kurgulamanız lazım “Recoding diplomacy” İngilizcesi. 20 tane ana panel var, yuvarlak masalar var, işin içinde herkes var. Dışişleri Bakanları da var, Devlet Başkanları var, uluslararası örgütlerin liderleri var, NATO Genel Sekreteri, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri gibi önemli şahsiyetler de var uluslararası örgütlerden. Parlamenter düzeyinde hem Meclis Başkanları var hem de Komisyon Başkanları, bizden de dışarıdan da var. Şu ana kadar katılımını teyit eden lider sayısı 13-14 tane oldu yanlış hatırlamıyorsam. Bakan düzeyinde ise katılımcı sayısı 53, 7 tane de Bakan Yardımcısı oldu, yani Devlet Bakanı dediğimiz Bakan Yardımcısı anlamına geliyor. 60’a ulaştık bu anlamda da. Ve 40’tan fazla uluslararası örgütün temsilcisi var.

Güzel olan nedir biliyor musunuz Ahmet Bey? Yaptığınız bir işin herkes tarafından görünmesi ve herkesin işin içinde olmak istemesi. Şimdi Atlantik Konseyi’nden tutun Doha Forumu’na kadar, Singapur’daki think-tank’ten, Meksika’daki think-tank’e kadar, üniversitelerden birçok foruma kadar Avrupa’da Münih Güvenlik Konferansı’na kadar birçok Antalya Diplomasi Forumu’nun müdahili olan var. Yani aynı şekilde kurulan think-tank ve forumların iş birliği yapmak istemesi... Ve birçok paneli de bunlarla beraber ortak yapacağız ve çok ilginç panel konularımız da var. Bölgesel konular da var, teknik konular da var. Tabi ki uluslararası sistemin reforme edilmesi, yönetişimin gözden geçirilmesi de var tartışılacak. Cumhurbaşkanımız diyor ya, daha adil bir dünya mümkündür, bu mümkünse nasıl olacak, ne yapmamız lazım? Tüm bu konular, tüm katılımcılarla tartışılacak. Gençler işin içinde olacak, kadınlar işin içinde olacak. Latin Amerika’dan şu anda 6 tane Bakan katılımını teyit ettik, yani sadece yakın coğrafyamızdan değil, Asya’dan, en ücra köşeden. Ve bir gün öncesinde de İstanbul Arabuluculuk Konferansı toplantısını bu sefer Antalya’da gerçekleştireceğiz. Büyük olasılıkla Astana Dışişleri Bakanları Toplantısı’nı da gerçekleştireceğiz. Rusya teyit etti, İran’dan şu anda haber bekliyoruz. Yani Antalya Diplomasi Forumu herkesin katılımıyla birçok alanda her şeyin tartışılmasına bir zemin hazırlıyor, o yüzden de herkesi davet ediyoruz. İşte Ermenistan’dan da, İsrail’den de, Mısır’dan da, Yunanistan’dan da, Rum Kesimi’nden de katılacak gazeteci, akademisyenler var, KKTC’den de herkesin sesi burada duyulsun istiyoruz. Mesela biraz önce deniz yetki alanlarından bahsediyorduk… Doğu Akdeniz tüm dünyada tartışmalı bir konu. Barışçıl yoldan bu sorunların nasıl çözülebileceğini de tartışacağız Antalya Diplomasi Forumu’nda.

SUNUCU- Biz de hem merakla takip ediyor olacağız, hem de gelişmeleri aktarıyor olacağız.

Sayın Bakanım, çok teşekkürler kıymetli değerlendirmeleriniz için. Özellikle merak edilen çok fazla soru vardı, o sorular yanıtlarını buldu, bir kez daha katılımınız için teşekkür ederiz.

Sevgili izleyenler, konuğumuz Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’yla hem diplomasideki son gelişmeleri değerlendirdik, hem de merak edilenlere yanıt verdik.

Yayınımız satır başıyla devam edecek kısa bir aranın ardından.

* Interpress deşifresidir.