#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun NATO Parlamenter Asamblesi 99. Rose-Roth Semineri ve Akdeniz Ortadoğu Özel Grubu Ortak Toplantısında yaptığı konuşma, 12 Nisan 2019, Antalya

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok teşekkür ediyorum sevgili dostum Osman Bey. Çok kıymetli Meclis Başkanımız, NATO Başkanı, Genel Sekreter ve çok kıymetli parlamenterler, 99. Rose-Roth Semineri ve GSM’i burada Türkiye’de ve benim şehrim Antalya’da ağırlamaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.

Hepinize hoş geldiniz diyerek toplantıların verimli geçmesini diliyorum.

Bu toplantıları bugün dünyanın ve küresel sistemin gittiği bir değişim ve dönüşüm içinden geçtiği bir dönemde gerçekleştiriyoruz. Elbette değişim-dönüşüm önümüze ciddi fırsatlar çıkartıyor. Fırsatların yanında, çok boyutlu sınamalarla da karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Ve bu sınamaların bazıları da hepimizin savunduğu ortak değerleri, NATO’nun da savunduğu ortak değerleri tehdit etmeye başladı. Bu sınamalara karşı birlikte nasıl hareket edebiliriz ve nasıl çözüm üretebiliriz, üstesinden nasıl gelebiliriz, gücümüzü nasıl artırabiliriz? NATO’nun 70. yılını kutlarken tüm bu konularda her düzeyde kafa yoruyoruz. İki hafta önce yaklaşık, hatta 10 gün önce Vaşington DC’de NATO Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısında yeni sınamalara karşı NATO olarak neler yapabiliriz ve bu yıl sonunda İngiltere’de gerçekleştirilecek Liderler Zirvesinde liderlere hangi yeni fikirleri sunabiliriz, bunun üzerinde durduk.

Ve bu konuda özellikle parlamenterlere çok önemli görevlerin düştüğüne inanıyorum. Daha önce parlamenter diplomasisinin içinde çok yoğun çalışan bir arkadaşınız olarak, parlamenter diplomasisinin NATO içinde de önemli olduğunu düşünüyorum. Aynı şekilde parlamenterlerin halkları bu sınamalar ve fırsatlarla ilgili doğru bilgilendirmesi ve yönlendirmesinin de çok önemli olduğunu düşünüyorum.

İşte tam bunları konuşurken, fırsatları değerlendirirken, sınamalara karşı ne yapacağız, kendimizi NATO olarak nasıl adapte edeceğiz ve dayanışmamızı nasıl güçlendireceğiz, aramızdaki bazı çifte standartları ve farklı yorumları nasıl gidereceğiz ve özellikle de tehdit algılamalara karşı bizim aynı ölçüde duyarlılığımızı nasıl geliştireceğiz ve tabii ki ortak çözümleri üretirken birlikte nasıl hareket edeceğiz? İşte NATO’nun tüm bu konularda kafa yorup, fikir üretip ve birlikte hareket etmesi gerekiyor.

Bu sene aynı zamanda Akdeniz Diyaloğu’nun 25. yılını kutluyoruz, İstanbul İşbirliği Girişimi’nin de 15. yılını kutluyoruz ve 6-7 Mayıs’ta yine Akdeniz Diyaloğu ortaklarımızla birlikte NATO Konseyi’ne ev sahipliği yapacağız. Tüm bu süreçte Türkiye olarak biz NATO’nun tüm aktivitelerine katkı sağlamaya çalışıyoruz ve çözüm önerilerine de katkı sağlamaya çalışıyoruz, fikirler ortaya koyuyoruz. İnanıyorum ki, 3 günlük sürecek bu seminerde siz parlamenterlerden de, sadece müttefiklerden değil, ortaklarımızdan da çok önemli fikirler ortaya çıkacaktır, raportörlerimiz bunları değerlendirecektir.

Türkiye olarak baktığımız zaman, bu bölgede yaşanan sınamaların merkezindeyiz. Girişimci ve insani dış politikamızla, yaşanan tüm sorunlara karşı ortaklarımızla beraber, müttefiklerimizle beraber çözüm üretmeye çalışıyoruz. Yanı başımızda Suriye, daha yeni seçimden çıkmış kardeş Irak, yine Afganistan’daki sorunlar ve son günlerde Libya’daki gelişmeler, Yemen’deki insani dramlar, Kafkasya’daki çözülmeyen, çözümü bulunmayan, dondurulmuş ihtilaflar, Balkanlar’daki kırılganlık, Karadeniz’deki gerilimler ve yine bölgemizdeki diğer ihtilaflara baktığımız zaman, her zamankinden daha fazla çaba sarf etmemiz gerektiğini görüyoruz.

