#

OECD Ülkelerinde Uluslararası Ticaret ve Yatırımların Önündeki Engellerin Kaldırılmasının ve Ürün Piyasalarının Liberalizasyonunun Faydaları

Hatice Kökden (*)

Ürün piyasalarının liberalleşmesi, uluslararası ticaretin serbestleştirilmesi ve uluslararası yatırımların önündeki engellerin kaldırılması, dünyanın diğer bölgelerinde olduğu gibi, OECD ülkelerinde de, ekonomik etkinliğin artırılması ve dolayısıyla yaşam standardının yükseltilmesi açılarından kilit unsurlarından sayılmaktadır. OECD ülkeleri, bu açılardan genel olarak dünyanın diğer bölgelerinden daha iyi durumda olmalarına rağmen, bu ülkeler ve özellikle ABD ve AB arasında sözkonusu parametreler açısından ciddi farklılıklar gözlenmesi, bu farklılıkların giderilmesi halinde büyük ticaret ve gelir kazançlarının sağlanabileceği savını desteklemektedir. Bu savdan yola çıkarak, OECD bünyesinde, iki aşamalı olarak gerçekleştirilen bir proje ile, OECD ülkeleri arasında ürün piyasalarında liberalleşmenin ve dış ticaret ve uluslararası yatırımların önündeki engellerin kaldırılmasının üye ülkelere getireceği kazançlar tahmin edilmeye ve ölçülmeye çalışılmıştır.

Yapılan çalışmanın ilk aşamasında, AB ve ABD tarafından iç ürün piyasalarına, dış ticaret ve dış yatırımlara uygulanacak liberalizasyonun etkileri tahmin edilmeye çalışılmış, ikinci aşamada ise liberalizasyonun tüm OECD ülkeleri tarafından uygulandığı varsayımı altında, yine tüm OECD ekonomileri üzerindeki oluşabilecek etkiler öngörülmeye çalışılmıştır.

Çalışma, OECD’nin ürün piyasası regülasyonları, dış ticaret ve uluslararası yatırımlar açılarından OECD üyesi ülkelerin durumlarını değerlendiren bir dizi veri seti ile yola çıkmaktadır. Bunlardan Ürün Piyasası Göstergeleri (PMR- Indicators of Product Market Regulation) 2003 yılında tüm OECD üyesi ülkelerinde ürün piyasalarındaki regülasyonun durumunu ölçmeye yönelik bir anket çalışması ile oluşturulmuştur. Bu çerçevede, ürün piyasalarının ne ölçüde regülasyona tabi olduğuna, kamu kontrolünün seviyesine, girişimciliğin önündeki engellere, yatırım ve ticaretin önündeki engellere bakılarak, bu açılardan ülkelerin durumları tespit edilmiştir. Uluslararası yatırımların önündeki engellerle ilgili kısma temel oluşturan veriler ise 2001 tarihli olan, üye ülkelerdeki dış yatırımlar üzerindeki kısıtlamalara yönelik bir çalışmanın sonuçlarıdır. Bu kısıtlamalar temel olarak yabancıların şirket sahipliği üzerindeki sınırlamalar, yabancı personel istihdamı ve operasyonel bağımsızlık üzerindeki kısıtlamalardır. Dış ticaretle ilgili olarak ise 2003 yılındaki ortalama ticaret ağırlıklı (trade weighted) en çok kayırılan ülke bazında (most favoured nation-MFN), OECD üyesi ülkelerde uygulanan çift taraflı tarife oranları kullanılmıştır.

Çalışmanın takip ettiği temel yöntem, yukarıda sıralanan üç unsurda (ürün piyasasının regülasyonu, yabancı sermayenin ve dış ticaretin liberalizasyonu) her bir ülke veya ülke grubunu, bu üç unsurda en iyi durumdaki “referans” ülke ile kıyaslayarak, bu üç unsurda “referans” ülkenin parametrelerine yaklaşıldığında, milli gelir ve dış ticaret açısından elde edilecek kazancı tahmin etmektir. Çalışmada, dış ticaret ve yatırımın önündeki engellerin kaldırılmasının küresel olarak uygulanan bir karar olduğu varsayılmıştır. Dolayısıyla, her iki konudaki liberalizasyonun etkisi tüm dünyaya yayılmaktadır. Öte yandan, ürün piyasasındaki reformların rekabeti güçlendireceği ve ülkelerin hem iç ürün piyasasındaki reformlar, hem de ticaret yaptıkları ülkelerdeki reformlardan faydalanacağı varsayılmaktadır.

