Körber Vakfı “Dış Politika Ağı”nın değerli üyeleri,
Sözlerime sizleri Bakanlığımızda ağırlamaktan duyduğum memnuniyeti dile getirerek başlamak istiyorum. Farklı siyasi, sosyal ve kültürel çevrelerden seçkin kişileri bir araya getiren, yaratıcı projelere imza atan Vakfınız ülkemizde de yakından tanınmaktadır. Berlin Büyükelçiliğimizin Vakfınızla olumlu işbirliğinden memnuniyet duyuyoruz. Hatırladığım kadarıyla, Sayın Bakanımız 2007 yılında İstanbul’da düzenlenen “Turkey as a Partner for European Foreign Policy in the Middle East” başlıklı “Bergedorf Yuvarlak Masa Toplantısına”, ayrıca bu yılın Şubat ayında “Münih Güvenlik Konferansı” marjında düzenlenen “Munich Young Leaders 2012” toplantısına iştirak etmişlerdi.
Sivil Toplum Kuruluşlarının (STK) faaliyetlerini önemsiyor ve destekliyoruz. Günümüzde kamu diplomasisinin önemli bir ayağını devlet kuruluşlarının STK’larla ortak çalışmaları teşkil etmektedir. Özellikle, Körber Vakfı gibi, farklı çevrelerden, farklı ülkelerden kişileri buluşturan, uluslararası alanda faaliyet gösteren STK’ların faaliyetleri ve tecrübeleri biz diplomatlar için değerli bir rehber niteliği taşıyabilmektedir. Bu çerçevede Bakanlığımız da gerek ulusal gerek uluslararası STK’larla yakın işbirliği içerisindedir. Bu vesileyle heyetinizin ülkemizde gerçekleştireceği temasların verimli geçmesini ve çalışmalarınıza katkı sağlamasını umuyorum.
Değerli konuklar,
Yakın bağlara sahip olduğumuz Almanya Türkiye’nin önemli bir ortağıdır. Ülkelerimiz arasındaki dostluk ve işbirliği köprüsü sağlam temellere dayanmaktadır. Türkiye ve Almanya arasında gücünü yoğun siyasi, ekonomik, kültürel ve insani temaslarımızdan alan çok boyutlu ilişkiler mevcuttur. İlişkilerimizin tarihten gelen ve günümüzde de geçerliliğini koruyan özel bir niteliği bulunmaktadır. Bugün ortak değerleri paylaşan ve NATO müttefiki olan ülkelerimiz, Afganistan’dan Ortadoğu’ya uzanan geniş bir coğrafyada uluslararası barış ve istikrar için birlikte görev yapmaktadır.
Ülkelerimiz arasındaki ilişkileri güçlü insani bağlarımız daha da zenginleştirmektedir. Almanya'daki Türk toplumunun nüfusu 3 milyona yaklaşmıştır. Vatandaşlarımız her geçen yıl Almanya’nın toplumsal hayatına artan ölçüde katkıda bulunmaktadırlar. Öte yandan Türkiye de Alman dostlarımızın kendi ülkeleri kadar tanıdıkları ve rahat ettikleri bir ülke haline gelmiştir. On binlerce Alman vatandaşı ülkemizi ikinci evleri olarak seçmiştir. Her yıl yaklaşık 5 milyon Almanı turist olarak ülkemizde ağırlamaktayız. Biz, devletler arasındaki iyi ilişkiler kadar, belki de ondan daha çok, halklar arasındaki dostluğun ve karşılıklı anlayışın güçlenmesini önemsiyoruz.
