#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun İslam İşbirliği Teşkilatı Dışişleri Bakanları Düzeyinde Açık Katılımlı Acil İcra Komitesi Toplantısında yaptığı konuşma, 22 Mart 2019, İstanbul

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Bundan tam bir hafta önce 51 masum kardeşimiz sapkın fikirlere sahip bir cani tarafından gerçekleştirilen menfur terör saldırılarının kurbanları oldular. Cuma namazını eda eden Müslümanlar hunharca katledildi. Çok sayıda kardeşimiz de yaralandı. Saldırıda hayatını kaybedenlere yüce Allah’tan rahmet, yaralı olan kardeşlerimize de acil şifalar diliyorum. Ayrıca, kederli aileler ile Yeni Zelanda devleti ve halkına da başsağlığı, sabır ve metanet diliyorum.

Biliyorsunuz, bu insanlık dışı terör eyleminin hemen ardından, Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatı üzerine, Türkiye’nin Zirve Dönem Başkanlığı çerçevesinde Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımızla birlikte Yeni Zelanda’ya gittik. Sıcak karşılama ve misafirperverlik için Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Winston Peters ve Yeni Zelanda yönetimine huzurlarınızda bir kere daha teşekkür etmek istiyorum.

Christchurch’te buluştuğumuz saldırı kurbanlarının yakınları, halen tedavi görmekte olan yaralılar ve saldırıya uğrayan camilerin yöneticileri ile duygusal anlar yaşadık.

Beni bizzat arayan çok kıymetli Dışişleri Bakanı kardeşlerimin de selamlarını ilettim ama tüm İslam İşbirliği Teşkilatı’nın selamlarını ve dayanışma mesajlarını da bu kardeşlerimizle paylaştık.

Saldırıdan çok kısa bir süre sonra kendilerini ziyaret etmemizden ve Türkiye ile İslam Dünyasının desteğini yanlarında hissettikleri için çok mutlu oldular. Yeni Zelanda halkının da bu ziyaretimizden çok mutlu olduğunu bizzat gördük.

Bu vesileyle bugün aramızda bulunan Yeni Zelanda Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Sayın Winston Peters ve Etnik Topluluklar Bakanı Sayın Jennifer Salesa nezdinde Yeni Zelanda Hükümeti ve halkına tekrar başsağlığı dileklerimizi iletiyorum ve kendilerine de bugünkü toplantımıza hoş geldiniz diyorum.

Yeni Zelanda makamlarını saldırı sonrası gösterdikleri örnek tutumlarından dolayı takdir ediyoruz. Ülkede yaşayan Müslümanların sahiplenilmesini ve samimi dayanışma mesajları verilmesini önemsiyoruz.

Başbakan Jacinda Ardern başta olmak üzere, bu olay karşısında ilkeli tavır alan Yeni Zelanda hükümet ve meclisinin bu tutumunun İslam ve yabancı düşmanlığı eylemlerinin sıklıkla görüldüğü ülkeler ve siyasetçileri tarafından örnek alınacağını umuyoruz.

Değerli Kardeşlerim, bugünkü toplantı, bu vahşi saldırıyı kınamak ve terörle mücadelede Yeni Zelanda Hükümetiyle, halkıyla ve oradaki Müslüman kardeşlerimizle dayanışmamızı sergilemek için önemli bir fırsattır, önemli bir vesiledir.

Aynı zamanda, dünya genelinde İslâm karşıtlığı ve yabancı düşmanlığı içeren eylemlere karşı tek vücut olduğumuzu göstermek için buradayız.

Hoşgörü kültürünün hâkim olduğu Yeni Zelanda’da bile bu tür bir saldırının meydana gelmesi, insanlığın birlikte yaşama arzusuna kastedenlerin Christchurch’ten tüm dünyaya gönderdikleri bir tehdit mesajıdır.

Bu terör saldırısını münferit bir vaka olarak görmek işin doğrusu akla mantığa uygun değildir.

İslam düşmanı, ırkçı ve dünyadaki tüm insanların huzurunu hedef alan bu zihniyete sahip çıkan insanlara da maalesef bugün rastlıyoruz.

