#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun TBMM Dışişleri Bakanlığı Bütçe Görüşmeleri Oturumunda yaptığı konuşma, 12 Aralık 2019, Ankara

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Sayın Başkan, Gazi Meclisimizin çok kıymetli üyeleri; öncelikle sizleri şahsım adına ve tüm çalışma arkadaşlarım adına saygıyla selamlıyorum.

Bütçemiz hayırlara vesile olsun.

Bugün bütçemizi sunarken şöyle dünyadaki gelişmelere baktığımız zaman, gerçekten dünyanın değişimle beraber çok farklı boyutlara yöneldiğini görüyoruz. İstikrarsızlığın ve belirsizliğin hakim olduğu bir dünya var. Ama daha dar çerçeveye, bizim bölgemize baktığımız zaman da, aynı şekilde çok boyutlu sınamalarla sadece Türkiye olarak bizim değil bölge ülkelerinin ve de halklarının karşı karşıya kaldığını görüyoruz.

İşte böylesi bir dönemde Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde girişimci ve insani bir dış politika izliyoruz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurulurken belirlediği ilke “yurtta sulh, dünyada sulh” ilkesi de yine milli dış politikamızın bir rehberidir. Aynı şekilde yerli ve milli bir dış politika izliyoruz. Sahada ve masada güçlü olmak durumundayız ve bu doğrultuda bugün bu tartışma boyunca bugün Genel Kurulda görüşlerini belirten, eleştirilerini yapan, katkı sağlayan tüm milletvekillerine de ayrıca çok teşekkür ediyorum.

Öncelikle bizi yakından ilgilendiren ve bizi sürekli meşgul eden konular hakkında sizlere bilgi vermek istiyorum, elbette Suriye bunların başında gelir.

9 yıldır devam eden Suriye probleminde bizim için hassas olanlar nedir? Öncelikle yanı başımızdaki ülkenin sınır bütünlüğü, toprak bütünlüğü bizim için önemlidir. Aynı şekilde 9 yıldır devam eden bir ihtilaf var, çatışma var. Biz biliyoruz ve inanıyoruz ki tek çözüm siyasi çözümdür. Dolayısıyla siyasi sürecin iyi işlemesi gerekiyor.

Yine bu ülkede maalesef çok sayıda terör örgütü var ve bu tür durumlardan en çok beslenenler de teröristlerdir, dolayısıyla Suriye’nin de terör örgütlerinden temizlenmesi bizim için önemlidir. Maalesef bir kriz olduğu zaman en çok etkilenen mazlum insanlardır, kadınlar, çocuklardır, göçmenler, mültecilerdir. Sadece Türkiye’de değil, Türkiye’de tabii ki 3.7 milyon civarında Suriyeli göçmen var, en çok mülteci ağırlayan ülkeyiz, ama diğer komşu ülkelerde Suriye içinde yerinden edilmiş insanlar var. Bu insanların Suriye’ye, evlerine dönmesi de bizim için öncelikli konulardan bir tanesidir.

Siyasi süreçte özellikle Astana ve Soçi’deki gayretlerimiz sayesinde belli mesafeler kat ettik. Örneğin, uzun uğraşlar sonunda Anayasa Komisyonu kuruldu ve ilk toplantısını gerçekleştirdi. Toplantıdan önce Rusya ve İran Dışişleri Bakanıyla beraber Cenevre’ye gittik, basın toplantısıyla açıklamamızı yaptık. İkinci toplantıda rejimin bazı kabul edilemez ön şartlarla geldiğini gördük, ama sürecin işlemesi için Rusya ve diğer aktörlerle ve en önemlisi de Birleşmiş Milletler’le çalışıyoruz. Burada siyasi çözüm için Anayasa Komisyonunun da iyi bir şekilde işlemesi gerekiyor. Bu doğrultuda Sayın Cumhurbaşkanımız Salı günü Putin’le telefonla tekrar görüştü. Geçen hafta Lavrov’la Bratislava’da biraraya geldik, Cuma günü de telefonla görüştük. Özel Temsilci Pedersen ile yine Roma’da geçen hafta biraraya geldik, değerlendirmelerimizi yaptık. İki gün önce Heyet Başkanım Yardımcım, Büyükelçi Sedat Önal Astana’daydı ve Astana Toplantısı tüm bu tıkanıkların aşılması bakımından faydalı oldu. Ama sahada İdlib’deki sükûnetin korunması, hem Suriye’nin geleceği için çok önemli, hem de siyasi sürecin ve Anayasa Komisyonunun çalışmaları bakımından da önemli. Sükûnetin sağlanması için yine çabalarımız devam ediyor ve tüm bu görüşmelerimizde bunu da muhataplarımızla ele aldık. Sonuçta Astana, Soçi ve Cenevre süreçlerinde aktör ülke Türkiye’dir. Suriye’nin geleceği için üzerimize düşeni bu anlamda yapacağız.

