#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun YÖK Başkanlığındaki Toplantıda Gerçekleştirdiği Konuşma, 17 Ocak 2017, Ankara

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok değerli YÖK Başkanımız, YÖK Yönetim Kurulu üyeleri, değerli rektörlerimiz, dekanlarımız, bölüm başkanlarımız, çok değerli hocalarımız; öncelikle hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Bugün bizleri biraraya getiren çok değerli YÖK Başkanımız Yekta Hocamıza şükranlarımı sunuyorum.

Kendileri kısa bir süre önce bizi ziyaret ettiler. Nezaket gösterdiler ve bu daveti ilettiklerinde büyük bir memnuniyetle hemen kabul ettim. Tarihini de belirledim. Esasen kendisine o gün de söylediğim gibi, biz Dışişleri Bakanlığı olarak bundan sonraki süreçte de akademisyenlerimiz ve hocalarımızla ara ara biraya geleceğiz. Bunu da bir başlangıç olarak görüyoruz. Önümüzdeki süreçte siz değerli hocalarımızı bu tür toplantılarımıza davet edeceğimizi şimdiden duyurmak isterim.

Elbette bu tür toplantıların faydalarını, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’ndeki günden bu yana bizzat daha önce içeride ve dışarıda akademik dünyayla bir araya geldiğimiz toplantılarda açıkça gördük.

Bugün sizlerle dış politikamızın çerçevesini ve önceliklerini paylaşma fırsatı bulduğum için de çok teşekkür ediyorum. Sorularınızı da memnuniyetle cevaplamak isterim.
2016 bizim için kolay bir yıl olmadı. Dünya için de kolay bir yıl değildi. Özellikle bir darbe girişimini yaşadık ve diğer bölgelerde yaşanan sorunların bize yansımaları oldu. Terör sorunu oldu. Aynı zamanda, dünyadaki ekonomik krizlerin yansımalarını ve etkilerini çok yakından takip ettik, ediyoruz; ama dünya için de kolay bir yıl olmadı. Örneğin; artık dış politikamızın önceliklerinden bir tanesi de, yurt içinde olduğu gibi yurt dışında da FETÖ iltisaklı kuruluşlarla ve FETÖ’nün yurt dışındaki yapılarıyla mücadele etmektir. Bunu da hep birlikte yapıyoruz.

2017’nin çok durağan bir yıl olmayacağını daha ilk günlerde görmeye başladık. Bizzat yaşamaya başladık. Geçen hafta çok değerli Büyükelçilerimizi bir araya getirdik. Büyükelçiler Konferansımızı gerçekleştirdik. Bakanlarımız, yurt dışından bakanlar ve uzmanlar bizlerle beraber oldu. Arkadaşlarımızla geçmiş yılın muhasebesini yaptık. Gelecek yıllar için 2023 hedefimizi de ortaya koyduk. Milli değerler ve küresel hedef alt başlığı altında geleceğe yönelik hangi adımları atacağımızı konuştuk.

2017’ye de çok hızlı başladık. Bir hafta içerisinde, Büyükelçiler Konferansımızın hazırlığını yaparken, yine konferansımızı devam ettirirken hemen New York’a gittik. Tabii dünyada ve içeride gelişmeler devam ediyor. Orada, yeni atanan Genel Sekreter Sayın Guterrez’le bir görüşme yaptık. Kendisiyle, 10 yıl boyunca görev yaptığı Mülteciler Yüksek Komiserliği esnasında, çok yakın işbirliği içerisinde olduk. Sadece Türkiye’deki göçmen ve mültecilerle ilgili değil, Arakan Müslümanları dâhil dünyanın başka bölgelerinde zor şartlarda yaşayan insanlar, kadınlar ve çocuklar için de çok yakın işbirliği içerisinde olduk. O, Türkiye çalışmalarına büyük destek vermişti. Yani Genel Sekreterle ilk görüşen Dışişleri Bakanı’nın Türkiye Cumhuriyeti’nin Dışişleri Bakanı olması da tesadüf değildir.
Diğer taraftan geçtiğimiz hafta, Büyükelçiler Konferansımızı yarıda kestik ve 5’li konferans kapsamında Cenevre’ye gittik. 5’li formatla Kıbrıs müzakerelerine başladık. Ada’da yıllardır devam eden müzakereler vardı. Bugün uzmanlarımız o müzakereleri bizim adımıza tekrardan devam ettirecekler. Daha sonra Dışişleri Bakanları olarak, tekrar Cenevre’ye gidip Kıbrıs müzakereleriyle ilgili ne yapabileceğimizi hep birlikte göreceğiz. Bu süreci KKTC’yle yakın işbirliği ve uyum içerisinde sürdürüyoruz.

