#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun IX. Büyükelçiler Konferansı Sonrasında Düzenlediği Basın Toplantısı, 14 Ocak 2017, Ankara

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok değerli basın mensupları, bugün, geçen hafta, tam bir hafta önce başlayan Büyükelçiler Konferansımızı tamamladık.

Bugün Sayın Ekonomi Bakanımız ve iş dünyamızın temsilcileriyle, DEİK olsun, TİM olsun, yine TOBB ve diğer ilgili çatı kuruluşlarının ve iş konseylerinin başkanlarıyla yaptığımız toplantı ve çalışma yemeğinden sonra, büyükelçilerimizle kendi aramızda bir sohbet toplantısı gerçekleştirdik. Büyükelçilerimizi dinledik, neye ihtiyaçları var, ne düşünüyorlar, biz de arkadaşlarımızdan beklentilerimizi, hangi ülkede, hangi bölgede neler yapmamız gerektiğini arkadaşlarımıza illettik; güzel bir toplantı oldu aile içinde.

Ve şimdi de sizlerle beraberiz, basın toplantısından sonra da Ortadoğu Konferansı için Paris’e hareket edeceğiz, yarın birçok ülkelerin dışişleri bakanlarının katıldığı, Fransa Devlet Başkanı Hollande’ın da belli bir aşamasında hitap edeceği , Ortadoğu için önemli bir konferans var. Son zamanlarda biliyorsunuz Ortadoğu’yla ilgili gerek Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı, gerek Genel Kurul'da alınan kararlar, bir hareketlilik var ve tekrar müzakerelerin başlaması yönünde de ciddi bir çaba görüyoruz. Umarım İsrail ve Filistin arasında kalıcı bir çözüm için müzakereler tekrar başlar. Biz Türkiye olarak bu sürece daha önceki dönemlerde olduğu gibi katkı yapmaya hazırız, katkılarımızı vereceğiz.

Büyükelçiler Konferansımızın başarılı geçtiğini söyleyebilirim. 2023 hedefini koyduk, milli değerler ve küresel hedefler dedik, milli değerlerimizle nasıl bir dış politika izleyeceğiz, nasıl vicdani ve girişimci dış politika izleyeceğiz? Bizden beklentiler bölgesel konularda değil sadece, dünyadaki beklentiler, bunları değerlendirme fırsatı bulduk. Ayrıca, farklı bakanlarımız ve kurumlardan arkadaşlarımız da bizlerle beraber oldu ve o bakanlıklarla birlikte nasıl çalışırız, onları da değerlendirdik, çok faydalı oldu.

Sayın Cumhurbaşkanımız bizleri ilk gün, Pazartesi günü öğle yemeğinde ağırladılar, Sayın Cumhurbaşkanımızın da talimatlarını aldık. Keza Sayın Başbakanımızı da ertesi gün ziyaret ettik, öğle yemeğinde bizi ağırladı ve Sayın Başbakanımızın da talimatlarını aldık.

Arkadaşlarımız çalıştıkları ülkelere, başkentlere geri dönmeye başladılar.

Gelecek sene yine Büyükelçiler Konferansımızın 10’uncusunu düzenleyeceğiz, hangi konulara ağır vereceğiz, örneğin savunma sanayi gibi, bunları da bugünkü sohbet toplantısında değerlendirdik. Özelikle ekonomik ilişkilere çok önem veriyoruz savunma sanayi başta olmak üzere, ticaretimize, vizelerin kalkması ve iş adamlarımızın işlerinin en iyi şekilde takip edilmesi gibi. Turizm, turizmde çeşitliliğin sağlanması, değişik pazarlar açılması ve diğer önemli konuları bu hafta değerlendirdik ama, gelecek sene bunların üzerinde daha da duracağız. Arkadaşlarımızın da görüşlerini alarak gelecek senenin daha başarılı olması için çalışacağız.

Sizler de tüm oturumlarımızı yakından takip ettiniz, tek tek hepsine değinecek değilim.

