#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun TRT World Forum’da yaptığı konuşma, 21 Ekim 2019, İstanbul

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Günaydın hanımefendiler, beyefendiler. Öncelikle TRT World’u tebrik etmek isterim bu 3 yıl içerisinde göstermiş oldukları başarılardan ötürü. TRT World Forum çok başarılı ve gelenekselleşen bir etkinliğe dönüştü. Bugün de beni davet ettiğiniz için çok teşekkür ederim.

Elbette şu anda yaşadığımız dünya ve içinde bulunduğumuz çağ çok fazla belirsizlik içeriyor ve çok hızlı değişen bir dünyada yaşıyoruz. Özellikle bizim bölgemizde bizim toplumlarımız pek çok sorunla karşı karşıya kaldı ve başka küresel sorunlar da var. Aşırı sağ-aşırı solun yükselişi, yabancı düşmanlığı, tek taraflı gibi şeyler yaşanıyor. Ama çağımızın en ciddi tehlikelerinden biri terör ve görüyoruz ki hiçbir ülke bu tehditle tek başına başa çıkamıyor. O yüzden uluslararası işbirliği şart.

Ancak burada bazı sorunlarımız var. Nedir temel sorunlar? Şimdi öncelikle siyasi gruplar veya siyasetçiler terörist gruplara destek veriyorlar sırf aynı ideolojiyi destekledikleri için. Şu an aşırı sol gruplar, özellikle Avrupa’da pek çoğu PKK’yı terörist örgütler listesinden çıkarmaya çalışıyorlar, çünkü aynı Marksist, Leninist komünist ideolojiye sahip olduklarını düşündükleri için.

Şimdi biz hiçbir siyasetçinin ya da siyasi partinin ideolojisiyle bir sorun yaşamıyoruz, bunu da belirtmek isterim. İkinci sorun da şu: Teröristleri üçüncü taraflarla mücadele etmek için vekiller olarak kullanıyorlar. Mesela YPG, DEAŞ’la mücadele için ABD tarafından destekleniyor. Ancak kendi bölücü gündemlerini de sürdürmeye devam ediyorlar.

Dolayısıyla Barış Planı Operasyonundan bahsetmeden önce, öncelikle biz ne istiyoruz, Türkiye Suriye’de istiyor, buna değinmek isterim.

Şimdi öncelikle Türkiye buradaki siyasi süreci çok güçlü bir şekilde destekliyor ve askeri bir çözüm yok, yani Suriye’deki çatışmanın sadece ve sadece siyasi bir şekilde çözülebileceğine inanıyoruz. Ve Astana garantörleri olarak rolümüz gereği bu çabalarımızı sürdüreceğiz. Ve siyasi bir uzlaşmaya ulaşma çabamız sonuçlar doğurmaya başladı. Anayasa Komisyonu yeni kuruldu ve bu ayın sonunda Cenevre’de 30 Ekim’de de ilk toplantılar yapılacak.

Şimdi siyasi bir uzlaşma için orada sükuneti sağlamamız lazım, ateşkes olması lazım ve İdlib’de yapmaya çalıştığımız tam olarak buydu. Ve bir diğer insani facianın da önüne geçmiş olduk aynı zamanda. Ve 12 gözlemciyle orada görevlerimizi yerine getirdik. Ve aynı zamanda iki taraf arasında, yani rejim ve muhalifler arasında da güven inşa etmek için çabalarımız oldu ve bu çabalarımız devam edecek. Teröre karşı mücadele, terörle mücadele aslında Suriye’de bizim başarıyla yaptığımız bir şey. Fırat Kalkanı Operasyonuyla DEAŞ’a karşı yürüttüğümüz pek çok DEAŞ teröristini ortadan kaldırdık ve 2 bin kişiyi etkisiz hale getirdik ve Zeytin Dalı Operasyonuyla yine 2 bin metrekarelik bir alan temizlendi ve pek çok insan geri dönebildi.

Türkiye’nin bir diğer amacı da, bir güvenli bölge oluşturmaktı sınırımızın hemen öteki tarafında, Suriye’de. Neden? Bunun sebebini açıklamak gerekirse, ulusal güvenliğimiz çok önemli ve tabii ki sınırlarımızı teröristlerden arındırmalıyız, temizlemeliyiz.

İkinci olarak da; güvenli ve gönüllü ülkeye geri dönüşler için de temelleri oluşturuyoruz ve 360 binden fazla Suriyeli Türkiye’den terörden arındırdığımız iki bölgeye dönüş yaptı.

