#

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu'nun Bazı Uluslararası Haber Ajansları Temsilcileriyle Gerçekleştirdiği Toplantı, 29 Temmuz 2016, Ankara

SORU- Associated Press’ten Susan Fraser. Avrupa’da Türkiye’deki görevden alınmalar ile sivil ve gazetecilerin gözaltına alınması konusunda geniş bir kaygı var. Buna neden ihtiyaç duyuldu ve bu insanların darbe girişimi ile bağlantılı olduklarına ilişkin elinizde nasıl deliller var?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok teşekkür ediyorum. Her şeyden önce siviller ya da masum insanlara yönelik bir operasyon yok. Esasen bahsettiğiniz kişilerle ilgili bu paralel yapıyla olan bağlantıları ve paralel yapıyla girdiği ilişkiler, sağladıkları finansal destek ve diğer aktivitelere katılma sebebiyle birçok yasal işlem devam ediyordu. Herkes 2700’den fazla hakim ve savcının listesi önceden hazır mıydı diye soruyor. Evet, yargı içinde de paralel yapıya, bu terör örgütüne, mensup hakim ve savcılar biliniyordu, hatta bunlara karşı diğer görüşten olan sağ, sol, milliyetçi, muhafazakar tüm gruplar biraraya gelerek Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu seçimine girdiler ve seçimi az bir farkla kazandılar. Dolayısıyla, bu kişiler de biliniyordu.

Herkes diyor ki bu kişiler niye şimdi tutuklandı? Bu kişilerle ilgili de normal yasal işlemler devam ediyordu veya Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun kendi çalışmaları devam ediyordu. Ama bu darbe girişiminden sonra birçok kurum için hemen harekete geçmek elzem oldu. Çünkü bu darbe girişiminin ne kadar kanlı, ne kadar zalim olduğunu, sivil insanların üzerinden tankları nasıl geçirdiklerini, havadan bombalar atarak savaşlarda kullanılan silahların nasıl kullanıldığını gördük. Cumhurbaşkanımız dahil tüm siyasiler, iktidar veya muhalefet hepsi ölüm listesindeydi. Dolayısıyla, bir daha böyle bir tehditle karşı karşıya kalmamak için bu tedbirleri almak durumundayız. Çünkü bunlar önce yargı ve polis aracılığıyla da bu darbe girişiminde bulundular. Polisin içinde zamanında bu temizlik yapılmasaydı bu darbe girişimi başarılı olurdu. Hatta o zaman polisten uzaklaştırılan kişilerin de bu darbe girişiminde bulunan asker kıyafetli teröristlerin arasında olduğunu gördük. Bu eski atılmış polislerin tank kullandığını ve emniyette yönetimi almaya geldiklerini de gördük. Daha önce paralel yapıya mensup olduğu için uzaklaştırılan eski polislerden bahsediyoruz. O nedenle tehditle karşı karşıya kalan bizim milletimiz. Bu tehdidi milletimizle beraber yendik. Dolayısıyla, böyle bir tehditle bir daha karşı karşıya kalmamak için her devlet kendi tedbirini almak durumundadır. Hiçbir devlet terör örgütüyle bağlantılı olan, darbe girişiminin içinde olan ya da onlara her türlü desteği veren kişileri kendi bünyesinde barındırmaz, barındıramaz. Aksi takdirde ne kamu düzeni olur, ne yargının bağımsızlığı olur, ne de polis tam olarak işlevini yapabilir. Dolayısıyla, tüm yasal işlemler şu anda bu terör örgütüne mensup ve bunlarla bağlantılı olup destek veren ve bunlar adına devletin değişik kurumlarında görev yapan kişilere yöneliktir.

Diğer taraftan, gazetecilerle ilgili olarak, bu kişiler de yine aynı paralel yapıya, bu terör örgütüne mensup yayın organlarında görev yapar. Buralarda sadece gazetecilik faaliyeti yapılmamaktadır. Bu kişiler daha önce de sizlerin yakından takip ettiğiniz birçok davada, üçüncü şahıslar aleyhine delillerin üretilmesi dahil, paralel yapıya hizmet etmek için birçok faaliyette bulunan kişilerdir. O nedenle darbe yapanla işbirliği yapan ve darbeye destek veren kişilerle, gerçek gazetecileri de ayırt etmek lazım. Eğer bir gazeteci bir suç işliyorsa, yargılanmaktan ya da yasal süreçlerden muaf olmamalıdır, dokunulmazlığı olmamalıdır. Biz buna inanıyoruz, ama basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğünü de sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz.

