Meksika eski Meclis Başkanı Sayın Munoz Ledo,
Peru Cumhuriyeti eski Meclis Başkanı Sayın Gonzales Posada,
Ekvador Dışişleri eski Bakanı Sayın Carrion Mena,
İspanya Dışişleri eski Bakanı Sayın Garcia-Herrera,
Portekiz Dışişleri eski Bakan Yardımcısı Sayın Seixas Da Costa,
Sayın Rektörüm,
Sayın Büyükelçiler,
Latin Amerika Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezinin değerli Başkanı,
Uluslararası Latin Amerika ve Karayip çalışmaları Federasyonu Dönem Başkanı Sayın Colomer Viadel,
Değerli Katılımcılar,
Sözlerime başlarken öncelikle, böyle bir Konferansın ülkemizde mükemmel bir şekilde düzenlenmesine öncülük eden LAMER Başkanı Sayın Prof. Dr. Necati Kutlu'yu kutluyor, kendisine teşekkür ediyorum.
Ankara Üniversitesi Latin Amerika Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi LAMER, Latin Amerika konusundaki çalışmaları ile ülkemizde bu bölgeye önemli görünürlük sağlamakta, öğrencilerini Latin Amerika konusunda çalışmaya yönlendirerek Türkiye ile Latin Amerika arasındaki ilişkilerin akademik boyutuna da kaydadeğer katkı yapmaktadır.
Böyle bir Merkezin Üniversiteleri bünyesinde yer almasından ötürü Ankara Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr Erkan İbiş'e de bu vesileyle teşekkürlerimi sunmak istiyorum.
Başta Meksika ve Peru eski Meclis Başkanları olmak üzere, Latin Amerika'nın önemli ülkelerinden gelen konuklarımız, 34 Farklı ülkeden konferansa katılan akademisyen ve bilim adamları bu katılımlarıyla bizleri mutlu ettiler. Tüm konuklarımızı saygıyla selamlıyor, kendilerine Türkiye'nin bu güzide tatil kenti Antalya'da güzel günler diliyorum.
Değerli Katılımcılar,
Türkiye ile Latin Amerika ve Karayip ülkelerinin bulunduğu coğrafya dünyanın en eski medeniyetlerine ev sahipliği yapmıştır. “Diyalog Çağında Eski Dünya ve Yeni Dünya” temalı konferansın ülkemizde düzenleniyor olması bu açıdan da anlamlıdır.
Programdan, konferansta tartışılacak konuların kimlik, aidiyet, göç ve kültürden, siyaset, dilbilim, çevre ve toplum konularına kadar geniş bir alanı kapsadığını görüyorum. Bu konuların bir çoğu bugün uluslararası siyasetin de yakından incelediği ve esasen bazılarının ülkelerin dış siyasetlerini doğrudan etkileyen önemli unsurlar olduğunu söyleyebilirim.
Bunlardan kimlik, aidiyet ve kültür gibi kavramlar günümüzde daha fazla ön plana çıkmaya başlamıştır. Bu kavramlar maalesef bugün yaşanan çatışmaların bazılarının altında yatan nedenlerden olmakla birlikte, birçok durumda yakınlaşma ve işbirliğine dayanak da teşkil edebilmektedir.
Eski Dünya ile Yeni Dünya arasında geçmişteki göç süreçlerine baktığımızda değişik kimliklerin iç içe geçtiğine, ortak bir kimlik yaratıldığına tanık oluyoruz. Bu bağlamda, Türkiye ile Latin Amerika ülkeleri arasında önemli bir benzerlik ortaya çıkmaktadır. Bugünkü Türk kültürü geçmişinden miras aldığı medeniyetlerin bir ürünüdür. Latin Amerika kültürleri de, Eski Dünyayı temsil eden Avrupa ve Afrika kıtasından gelen göçmenlerin yerli medeniyetlerle etkileşimi neticesinde ortaya çıkan kültürlere ev sahipliği yapmaktadır.