Barış Pınarı Harekatı’yla ilgili Yüce Meclisimize daha önce de huzurunuza gelip bilgi arz etmiştim. Ve Barış Pınarı’nı neden gerçekleştirmek durumunda kaldığımızı Meclisimize ve tüm dünyaya anlattık ve anlatmaya da devam ediyoruz. Ama bir neticesi vardır ki Barış Pınarı Harekatı’nın, burada bir terör devleti kurma projesi çökmüştür ve hayaller suya düşmüştür. Dolayısıyla bu harekat önemliydi. Ama Türkiye Barış Pınarı öncesinde ve sonrasında diplomasiye inandığını da göstermiştir. Ve Barış Pınarı başladıktan sonra bir hafta arayla hem ABD’yle, hem de Rusya’yla bir mutabakata varması, esasen Türkiye’nin sahadaki gücünün de yansımasıdır, diplomaside, yani masada da gerçekten diplomasiye inanarak haklı davasını en iyi şekilde savunduğunun bir göstergesidir. Biz diplomasiye inanıyoruz.

Burada özellikle şunu söylemek isterim: Sayın Erozan’ı göremiyorum, kendisi çok tecrübeli bir diplomatımız, Müsteşar Yardımcılığımızı da yaptı. Rusya’nın açıkladığı metin, Rusça metinle bizim metin arasında fark olabilir, burada herhangi bir tuzağa düşme yok. Yani bir belge uluslararası müzakerelerde ortak dilde konuşulur ve bu İngilizcedir. Biz Rusya’yla İngilizce bir metni müzakere ettik, mutabakata vardık ve biz İngilizceden Türkçeye de doğru tercüme yaptık. Dolayısıyla Rusya’nın yanlış tercümesi bizi bağlamaz. Ve uluslararası anlaşmalarda da böyledir, herhangi bir yorumda anlaşmazlık varsa İngilizce metin esastır. Dolayısıyla burada bir tuzağa düşme yoktur ve o metnin taslağını da gururla söylüyorum arkadaşlarımızla beraber biz hazırladık, tıpkı Amerika ile vardığımız mutabakatın metinini de hazırladığımız gibi.

Dolayısıyla önümüzdeki süreçte Suriye’nin toprak bütünlüğünü korurken işte biraz önce bahsettiğim o geri dönüşler için de yoğun çaba sarf etmemiz lazım, durup dururken olmaz. Barış Pınarı Harekatı bölgemize, orayı terk etmek zorunda kalan insanların yüzde 70’inden fazlası döndü, temennimiz hepsinin dönmesi; bu Birleşmiş Milletler’in açıklamasıdır, Türkiye’nin değil.

Geri dönüşler konusunda uluslararası toplumu sürecin içine kattık. Ve burada bizim en önemli ortağımız, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’dir. Ve Cenevre’de Bakan Yardımcım Yavuz Selim Beyin de katılımıyla bir toplantı gerçekleştirdik. İkinci toplantıyı Türkiye’de gerçekleştirdik. Üçüncü ve dördüncü toplantıları da kısa sürede gerçekleştirerek Türkiye’den de Suriyeli mültecilerin geri dönmesini birlikte koordine edeceğiz. Ve aynı şekilde daha önce de bilgi verdiğim gibi, arz ettiğim gibi dört komşu ülkeyle beraber biz de dahil; yani Irak, Lübnan ve Ürdün’le beraber bir uluslararası konferansın hazırlıklarını sürdürüyoruz, uzmanlarımız biraraya geldi. Salı günü Cenevre’de dört bakan olarak biraraya geleceğiz ki Suriye’ye geri dönüşler konusunda uluslararası toplumla birlikte neler yapacağız, bunları değerlendireceğiz.

Yine en son Londra’da dörtlü toplantıda Türkiye, Birleşik Krallık, Almanya ve Fransa liderlerinin, Cumhurbaşkanımızın katıldığı toplantıda da Suriye’nin tüm boyutları konuşulduğu gibi geri dönüş de konuşuldu ve önümüzdeki süreçte bu ülkelerle birlikte de hareket edeceğiz ve ikinci toplantı Şubat ayında Türkiye’de yapılacak. Yine daha önce İstanbul Zirvesi dediğimiz Türkiye, Rusya, Almanya ve Fransa formatındaki dörtlü toplantının ikincisini tekrar gerçekleştirmek için tüm taraflarla görüşüyoruz. Salı günkü telefon görüşmesinde Sayın Putin ile Sayın Cumhurbaşkanımız bunları değerlendirdiler ve fikir olarak hemfikiriz, ama tarihini de en kısa sürede inşallah bildireceğiz.

