#

Serbest Ticaret Anlaşmalarının Yeri ve Türkiye´nin Dış Ticaretinin Geliştirilmesindeki Önemi

Serbest Ticaret Anlaşmalarının Yeri ve Türkiye´nin Dış Ticaretinin Geliştirilmesindeki Önemi

Ali Kemal AYDIN (*)

A. Giriş

Ülkelerin kalkınmalarında ve refah seviyelerini artırmalarında uluslararası ticaretin büyük rol oynadığı günümüzde de geçerli bir vakıadır. Sanayileşme ve kalkınma stratejilerinde dış ticarete öncelik veren ülkelerin teknolojik yenilenme, rekabet, verimlilik, ölçek ekonomilerine sahip olma alanlarında kazandıkları avantajlarla diğer ülkelere göre daha yüksek ekonomik büyüme oranları yakaladıkları görülmektedir. Küreselleşme sürecinde uluslararası ticaretin daha da kolaylaştırılması ve serbestleştirilmesi esasen bütün ülkelerin hedefi haline gelmiştir. Bu hedefi gerçekleştirmek için bir yandan Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) çerçevesinde çok taraflı müzakereler yoluyla yoğun çalışmalar yürütülürken, bir yandan da bölgesel ve ikili düzeyde anlaşmalar yapılmaya çalışılmaktadır. Bu kapsamda, Serbest Ticaret Anlaşmalarının (STA) önemi giderek artmakta, Türkiye’de bu süreç içerisinde, diğer ekonomik ve ticari araçlar meyanında, çeşitli ülkelerle STA’ları akdetmek suretiyle uluslararası ticaretteki payını büyütmeye çalışmaktadır.

B. STA’ların DTÖ bakımından statüsü ve uluslararası ticaretteki yeri

DTÖ terminolojisinde Bölgesel Ticaret Anlaşmaları (BTA) olarak nitelendirilen Serbest Ticaret Anlaşmaları (STA) ve Gümrük Birlikleri (GB), DTÖ üyesi ülkeler arasında mal ticaretini düzenleyen En Çok Gözetilen Ulus (MFN) kuralının temel istisnasını teşkil etmektedirler. MFN kuralı gereğince bir DTÖ üyesi ülke diğer DTÖ üyesi ülkelere karşı tarife oranları ve diğer ticari önlemlerde herhangi bir ülkeye tanıdığından daha az avantaj sağlayan muamelede bulunamamaktadır.

DTÖ kuralları üye ülkelere bir dizi koşulun yerine getirilmesi kaydıyla BTA tanımı kapsamında diğer ülkelere karşı tercihli ticaret imkanları tanımasına izin vermektedir.

BTA’larıyla ilgili kurallar DTÖ Anlaşmalarının temelini oluşturan 1947 tarihli Tarifeler ve Ticaret Genel Anlaşması’nın (GATT) 24.maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre üye ülkelerin gönüllü anlaşmalar yoluyla Gümrük Birlikleri ve Serbest Ticaret Alanları oluşturarak daha yakın bütünleşme sağlama ve böylece ticareti serbestleştirmeyi genişletme arzuları kabul edilmiştir. Bununla birlikte, BTA’larının yapılması uluslararası ticareti esaslı şekilde serbestleştiren bir şekilde işlemeleri, ticarete yeni engeller konulmasını teşvik etmemesi ve ticari ortaklar arasında ayrımcı önlemler için araç olmamaları yönünde sıkı koşullara bağlanmıştır. BTA’larının taraf ülkeler arasındaki mal ticaretinde bütün tarifeleri ve ticaretteki diğer sınırlamaları ortadan kaldırması bu koşulların en önemlisidir. Ayrıca bu tür anlaşmaların, anlaşma dışında kalan üçüncü üye ülkeler için daha yüksek ticari engeller doğurmaması ve tarifler ile ticareti sınırlayıcı diğer kısıtlamaları makul bir süre içerisinde kaldırmaları gerekmektedir.