Yabancı konuklarımız da oldu. Bazı konuklarımız kar engelinden dolayı katılamadılar, özellikle AB Dönem Başkanlığını yılbaşı itibarıyla üstlenen Malta’nın Dışişleri Bakanı George Vella gelemedi, -kendisini yarın Paris’te göreceğim- artık başka bir fırsatta ağırlarız, zaten 6 aylık Dönem Başkanlığı döneminde yakın işbirliği içinde olacağız.

Keza Tunus Dışişleri Bakanını da özellikle davet etmiştim, fakat gelemediler. Tunus bir başarı öyküsüdür biliyorsunuz, Arap baharının başladığı ilk yer, ama demokratik sürece herkesten önce geçebilen ve her geçen gün de bunu güçlendiren bir ülkenin Dışişleri Bakanını arkadaşlarımız dinlemek istemişti, kısmet olmadı. Ama aydınlar, akademisyenler de konferansımıza geldiler, tüm bu süreci takip ettiniz.

Ben şimdi isterseniz sizlere teşekkür edeyim, sizler de burada bizleri yalnız bırakmadınız. Bazı büyükelçilerimizle sizleri biraraya getirip perde arkası bilgiler, ne oluyor ne bitiyor, sizlere samimi bir ortamda bilgiler de vermeye başladık. Bundan sonraki süreçte de özellikle diplomasi muhabirlerimizle ve basınımızla yakın işbirliği içinde çalışmayı devam ettirme arzusundayız ben ve tüm arkadaşlarım.

Sizlere teşekkür ediyorum ve sorularınız varsa onları da cevaplamak isterim.

Buyurun.

SORU- TRT Haber, Cansu Canbaz.Dün ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner düzenlediği basın toplantısında bir açıklama yaptı, PYD’nin sahada temsiliyeti olduğunu söyledi. Bu nedenle eğer Suriye’deki barış görüşmelerinde eğer bir görüşme sağlanacaksa mutlaka Suriye’deki tüm grupların da dinlemesi gerektiğini belirtti. Türkiye’nin de bu konudaki parametreleri belli aslında. Bu konudaki düşüncenizi almak isterim.

Teşekkürler.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Evet, Amerika o zaman DEAŞ’ı da davet etsin. Önce biz Amerika’yı davet etme konusunda hemfikir kaldık biliyorsunuz Rusya’yla, Lavrov’la konuştuk ve ABD’yi davet edeceğiz, Astana’da olacak. ABD’nin rolünü inkar etmiyoruz, katkısını da inkar etmiyoruz, ama ABD’den, özellikle yeni yönetimden beklentimiz budur, öyle de olacaktır, terör örgütleriyle işbirliğine son vermesi gerekiyor. Yani bir terör örgütünü masaya davet edeceksen El Nusra’yı da davet et, DEAŞ'ı da davet et. Böyle saçmalık olur mu? Yani maalesef çok anlatmamıza rağmen giderayak bile şu andaki yönetim bu konuda çok ciddi hatalar yapmaktadır. Esasen şunu unutuyorlar: Bu tür davranışları, bu tür gerçekten yanlış politikaları Türk toplumunda çok derin yaralar açıyor, bu derin yaraların tamir edilmesi zaman alır. Giderayak ne zarar verirsek kar anlayışıyla hareket ediyorlarsa, artık kusura bakmasınlar, biz yeni dönemde ilişkilerimizi güçlendirmek istiyoruz, iki birbirine güvenen müttefik gibi yolumuza devam etmek istiyoruz ve bu konuda da umutluyuz, öyle öngörüyoruz, görüyoruz.

Fakat şu andaki yönetimin PKK’ya YPG aracılığıyla destek vermesi, ki bunu açık söylüyoruz, YPG’ye verdikleri silahlar PKK’nın elinde. Türkiye’deki terör saldırılarının sorumluları, Kayseri olsun, İstanbul Beşiktaş Stadının yanındaki saldırı, geçen sene Ankara’daki saldırılar, bunların hepsi YPG kamplarından geliyor, yani YPG’yle PKK’nın bir farkı yok. O nedenle, bu terör örgütlerine önemli bir müttefikimizin, stratejik ortağımızın destek vermesi bizim için de kabul edilir değil.