Çalışmada, reformların dış ticaret ve üretim üzerindeki etkisinin analizi, OECD’nin ekonomik büyümenin belirleyici faktörleri, dış ticaret ve doğrudan yabancı sermayenin itici güçleri konularında daha önce gerçekleştirdiği bazı regresyon analizi sonuçları ile buna ilaveten GTAP’ın (Global Trade Analysis Project) genel denge analizinin sonuçlarına dayanarak yapılmaktadır.

Çalışma, öncelikle OECD üyesi ülkeler arasındaki entegrasyonun seviyesini analiz etmektedir. Bu çerçevede, son yirmi yıllık süreçte OECD üyesi ülkeler arasındaki dış ticaretin, ekonomik büyümeden daha yüksek bir hızla arttığı, bununla birlikte bu artışın hizmet ticaretinden ziyade mal ticaretinden kaynaklandığı; benzer şekilde uluslararası yatırımların da hızla arttığı, buna rağmen bu artışın yeni yatırımlardan daha çok şirket birleşmeleri ve özelleştirme yoluyla sahipliğin el değiştirmesinden kaynaklandığı; uluslararası ticaretin tersine, doğrudan yabancı yatırımların, mal üreten sektörden ziyade, hizmet sektöründe yoğunlaştığı; yabancı şirketlerin bağlı şirketlerinin iç piyasalardaki faaliyetlerinin, doğrudan yabancı yatırımların artış eğilimlerine paralel olarak arttığı, bununla birlikte yabancı şirketlerin bağlı şirketlerinin imalat sanayi ve hizmetler sektörü istihdamına etkisinin sınırlı kaldığı; son dönemde dış ticaretin, yabancı yatırımların ve bağlı şirketlerin faaliyetlerinin artmasının, OECD ekonomilerinin birbirine bağımlılığını artırdığı; çok taraflı yatırım ve ticaret anlaşmalarının ticaret ve yatırımlar önündeki resmi engelleri azaltmakla birlikte, ulusal sınırların, ekonomiler arasındaki entegrasyonun önünde engel teşkil etmeye devam ettiği müşahede edilmiştir. Bu engeller; tarife, tarife dışı engeller, yabancıların şirket sahipliğinin önündeki engeller gibi entegrasyonu doğrudan etkileyen engeller olabileceği gibi, ihracatçının üretim maliyetlerini ve dolayısıyla uluslararası piyasalarda rekabet gücünü etkileyebilecek olan iç düzenlemeler veya üretimde yerli ve yabancı girdiyi beraber kullanmakta olan ticarete konu hizmet sektörlerinde maliyetleri artıran düzenlemeler gibi dolaylı engeller de olabilmektedir.

OECD üyeleri arasında entegrasyonun seviyesinin analizinden sonra, daha önce sözedilen PMR göstergeleri yoluyla, iç piyasalarda rekabetin önündeki engellere bakılmıştır. Bu çerçevede OECD üyesi ülkelere 2003 PMR göstergeleri açısından üç grupta sınıflandırılmıştır:

• İngilizce konuşulan ülkelerin çoğunda ve İskandinav ülkelerinde rekabetin önündeki düzenleyici engeller nisbi olarak düşük bulunmuştur.

• Meksika ve Türkiye gibi düşük gelirli üye ülkeler ile Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti gibi Doğu Avrupa ülkeleri ve Güney Avrupa ülkelerinde sözkonusu engellerin nisbi olarak yüksek olduğu gözlenmiştir.

• Diğer Avrupa ülkeleri ve Asya’daki OECD üyesi ülkelerde ise rekabeti kısıtlayıcı unsurlar açısından orta düzeyde bulunmuştur.

2001 yılı itibariyle yabancı sermaye yatırımlarıyla ilgili kısıtlamalar açısından değerlendirme yapıldığında ise, AB ülkelerinin çoğunda ve ABD’de engelleyici unsurların düşük olduğu görülmüştür. Avrupa ülkelerinde yabancı sermaye üzerindeki kısıtlamaların düşük olması, daha çok AB içinde bu tür kısıtlamaların mevcut olmayışına bağlanmaktadır. İzlanda, Meksika, Türkiye ve Kanada yabancı sermaye kısıtlamalarının en yüksek olduğu ülkeler arasında sayılırken, Japonya, Kore ve Avustralya da, bu açıdan OECD ortalamasının üzerindedir.