Başbakan Ardern’in net açıklamalarına rağmen bu saldırının bir terör eylemi olduğunu dile getirmekten bile imtina eden siyasetçileri görmekten üzüntü duyuyoruz.

Çok kıymetli kardeşlerim, değerli konuklar, son yıllarda İslam karşıtlığının yükselişi ve eyleme dönüşmesi, endişe verici bir eğilime işaret etmektedir. Göç karşıtı popülist söylemlerin artmasıyla, benzer eylemler özellikle Avrupa’da artışta.

Birçok Avrupa ülkesinde Müslümanlar ırkçılık, ayrımcılık ve yabancı düşmanlığı kaynaklı eylemlere yoğun biçimde maruz kalıyorlar ve bu eylemlerin sayısı artıyor.

Sadece ABD’ye baktığımızda ise, nefret söylemi kullanan grupların sayısı son dört yılda bir buçuk kat artmıştır. 2014’te 784 iken 2018’de 1.020 olmuştur. Ayrıca aynı şekilde, nefret suçu sayısında da bir sıçrama görülmektedir. Nefret suçları, sadece ABD’de 2014’ten 2017’ye kadar yüzde 30 artış göstermiştir.

Biz, insanların inançlarını, kimliklerini, geçimlerini ve en önemlisi hayatlarını hedef alan bir anlayışı kabul etmiyoruz. Beklentimiz bu İslam düşmanı teröristlerin arkasındaki siyasi desteğin biran evvel son bulmasıdır.

Elbette İslam düşmanlığının ve terörizmin karşısında olan, hoşgörünün ve iyi niyetin tarafında yer alan tüm ülke ve kuruluşlarla işbirliği içinde çalışmak isteriz. Bu olayların yakından takibi ve tekrarlarının önlenmesi için tedbirler alınması şarttır.

Öte yandan, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın 50. kuruluş yıldönümünde üzüntümüz bununla da sınırlı değil.

İsrail Yönetimi, Müslümanların ibadet özgürlüğünü kısıtlama ve Kudüs’ün İslami kimliğini yok etme gibi eylemlerini her geçen gün artırıyor. Filistin’de tüm dünyanın gözü önünde ve her türlü uyarıya rağmen çağımızın en büyük zulümlerinden biri yaşanıyor.

Yıllardır Mescid-i Aksa’ya sistematik saldırılar gerçekleştiren İsrail’in de, tıpkı Yeni Zelanda’da camiyi kana bulayan zihniyet gibi ne inançlara ve kutsal mekânlara saygısı ne de birlikte yaşamaya tahammülü vardır. Bu vesileyle belirtmek isterim ki ABD Başkanının Golan Tepeleri hakkındaki kabul edilemez açıklamaları da bu çarpık zihniyetleri besleyecek niteliktedir.

Zamanımızın en büyük trajedilerinden biri olan Rohingya Müslümanlarının durumu İslam düşmanlığının bir başka örneğidir.

Maalesef bu örnekleri daha da çoğaltmak mümkündür.

Christchurch’teki katil ve kendisi gibi olanların sapkın dünya görüşünde Müslüman da Yahudi de, Budist de, beyaz olmayanlar da, hatta kendi çizgisinde olmayan Hristiyan da aynı yerdedir. Ve hepsi birer açık hedeftir.

Bu terör saldırısı bireysel bir nefretin sonucu da değildir. Kendisinden önceki canilere özenen, gelecekte başka ırkçı canilere örnek olmak isteyen, dünyaya bir mesaj veren bir terör çizgisinin son örneğidir.

Buna karşı bugün burada bir adım atacağız.

İşte tüm bu nefret söylemlerine, bunun olağan kıldığı şiddet ve teröre karşı tepkimizi beyanlarımızla ve fiili adımlarımızla inşallah göstereceğiz.

Bugün davetimize icabetle İstanbul’a gelmeniz, dünyanın neresinde olursa olsun Müslümanlara karşı yapılan eylemlere duyarsız kalmadığımızın önemli bir göstergesidir.

Bugün buradan yükselecek sesimiz ırkçılık, hoşgörüsüzlük, dışlanma ve şiddet eylemlerine maruz kalan kardeşlerimizle dayanışmamızı güçlendirecek, onlara cesaret verecektir.

