#

Bilgi Ekonomisinde Devlet, Değişim, Liderlik

Dr. Y. Turan Çetiner (*)

Ekonominin üretirken, kullanırken, alırken ve satarken bir değer yaratma süreci üzerine kurulu olması (1) bir değişmezi simgelerken, bilgi ekonomisi (k-knowledge economy) olarak adlandırılan yeni ekonomide toplumsal ve uluslararası roller bu denklemin değişenleri olarak ortaya çıkmaktadır. Üretim/sanayi/işgücü ağırlıklı ekonomideki (p-production economy) rollerin bilgi ekonomisine geçiş sürecinde yeniden tanımlanıp dağıtılması ne kadar olağansa, devletlerin yeni güç tanımlarını gelişmelere ve başka oyuncuların ellerine bırakmayarak değişimin felsefe ve mühendisliğini ele almaları da o derece beklenen bir gelişme olmakta.

Bu makale ulusal ve uluslararası düzenleyiciler olarak devletlerin ellerindeki imkanı bilgi ekonomisinin yeni pazarlara uygulanmasında önalıcı biçimde nasıl uygulayabileceğini tartışmaktadır. Buna paralel olarak, amaçlanan, dünya devletlerinin toplumlarına gelişim için gerekli ortamı tesis ederek zemin sağlama anlayışının, devlet olarak ilgi ve faaliyet alanlarını daraltarak varlıklarını küçültmek olgusuyla çatışmasını bir sinerji ile sonuçlandırma zorunluluğuna işaret etmektir.

Üretim Ekonomisinden Bilgi Ekonomisine değişim ve süreklilik

Bilgi ekonomisi yaratma/karar almada kullanılan orijinal ve senkronize bir dizi anlayış olarak tanımlanabilecek entelektüel sermayeyi stratejik unsur olarak almaktadır. Bu çerçevede değişim daimi, süreğen, karmaşık, belirsizlik yaratıp, öngörülebilirliği azaltan bir unsur olarak tanımlanmaktadır. Bu ortamda küreselleşme, üretim, ticaret, finans, iletişim ve bilişimde ekonomilerin açılması ve bunların sonucunda sert rekabet ve eşzamanlı halde iş ilişkilerinde karşılıklı ve yapıcı bağımlılığı meydana getirmektedir. 

Üretim ekonomisinde ekonomik gelişme düzenli, aşağı ve yukarı olmak üzere yönü tahmin edilebilir olurken, bilgi ekonomisinde durumun, çalkantılı ve olağanüstü hızlı biçimde yaşanabilen iniş-çıkışlı kaotik bir yapı içinde cereyan etmesi beklenmektedir. Üretim ekonomisi arza ve büyük şirketler tarafından yaratılan uzun soluklu teknolojilere dayalı iken, bilgi ekonomisi tüketici ekseninde, icatçı/yenilikçi girişimci firmaların kısa dönemde tüketilip, değiştirilmesi gerekecek teknolojilerine dayalı gelişmektedir. Yine, üretim ekonomisi büyüğün küçüğü yediği, yavaş ve istikrarlı adımlarla pazara hakimiyet stratejisi izlemişken, bu durum bilgi ekonomisinde yerini, hızlının yavaşı alt ettiği, hızın değişen ve değişmesi desteklenen tüketici beklentisine hakim olma anlamına geldiği, dolayısıyla değişimin idaresinin ele alınarak farklılaşmanın kazandırdığı bir sisteme bırakmıştır.

İki sistemdeki belki de en önemli fark, bilgi ekonomisinin kaynağını mali sermaye yerine insandan alması olmaktadır. Bir başka önemli husus olarak yeni ekonomi klasik vizyon-misyon-hedef-hareket planları strateji piramidini kullanmamakta, onun yerine fırsat değerlendirmelerinin iticiliğinde dinamik bir strateji izlemektedir. Burada, eski sistemin aksine rekabet avantajını yaratan hammadde ve dönüştürülebilir mali kaynağa sahip olmak, ucuz işgücü ve maliyetten iktisat yerine, kurumsal mükemmelleşme ile tüketici ile memnuniyet ortaklığı ve rekabet içinde kazandırıcı farkılılaşma gibi ayırt edici özellikler tercih edilmektedir.