2003 yılı itibariyle dış ticaretin önündeki tarife engelleri açısından bakıldığında ise, bölgesel serbest ticaret anlaşmaları ve çok taraflı ticaret liberalizasyonu ile OECD genelinde çift taraflı tarife oranlarının son dönemde önemli oranda düştüğü gözlenmiştir. Bununla birlikte, OECD üyesi ülkeler arasında Meksika, Polonya, Kore, Türkiye ve Macaristan gibi ülkelerde gümrük tarifelerinin nisbi olarak yüksek olduğu gözlenmiştir. Tarife dışı engeller açısından ise, miktar ve fiyat kontrol tedbirleri gibi engellerin son dönemde çok taraflı ticaret müzakereleri ile büyük ölçüde elimine edildiği görülmektedir. Bunun dışında kalan sınır-ötesi-tarife dışı engeller ise bu konudaki kısıtlı veri mevcudiyeti ve sağlıklılığı dikkate alınarak yapılan analizin dışında bırakılmıştır. Sektörel seviyede regülasyonlar ve sınırda uygulanan engeller incelendiğinde, uluslararası entegrasyonun önündeki engellerin temel olarak belli sektörlerde yoğunlaştığı görülmektedir. İmalat sanayi sektörü, bu tür engellerden arınmış bir görüntü arzederken, hizmetler ve tarım sektörlerinde bu tür engellerin yoğunlaştığı görülmektedir. Hizmet sektörleri arasında en fazla regülasyonun gözlendiği sektörlerin, demiryolu taşımacılığı, doğalgaz, posta hizmetleri sektörleri olduğu tespit edilmiştir. Telekomünikasyon sektörü ve nakliye sektörü OECD genelinde nisbi olarak düşük regülasyona tabi sektörler olarak görülmesine rağmen, ülkeler arasında farklılıklar gözlenmektedir. Yunanistan, İtalya ve Çek Cumhuriyetinde nakliye sektörü daha yüksek regülasyona tabi iken, Türkiye ve İzlanda’da telekomünikasyon sektörü yoğun olarak regüle edilmektedir. Bu aşamadan sonra, OECD üyesi ülkelerin, yukarıda sıralanan konularda “best practice/en iyi uygulama” olarak “referans” kabul edilen ülke/durum arasındaki farkın belirlenmesine geçilmiştir. Bu alanlarda en az kısıtlama ve regülasyona tabi OECD ülkeleri, “referans” ülke olarak tespit edilmiştir. İç piyasaya yönelik ürün piyasası regülasyonu konusunda “referans” tespit edilmesi, iki alt bileşen aracılığıyla olmuştur. Kamunun ekonomik hayat üzerindeki kontrolünü tespit etmek için, kamu iktisadi teşekküllerinin büyüklüğü ve alanı ile kamunun özel sektörün çalışması üzerindeki kontrolüne bakılmış, her iki alanda da Avustralya en az kısıtlayıcı ve en az müdahaleci olarak “referans” ülke seçilmiştir. Girişimciliğin önündeki engeller açısından ise hiçbir OECD ülkesi bu engellerin tamamında “referans” olamamıştır. Yeni açılan işletmeler (start-ups) üzerindeki yönetsel yükün (administrative burden) en düşük olduğu ülkeler Danimarka ve İrlanda olurken, yönetsel şeffaflık açısından Kanada’nın en iyi durumda olduğu tespit edilmiştir. İrlanda ve İngiltere ise rekabetin önündeki engellerin en düşük olduğu ülkeler olarak belirlenmiştir. Reformların daha çok hangi sektörlerde yoğunlaşması gerektiği, ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Genel olarak ürün piyasası aşırı bir şekilde regülasyona tabi bulunan ülkelerin imalat sanayi dışında pek çok sektörde reforma başvurması gerekmektedir. Öte yandan, yabancı sermaye üzerindeki kısıtlamalar açısından “best practice” ülkeleri, tüm sektörler için ayrı ayrı belirlenmiştir. Gümrük tarifeleri açısından ise “referans” durum olarak, “gümrük tarifelerinin 0 ya da 0’a yakın olduğu” bir seviye alınmıştır.