Öte yandan, DTÖ çerçevesinde hizmetler ticaretinin serbestleştirilmesi için de ikili ve bölgesel anlaşmalar yapılmasına imkan tanımaktadır. Ekonomik Bütünleşme Anlaşmaları (EBA) ya da Hizmetler Serbest Ticaret Anlaşması (HSTA) olarak adlandırılan bu anlaşmalar da esas olarak MFN kuralına istisna oluşturmaktadır. DTÖ çerçevesinde imzalanmış olan Hizmetler Ticareti Genel Anlaşmasının (GATS) 5.maddesinde MFN kuralının istisnalarını oluşturan koşullar ortaya konulmuştur. Buna göre, hizmetler alanındaki serbest ticaret anlaşmaları, çok sayıda sektörü kapsamalı, taraflar arasındaki hizmet ticaretinde mevcut ayrımcı önlemler ile yeni ayrımcı önlemlerin esaslı şekilde ortadan kaldırılmasını sağlamalıdır. Bununla birlikte, şimdiye kadar DTÖ üyeleri arasında münhasıran hizmetler alanını kapsayan STA henüz yapılmamıştır. Bugüne kadarki uygulamada ayrı anlaşma yapma yerine mal ticaretini düzenleyen STA’ları içinde hizmetlerin serbestleştirilmesine de yer verildiği görülmektedir. Dolayısıyla günümüzde yapılan STA’ları mal ve hizmet ticaretinin her ikisini de kapsayabilmektedir. Bunların dışında STA’larında yatırımların teşviki politikası, mevzuat uyumu, teknik standartların karşılıklı tanınması, gümrük idareleri arasında işbirliği, devlet yardımları, anti-damping uygulamaları, elektronik ticaret ve fikri ve sınai mülkiyet haklarının korunması gibi konularla ilgili düzenlemelere de yer verilmektedir. DTÖ kurallarına göre STA’larında yer alması zorunlu olmayan bu düzenlemeler ikili ve bölgesel ticaretin kolaylaştırılması ve geliştirilmesinde önemli rol oynamaktadırlar.

Uluslararası ekonomik ve ticari ilişkilerde yaşanan küreselleşme olgusunun da etkisiyle DTÖ üyeleri arasında sonuçlandırılan STA’larının sayısı her geçen gün artmaktadır. Halihazırda üye ülke sayısı 147 olan DTÖ üyelerinin % 90’ı en az bir STA’na veya Gümrük Birliği’ne dahildir. 2002 sonu itibariyle DTÖ’ne bildirimi yapılmış 250 kadar BTA yürürlükte bulunmaktadır. Özellikle son on yılda STA’larının sayısının giderek arttığı görülmektedir. GATT’ın imzalanmasından DTÖ’nün kurulmasına kadar geçen 46 yılda (1948-1994) çoğunun geçerlilik süresi halihazırda sona ermiş olan 124 STA imzalamışken, 1995’den bugüne kadar DTÖ’ne 130 yeni STA’nın yapıldığı bildiriminde bulunmuştur. 2005 yılı sonu itibariyle yürürlükteki BTA sayısının 300’e ulaşması beklenmektedir. DTÖ bünyesinde oluşturduğu Bölgesel Ticaret Anlaşmaları Komitesi (CRTA) aracılığıyla kendisine bildirimde bulunulan BTA’ları şeffaflık, daha derin bölgeler arası ticaret yükümlülüğü ve üçüncü ülkelere karşı ticarette tarafsızlık ilkelerine göre DTÖ kurallarına uyup uymadıklarını incelemektedir.

Halihazırda DTÖ üyesi ülkeler arasındaki uluslararası ticaretin yüzde 43’ünün STA’ları kapsamında gerçekleştirilmekte olup, müzakereleri süren STA’larının sonuçlandırılmasıyla bu oranın yüzde 55’i aşacağı tahmin edilmektedir. DTÖ bünyesinde uluslararası ticaretin serbestleştirilmesi yönünde sürdürülen çok taraflı görüşmelerin tıkanması durumundaki geçtiğimiz Eylül ayında yapılan Cancun Bakanlar Konferansı’nda bu noktaya gelinmiştir - üye ülkelerin ikili ticari düzenlemelere daha fazla yoğunlaşacakları ve bunun sonucu STA’larının sayısının ve uluslararası ticaretteki öneminin daha da artması sonucunu doğurması beklenebilir. Özellikle ABD’nin önümüzdeki dönemde ikili ve bölgesel düzeyde STA sayısını artırma yolunda çaba sarfedeceğinin ilk belirtileri ortaya çıkmıştır.