Örneğin Afganistan’ın istikrarı için Pakistan’ın rolü önemli. Türkiye olarak, Türkiye-Pakistan-Afganistan üçlü mekanizmamızla o bölgenin dayanışmasına ve istikrarına katkı sağlamaya çalışıyoruz.

Kafkasya’da, özellikle Güneydoğu Kafkasya’da, Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan, Türkiye-Azerbaycan-İran, Türkiye-Azerbaycan-Türkmenistan, hatta şimdi dörtlü mekanizmalarla istikrara katkı sağlıyoruz, aynı şekilde o bölgenin kalkınması için çok önemli projeleri, Bakü-Tiflis-Kars dahil hayata geçiriyoruz.

Aynı hassasiyeti Balkanlar’da görüyoruz. Bugün Balkanlar’ı, ülkeler arasında rekabet alanı olarak görmemek gerekiyor, tam tersine Balkanlar’ın Avrupa Atlantik entegrasyonunu samimi bir şekilde desteklememiz gerekiyor ve ülkeler arasındaki rekabetin bu bölgeye olumsuz yansıdığını görüyoruz.

Suriye’deki soruna çözüm üretmek için hem terörle mücadelede insani boyutlarına, yani göç ve mülteciler konusunda, diğer taraftan da siyasi çözüm için Türkiye yoğun çaba sarf etmektedir. İdlib’deki ateşkesi muhafaza etmek istiyoruz. Amerika’nın çekilme kararını Amerika’yla ve koalisyon içindeki ortaklarımızla birlikte koordine etmeye çalışıyoruz. Aynı şekilde Irak’ın yeniden kalkınması için NATO’ya da önemli görev düşüyor ve bugün NATO’nun Irak’ın askeri yapısını ve kapasitesinin güçlendirilmesi için oraya misyon göndermesi son derece anlamlıdır.

Bugün terörle mücadeleye baktığımız zaman dünyada, gerçekten hiçbirimiz terör konusunda, yani terör tehdidi karşısında güvende değiliz, o nedenle birlikte hareket etmemiz gerekiyor, çok kıymetli Meclis Başkanımız da biraz önce buna vurgu yaptı. Bugün terörle mücadelede 3 zafiyetimiz var.

Birincisi, birçok müttefikimiz, bana dokunmuyorsa problem değil anlayışında. Bu son derece tehlikedir, o yılan gelir mutlaka sizi de sokar.

İkincisi ise, benim çıkarıma uygunsa ben onu kullanıyorsam o terör örgütü iyidir. Bugün Suriye’de YPG’de bunu görüyoruz. Müttefiklerimiz YPG’yle PKK arasında hiçbir farkın olmadığını bildiği halde, bir terör örgütüyle işbirliği yapabiliyor, silah veriyor. Oysa o silah diğer müttefiklerine yönlendiriliyor, o silahlar sahada diğer terör örgütlerine de satılıyor.

Başka bir -burada parlamenterler var özellikle- handikabımız ise, özellikle bizim ortak değerlerimizi de kökten sarsmaya başlayan aşırı akımların terör örgütlerine destek vermeye başlamasıdır. Yani bizzat siyasetçilerin, siyasi partilerin ve parlamenterlerin kendi ideolojisine uygun gördüğü, yakın gördüğü terör örgütlerini terör örgütü olarak görmemeye başlaması, önümüzdeki en ciddi sınamalardan bir tanesidir. Bugün aşırı soldaki Avrupa’daki siyasi partilerin PKK gibi bir terör örgütünü sırf aynı ideolojiden olduğu için, Marksist, Leninist, komünist ideolojiden olduğu için sempati duyuyor, terör listesinden çıkarmaya çalışıyor, destek veriyor. Burada hiç kimse beni yanlış anlamasın, benim hiç kimsenin ideolojisiyle problemim yok, her siyasi görüşe, ideolojiye saygım var, ama terör örgütlerine desteğe itiraz ediyoruz. Ve bu üç sorunu halledebilirsek, işte o zaman teröre karşı halklarımızı ortak çabalarımızla birlikte koruyabiliriz.