Çalışmada “referans” olarak kabul edilen ülkeler belirlendikten sonra, ülkelerin, her bir alanda referans ülke ile arasındaki farkı kapatmaya yönelik bir reform programı uyguladığı varsayılmıştır. Ülkelerin ürün piyasalarını düzenleyici reforma tabi tutarak, iç piyasalarında rekabeti artıracakları; artan rekabetin, çok faktörlü verimlilikte (MFP-Multi Factor Productivity) hem bir defalık, hem de sürekli nitelikte artışlar sağlayabileceği; dış ticaret ve dış yatırımların liberalizasyonu ile de kaynakların ülkeler arasında serbestçe ve etkinlik kriterine göre akmasının sağlanacağı ve hitap edilen piyasaların genişlemesi ile firmaların ölçek büyüterek, ölçek ekonomilerinden faydalanabileceği düşünülmektedir. Ülkelerin yukarıda sıralanan üç alanda reform hayata geçirmelerinin ekonomik faydalarının tahmin edilmesinde üç farklı yaklaşım kullanılmıştır.

1. OECD’nin daha önce ekonomik büyümenin ve dış ticaretin belirleyenleri konusunda panel data ile yaptığı ekonometrik analizlerin sonuçlarının kullanılarak, reformların toplam dış ticarete ve buna bağlı olarak kişi başına milli gelir üzerindeki etkisinin tahmin edilmesi,

2. OECD’nin ürün piyasası regülasyonları ile verimlilik arasındaki ilişki konusunda geliştirmiş olduğu ekonometrik teknikler kullanılarak; reformların, verimlilik artışı yoluyla üretim üzerindeki etkisinin tahmin edilmesi,

3. GTAP genel denge modelinin iki senaryo altında çalıştırılarak, dış ticaret ve üretim üzerindeki etkinin tahmin edilmesi. İlk senaryoda gümrük tarifelerinin azaltılmasının üretim ve dış ticaret üzerinde yaratacağı statik etki tahmin edilmiş, daha sonra bu senaryoya ikinci yaklaşımdan elde edilen verimlilik artışları eklenmiştir.

I.AŞAMA

Çalışmanın ilk aşamasında AB ve ABD ekonomilerinin daha fazla entegre olmasının, bu ülkelerde ürün piyasasına girişlerin, yabancı yatırımların ve dış ticaretin önündeki engellerin kaldırılmasının, hem bu iki birime etkisi, hem de üçüncü ülkelere etkileri analiz edilmektedir. Bu çerçevede, öncelikle ABD ve AB’nin ürün piyasası regülasyonu açısından “referans” kabul edilen ülkelerle arasındaki fark değerlendirilerek, bu farkın kapatılacağı ve hem birbirlerine karşı, hem de üçüncü ülkelere karşı gümrük ve yatırım engellerinin kaldırılacağı varsayımı altında yukarıda sıralanan teknikler uygulanmıştır. Yapılan analizin ilk aşama sonuçlarına göre, AB ve ABD’nin üç alanda uyguladıkları reformlar sonucunda, AB’nin OECD’ye ihracatını yüzde 30 oranında, ABD’nin OECD’ye ihracatını ise yüzde 20 oranında artırma potansiyeli görülmüştür. İhracat üzerinde yaratılan toplam etkinin önemli bir kısmı iç piyasalardaki regülasyonun azalmasından kaynaklanmaktadır.

Tablo 1.Panel Data Regresyonları ile AB ve ABD’de Uygulanacak Reformların İhracat Seviyelerinde Yaratacağı Artış (%)

Karşılıklı Gümrük Tarifelerinin Azaltılması

Yabancı Sermaye Kısıtlarının Azaltılması

Regülasyonlarda Azalma

Reformların Toplam Etkisi

OECD 

4,4

2,4

25,6

30,7

     ABD 

3,5

1,0

17,5

22,0

    Japonya 

10,7

3,1

6,2

20,0

AB-15 (AB içi ticaret hariç)

