#

Bakanlığı Takip Edin:

Sayın Bakanımızın L'Opinion gazetesinde yayımlanan “Türkiye ile Fransa Dost ve Müttefik Kalacaklar” başlıklı makalesi, 6 Haziran 2021

Türkiye ile Fransa dost ve müttefik kalacaklar

Türkiye-Fransa ilişkileri, iki müttefik ülke için alışılmadık, gerilimli bir süreçten geçti. Ancak, Cumhurbaşkanlarımız arasında Mart ayı başında tesis edilen temas, bağlarımızı yeniden sağlamlaştırmak için bize fırsat verdi. Paris’e bugün gerçekleştirdiğim ziyaret, bu karşılıklı iradeyi yansıtmaktadır.

Son dönemde bizi karşı karşıya getiren bölgesel meselelere göz attığımızda, birçok konuda görüş birliği ve ortak çıkarımızın bulunduğunu göreceğiz.

İki ülke, Suriye’de insani yardımların sürekliliğinin sağlanması ve ülkenin toprak bütünlüğünü savunurken siyasi süreçte ilerlenmesi gerekliliği gibi önemli konularda esasen benzer öncelikleri paylaşmaktadır. Nitekim, son dönemde Fransa ile Suriye konusunda samimi ve verimli bir istişare süreci yürütmekteyiz. DEAŞ’a karşı mücadelede müttefiklerimizce PKK/YPG terör örgütüyle işbirliği yapılmasına bağlı anlaşmazlıklarımız ise, ancak bu işbirliği sona erdiğinde geride bırakılabilecektir. PKK/YPG'nin asıl amacının DEAŞ'a karşı mücadele değil, Suriye'yi bölmeye çalışmak, Avrupa ve NATO sınırında bir terör bölgesi oluşturmak olduğu gözardı edilmemelidir. Bu örgütün, ülkemizin milli güvenliğine tehdit oluşturduğunu ve buna kayıtsız kalamayacağımızı müttefiklerimizin idrak etmesini bekliyoruz.

Libya’da bugün, istikrar ve siyasi birliğin tesisi, Milli Birlik Hükümetinin yetkilerini tüm ülkede kullanabilmesi, kurumların birleştirilmesi, ateşkesin sürdürülebilir kılınması, terörle ve düzensiz göçle mücadele Fransa’yla paylaştığımız önceliklerdir. Bölgedeki istikrarı da etkileyen Libya’da ortak menfaatler bulunması için Fransa’yla diyaloğa açığız.

Doğu Akdeniz’de, komşumuz Yunanistan’la yaşadığımız anlaşmazlıkları hâlihazırda Atina’yla muhtelif mekanizmalar çerçevesinde, serinkanlı bir diyalogla ele almaktayız. Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir zaman yayılmacı hedefleri olmamıştır, Yunanistan’la diyalog da bunu bir defa daha teyit etmektedir. Kıbrıs meselesi bağlamında ise Türkiye, müzakerenin hedeflerine dair mutabık kalmaları halinde Kıbrıslı Türkler ile Rumların çabalarını destekleyecektir. Önceki girişimlerin başarısızlığı göz önünde tutulduğunda, çözüme ancak eşit egemenlik ve eşit uluslararası statü temelinde ulaşılabileceğini düşünüyoruz.

Güney Kafkasya’da, Azerbaycan ve Ermenistan’ın refahına fayda sağlayabilecek kalıcı bir barışa birlikte katkıda bulunabiliriz. Tarihin siyasi amaçlar için kullanılması ve çarpıtılması hiçbir zaman anlaşmazlığın çözülmesini ve adaletin yerine getirilmesini sağlamadı. Eğer radikal Ermenilerin asılsız taleplerinin Türk-Fransız ilişkilerini rehin alması engellenebilirse, Türkiye ve Fransa ortak çabalarıyla Güney Kafkasya’nın istikrarına daha fazla katkıda bulunabilecektir. Balkanlarda da, Türkiye’nin bir rakip olmadığını, aksine, bölgede istikrar ve refah için AB ve transatlantik politikalarını tamamlayıcı bir rol üstlendiğini unutmamak gerekir.