Diğer taraftan tabii burada da görülüyor ki Türkiye bu sorunun her boyutunda yapıcı katkı sağlıyor. Diğer taraftan Türkiye en önemli aktördür, yani burada izolasyon ya da yalnızlığın olmadığını özellikle de vurgulamak isterim.

Tabii başka bir boyut da DEAŞ ve yabancı terörist savaşçılar. Şimdi DEAŞ’la mücadelemizde tabii ki kararlı bir şekilde devam edeceğiz, her şeyden önce bize düşman. İşte Türkiye’deki saldırıları bazı arkadaşlarımız da vurguladılar, doğrudur. Dolayısıyla her boyutuyla, özellikle de yabancı terörist savaşçılar boyutuyla da yakından ilgilenmemiz gerekiyor ki DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyon içinde Yabancı Terörist Savaşçılar Grubu Eşbaşkanlığını yapıyoruz ve harekatımız başladıktan sonra 300’den fazla DEAŞ’lıyı, özellikle de YPG’nin serbest bıraktığı DEAŞ’lı ve ailelerini de tekrar yakaladık, bazıları kampta ve hapiste ve bazılarını da İçişleri Bakanlığımızla birlikte ülkelere geri gönderiyoruz. Burada en önemli çözüm, yani tek çözüm yolu; o kaynak ülkelerin yabancı terörist savaşçıları ülkelerine almalarıdır. Dolayısıyla onları vatandaşlıktan çıkarmaları ya da sorumluluktan kaçmaları kurtarmaz ve burada biz işbirliğine hazırız. Washington’daki toplantıda bir teklifte bulunduk, bir çalışma grubu oluşturalım ve tüm ülkeler bunu desteklediler. Önümüzdeki günlerde çalışma grubu toplantısı İstanbul’da gerçekleşecek ve burada yabancı terörist savaşçıların ülkelerine iadesinde ne yapacağız? Ama bir de geride kalan kadın ve çocuklar var, bunların rehabilitasyonu dahil bunları topluma kazandırabilecek miyiz, ne yapacağız bunları hep birlikte konuşmamız lazım.

Saygıdeğer Başkan, çok değerli milletvekilleri; gündemimizdeki önemli konulardan bir tanesi de Libya. Değerli konuşmacılar da zaten konuşmalarında vurgu yaptılar.

Biz özellikle ne yapmaya çalışıyoruz? Doğu Akdeniz’de Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, Kıbrıs Türk halkının haklarını korumaya çalışıyoruz. Ve uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımızı korumaya çalışıyoruz. Bu sebeple de herkesle işbirliği yapmaya hazırız, bunu defalarca söyledik. Sayın Cumhurbaşkanımız Miçotakis’e Londra’da net bir şekilde kendileriyle de böyle bir işbirliğine varabileceğimizi, yeter ki onların da böyle bir paylaşma zihniyetinde olması gerektiğini söylemiştir. Ve biz müzakerelerden sonra Libya’yla deniz yetki alanlarımızı sınırlayan bir mutabakat zaptı imzaladık. Ve böylelikle kıta sahanlığımızın içinde özellikle önümüzdeki süreçte faaliyetlerimizi sürdüreceğimiz alanlar net bir şekilde belirlendi. Doğu Akdeniz’de kıta sahanlığımızın batı sınırları da bu şekilde belirlenmiş oldu.

Bunu neden yaptık? Bazı konuşmacılar da söyledi, birçok ülke burada özellikle kendi aralarındaki görüşmelerle güya Türkiye’yi saf dışı bırakmaya çalıştılar. Tıpkı Kıbrıs’ta yaptıkları gibi, yapmaya çalıştıkları gibi. Aynı şekilde Rum Kesimi ve Yunanistan buna benzer anlaşmaları diğer ülkelerle imzaladılar, müzakereleri sürdürüyordu. Dolayısıyla hem haklı davamızı korumak için bu anlaşmayı imzaladık, mutabakat zaptını, hem de bizi köşeye sıkıştırmaya çalışanlara karşı da önemli bir hamle oldu. Dolayısıyla tek taraflı faaliyetler yerine bizim gibi uluslararası işbirliğine önem vermeleri diğer ülkelerin de önemlidir.

