#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Akdeniz Parlamenter Asamblesi “Nüfus Hareketleri ile Güvenlik Arasındaki İlişki” Konulu Toplantıda Yaptığı Konuşma, 19 Haziran 2019, Ankara

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Saygıdeğer Meclis Başkanımız, Akdeniz Parlamenterler Asamblesi’nin çok kıymetli Başkanı ve Akdeniz Parlamenterler Asamblesi’nin çok kıymetli üyeleri, Milletvekilleri, Ekselansları, Büyükelçiler, değerli konuklar, Akdeniz Parlamenterler Asamblesi’nin Başkan ve tüm üyelerini Gazi Meclisimizde, ülkemizde ağırlamaktan büyük bir mutluluk duyuyoruz. Bu toplantının burada, Türkiye’de gerçekleştirilmesinde özellikle emeği olan Sayın Başkanı, Genel Sekreteri ve bizim Heyet Başkanımız Atay Beyi tebrik ediyorum ve teşekkür ediyorum.

Parlamenterler olarak bugün yaşadığımız tüm sınamalara karşı halklarımızı temsil eden insanlar olarak her zamankinden daha fazla duyarlı olmamız gerektiğine inanıyorum. Ve Genel Sekreterin, sevgili dostumun da söylediği gibi, parlamenter diplomasiye inanan bir insanım. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Başkanı ve 11 yıl üyesi olarak ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de parlamenter diplomasisinde görev alan bir arkadaşınız olarak ve bugün Dışişleri Bakanı olarak parlamenter diplomasinin bazen bizim kariyer memurları olarak, Dışişleri Bakanlıkları olarak yürüttüğümüz diplomasiden çok daha etkin olduğunu bizzat gördüm, yaşadım, yaşıyoruz ve bizlerin özellikle yaptığı çalışmalara da çok ciddi katkı sağladığını bizzat biliyorum. Dolayısıyla karşı karşıya kaldığımız sınamalara karşı parlamenter diplomasiye her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.

Bugünkü toplantının teması olarak göç ve güvenliğe öncelik vermenizden ayrıca mutluluk duydum. Sadece yaklaşık 4,5 milyon göçmen ve mülteciye ev sahipliği yapmış bir ülkenin Dışişleri Bakanı olarak değil, geçmişte de Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinde Göç, Mülteciler ve Demografi Komisyonu Başkanlığı yapmış birisi olarak ve göç konusuna siyasi hayatıma başladığım günden bu yana önem veren bir kişi olarak bu temanın belirlenmesi eminim çok faydalı olacaktır.

Öncelikle bu sorunların sebeplerini çok iyi tespit etmemiz lazım. Yaşadığımız Akdeniz coğrafyasının bir istikrar, barış ve huzur bölgesi olması için neler yapmamız gerektiğini iyi tespit edip uygulamamız gerekiyor. Bugün bir dünya savaşı yok, ama İkinci Dünya Savaşı döneminden daha fazla insan neden evini ve ülkesini terk etmek zorunda kaldı? Ekonomik sıkıntılar mı, çevre sorunları mı ve yine göçle birlikte güvenlik diye bugün temasını belirlediğimiz özellikle buna sebep olan terör olaylarından mı, yönetilemeyen ülkelerden mi, sivil savaşlardan dolayı mı ve bunlara nasıl çözümler bulmamız lazım. Buna kafa yormamız lazım.

Ayrıca, göç konusuna hangi açıdan bakmamız gerekiyor? Bugün Akdeniz etrafındaki ülkelere baktığımız zaman bizler hem kaynak ülkeyiz, hem transit ülkeyiz, hem de destinasyon, hedef ülkeyiz. O yüzden hep birlikte, yani kaynak, transit ve hedef ülkeler olarak bu konuya nasıl, hangi açıdan bakmamız lazım. Bugün Avrupa'da bu konuya sadece güvenlik perspektifinden bakan ülkelerin ve halkların olduğunu görüyoruz, siyasi partilerin olduğunu görüyoruz. Ama bu konuya insani açıdan da bakmamız gerektiğini de öğrenmemiz gerekiyor. Esasen ikisinin sentezini yaptığımız zaman daha sağlıklı çözümler bulacağımızı düşünüyoruz. Bugün göçmenlere, elimizden ekmeğimizi, işimizi alan insanlar olarak bakabiliriz, ama bu sorunu çözmez. Bu insanları eğer geri gönderemiyorsak, nasıl entegre edeceğimizi de ve yeni nesillerin kaybolmaması için eğitim dahil hangi imkanları vermemiz gerektiğine de kafa yormamız lazım. Bugün bunun maliyetinden çekinirsek, yarın önümüze çok daha büyük bir külfetin geleceğini unutmadan sağlıklı politikalar üretip ve bu üç gruba ait ülkeler arasında da, yani kaynak, transit ve hedef ülkeler arasında da çok yakın bir işbirliğinin olması gerekiyor.