Pazar günü Ortadoğu Konferans’ına katıldık. Ortadoğu’da yeni bir çözüm için İsrail ve Filistin arasında bir süreç başlayabilir mi? Bunun için çalışıyoruz.

Biraz sonra Vaşington’a gideceğiz. Seçilen ve göreve yeni başlayacak Başkan, görevi devralacak. Bu süreçte birçok etkinlik olacak. Organizasyon Komitesi tarafından bu etkinliklere de davet aldık ve o toplantılar için gideceğiz.

Hemen döndükten sonra Sayın Cumhurbaşkanımızın Afrika ziyaretine eşlik edeceğiz. 4 ülkeyi kapsayan bir ziyaret var. Ocak sonunda da, Latin Amerika ülkelerine, Arjantin’den, en güneyden başlayarak yukarıda Meksika ve o bölgedeki bazı ülkeleri, 3-4 ülkeyi ziyaret edip döneceğiz. Asya’ya yönelik ziyaretlerimizi de şimdiden planlıyoruz.

Diğer taraftan Suriye’deki ateşkesi sürdürmek ve siyasi bir çözüm için çaba sarf ediyoruz.

Irak’ın sorunlarını çözebilmesi ve üstesinden gelebilmesi ve Irak’ın tekrar istikrar ve güvenliğe kavuşması için yoğun çaba sarf ediyoruz. Cumhurbaşkanımız Ebadi’yle görüştü. Başbakanımız Irak’ı ziyaret etti. Önümüzdeki süreçte benim de Bağdat ve Erbil ziyaretim olacak.
Amerika’da yeni bir yönetim işbaşına geliyor. İlişkilerimize yeni bir ivme kazandırabilir miyiz? Mevcut yönetimin bazı hataları oldu. Örneğin YPG’ye silah vermesi gibi veya başka konularda da olduğu gibi. Maalesef FETÖ’yü, yani elebaşını henüz bize iade etmediler. Tüm bu konuları yeni yönetimle tekrar ele alacağız. İlişkilerimize yeni bir ivme kazandıracağız.

Bakanlığımdaki arkadaşlarım günlük yazışma ve dosya sayısıyla ilgili rakam vermişler. Bizim günlük işlem gören evrak sayımız 4500. Arkadaşlarımız bunu buraya koyarken kendilerinin ne kadar çok çalıştıklarını da vurgulamak istemişler. Biz zaten arkadaşlarımızla gurur duyuyoruz. Gerçekten dünyanın en bilgili, birikim sahibi, yetenekli ve öngörülü, vizyon sahibi arkadaşlarla çalışıyoruz.

Tabii dünya da değişiyor. Bakınız bugün ekonomik dengeler değişiyor. Güç dengeleri değişiyor. Hiç kimse tek başına bir dünyayı yönettiğini söyleyemez. Ekonomide batıdan doğuya doğru bir kayma var. Senede 140 kilometre hızla ekonominin gücü doğuya doğru kayıyor. Ama Doğu’nun da kat etmesi gereken daha çok mesafesi olduğunu biliyoruz. ABD yeni hamleler yapmak istiyor. Yeniden büyük bir ülke olmak için teknolojiye yatırım yapmak istiyor. Asya bir taraftan yükseliyor ama nereye gidecek? Bizim çevremizde ise sorunlar var ve bu ülkelerdeki sorunlar esasen biz dâhil herkese problem ihraç ediyor. Bunlarla nasıl baş edeceğiz? Sorunları yerinde çözebilecek miyiz? Bütün bunlara kafa yoruyoruz. Astana sürecine gitmek için Rusya’yla ve diğer ülkelerle görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Dolayısıyla böyle bir ortamda, bir taraftan dış politika prensiplerimizi sürdürürken, bir taraftan da bu gelişmelere karşı dış politikamızı nasıl güncelleyebiliriz, yol haritamıza nasıl yön verebiliriz, buna da arkadaşlarımızla kafa yoruyoruz. Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız, Hükümetteki arkadaşlarımız ve Bakanlıktaki arkadaşlarımız ve siz akademik dünyanın katkıları bizim için çok önemli.