1,4

2,4

25,6

29,4

    Almanya

1,6

2,4

25,4

29,3

    Fransa

1,2 

2,3

28,5

32,0

    İngiltere

2,1

2,8 

23,7

28,6

Türkiye

12,9

2,2

6,8

21,9

AB ve ABD’nin, birbirlerine karşı olduğu kadar üçüncü ülkelere de gümrük tarifelerini azaltmaları, yabancı sermaye üzerindeki kısıtları kaldırmaları ve iç ürün piyasalarında düzenleyici kuralları azaltmaları, bu iki ekonominin yanında OECD’nin diğer ekonomilerini de olumlu yönde etkilemektedir. Bu çerçevede, AB ve ABD’nin uyguladığı reform programı ve dış ticaret ve yabancı sermayeyi serbestleştirmelerinin Türkiye’nin ihracatını da yüzde 20’nin üzerinde artıracağı öngörülmektedir. Öte yandan, benzeri reformların kişi başına milli gelir seviyesinde yaratacağı artışlar da kayda değerdir. Bu yolla, ABD’de yüzde 3,1, AB’de ise yüzde 3,5’lik milli gelir artışı olacağı tahmin edilmiştir. Türkiye için ise AB ve ABD’deki reformlar yüzde 1,6 oranında kişi başına milli gelir artışına yol açabilecektir.

Tablo.2. Panel Data Regresyonları ile AB ve ABD’de Uygulanacak Reformların Kişi Başına Milli Gelir Seviyelerinde Yaratacağı Artış (%)

Karşılıklı Gümrük Tarifelerinin Azaltılması

Yabancı Sermaye Kısıtlarının Azaltılması

Regülasyonlarda Azalma

Reformların Toplam Etkisi

OECD 

0,6

0,3

1,8

2,8

     ABD 

0,9

0,4

1,7

3,1

    Japonya 

0,8

0,2

0,9

1,7

AB-15 (AB içi ticaret hariç)

0,3

0,3

2,8

3,5

    Almanya

0,3

0,3

3,0

3,6

    Fransa

0,2

0,4

3,4

4,0

    İngiltere

0,4

0,2

2,4

3,0

Türkiye

0,5

0,1

0,9

1,6

Öte yandan, AB ve ABD’de ürün piyasasının regülasyonunun azaltılmasına yönelik olarak yapılacak reformların, bu ülkelerde yaratabileceği verimlilik artışı ve bunun milli gelire etkisine yönelik analizin sonuçları aşağıda verilmektedir. Bu sonuçlara göre, AB’de özellikle kamu sektörünün küçültülmesi yoluyla yaratılabilecek verimlilik artışı ve buna bağlı olarak sağlanabilecek üretim artışı ciddi boyutlardadır. AB üyeleri arasında Fransa, bu etkinin en yoğun olarak gözleneceği ülkelerden birisidir. ABD’de ise bu etki, kamu sektörünün ekonomideki ağırlığı, AB ortalamasının çok gerisinde olduğundan, AB’nin çok gerisinde seyretmektedir.

Tablo 3. AB ve ABD’de Ürün Piyasası Reformlarının Çok Faktörlü Verimlilik ve Kişi Başına Milli Gelir Üzerindeki Etkisi (%)

Kamu Sahipliğinin Azaltılmasının Etkisi

Giriş Engellerinin Azaltılmasının Etkisi

Çok Faktörlü Verimlilik Üzerindeki Birleştirilmiş Etki

Üretim Üzerindeki Etki

  ABD

0,5

0,3

0,8

1,1

AB-15

1,8

0,3

2,1

2,9

  Almanya

1,9

0,3 

2,2

3,1

  Fransa 

2,4

0,2

2,6

3,7

  İngiltere

1,0

0,3 

1,3

1,9

AB ve ABD’deki reformların etkisini ölçmek üzere GTAP modeli ile yapılan analizin sonuçları aşağıda verilmektedir. GTAP modeli, ABD ve ABD’de reformların üretim üzerindeki etkisini, panel data regresyon tahminlerinden daha düşük öngörmektedir.

Tablo 4.AB ve ABD Reformlarının GTAP Modeli ile Tahmin Edilen Etkileri (%)

 

İhracat Hacmi Üzerindeki etki

Reel GSYİH Üzerindeki etki

OECD

2,9

0,9

  ABD

5,3

0,8

  Japonya 

3,0

0,0

AB-15

2,2

2,1

  Almanya

1,7

2,3

  Fransa

2,0

2,7

  İngiltere

3,1

1,5

Türkiye

0,7

0,0

II.AŞAMA

Daha önce de ifade edildiği gibi, çalışmanın ikinci aşamasında, birinci aşamada yapılan analiz OECD üyesi ülkelerin tamamına genişletilerek; ürün piyasası reformlarının bütün OECD üyesi ülkeler tarafından uygulandığı, yabancı sermaye ve dış ticarete yönelik kısıtlamaların, hem üye ülkeler arasında, hem de üçüncü ülkelere karşı kaldırıldığı varsayılmıştır.