Bugün etrafımızdaki sorunların birçok yansıması var, ama bunlardan bir tanesi de düzensiz göç. Düzensiz göçün ülkeleri de çok yakından ilgilendirdiğini, hatta birçok ülkeyi etkilediğini görüyoruz, değişik boyutlarda. Bu soruna nasıl bakacağız, insani açıdan mı bakacağız, güvenlik açısından mı, penceresinden mi bakacağız? Esasen her ikisinden bakmayı başardığımız zaman, o evlerini terk etmek zorunda kalan, topraklarını, ülkesini terk etmek zorunda kalan insanlara yardım elimizi uzatırız, ama bu sorunun yarattığı, yani göç olgusunun yarattığı sorunlara karşı da yine birlikte tedbirler almamız gerekiyor.

Bugün Türkiye ve Avrupa Birliği, Türkiye ve komşumuz Yunanistan arasındaki işbirliği göç konusunda örnektir. Türkiye, 3,6 milyonu Suriyeli olmak üzere bugün 4,5 milyon göçmene ev sahipliği yapmaktadır. Suriye’nin istikrarı, komşu ülkelerimizin istikrarı ve kalkınması gerçekleştikçe bu insanların dönmeye başladığını görüyoruz. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatı bölgelerine bugüne kadar 320 bin Suriyeli göçmen Türkiye’den gönüllü bir şekilde döndü ve bu dönüşler devam ediyor. O dönenlere de en azından en temel ihtiyaçlarını karşılayarak destek vermemiz gerekiyor.

Bugün Irak’ın yeniden inşası konusunda hepimizin duyarlı olması lazım, Irak’ın istikrarı hepimiz için önemli.

Diğer taraftan, Libya’daki soruna çözüm bulmak için diplomasiyi sonuna kadar işletiyoruz, müttefiklerimizle, ortaklarımızla birlikte hareket etmeye çalışıyoruz.

Bugün Ortadoğu ve Akdeniz Bölgesini en çok etkileyen sorunlardan bir tanesi, Ortadoğu sorunudur, yani Filistin-İsrail probleminin çözümüdür. İki devletli çözümün dışındaki hiçbir çözüm Ortadoğu’ya barış, huzur getirmez. O yüzden bugün ABD yönetiminin yanlış kararlarıyla cesaret bulan İsrail’in bu saldırgan tutumundan vazgeçmesi gerekiyor ve bir an önce iki devletli çözüme geri dönülmesi gerekiyor ve Türkiye olarak böyle bir süreci tam olarak destekleyeceğimizi buradan özellikle vurgulamak isterim.

Akdeniz Bölgesinde, Ortadoğu Bölgesinde, Yemen probleminin çözülmesi her şeyden önce insani açıdan önemlidir, çok sayıda insan açlıktan ve hastalıklardan ölmüştür, maalesef bunun sorumlusu da Yemen’de sadece kendi emellerini güden ülkelerdir, açık, net bir şekilde söylememiz gerekiyor. Ama NATO müttefikleri olarak da o ülkelerden çıkarımız var diye, silah satıyoruz diye, petrol alıyoruz diye, paralarını alıyoruz diye onların bu zulmüne göz yummak da insani değildir, bizim de burada sorumluluğumuz vardır.

Diğer taraftan, Körfez krizi suni bir krizdir, ortaklarımız bakımından söylüyorum Ortadoğu’daki bir sorun, bu sorununun da bir an önce giderilmesinde fayda var.

Akdeniz’de dondurulmuş ihtilaflardan bir tanesi de Kıbrıs’tır. Kıbrıs’ta kalıcı bir çözüm için, adil bir çözüm için, iki kesimliliğe ve siyasi eşitliğe dayalı bir çözüm için çok çaba sarf ettik, bu konuda Türkiye olarak gerekli esnekliği de gösterdik. 2017 Temmuz ayında Crans-Montana’da Türkiye-Yunanistan-Birleşik Krallıklar ve Ada’daki iki taraf olarak 11 gün hiç ayrılmadan müzakere ettik, önemli bir fırsatı kaçırdık. Şimdi ise tüm garantörlerle, özellikle de komşumuz Yunanistan’la, Ada’da da iki taraf devam ediyor, Kıbrıs Rum Kesimi dahil herkesle gayri resmi görüşmelerimizi sürdürüyoruz ki, resmi bir müzakereye başlamadan önce neyi müzakere edeceğimizi, nasıl müzakere edeceğimizi, çerçevesinin ne olduğunu kararlaştıralım artık bir başarısızlığı daha kabullenmemiz, hazmetmemiz mümkün değil, zaman ve enerji kaybetmemiz lazım. İnşallah Kıbrıs’taki bu dondurulmuş ihtilafa da kalıcı bir çözüm bulabiliriz. Ben bugün bazı NATO’yu da ilgilendiren konularla ilgili düşüncelerimi paylaşmak istedim. Ama biliyorum ki siz parlamenterlerin de soru sorma arzusu var. Heyet Başkanımız Osman Aşkın Bak’tan bunu öğrendim. Dolayısıyla, sözlerimi daha fazla uzatmadan sizlerin sorularıyla birlikte interaktif bir şekilde sürdürmeyi ben de arzu ederim, sizlerden de öğreneceğimiz çok şeyler vardır. Dikkatlice beni dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum, sorularınızı cevaplamaktan büyük bir memnuniyet duyacağım, sağ olun çok teşekkürler.