Biraz önce söylediğim üzere komşu ülkelerdeki sorunların bize ihracı mevcut. Bunlardan bir tanesi de göç sorunu. YÖK olarak özellikle eğitim alanında göçmenlerin sorunlarına eğilmeniz bizi çok mutlu ediyor. Şunu unutmayalım: Bugün biz her türlü imkanı tanımamıza rağmen, bugüne kadar sadece devlet bütçesinden 15 milyar ABD doları harcamamıza rağmen Türkiye’de yaşayan 900 bine yakın eğitim çağındaki Suriyeli göçmen var. Bunların ancak 300 küsur bini okula gidebiliyor. Geri kalanlara da eğitim imkanı tanımamız lazım ki Suriye’nin gelecek nesilleri yok olmasın. Ülkemizdeki mülteci sayısı Litvanya’nın nüfusundan daha fazla. Bunu tüm dünya görüyor ve takdir ediyor. Ama yükün paylaşımına gelince, aynı kararlılığı maalesef göremiyoruz.

Dünyada başka sorunlar da var. Çevre problemleri var. Kaynakların kıtlığı var. Ekonomik krizler ve terör var. Bunlardan dolayı da göç akımları olmaya başladı. Yanı başımızdaki yönetilemeyen ülkeler tek sorun değil. O nedenle göç ve mülteci meselesi önümüzdeki süreçte de gündemi işgal edecek. Biz Türkiye olarak, tabii ki sorunların olduğu yerde sorunların çözümü için katkı sağlamaya çalışıyoruz. O yüzden Cumhurbaşkanımız, Türkiye, Türkiye’den büyüktür diyor. Bazıları bunu çok hor görüyor ya da işte Türkiye’ye tepeden bakıyor falan diyor. Esasen tam tersi. Bu, dünyadaki sorunlara bakış açımız.

Bir; gerçekçi yaklaşmamız lazım. Eğer dışarıdaki sorunları çözemezseniz, o sorunlar size gelir. İster terör, ister çevre sorunu, ister ekonomik sorunlar olsun, hangi sorunlar olursa olsun bu sorunları çözmekte katkı sağlamamız lazım. Özellikle terör ve ekonomik sorunlarda şunu söylüyoruz: O sorunları çözmediğiniz zaman, o sorunlar size tehdit olarak gelir. Yani bugün terör neredeyse oraya gidip o terörü yenemezseniz. Yok edemezseniz. O terör size gelir. Bugüne kadar Avrupa ülkeleri ve Batı ülkelerinin yaklaşımındaki eksiklik buydu. “Nasıl olsa bu olaylar bizden uzak, hatta bizdeki yabancı terörist savaşçılar da Suriye’ye gidebilir. Ama Türkiye, onlar bize gelmek isterse müsaade etmesin.” Bu anlayış vardı. Ama gördük ki maalesef Türkiye de hedef oldu, Avrupa ülkeleri de hedef oldu. Dünyanın değişik bölgelerindeki ülkeler de maalesef terörün hedefi oluyor. Dolayısıyla terörle mücadelede hiç ayrım yapmadan, çifte standarda girmeden, iyi-kötü terörist tanımı yapmadan mücadeleyi hep birlikte sürdürmemiz lazım.