Dolayısıyla Astana’da YPG olmayacak. Terörü bırakırlar, Suriye’yi bölmekten vazgeçerler, Türkiye’ye de terörü bırakırlar, bu fırsatlar kendilerine, niyetlerinin ne olduğunu gördük. Son Fırat Kalkanı Operasyonu da bir kere daha gösterdi, YPG’nin amacı DEAŞ’la mücadele etmek değil, Suriye’yi bölmektedir. Biz de ne diyoruz? Suriye’nin sınır bütünlüğü, toprak bütünlüğü, milli birlik, beraberliği, kapsayıcı yönetim olsun diyoruz. O nedenle, bu amaçları güden bir terör örgütünün müzakere masasında yeri olmaz. Neyi müzakere edecek? Suriye topraklarından şu kadarını istiyorum, bu kadarını bana verin, petrolün ve diğer kaynakların olduğu yerler benim olsun, gerisi sizin olsun mu diyecek?

Teşekkür ediyorum.

SORU- Efendim, bu soruya ek olarak şunu sormak isterim: Amerika’yı kim davet edecek? 3 ülke bir ortaklık gösterdiler,burada sergilediler, birlikte bir davet mi, yoksa hani müttefik olarak Türkiye mi davet edecek? Bunu ek yapmak isterim.

İkincisi, Büyükelçiler Konferansı devam ederken Cenevre’de önemli görüşmeler vardı. Biraz Cenevre’de konuşulan konulardan bahsetmenizi isterim, sizce bir umut var mı? Çünkü çok hazırlıklı geldiklerini görmüyoruz biz Rum tarafının ve Yunan tarafının. Sizce burada bir umut görüyor musunuz? Sürecin kısa tutulmasını öngörüyorsunuz, bir süre, takvim Türkiye burada öngörüyor mu? Çok uzatılmasını istemiyorVe haritalar, basına yansıyan bazı haritalar…

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Ben onları yazayım şimdi, 10 tane birden soru sordunuz, hepsi aklımda kalmayabilir…

SORU- O zaman son bir şey diyeyim.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Tamam, ben bunları yazayım müsaade ederseniz?
Evet, başka?

SORU- Efendim, Rum tarafının haritaları basına yansıdı, bu haritalarda da Güzelyalı, Karpaz’ın bir bölümünün talep edildiği görülüyor; bu konuda da tepki olduğunu biliyoruz. Doğru mudur, ne düşünüyor Türkiye bu konuda?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Teşekkür ediyorumHer şeyden önce, daha önce de söyledim, biz Rusya’yla bir süreç başlattık ve buradan da netice aldık, Halep’ten insanların kurtarılması, sonra ateşkesin ülke geneline yayılması, çatışmaların olduğu yer rejimle muhalifler arasında, bu alanlara yayılması ve siyasi sürece geçilmesi. Evet, epeyce ihlaller var, ihlallere baktığımız zaman da büyük oranla, yani yüzde 80-90 oranında rejimin ve rejimin yanındaki diğer grupların ihlal ettiğini görüyoruz, ama süreç öyle de, böyle de zor da olsa devam ediyor.

Şimdi Astana sürecine doğru gidiyoruz, buraya kimler katılacak? Şu ana kadar BM ve ABD’nin katılması konusunda hemfikiriz ve daveti de tabii ki elbette birlikte yapacağız. Uzmanlarımız biliyorsunuz Moskova’daydı, bu sefer İran da katıldı bu toplantılarımıza ve burada Astana süreci nasıl olacak, kimler gelecek, muhalefetten kimler olacak, bunların hepsi değerlendiriliyor. Başka ülkeler katılsın mı, katılmasın mı; farklı görüşler var tabii ki. Biz prensip olarak, katkı sağlayabilecek kurum ve ülkelerin katılmasından yanayız, sadece ben de oradaydım demek için bir ülkenin katılması ya da davet edilmesi doğru değildir. Muhalefetin de gerçek muhalefet olması lazım, sözde muhalefet olmaması lazım, sözde muhalefet demek zaten rejim yanlısı olmak demek, o zaman rejim tarafından müzakerelere katılmasının da bir mahsuru yok, oradan katılabilirler.