Bu çerçevede, Almanya’daki Türk toplumunun, anavatanları, anadilleri ve kültürleri ile bağlarını koparmaksızın Almanya’nın sosyal, ekonomik ve siyasi hayatına, sorumluluk sahibi ve bu ülkeye bağlı bireyler olarak tam ve aktif bir şekilde katılmak suretiyle barış ve uyum içinde yaşamasının samimi arzumuz olduğunu vurgulamak isterim. Almanya’nın siyasi hayatına aktif şekilde katılan Türk kökenli Alman vatandaşlarının sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Yeşiller Partisi Eş Başkanı Cem Özdemir, SPD Genel Başkan Yardımcısı Aydan Özoğuz, Baden-Württemberg Eyaleti Uyum Bakanı Bilkay Öney, Berlin Eyaleti Uyum, Çalışma ve Sosyal İşler Senatörü Dilek Kolat ve Berlin Sağlık Senatörlüğü Müsteşarı Emine Demirbüken-Wegner gibi şahsiyetlerin Alman siyasetine ve Türk-Alman ilişkilerinin güçlendirilmesine kıymetli katkılarda bulunduklarına inanıyoruz. Bugün sizlerin arasında da Türk toplumu temsilcilerinin bulunduğunu memnuniyetle görüyorum.
Halkların birbirlerini daha iyi tanımalarının, aralarındaki dostluğun geliştirilmesinin bir yolu da kültür, eğitim ve bilim alanlarında işbirliğinin kapsamını genişletmektir. Türkiye ve Almanya’nın buna yönelik ortak taahhütlerini ortaya koyan projelerden biri Türkiye’de bir Türk-Alman Üniversitesi kurulmasıdır. Üniversite yerleşkesinin inşaatı devam etmektedir. Hükümetimiz projeye tam destek vermektedir. Türk-Alman Üniversitesinin bilim ve teknoloji alanında üstün nitelikli bir araştırma merkezi ve ülkemizin önde gelen yüksek öğrenim kurumlarından biri olacağını umuyoruz.
Sayın Misafirler,
Almanya aynı zamanda ülkemizin en önemli ticaret ortağıdır. Küresel ekonomik krize rağmen ikili ticaret hacmimiz 2011 yılında yaklaşık 37 milyar Dolar’a, 2012 yılının Temmuz ayında ise 19.8 milyar Dolara ulaşmıştır. 4800’ü aşan Alman firması ülkemizde faaliyet göstermektedir. Almanya’da vatandaşlarımızın sahip oldukları küçük ve orta ölçekli işletmelerin sayısı da yaklaşık 72 bine ulaşmıştır. 40 milyar Avro tutarında iş hacmine sahip bu işletmeler yaklaşık 350 bin kişiye istihdam imkânı sağlamaktadır.
Bildiğiniz gibi Türkiye bugün 74 milyona yaklaşan genç ve dinamik nüfusu, açık ve liberal ekonomisi, kalifiye insan gücü, büyük iç pazarı, rekabetçi endüstrisi ve üç kıtanın ortasında yer alan son derece elverişli coğrafi konumuyla yabancı yatırımcılar için sayısız fırsatlar sunmaktadır. Ancak ekonomik ve ticari işbirliği olanakları ülkelerimizle sınırlı değildir. İki ülke yatırımcılarının üçüncü ülkelerde işbirliği potansiyeli büyüktür. Şirketlerimizin sahip oldukları avantajları üçüncü ülkelere yönelik olarak birleştirmeleri özellikle küresel ekonomik kriz ortamında yeni açılımlar sağlayabilecektir.
Körber Vakfının değerli üyeleri,
Bu vesileyle Avrupa’da ekonomik krizin derinlik kazandığı günümüzde ırkçı, yabancı düşmanı ve İslam karşıtı eğilimlerin giderek arttığını üzülerek gözlemlediğimizi belirtmek isterim. Anayasayı Koruma Teşkilatının resmi verilerine göre 2010 yılında Almanya’da aşırı sağ faaliyetlerde bulunan kişi sayısı tahmini 25.000’dir. 2000-2006 yılları arasında 8 Türk ve bir Yunan vatandaşı ile bir Alman polisi katleden aşırı sağcı teröristler Türk toplumu arasında üzüntüye ve endişeye sebebiyet vermiştir. Maalesef Türk toplumu mensuplarına ve işyerlerine karşı yabancı düşmanlığı saikli saldırılar devam etmektedir.