Burada Avrupalı dostlarımızın, Batılı dostlarımızın yaklaşımından da işin doğrusu rahatsızız. Her şeyden önce bugüne kadar darbeye karşı net, güçlü destek veren az oldu. Destekten çok, daha ilk günden itibaren “ama” diyerek başlayarak bize demokrasi dersi vermeye çalışan, üst perdeden konuşan, Türkiye’nin patronu gibi akıl vermeye kalkan ve medyanın da negatif rolüyle popülizme giren çok sayıda siyasetçi gördük. Avrupa Parlamentosunda da gördük, üye devletlerde ve bazı ülkelerde de bunu gördük, hatta Türkiye’yi tehdit etmeye başlayanları da gördük. Ama bir şeyi unutuyorlar, daha üç dört sene öncesine kadar herkes Türkiye’deki değişimi, reformları, sessiz devrimi övüyordu. Bu sessiz devrimi gerçekleştirenler de aynı kişilerdir. Recep Tayyip Erdoğan’dır, AK Parti iktidarlarıdır. Biz 2013, hatta ondan biraz öncesinden bu yana normal yıllar, normal günler geçirmiyoruz, hep olağanüstü durumlarla karşı karşıya kaldık. Darbe girişimleri, halkın oyuyla seçilmiş Hükümeti yıkmak için planlanan birçok eylem ve 17-25 Aralık darbe girişimleri. O zaman başka kılıflarla bunu yaptılar; yargı, polis v.b. Ama hiçbirinde başarılı olamayınca bu sefer bu kanlı darbe girişiminde bulundular.

Bir terör saldırısı sebebiyle bile Fransa gibi bir ülke tüm ülke genelinde olağanüstü hal ilan etti, bizim de uygulamalarımız tamamen Fransa’daki uygulamalarla aynı. Yani Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 15. maddesiyle ilgili derogasyon ya da kısıtlama vesaire. Dolayısıyla bizim şu andaki tüm uygulamalarımız elbette hukukun üstünlüğü ve Türk kanunları, anayasası çerçevesinde olacaktır. Sorgulamalar, soruşturmalar yapılır ve yargı gerekli kararları alır, deliller toplanır, kararlar alınır ve bu süreci biz de hep birlikte yaşıyoruz sizlerle beraber.

SORU- Efendim, dün Amerikalı bazı komutanların açıklamaları oldu, Türkiye’deki darbe girişiminin ardından ihraç edilen, tasfiye edilen bazı askerlerin kendileriyle iyi ilişkiler içinde olan, iletişim içinde olan kişiler oldukları ve bunların tasfiyesinin Türkiye’yle, Amerika’nın terörle mücadelesine ortak işbirliğine zarar verebileceğini söylediler, nasıl değerlendiriyorsunuz bu açıklamayı?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Bu değerlendirmeyi çok saçma buluyorum. Türk askeri, Türk Silahlı Kuvvetleri, sadece içine sızmış asker kıyafeti giymiş kişilerden ibaret değildir. Dolayısıyla DEAŞ’la mücadele, PKK’yla mücadele, terör örgütleriyle mücadele kapasitesine sahip olanlar sadece onlar da değildir. Eğer sadece bu paralel yapıya, bu terör örgütüne mensuplar DEAŞ’la mücadele ediyor denirse, biz bunu şiddetle reddederiz, böyle değerlendirmeleri doğru bulmuyoruz. Bize şunu sorarlarsa: Ordu içinde bu kadar temizlik yapıldı, ordunun kapasitesi zayıfladı mı veya DEAŞ’la ya da diğer terör örgütleriyle mücadele konusunda zafiyete yol açar mı? diye sorarlarsa biz onlara şunu söyleriz. Aksine, ordunun içindeki bu çürükler temizlendiği zaman, beyninde ve planlarında kanlı darbe girişimi yapmak olan kişiler ayıklandığı zaman, ordumuz her şeyden önce daha güvenilir olur, daha dinamik olur, daha temiz olur ve mücadelesinde daha etkili olur.