Bu süreci söylediğim gibi dün arkadaşlarımız Moskova’da Rus ve İranlı muhataplarıyla ele aldılar, bizim de düşüncelerimizi aktarma fırsatı buldular. Tabii bu süreci devam ettiriyoruz, yani bu uzmanlar düzeyindeki teması devam ettireceğiz ki Astana sürecine geçebilelim.

Burada muhalifler gruplar arasındaki toplantılara da yine evsahipliği yapıyoruz, onları da bir çizgide tutuyoruz, tutmaya çalışıyoruz. Onlar da özellikle ihlaller sebebiyle zorlukla karşı karşıyalar, her şeye rağmen sağduyuyu yitirmediler, tabii ortaya vizyon koymak için onlar da çalışıyorlar.

Diğer soruya gelecek olursanız, toplantılar sonrasında biliyorsunuz Cenevre’de bir basın toplantısı da yapmıştım gecenin geç saatinde, orası için de geçti, Türkiye için daha da geçti. Yine tekrar etmek isterim, biz Türkiye olarak Kıbrıs sorunun çözümünde her zaman ne dediğini bilen, ne istediğini bilen ve yapıcı olan bir ülke olduk. 2004 Annan Planı'nda da böyleydik, sonraki süreçte, her ne kadar bunu Rumlar reddetse de sonraki süreçte de bu tutumuzu sürdürdük. Özellikle 11 Şubat 2014 ortak açıklamadan sonra devam eden süreçte de biz yine herkesten bir adım önde olduk, verdiğimiz destekde çok görünür olduk, cesur olduk. İlkeler belli, prensipler belli, iki kesimliliğe dayanan , siyasi eşitliği temel alan kalıcı adil bir çözüm konusunda, Kıbrıs Türk halkının da haklarını sonuna kadar koruyan, teminat altına alan bir çözüm konusunda biz her zaman desteğimizi verdik. Müzakereler Ada’da devam etti, Mont Pelerin’de iki tur devam etti. Bazı konularda, ilk 4-5 fasıl için söylüyorum, yaklaşımlar oldu, bazı konularda halen görüş ayrılığı devam ediyor.

Neticede ucu açık bir süreç istemiyorduk, konferans tarihinin belirlenmesi gerekiyordu, Mont Pelerin başarısız bir şekilde sonuçlandıktan sonra, oradan bir sonuç çıkmadı, tekrar Ada’da taraflar biraraya geldi Birleşmiş Milletler’le ve 5’li konferansın tarihi 12 Ocak olarak belirlendi, biz de o nedenle Büyükelçiler Konferansımızın bir kısmını burada arkadaşlarımıza bırakarak gittik. Orada da Türkiye kendinden emin, olgun, hazır bir şekilde masadaydı, ne istediğini biliyor, neden istediğini, neden böyle olması gerektiğini gayet net bir şekilde anlatan bir ülke olduk. Türkiye’yle KKTC heyetinin görüşleri tamamen örtüşen -tutumlarımız orada tamamen, yani önceden siz şöyle söyleyin, böyle söyleyin, bir taktik değil, aynı düşündüğümüz için, aynı hedeflerimiz olduğu için örtüşen bir tutum - sergiledik. Ve buradan gerçekten Akıncı ve Özdil Nami’yi de, yani müzakere heyetini de kutluyorum, onlar da olgun bir, yani KKTC’nin ne kadar olgun ve vizyoner bir devlet olduğunu orada herkese gösterdiler, çözüm için de yine kararlı olduklarını, ama ne olursa olsun çözüm olsun demediklerini de herkese gösterdiler.

