Muhterem Hahambaşı,
Musevi Cemaatimizin Başkanı Sayın İshak İbrahimzade,
Kadir Has Üniversitesi'nin Mütevelli Heyeti Başkanı Sayın Can Has,
Kadir Has Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Mustafa Aydın
Değerli Katılımcılar,
Bugün 27 Ocak...
69 yıl önce bugün, Holokost dendiğinde ilk akla gelen dünyanın en büyük ölüm kampı Auschwitz-Birkenau Sovyet askerlerince kurtarıldı ve o büyük vahşet gözler önüne serildi.
Birleşmiş Milletler Örgütü 2005 yılında aldığı ve ülkemizin de ortak sunucu olduğu bir kararla 27 Ocak tarihini, Nazilerin ölüm trenlerinde, kamplarda, sokak ortasında ve gaz odalarında hayatlarını kaybeden kadın, erkek, çocuk ve bebek 6 milyon masumu anma günü olarak belirledi.
Ülkemizde dördüncüsünü düzenlediğimiz anma törenlerine bu yıl ev sahipliği yapan Kadir Has Üniversitesine, Üniversitenin Mütevelli Heyeti Başkanına ve bu etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçen herkese buradan şükranlarımı sunuyorum.
Bugün Holokost kurbanlarını saygıyla anıyoruz.
Hepimizi derinden etkileyen "Gece" isimli kitabında Elie Wiesel şöyle diyor:
"O geceyi asla unutmayacağım. Kamptaki ilk geceyi... Hayatımı yedi kez mühürlenmiş uzun bir geceye çeviren o geceyi...
O dumanı asla unutmayacağım. Sessiz gökyüzünün altında vücutları dumana dönüşen çocukların küçük yüzlerini asla unutmayacağım.
İnancımı sonsuza kadar yok eden o alevleri asla unutmayacağım.
Yaşama isteğinden beni sonsuza kadar yoksun bırakan o karanlık sessizliği asla unutmayacağım."
Değerli Katılımcılar,
33 yıllık meslek hayatımın önemli bir bölümü Avrupa ülkelerinde geçti. Yedi yıl Almanya’da görev yaptım. Holokost’un acı izlerini bir çok kişi gibi ben de gördüm. Yahudilerin maruz kaldığı o karanlık sessizliği tam olarak tanımlayabilmek, onu sözcüklerle tarif edebilmek neredeyse imkânsız. Geçtiğimiz yıl bir toplantı için bulunduğum Berlin’de Büyükelçimizin konutuna yakın mesafede bulunan ve tarihe 17. Peron / Gleis 17 adıyla geçen, Alman Yahudilerin ölüme götürüldükleri tren istasyonunu ziyaret etmiştim. 17. Peron’daki duygularımı sizlere anlatabilmem inanın çok zor.
Berlin'de 1941 yılında yaklaşık 66 bin Yahudi yaşıyordu, 1945 Mayıs ayına gelindiğinde ise bu sayı 7 bine düştü. Dört yıl içinde çoğu Yahudi, 50 binden fazla Berlinli erkek, kadın ve çocuk, Nazilerin "Doğu Transportu" ve "Yaşlı Transportu" adını verdikleri tren seferleriyle toplama kamplarına götürüldüler. 1942 yılından itibaren ise bu deportasyonların tek bir karanlık varış noktası bulunuyordu: Auschwitz Toplama Kampı. Bu deportasyonlar hakkında daha sonradan hazırlanan bir sergi bu nedenle "Ölüme Doğru Özel Tren Seferleri" adını taşıyor. Berlin'den giden trenlerin hemen hemen hepsinin çıkış noktası Grunewald semtindeki istasyonun 17 numaralı peronu, yani "Gleis 17" idi.
Berlin’in en seçkin, sakin ve sessiz mahallesinde ormanın içinde yer alan bu istasyona bugün gittiğinizde ve o 17. Perona ve raylara baktığınızda, on binlerce insanın soğuk gecelerde nasıl toplu bir şekilde karanlığa taşındıklarını zihninizde canlandırabiliyor, vahşeti en derin şekilde hissediyor ve irkiliyorsunuz.
Binlerce tren seferiyle milyonlarca insanın toplama kamplarında mutlak ölüme taşındığını düşündüğünüzde, bu insanlık ayıbının hiçbir zaman unutulmaması ve unutturulmaması gerektiğini görüyorsunuz.
Değerli Katılımcılar,
Dünyanın gözleri önünde yaşanan, aklın alamayacağı bu gaddarlığı unutmamak ve günümüzde her türlü ırkçı tehdit ve tehlikeye karşı kararlı ve kalıcı önlemler almak hepimizin görevidir.
Bu nedenle, Hükümetimiz 2008 yılında aldığı bir kararla o zamanki adı "Holokost Eğitimi, Anılması ve Araştırılmasına ilişkin Uluslararası İşbirliği Görev Gücü", şimdiki adıyla "Uluslararası Holokost Anma İttifakı"-IHRA olan hükümetlerarası örgüte gözlemci üye oldu.
Bu kararı almamızın arkasındaki neden, insanlık vicdanında derin yaralar bırakan bu vahşetin hatırlanması ve ırkçılık, ayrımcılık, yabancı düşmanlığı, anti-semitizm, İslamofobi ve her türlü aşırılığın engellenmesi gerektiğine olan inancımızdır.
IHRA içindeki tek Müslüman ülke olan Türkiye, son dört yıl içinde, Büyükelçi Sayın Tezgör'ün başkanlığında örgütün çalışmalarına etkin bir biçimde katıldı ve katkıda bulundu.