Peki, neden Barış Pınarı Operasyonunu başlattık, bu aşamaya nasıl geldik? PYD-YPG gün be gün güçlendi ve Türkiye’ye karşı saldırılarını arttırdı ve özellikle de Suriye’nin kuzeydoğu bölgesinde fiilen etkinliklerini gördük. Ve müttefiklerimizle tekrar tekrar bunu konuşmamıza rağmen bazı müttefiklerimiz, özellikle ABD, DEAŞ’ın etkisiz hale getirilmesinden sonra bile silah vermeye devam ettiler. Şimdi neden müttefiklerimiz terörist bir örgüte silah temin etmeye devam ettiler DEAŞ bu mücadeleyi kaybettikten sonra? Ve bu arada YPG-PYD hiçbir ayrımcılık yapmadan oradaki pek çok insana, Kürtler de dahil Araplar, Türkmenler, herkese çok fazla baskı yaptı ve biz bu yüzden bir operasyona başladık. Ve Trump idaresi, hatta Trump bizzat kendisi Erdoğan’ın güvenli bölgeyi oluşturmak için birlikte çalışmasını talep etti Sayın Erdoğan ve güvenli bölgeyi oluşturmak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uzun yıllardır fikriydi ve ABD’yle birlikte çalışmaya çaba gösterdik güvenli bölge oluşturmak için. Ancak başarılı olamadık, çünkü ABD Güvenlik İdaresi Başkanlarının taleplerini yerine getiremedi, vaatlerini yerine getiremedi ve YPG’nin hiçbir şekilde geri çekilmediğini gördük sahada ve YPG’nin silahları toplanmadı. Ve buna ilaveten daha da fazla silah YPG’ye temin edildi. Yani düşünebiliyor musunuz? Biz orada sahada ABD’yle birlikte güvenli bölge oluşturmak için çalışırken, diğer tarafta ABD YPG’ye silah temin etmeye devam etti ellerinde olanları toplamak bir yana. Tabii ki bir de Menbiç yol haritası vardı, Bakan Pompeo ve ben Menbiç yol haritasını geçtiğimiz sene Haziran’da, 2018 Haziran’da çizdik. 16 ay geçti ve hiçbir şey gerçekleşmedi. 90 günde bu yol haritasını başlatmayı konuşmuştuk, ancak 90 gün değil 18 ay geçti. Dolayısıyla müttefiklerimizin de desteğini göremeyince tek başımıza artık bunu yapmak zorundaydık ve Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin 51. maddesine göre ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin terörle ilgili maddelerinden de güç alarak ve aynı zamanda Türkiye-Suriye arasındaki anlaşmamızla da bu operasyona başladık. Ve operasyona başlar başlamaz hemen ardından herkese bilgi verdik; Birleşmiş Milletler’e, P5, NATO, ABD, Avrupa Konseyi, İran rejimi, aynı zamanda Araplara ve Avrupa Birliği büyükelçilerine Ankara’da brifing verdik. Cumhurbaşkanı Erdoğan da, ben de pek çok mevkidaşlarımızla görüştük farklı ülkelerden. Ve Savunma Bakanımız Sayın Akar da aynı zamanda mevkidaşlarıyla pek çok telefon görüşmesi yaptı. Ve şu an bulunduğumuz nokta bu.

Peki, operasyonun amaçları neydi? Öncelikle sınırımızın hemen öbür tarafındaki teröristleri etkisiz hale getirmekti, çünkü bu bizim ulusal güvenliğimiz için tehdit oluşturuyor. Ve aynı zamanda Suriye’nin toprak bütünlüğünü desteklemek istedik ki bu bizim verdiğimiz çok önemli bir taahhüt. Ve terör örgütünün ve bu terör örgütünü destekleyen ülkelerin amacı Suriye’yi bölmek ve orada bir terör devleti oluşturmaktı sınırımız boyunca. Aynı zamanda YPG ve PYD tarafından baskı gören bölge insanlarını da özgürleştirmek istiyorduk, aynı zamanda da güvenli ve gönüllü geri dönüşler için zemin oluşturmak istiyorduk.

Şimdi Barış Pınarı Operasyonu son derece kısıtlı ve ölçekli bir şekilde yapıldı, sadece teröristler hedef alındı, sivillere zarar vermemek için çok önemli çaba sarf edildi ve El Bab ve Cerablus’a bakacak olursanız gerçekten çok iyi sonuçlar elde ettik. Afrin ve Rakka’ya bakacak olursanız mesela, rakamlara baktığınızda bunu görebiliyorsunuz. Ve DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyon en az 1335 sivilin hava saldırılarında hayatını kaybettiğini söylediğini görürüz ve yaklaşık 29 bin ölü sayısına ulaşıldı. Ve bütün bu gerçeklere rağmen Barış Pınarı Harekâtı başladığından beri gerçek dışı suçlamalar ve kara propaganda yapıldığını görüyoruz.