Biraz önce FETÖ’yle mücadelemizin bundan sonra dış politikamızın önceliklerden biri olduğunu söyledik. Bir taraftan, YÖK’le birlikte dışarıdaki üniversitelerin paralel yapıya, FETÖ’ye bağlı üniversitelerin durumuyla ve denkliğiyle ilgili çalışıyoruz. Diğer taraftan, yurt dışındaki FETÖ iltisaklı derneklerin kapatılması ya da devralınmasıyla ilgili çalışıyoruz. Kurduğumuz Maarif Vakfıyla beraber o okulların devrini sağlıyoruz. O ülkelerdeki öğrencilerin ve ailelerin mağdur olmaması için de hassas davranıyoruz. Bugüne kadar 120 civarındaki kuruluşun kapatılmasını ya da devralınmasını sağladık. Özellikle Konakri’deki 5 okulu devralırken, 2 tanesine 15 Temmuz gecesi kahramanlarımızdan Şehit Ömer Halisdemir’in ismini verdik. Bundan sonra da bu mücadelemizi hep beraber sürdüreceğiz. Başka şansınız yok. Bunların ne yapmak istediğini ve hedeflerinin ne olduğunu sadece 15 Temmuz’da değil, sonrasında da gördük. Bakınız en sorunlu günlerde bile -Rusya’yla olan ilişkilerimizden bahsediyorum- çok önemli rol oynayan Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Karlov Ankara’da katledildi. Bunun arkasında da FETÖ var. Ve diğer terör saldırılarının hepsinin arkasında bu terör örgütü var. FETÖ var, DEAŞ’ın arkasında da görüyoruz ki o var. YPG’nin. Suriye kamplarından Türkiye’ye gelip İstanbul’da, Kayseri’de ve geçen sene Ankara’da iki tane terör saldırısı oldu. Bunların arkasında da, PKK’nın arkasında da FETÖ’nün olduğunu görüyoruz. Şu anda PKK’yla çok yakın işbirliği içerisinde olduğunu görüyoruz. Kendilerinin kullanmayacağı bilgileri, devletin sırlarını PKK’yla nasıl paylaştığını da çok iyi biliyoruz. Yani bu terör örgütüyle mücadele etmenin ne kadar önemli olduğunu vurgulamak için bu örnekleri sizlerle paylaştım.

Tabii böylesine karmaşık bir ortamda, klasik diplomasiyle yolunuza devam edemezsiniz. Klasik aktörlerle de devam edemezsiniz. O nedenle biz, yani kendi Bakanlığımızdaki çok başarılı diplomat arkadaşlarımızla diğer aktörleri diplomasinin içine nasıl katabiliriz, bunun için çalışıyoruz ve buna kafa yoruyoruz. Parlamenter diplomasiyi çok iyi işletmemiz lazım. Parlamenterlerin diplomaside nasıl bir rol oynayabileceğini yaklaşık 11 sene Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’ndeki görevlerimde gördüm. Hem Türkiye’de, hem Strazburg’da, hem de gittiğimiz ülkelerde gördük. Zira kamu diplomasisini işletmek için bu alanda görev alacak herkesle işbirliği yapmamız lazım.

Akademi dünyası ve iş dünyasıyla çok iyi işbirliği yapmamız lazım. Şu anda iş dünyası ve çatı kuruluşlarıyla yaptığımız çalışmalarımızın neticesini görüyoruz.