Bu durum esasında Latin Amerika ile Avrupa ve Afrika arasında kuvvetli bağların ortaya çıkmasını sağlamıştır. Aynı şekilde Türkiye de, kültürel bağları bulunan Kafkasya, Orta Asya, Balkanlar ve Orta Doğu gibi bölgelerle olan ilişkisini bu temeller üzerinde geliştirmiştir. Dünyanın farklı bölge ve ülkelerinde yaşayan vatandaşlarımızın yanısıra, ortak tarih ve kültürel mirasa sahip olduğumuz soydaş ve akraba topluluklarımız ile sürdürmekte olduğumuz bağları bu bölgelerle bir yakınlaşmamızı sağlayan önemli bir unsur olarak görüyoruz.
Bu çerçevede, Türk dış politikası, kültür, kimlik, aidiyet gibi ortak unsurları çatışma değil, zenginlik ve çeşitlilik olarak kabul etmektedir. Bu tür akademik toplantı ve çalışmaların bu anlayışın gelişmesine önemli katkı sağlayacağını da belirtmek istiyorum.
Türkiye aynı zamanda Soğuk Savaşın sona ermesinden bu yana önemi giderek artmakta olan kültürel diplomasi faaliyetlerine de ağırlık vermektedir. Kültürel diplomasi yoluyla devletler ve toplumlar arasında tanışıklık yaratarak güven tesis edilmesine katkı yapmayı amaçlıyoruz. Türk kültürünü, dilini ve sanatını yurtdışında tanıtmak, gayesiyle çeşitli ülkelerde Türk Kültür Merkezleri kurduk. Bunların olumlu sonuçlarını da görmekten ve bu tür faaliyetler ile Türkiye’nin bölgesinde ve ötesinde “yumuşak gücü” nün ön plana çıktığını gözlemlemek bu çabalarımızın somut sonuçlar verdiğini göstermektedir.
Değerli Katılımcılar,
İçinde bulunduğumuz yüzyılda, dünyamız önemli bir değişim sürecinden geçmektedir. Küresel düzeyde siyasi ve ekonomik alanlarda önemli kaymalar yaşanmakta, güç dengeleri yer değiştirmektedir. Bu süreçte oluşan kırılmalar, diyalog ve karşılıklı anlayışı daha da önemli kılmaktadır.
Türkiye’nin dış politikadaki temel hedefi, gelişmelerin olumlu bir mecrada ilerlemesini teminen aktif, vizyoner ve çok-boyutlu bir tutum benimsemek ve artan imkan ve kabiliyetlerimiz ölçüsünde küresel barış, istikrar ve refahın oluşumuna katkıda bulunmaktır.
Çok boyutlu dış politikamızı komşu ve çevre bölgelerde yer alan ülkelere dönük bir stratejiyle destekliyoruz. Çeşitlenen dış politikamızın bir başka önceliği olarak uluslararası örgüt ve platformlarda etkin rol oynuyoruz. Aktif diplomasimizi yeni coğrafyalara dönük hayata geçirdiğimiz açılım stratejileriyle sürdürüyoruz.
Her ülkenin dış politikadaki en büyük önceliği komşularıyla iyi ilişkiler içinde olabilmektir.
Türkiye bölgesine de bu anlayışla yaklaşmakta, tarihsel husumetlerin sıcak çatışmaya dönüşmesinin önüne geçmek amacıyla bölgesel diyaloğu teşvik ederek, sorunları barışçıl yöntemlerle çözülmesini hedeflemektedir.
Türkiye’nin parçası olduğu siyasi ekosistemlerden biri olan Ortadoğu ve Akdeniz havzasında kimlik ve mezhepsel fay hatları çerçevesinde derinleşen bölünmeler nedeniyle ciddi güvenlik risklerinin ortaya çıktığı görülmektedir.