Güvenlik konusunda da, özellikle yabancı terörist savaşçılar konusunda da aynı işbirliğini sergilememiz gerekiyor. Başlangıçta Türkiye olarak, özellikle transit ülke olarak bu konuda işbirliğinin eksik olmasının ızdırabını çok çektik. Ama maalesef bunun bedelini bazı Avrupa ülkeleri ve de bizler de ağır ödedik, çok ciddi terör saldırılarına maruz kaldık. O yüzden yabancı terörist savaşçılar konusunda şimdi işbirliğimiz daha iyi, daha da iyi olması gerekiyor.

Bugün üç tane konuya kısa kısa değinmek istiyorum. Yani Akdeniz bölgesinin istikrarını olumsuz etkileyen üç konuya değinmek istiyorum. Bir tanesi, Suriye, Suriye'deki durum. Yani bugün Suriye'deki mevcut durum, maalesef Akdeniz bölgesinde bizi çok ciddi sınamalarla karşı karşıya bırakıyor. Astana’da, Soçi’de ve Cenevre’de Suriye ile yakından ilgilenen tüm aktörlerle Birleşmiş Milletler çatısı altında çözüm bulmaya çalışıyoruz. Bir taraftan başta İdlib olmak üzere ateşkesin devam etmesi konusunda çaba sarf ediyoruz. Diğer taraftan, yeni bir Anayasa Komisyonunun kurulması dahil ki çok yaklaştığımızı görüyorum, yakın zamanda bunun ilanını yapabiliriz, Suriyelilerin kendi anayasalarının hazırlanması ve siyasi çözüme doğru ilerleme konusunda çaba sarf ediyoruz. Ama bu işin insani boyutunu da ihmal etmiyoruz ve gördük ki gönüllülük esasıyla Suriyeliler Suriye’de birazcık güvenlik tesis edildiği zaman geri dönebiliyorlar. Bugüne kadar hem DEAŞ’tan, hem de YPG/PKK'dan temizlediğimiz 4 bin kilometrekarelik bir alana 330 binden fazla Suriyeli gönüllü olarak döndü. Şimdi hepimiz o dönen insanlara da en azından temel ihtiyaçlarını karşılamak için neler yapmamız gerektiğini düşünüp çözümler üretmemiz lazım. Yani en azından eğitim, sağlık, su, elektrik gibi temel ihtiyaçlarını o dönen insanların karşılamamız gerekiyor. Avrupa Birliği ve birçok ülkeyle şimdi bunları konuşuyoruz. Diğer taraftan, aynı sorunu Libya’da görmeye başladık. Bugün Libya'daki çatışmalar maalesef beraberinde çok ciddi sorunları getiriyor. Oysa Libya’da yapılması gereken şey, tam da bunun için yeni bir konferans düzenlenecekti, herkesi birleştiren bir siyasi çözüm, gücün, yetkinin herkes tarafından paylaşılması, yani kapsayıcı bir yönetimin işbaşına gelmesi. Ama görüyoruz ki bir taraf gücü paylaşmak istemiyor, sadece gücü bazı ülkelerin de desteğiyle elde etmek istiyor bütün gücü. Ama olan Libya halkına oluyor. Biz Birleşmiş Milletler’in bu yöndeki çabalarını destekliyoruz. Ve şimdi Sayın Saraç’ın da önerdiği gibi yeni bir konferans düzenleme ihtimali var, umarım bu sefer Skhirat’ta olduğu gibi kapsamlı bir konferans düzenlenir ve çözüm bulunur. Aksi takdirde hepimizi etkileyen yansımalar olacak, göç, mülteci, terör konusu, ekonomik sıkıntılar ve buna benzer sorunlar, sadece Libya'yı değil, Afrika kıtasını değil Avrupa'yı da ve Akdeniz etrafını da çok ciddi bir şekilde sarsacaktır, etkileyecektir.