Özellikle ülkemizi dışarıda anlatmada sizlere çok önemli görevli düşüyor. Ben Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı olarak, anlattığım zaman, repütasyonum çok kötü değil, o kadar görev yaptım, biliyorlar. Ama herkes, Türkiye Cumhuriyeti’nin Dışişleri Bakanlığı’nın resmi görüşü dışına çıkamaz. Benim diplomat arkadaşlarım da, Büyükelçilerim de konuştuğu zaman, ne kadar girişken olursa olsun, ne kadar ikili ilişkileri çok iyi olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti’nin Büyükelçisinden resmi görüş beklenir. Başka bir şey olmaz. Bizim dışımızdaki insanların ve kuruluşların, STK’ların, akademisyenlerin ve iş dünyasının anlattığı her şey çok daha etkili oluyor. Geçen sene Avrupa Parlamentosu Raportörü Kati Piri Türkiye’ye geldiği zaman, ben de daha önce çok önemli ve zor raporlarla görev aldım, raportörlüğün ne kadar önemli olduğunu bildiğim için kendisine yarım saat değil 2 saat zaman ayırdım. Önergelerden önce raporunun taslağı çıktıktan sonra, benim 2 saatte anlattıklarım; PKK’nın ne olduğu, ne yapmaya çalıştığı, FETÖ’nün ne yaptığı, ne yapmaya çalıştığı veya diğer konular hakkında bırakın bir cümleyi, bir kelime ve virgül bile yok. Bu sene darbe girişiminden sonra geldi. Benimle görüşmek istedi. Ben de görüşmek istemedim. Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Elmar Brok ısrar etti. Peki o zaman toplantımızın son 10 dakikasında görüşelim dedim. Sonra kendisini içeriye davet ettik. Ben daha hiçbir şey söylemeden, bana doğrudan; “Sayın Bakan, siz hiçbir şey söylemeyin, önce bana müsaade edin.” “Geçen sene siz bana yarım saat değil, 1 saat değil, 2 saat zaman ayırdınız ve 2 saat anlattınız, ama ben size inanmadım.” Dedi. Yani Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı, onun gözünde bir yalancı. Böyle ön yargılar da var. Sadece resmi görüşün ne kadar etkili olduğunun dışında, maalesef bu önyargılarla da mücadele etmemiz lazım. İşte bu nedenle çok girişimci bir diplomasi izlememiz lazım. Bu, önceliklerimizden bir tanesi. Neden girişimci? Dostlukları artırmak, husumetleri azaltmak ve sorunları çözmek için girişimci olmamız lazım. İnisiyatifleri almamız ve uluslararası örgütler içinde inisiyatiflerimizi çoğaltmamız lazım. Balkanlar’da ve aynı zamanda Kafkasya’da, Afganistan-Pakistan-Türkiye üçlü mekanizmaları gibi üçlü toplantılar ve mekanizmaları işletmemiz lazım. Şu anda her zamankinden daha ihtiyaç duyduğumuz, ırkçılığın, yabancı düşmanlığın, islamofobiyanın arttığı bir ortamda, medeniyetler ittifakını daha da canlandırmamızdır. Birleşmiş Milletler çatısı altında Finlandiya’yla eşbaşkanlığını yürüttüğümüz Barış İçin Arabuluculuk Forumu’nu, AGİT çatısı altına da taşıdık. Bunu daha etkin bir mekanizma haline getirmemiz lazım. Biz, girişimci dış politika derken bunu anlıyoruz.

Aynı zamanda ticaretimizi artırmamız ve ekonomik ilişkileri güçlendirmemiz lazım. Ekonomik ve ticari ilişkileri artırmak için serbest ticaret anlaşmalarının sayısını artırmamız gerekiyor. Bazı serbest ticaret anlaşmaları güncelliğini yitirmiş durumda. O günün şartlarında ticaret malların ve ürünlerin çeşitliliği o kadardı, şimdi ürün çeşitliği arttı, dolayısıyla o ürünleri dâhil etmemiz lazım. Zamanında, bir takım nedenlerle bazı ürünleri serbest ticaret anlaşması dışında tutmuşuz; kendi sektörümüz etkilenmesin diye ama şimdi artık onlara gerek yok. Dolayısıyla mevcut serbest ticaret anlaşmalarını da güncellememiz lazım. Gümrük Birliği Anlaşmasının güncellenmesi için Avrupa Birliği’yle vardığımız mutabakat ve Konseyin de oybirliğiyle buna yetki vermesinin sebebi de budur. Bugünün gerçekleriyle, Gümrük Birliği Anlaşmasının müzakerelerini güncellememiz gerekiyor. Sözkonusu durum bugün karşı karşıya kaldığımız şartlara maalesef uymuyor ve Avrupa Birliği de bu anlayış içinde.

Serbest ticaret anlaşması yapamıyorsanız, o zaman tercihli ticaret anlaşması yapmanız lazım. Bugün hala belli sektörler konusunda ülkelerin hassas olduğunu görüyoruz. Tüm bu anlaşmaların sayısını artırmak için yoğun çaba sarf ediyoruz.