Burada şunu da söylemek isterim, yine bazı konuşmacılar söylediler: Libya’daki Hükümet, Ulusal Mutabakat Hükümeti Suheyrat Anlaşmasına göre mutabakat zaptı imzalayabilir. Daha önce Amerika Birleşik Devletleri ve Nijer’le mutabakat zaptı imzalamıştır. Dolayısıyla onlarla imzaladığı zaman yetkili oluyor da, Türkiye ile imzaladığı zaman neden yetkili olmasın. Burada Suheyrat Anlaşmasında özellikle anlaşma imzalanırken de ben de oradaydım. Ondan öncesi Roma Konferanslarında da vardır. O yüzden yaptığımız, herkesin şaşırdığı, tüm toplumumuzun gerçekten büyük bir memnuniyetle karşıladığı ve birçok ülkeyi şoke eden bu hamlemizi zayıflatacak yorumlardan kaçınalım. Yani dolayısıyla biz uluslararası hukuka uygun bir adım attık, haklarımızı korumak için attık. Avrupa Birliği tabii ki dayanışma adına Rum Kesiminin ve Yunanistan’ın yanında olacak daha önce olduğu gibi. Ama burada haklı mı Avrupa Birliği? Hayır, haklı değil. Bir kere Avrupa Birliği’nin bu konuda karar verme yetkisi yok. Uluslararası Adalet Divanı karar verebilir, Avrupa Birliği ancak siyasi görüş belirtir. Ama Avrupa Birliği’nin siyasi görüşü, bizim ulusal egemenlik haklarımız söz konusu olduğu zaman kesinlikle geçerli değildir ve siyasi saiklerle verilmiş kararlar da bizi yıldıramaz.

Libya’ya baskı yapıyorlar, Büyükelçisini sınır dışı ediyorlar. Yani diplomatik nezakete uymayan, olgunluğa sığmayan hareketlerin sebebi nedir? Demek ki doğru bir adım attık ve doğru bir anlaşma imzaladık. Yine bu konuda tabii ki çabalarımızı sürdürüyoruz ve Birleşmiş Milletler’e anlaşmamızı ve yeni kıta sahanlığımızı batı sınırlarıyla beraber tescil ettirdik. Yeni Yüksek Temsilci Borell’le görüştük, aynı şekilde yine Salame’yle de Roma’da görüşerek bu konularda bilgi verdik. Ve dediğim gibi, anlaşma uluslararası hukuka uygundur ve Libya’yla temaslarımızı tabii ki sürdürüyoruz. Dün Sarraj’la Doha'da görüştüm, Sayın Millî Savunma Bakanımız Hulusi Akar da kendisiyle görüştü ve bir de Libya'yla Güvenlik ve Askerî İşbirliği Mutabakat Muhtırası imzalamıştık ve o anlaşmayı da Yüce Meclise gönderdik. İnşallah sizlerin oylarıyla o anlaşma da onaylanacak ve yürürlüğe girmiş olacak.

Burada Libya söz konusu olunca Sayın Lütfü Türkkan'ın iki konuda bizden cevap beklentisi vardı, onları da vermek isterim.

Birincisi; Doğu Akdeniz'de, Kıbrıs'ın güneyinde uluslararası sularda bir tatbikat oldu. Uluslararası sularda herkes tatbikat yapabilir. Esas olan nedir? Bizim ve Kuzey Kıbrıs Türk halkının çıkarları söz konusu olduğu zaman, bizim kararlığımızdır. Dolayısıyla bu tür tatbikatlar ve söylemler bizi kararlı yolumuzdan döndüremez ve hiçbir zaman da döndürmeyecek. Tıpkı sondaj gemilerimizi gönderdiğimiz zaman Avrupa Birliği ve diğerlerinin söylemlerine kulak asmadığımız gibi, çünkü haklıysak sonuna kadar hakkımızı da savunmak durumundayız.

Diğer taraftan Libya'nın uzun zamandır -eskiden vize yoktu, problem başlayınca vize uygulaması başlattık- bizden ricaları vardı, hiç olmazsa yaş limitini yukardan biraz düşürün, aşağıdan da aynı şekilde 18 yaş altı deyin dediler. Biz de İçişleri Bakanlığımızla görüştük ve 55 yaş üstü Libyalılara ve yine 16 yaş altı Libya vatandaşlarına vizeyi kaldırdık. Elektronik vize veriyoruz; Schengen, AB ve İngiltere ve Amerika vizesi olanlara elektronik vize veriyoruz. Onun dışında 2 şirketimizle şimdi biyometrik verilere de geçtik. İçişleri Bakanlığımız ve yine Göç İdaresiyle beraber istişare ederek bu tür kararları alıyoruz. Bu aniden olmadı, uzun zamandır bizden ricalarıydı, vardı, kararlar almıştık, uygulamaya yeni geçti.