MODERATÖR- Çok teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.

Evet, çok değerli meslektaşlarımız, soru-cevap bölümünü açıyorum. Soru sormak isteyen arkadaşımız evet Portekiz’den Miranda Calha.

SORU- Çok teşekkür ederim Sayın Başkan. Dışişleri Bakanının sunumunu çok takdir ettim. Çevrenizde çok problem var ve bunlarla yüzleşmek gerçekten büyük bir sorun. Ancak Dışişleri Bakanı'ndan, Türkiye'deki dış politikanın ana hatları veya öncelikleri nelerdir anlamak istiyorum. Türkiye dış politikasının öncelikleri nelerdir? Teşekkür ederim.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok teşekkür ediyorum. Dış politikamızın temel felsefesi Cumhuriyetimiz kurulurken Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından belirlenmiştir “yurtta sulh cihanda sulh”. Ve bugün bu felsefeyi tamamlayıcı olarak girişimci ve insani dış politika izliyoruz. Girişimci dış politikamızın içinde tüm ülkelerle ve uluslararası örgütlerle, hatta bölgesel örgütlerle ilişkilerimizi geliştirmek bir üst seviyeye çıkarmak vardır. Ve bugün dünyada misyon sayısı bakımından beşinci sıraya çıktık. Afrika açılımı, Latin Amerika açılımı, Güneydoğu Asya açılımlarımız artık ortaklık politikasına dönüşmüştür. Bugün ticaretimizi artırırken insani ve kalkınma yardımlarımız da bizim önceliğimizdir. 2018 rakamlarını söylüyorum 17 rakamları, 18 daha açıklanmadı rakam bakımından dünyada insani ve kalkınma yardımı bakımından birinci sıradayız. Yani en zengin ülke Amerika’nın bile önündeyiz. En zengin değiliz, ama en cömertiz. Bugün var olan çatışmaların durdurulması onlara siyasi çözüm üretmek Türkiye Cumhuriyetinin dış politikasının önceliklerinden bir tanesidir ve bölgemizdeki sorunların çözümü için biraz önce de söylemeye çalıştığım gibi katkı sağlamaya çalışıyoruz. Maalesef bugün terör tehdidine karşı en ön cephede olan ülke Türkiye’dir. Dolayısıyla, terörle mücadele içeride ve dışarıda önceliğimiz olarak devam edecektir.

Diğer taraftan, Türkiye’nin dış politikasının en önemli stratejik hedeflerinden bir tanesi Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizi geliştirmektir. Bugün üyelik konusunda tüm çabalarımıza rağmen zorluklar olsa da bu çabamızı sürdürüyoruz en azından birçok alanda mesafe kat edebileceğimizi düşünüyoruz. Türkiye NATO müttefikidir ve Türkiye’nin başka bir ülkeye ilişkileri herhangi bir ülkeyle ilişkileri NATO müttefikliğimize ya da üyeliğimize yönelik bir çelişki değildir ve tüm NATO üyesi ülkeler gibi biz de dünyanın her yeriyle ilişkilerimizi geliştirmek için ve ortaklığımızı güçlendirmek için yoğun çaba sarf ediyoruz. Yani Türk dış politikası bugün bulunduğu coğrafya bakımından çok yönlü, proaktif olmalıdır. Biz de bunu girişimci ve insani anlayışımızda sürdürmeye çalışıyoruz.

Teşekkür ederim.

MODERATÖR- Evet Kuzey Makedonya’dan Vesel Memedi.