İkili ilişkilerimizi bir üst seviyeye çıkarmak için birçok ülkeyle Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi mekanizmalarını kurmaya başladık. Şu anda 23 ülkeyle kurduk. Senede bir defa, her sene bir ülkede Ortak Bakanlar Kurulu toplantıları yapıyoruz. Burada, her iki taraftan yaklaşık 10-11 Bakan katılıyor, kararlar alıyoruz, anlaşmalar imzalıyoruz ve ondan sonra bunların uygulamasını takip ediyoruz. Bu ekonomik ilişkilerimizi geliştirmek ve güçlendirmek için ticaretin yollarını açık tutmamız ve genişletmemiz lazım. Malların önündeki engelleri nasıl kaldırıyorsak, insanların ve hizmetin önündeki engelleri de kaldırmak için çaba sarf etmemiz gerekiyor. Vize serbestisi yani vizelerin kaldırılması için bugüne kadar 74 ülkeyle işbirliğimiz ve anlaşmalarımız oldu. Bugün, terör sebebiyle Irak ve Libya’yla yeniden bu politikalarımızı revize ettik. Ama önümüzdeki süreçte Avrupa Birliği dâhil olmak üzere birçok ülkeyle bu anlaşmaları; hem serbest ticaret anlaşmalarını hem de vize serbestisi anlaşmalarını imzalamak için çalışıyoruz. Serbest ticaret anlaşmalarını, sadece ülkelerle değil sahadaki birçok bölgesel ve ekonomik örgütlerle, mesela Afrika’da beş tane bölgesel örgüt var, bunlarla da yürütüyoruz. Latin Amerika bölgesindekilerle de, ASEAN gibi, Güneydoğu Asya bölgesindeki örgütlerle de bu müzakereleri yürütüyoruz ki bir tanesiyle anlaşma imzaladığınız zaman tüm üyesi ülkelerle serbest ticaret anlaşması imzalamış oluyorsunuz.

Avrupa Birliği ile olan ilişkilerimize de yeni bir dinamizm katmamız gerekiyor, bunun için de atılması gereken adımlar var, şu anda vardığımız mutabakatlar bulunmakta. Bu mutabakatların uygulanması lazım. Göç Anlaşması, Geri Kabul Anlaşması ve Vize Serbestisi anlaşmalarının hepsinin tamamen uygulanması lazım. Göç Anlaşmasında, hiçbir eksiklik olmadan yükümlülüklerimizi tamamen yerine getiriyoruz. Ama Avrupa Birliği’nin üç tane eksiği var.

Birincisi, Göç Anlaşmasının şartlardan bir tanesi olan; göçmenler için vaad edilen 3 milyar Avronun 2016 yılı için sadece yüzde 25’i gönderilebildi, yılsonuna kadar 3 milyarın göndermesi gerekiyordu.

İkincisi, kaçak göç sayısı azaldığı zaman 1’e 1 formülünün dışında gönüllü yerleşim sağlanacaktı; gönüllü bir şekilde Türkiye’den Suriyelileri alıp değişik Avrupa ülkelerine yerleştirecekti, bunu da yapılmadı.

Üçüncüsü, anlaşmanın parçası yine yeni fasıllar açılacaktı. Bırakın yeni fasılların açılmasını, tamamen süreci durdurmak için şu anda çaba sarf eden ülkeler var. Gerçi bir tek Avusturya kaldı, diğer ülkeler hatalarından geri döndüler. Birkaç tane daha vardı, o da iç politikadaki dengeler ve popülizmden kaynaklanmaktaydı. Şu anda Avusturya bu konuda yalnız ama bu bile rahatsız edici ve Dış İlişkiler Konseyi Toplantısında bunu dün itibariyle ve bugün Brüksel’de değerlendiriyorlar.

ABD ile de ilişkilerimize biraz önce yeni ivme kazandıracağız dedik ve bunun için hazırız. Yeni yönetimden de beklentilerimizi biraz önce sıraladık.
Diğer taraftan Rusya’yla ilişkilerimizi normalleştirdik.