Bu Türk-Kürt söylemi, biliyorsunuz çok yanlış bir söylem. Kürtler bizim düşmanımız değil ve Cumhurbaşkanı Erdoğan bu Arap Baharı başlamadan önce her zaman biraraya geldiklerinde Esad’a Suriye’deki Kürtlerin haklarını vermesini söylerdi, kimliklerini, pasaportlarını vermesini isterdi. Bizim Türkiye de yaptığımız gibi, biz göreve geldiğimizde sorunları gördük ve Kürt vatandaşlarımıza ve diğer tüm azınlıklara, dini azınlıklara da haklarını verdik. Dolayısıyla bizim Kürtlere karşı bir duruşumuz yok ve Kuzey Irak’ta da çok iyi bir ilişkimiz var. Ve 350 bin Suriyeli Kürt’e ev sahipliği yapıyoruz Türkiye de ve PYD-YPG sebebiyle o bölgeden ayrılmak zorunda kaldılar ve Suriye’deki Kürtlerin mal varlıklarına da el koydu bu terör örgütü ve onlar Türkiye’de yaşıyorlar. Yani biz Kürtlere karşı değiliz, biz bu terör örgütüne karşıyız ve milyonlarca Kürt’ün Türkiye’de son derece gururlu vatandaşları olarak yaşadığını hatırlatması gerekiyor dünyaya.

YPG Kürtleri temsil etmiyor. YPG, PYD, PKK eşittir Kürtler demek, Kürt kardeşlerimize yapılan bir hakarettir. Trump’ın da söylediklerini duydunuz, PKK DEAŞ’tan daha kötüdür dedi. Bizim için aynı şey, hepsi aynı terör örgütleri, belki ideolojileri farklı olabilir, ama yaptıkları şey aynı. Ve biz bakın bu ülkeyi işgal etmiyoruz. Biz herkesten daha fazla Suriye’nin toprak bütünlüğünü düşünüyoruz ve bu bölgemizdeki istikrar için de çok önemli. Bizim Suriye’deki demografiyi değiştirme gibi bir amacımız yok, YPG aslında oradaki demografik yapıyı değiştirmeye çalışıyor. Ve müttefiklerimizin de desteğiyle birkaç terörist Suriye’nin yüzde 27’sini neredeyse kontrol eder hale geliyor. Ve oradaki demografik yapıya bakacak olursanız, toplamda belki de nüfusun sadece yüzde 15’i Kürt ve bizim onlarla hiçbir sorunumuz yok. Ve gittiğimiz şehirler ağırlıklı olarak Arap bölgeler zaten. Yani birisi Türkiye Suriye’deki Kürtlere saldırıyor diyorsa eğer bunun yalan olduğunu söylemek durumundayım, bunlar sahte haberler. Dolayısıyla biz aslında ülkenin demografik yapısını normalleştiriyoruz ve 350 bin Suriyeli Kürt, ülkemizdeki şu anda bulunan 350 bin Suriyeli Kürt evlerine dönmeye hazırlar, herkes evlerine dönecek. Ve onların temel ihtiyaçlarını onlara sunabilir halde olmalıyız geri döndüklerinde. Ve DEAŞ’a karşı mücadele de devam edecek, çok kararlıyız. Bazı rakamlar paylaştım sizlerle. Şimdi öncelikle DEAŞ bizim düşmanımız, kaç kere hedef olduğumuzu hatırlayabilirsiniz İstanbul, Gaziantep, Ankara’da ve pek çok can kaybı yaşadık. Ve çok uzun zamandır Irak’ta, Suriye’de, Türkiye’de DEAŞ’la mücadele ediyoruz ve pek çok DEAŞ teröristini ele geçirdik. Pek çoğu şu anda hapishanelerimizde ve hepsi kaynak ülkelerine dönmeyi bekliyorlar, ama bu kaynak ülkeler onları geri almak istemiyor. Dolayısıyla biz oraya girdiğimizde oradayken Türkleri tekrar vatandaşlığa alıyoruz ve güvenli bölge oluşturmaya çalışıyoruz. Ve şimdi kadın ve çocuklardan bahsediyoruz, 15, 16, hatta 14 yaşındayken DEAŞ’lı teröristlerle evlenmiş, çocuk sahibi olmuş kadınlar var. Bakın DEAŞ’a katılıp mücadele edip ölüp öldürmek için orada olan kadınlardan bahsetmiyorum. DEAŞ teröristleriyle evlenip şu an geride bırakılmış kadınlardan bahsediyorum. Kadınlar ve çocuklar var, onların da rehabilitasyonu gerekiyor. Yani teröre karşı mücadelemizin pek çok boyutu var, bütün bu boyutlarıyla ele almamız gerekiyor. Ve yabancı işbirliği de çok önemli ve kaynak ülkelerle daha iyi işbirliği özellikle çok önemli.