Çok kıymetli Başkanımız, değerli milletvekilleri; NATO da son zamanlarda dış politikamızda tartışılan konulardan bir tanesidir. Londra Zirvesi'nde de herkesin söylediği gibi -öncesinde ve Londra Zirvesi'nde- NATO'ya en çok katkı sağlayan ülkelerin başında Türkiye geliyor. Dolayısıyla Türkiye’siz bir NATO'nun olmayacağını tüm liderler de vurgulamıştır. Türkiye'nin NATO üyeliğinin sorgulanmasının da yersiz olduğunu orada bir kere daha görmüş olduk. Burada, özellikle savunma planlarıyla ilgili de bir yanlış anlaşılma oldu. Güya Türkiye, burada taviz verdi, öyle bir şey yok. 2 tane savunma planı var; bir tanesi Polonya ve Baltık ülkeleri içindir, bir tanesi de Türkiye'nin savunma planıdır. Ve burada özellikle güvenliğin bölünmezliği ilkesinden hareket etmesi lazım NATO'nun. Ve bizim planımız, planlar şu süreçten geçiyor: Önce Askerî Komite, sonra NATO Konseyi, daha sonra yine Askerî Komitede iyileştirildikten sonra yayınlanıyor. Bizim planımız Askerî Komiteden geçti, NATO Konseyinden geçti ve yayınlanma aşamasında YPG olduğu için bazı ülkeler engellemeye çalıştı. Oysa oraya YPG’yi terör örgütü olarak koyan kimdir? NATO'nun istihbaratıdır, kendi istihbaratı. Burada bazı ülkeler NATO'nun kendisini inkâr etme durumunda. Biz de bu sebep, yine güvenliğin bölünmezliği ilkesinden dedik ki; o zaman ya hepsi birden yayınlansın ya da hiçbiri yayınlanmasın. Yani Türkiye'ninki engellenecek, diğeri yayınlanacak. Bizim Baltık ülkeleriyle bir problemimiz var mı? Polonya'yla hiçbir zaman problemimiz olmadı. Neticede bir jest olarak… Onların planı Konsey aşamasındaydı, şimdi Konsey aşamasından geçmesine izin verdik, iki plan şu anda yayınlanma öncesi iyileştirme için Askerî Komitede duruyor, eşit hâle geldi. Burada bir jest yaptık, ama bundan sonraki süreçte bizimki yayınlanmadan onlarınki de yayınlanmaz. Gayet açık, net bir şekilde Baltık ülkelerine ve Polonya'ya da bu konuyu söyledik, anlattık.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başkan; ABD ile problem yaşadığımız doğru, gizli değil tüm dünya biliyor. Nereye gitsek de bize soruyorlar; nedir, nasıl düzelecek ve neler olacak?

Peki, sebebi ne? İki taraftan sorunlara baktığımız zaman ve iki tarafın taleplerine baktığımız zaman hangisi meşru, hangisi haklı? Bizim talebimiz ne? Terör örgütüne desteği kes; silah veriyorsun, eğitiyorsun. Bu bir terör örgütüdür, sen de kabul ediyorsun. Ayrıca, FETÖ'yle ilgili taleplerimizi yerine getir. ABD’nin bizden talebi ne, isteği ne? S-400'ü alma. Neden? İşte Rusya'dan alıyorsun, alma. Benim savunma sistemine ihtiyacım var, olsun alma. Şimdi hangisi makul, hangisi geçerli, hangimiz haklıyız? Yani burada Kongrede öyle oldu, Amerika bu kararları aldı diye hepsinde Türkiye'yi suçlamak doğru değil ki. Bunun hangisinde biz haksızız? Şimdi Kongreden bu kararlar geçerken neyi kriter aldılar? Bir; Barış Pınarı Harekatı'mızı. İki; aynı şekilde S-400'ü.

Şimdi burada bir karar vermemiz lazım. Amerika bu kararları alacak diye ya PKK'ya, YPG'ye göz yumacağız, elimiz kolumuz bağlı kalacak. Aynı şekilde savunma sistemine bu kadar elzem bir şekilde ihtiyacımız varken almayacağız, Amerika da bize bravo diyecek, iyi olacak ya da Amerika ne yaparsa yapsın bu konularda Türkiye kendi kararlarını alıp uygulayacak. Siz iktidarda olsanız hangisini tercih edersiniz? Elbette biz doğru olanı tercih ettik, çünkü Amerika'ya karşı bir yanlışımız yok. Amerika'ya karşı bir yanlışımız yoksa o zaman Amerika hatalı kararlar almıştır ve aynı şekilde adımlar atmıştır. Bunu dün Doha Konferansında da net bir şekilde Mnuchin'in önünde de sordum.