VESEL MEMEDİ- Teşekkür ederim. Sayın Bakan sizi ve Türkiye Parlamentosu Başkanını burada görmekten onur duyduk. Ben Kuzey Makedonya’dan Vesel Memedi. Konuşmanızda çeşitli ülkelerin Balkanlarda nasıl rekabet etmeye çalıştıklarından bahsettiniz ve sanırım orada belirli bir etki oluşturmak için rekabet etmeye çalışıyorlar. Ve Balkanlardaki rekabetle ilgili olarak söylediklerinizle bir karşılaştırma yapmaya çalışıyorum ve sanırım aynısı Suriye için de geçerli. Bir çok ülkenin Suriye'de olanlarla rekabet etmeye çalıştığı hakkındaki raporu daha sonra göreceğiz. Öyleyse Batı Balkanlar konusunda da, bir çok güçlü ülkenin etki oluşturmak ve bölgede var olmak için çeşitli bloklar oluşturduğu, Suriye’de devam eden aynı oyundan bahsettiğimize inanıyor musunuz? Teşekkür ederim.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok teşekkür ediyorum. Balkanlarda bu rekabeti bitirmenin en önemli yolu Balkanların Avrupa Atlantik Kurumlarına entegrasyon sürecinin tamamlanmasıdır. Bu konuda bazı müttefiklerimizin ve AB üyesi ülkelerinin çelişkili tavırları olsa da genel anlamda bu anlayış hepimizde mevcuttur. Ve özellikle Makedonya’nın Kuzey Makedonya olarak isim değişikliği konusunda Yunanistan’la bir anlaşmaya varması hepimizi memnun etmiştir, her iki tarafın da kabul ettiği bir çözümdür. Ve Makedonya’nın Kuzey Makedonya’nın da Avrupa Atlantik Kurumlarının önündeki en büyük engel kalkmıştır. Suriye’ye gelecek olursak, söylediğiniz gibi Suriye’de çok sayıda aktör var ve bu farklı aktörlerin farklı amaçları var, farklı emelleri var. Biz Türkiye olarak Suriye’nin sınır bütünlüğünü destekliyoruz ve şu anda geçici olarak kontrol ettiğimiz bölgelerin de Suriye’nin toprakları olduğunu biliyoruz. Ve Fırat’ın doğusundaki Suriye’yi bölme çabalarına karşıyız. Maalesef bazı müttefiklerimiz bu Suriye’yi bölme çabalarına destek veriyor ve bunun için de terör örgütleriyle işbirliği yapıyor. Hiç kimse kimseyi kandırmasın o YPG, PKK terör örgütü DEAŞ’in ideolojisine karşı olduğu için değil, o toprakları ele geçirmek için diğer ülkelerin destekleriyle mücadele etmiştir. Biz de 4 binden fazla DEAŞ teröristini sahada temizledik ve göğüs göğse çarpışan, savaşan tek asker bizim askerimizdir. Amacımız nedir? Suriye topraklarında sınırımızın öbür tarafında bu terör örgütlerini temizlemektir. Bugün farklı ülkelerin, farklı emelleri olduğunu biliyoruz, ama hepimiz şu anayasa komisyonunun kurulması ve diğer taraftan siyasi sürece odaklanmamız gerekiyor. Ve bu konuda maalesef anayasa komisyonunun kurulmasını engellemeye çalışan bazı küçük ülke grubu ülkeler var, müttefiklerimiz de var bunun içinde. Bir taraftan Suriye’de barış diyorsunuz, kalıcı bir barış siyasi çözümle gelir ve Astana süreciyle biz çok önemli başarılar elde ettik. Bugün Cenevre süreci canlıysa Astana süreci sayesindedir, ama Astana Cenevre’ye alternatif değildir ve her şey BM kararları çerçevesinde 22-54 nolu karar ve BM çatısı altında BM’nin önderliğinde olmalıdır. Hedefimiz ülkeyi siyasi bir çözüme, anayasayla beraber ve seçime hazırlamaktır. Türkiye olarak bu konuda çok samimi gayret sarf ediyoruz ve tek amacımız vardır yanı başımızdaki ülkenin istikrarı, güvenliği, sınır ve toprak bütünlüğü. Maalesef çok sayıda aktörün olması işimizi her zaman kolaylaştırmıyor.

Teşekkür ediyorum.

MODERATÖR- Teşekkür ediyorum. Şimdi Yunanistan’dan Andreas Loverdos.

ANDREAS LOVERDOS- Sıcak misafirperverliğiniz için size ve Türk heyetinize teşekkür ederim. Konferansa çok etkileyici bir giriş yaptığı için Sayın Bakan Çavuşoğlu'na da teşekkür ediyorum. Sayın Bakan Kıbrıs sorununda başka bir başarısızlığın kabul edilemeyeceğini konusunda size tamamen katılıyorum, bu doğru, bu konuda son derece katılıyorum, ancak Kıbrıs sorunu konusunda garantör ülkelerden bahsettiğiniz için bir açıklama yapmak istiyorum. Bu sözün modern dünyanın çerçevesi içinde olduğuna inanmıyorum. Kıbrıs, Avrupa Birliği ve Avro Bölgesi’nin bir üyesidir, bu nedenle garantör ülkeler hakkında konuşmak, tamamen bu çerçevenin dışındadır. Bu benim açıklamam, çok teşekkür ederim.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok teşekkür ediyorum.