Ve Barış Pınarı Operasyonumuzla ilgili iddialara baktığımızda çoğu uydurma, ABC gibi önde gelen bir televizyon kanalı ABD’de inanabiliyor musunuz ki uydurma bir propagandayla bir video kullandılar. Ve biliyorsunuz Kentucky’de yapılmış bir silahlı çatışmaydı ve Trump bile skandal olarak niteledi bunu. O görüntüleri, bizim operasyonumuzun görüntüleri gibi kullandılar. Bir de hanımefendiler, beyefendiler; tarihimizde asla kimyasal silah kullanmadık, bu da tamamen kara propagandadır. Ve aynı zamanda burada araştırma raporları kale alınmadan bu tip haberler yapıldı ve envanterlerimizde de hiç kimyasal silah bulunmamaktadır.

Her ne olursa olsun biz bu konuda çok hassasız, askerimiz-ordumuz çok hassas ve burada yapılacak hiçbir ihlali kabul edemeyiz. O yüzden Cumhurbaşkanı Erdoğan da bütün iddiaların araştırılmasını istedi, biz de bunu yapıyoruz zaten.

Bakın hanımefendiler, beyefendiler; YPG-PYD operasyon başladığından beri Türkiye’ye saldırıyor aslında. 1081 havan topu atıldı şehirlerimize ve sivilleri kaybettik, bebekler ve çocuklar dahil. Ve yaklaşık 200 vatandaşımız yaralı ve dört şehidimiz var şu ana kadar. Peki, o zaman neden bu tantana yapılıyor? Sebebi şu: Oyun planını bozduk biz. Onlar orada fiilen bir terör devleti yaratmaya çalışıyorlardı sınırlarımızın hemen öbür tarafında ve biz bu oyunu bozduk. O yüzden dünya çevresinde bu kadar ses getirdi bu. Zeytin Dalı Operasyonunu başlattığımızda YPG-PYD’ye Afrin bölgesinde bu kadar yankı uyandırmamıştı, ama bu sefer tam da bu sebepten ötürü bu kadar kara propagandayla karşılaştık.

Şimdi Türkiye ve ABD arasındaki nihai anlaşmadan bahsedeyim. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başkan Trump arasındaki telefon görüşmelerinin ardından Bakü’deyken, ABD heyeti Ankara’ya geldi geçtiğimiz hafta ve Başkan Yardımcısı Pence’in liderliğinde Bakan Pompeo ve ulusal güvenlik danışmanı O’Brien ve James Jeffrey de katıldılar ve uzun müzakerelerin neticesinde 13 maddelik bir mutabakata vardık.

Öncelikle ABD bizim meşru güvenlik endişelerimizi tanıdı ve operasyonumuzun hedeflerini tanıdı ve güvenli bölge Türk ordusu tarafından kontrol edilecek. Ve bir kere daha toprak bütünlüğü ve siyasi sürecin devam etmesi Suriye için teyit edildi. YPG unsurlarının oradan geri çekilmesi için 120 saatlik bir süre verildi. Ve bu anlaşmaya göre 120 saat içerisinde oradaki bütün unsurların geri çekilmesi gerekiyor ve sonra bir ateşkes ve eğer bütün YPG-PYD unsurları bu bölgeden çekilirse o zaman operasyonu durdurabiliriz. Ve aynı zamanda ağır silahların tamamen toplanması da bu ifade de yer alıyor ve silah bırakma.

Şimdi yaptırımlara gelince, yaptırımlarla yaşayamayız, bunu da ifade müzakereler sırasında, bunlar da yine ortadan kaldırılacak. Şu andaki Türk silahlı güçleri ve istihbarat birimlerimiz bu anlaşmayı kontrol ediyor ve taciz ateşleri devam ediyor. Tabii ki biz bu taciz ateşlerine karşılık verdik. YPG-PYD unsurlarının şu anda kontrol ettiğimiz bölgeleri terk etmeye başladığını da görüyoruz. 35 saatimiz kaldı, 35 saat içerisinde geri çekilmezlerse operasyonumuz tekrar başlayacak. Amerikalılarla da bu konuda mutabıkız. Ve diğer yandan teröristle mücadele ederken ve Suriye’yi terörist unsurlardan arındırırken Astana garantörleriyle görüşmelerimiz de devam ediyor. Yarın Soçi’ye gidip Başkan Putin’le görüşeceğiz ve de bu da çok önemli bir toplantı olacak. Bizim önceliğimiz YPG-PYD’nin o bölgede etkisiz hale getirilmesi ve bu sağlandıktan sonra tüm aktörlerle çalışmaya varız. Küçük gruplar, Astana garantörleri, uluslararası topluluk, tabii ki Birleşmiş Milletlerin de önderliğinde orada siyasi bir uzlaşma yaratmak için istikrar ve barış sağlamak için her türlü çabayı göstermeye varız. Çok teşekkürler.