Bölgedeki jeostratejik denklem yeniden şekillenirken Türkiye, halkların özgürlük ve adalet gibi meşru taleplerinin yanında durmuş, geçiş sürecindeki ülkeleri desteklemiştir. Tabiatıyla, doğası gereği geçiş süreçlerinin kısa vadede önemli istikrarsızlıklar doğurması beklenmelidir. Türkiye tarihi, insani ve kültürel derinliği olan köklü dış politikasıyla mevcut istikrarsızlığın aşılmasına katkıda bulunmaya devam etmektedir.
Bu amaçla komşu ülkeler ve çevre bölgelerde yer alan ülkelerle siyasi diyaloğu geliştirmeye ve yeni işbirliği mekanizmaları da oluşturmaya önem vermekteyiz. Ayrıca vizelerin kaldırılması gibi araçları kullanarak kültürel ve sosyal etkileşimin arttırılması hedeflenmiştir. Nitekim son on yılda çoğu yakın çevremizde bulunan 31 ülkeyle vizeler kaldırılmıştır.
Uluslararası örgütler ve platformlarda etkin bir rol oymayı hedefleyen ülkemiz, bu alanda da birçok adım atmıştır. 48 yıllık aradan sonra 2009-2010 döneminde büyük bir oyla seçildiğimiz Güvenlik Konseyi’ne 2015-2016 dönemi için yeniden adaylığımızı koyduk.
BM’nin öncelikleri arasında yer alan küresel kalkınma konusunda da Türkiye, son yıllarda önemli roller üstlenmiştir Ülkemizin resmi kalkınma yardımları, 2012 yılı itibariyle 2,5 milyar dolara ulaşmıştır. 2015 BM Kalkınma Konferansı da Türkiye de düzenlenecektir.
Dünyanın 16. büyük ekonomisine sahip olan ülkemiz, küresel sistemdeki ve özellikle uluslararası ekonominin yönetimindeki ağırlığı giderek artmakta olan G-20 içinde de aktif bir rol oynamaktadır.
Türkiye ayrıca, birçok yeni uluslararası girişimin kurulmasına öncülük etmiştir. Bu çerçevede, BM çatısı altında İspanya ile birlikte başlattığımız “Medeniyetler İttifakı”, ve Finlandiya ile yürüttüğümüz “Barış İçin Arabuluculuk” girişimi Türkiye’nin bu nitelikteki çabalarına örnek teşkil etmektedir.
Küreselleşmenin de etkisiyle ufukları ve imkânları giderek genişleyen dış politikamız çerçevesinde, Türkiye geçmişte uzak coğrafyalar olarak adlandırılan bölgelerde de aktif bir profil sergilemeye başlamıştır.
Bu anlayışla, öncelikle Afrika’ya yönelik kapsamlı bir açılım projesi uygulamaya konmuş ve kıta ülkeleriyle ilişkilerimiz stratejik bir düzeye çıkarılmıştır. Afrika kıtasında 2002 yılında 12 olan Büyükelçiliklerimizin sayısını 35’e çıkardık. Afrika ülkeleriyle toplam ticaret hacmimiz 2005’te 9 milyar Dolar iken 2012 yılında 23 milyar Dolar seviyesine çıkmıştır.
Benzer bir şekilde Asya-Pasifik bölgesiyle de ilişkilerimizi derinleştirmeye ve güçlendirmeye gayret gösteriyor. Diplomatik temsil ağımızı bu bölgede genişlettik, Myanmar, Sri Lanka, Brunei ve Kamboçya’da yeni Büyükelçilikler açtık, Laos için de çalışıyoruz.
Değerli Katılımcılar;
Latin Amerika ve Karayipler coğrafi olarak dünyanın en uzak köşelerinden birisi olmasına rağmen dış politika açısından Türkiye için özel önemi haiz bölgelerden biridir.