Diğer bir sorun ise bugün, Sayın Başkanın da söylediği gibi Ortadoğu sorunu, yani İsrail-Filistin meselesi. Bu sorunun da çözümü esasen son derece basit, parametreleri ortada, Birleşmiş Milletler kararı ortada. Burada tek bir çözüm var, o da iki devletli çözüm. İki devletli çözüm dışındaki hiçbir çözüm ya da dayatma Ortadoğu’ya ve Akdeniz’e barış ve istikrar getirmez. Yani 1967 sınırları çerçevesinde Doğu Kudüs'ün başkent olduğu bağımsız bir Filistin Devleti'nin İsrail Devleti ile yan yana yaşamasını sağlamadığınız sürece burada bir barış olmaz. Özellikle iki devletli çözümü ve evini terk etmek zorunda kalan, zor şartlar altında yaşayan Filistinlilerin haklarını parayla satın alma teşebbüslerinin de reddedileceğini bugün buradan İslam İşbirliği Teşkilatı’nda vurguladığım gibi vurgulamak isterim. Dolayısıyla bu çabalar beyhude çabalardır ve bu soruna katkı sağlamak isteyen, çaba sarf eden herkesin de tarafsız, objektif ve dengeli olması gerekiyor.

Bugün göç ve mültecileri konuşurken hep Suriye’den, Libya’dan ve diğer yerlerden ülkemize gelen mültecilerden bahsediyoruz. Oysa bu Filistin sorunu sebebiyle bugün Yakın Doğu’da milyonlarca Filistinli halen 70 yıldır Ürdün’de, Libya’da, Mısır’da, aynı şekilde özellikle Lübnan’da mülteci olarak yaşıyor. Bu mültecilere yardım etmek için kurulan UNRWA, UNRWA’ya da son zamanlarda özellikle ABD’nin desteğini kesmesi, yani insani konularda bile desteğinin kesilmesi işte maddi yollardan Filistinlileri köşeye sıkıştırarak istedikleri planı kabul ettirme çabasıdır. Sadece UNRWA’nın desteklediği okullarda 500 bin Filistinli çocuk var. Yani göç olgusu, mülteci olgusu bugün canlı olarak karşı karşıya kaldığımız, yaşadığımız bir olgu değil. Bugün ihtilaflar var ama, dondurulmuş ihtilafların yarattığı sorunları da unutmadan onların çözümü için de çaba sarf etmemiz lazım.

İşte tam bu konu da bizi Kıbrıs meselesine getiriyor. Bugün Kıbrıs’tan da, Güney Kıbrıs’tan da, Rum Kesiminden de milletvekili arkadaşlarımızla da biraz önce tanıştım. İki tarafın siyasi eşitliğine, iki tarafın diyorum, siyasi eşitliğine dayanmayan bir çözüm kalıcı olmaz. İki tarafın siyasi eşitliğine dayanan ve Kıbrıs Türk halkının da haklarını garanti altına alan bir çözüm için çaba sarf ediyoruz. 2017’de Crans-Montana’da 11 gün orada kaldık, ama maalesef olmadı, tüm yapıcı çabalarımıza rağmen. Ve 2004’te Annan Planı da maalesef Rum Kesimi tarafından reddedildiği için o plan da yürürlüğe girmedi. Şimdi ise neyi müzakere edeceğimizi Kıbrıs Rum Kesimiyle, yine KKTC’yle, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Yunanistan ve İngiltere’yle gayriresmi götürüyoruz. Ama diğer taraftan özellikle Akdeniz etrafında, Kıbrıs etrafında doğal kaynakların paylaşılması konusu da bugün en önemli konulardan bir tanesidir. Biz Kıbrıs etrafında ve Akdeniz’deki doğal kaynakların birbirimizi ayrıştırıcı unsurlar olarak görmüyoruz, görmek istemiyoruz, tam tersi birlikte paylaşarak Doğu Akdeniz’in ve Kıbrıs’ın refahını ve istikrarını güçlendirmek istiyoruz.

İstediğimiz tek bir şey var, Rum tarafı, Yunanistan, Avrupa Birliği, herkesin kabul ettiği, Kıbrıs Türklerinin haklarının da garanti altına alınması. Çok mu fazla bir şey isteniyor? Bu kadar basit. Paylaşmayı öğreneceğiz, hukuka riayet ederek paylaşmayı öğrendiğimiz zaman, o zaman işte siyasi çözüm de gelir, bu zenginliklerin paylaşılması konusunda da hiçbir sorun yaşanmaz. Bu konudaki çabalarımızı elbette sürdüreceğiz. Bizlerin yanında siz parlamenterlerin tabii ki üstleneceği rolü de çok önemsiyoruz.