Biz bugüne kadar ABD’yle DEAŞ’a yönelik mücadele konusunda önemli adımlar attık. Türkiye her zaman iki ülke arasında askerler arasında, bizler arasında varılan mutabakatlara da uymuştur, hiçbir zaman yükümlülüklerinden geri kalmamıştır. Dolayısıyla, şimdi bunlar bizim adamlarımız derse o zaten saçmalıktır. Darbe yapanlar eğer ABD askerlerinin adamıysa o zaman zaten ülkemizde birçok insan tepki gösteriyor, bu tepki artar. O yüzden bu açıklama eğer sizin söylediğiniz gibiyse saçma bir açıklamadır. Türkiye’nin DEAŞ’la mücadele, PKK ve diğer örgütlerle mücadele konusundaki kapasitesini sadece bunlarla sınırlı tutmak, ayrıca artniyet yoksa bilgisizlik ve cehaletten kaynaklanıyordur. O nedenle bu açıklamayı talihsiz ve saçma bir açıklama olarak buluyoruz, eğer doğruysa.

SORU- Efendim, Türkiye’de Gülen kuruluşlarının tasfiyesiyle ilgili bir mücadele görüyorum, ama bunun bir küresel tarafı da olduğunu biliyoruz. Gülen’e ait okullar ve diğer farklı kuruluşlar… Öncelikle elinizde bir küresel bir harita var mı, yani ne kadar Gülen okulu var, ne kadar bunlara bağlı ticaret organizasyonu var, böyle bir dökümünüz var mı, bize bu konuda biraz küresel bir tablo çizebilir misiniz?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Tabii ki var. Zaten biz ikili düzeydeki tüm temaslarımızda bu terör örgütünün mensuplarının ya da yapılanmasının olduğu ülkelerdeki muhataplarımıza iletiyoruz. Okullar, diğer aktiviteler, yine ticaret odası veya buna benzer yapılanmalar, bazı diyalog adı altındaki yapılanmalar ve buradaki kişiler hakkındaki bilgileri muhataplarımızla paylaşıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Başbakanımız ve biz Dışişleri Bakanlığı olarak bunları iletiyoruz. Ayrıca misyonlarımız da bugüne kadar bu konuda detaylı bilgileri sürekli bulundukları ülkedeki Dışişleri ve İçişleri Bakanlığındaki yetkililerle paylaşmıştır. Esasen bu konuda geçmişte adım atan ülkeler de olmuştu, tedbirli davranan ülkeler de olmuştu. Hatta bize soran ülkeler de olmuştu. En son Ruanda ziyaretimde Dışişleri Bakanı “Bunlar benimle de çok görüşmek istiyor sürekli de baskı yapıyorlar hiçbir zaman görüşmedim, bunları bana biraz anlatın” dedi. Ne olduklarını, ne yapmaya çalıştıklarını anlattık, çünkü darbe girişiminden sonra daha da iyi anladıklarını bilgisini alıyoruz. Tabii bunlar tüm dünyada birçok ülkede bu yapılanma içindeler.

Buralarda neler yaptıklarını biliyoruz, bazı ülkelerde göreceli olarak daha da yapılanmışlar, Kırgızistan bunlardan bir tanesi. Bazı ülkeler tedbir almaya başladı. Somali Bakanlar Kurulu kararıyla bu yapıların tüm faaliyetlerini durdurdu ve bağlantılı kişileri sınır dışı etti, Ürdün oradaki okulları kapattı, Azerbaycan hem oradaki üniversitenin, hem de oradaki gazete ve benzeri kuruluşların faaliyetlerini durdurdu, Nijer’den aynı bilgileri alıyoruz, KKTC terör örgütü listesine aldı ve Ekvator Ginesi’nden aynı şekilde bilgi geldi. Zaten bugüne kadar birçok ticaret odasını adeta lağvetmişlerdi ya da bunlara karşı olan vatandaşlarımız ayrılarak yeni ticaret odaları ya da buna benzer işadamları dernekleri kurmuşlardı. Bazı yerlerde bunların tamamen temizlendiğini -Japonya’da, Makedonya’da- görüyoruz. Bazı ülkelerde de diyalog adı altında ofisler veya Türkçe kursları gibi küçük sayıda yapılanmaları var, mesela Belarus bunlardan bir tanesi. Belarus’un da bu yapıları kapatacağını duyduk. Aynı şekilde Etiyopya gibi, Sudan gibi ülkelerden de aynı şekilde kararlar var, adımlar var. Bulgaristan da burada baş müftülük bünyesinde bu örgüte bağlı ya da iltisaklı kişileri tasfiye etme kararı aldı. Sırbistan’da aynı şekilde faaliyetler var. Yani birçok ülke esasen adım atmaya başladı. Kırgızistan gibi bazı ülkeleri de biz arıyoruz, bunlar size de darbe girişiminde bulunabilirler, dolayısıyla dikkatli olun diye onlara da uyarı yapıyoruz. Yurtdışındaki yapılanmalarına yönelik faaliyetlerimizi de artırarak devam ettiriyoruz. Hem burada, Ankara’da, Bakanlığımız ve Hükümetimizle, hem de yurt dışındaki misyonlarımızla beraber bu çabaları devam ettireceğiz.