Eski ekonomi geleneksel, hiyerarşi içinde, yukarıdan aşağıya piramit bürokrasisi içinde tek liderli olmuş iken, yeni ekonomi insan, bilgi ve tutarlılık odaklı, liderliği bireysel olarak hissettiren, inisiyatif kullandırmaya dayalı bir yapılanma içinde olmaktadır. Bilgi ekonomisi insanların belli bir eğitim temeli ile başlayıp devam etmeleri yerine, devamlı ve çabuk öğrenmeye dayalı, sistemik gelişim içinde aşama yapılmasını esas almaktadır.

Liderlik ve ülkelerin küresel ekonominin karlılığı artan alanlara yönlendirilmesi

Geleceğe yönelik tahminler ve geleceğin nasıl şekilleneceğinin doğru olarak belirlenmesi dünya devletlerinin ulusal ekonomilerine ilişkin planlamalarının merkezindeki yerinin sağlamlaştırmaktadır. Bu hususun “gelecek bilimciliği”ni kullanmak olarak anlaşılması yanıltıcı olmayacaktır. Öte yandan, ülkelerin büyük-küçük farketmeksizin bilgi ekonomisindeki kardan alacakları payı artırma çabası kazanan ve kaybedenin çok net biçimde birbirinden ayrılacağı mücadelenin adı durumuna gelmiştir.

Burada temel soru şudur: yeni ekonomideki eğilimler ve bunlar içinde yer (niche) edinme çabasında karar neye göre verilecektir? Evlerde kullanılan temel cihazlar, bunlara eklenecek yeni ürünler, kişisel sağlık ürünleri veya bunlara katılacak yenilerini kapsayan bir üretim mi, yoksa bütün bunlarda yer alan, cep telefonundan, otomobillere, bilgisayarlara kadar her şeye girmiş “chip” ler mi? Aynı soruyu örnekleri çoğaltarak ve odaklanılabilecek üretim unsurlarını geliştirerek sormak da mümkündür. Yeni televizyon tarzı olarak yaygınlaşan plazma/lcd televizyonların üretimine yönelerek teknoloji ve fiyatıyla rekabetçi yeni bir marka yaratmak mı, yoksa, tasarlamadan, markalaştırmaya ve pazarlamaya varan komple bir üretim yerine, bütün markaların kullanacağı ekranı üretmek ve tüketici konumundaki üreticiye satmak mı? Devletlerin belirleyici rolü kuşkusuz burada ortaya çıkmaktadır. Ekonomik faaliyetlerin hangi şekilde destekleneceği kararı küresel gelişimi iyi izleyerek verildiği takdirde, devletler öncü rollerini koruyabilmekte, küresel ve serbest ekonomide, değişmezliği simgeleyen devlet ve değişimi sembolize eden serbest aktörler arasındaki uyum artırılmakta, etkin devlet, üretimin lokomotifi haline gelmekte, yatırım/üretim aktörleri bu gücü arkasına almayı istemektedir.

Devletlerin ulusal ekonomilerinin yönelimine ilişkin kararı almaları, gelecekte neyin önem kazanacağı öngörüsüne dayanmaktadır. Dünya ülkeleri, gelişme eğilimlerini ticaret ve yatırımlar üzerine kurup, bunların ucuz maliyetle gerçekleştirilmesine yönelirken, ekonomiyi ortaya çıkan yeni alanlara kaydırmanın önemini de gittikçe daha fazla kavramaktadırlar. Bu çerçevede, geleceğin ekonomisinde genbilim, biyoenformatik ve sağlık biyoteknolojisinin birlikte yer alacağı hayat bilimleri (life sciences) havuzunun kapsam ve derinliğinin daha iyi görülmesinin önemi ortadadır.

Hayat bilimleri yalnızca tedavi ve hastalıkların önlenmesi amacını taşıyan çalışmaları kapsamamakta, sanayiden, organik tarım ve hayvancılık tekniklerine, gıda işlenmesine, enerjiye ve iletişim araçlarına kadar bir dizi alanda topyekün bir değişim ile ilişkili olmaktadır. Hayat bilimleri aynı zamanda tüketicilerin kaynaklarını öncelikli olarak ayıracakları, geometrik bir biçimde artacak taleplerin karşılanması ile de ilişkili olmaktadır. Aynı cep telefonunu beş yıl kullanabilecek bireyler, sağlık sorunlarının önlenmesi ya da tedavi için mevcut ekonomik seçeneklere süratle yönelmekte tereddüt göstermeyecektir.