S-400 sistemleri NATO’nun güvenliği için herhangi bir risk oluşturmamaktadır. Türkiye, S-400 konusunu gerçekçi bir zeminde, yapıcı diyalog yoluyla ele almaya kararlıdır. NATO’da gündeme gelen Courbet fırkateyni konusunda da sunduğumuz deliller, ileri sürülenlerin aksine, Türkiye’nin hiçbir müttefik gemisine karşı hasmane bir eylemde bulunmadığını teyit etmiştir.

Terörizme karşı Fransa, Atlantik İttifakı bünyesinde en büyük ikinci müttefiki olan Türkiye'ye güvenebileceğini bilmelidir. Türkiye, özellikle bilgi paylaşımı ve Suriye sınırında yakalanan Fransız terörist savaşçıların düzenli şekilde ülkelerine geri gönderilmesi çerçevesinde, Fransa’nın terörle mücadelesine belki de en fazla katkıda bulunan müttefikidir. Bu işbirliğinin hiçbir zaman aksamamış olmasından ve halen devam etmesinden memnuniyet duyuyorum.

Avrupa Birliği ile ilişkilerimize gelecek olursak, Fransa’nın, hem Birliğin hem de ikili ilişkilerimizin yararına olan ilerlemelere katkıda bulunarak Türkiye-AB yakınlaşmasının yeniden itici gücü haline gelmesini ümit ediyoruz. AB üyelik hedefimizden bağımsız olarak Türkiye, Avrupalıdır ve Fransa ile paylaştığı ortak değerlerin gelişmesine ve bu değerlere saygı gösterilmesine katkıda bulunmaya devam edecektir. Türkiye-AB ilişkileri, birkaç üyenin maksimalist ve milli emellerine rehin bırakılmamalıdır. AB, ancak Türkiye’nin üyeliğiyle birlikte bir küresel güç olabilecektir.

Mevkidaşım Jean-Yves Le Drian'ı da davet ettiğim Antalya Diplomasi Forumu vesilesiyle, tüm bu konuların 18-20 Haziran tarihlerinde "Yenilikçi Diplomasi: Yeni Dönem, Yeni Yaklaşımlar" teması altında ele alınacak olmasından memnuniyet duymaktayım.

Uluslararası sorunların yanı sıra, Fransa'daki Türkiye algısının son zamanlarda birtakım klişelerden ve yanlış anlamalardan etkilendiğini müşahede ediyoruz.

Türkiye'nin hiçbir zaman, Fransa’nın iç işlerine herhangi bir müdahalede bulunma niyetinin olmadığını yüksek sesle ve net bir şekilde yineliyoruz. Ülkemin Fransa'daki Türklere yönelik tek önceliği, Fransa’ya başarılı şekilde uyum sağlamalarını teşvik ederek, Türkiye'den bekledikleri tüm kamu hizmetlerini kendilerine sunmaktır. Türkçe öğretmenleri ve imamlar da, vatandaşlarımızın bu talebini karşılamaktadır. Sözkonusu imamlar, bilhassa kendi camilerinde hiçbir radikalleşme vakası gözlenmediğinden Fransız makamları için de önemli bir güvence oluşturmaktadır. Türkiye, radikalleşmenin farklı biçimleriyle mücadelede önemli bir müttefiktir. Türkiye, radikalleşmeyle mücadelede, İslam karşıtlığı ve Müslümanlara yönelik önyargıların ve ayrımcılığın ortadan kaldırılmasında Fransa’yla çalışmaya devam edecektir.

Tüm bu hususlar, önceliklerimizin örtüştüğünü ve karşılıklı güvenin güçlendirilmesi suretiyle birlikte hareket etmemizin yararını teyit etmektedir.

Türkiye ile Fransa iki dost ve müttefik ülkedir. Ve öyle kalacaklardır. Samimiyetle bağlı olduğumuz bu dostluk ilişkisinin zedelenmemesi için yanlış anlamalara mahal vermemeliyiz.