Panel data ile yapılan regresyon analizinin sonuçlarına göre, ürün piyasasını, dış ticareti ve yabancı yatırımları içine alan bir reform programı uygulanmasının, OECD genelinde dış ticaretin seviyesini yüzde 40 oranında artıracağı; bu artışın en önemli kısmının ürün piyasası regülasyonlarının azaltılmasından kaynaklanacağı ortaya çıkmıştır. Bu etki, iç ürün piyasasında uygulanan regülasyonların azaltılmasının, ihracatçı firmanın rekabet gücünü artırması ve ihracat yapılan piyasaya erişim koşullarının iyileşmesi yoluyla ortaya çıkmaktadır. Bu reform paketinden en çok yararlanan ülkeler, başlangıç noktasında iç üretim piyasalarında en fazla regüle eden ülkeler olurken; regülasyonun az olduğu Avustralya gibi ülkeler ise daha çok ticari partnerlerindeki iyileşmeden fayda sağlamaktadırlar. Tarife engellerinin kaldırılması ve yabancı yatırımların serbestleştirilmesinden sağlanacak ticaret artışı ise OECD genelinde yüzde 12 ile, regülasyonların azaltılmasından sağlanacak faydanın gerisinde kalmıştır. Bu süreçte OECD çapında yabancı sermaye stoğunda yüzde 40 civarında artış olacağı tahmin edilmekte; Kore, Türkiye, Polonya, Meksika ve Yeni Zelanda en fazla yabancı sermaye artışı sağlayacak ülkeler arasında sayılmaktadır. Bu reformların yarattığı dış ticaret artışı, kişi başına milli gelir seviyesine de yansıyacaktır. Bu çerçevede sağlanacak gelir artışı, ABD, AB ve Japonya için yüzde 4’ün üzerinde bulunurken, ülkemiz için de yüzde 4,8 oranında tahmin edilmiştir. Türkiye için bu etkinin yüzde 3,1 puanlık kısmı düzenleyici reformlardan kaynaklanmaktadır.

Tablo 5.Reformların Yarattığı Ticaret Artışı Yoluyla Kişi Başına Milli Gelir Artışları (%)

Düzenleyici Reform

Yabancı Sermayenin Serbestleştirilmesi

Karşılıklı Gümrük Tarifelerinin Azaltılması

Tüm Politikalar

OECD 

3,1

0,7

0,9

4,7

     ABD 

2,6

0,7

1,3

4,7

    Japonya 

2,4

0,7

1,3

4,4

AB-15

3,2

0,5

0,4

4,2

    Almanya

3,2

0,5

0,5

4,2

    Fransa

3,7

0,6

0,4

4,7

    İngiltere

3,1

0,5

0,5

4,1

Türkiye

3,1

0,7

1,0

4,8

İkinci yaklaşım kullanılarak, reformların yaratacağı verimlilik artışının kişi başı milli gelir üzerindeki etkisine bakıldığına ise, iç piyasalardaki düzenleyici reformların OECD genelinde çok faktörlü verimliliği yüzde 2 oranında artıracağı, bu faydanın en yoğun olarak gözlenen ülkelerin Polonya, Macaristan ve Türkiye olacağı tahmin edilmektedir. Bu grubu, iç pazarları en fazla regüle olan AB ülkeleri (İtalya, Yunanistan, Fransa, İspanya ve Portekiz) izleyecektir.

Tablo 6.Ürün Piyasası Reformlarının Çok Faktörlü Verimlilik ve Kişi Başına Milli Gelir Üzerindeki Etkisi (%)