Yine İsrail ile ilişkilerimizi şartlarımız dahilinde normalleştirdik. Üç tane şartımız vardı, hepsi yerine getirildi ve karşılıklı olarak Büyükelçilerimizi atadık ve ilişkilerimizde de yeni sayfalar açıyoruz. İsrail ile ilişkilerimizin normalleşmesi, Gazze-Filistin konusundaki hassasiyetlerimizin ortadan kalkması anlamına gelmez, o konulardaki anlayışımız aynen devam edecektir. Pazar günü Paris’teki Ortadoğu Konferansında da net bir şekilde yaptığımız konuşmada ve oradaki ikili görüşmelerde bunu belirttik.

Aynı şekilde Rusya’yla ilişkilerimizin normalleşmesi, ki normal olması lazım, uçak düşürme hadisesinden önce ilişkilerimiz, ticaretimiz ve işbirliğimiz daha da iyiydi. Şimdi o aşamaya yavaş yavaş ulaşıyoruz. Bir taraftan da Suriye konusunda işbirliği yapıyoruz. Rusya’yla işbirliği yapmamız, ilişkilerimizi geliştirmemiz demek. Yine de Kırım konusundaki prensiplerimizden ve ilkelerimizden vazgeçeceğimiz anlamına gelmiyor. Kırım’ın ilhakını tanımadık ve tanımıyoruz. Aynı şekilde Ukrayna’nın sınır ve toprak bütünlüğü, Gürcistan’ın sınır ve toprak bütünlüğü konusundaki ilkeli tutumlarımızı da değiştirecek değiliz. Bunu da başından, daha ilk gün Soçi’de, Sayın Lavrov’a normalleşme sürecinden sonra ilk yüz-yüze görüşmemizde ve burada da kendisine söyledik. Açık ve dürüst olmamız lazım. Rusya’yla tabii bir taraftan bu ilişkileri normalleştirirken Üst Düzey İşbirliği Konsey toplantımızı Mart ayında yapacağız, biraz önce söylediğim mekanizma, Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi, bazı ülkelerle isim değişiyor, ama anlamı aynı, işlevi de aynı.

Dolayısıyla bunun hazırlıklarını yaparken diğer taraftan Suriye’de ateşkesin kalıcı olması ve siyasi sürece geçilmesi için birlikte çalışıyoruz. Halep’te 45 bin civarındaki insanın, bu sayı kendi araçlarıyla çıkanlarla belki daha fazladır, kurtarılması sürecinde Rusya’yla çok iyi bir işbirliğimiz oldu. Rusya ve Türkiye o zaman verdiği sözlerin hepsini tuttu ve başardık. Ama ateşkesin genişletilmesi konusunda da çok önemli rol oynadık. Muhaliflerle Rusları biraraya getirdik, varılan mutabakatlar ortada. Biz de garantör olduk. Şimdi Astana’da siyasi sürece geçmek için de aramızdaki toplantılara ve istişarelere devam ediyoruz. Dün telefonda Lavrov’la son gelişmeleri ve bundan sonra atacağımız adımları değerlendirdik.