Görülmektedir ki, bilgi ekonomisi eski kalıpları da kırmaktadır. 2010’a kadar  1 ve 0’ların oluşturduğu ikili sayı sisteminden, DNA’yı oluşturan dört çekirdek olan A,C,G ve T harfleriyle sembolize edilen bir sisteme geçilmesiyle gerçekleştirilecek dönüşüm başlamış durumdadır. Konunun yalnızca yaşayan organizmaların genetik kodlarının değiştirilerek dünyada bir çığır açılması anlamına gelmediği ortadadır. Genetik manipulasyon konusu toplumların adaptasyonunu, hukuki ve ahlaki çerçevenin belirlenmesini ve bir dizi paralel değişiklikleri ilgilendirirken, bilgi toplama ve işlem yapabilme kapasitesini kendi kendini geliştirebilecek olağanüstü yetkinlikteki protein bazlı çiplerin yapılması herhangi bir itiraz konusu olmayıp, teknoloji pistindeki yarışı temsil edecektir. (2)

Kabul edileceği üzere, bu alandaki öngörü ve uygulamalar ülke stratejisi niteliğindedir. Devletlerin bu alana yönelimi ekonomik olarak özendirmeleri ve perspektif çizmeleri rekabetçi küresel politikanın bir zorunluluğu olmaktadır.

Stratejik planlama ve devletlerin yatırım kararları

Ulusal ve bölgesel işbirliği yapıları içinde gelişmiş, küresel ekonomik düzende “karşı tarafça yutulmadığı” asgari düzeydeki bir karşılıklı bağımlılık içinde yer alabilecek ve daha büyük ölçekte şirketlerin oluşturulması yeni ekonomiyi kavrayan devletlerin dış ekonomik politikalarının merkezinde yer almaktadır. Esasen kapalı ve korumacı ekonomilere sahip ülkelerin standart altı demokrasiler olarak tanımlandığı uluslararası düzen, güçlü bir dışa açılmayı zorunluk haline de getirmektedir.

Bu durumda, yatırım alanlarının doğru olarak belirlenerek, küresel kar pastasından alınan payın zamanlaması iyi yapılmış açılımlarla artırılması ve bu amaçla küresel eğilimlerin doğru değerlendirilmesi devletlerin temel ekonomik amacı halini almaktadır. Devletlerin ülke yapılarını tam kavramaları, böylelikle, örneğin sanayisi olmayan az gelişmiş bir ülkenin gen teknolojisine yönelme kararı alması gibi ekonomik altyapısını yadsıyan bir yöne sapmaması da aynı derecede önem arzetmektedir. Kaldı ki bu durum, gelecekteki temel gelişim alanlarının bazı ülkelere kapalı kaldığı, dolayısıyla bu yarışta yerleri olmayacağı anlamına gelmemektedir. Örneğin hiçbir karmaşık üretim altyapısına sahip olmayan Arnavutluk, ülke coğrafyasının özelliği nedeniyle organik tarım için büyük potansiyele sahip olabilmektedir. Tabiyatıyla potansiyelin uygulamaya dönüştürülmesinde ise öne çıkan planlama olmaktadır.

Bugün, alışveriş merkezlerinden, taksilere, telekomünikasyondan, basın-yayına hemen her şeyi devlet eliyle, batılı anlamda bir demokrasi de olmadan yöneten Singapur dünyanın en küreselleşmiş ikinci ülkesi olabilmektedir. (3) Örneklerin çoğaltılması, dünya ülkeleri için devlet-ekonomik düzen-gelişme denkleminin tek olmadığını gözler önüne sermektedir.
 
Devletlerin ülke yapılarını geleceğe yönelik doğru yönlendirerek üretim alanlarını belirlemeleri ve bir anlamda kontrolü ele almaları, istenmeyen anti-liberal bir gelişme olarak görülebileceği gibi, bunu varoluş nedenleri olan iyi hizmetin gereği olarak değerlendirmek için birçok neden bulunduğu da ortadadır. Diğer taraftan her ülke ve toplumun özelliklerine bakmadan tek bir gelişme modelini bunun üzerine giydirmek de uygun bir yol olamayacaktır.

Burada belirtmek gerekir ki, ne olursa olsun bol ve ucuza üretme stratejisi izleyen Çin, eski ekonominin daha ucuza daha çok üretme anlayışının küreselleşmiş hali gibi bir yapı arzetmektedir. Üretim ilişkileri katı hiyerarşik düzene sahip, çalışan haklarının korunmasındaki eksiklikleri, tüketici ile satışla başlayıp biten, empatik bağ kurmayan yaklaşımlarıyla Çin bazılarına göre içten patlamaya (implosion) aday, sürdürülebilir olmayan bir gelişim içindedir. Dolayısıyla şu ana kadar ki başarısının devamı da doğru adaptasyonu yapabilmesine bağlı kalmaktadır.