SORU- Ece Göksedef, El-Cezire. Efendim önümüzdeki günlerde ya da haftalarda bir Amerika seyahati planlıyorsunuz. Bu ziyaretinizde -19 Temmuz’du yanılmıyorsam zaten Amerika Birleşik Devletleri’ne birtakım belgeler gönderilmişti- bu belgelerin dışında ek bir belge olacak mı? Bir de bu belgelerin içeriğiyle ilgili bilgi almak istiyorum. Bu belgeler 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili Fethullah Gülen’in bağlantısını gösteren belgeler mi, yoksa daha eskiye dayanan belgeler mi?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Daha önce ilettiğimiz belgeler geçici tutuklama talebimizle ilgili belgelerdir, değişik davalardan dört tane. O talebin gerekçesini de aynı şekilde ABD’ye ilettik. Şimdi bu darbe girişimiyle ilgili dosya hazırlanıyor. Deliller, itiraflar ve tüm ifadelerden sonra belgelerle birlikte yeni dosya hazırlanacak ve bu dosyayı muhataplarımıza ileteceğiz. Bir taraftan hukuki çalışmaları yapmak lazım, diğer taraftan da diplomasiyi çalıştırmak lazım. Amerika’yla aramızda açık olan kanalları en iyi şekilde işleterek bu şahsın Türkiye’ye iadesi konusunda çabalarımızı sürdüreceğiz. Herkes, -biz, Adalet Bakanlığımız- şu anda yoğun bir şekilde çalışıyor. Bu dosyayı hazırladıktan sonra iletmek için ABD’ye gideceğimiz de konuşuldu. Böyle bir ziyarette bulunabiliriz ama herkes oraya gidip gelirken bu şahsı, bu teröristi getireceğiz gibi bir beklenti içine girdi. Tabii bu bir işlem ama biz bu işlemin de uzamasını istemiyoruz. Bu sürecin en kısa sürede tamamlanmasını istiyoruz. Görüyoruz, duyuyoruz ve bilgiler elde ediyoruz, ki başka üçüncü ülkelere kaçma ihtimali de var. Zaten bu konuda da ABD’nin tedbir almasını istedik. Dolayısıyla, bir an evvel aramızdaki anlaşmalar çerçevesinde Türkiye’ye iade edilmesi gerekiyor.

SORU- Stuart Williams, AFP. Darbe girişiminden sonra tek bir Avrupalı Dışişleri Bakanının Türkiye’yi ziyaret etmemiş olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Dış politika stratejinizi gözden geçirecek misiniz? Rusya ve İsrail ile ilişkileriniz ne olacak?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Teşekkür ediyorum. Her şeyden önce Rusya, İsrail ve sorunların olduğu diğer ülkelerle ilişkilerimizi normalleştirmek ya da daha ileriye götürmek için bundan sonra da çabalarımız devam edecek. Rusya’yla uçak düşürme hadisesinden sonra ilişkilerimizde bir kopukluk oldu. Bu süreçte NATO üyesi birçok ülke de dahil, Batı’dan birçok dostumuz, müttefikimiz bize Rusya’yla ilişkilerin normalleştirilmesinin faydasını anlatmaya çalıştı. Şimdi ilişkiler normalleşince bu sefer komplo teorileri üretmeye başladılar, bundan rahatsız oldular. Bu da maalesef her zaman söylediğimiz ikiyüzlülüğün en belirgin örneğidir. Biz bu ikiyüzlülükten çok bıktık. Bizzat bana da daha önce niye ilişkilerinizi düzeltmiyorsunuz diyenler, şimdi Rusya’yla ilişkiler düzeldiği için rahatsızlıklarını doğrudan ya da dolaylı ifade etmeye başladılar. Oysa bizim Rusya’yla ilişkilerimiz uçak düşürme hadisesinden önce de Avrupa Birliği, ABD ya da NATO’yla ilişkilerimize alternatif değildi, her zaman tamamlayıcı olmuştur. NATO içinde de her zaman caydırıcılık ve diyalog önplana çıkıyor. Rusya’yla olan ilişkiler bakımından Varşova Zirvesi’nde de bu önplana çıktı. Biz bu adımları atmaya devam edeceğiz, çok yönlü dış politikamızı uygulayacağız.