Diğer taraftan haklı bir davamız, millî davamız Kıbrıs'tır. Dış politikamızın her zaman önceliklerinden bir tanesidir. Kıbrıs'ta ne yapmaya çalışıyoruz? Kıbrıs'ta hep kalıcı bir barış için çalıştık, çözüm için çalıştık. Kalıcı olsun, adil olsun, siyasi eşitlik olsun. Bugüne kadar biz bu çabaları sarf ettik de, Rum tarafı kabul etti mi? Hayır. Annan Planı'nda, aynı şekilde Crans-Montana'daki konferansta herkes gördü tavırlarını. Peki, bizim haklı olduğumuzu görüyorlar da, sonuçta sahada adım atarken bunun hakkını veriyorlar mı? Hayır. Avrupa Birliği orada gördü Rum Kesiminin ve Yunanistan'ın olumsuz tavrını. Biz diyoruz ki; bundan sonra laf olsun diye bir müzakere olmasın, sonuç odaklı olsun ve eğer neyi müzakere edeceğimize karar verdikten sonra biz bu adımları atalım. Müzakere çerçeve belgesini belirleyelim. Bu federasyon da olabilir, konfederasyon da olabilir, iki devletli çözüm de olabilir, hiçbirini de dışlamıyoruz, hiçbirini de ısrarla bastırmıyoruz. Ama ne olacaksa olsun, özellikle de federasyon için müzakere edeceksek Kuzey Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitliği tüm boyutlarıyla beraber, dönüşümlü başkanlık dâhil hepsinin müzakere çerçeve belgesine işlenmesi lazım. Aksi takdirde laf olsun diye bir müzakereye başlamayacağımızı Sayın Cumhurbaşkanımız bizzat bu derecede İstanbul'da geçenlerde söylemiştir.

İkinci konu ne? Yine hidrokarbon zenginlikler. Bugüne kadar Rum Kesimine, Yunanistan'a, Avrupa Birliği’ne, Birleşmiş Milletler’e şunu söyledik ve şu soruyu sorarak söyledik: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ve Kıbrıs Türk halkının buradaki hidrokarbon kaynaklarında hakkı var mı? Var. Rum Kesimi de var diyor. Peki, niye garanti altına almıyorsunuz? Hakça paylaşım için bir çözüm bulalım. Rum Kesimi de bunu kabul ediyor, ama şimdi olmaz. Ne zaman olacak? Belki ihraç ederken. Şimdi yapamıyorsan o zamanın garantisi ne? Şimdi toplumun baskısı var. Senin toplumunun baskısı var da, benim toplumumun da hakkı var, ben bu hakkı korumak için adım atıyorum. Eskiden bunları oturur konuşurduk, kınardık ve sismik araştırma gemisi gönderiyorduk, ama şimdi sondaj gemilerimizi göndererek orada da dengeleri değiştirdik. Bundan sonra Kıbrıs Türk halkının hakkını korumak için kararlılığımızı devam ettireceğiz.

Sayın Başkan, çok kıymetli milletvekili arkadaşlarım; içeride olduğu gibi, dışarıda da terörle mücadele önemli ve her boyutuyla; DEAŞ’la da mücadele edeceğiz, YPG-PKK'yla da mücadele edeceğiz, FETÖ'yle de mücadele etmemiz gerekiyor, hep birlikte bu mücadeleyi sürdürmemiz lazım. Biz bu mücadeleyi sürdürmezsek neler yaptıklarını, yapacaklarını sizler bizlerden daha iyi biliyorsunuz.

Bu vesileyle Sayın Başkan, zatıâlinizin liderliğinde Kazakistan'a Cumhurbaşkanlığı Günü'nde bir heyet gitmişti ve o salonda bir FETÖ'cü gazeteci olduğunu öğrendikten sonra verdiğiniz tepkiden dolayı zatıâlinize çok teşekkür ediyorum. Ülkemizin ve milletimizin de hislerine tercüman oldunuz. Heyetinizdeki tüm milletvekili arkadaşlarıma da keza teşekkür etmek istiyorum.

Yine dış politikada Yunanistan'dan bahsettim, detaylara girmeye gerek yok. Biz Yunanistan'la istikşafı görüşmeler dâhil tırmanmaya yer vermeden tüm meseleleri müzakereyle çözmeye hazırız. Dolayısıyla burada Yunanistan'ın özellikle Batı Trakya Türk azınlığı hakkında ve müftülerin hakkı konusunda;

Bir; Lozan Antlaşması'nı uygulaması gerekiyor.

İki: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları var ve bunları da uygulaması gerekiyor.

Evet, Avrupa Birliği bizim için hâlen stratejik bir hedef. Özellikle de son 1 yıldır Avrupa Birliğiyle ilgili sadece reform eylem grubumuz değil ki en son toplantıya Cumhurbaşkanımız başkanlık etti. Yine Yargı Reformu Stratejisiyle, İnsan Hakları Eylem Planı'yla ve diğer attığımız adımlarla Avrupa Birliği ile ilişkilerimizi bir normalleştirmek istiyoruz ve ev ödevimizi de yapmak istiyoruz, ev ödevimizi yapmamız gerekiyor.