Irkçılık, yabancı düşmanlığı ve İslam karşıtlığı işbirliği ve dayanışma duygusuyla ortak mücadelemizi gerektiren çok tehlikeli eğilimlerdir. Kıta çapında barış ve istikrarı, farklı din, dil ve etnik kökene sahip insanların refah, huzur ve güven içerisinde bir arada yaşamasını uzun ve zorlu mücadeleler sonrasında temin etmiş olan Avrupa’nın bu eğilimlerin önünü alması zaruridir. Aksi halde bunlardan en çok zarar görecek olan yine Avrupa olacaktır. Bu mücadelede Hükümetlerin alacağı tedbirlerin, politikacıların sağduyu ve hassasiyetle davranmalarının önemi izahtan varestedir. Ancak yeterli değildir. Irkçılık ve yabancı düşmanlığının önünün alınması, ayrıca dinler arası hoşgörünün ve karşılıklı anlayışın güçlendirilmesi bakımından medyaya ve sivil toplum kuruluşlarına da sorumluluk düştüğüne inanıyoruz. Bu bağlamda, Körber Vakfı gibi geniş kesimlere ulaşma imkanına sahip köklü, saygın ve etkili kurumların etkinliklerinin büyük fayda sağlayacağını düşünüyorum.
2000’li yılların başında Başbakan Sayın Erdoğan ile İspanya Başbakanı Zapatero’nun girişimleriyle başlatılan Medeniyetler ittifakı da esasen bütün insanlığı tehdit eden, hoşgörüsüzlük, aşırılık, kutuplaşma dalgasının önünü kesmeyi, kültürler arasında anlayışın ve karşılıklı saygı atmosferinin esas kılınmasını amaçlamaktadır.
Değerli konuklar,
Bugün uluslararası arenada, siyasi, güvenlik ve ekonomik alanlarda olağanüstü değişimlere tanıklık etmekteyiz. Küresel sistemdeki değişimler, hem yeni rekabet alanları hem de yeni fırsatlar ortaya çıkarmaktadır. Türkiye, bu değişimlerin en keskin çizgilerle görüldüğü zorlu bir coğrafyada siyasi diyalogun, güvenlik-özgürlük dengesinin, evrensel değerlerin, bölgesel sahiplenmenin, ekonomik karşılıklı bağımlılığın ve en önemlisi hoşgörünün hakim kılınması için çaba sarf etmektedir. Çabalarımızın dinamosunu gelişen ekonomimiz ve yükselen demokratik standartlarımız oluşturmaktadır. Siyasi istikrarla birleşen bu özelliklerimiz bölgemizin de ötesinde çok boyutlu, yapıcı ve proaktif bir dış politika izlememize imkan vermektedir.
Tarihi bir değişim sürecinden geçen Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerine yapabileceğimiz katkılar bugün dış politika önceliklerimiz arasında ön plandadır. Türkiye’nin arzusu bölge halklarının barış, demokrasi ve güvenlik içerisinde onurlu bir yaşam sürmeleri ve refah düzeylerinin yükseltilmesidir. Ülkemizin başkaca bir gündemi ve amacı bulunmamaktadır.
Esasen Türkiye, imkan ve kabiliyetlerini bölge ve konu ayrımı gözetmeksizin barış ve güvenliğe katkıda bulunmak amacıyla seferber etmektedir. Sadece Ortadoğu değil, Balkanlardan Orta Asya’ya, Karadeniz’den Kafkaslara kadar geniş bir alanda barış ve işbirliği politikası izlemekteyiz. Öte yandan, Afrika’dan Asya’ya, Latin Amerika’dan Pasifik’e kadar farklı bölgelerle ilişkileri ilerletme yönünde adımlar atmaktayız. Tüm bu adımlara paralel olarak uluslararası platformlarda da daha aktif bir rol üstlenmeye başlamış bulunuyoruz.
Dış politikamıza ilişkin tüm bu hususların güncel ayrıntılarını birazdan Bakanlığımız Siyaset Planlama Genel Müdür Yardımcısı Sayın Levent Gümrükçü’yle ele alma imkanı bulacaksınız.
Hepinize iyi dileklerimi sunuyorum.