Dostuz, komşuyuz, ama tespitinize katılmıyorum. Nedenini söyleyeyim, bugün tüm dünyanın gözü Doğu Akdeniz’dedir ve gerginlik alanıdır. Maalesef Doğu Akdeniz’i bir barış alanına dönüştüremedik, Kıbrıs sorununun çözümü dahil. Bugün tüm güçlü ülkeler oradadır, Amerika ve Rusya oradadır. Suriye sorununa baktığımız zaman, o bölgedeki sorunların boyutu giderek artmaktadır. Tam bu dönemde de işte Türkiye’nin garantörlüğü Kıbrıs için ve Kıbrıslı Türkler için çok önemlidir.

İkinci bir konu, bugün tüm çabalarımıza rağmen, tüm iyi niyetli çağrılarımıza rağmen, Türk tarafının haklarını garanti altına almadan, ki böyle bir hakkın olduğunu Yunanistan da, Rum Kesimi de kabul ediyor, Rum Kesiminin tek taraflı hidrokarbon çalışmalarını, aktivitelerini başlatması ve tam da Türkiye’nin garantörlüğünün bugün her zamankinden çok daha fazla önemli olduğunu hatırlatıyor. Şimdi bir taraftan tek taraflı bazı ülkelerle faaliyet göstermeye çalışacaksın, Türk tarafının hakkı var diyeceksin, bunu görmezden geleceksin, o zaman Kıbrıs Türk halkının haklarını kim savunacak? Garantör olarak ben savunacağım, bu benim en doğal hakkımdır ve Kıbrıs Türk halkı da garantörlüğün her zamankinden daha hassas olduğunu söylüyor. Buna Yunanistan olarak siz tabii ki arzu etmezseniz, buna siz karar veremezsiniz, Kıbrıs Türk halkı karar verir buna ve Türkiye olarak biz karar veririz. Ama siyasi bir çözümle, kalıcı bir çözümle biz garantörlük ve güvenlik konusunda da birlikte neler yapabileceğimizi Crans-Montana’da da gösterdik, Avrupa Birliği oradaydı, Genel Sekreter oradaydı ve kimin nasıl yapıcı tutum sergilediğini, kimin tersine tutum sergilediğini tüm bu dostlarımız da açık, net bir şekilde görmüştür.

Garantörlük ve bugün güvenlik Kıbrıs’ta her zamankinden daha önemlidir. Öyle bunun çağ dışı veya zamanı geçmiştir gibi söylemlerle bunu hafifletemezsiniz ya da hafife alamazsınız.

Çok teşekkür ediyorum.

MODERATÖR- Fransa’dan Sonia Krimi. Soruları sırayla alacağım. Sonia’nın ardından Ürdün’den Awwad Al Zawaideh ve Arap Parlamentosu’ndan Cafer Nedim Salman. Önce Sonia ile başlayacağız.

SONIA KRIMI- Teşekkür ederim Sayın Başkan. Değerli meslektaşlar. Öncelikle tüm Türk arkadaşlarımıza konukseverlikleri ve karşılamaları için teşekkür ederim. Ayrıca, Fransız Heyeti adına tüm mülteciler için sürdürmekte olduğunuz çabalara teşekkür ederim.

Bununla birlikte, izninizle, Meclisi Başkanınız tarafından bu sabah ifade edilen, 24 Nisan’ın Fransa’da Ermeni soykırımını ulusal anma günü ilan edilmesi konusunda Fransa tarafından alınan kararı sorgulayan ve beni şoke eden ifadelere değinmek istiyorum. Bu soykırımı tanımanın 1915 yılında meydana gelenlerden daha şoke edici olup olmadığını bilmiyorum. Bize tarihten mi bahsediyorsunuz bilmiyorum. Ama şunu biliyorum, ve bunu siz benden daha iyi biliyorsunuz, tarih her zaman muzaffer olanlar tarafından kaleme alınır. Bize aynı zamanda vatandaşlarımızı daha iyi bilgilendirmekten bahsediyorsunuz. Çok iyi biliyorsunuz ki gerçeklere ilişkin herkesin kendi yorumlaması vardır. PKK için siz terörist diyorsunuz, ancak birçok ülke için PKK terörist değildir.