Bugün terörle mücadele hepimizin önceliğidir, ama terörle mücadelede de gerçekçi politikaları uygulamamız lazım. Her şeyden önce terör örgütleri arasında ayrım yaparsak terörle mücadele edemeyiz. Yani ideolojisine bakarak, aynı şekilde hedefine bakarak, dinine, inancına, ırkına bakarak terör örgütleri arasında iyi terörist-kötü terörist ayrımı yapmaya başladığımız zaman o zaman teröristlerin ekmeğine yağ süreriz.

Bugün parlamenterlerde, sizleri tenzih ederim benim de 11 sene görev yaptığım Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinde ve Avrupa Parlamentosunda gördüğüm bir yanlışı sizinle paylaşmak istiyorum. Parlamenter arkadaşlar, siyasi partiler, ulusal meclislerde de görüyoruz, aynı ideolojiyi paylaştığı terör örgütlerini destekliyor ve terör listesinden çıkarmaya çalışıyor. Herkesin farklı ideolojisi olabilir, ama siz bir siyasi partisiniz ve ideolojilerini halkın önünde savunuyorsunuz, halktan destek arıyorsunuz. Elinize silah alıp, havan topu alıp veya başka silahlar her türlü ağır silahları alıp da başkalarını öldürerek bir hedefe ulaşmaya çalışmıyorsunuz. O yüzden farklı görüşlerde de olabilirsiniz, aynı görüşte de olabilirsiniz.

Şimdi elhamdülillah biz Müslümanız, şimdi DEAŞ terör örgütü bizim dinimiz İslami suiistimal etti diye o terör örgütünü desteklememiz mümkün mü? Tam tersine DEAŞ’la göğüs göğüse askerlerini savaşa gönderen, savaşan ve o terör örgütlerini buralardan temizleyen bir ülkeyiz. Ama DEAŞ gibi terör örgütlerini sahada, yani kontrol ettiği sahalarda temizlemek yetmez. Onların güç bulduğu kaynakları kurutmamız lazım bir. İkincisi, ideolojilerini birlikte yok etmemiz lazım. Burada Christchurch’te Cuma namazında ibadet eden Müslümanları öldüren ve İslam düşmanlığı ideolojisiyle öldüren kişiyi suçlarken Hıristiyanlığı ya da başka bir dini suçlarsak olmaz. Bugün Sri Lanka’da yani burada terör saldırısından sonra, ki o terör saldırısını da Sri Lanka’daki terör saldırısı gibi aynı şekilde değerlendiriyoruz, hiçbirini kabul etmiyoruz. Ama bugün görüyorum ki oradaki Budistlerin liderleri monklar ya da en üst liderleri nedir bilmiyorum. Oradaki Müslümanların taşlanması talimatını veriyor ki, aynı şekilde biliyorsunuz Myanmar’da da Birleşmiş Milletler raporu diyor ki, soykırım. Bizzat monkların katıldığı. Şimdi bundan dolayı Budizm’i biz hedef alırsak bir yere varamayız. O yüzden DEAŞ’tan dolayı bizim barış dinimiz İslam’ı hedef almak yerine, bu tür ideolojileri yok etme konusunda hep birlikte çalışırsak işte bu tür terör örgütlerinin yeni yeni insanları bünyesine katmasını engelleriz. Bugün birçok ülke bizden yardım istiyor. Niçin yardım istiyor biliyor musunuz? DEAŞ terör örgütü, dağılmış gitmiş, öldürülmüş ya da kaçmış, geride bıraktığı kadınlar ve çocukları kendi ülkesine götürüp orada rehabilite etmek için, biz de transit ülke olduğumuz için bizden yardım istiyor. İşte bunların önüne hepimiz geçebiliriz.

Akdeniz hepimizin ortak denizidir. Akdeniz etrafındaki ülkeler olarak bu bölgenin barışı, istikrarı için hepimizin çok çalışması gerekiyor. Toplumsal duyarlılık bakımından da siz Parlamenterlere, halkları temsil eden siz arkadaşlarımıza da önemli görevler düşmektedir. Bu konuda bundan sonra da birlikte çalışmaya devam edelim.

Tekrar hoş geldiniz, hepinize çok teşekkür ediyorum. Sağ olun.