Diğer taraftan, yeni yapılanmayla beraber seçimlerden sonra diyalog hâlindeyiz. Yeni Başkanının, yani Von der Leyen'in Cumhurbaşkanımızı araması önemli. Yine Yüksek Temsilci Borell'le bir görüşme gerçekleştirdik. Yine Komisyon Başkan Yardımcısı Schinas ve İçişleri Komiseri Johansson'un gelerek İçişleri Bakanımızla ve diğer arkadaşlarımızla görüşmesi önemli. Bu diyaloğumuzu elbette devam ettirmemiz lazım. Ama ne olur şu süreçte yaşanan tüm sorunların suçlusu olarak ülkemizi görmeyelim. Yani Avrupa Birliği’nin ve Amerika'nın da haksız durumlarını açıkça söyleyelim. Biz ev ödevimizi yapalım ve bu konulardaki tavsiyelerinizi de önemli buluyoruz, yapmanız lazım, yapmadan olmaz. Ama biz Avrupa Birliği’ne diyoruz ki; şu fasılların önündeki siyasi engelleri kaldır, bize de açılış kriterlerini bildir. Eğer ben bunu karşılamazsam açma faslı. Kapanış kriterlerini yerine getiremezsem hiç kapatma. Ama siyasi engel koyuyorsun, sorun burada. O yüzden burada özellikle Avrupa Birliği ile ilişkilerde Meclisimizin de rolü çok önemli, biz buna önem veriyoruz tüm diplomaside olduğu gibi. Ve önümüzdeki süreçte Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizi geliştirmek için biz hazırız. Fakat genişleme süreciyle ilgili sorunun sadece bizimle olduğunu düşünürsek aldanırız. Avrupa Birliği’nin kendi içinde sorun var. İşte en son Macron’un akla hayale gelmeyen veya hiç kimsenin bile, Avrupa Birliği’nin bile ciddiye almadığı yeni kritereler koyması.

Değerli arkadaşlar, Kuzey Makedonya ismini değiştirdi. Bir ülke ve millet için en zor şey ülke isminin değiştirilmesidir. Niçin değiştirdi? NATO'ya ve AB'ye üye olmak için. NATO sözünde durdu mu? Evet. Şimdi kısa süre içinde -diğer bazı ülkeler daha onaylamadı, meclisinden geçmedi- NATO'ya tam üye olacak. Ama Avrupa Birliği son 2-3 toplantısında Kuzey Makedonya'yı müzakerelere bile davet etti, Arnavutluk'u da keza öyle. Peki, müzakerelere başladığı Karadağ'la ilgili ne yaptı? Karadağ tüm yükümlülüklerini yerine getiriyor. Birden yavaşlattı. Neden? Ben böyle istiyorum diyor, yeni kriterler getireceğim, yeni şey. Yani burada Avrupa Birliği’nin de yaşadığı sorunları görelim, ama neticede Avrupa Birliği’yle, içinde bulunduğumuz Avrupa'yla ilişiklerimizi de tabii ki sürdürmemizde fayda var.

Irak'taki sorunları yakından takip ediyoruz, bunu yaparken tabii ki Türkmen kardeşlerimizin haklarının korunması için çalışıyoruz. Musul ve Basra başkonsolosluklarımızı tekrar açıyoruz. Musul Başkonsolosumuz gitti ve görevine başladı. Erbil'den şimdi yerimizi tuttuk, çalışmalar bittikten sonra taşınacak. Necef ve Kerkük'e de inşallah başkonsolosluk açacağız. IKBY'yle de yine Irak'ın birliği ve bütünlüğü çerçevesinde ilişkilerimizi sürdürmek istiyoruz ve Mesrur Barzani de kısa süre önce Türkiye'ye gelmişti; özellikle PKK ve YPG'yle ilgili söylediklerinin altını çizmek lazım, tamamen katılıyoruz. PKK-YPG sadece Türkiye'de, Suriye'de değil Irak'ta da Kürtlerin düşmanıdır.

Filistin davasına sahip çıkacağız. Balkanlara sahip çıktığımızı sizler çok iyi biliyorsunuz. Keza, Güney Kafkasya, Orta Asya'yla da ilişkilerimiz güçleniyor, Türk Konseyi güçleniyor. Ahıska Türkleri sürgününün 75. yılını birlikte andık ve üzülerek andık.