Latin Amerika olarak adlandırılan coğrafya, 20 milyon kilometrekarelik bir alanda yaşayan 500 milyonu aşkın nüfusu barındırmakta, 3 trilyon dolara yakın bir GSYİH üreten ve 1 trilyon doların üzerinde dış ticaret hacmi olan büyüklü küçüklü 33 ülkeyi kapsamaktadır. Dünya yüzeyindeki karaların yüzde 15’i, nüfusunun yüzde 8’i, GSYİH’sının ise yüzde 4’ü bu bölgeye aittir.
Bölgeyle ilişkilerimiz 200 yıl öncesine dayanmaktadır. Bilinen ilk temas 1786 yılında Simon Bolivar’ın danışmanı Francisco de Miranda’nın Osmanlı imparatorluğu ile görüşmesidir. 1860’lardan itibaren çoğunluğu Suriye, Lübnan ve Filistin‘den olmak üzere Osmanlı İmparatorluğu topraklarından Latin Amerika’ya çeşitli dalgalar halinde göçler yaşanmıştır. Aradan geçen nesillere rağmen bu göçmenlerin torunları taşıdıkları Osmanlı pasaportundan dolayı bölgede hala “El Turco” olarak anılmaktadır. Kültürel bağlarımızın olduğu bu nüfus, bizim için bölge ile ilişkilerimizin daha da geliştirilmesinde öncü olabilecek önemli bir değerdir.
1926 -1947 yılları arasında bölge ülkeleri ile karşılıklı Büyükelçilikler açılmasını müteakip yaşanan bir durgunluk döneminden sonra bölge ile ilişkilerimiz son 10 yılda tekrar ivme kazanmıştır.
İlk olarak 1998 yılında ilan edilen Latin Amerika ve Karayipler açılım politikası 2006 yılının Latin Amerika ve Karayipler yılı ilan edilmesi ile yeni bir boyut kazanmış, bölge ülkeleriyle ilişkilerimizde belirgin bir artış yaşanmıştır.
Artan ilişkilerimizle birlikte, 2009 yılında Sao Paulo Başkonsolosluğumuz, 2010 yılında Kolombiya ve Peru Büyükelçiliklerimiz, 2012 yılındaysa Ekvator Büyükelçiliğimiz faaliyete geçmiştir. Bu sene Dominik Cumhuriyetinde faaliyete geçen Büyükelçiliğimizin yanı sıra Panama Büyükelçiliğimiz de çok yakında faaliyetine başlayacaktır. Bölgedeki mukim temsilcilik sayımız böylece Latin Amerika’nın yüzde 80’inini kapsayacak duruma gelecektir.
Türkiye Latin Amerika ile mümkün olan her alanda faaliyet yürütmektedir. Bu faaliyetler, kalkınma yardımlarından, güvenlik konularına, ticari ilişkilerden kültürel ilişkilere kadar geniş bir alana yayılmış durumdadır. İstatistikler vererek zamanınızı daha fazla almak istemiyorum. Ancak bölge ile olan ticaretimizin son on yılda 9 kat artarak 8 milyar Dolar düzeyine yükselmiş olduğunu söylemek ilişkilerin kısa sürede ne kadar arttığının göstergesidir.
Son olarak, Latin Amerika ile ilişkilerimiz bağlamında toplumdan topluma olan irtibatın daha da geliştirilmesinin önemine vurgu yapmak istiyorum. THY’nin bölgeye doğrudan sağlamış olduğu ulaşım imkanını da kullanarak bu tür akademik, kültürel faaliyetlerin artırılması birbirimizi daha da iyi tanımamıza imkan verecek ve bugün dünyanın ihtiyaç duyduğu alanlarda güçlerimizin birleştirilmesini ve daha etkin kullanılmasını sağlayacaktır.
Teşekkür ediyor, Konferansın başarılı geçeceğine ve ülkemiz ile bölge arasında akademik alanda yeni bir sinerji yaratacağına ilişkin inancımı yinelemek istiyorum.