Avrupa’dan, Batıdan bir tek Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Jagland Türkiye’ye gelmek istedi. Esasen Jagland’la ve Avrupa Konseyi’yle çok iyi diyaloğumuz var, çalışma gruplarımız var. Avrupa İnsan Hakları Mahkemelerinin uygulanması dahil birçok konuda -mesela GRECO gibi- Avrupa Konseyi’nin diğer kurumlarının tavsiyelerinin yerine getirilmesi ve İşkence Önleme Komitesiyle 15 yıldır süren yakın işbirliğimiz gerçekten çok verimli sonuçlar doğurdu, bu işbirliğini de sürdüreceğiz. Olağanüstü Hal ilan ettikten sonra da Adalet Bakanlığımızla da bir kere daha teyitleştik, bu süreçte atılan adımları Avrupa Konseyi’yle de paylaşacağız, yani biz bu süreci şeffaf bir şekilde yürüteceğiz.

Olağanüstü Halin vatandaşlarımıza, sivil insanlara herhangi bir olumsuz etkisinin olmadığını sizler de görüyorsunuz. Hedefi de zaten vatandaşlarımız değildir. Bazı vatandaşlarımızda tereddüt vardı çünkü eski Olağanüstü Hal döneminden kalan acı hatıralar var. Biz tabii Türkiye’yi o günlere döndürmemek için Olağanüstü Hali zaten geldiğimiz zaman kaldırmıştık.

Avrupa Konseyi’yle bu bakımdan da temaslarımız devam edecek, en kısa sürede de Jagland’ın ziyaretini gerçekleştireceğiz. Sayın Cumhurbaşkanımızdan ve Başbakanımızdan da tarih ve saat almaya çalışıyoruz. Ama Avrupa Birliği’nden şu ana kadar ziyaret için bana gelen bir talep olmadı. Telefon açan çok sayıda dostumuz oldu, zaten onlarla telefon görüşmelerimizde hem teşekkürümüzü, hem de bazı sitemlerimizi paylaştık.

Geçen Pazartesi günü, yani 15 Temmuz Cuma gecesi gerçekleşen darbe girişiminden hemen sonraki Pazartesi günü Brüksel’de Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları Konsey Toplantısı gerçekleşti. Orada, Boris Johnson ve Hollanda Dışişleri Bakanı Bert Koenders dahil bazı Dışişleri Bakanları benim oraya davet edilmemi önerdi, ama buna karşı çıkanlar oldu ve davet edilmedik. Şimdi hem diyaloğa hazır değilsiniz, diyalog içinde olmak, birinci elden bilgi almak istemiyorsunuz, hem de özellikle basının yönlendirilmesiyle hareket ediyorsunuz -ki Avrupa’da basın maalesef son derece negatif bir rol oynuyor. Burada bir parantez açayım, sadece bu konuda değil, artan ırkçılık, yabancı düşmanlığı, radikalleşme, göçmenlerin sorunları gibi Avrupa halkları için hayati konularda maalesef Avrupa basını bizi hayal kırıklığına uğratıyor. Oysa bizim en büyük umudumuz, bu akımlara karşı merkezdeki politikacılar, yerel yöneticiler ve basındı. Merkez politikacılarda zaten bir zemin kayması var, bazılarında ciddi zemin kayması var. Ama biz basının özellikle insan haklarını, özgürlükleri, çok kültürlülüğü, çok dinliliği savunmasını beklerdik, tam tersi olarak basın Avrupa’da İslam karşıtlığının en büyük kalesi oldu. Bu da siyasetçileri de, halkları da etkiliyor, zehirliyor. Bu çok tehlikeli bir eğilim. Aynı şekilde radikalizme karşı da hep birlikte mücadele etmemiz lazım. Bunlar kısır döngüler: eğer biz şu anda Avrupa Kıtasını ve ülkelerini kurtaramazsak maalesef İkinci Dünya Savaşı’ndan önceki tabloyla karşı karşıya kalırız, bu çok ciddi bir durum. Daha önceki konuşmalarımda takip ettiyseniz ben bunu 2010’dan bu yana söylüyorum, ve maalesef hep haklı çıkıyorum. Bu giderek kötüleşiyor.