Şunu ifade etmek istiyorum: ülkelerimiz arasındaki dostane ilişkileri dikkate alınca, tüm bu mülahazaların gözönünde bulundurulması gerektiğini düşünüyorum.

Sayın Bakan’a yöneltmek istediğim soru İsrail-Filistin ihtilafına ilişkindir. Bu konudaki vizyonunuzu bize açıklayabilir misiniz lütfen Sayın Bakan. Teşekkür ederim.

MODERATÖR- Müteakip soru.

AWWAD AL ZAWAIDEH- Arapça konuşacağım (bunu İngilizce ifade ediyor ve Arapça devam ediyor ). Sayın Bakan, NATO üyesi bir ülke olarak, ABD’nin, Asrın Anlaşması adı altında bölgemizi yeni bir savaşa sürükleyecek son gelişmelere önderlik etmesine, Filistinlileri göçe zorlama ve Kudüs’ü Yahudileştirme girişimlerine ilişkin olarak NATO’nun tutumu nedir sizce?

Bu hususta belirgin bir rol oynamanızı temenni ederiz. Zira, NATO’nun etkin bir üyesisiniz.

Adaletsiz arabulucu olarak ABD’nin adil olmayan çözümleri bağlamında yaşanan hızlı gelişmeler, bölgeyi yeni bir savaşa sürüklemekte olduğunu düşünüyoruz. Halklar olarak bizler ümitlerimizi NATO’ya ve Türkiye’nin etkin rolüne bağlamaktayız. Gelecekte savaşları engelleyecek çözümlere varılabilmesi için nasıl bir rol oynanabilir? Teşekkür ederim.

MODERATÖR- Sıradaki kişi Arap Parlamentosundan Cafer Nedim Salman.

CAFER NEDİM SALMAN- Teşekkür ederim. Ben Irak Temsilciler Meclisi Üyesi Zafer El Ani’yim. Burada Arap Parlamentosunu temsilen bulunmaktayım. Bu fırsatı değerlendirerek şahsım, halkım ve Arap Parlamentosu adına, DEAŞ cehenneminden kaçan Iraklı göçmenler ve mültecilere kapılarını açan, özellikle sağlık, güvenlik ve eğitim alanlarında bütün ihtiyaçlarını karşılayan Türkiye’ye ve Türk halkına en kalbi şükranlarımı sunmak isterim.

Bu davranışınız, Iraklılar olarak bizim ve evlatlarımızın boynunda kıyamete kadar bir borç olarak kalacaktır. Teşekkür ederim.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Sorularınız için ve görüşleriniz için çok teşekkür ediyorum.

Sonia Hanım’ın şok olmasını anlayabiliyorum. Çünkü Sonia Hanım’ın ülkesi ve Fransa gibi ülkeler bir şeye alışmıştır, hep patronluk taslayacaklar, hep başka ülkeleri eleştirecekler, aşağılayacaklar ve istediği kararları istediği gibi verecekler, eleştirecekler. Dolayısıyla Türkiye tarafından veya başka bir ülke tarafından eleştiri geldiği zaman da şok olacaklar.

Şimdi uluslararası hukuk konusunda Türkiye’ye ders vermeye çalışıyorsunuz. Hukukun üstünlüğü konusunda Türkiye’ye ders vermeye çalışıyorsunuz. Burada benim söylediğime bile tahammül göstermiyorsunuz, demokrasiden ve ifade özgürlüğünden bahsediyorsunuz, ama Macron’un aldığı karar Fransa Anayasa Mahkemesinin aldığı kararlarla çelişmiyor mu? Çelişiyor. Fransa’nın aldığı karar, Macron’un, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarıyla çelişiyor mu? Çelişiyor.

Bir olayı, geçmişte, tarihteki bir olayı soykırım olarak ya da değil olarak değerlendirmek siyasetçilerin görevi mi? Birleşmiş Milletler’in kararını okudunuz mu? Uluslararası hukuktan ve sistemden bahsediyoruz. Ve Birleşmiş Milletler’in bir tarihi olayı soykırım olarak değerlendirmek için neler olması gerekiyor, mahkeme kararında açıkça söylemiştir. Dolayısıyla burada siyasilere böyle bir karar verme yetkisi de vermemiştir. Siz siyasetçiler tarihle ilgili yargılamayı, karar vermeyi kendinizde hak olarak görüyorsunuz. Görüş başkadır, karar vermek başkadır. Peki, hangi bilgiyle, hangi kıt bilgiyle tarih konusunda böyle, bu kadar kesin, net karar veriyorsunuz? Bu bilgi eksikliği olduğu halde karar vermenin tek sebebi vardır, o da popülizmdir. Maalesef sizin Başkanınız da popülizme yenilmiştir.