Geçen yıl, Alaadin Projesi ve Yad Vashem, Galatasaray Üniversitesi'nde Holokost eğitimi üzerine büyük bir konferans gerçekleştirdi. Alaadin projesi Bahçeşehir Üniversitesi'nde II. Dünya Savaşı sırasında ülkemize gelen Yahudi bilim insanları hakkında konferans düzenledi, Holokost üzerine bir yaz okulu açtı. Anne Frank House İstanbul'da bizi bugün konuk eden Kadir Has Üniversitesi'nde, ayrıca Ankara'da sergiler düzenledi. Yakında İzmir ve Diyarbakır'da da sergiler gerçekleştirilecek. Ayrıca Vaşington'daki Holokost Anma Müzesi tarafından lise öğretmenlerine Holokost eğitimi üzerine seminerler veriliyor. 2012 yılında Almanya’daki Bergen Belsen toplama kampında Türkiye Yahudilerini anma anıtının yapımına katkı sağladık. Bizler bütün bu çabalara kazanım olarak bakıyor ve büyük bir önem atfediyoruz.
Değerli Katılımcılar,
Holokostun yaşanmasına sebep olan büyük nefret bir gecede ortaya çıkmadı. Batı dünyasındaki din temelli düşmanlık duyguları, asırlarca çeşitli hurafelerle beslenerek ırkçı bir nefreti ve anti-semitizmi doğurdu. Üzülerek belirtmek gerekir ki, bu ırkçı nefret başta Müslümanlar olmak üzere farklı dini ve etnik kesimleri hedef alarak maalesef bugün de değişik formlarda varlığını sürdürüyor.
Gururla söylemeliyim ki, bizim topraklarımızda asla böyle bir nefretin tohumları yeşermedi. 1492'de İspanya'da engizisyondan kaçan Yahudilere Osmanlı Padişahı II. Beyazıd'ın kucak açtığını, onun torunu Kanuni Sultan Süleyman'ın, baskılar sonucu tüm Avrupa'yı dolaşan, sonunda çareyi İstanbul'a sığınmakta bulan Yahudi tarihinin önemli kadın figürlerinden Dona Gracia'yı İstanbul'a davet ettiğini hatırlatmak isterim.
Geçenlerde BM’nin bir uzmanlık kuruluşunun Ankara’daki temsilcisi ile sohbet ediyordum. Bana önceki görevlerinden bahsetti. Türkiye’ye gelmeden önce Türkiye’yi ve Türkleri tanımaya başladığını, Hindistan’da görev yaparken ülkenin güneyinde sayıları üç bin civarında olan Sefardik Musevilerle tanıştığını, Türkiye’deki ataları 500 yıl önce yeni diyarlar keşfetmek üzere Hindistan’a giderek yerleşen bu topluluğun, aradan geçen asırlara rağmen, hala Türkiye'ye büyük sevgi ve muhabbet duyduklarını anlattı.
Sizler de çok iyi biliyorsunuz, İkinci Dünya Savaşı yıllarında, neredeyse tüm dünya sessizlik içinde bu akıl almaz vahşeti izlerken, Türkiye kendi tarihi ve kültüründen aldığı güçle, mazlumun yanında yer alacak cesareti ve erdemi gösterdi. Çok sayıda ülke yüzbinlerce masum insanı, yalnızca Yahudi, muhalif veya hasta oldukları gerekçesiyle, ya da Nazi rejimince ölümü hak ettikleri söylendiği için, önce toplama kamplarına, oradan da ölüm kamplarına gönderirken, bizim topraklarımızda buna benzer utanç verici olaylar yaşanmadı. Ülkemiz günümüzde de insan onuruna yakışan bir tutum izlemekte ve yüzbinlerce Suriyeli sığınmacıya kucak açmaktadır. Türkiye'nin bu tutumu tarihte hak ettiği yeri alacaktır.
Türkiye o dönemde, Nazi rejiminden kaçan çok sayıda Yahudi bilim insanına kucak açtı ve ülke dışındaki Yahudilerin toplama kamplarına gönderilmemesi için büyük çaba sarf etti. Tamamen insani mülahazalarla ülkemize kabul ettiğimiz ve daha sonra vatandaşlığımıza da aldığımız Musevi cemaatimizin değerli mensupları zaman içerisinde ülkemizin kalkınmasına da çok önemli katkılar sağladılar. Bugün, tıptan fizik bilimine, sanattan edebiyata kadar pek çok Yahudi vatandaşımızın dünya çapında ün kazanmasından haklı bir gurur duyduğumuzu özellikle belirtmek isterim.
Bu anma günü vesilesiyle, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi rejimi tarafından hedef alınan çok sayıda hayatı kurtaran ve böylece tarihimizle bir kez daha gurur duymamızı sağlayan meslek büyüklerimi, Türk üniversite ve bilim dünyasının gelişmesinde büyük katkıları olan Yahudi akademisyenleri de hürmetle yad ediyoruz.
Değerli Katılımcılar,
Ülkemiz, geçmişinden aldığı güçle, ırkçılık, ayrımcılık, yabancı düşmanlığı, anti-semitizm, İslamofobi ve her türlü aşırılığın engellenmesi yönünde çaba göstermeye devam edecek, barış, hoşgörü ve diyalog çağrılarını sürdürecektir.
Böyle anlamlı bir günde bizleri bir araya getirdikleri için Musevi Cemaatimize ve Kadir Has Üniversitesi'ne tekrar teşekkür ediyor, Holokost kurbanlarını bir kez daha saygıyla anıyor ve hepinizi muhabbetle selamlıyorum.