STA’larının yukarıda özetlenmeye çalışılan özellikleriyle tarafları arasında bir Serbest Ticaret Alanı yaratmak suretiyle uluslararası ekonomik ve ticari bütünleşme sürecinin ilk ayağını oluşturdukları söylenebilir. Bir sıralama yapılacak olursa, STA’larından sonra tarafları arasında üçüncü ülkelere karşı ortak gümrük tarifesi uygulama ve teknik mevzuat uyumunu öngören Gümrük Birlikleri (Türkiye-AB GB) bu bütünleşme sürecinin bir sonraki aşamasını; mal, hizmet, sermaye ve kişilerin serbest dolaşımıyla ekonomik ve ticari alanlarda çeşitli ortak politikaların uygulandığı daha ileriki bütünleşme aşaması Ortak veya Tek Pazarı (AET), bunlara ilaveten ortak para birimi, Merkez Bankası ve makro ekonomik politikaların eşgüdümünü öngören nihai bütünleşme aşamasını ise Ekonomik ve Ticari Birlik (bugünkü AT) oluşturmaktadır.

STA’ları taraflar arasında rekabet ve etkinliği artırmakta, yerli üreticiler yabancı pazarlara daha kolay ve elverişli koşullarla girme imkanını elde ederken, tüketiciler de fiyatları tarifesiz ya da düşük tarifeli oldukları için daha elverişli ithal ürünlere erişebilmektedirler. Böylece tarafların ekonomilerinde rekabet üstünlüğüne dayanan bir uzmanlaşma ve karşılıklı bağımlılık ortaya çıkmaktadır.

C. Türkiye’nin AB’yle kurduğu Gümrük Birliği çerçevesinde AB’nin Tercihli Ticaret Anlaşmalarını Üstlenmesi

Ülkemiz ile AB arasında Gümrük Birliği’ni kuran ve 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe giren 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’nın 16. maddesi uyarınca Türkiye, AB’nin Ortak Ticaret Politikası’na uyumu çerçevesinde, 2001 yılına kadar olan beş yıllık dönem içerisinde, AB’nin tercihli ticaret anlaşmaları ve tek taraflı ticari tavizlerin tanındığı otonom rejimlerini üstlenmeyi taahhüt etmiştir.
  
Gümrük Birliği Kararı’nın 16.maddesine ilişkin 10 sayılı Ek’te, Türkiye tarafından üstlenilmesi gereken tercihli anlaşmalar; Bulgaristan, Macaristan, Polonya, Romanya, Slovakya ve Çek Cumhuriyetleri ile imzalanan Avrupa Anlaşmaları, Faroe Adaları ile Serbest Ticaret Anlaşması, “Kıbrıs” ve Malta ile Ortaklık Anlaşmaları, Estonya, Letonya ve Litvanya ile Serbest Ticaret Anlaşmaları, İsrail ile Anlaşma, Cezayir, Fas ve Tunus ile Anlaşmalar, Mısır, Ürdün, Lübnan ve Suriye ile Anlaşmalar, AKP ülkeleri ile Konvansiyon, İsviçre ve Liechtenstein ile Serbest Ticaret Anlaşmaları, Avrupa Ekonomik Alanı Anlaşması olarak sıralanmıştır.

Ülkemiz Gümrük Birliği’nden doğan yükümlülükleri dolayısıyla sadece AB’nin tercihli ticaret anlaşması yaptığı taraflarla benzeri anlaşmalar yapabilmekte, AB’nin henüz bu tür ticaret anlaşması akdetmediği ülkelerle STA ya da benzeri tercihli ticareti amaçlayan anlaşmalar yapamamaktadır.

