#

Bakanlığı Takip Edin:

Sayın Bakanımızın “Tarihi Dönemeçte Türkiye-Ürdün İlişkileri” başlıklı makalesi, 16 Ağustos 2021

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı değerli dostum Ayman Safadi’nin davetlisi olarak iki yıl aradan sonra Ürdün’ü yeniden ziyaret ediyorum. Bereketli Hilal’in bu güzel ülkesi, kuruluşunun 100., bağımsızlığının ise 75. Yıldönümünü kutluyor. Bu da ziyaretimizi daha anlamlı kılıyor.

Önemli bir tarihi dönemeçte gerçekleştirdiğim bu ziyaretin benim için ayrı bir önemi var. Ürdün, geçen bir asır zarfında hemen her alanda önemli mesafe kat etti. Ülkenin tarihi mirası, kritik coğrafi konumu ve iyi eğitilmiş, donanımlı nüfusu bu ilerlemenin sağlanmasında başat rol oynadı. Ürdün’ün bugün ulaştığı seviye bizim için de bir kıvanç kaynağıdır. Biz, Ürdün’ün refah ve esenliğini Türkiye’ninkinden farklı görmüyoruz.

Yüzyıllık dönem zarfında ikili ilişkilerimiz her alanda ilerledi. Kral I. Abdullah’ın 1937 yılında Türkiye’yi ziyaret eden ilk Arap lider olması ilişkilerimizin gelişmesi yolunda sağlam bir zemin tesis etti. Bundan 10 yıl sonra imzaladığımız Dostluk Anlaşması’yla da diplomatik ilişkilerimizin temeli atıldı. Egemen eşitlik ve karşılıklı saygı ilkelerine dayanan ilişkilerimiz bugün köklü kültürel bağlarımızdan ve beşeri temaslarımızdan güç alıyor. Her yıl yüzbinlerce Ürdünlünün Türkiye’yi ziyaret etmesi, halklarımız arasındaki samimi dostluğun somut bir göstergesidir. Türkiye ve Ürdün arasındaki bu kuvvetli bağlar, bölgemizin geleceğe güvenle bakmasını da mümkün kılıyor.

Ürdün’le, somut işbirliğimizi, ilişkilerimizin kapsam ve derinliğiyle uyumlu bir şekilde daha da ileri götürmek arzusundayız. Özellikle ticaret ve yatırım alanlarında ilave adımlara ihtiyaç var. Salgın dönemini tamamen geride bıraktıktan sonra bu alandaki yeni fırsatları elbirliğiyle araştırabiliriz. Yukarıda değindiğim egemen eşitlik ve karşılıklı saygı ilkeleri doğrultusunda, işbirliğimizin ancak karşılıklı çıkarlar temelinde ve kazan-kazan anlayışıyla geliştirilebileceği inancındayız. Hedefimiz ticari ve ekonomik işbirliğimizi dengeli ve sürdürülebilir bir zeminde geliştirmektir.

Geçtiğimiz yıllara kıyasla, Filistin sorununun daha gerçekçi ve sağlıklı bir biçimde ele alınabileceği bir döneme girildiğine inanıyoruz. Bu temel meselede iki ülkenin yaklaşımlarının çok benzeştiğini memnuniyetle görüyorum. Haşimi Hanedanı’nın Kudüs’teki kutsal mekânları himaye rolünü kuvvetle destekliyor; Ürdün’ün bu sorumluluğu layıkıyla yerine getirdiğine inanıyoruz.

Önümüzdeki yakın döneme baktığımızda, Filistin’e ilave olarak, bölgesel ve uluslararası birçok sorunun iki ülkenin yakın temas ve işbirliğini zaruri kıldığını görüyorum. Bölgemiz önemli bir değişim sürecinden geçiyor. Buna paralel olarak Türkiye’nin bölge ülkeleriyle ilişkileri daha da yoğunlaşıyor ve güçleniyor.

Tabiatıyla, bulunduğumuz coğrafyada sınamalar da eksik olmuyor. Nitekim Suriye’de on yılını geride bırakan ihtilafın yarattığı insani, siyasi ve ekonomik külfeti en fazla hisseden ülkeler Türkiye ve Ürdün’dür. Sığınmacıların güvenli, gönüllü ve onurlu geri dönüşlerini temin etmek amacıyla, iki komşu ülke olarak Suriye meselesine çözüm bulunması ortak önceliğimizdir.

Libya’nın da milli birliği ve toprak bütünlüğünün muhafazası ortak hedefimizi teşkil ediyor. Milli Birlik Hükümeti’ne tam destekle, ulusal seçimlerin yapılması ve Libya’nın bir an önce demokratik, istikrarlı, güvenli ve müreffeh bir yapıya kavuşması için samimiyetle çalışıyoruz.

Ürdün’le ortak ilgi alanlarımızdan biri de Doğu Akdeniz’dir. Türkiye, Doğu Akdeniz’de diyalog ve işbirliğinden yanadır. Bölgedeki tüm aktörlerin yer alacağı Doğu Akdeniz konulu bir bölgesel konferans toplanması çağrısında da bulunduk. Sayın Cumhurbaşkanımızın bu çağrısı tarihte olduğu gibi bugün de Doğu Akdeniz’i bir işbirliği ve barış havzası haline getirmeyi amaçlıyor.

Bu bağlamda, tüm tarafların hak ve çıkarlarına azami saygı gösteriyoruz. Mamafih, aynı hassasiyeti bölge ülkelerinden de bekliyoruz. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hakları bakidir. Biz, deniz yetki alanlarının hakça ve uluslararası hukuka uygun olarak belirlenmesinden yanayız. Rum ve Yunan ikilisinin maksimalist talepleri karşısında, hem Türkiye’nin, hem de Kıbrıs Türkleri’nin bölgedeki hak ve çıkarlarına sahip çıkmaya devam edeceğiz.

Salgın sonrası dönem bölgemizi de yakından etkileyecek önemli küresel dönüşümleri beraberinde getiriyor. Şimdiden küresel tedarik zincirlerindeki değişim başta olmak üzere bölge ekonomilerini doğrudan etkileyen bazı gelişmelere tanık oluyoruz. Bölgenin en büyük ekonomilerinden biri olarak, bölgesel ölçekte sürdürülebilir bir ekonomik işbirliği ağının tesisi temel hedeflerimizden birisidir. Salgın koşullarının hafiflemesi ve hayatın olağan akışına dönmesini takiben, Ürdün ile bu anlayış doğrultusunda ikili işbirliğimizi hızla canlandırmayı ümit ediyoruz. Türkiye ve Ürdün, birçok tehdit ve soruna rağmen, devlet yapılarının dayanıklılığı ve kurumsal tecrübelerinin de katkısıyla sorunların üstesinden gelebilme kapasitelerini ortaya koymuştur. Önümüzdeki dönemde başta ağır göç yükünün getirdiği meseleler olmak üzere karşı karşıya olduğumuz ortak sınamaların da işbirliği ruhu içinde üstesinden geleceğimize dair inancım tamdır. Köklü bağlarımız, halklarımız arasındaki kardeşlik hukuku, gelecekte ortak bir vizyon temelinde ilişkilerimizi daha da ileri götürmek için bizlere ihtiyaç duyduğumuz sağlam zemini fazlasıyla sağlıyor.