Diğer taraftan, Uygur Türkleri konusunda sessiz kalmamız mümkün değildir değerli arkadaşlar. Bu süreci; bir Çin nezdinde, iki Birleşmiş Milletler nezdinde ve uluslararası toplum nezdinde İslam İşbirliği Teşkilatı dâhil takip ediyoruz. Burada yine Cumhurbaşkanımızın açıklamasıyla ilgili yanlış bir yorum geldi. Cumhurbaşkanımızın söylediği şu: Uygurlu soydaşlarımız, Türk soydaşlarımız Çin içinde huzur ve barış içinde haklarını kullanarak yaşamalıdır diyor, yaşıyorlar demiyor Cumhurbaşkanımız. Tüm konuşmalarında ben Sayın Cumhurbaşkanımızın yanındaydım. Bu bizim haklı talebimizdir, Çin de bu yükümlülüklerini yerine getirmelidir. Dolayısıyla Birleşmiş Milletler’de, örneğin en son 3. Komitede biz yine bildirimde bulunduk, Büyükelçimizi gönderdik. Keza Cenevre'de BM İnsan Hakları Toplantısında benim yaptığım konuşmayı bilmiyorum takip ettiniz mi? Yine iki hafta içinde hem Cidde'de, hem de birkaç gün önce Rabat'ta İslam İşbirliği Teşkilatı Toplantısında bu konuyu bizzat gündeme getirdim. Tüm İslam dünyasının ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nın da yükümlülüğüdür bu ve biz bu sorunu kesinlikle görmezden gelemeyiz. Bu konuyu da yine Cumhurbaşkanımız en son ziyaretimizde Çin Devlet Başkanı’na iletti, Çin Devlet Başkanı Türkiye'den bir heyet davet etti. Ama biz şimdi bu heyet kimlerle görüşecek, nereye gidecek, yani oradaki resmi programlar değil tam durumu tespit etmek için nerelere gitmesi gerektiğini, hangi toplantıları yapması gerektiğini net bir şekilde belirledikten sonra heyetimizi göndereceğiz tıpkı Kırım'a gönderdiğimiz gibi ve tıpkı Kırım'a gönderdiğimiz insanların orada gerçek tespitler yaptığı gibi.

Değerli Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; elbette vatandaşlarımıza hizmet etmek bizim görevimiz. (Mikrofon otomatik kapatıldı)

BAŞKAN- Devam edin.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU Yedi gün yirmi dört saat anlayışıyla vatandaşlarımıza hizmet ediyoruz ve hizmetin kalitesini artırıyoruz. Aynı şekilde, yurt dışında yaşayan soydaşlarımıza ve tüm vatandaşlarımıza, Garo Bey soydaş deyince biraz tepki gösteriyor, ama vatandaş deyince içinde Ermeni vatandaşlarımız da var, onlarla da gittiğimiz zaman görüşüyoruz, hasret gideriyoruz, kucaklaşıyoruz. Süryaniler var, Yahudiler var, vatandaşlarımız var, ama bizim de Batı Trakya'da soydaşlarımız var, yine Makedonya'da soydaşlarımız var, onların da hakkını korumak zorundayız. Kırım Tatarlarının, Gagavuzların hakkını korumayıp da kimin hakkını koruyacağız? Tüm vatandaşlarımızın içinde herkes var, ama soydaşlarımız da var, onların da hakkını korumak durumundayız.

Önümüzdeki süreçte dış politikamıza yeni açılımlar kazandırmak istiyoruz. Afrika, Latin Amerika, Karayipler açılımlarının başarılı bir şekilde sürdüğü hakkında sizlere bilgi vermiştim. Önümüzdeki süreçte özellikle “Yeniden Asya” açılımıyla -Asya dünyada ekonominin merkezi olmaya başladı- bütüncül bir yaklaşımla, tüm kurumlarımızla burada daha güçlü yer almamız gerekiyor. (Mikrofon otomatik kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım, devam edin.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

İkili düzeyde ve çok taraflı örgütlerle bu ilişkilerimizi güçlendirmemiz lazım.

Diğer taraftan, yine Büyükelçiler Konferansı'nda dijital diplomasiyi başlattık. Bugün her bilgi çok hızlı değişiyor ve yapay zekâdan dijital verilere kadar -bu diplomaside çok etkili- bizim bunu çok iyi değerlendirmemiz lazım.

İlk defa yine Cumhurbaşkanımızın oluruyla Antalya Diplomasi Forumu'nu Mart 2020'de düzenleyeceğiz aynı Davos gibi ve ana konulardan birisi de dijital diplomasi olmuştur. Tüm uluslararası örgütler nezdinde bizim aktif bir şekilde, yoğun bir şekilde çalışmamız lazım.

Sayın Başkanım, bazı arkadaşlarımızın soruları vardı, o zaman soru-cevap kısmında arzu ederseniz onlara cevap vereyim.

Ama son olarak bütçemizle ilgili şunu söylemek isterim: Size sunulan bütçemiz 5 milyar 313 milyondur. Bunun bir kısmı AB Başkanlığımızda, bir kısmı TÜRKAK'ta. Şunu net bir şekilde söylemek isterim: Yıl içinde ne zaman ihtiyaç duyarsak Hazine ve Maliye Bakanlığımıza yazdığımız zaman hiçbir zaman ret cevabı almadık, ne kadar bütçeye ihtiyaç varsa ek olarak da her zaman verilmiştir; bunu da Yüce Meclisimizin bilgilerine sunmak isterim.

Hepinize katkılarınız için ve bütçemize verdiğiniz destek için çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum efendim.