Burada tabii genel anlamıyla sakin bir ortamda geçti, Genel Sekreter ve Eide yapıcı bir tutum sergilediler, objektif bir tutum sergilediler. İngiltere de biliyorsunuz üçüncü garantör ülke olarak Türkiye ve Yunanistan’ın yanında Dışişleri Bakanı düzeyinde katıldı. Sonra görüşler arasında ciddi farkın olduğunu gördük. Tabi dışişleri bakanı düzeyinde bu kadar teknik çalışmanın faydalı olmayacağını, tam tersine uzmanlarımızın bu teknik çalışmaları sürdürmesi konusunda hemfikir olduk gerek Birleşmiş Milletler, gerekse 3 garantör ülke ve diğer taraflar. Ve akşamki oturumda da bunun kararını hep birlikte verdik ve bir takvim belirledik, 18’inde uzmanlar biraraya gelecek, ülkemizi Bakanlığımın Müsteşar Yardımcısı, Büyükelçi Ahmet Muhtar Gün Başkanlığında bir heyet bu teknik çalışmalarda temsil edecek, 18’inde İsviçre’de biraya gelecekler ve daha sonra dışişleri bakanları olarak biz biraraya geleceğiz, burada somut bir sonuç çıkarsa da başkanları davet edeceğiz.

Esasen, işte Başkanımız niye katıldı, katılmadı diye tartışmalar da oldu. Sayın Başbakanımız Binali Yıldırım 12’sindeki toplantıya gelmek için hazırdı, akşam kendisiyle de görüştük. Eğer diğer ülkeler başbakan düzeyinde katılsaydı Sayın Başbakanımız da orada olacaktı, ama özellikle Yunanistan’ın bu konuda bir çekincesi oldu ve dolayısıyla Sayın Başbakanımızın da oraya katılması uygun değildi, ama istemediğinden değil.

Biz gayet hazır bir şekilde gittiğimiz bir toplantıdan böyle bir sonuç çıktı, yol haritası. Bu ucu açık bir süreç mi olmalı? Hayır, ucu açık bir süreç olmamalı. Nasıl daha önce 5’li konferansın tarihi ve yerinin bir an önce belirlenmesi, ancak bu takdirde müzakereler sonuç getirir dediysek, şimdi de bu teknik çalışmaların da uzun sürmemesi gerekiyor. Esasen bu 18’indeki toplantıda aşağı yukarı ne kadar sürebileceği fikri ortaya çıkar, çünkü herkes düşüncelerini, pozisyonlarını yazılı bir şekilde de getirecek. Elbette Birleşmiş Milletler’in Genel Sekreterinin Ofisi ve Özel Danışman Eide'nin de sorduğu sorular da olacaktır değişik konularda, o zaman ne kadar sürebileceği ortaya çıkar. Ama biz bunun aylar sürmesini istemiyoruz, 1 ya da 2 hafta içinde, yani bu toplantı başladıktan sonra en fazla 1 hafta, 2 hafta içinde de artık olacaksa da, olmayacaksa kararını vermemiz lazım.

Şimdi haritalar konusuna gelince, daha önce belirlenen bir takvim çerçevesinde her iki taraf da içeride Eide' ye bir harita - haritalarkonusunda, karşılıklı harita paylaşımı yok, sadece harita konusunda Eide'ye ve birbirlerine kısa sürede nasıl bir harita, toprak istediklerini - göstermişler. Bu haritalar tartışmaya açık değil şu anda, yeri ve zamanı değil, sonraki aşamada eğer diğer konularda gelişme olursa bu aşamaya da elbette gelinecektir. Ama her iki taraf da bu gördükleri haritanın kabul edilemeyeceğini bildiren birer mektubu Genel Sekretere de verdiler. Sayın Akıncı da zaten Rum tarafının teklifinin ciddi olmadığını, hiçbir Kıbrıs Türkünün bu haritayı kabul etmeyeceğini güçlü bir şekilde vurguladı, aynı şey bizim için de tabii ki geçerlidir, yok öyle Karpaz’mış, diğer yerlerdir, bunlar falan söz konusu zaten olamaz. Ama daha harita aşamasına bu son toplantıda, gittiğimiz toplantıda geçilmediği için tüm detaylara girmenin de bir anlamı yok.