Kamu Sahipliğinin Azaltılmasının Etkisi

Giriş Engellerinin Azaltılmasının Etkisi

Çok Faktörlü Verimlilik Üzerindeki Birleştirilmiş Etki

Üretim Üzerindeki Etki

OECD 

1,5

0,3

1,9

2,7

     ABD 

0,8

0,3

1,1

1,6

    Japonya 

1,1

0,3

1,5

2,1

AB-15

1,7

0,3

2,0

2,9

    Almanya

1,7

0,4

2,0

2,9

    Fransa

2,0

0,4

2,4

3,4

    İngiltere

1,3

0,2

1,4

2,1

Türkiye

2,1

0,6

2,8

3,9

Çok faktörlü verimlilik artışının, üretim artışını hangi miktarda etkileyeceği, verimlilik artışlarıyla beraber işgücü ve sermaye girdilerinin kullanımının artıp artmadığına bağlı olarak değişecektir. Bu iki üretim faktöründe herhangi bir artış olmadığı varsayımı altında, üretim artışı, çok faktörlü verimlilik artışına eşdeğer olacaktır. Bununla birlikte, çok faktörlü verimliliğin artışı, yatırımların kazancını da artıracağından, genelde sermaye faktörünün kullanımın da artmasını beraberinde getirmektedir. İlk yaklaşımın sonuçları, üçüncü yaklaşım olan GTAP modeli ile de test edilmiş, benzer gümrük tarife indirimleri uygulanarak, bu indirimlerin üretim üzerindeki etkisi incelenmiş ve bu sonuçların panel data ile gerçekleştirilen regresyonların sonuçlarından daha düşük olduğu gözlenmiştir. GTAP modeli, ülkelerin pek çoğu için hiçbir etki tahmin etmemiştir.

Tablo 7.GTAP Modeli ile Tarife İndirimlerinin İhracat ve Kişi Başına Milli Gelir Üzerindeki Etkisi (%)

 

İhracat Hacmi Üzerindeki etki

Reel GSYİH Üzerindeki etki

OECD

4,1

0,2

  ABD

5,7

0,0

  Japonya 

4,8

0,7

AB-15

2,0

0,1

  Almanya

1,6

0,0

  Fransa

1,6

0,1

  İngiltere

3,1

0,0

Türkiye

3,4

0,4

GTAP Modeli ile tahmin edilen etkinin küçüklüğünün bir nedeninin, bu teknikle tahmin edilen faydanın, dağıtımsal etkinliğin, ancak statik sonuçlarını yakalayabilmesi olduğu ifade edilmektedir. Halihazırda OECD çapında gümrük tarifelerinin düşüklüğü dikkate alındığında, dinamik etkiler devreye girmediğinden, toplam etki küçük kalabilmektedir. Yukarıdaki tablodan, GTAP modelinde ihracat artışının, otomatik olarak GSYİH artışına yol açmadığı görülmektedir. AB’de, ABD’den daha düşük bir ihracat artışının, ABD’den daha fazla GSYİH artışına dönüştüğü gözlenmektedir. Bu olgu, AB’de var olan kaynak kullanım biçiminin, ABD’de olduğundan daha az optimal olması nedeniyle, dağıtımsal etkinliğin artırılması için ABD’ye göre daha büyük potansiyele sahip olmasına bağlanmaktadır.

Çalışma, iç ürün piyasalarındaki engellerin azaltılmasının faydalarının tahminiyle ilgili olarak son bir kontrol egzersizi gerçekleştirmiş, bir önceki bölümde çok faktörlü verimlilikte sağlanan artışlara yönelik tahminleri, GTAP modeline uyarlayarak, “tarifelerde düşüş” senaryosu altında sözkonusu modeli çalıştırmıştır. Bu sonuçlara göre, OECD genelinde verimlilik artışlarına paralel oranlarda GSYİH artışı gerçekleşmektedir.

Tablo 8.GTAP Modeli ile Tarife İndirimlerinin ve Verimlilik Artışlarının İhracat ve Kişi Başına Milli Gelir Üzerindeki Etkisi (%)

 