D. Türkiye’yi STA’ları  akdetmeye yönelten nedenler

Türkiye’nin, üçüncü ülkelerle serbest ticaret anlaşmaları akdetmesinin temellerini esasen 1980 yılında başlayan ihracata dayalı büyüme stratejisinde aramak gerekmektedir. Bu temel strateji çerçevesinde, “yeni pazarlar bulmak” ve “ihracatı ürün bazında çeşitlendirmek” en önemli hedefler olarak ortaya çıkmaktadır.

Gümrük Birliği gerçekleşinceye kadar geçen süre zarfında ihracatın artırılması içsel teşvikler yoluyla sağlanmaya çalışılmıştır. Başka bir ifade ile, diğer ülkelerin pazarları veri kabul edilerek, Türk ürünlerinin rekabet güçlerinin ihracat teşvikleri ile artırılması hedeflenmiş, dış ticaretin önündeki en önemli engelleri oluşturan tarife ve tarife dışı engellerin kaldırılması için ayrıca bir çaba gösterilmemiştir.

Aynı dönemde özellikle Avrupa’da önemli değişiklikler gerçekleşmiştir. SSCB’nin dağılması ertesinde kendilerine yeni bir çizgi arayan Merkezi ve Doğu Avrupa ülkeleri AB’ye yönelerek ticari hüküm ihtiva eden anlaşmalar imzalama yoluna gitmişlerdir.

Bu anlaşmalarla, anılan ülkeler AB pazarına uygun koşullarla girme imkanına sahip olarak Türk malları ile rekabet şansını yakaladıkları gibi, AB’ye verilen tavizler, bu ülke pazarlarında Türk ürünlerinin şansını azaltan bir etki yaratmıştır.

Bu aşamada ihracata dayalı büyüme stratejisinin yeni bir ivmeye ihtiyaç duyduğu somut bir şekilde ortaya çıkmış, AB’ye karşı yükümlülüklerimiz ve DTÖ taahhütlerimiz nedeniyle vermekte zorlandığımız iç teşviklerin dışında yeni pazarlar yaratılması kaçınılmaz olmuştur.

Esasen bu gelişmeler daha önceden tespit edilmiş ve EFTA ülkeleri ile Serbest Ticaret Anlaşması (STA) imzalanmasına yönelik olarak 1990 yılında başlatılan müzakereler, 1991 yılında anlaşmanın imzalanması ile sonuçlandırılmıştır. Bazı Merkezi ve Doğu Avrupa ülkeleriyle görüşmelere de yine 1992 yılında başlanmıştır.

1996 yılına gelindiğinde ise, bir yandan yukarıda özetlenen nedenler diğer yandan da AB ile gerçekleştirilen Gümrük Birliği’nin taraflar arasında ortak bir ticaret politikası uygulanmasını gerektirmesi, AB’nin tercihli anlaşmalarından başlayarak üçüncü ülkelerle serbest ticaret anlaşması müzakerelerinin hızla ele alınmasını zorunlu hale getirmiştir.

E. Türkiye’nin şimdiye kadar akdettiği STA’ları

Türkiye’nin AB’nin tercihli rejimini üstlenme yönündeki girişimlerinin ilk adımını, Türkiye ile EFTA ülkeleri arasında 10 Aralık 1991 tarihinde imzalanan ve 1 Nisan 1992 tarihinde yürürlüğe giren Serbest Ticaret Anlaşması oluşturmuştur.

Taraflar arasındaki ticarette mevcut olan tarifeleri ve tarife dışı engelleri kaldırarak, malların serbest dolaşımını sağlamayı hedefleyen Türkiye-EFTA Serbest Ticaret Anlaşması, temelde tüm sanayi mallarını kapsamaktadır. EFTA ülkeleri, Anlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, Türk menşeli sanayi malları ithalatında tahsil edilen gümrük vergileri ve eş etkili vergiler ile miktar kısıtlamalarını kaldırmışlardır.

Tarım ürünleri ticareti, Anlaşmaya ek olarak her bir EFTA ülkesi ile ikili bazda gerçekleştirilen protokollerle düzenlenmiştir. Bu Protokoller çerçevesinde, belirli tarım ürünleri ihracatımız için %100’e varan gümrük vergisi indirimleri elde edilmiş olduğundan, EFTA ülkeleri kaynaklı tarım ürünlerine gümrük vergisi indirimi uygulanmaktadır.