Ama herkes müsterih olsun, Kıbrıs Türk halkının ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının güvenlik, garanti, toprak, diğer konulardaki hassasiyeti bizim hassasiyetimizdir, bu konudaki haklarımızı ve çıkarlarımızı biz sonuna kadar savurunuz, hiç kimse endişe içinde olmasın. Ve çok manipülatif, yönlendirici sosyal medyada da bilgiler yayılıyor, bu bilgilere de, manipülatif şeylere de itibar etmesinler, bize güvensinler.Teşekkür ediyorum.

SORU- Efendim, Başika konusunda Irak tarafından da farklı açıklamalar geliyor. Başika’dan çekilmek için biz Irak tarafına herhangi bir tarih verdik mi?

Ayrıca, Avrupa Birliği konusunda da vize muafiyeti konusunda siz bir ara formülden bahsetmiştiniz, bunun takvimi belli mi? Bir de, detaya girmeniz mümkün mü acaba?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Evet, teşekkür ediyorum.

Vize muafiyeti konusunda arkadaşlar, biz son teklifimizi daha önce de söyledik, hazırladık, üzerinde de titizlikle de çalıştık ve önümüzdeki günlerde Avrupa Birliği’ne bu önerimizi teslim edeceğiz. Biliyorsunuz yılbaşı, Noel tatili derken, onlara son görüşümüzü iletme konusunda bir ara verdik, ara değil de ancak hazırlandı. Ve Avrupa Birliği’nden de artık bu işin somut bir takvime bağlanmasını isteyeceğiz. Ne zaman Türkiye geri kalan 4 kriteri yerine getirir..terörle ilgili kanunlarda bir şey yapmayacağımızı net bir şekilde tüm muhataplarımıza, üye ülkelerin bakanlarına ve liderlerine, Avrupa Birliği kurumların en üst yöneticilerine biz ilettik, ama diğer 4 kriter konusunda da bir sıkıntı yok. Ve ne zaman vize serbestisi ve geri kabul anlaşması aynı anda eşzamanlı uygulanacak, bunun müzakeresini, yani takvimin belirlenme müzakeresini AB’yle bu son önerimizi verdikten sonra görüşeceğiz.

Diğer konu da arkadaşlar, biliyorsunuz Sayın Cumhurbaşkanımız Irak konusunda Abadi’yle bir telefon görüşmesi yaptı, Sayın Başbakanımızın -ben New York’taydım, katılamadım-hem Erbil’e, hem Bağdat’a yaptığı ziyaret, çok faydalı geçti, yapıcı geçti. Orada esasen ortak bir açıklama metni var, bu açıklama metni ilişkilerimizin geleceğiyle ilgili, Başika ve diğer konularla ilgili tüm konuları kapsıyor.

Biz Irak’la gerçekten her alanda ilişkilerimizi geliştirmek istiyoruz ve Irak’ın güvenliğine daha fazla katkı da sağlamak istiyoruz. Yine Irak’ın toprak bütünlüğüne ve milli birlik, beraberliğine her zaman, herkesten daha fazla destek vermeye devam edeceğiz. Bizim için hem Suriye’nin hem Irak'ın sınır bütünlüğü, toprak bütünlüğü hassastır. Irak’ın sorunlarının bir an evvel çözülmesi konusunda yine Sayın Başbakanımızın net bir şekilde Bağdat’ta söylediği gibi, Erbil’de söylediği gibi, Cumhurbaşkanımızın telefonda söylediği gibi, biz Türkiye olarak kardeş Irak’a ve Irak halkına desteğimizi vermeye devam ettireceğiz.