İhracat Hacmi Üzerindeki etki

Reel GSYİH Üzerindeki etki

OECD

5,3

1,9

  ABD

8,2

1,1

  Japonya 

3,0

2,2

AB-15

2,7

2,3

  Almanya

2,3

2,1

  Fransa

2,5

2,6

  İngiltere

3,9

1,1

Türkiye

4,4

3,3

SONUÇ

İç ürün piyasalarının liberalizasyonu ile dış ticaret ve yabancı sermayenin önündeki engellerin azaltılmasının faydalarını ölçmeye yönelik bu çalışma, bu konulara yönelik kapsamlı reform paketlerinin, OECD üyeleri arasında dış ticareti ve üretimi ciddi oranlarda artırabileceğini ortaya koymaktadır. Çalışmanın ilk aşamasında sadece AB ve ABD’nin daha fazla ekonomik entegrasyona gitmesi varsayımından hareket edilmekte ve ülkemizin bu durumda, hem kendisine uygulanan yabancı sermaye ve dış ticarete yönelik engellerin kaldırılmasından, hem ABD’de ürün piyasalarında uygulanan reformların bu ülkelerin verimliliği ve üretimine katkısından yararlanacağı gözlenmektedir. İkinci aşamada ise dış ticaret ve yabancı sermaye liberalizasyonu yanında, AB ve ABD dışında kalan OECD üyesi ülkelerin de ürün piyasalarında reforma gittikleri varsayılmıştır. Böylelikle ülkemiz, ilk aşama etkilere ek olarak, kendisinin uygulayacağı reformların getirisinden ve AB ve ABD dışındaki OECD üyesi ticari partnerlerinin iç reformlarının etkisinden yararlanmaktadır. Uygulanan tekniğe de bağlı olarak, Türkiye’nin, ABD ve AB entegrasyonundan, kişi başına milli gelir açısından yüzde 0-1,6 aralığında; kendisi de dahil olmak üzere OECD çapında bir reform programı uygulanarak, OECD ekonomilerinin daha fazla entegre olmasından ise yüzde 0,4-3,9 aralığında getiri sağlayacağı tahmin edilmektedir. Aralığın alt limiti GTAP modelinin tahminlerinden oluşmakta ve yukarıda da ifade edildiği bu model dinamik etkileri yansıtmamaktadır. Bu nedenle, gerçek hayatta sağlanabilecek getirinin yukarıda verilen aralıkların üst limitleri civarında gerçekleşmesi, daha muhtemel bir olgudur.

Bununla birlikte, çalışmada da açıkça ifade edildiği üzere, ekonometrik analizlere dayanan bu sonuçlara ihtiyatla yaklaşılması yararlı olacaktır. Çalışma, bu konuda, özellikle aşağıdaki konuların dikkate alınmasını öğütlemektedir: Öncelikle, ekonometrik analizler tarihi deneyimlere dayandığından ve yeni reformların marjinal getirisinin, eski reformların getirisinin altında olması muhtemel olduğundan, bu analizlerde liberalizasyonun etkisi, gerçekte olabileceğinin üzerinde tahmin edilmiş olabilir. İkincisi, üye ülkeler bu çalışmaya girdi olan verilerin toplanma tarihinden bu yana ciddi bir reform süreci geçirmiş olabilir, bu nedenle de çalışmada varsayılan reform paketi gerçekte uygulanabileceğinden çok büyük varsayılmış olabilir. Buna karşılık, verimlilik artışlarından kaynaklanan etkinliğin GTAP modeline dahil edilmemesi nedeniyle, GTAP modelinin, reformların sonuçlarını gerçekte olabileceğinin altında tahmin etmesi mümkündür. Ek olarak, reform sürecinde yenilikçiliğin hızlanmasının getireceği ve uygulanan modellerle yakalanamayan bazı verimlilik artışları görülebilir. Son olarak, işgücü piyasası ve finansal piyasaların da reforma tabi tutulması suretiyle, ürün piyasasının reformundan sağlanabilecek fayda çok daha yükseğe çıkarılabilir. Bu çalışma ile ülkemizin, ürün piyasaları, dış ticaret ve yabancı sermaye alanlarında OECD çapında gerçekleşecek serbestleşmeden en fazla fayda sağlayacak ülkelerden biri olacağı ortaya çıkmıştır. Kullanılan veri setinin 2001 ve 2003 yıllarında yapılan anketlere dayanması nedeniyle, bu çalışmanın, Türkiye’de, son dönemde, ürün piyasalarının düzenlenmesine, yabancı sermaye mevzuatına ilişkin serbestleşmeyi ve özelleştirmenin hızlanmasına paralel olarak kamunun ekonomi üzerindeki kontrolünün azalmasını dikkate alamadığı görülmektedir. Sözkonusu gelişmeler göz önüne alındığında, bu çalışmanın tahmin ettiği faydayı, Türkiye’nin son dört yıldır gösterdiği yüksek büyüme performansında gözlemeye başladığımız; bunun da doğru makroekonomik politikalar yanında, ürün piyasalarının serbestleşmeye başlamasının ve yabancı sermaye kısıtlamalarının önemli ölçüde kaldırılmasının bir fonksiyonu olduğu düşünülebilir.

Kaynakça:

OECD (2005) “The Benefits of Liberalising Product Markets an Reducing Barriers to International Trade and Investment: The case of the United States and the European Union”, OECD Economics Department Working Paper No:432

OECD (2005) “The Benefits of Liberalising Product Markets an Reducing Barriers to International Trade and Investment in the OECD”, OECD Economics Department Working Paper No:463

(*) Ekonomi Müşaviri, OECD Daimi Temsilciliği