Bu göç ve vize serbestisi konularında bile bazı Avrupalı siyasetçilerin, Avrupa Birliği yetkililerinin çok popülist açıklamaları oldu. Ben bunun nedenini diğer dostlarıma sordum. Maalesef Avrupa’da artan İslamofobi deyince akla en güçlü ülke olarak Türkiye geliyor. Tabii akla gelen ilk olarak İslam ve ondan sonra Müslümanlar, Türkler olunca, hedef Recep Tayyip Erdoğan ve dolayısıyla Türkiye olduğu için onların da popülizm işine girdiklerini kendileri itiraf ediyor; burada sağduyulu arkadaşlarımdan bahsediyorum.

O nedenle bizimle yakın temas ve işbirliği içinde olmak, anlamaya çalışmak ve bu süreci şeffaf bir şekilde götürmek konusunda öneriler getirmek yerine, hep saldırı yapılıyor. Adeta darbe yapanlar temiz, çok iyiymiş, bu iktidar çok kötüymüş gibi sürekli Cumhurbaşkanımızı ön plana çıkarıyorlar.

Ayrıca, şu iddiada bulunuyorlar: Cumhurbaşkanı bunu muhalefeti temizlemek için bir fırsat olarak kullanır. Kim muhalefet? CHP mi, MHP mi, HDP mi? Bunlarla ilgili bir sorun var mı? Yok. CHP’nin ve MHP’nin açıklamalarını görüyorsunuz. PKK konusunda HDP’yle aramızda bir mesafe olmasına rağmen onlar da Meclisteki deklarasyona imza attılar. Peki, Recep Tayyip Erdoğan hangi muhalefeti yok etmeye çalışıyor? Muhalefet kim? Sokağa baktığınız zaman da meydanda herkesi görüyorsunuz, Alevi’yi Sünni’yi, CHP’liyi, MHP’liyi, Vatan Partiliyi, küçük-büyük herkesi görüyorsunuz, hangi muhalefeti yok etmeye çalışıyor?

Şu anda mücadele ettiğimiz tek bir grup var, o da bu terör örgütü. Darbe girişiminde bulunan ve darbe yapsaydı 10 bin kişiyi öldürecek olan bu örgüt başarılı olsaydı, demokrasinin D’sinden, insan haklarının İ’sinden, hukukun üstünlüğünün H’sinden bahsedemeyeceğimiz bir ortam olacaktı. Bunlara karşı mücadele veriyoruz, yine de suçlu biz oluyoruz.

Bu grup, Oda TV dahil olarak basın ordunun içinde birçok kez darbe yaptı, o zaman da suçlanan biz olduk. Bunların yaptığı ortaya çıktı, 2013’ten bu yana bunlarla mücadele ediyor, durumu her platformda anlatmaya çalışıyoruz. Hiçbirisi, ne Avrupa Birliği’ndeki arkadaşlar ne de o zamanki Genişlemeden Sorumlu Komiser anlamak istemedi, kendisi son raporunda dolaylı bir şey yazdı. Onlara göre Türkiye’nin, Türk hükümetinin aleyhinde olan her şey iyidir, yani sonuçta darbe de iyidir demeye başlayanlar oldu.

Şimdi Amerika’da bakıyoruz, Türkiye uzmanı olarak geçinen bazı uzmanlar Erdoğan’ı niye öldürmediniz diye darbecilere kızıyorlar. Şimdi bu insanlar nasıl demokrat olabilir, hangi insan haklarından bahsediyorsunuz siz?