Öte yandan, bu adaptasyonun yapılmakta olduğu Çin’in de gelişmiş ülkeler gibi daha ucuz işgücü olan bölgelerde yatırım yapmakta olmasından anlaşılmaktadır. Çin bisiklet üretimi için Gana’da, elektronik üretimi için Güney Doğu Asya’da yatırım yapmaktadır. Aynı eğilim, Hindistan, Rusya, Brezilya, Meksika, Malezya ve Güney Afrika gibi ülkelerin yatırımlarında da görülmektedir. Buna göre, gelişmekte olan ülkelerin doğrudan dış yatırımları, 2004 yılı tahminlerine göre 40 milyar dolara ulaşmış durumdadır. (4)

Dijital Bölünme: Önümüzdeki Soru İşareti

Bilgi ekonomisine geçiş sürecinin en önemli özelliği bilişim ve iletişim teknolojilerinde (Information and Communication Technologies-ICTs) yaşanan hızlı değişimin ekonomiden organizasyon ve yönetim süreçlerine kadar etkileri, aynı zamanda, bir yandan e-ticaret, diğer yandan e-devlet çalışmalarında getirdiği yeniliklerdir. Internetin olumlu ve olumsuz etkilerini idare yeteneği kimi ülkelerin lehine, kimi ülkelerin ise aleyhine olan “dijital bölünme” (digital divide) olgusunu yaratmıştır.

Teknoloji üretim gücünü elinde bulunduran ve enformasyon teknolojilerini bir alt yapı unsuru olarak etkin kullanabilen zengin ülkelerle, diğer ülkeler arasında bir “dijital bölünme” yaşanmaya başlandığı bir gerçektir. Böylesi bir bölünmenin zayıflar kısmında yer almamak isteyen ülkeler “dijital bölünme” olgusunun dinamiklerini dikkate alarak, yeni politikalar geliştirmeye yönelmektedir. Bu bölünmenin olumsuzluklarını ortadan kaldırmak için gerekli teknolojik altyapı kadar, bireylere de eğilinmesi, yeni bir kültür yaratılması ve bunun içinde bireylerin yaratıcı ve eleştirel yeteneklerinin geliştirilmesi gerekmektedir.

Japonya ve Kore Cumhuriyetinin yüksek hızlı geniş band internet altyapısını tesis etmede kaydettiği gelişme, bu alandaki yatırımın, büyük bir ekonomik kapasitenin anahtarı konumunda olduğunu ve küresel güç denklemini değiştirilebileceğini göstermiştir. Bu kuzey asya ülkelerinin, bilişim/iletişim altyapılarını güçlendirerek, e-ticaret, uzaktan eğitim ile, geliştirilen yeni ürünlerin satılması ve/veya kullandırılmasının oluşturduğu pazardan daha fazla pay almada ABD’yi geride bırakmaya başlamış olması, bu alandaki teknoloji sınırının ilerletilmesinin ve teknolojik liderliğin bütün avantajlarının da anılan ülkelerin eline geçmesi anlamına gelecektir. (5) 

Öte yandan, gelişmekte olan ülkelerin bilişim ve iletişim teknolojilerini yaratma, erişim ve kullanma alanındaki sorunlarının benzerlik içinde bulunduğu ve bunların pahalı erişim, yasal düzenlemelerin ve girişimcilerin eksikliği olarak sıralanabileceği belirtilmelidir. İkinci husus, bu teknolojilere yönelik ilginin yaratılması ya da mevcut ilgiye yanıt verilebilmesi ile ilgili olmaktadır. Mısır ve Kore Cumhuriyeti’nde devletlerin Internet’in yayılmasını teşvik etmesi sözkonusu iken, ÇHC’de durum tüketicilerin talebini karşılamaya çalışmak üzerine cereyan etmektedir.

Araştırmalar, tüketici talebine dayalı bir genişlemenin daha yüksek ilgi, daha yetkinlik ya da  daha hızlı yaşam tarzı değişikliği sağlayıp sağlamadığı ölçütleri açısından  her iki modelin de başarılı olduğunu koymaktadır. (6) Öte yandan, dünya genelinde bilişim ve iletişim teknolojilerine erişim açısından eşitsizliğin, gelir dağılımındaki eşitsizlik ortalamasının iki katı düzeyinde olduğu da görülmektedir. Dolayısıyla dijital bölünme bir tehdit olarak varlığını ortaya çıkışındaki yeniliğe rağmen olağanüstü bir biçimde hissettirmeye başlamış durumdadır. (7) Bunun her ülke açısından çözüme kavuşturulması bilgi ekonomisinde devletlerin öncülügünü gerektiren en önemli örnek olmaktadır.