Anlaşma, sanayi ve tarım ürünlerine yönelik hükümlerin yanı sıra, işlenmiş tarım ürünleri, balıkçılık ve su ürünleri, fikri mülkiyet hakları, rekabet, devlet yardımları ve damping konularına ilişkin düzenlemeler de içermektedir.

Bu bağlamda Türkiye, EFTA’nın yanı sıra İsrail, Macaristan, Romanya, Litvanya, Estonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Letonya, Slovenya, Bulgaristan, Makedonya, Polonya, Hırvatistan ve Bosna-Hersek ile STA imzalamış ve bunlar yürürlüğe konulmuştur.

Öte yandan, AB’nin genişleme süreci bağlamında 1 Mayıs 2004 tarihinden itibaren Birliğe üye olacak ülkelerle ticari ilişkilerimiz mevcut STA’ları yerine Gümrük Birliği çerçevesinde yürüyecektir. Bunun için AB’ne üye olacak 10 ülkeden 8’iyle mevcut STA’larının 1 Mayıs 2004’de sona erecek şekilde feshedilmeleri yönünde gerekli işlemler yürütülmektedir.

Türkiye, şimdiye kadar sonuçlandırdığı 15 STA’yla AB’ne ilave olarak, tüketim eğilimi yüksek 135 milyon nüfuslu 600 milyar dolar ticaret hacmine sahip bir pazara sanayi ürünlerinin tamamına yakın kısmında sıfır, bazı tarım ve işlenmiş tarım ürünlerinde ise tavizli gümrük vergisi ile girme imkanına sahip olmuştur. Bu ülkeler ile şimdiden derin bir ekonomik entegrasyon için altyapı oluşturulmuştur.

Türkiye, AB’nin Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerle oluşturmayı öngördüğü Avrupa-Akdeniz Serbest Ticaret Alanı içinde de yer alarak, 600 ila 800 milyon potansiyel tüketiciyi içeren 40’ın üzerinde ülkenin katılımıyla oluşturulacak dünyadaki en büyük serbest ticaret alanının getireceği fırsatlardan yararlanacaktır.

Türkiye için önemli ticari potansiyel yaratacak olan bu süreç, AB’nin Yenileştirilmiş Akdeniz Politikası ve 1995 tarihli Barselona Deklarasyonu, AB ve Akdeniz’e kıyısı olan 12 ülke (Türkiye, Fas, Tunus, Cezayir, Mısır, Ürdün, Filistin, İsrail, Lübnan, Suriye, Malta ve Kıbrıs) arasında 2010 yılına kadar tedricen bir serbest ticaret alanı kurmayı hedeflemektedir.

Diğer taraftan, Türkiye’nin AB’nin STA akdettiği ya da müzakerelerini sürdürdüğü Güney Afrika Cumhuriyeti, Meksika, Şili, Suriye, Mercosur ülkeleri ve Körfez İşbirliği Konseyi üyesi ülkelerle de STA imzalaması gerekmektedir.

Bu bağlamda yürütülen faaliyetler kapsamında halen, Fas, Tunus, Mısır, Lübnan, Arnavutluk Faroe Adaları ve Filistin ile müzakereler sürdürülmekte olup, Ürdün, Malta, Güney Afrika Cumhuriyeti, Meksika, Şili, Suriye, Cezayir ve Sırbistan ve Karadağ’a taslak anlaşma metinleri tevdi edilmiştir.

Yeri gelmişken özellikle Kuzey Afrika ve Arap ülkeleriyle yürütülen STA müzakerelerinde, başlangıçtan bu yana güçlükler yaşanmakta olduğunu belirtmek gerekmektedir. Bu durum büyük ölçüde, sözkonusu ülkelerin Türk firmalarının rekabet gücünden çekinmeleri nedeniyle piyasalarını açmaya istekli olmamalarından kaynaklanmaktadır.