O yüzden biz bu şekilde Türkiye’ye ders vermeye çalışan, Türkiye’ye tepeden bakıp Türkiye’nin patronu gibi kendisini görenlerden gelen tepkilere maalesef biz de karşı tepkiyi koyuyoruz. Bunların bizim için bir değeri ve bize herhangi bir faydası, yapıcılığı yoktur. Kendilerini Türkiye’nin patronu gören ve Türkiye gibi diğer ülkeleri ikinci sınıf ülke gören siyasetçilerden gelen bu önerilerin, bu görüşlerin kabul görmeyeceğini de bilmeleri gerekiyor.

Bilgi mi almak istiyorsunuz? Evet. Görüşlerinizi mi bildirmek istiyorsunuz? Evet. Eleştiri mi yapmak istiyorsunuz? Evet. Endişenizi mi paylaşmak istiyorsunuz? Evet. Çağrıda mı bulunmak istiyorsunuz? Ona da evet. Çok ciddi bir durum varsa, hani İngilizcede “engagement” derler ya, bunu mu yapmak istiyorsunuz? Ona da evet. Ön yargısız, objektif kriterler çerçevesinde biz bunların hepsine varız. Sizin söylediğiniz gibi temasa geçmek, gelmek, doğrudan bilgi almak bile istemiyorlar, ancak konuşuyorlar.

Avrupa’da da dünyada da birinci, ikinci sınıf ülke yoktur. Standartlar bakımından demokraside, diğer konularda daha ileri, daha geri ülkeler vardır. Demokratik standartlar bakımdan daha ileri ülke de, daha geri ülke de var. Şimdi Greco’nun tavsiyelerine bakınca gördüğümüz üzere Greco’nun en büyük, en çok sorun yaşadığı ülkelerin bazıları İskandinav ülkeleri. Normalde Avrupa’da demokraside, şeffaflıkta göreceli olarak en ileri ülkeler hangileri diye sorsak ben de, siz de hepimiz önce İskandinav ülkelerinden başlarız değil mi? Ama son süreçte gördüm ki Greco’nun en sorunlu olduğu ülkelerin bazıları İskandinav ülkeleri.

Yani bu sebeple standartlarda ileri geri olur. Ama benim anlatmaya çalıştığım; standartta biraz geri gidildi ya da bazı sorunlar yaşandı diye, ikinci sınıf ülke veya toplum muamelesi yapmak doğru bir yaklaşım değildir. Engagement (Angajman) kelimesi neydi? İngilizcede güzel bir tabir var: “engagement”. Gelin beraber ne yapalım, ne edelim konuşalım. Bu çok önemlidir. Siz de bu konuda yardım edeceksiniz. Avrupa Birliği’nin ve Avrupa Konseyi’nin yaklaşımını, yani Genel Sekreterin ve kurumların yaklaşımını görmek istiyoruz.

SORU- Merve Aydoğan Daily Sabah: Sayın Bakanım, en son yaptığınız açıklamalarda 300’e yakın Dışişleri personelinin ihraç edilebileceğini söylediniz. Bununla ilgili yeni bir gelişme var mı? Son durum nedir?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Evet, 88 tane arkadaşın ya da bu yapıya mensup olduklarına dair bilgi elde ettiğimiz kişilerin Bakanlığımızla ilişiğini kestik. Çünkü bizim Bakanlığımız da hassas bir Bakanlık. Devletin hafızasıdır, devletin sırlarının ve en önemli görüşmelerin yapıldığı kurumdur ki bu paralel yapı buradaki önemli görüşmeleri de zamanında dinledi ve sızdırdı biliyorsunuz. Tabii bizim Bakanlık onlar için önemli stratejik Bakanlıklardan bir tanesi olduğundan yurt içinde ve yurt dışındaki faaliyetlerini iyi sürdürmek için Bakanlığımıza sızmışlar. Sınavlarda sorular verilmiş, sınav yöntemi değişmiş, çoktan seçmeli sınav seçeneği getirilmiş ve sorular verilmiş. Tabii bu süreçte bu paralel yapıyla, onların imamlarıyla ve üst düzey yöneticilerle yakın işbirliği içinde olan, temas içinde olan kişileri de tespit ediyoruz. İstihbaratımızdan, emniyetten, diğer kurumlardan aldığımız bilgiler var. Bakanlık içinde kendi tespitlerimiz var. Tüm bunları titizlikle değerlendiriyoruz, haksızlık da yapmak istemiyoruz. Yani kurunun yanında yaş da yanarsa yansın anlayışı olmaz. Hata olabilir; mutlaka hata olabilir. Bazı kişiler konusunda değişik dostlarımızdan da bazı bilgiler geliyor. Biz de kendilerinin önüne net bilgileri koyunca, referanslarını geri çekenler de oluyor. Ama bu tür referansları da dikkatlice inceliyoruz, gelen ihbarları da çok dikkatlice inceliyoruz. Hata yapmamak için bir de komisyonumuz var. Ama bir gerçek var ki; maalesef bizim Bakanlığımızın içinde bu yapılanma ve bu yapının mensupları var. Bazıları da kendilerini ifşa etmeye başladılar, itiraflar başladı. Önümüzdeki süreçte, elbette biz de bu titiz çalışmaları sürdürerek, bu gruba ait kişileri Bakanlığımızdan uzaklaştıracağız. Geçen sene 34 kişiyi başka kurumlara göndermiştik. O 34 kişinin de devletle ilişiğinin kesildiği bilgisi bize geldi. Önümüzdeki süreçte adım attıkça bu bilgileri de sizlerle paylaşacağız.