Sonuç

Bilgi ekonomisinde devletler ön plandaki konumlarını devam ettirmektedirler. Yeni ekonominin serbestlik ve yaratıcılığa dayanması, esasen bu olguların güçleneceği ortamı yaratmayı üstlenmiş çağdaş devletlerin hizmet anlayışında da yeni ve ileri bir aşamaya geçilmesi sonucunu beraberinde getirmiştir.

Bilişim ve iletişim altyapısının geliştirilmesi, otomasyonun artırılması, bilgi ekonomisinde ağırlık kazanan yeni alanlara yatırımların özendirilmesi ve nitelikli insan gücünün ortaya çıkarılması, devletlerin bu amaçla gereken adımları atarken, bir yandan da ekonomik liberalizasyonu sistematik olarak sürdürmeleri ile ilişkili durumdadır.

Hiç kuşkusuz, devletlerin güvenlik ve istikrarı sağlayan fonksiyonları güçlü ve sağlıklı ekonomik gelişme için daha da önem kazanarak sürmektedir.

Bilgi ekonomisi-devlet ilişkisini irdelerken belirtilmesi gereken bir diğer nokta, demokrasinin, bilgi ekonomisinde liderliği gereken, lokomotif sanayiler yaratan ve bunu dünya ölçeğinde kabul ettirecek güçlü devlet ile tezat içinde bir olgu değil, siyasi, ekonomik ve sosyal düzenin içerisinde gelişeceği genel çerçeve olduğudur.

Sonuçta, ülkelerin mevcut üretim kalıplarını aşarak karmaşık ve geleceğe yönelik üretim alanlarına yönelmeleri devletlerce alınan stratejik kararlar olup, bu durum ekonomik güç olarak öne çıkmış ülkelerin ortak özellikleri arasında yer almaktadır.

(*) Başkatip, Tirana Büyükelçiliği

(1) Ekonomide kullanım ve değişim değerleri (use value/exchange value) üzerine temel    çalışmalardan biri olarak bkz. Selected Writings, Jean Baudrillard, ed. Martin Poster, Stanford University Press, California, 2001, p. 60-101.

(2) “Reshaping and transforming of the economy”, Martha C. Piper, Vancouver Ticaret Kurulu Konferansı Konuşması, 2 Ekim 2002, www.creativeresistance.ca; “Protein-Based Computers”, Jonathan Trent, Information Technology Strategic Research, 18 Aralık 2003, http://itcsr.cict.nasa.gov/ts

(3) “4th Annual AT Kearney and Foreign Policy Magazine Globalization Index, 2004.”

(4) “Developing Country Growth Is Fastest In Three Decades, But Global Imbalances Pose Risks”, Dünya Bankası, Basın Açıklaması, No:2005/402/S, 6 Nisan 2005.

(5)“Down to the Wire”, Thomas Bleha, Foreign Affairs, Mayıs/Haziran 2005.
    
(6) The Digital Divide: ICT Development Indices Report 2004, UNCTAD, p. 2.
    
(7) Dijital bölünmenin merkezindeki bilişim-iletişim teknolojilerinin en önemli özelligi teknolojik yeteneklerin sürekli artması, ancak, maliyetlerin gerilemesidir. Bu ilişki şu üç kural ile açıklanmaktadır:  a) Moore Kuralı: Bir mikro-çipin fiyatı artmadan hızı her 18 ayda bir, iki misli artmaktadır. b) Gilder Kuralı: Birim fiyatı değişmeden önce iletişim sistemlerinin toplam bant genişliği her yılda bir üçe katlanmaktadır. c) Metcalfe Kuralı: Bir iletişim şebekesinin değeri şebekedeki düğüm (node) sayısının karesiyle orantılı olup, bir şebekeye bağlı olmanın değeri üssel olarak artarken kullanıcı başına fiyat inme eğilimine girmektedir. Dolayısıyla, önceleri ağırlığı tonları bulan bilgisayarlar cepte taşınabilecek kadar küçülmekte ve milyonlarca işlem kapasitesine ulaşabilmektedir. Bu konudaki çok sayıdaki araştırmadan biri olarak, bkz. “The Nodes Know”, Marcos Taccolini, 1 Ağustos 2003,The Instrumentation, Systems and Automation Society, www.isa.org