Daha önce de değinildiği üzere, Gümrük Birliği çerçevesinde AB’nin tercihli ticaret ilişkisi geliştirdiği bu ülkelerle STA imzalama yükümlülüğümüz bulunmaktadır. Bununla birlikte, AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı tercihli ticaret anlaşmalarında, bu ülkelerin ülkemizle bir Anlaşma imzalaması yönünde hukuki bir zorunluluk yer almamaktadır. Dolayısıyla STA imzalamamanın bu ülkeler açısından herhangi bir yaptırımı bulunmamakta ve  bu nedenle aramızdaki müzakereler son derece yavaş ilerlemektedir. Nitekim, Tunus, Cezayir, Mısır, Ürdün ve Lübnan’a STA taslak metinleri tarafımızca uzun süre önce tevdi edilmesine rağmen, bu müzakerelerden hiçbiri henüz sonuçlandırılamamıştır.  Bununla birlikte, ülkemizin Fas ile yürüttüğü STA müzakerelerinde son dönemde önemli ilerlemeler kaydedilmiş ve anlaşma üzerinde mutabakat sağlanmıştır. Türkiye ile Fas arasındaki STA’nın önümüzdeki dönemde imzalanması beklenmektedir. AB’yle mevcut tercihli ticari düzenlemelerinden dolayı bu ülkelerle ikili ticaretimizde trafik sapmasına yol açan bu durumun giderilmesi için anılan ülkelerle STA akdetmemiz öncelik taşımaktadır.
 
Öte yandan, AB’nin geliştirmekte olduğu “Daha Geniş Avrupa ve Yeni Komşuluk Girişimi” stratejisi çerçevesinde Rusya, Ukrayna, Beyaz Rusya ve Moldova’yla  bu ülkelerin DTÖ üyeliklerinin takiben STA’lar imzalaması ve uzun vadede bu işbirliğini daha ileri ticari ortaklık düzeyine çıkarmayı ve diğer alanlara genişletmesi gündeme gelmiştir. AB’yle Gümrük Birliği kurmuş olmanın yanısıra  üyelik süreci içinde olan ülkemizin bu gelişmeleri  yakından takip ederek ortaya çıkacak fırsatları değerlendirmesi bölgedeki ticari konumumuzun pekiştirilmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.

F. Ülkemizin imzalamış olduğu STA’larından beklediği ticari avantajlar

Ülkemizin imzaladığı STA’ları incelendiğinde genel amacın özetle, taraflar arasındaki ekonomik işbirliğinin arttırılması ve güçlendirilmesi, tarım da dahil olmak üzere mal ticaretindeki kısıtlamaların tedricen giderilmesi, uygun rekabet koşullarının yaratılması, yatırımların teşvik edilmesi, tarafların üçüncü ülke piyasalarındaki ticaret ve işbirliğinin geliştirilmesi olduğu görülmektedir.

Türkiye’nin söz konusu tercihli ticaret anlaşmalarının tamamlanması; İhracatın ülke ve madde bazında çeşitlendirilmesi, ilgili ülke ile ticaret hacminin kısa vadede artırılması, AB’nin tercihli rejimler kapsamında uygulamakta olduğu tavizli hadler ile Türkiye’nin uyguladığı Ortak Gümrük Tarifesi hadleri arasındaki farkın neden olabileceği trafik sapmasının önlenebilmesi, Anlaşma imzalanan ülkenin AB ve diğer üçüncü ülkelerle mevcut anlaşması kapsamında tanıdığı tavizli rejimi Türkiye’ye yansıtmasının temin sayesinde, Türk sanayicisinin bu ülke pazarında eşit rekabet koşullarına sahip olması, hammaddelerini Anlaşma yapılan ülkelerden sağlayan Türk sanayicilerinin üretim maliyetlerinin azaltılması, ortak yatırım ve işbirliği imkanları geliştirilmesi, Avrupa genelinde oluşturulan menşe kümülasyonu için gerekli altyapının hazırlanması bakımlarından önem taşımaktadır.

G. Ülkemizin imzalamış olduğu STA’larının özellikleri ve kapsadıkları alanlar:

Türkiye tarafından akdedilen STA’ları, tarafların AB ile mevcut Anlaşmaları çerçevesinde, karşılıklılık esasına dayanan global simetrik bir modele dayanmaktadır. Bu model doğrultusunda, bir yandan taraflar arasında AB’ye tanınan tavizler karşılıklı olarak yansıtılırken diğer yandan tarafların yükümlülükleri arasında ekonomik bir denge sağlanması dikkate alınmaktadır.