SORU- Efendim soruma bir ek olarak, Dışişleri Bakanlığı’nın dinlenilmesiyle ilgili soruşturma olayının bu darbe girişiminin ardından yeni bir safhaya geçmesi öngörülüyor mu?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Elbette şu anda darbe girişiminde bulunanlar ve onlara destek verenlerle ilgili yoğun bir çalışma var. Ama önümüzdeki süreçte, tüm bu darbe girişiminden sonra ortaya çıkan darbe girişimiyle bağlantılı ve kimi sivil, kimi polisin içinde, kimi halen yargıda olan yeni kişiler var. O sebeple tüm devam eden süreçlerde, bu konu tabii ki yeniden gözden geçirilecektir.

SORU- Fırat Kozalak, Bloomberg News: İlk günlerde, İncirlik komutanının ABD’den sığınma talebinde bulunduğu yönünde haberler çıktı. Bu yönde bir bilgi size ulaştı mı?

Türkiye’nin yurt dışındaki askeri görevlileri ya da yurt içindeki askeri diplomatik görevlileri arasından, şu ana kadar başka bir ülkeye sığınma talebinde bulunan ya da başka bir ülkeye kaçan ismin olup olmadığını tespit ettiniz mi?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Evet, İncirlik’teki iddia… Buradaki zât, biliyorsunuz darbe girişiminde önemli bir rol oynadı ve ikmal uçakları da buradan kalktı. Bu kişinin sığınma talebinde bulunduğuna dair bize de bir bilgi geldi. Ama bu talep kabul görmemiş.

Diğer taraftan, yurt dışında bulunan bazı askeri ateşeler kaçmaya çalıştı. Örneğin Kuveyt’te o günkü askeri ateşe Suudi Arabistan üzerinden kaçmaya çalıştı. Ama Suudlar bu kişiyi yakaladılar ve bize teslim ettiler. Aynı şekilde, Afganistan’da görev yapan iki General Dubai üzerinden kaçmaya çalıştı. O gün Türk Hava Yolları uçağı yerine, Dubai’ye giden bir uçağa bindiler, biz de takip ettik ve Birleşik Arap Emirlikleri yetkilileriyle de temas içinde olduk. Bakanlığımız, daha sonra istihbaratımıza da bilgi vererek bu konuyu onlara devretti. Dubai hava alanında, Türkiye’ye gelecek uçağa binselerdi sorun yoktu, ama onlar çıkmak isteyince yakalandılar ve Türkiye’ye teslim edildiler. Darbe girişimi akşamı hemen burada da bir kriz masası oluşturduk. Darbe girişiminin olduğu gece, bazı askeri ateşeler de artık yetkinin kendilerinde olduğuna dair büyükelçiliklerimize bildirimde bulundular. Biz de bütün misyonlarımıza acil bir talimat göndererek, Bakanlığımız dışından gelen hiçbir bilgiye ve belgeye itibar etmemelerini, sadece bizden gelen bilgilere ve talimatlara itibar etmelerini ilettik. Nitekim böyle oldu. İşte yurt dışındaki bazı askeri ateşeler ve bazı misyonlarımızda bulunan üst düzey subaylarla ilgili bugüne kadar olan gelişmeler bunlardan ibarettir.