Çok kıymetli konuklar, değerli kardeşlerim, İslam karşıtı yaklaşımlara ve bunlardan kaynaklanan sorunlara karşı etkin önlem alınması, günümüz koşullarında artık bir zorunluluktur.

Bu yönde ilk adımın Müslümanların yaşadıkları toplumların idarecileri, karar vericileri ve siyasetçileri tarafından atılması gerekmektedir.

Diğer taraftan, İslâm dünyasının tehditler karşısında birlik ve beraberlik içinde hareket etmesi elzemdir. Bu noktada, İslam İşbirliğ Teşkilatı üye ülkeleri olarak atabileceğimiz birçok adım, kat edebileceğimiz uzun bir mesafe vardır.

Nefret suçlarını olağan kılan, siyaset, basın aracılığıyla da normalleştirmeye çalışılan nefret söylemleriyle mücadele etmeliyiz.

Yükselen ırkçı terörün ayak izlerini geriye doğru izlediğimizde İslam düşmanı, yabancı düşmanı, göçmen düşmanı söylemlerin ve bunları yayan siyasetçilerin ve hatta medyanın sorumluluklarını görüyoruz. Bu tür sapkın ideolojilere sahip olanları dışlamak ve küçük oy hesaplarıyla toplumun huzur ve dengesini bozacak söylem ve eylemlerden şiddetle kaçınmak insanlığa karşı bir borçtur. Zira bu söylemler şiddete meyilli bu zavallı zihinlerde bir eylem dürtüsüne dönüşüyor.

Mesela, İslam’ı ve Müslümanları terörle bağdaştırmaya çalışan zihniyet ve söylemler, uydurulmuş tarih faraziyeleriyle güya desteklenerek, bu insanların radikalleşmesini körüklemiyor mu?

Son saldırıda failin dini kimliğine bakarak ‘’Hıristiyanlık bir terör dinidir’’ diyebilir miyiz? Myanmar’daki soykırıma Budist terörü diyebilir miyiz? Hiçbir din ve inanç şiddet ve terörle tanımlanamaz ve barış bizim dinimiz İslam’ın adında ve merkezindedir.

Çok kıymetli kardeşlerim, değerli konuklar, Türkiye olarak başta BM olmak üzere üyesi bulunduğumuz uluslararası kuruluşlarda diyalog, uyum, çoğulcu yaşam ve hoşgörünün altını çiziyoruz. Müslümanların karşılaştığı sorunlar ile bunların çözümü konusunda çok taraflı uluslararası platformlarda süreklilik arz edecek şekilde hep birlikte çalışmamız önemlidir. Bu tür saldırılar İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesinde bir mekanizma tarafından yakından izlenmeli, kayıt altında tutulmalı ve bunlar Batı dünyası ve kamuoyları nezdinde kararlı bir şekilde gündeme getirilmelidir. Ancak İslam İşbirliği Teşkilatı’yla sınırlı kalma lüksümüz de yoktur ve olamaz. Uluslararası camianın önde gelen teşkilatları ve sivil toplum ile ortak hareket etmeli, dünya kamuoylarına ulaşmalı, hesap verebilirlilik anlayışını yaygınlaştırmalıyız.

BM Medeniyetleri İttifakı girişimi çerçevesinde somut olarak neler yapılabileceğine de bakmalıyız. Medeniyetler İttifakının etkin ve etkili olması önem taşımaktadır. Bu ihtiyaç maalesef bugün her zamankinden daha fazla geçerlidir.

Çok kıymetli kardeşlerim, değerli konuklar; Ekim 2018’de yine burada İstanbul’da İslamofobi’nin bir insan hakkı ihlali olduğunu ve ırkçılığın güçlü bir tezahürü olduğunu ilan etmiştik. Bu kez İslam düşmanlığı dahil ırkçılığın her türünün nedenlerinin tesis edilmesi için etkin stratejiler geliştirilmesi için çağrı yapıyoruz. Aşırılık ve şiddet yanlılarına en güzel yanıt olacağına inanıyorum. Hepinizi derin saygı ve muhabbetlerle selamlıyorum. Bugün sizleri burada ağırlamaktan büyük bir mutluluk duyuyoruz. Çok teşekkür ediyorum.