STA’ları, esas itibariyle, DTÖ kuralların uygun olarak ve Anlaşma yapılan ülke ile AB arasındaki mevcut tercihli anlaşmada belirlenen geçiş süreci esas alınarak, taraflar arasında bir serbest ticaret alanı kurulmasını öngörmektedir. Anlaşmalar, sanayi ürünleri ile başlangıç olarak bir bölüm tarım ürünleri ve işlenmiş tarım ürünlerinde sağlanacak karşılıklı pazara giriş kolaylıklarını kapsamaktadır. Diğer tarım ürünleri ve işlenmiş tarım ürünleri ticaretinin ise, Anlaşma hükümleri uyarınca, ileride yapılacak görüşmeler sonucunda serbestleştirilmesi öngörülmektedir.

Bu çerçevede, geçiş dönemine tabi olmayan sanayi ürünleri için uygulanan gümrük vergileri ve eş etkili vergiler Anlaşmaların yürürlüğe girdiği tarihte kaldırılmakta, geçiş dönemine tabi olan sınırlı sayıdaki sanayi ürünleri için uygulanan gümrük vergileri ve eş etkili vergiler ise, Topluluk ile Anlaşma yapılan ülke arasında belirlenen sisteme paralel şekilde aşamalı olarak indirim takvimine bağlanmaktadır.

Anlaşmaların yürürlüğe girdiği tarihten itibaren ithalat ve ihracata yeni miktar kısıtlamaları ve eş etkili önlem getirilmeyeceği, mevcut miktar kısıtlamaları ve eş etkili önlemlerin anlaşmanın yürürlüğe girişiyle birlikte veya en geç geçiş dönemi sonunda yürürlükten kaldırılacağı hususları da ayrıca hüküm altına alınmaktadır.

Tarım ve işlenmiş tarım ürünlerine ilişkin olarak ise taraflar, ilk aşamada sınırlı sayıdaki tarım ve işlenmiş tarım ürünlerinde miktar sınırlaması olmaksızın veya tarife kontenjanları çerçevesinde karşılıklı pazara giriş kolaylıları sağlamayı taahhüt etmektedirler. Taviz marjı itibariyle, prensip olarak, aynı üründe Avrupa Birliği’ne sağlanmış olan vergi avantajının yansıtılması yoluna gidilmiştir. Balıkçılık ürünleri, bazı istisnalar hariç olmak üzere, STA’ları kapsamında yer almamıştır. Anlaşmalarda, tarım ürünlerinde ve işlenmiş tarım ürünlerinde tanınan tavizler aynı listede yer almaktadır. Bu durumun tek istisnası, Romanya ile yapılan Anlaşma olup, tarım ve işlenmiş tarım ürünleri tavizleri ayrı Protokoller kapsamında düzenlenmiştir. Anlaşmalarda anılan tavizlerin zaman içerisinde yapılacak müzakereler sonucunda genişletilmesini öngören bir hükme de yer verilmektedir.

Anlaşmaların ekinde yer alan menşe protokolleri ise hem taraflar arasındaki ticarette uygulanacak tercihli menşe kurallarını düzenlemekte, hem de Pan-Avrupa Menşe Kümülasyonu (PAMK) sisteminin işleyişi için gerekli temeli oluşturmaktadır.

Anlaşmalar ayrıca, korunma önlemleri, iç vergilendirme, genel istisnalar, güvenlik istisnaları, devlet tekelleri, ödemeler, işletmelere ilişkin rekabet kuralları, kamu alımları, fikri, sınai ve ticari mülkiyet hakları, damping, herhangi bir ürünün ithalatında acil önlem, reeksport ve ciddi kıtlık, ödemeler dengesi güçlükleri gibi alanlarda düzenlemeler getiren genel hükümler içermektedir. Anlaşmanın kapsamadığı alanları içerecek şekilde genişletilmesine de imkan sağlanmaktadır.