Ayrıca, soykırım ve tarih konusunda Türkiye'ye ders verebilecek en son ülke Fransa'dır. Çünkü Ruanda’da olanları unutmadık, Cezayir’de olanları unutmadık. Fransa önce kendi karanlık tarihine baksın, Türkiye’ye ders vermeye kalkmasın. Evet, sizler böyle tepeden bakmaya devam edin, ama biz de size bu şekilde haddinizi bildirmeye devam edeceğiz. Artık eski Türkiye yok, hak ettiğiniz cevabı da her zaman vereceğiz size.

Siz kendinizi üstün görmeye devam edin, ama bu muameleyi kabul etmeyen, doğruları söyleyen bir Türkiye var.

Çok teşekkür ediyorum, sağ olun. Ne kadar nezaketli olduğunuzu da gördük, çok teşekkürler. Ben de sizi alkışlıyorum, bravo, size de bravo. Ne kadar saygılı olduğunuzu görüyoruz. Gerçekleri duymaktan hoşlanmıyorsunuz, gerçekleri söylemeye devam edeceğiz, buna alışacaksınız, alışacaksınız, alışacaksınız, başka seçeneğiniz yok. Gerçekleri duymaya alışacaksınız, o kadar.

Diğer taraftan İsrail ve Filistin konusunda bizler NATO üyesi ülkeler olarak aynı şeyi düşünüyoruz. Ve burada özellikle Filistin’de kalıcı bir barış için biraz önce açılış konuşmalarında da düşüncelerimi söyledim. Kalıcı bir barış için iki devletli çözümden başka bir seçenek yoktur ve burada herkesin de dürüst bir şekilde, adil bir şekilde hareket etmesi gerekiyor. Maalesef Amerika Birleşik Devletleri son aldığı kararlarla tarafsızlığını kaybetmiştir ve bu konuda Avrupa ülkeleri, NATO ülkelerinin, müttefiklerin çoğu da böyle düşünüyor. O yüzden kalıcı bir barış için hep birlikte çaba sarf etmemiz lazım.

Ve bu konuda özellikle Kudüs’ün statüsünün de korunması gerekiyor. Ürdün, biliyorsunuz Kudüs’ün hamisidir, biz Ürdün’ün bu faaliyetlerini destekliyoruz.

NATO’dan beklenti içinde olmak yerine, özellikle bizim burada Filistin ve Kudüs konusunda kendi aramızda birliği sağlamamız gerekiyor. Arap Ligi’nin içinde bazı ülkelerin Ürdün’e Kudüs konusunda artık sesinizi çıkarmayın diye baskı yaptığını görüyoruz, neden? Amerika’dan korkuyorlar. Filistin Yönetimine de baskı yapıyorlar. Ama burada özellikle Ürdün’ün sağlam duruşunu biz alkışlıyoruz, destekliyoruz ve Kudüs’ün statüsünün mutlaka ve mutlaka korunması gerekiyor. Bu konuda da NATO’dan beklenti yerine, tabii NATO bu tür konularda doğrudan müdahalede bulunmuyor ama NATO içindeki ülkelerin tutumlarını zaten biraz önce söyledik, kendi aramızdaki birliğimizi artırmamız lazım.

Diğer taraftan Türkiye olarak komşu Irak’ın kalkınması için, yeniden inşası için 5 milyar dolar taahhütte bulunduk ve 5 milyar dolar en yüksek taahhüttür. Kuveyt’teki konferansta bu taahhütte bulunduk. Ve bu para, bu kredi tabii ki bizim firmalarımızın da orada yer alacağı, Irak’ın yeniden inşası için, yatırımlar için kullanılacaktır. Ama Irak’tan ve DEAŞ işgalinden sonra özellikle bu bölgede Türkiye’ye gelen mülteci kardeşlerimize ev sahipliği yapmak, onlara da sahip çıkmak bizim her şeyden önce insani görevimizdir. Biz su konusu dahil her alanda kardeş Irak’la ve Arap ülkeleriyle dayanışmamızı göstermeye devam edeceğiz.

Hepinize çok teşekkür ediyorum. Ve tabii ki benim söylediklerimden rahatsız olan arkadaşlar var, olabilir, onlara da saygı duyuyoruz. Ama dediğim gibi, bir şey söyleyeceksen cevabını da bekleyeceksin ve söyleyeceğin söz kadar duyacağın cevaba göre konuşmasını da öğreneceksin.

Çok teşekkür ederim.