Diğer taraftan, kurumsal hükümler çerçevesinde, anlaşmaların idaresi ile gün işleyişinden sorumlu olacak bir Ortak Komite tesis edilmektedir. Tarafların temsilcilerinden oluşacak olan söz konusu Komite bünyesinde, Anlaşma çerçevesinde ortaya çıkabilecek ve karşılıklı çıkarları ilgilendiren bütün ticari ve ekonomik sorunlar ele alınacak ve taraflar arasındaki ticarete ilişkin mevcut engellerin ortadan kaldırılma imkanları düzenli olarak incelenecektir.

Anlaşmalar, ana metin ile tamamlayıcı nitelikteki Ek ve Protokollerden oluşmaktadır. Tarım ürünleri ile menşe kurallarına ilişkin düzenlemeler Protokoller, ürün listeleri ise Ekler kapsamında yer almaktadır.


H. STA akdedilen ülkeler ile gerçekleştirilen ticaret

Mevcut veriler, STA akdedilmesi suretiyle tercihli ticaret ilişkisi tesis edilen ülkelerle fiilen gerçekleşen ticaret hacminin ve bu meyanda bu ülkelere yönelik ihracatımız ile bu ülkelerden yapılan ithalatımızın istikrarlı bir şekilde arttığını göstermektedir.

Nitekim, STA akdedilen ülkelerle ihracat ve ithalat rakamlarımız incelendiğinde, 1995 yılı ile 2001 yılı karşılaştırıldığında ihracat artışımızın %53, ithalat artışımızın ise %59 oranında gerçekleştiği, bu ülkelerin toplam ihracatımız içindeki paylarının %8’den %8,4’e yükseldiği, toplam ithalatımızdaki paylarının ise %6,3’ten %8,6’ya ulaştığı görülmektedir.

I.Sonuç

Ülkemizin AB’nin tercihli rejimlerine uyum yükümlülüğü kapsamında akdettiği serbest ticaret anlaşmalarıyla, taraflar arasında trafik sapmasının önlenmesi ve dolayısıyla Gümrük Birliği’nin daha iyi işleyişinin sağlanması yönünde önemli bir adım atılmış olmaktadır.

Anlaşmaların yürürlüğe girişi ertesinde yaratılan eşit rekabet koşulları sayesinde Türkiye’nin söz konusu ülkelerde Pazar kaybı engellenmiş ve mevcut pazar payının çeşitlenerek genişletilmesi imkanı sağlanmıştır. Bu kapsamda söz konusu ülkelerle ticaret hacminin anlaşmaların kazandıracağı ivmeyle artması beklenmektedir.

Anlaşmaların sadece ikili ticarete değil üçüncü ülkelerle olan ticarete de katkıda bulunması beklenmektedir. Bu bağlamda, ABD, AB ve EFTA ile serbest ticaret anlaşmaları akdetmiş tek ülke olan İsrail ile imzalanan anlaşma, sadece İsrail pazarına değil, özellikle ABD pazarına giriş açısından da önem arz etmektedir.

Ayrıca, tarım işlenmiş tarım ürünlerinde karşılıklı olarak sağlanan pazara giriş kolaylıkları sonucunda, kısa dönemde tarım ürünleri ticaretinde dengeli bir artış öngörülmektedir.

STA’larının ayrıca, ortak yatırımların yanı sıra, bölgedeki ekonomik entegrasyona ve işbirliğine de önemli katkı sağlamaları beklenmektedir.

Sonuç olarak ülkemizin mevcut ve potansiyel ticari ortaklarıyla STA’ları akdetmesi uluslararası alanda ekonomik ve ticari gücümüzü artırmasına katkıda bulunması bakamından gerekli ve olumludur.


* Bu makalenin yazılmasında Bakanlığımızdaki bilgilerin yanısıra, başta DTÖ ve AB kaynakları olmak üzere, çeşitli uluslararası ekonomik kuruluşların yayınlarından ve Dış Ticaret Müsteşarlığı ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin ortak yayını olan “Avrupa Birliği ve Türkiye“ adlı kaynak kitaptan yararlanılmıştır.