Tabii girişimci dış politika izlerken vicdani dış politikamızı da ihmal edemeyiz. Vicdani dış politika izleyeceğiz, izlemeye de devam edeceğiz. Bugün Türkiye insani yardımda milli gelire göre dünyada birinci. Geçen sene 3.9 milyar dolar kalkınma yardımı yaptık; 3.9 milyar dolar. Bunlar resmi veriler. Her yerde yapıyoruz; Afrika’da, Latin Amerika’da, Karayipler’de, Uzak Doğu Asya’da. Etrafımızdaki coğrafyada da tüm soydaşlarımıza, akraba topluluklarımıza, vatandaşlarımıza da yapıyoruz. Bir ayrım yapmıyoruz, bir ülkeye gidiyorsak orada herkese ve orada yaşayan tüm insanlara bu yardımları yapıyoruz. Dünya beşten büyüktür anlayışıyla uluslararası alanda özellikle insani yardımlar konusunda öncü ülke olmaya devam edeceğiz. Bugün, biraz önce bahsettiğim sorunların en aza indirgenmesi için, en azından insanları yerlerinde kalmaya ikna edebilmek ve geleceğe yönelik umutlar aşılayabilmek için öncelikle insani yardımları zamanlıca ulaştırmamız lazım. Sonra da kalkınma yardımlarını ulaştırmamız gerekiyor, ki birçok sorunun sebebi de zaten işsizlik, ekonomik sıkıntılar, kaynak kıtlığı, yani ekonomik sebeplerden kaynaklanmakta. O nedenle biz bu vicdani dış politikamızı dünyanın en gelişmiş 20 ülkesinin katıldığı G-20 Dönem Başkanlığımızda da ön plana çıkarttık. Geçen sene, Mayıs ayında ilk defa BM Dünya İnsani zirvesine evsahipliği yaptık, zaten zirvenin amacı insani yardımlardı. Bir hafta sonra Antalya’da, En Az Gelişmiş Ülkeler zirvesini yaptık. İİT İslam Zirvesine evsahipliği yaptık. Tüm bu zirvelerin öncelikli konularının başında insani konular vardı. İnsani konular bundan sonra da, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere, şu anda Dönem Başkanlığını yaptığımız İslam İşbirliği Teşkilatı ve MIKTA (Meksika, Endonezya, Kore, Türkiye ve Avustralya’nın oluşturduğu yeni bir örgüt) kapsamında sürdürülmekte. Ayrıca G-20 G-7’ye alternatif değil, ama G-7’nin dışında oluşturduğumuz bir örgüt, şimdi bunun Dönem Başkanlığını yapıyoruz, geçen sene Avustralya’ydı, ondan önce de Kore’ydi. Son derece ve giderek daha etkin, daha görünür bir örgüt olmaya başladı. Bu örgüte de dönem Başkanlığımızda önemli bir ivme kazandırmaya çalışıyoruz.

Bakınız, Türkiye sadece insani konularda ön planda değil. Türkiye geçen sene başka birçok zirvelere evsahipliği yaptı; Antalya EXPO’nun dışında mesela Dünya Enerji Kongresine evsahipliği yaptı, bu sene de Dünya Petrol zirvesine evsahipliği yapıyor. Enerji kaynağı olmayan doğalgaz ve petrol rezervi olmayan bir ülkenin enerji ve petrol zirvelerine evsahipliği yapması normal şartlarda garipsenebilir ama bugün izlediğimiz politikalar ve bulunduğumuz coğrafya ve jeopolitik konumumuz sebebiyle enerjide de çok önemli bir aktör haline geldik. Bundan sonra gerçekleştireceğimiz yeni projelerin; İsrail gazının Türkiye’ye gelmesi, yine Şahdeniz gazının gelmesi, TANAP’ın bitmesi, Türk Akımın Türkiye’ye gelmesi, sorunlar çözüldükten sonra Irak’ta yeni boruların tekrar inşa edilmesi, Kıbrıs etrafındaki eğer rezervler çıkarsa, yine sadece Türkiye üzerinden Avrupa pazarlarına ulaşması mümkün olacaktır. Tüm bunlar Türkiye’nin enerji konusunda da önümüzdeki dönemdeki rolünü arttıracaktır, bunu da vurgulamak isterim.

Değerli hocalarım ve çok değerli katılımcılar, uzun uzun burada dış politikamızın tüm dinamiklerini anlatacak değilim. Ama şunu söylemek isterim; Türkiye olarak içimize kapanan bir ülke değiliz ve olamayız, dışarıya açılan bir ülkeyiz, o yüzden açılım politikalarımızı da sürdürmemiz lazım.

Bakınız, Afrika açılımı politikamız Afrika ortaklığı politikamıza dönüştü. Bugün Afrika kıtasında 39 Büyükelçiliğimiz var, Türk Hava Yolları 48 ülkeye uçuyor, insani kısmını da ihmal etmiyoruz; TİKA, 14 ülkede ofis açtı ve ticaretimiz 2.9 milyardan 23 milyar dolara çıktı. Afrika’nın 20 yıl sonraki potansiyeli, yani bir 20-30 yıl sonraki potansiyeli 49 trilyon dolar. Dolayısıyla Afrika açılımımızı kazan-kazan formülüyle devam ettireceğiz.

Aynı şekilde Latin Amerika açılımımız da giderek güçleniyor, 6 olan Büyükelçilik sayımız 13’e çıktı, TİKA’nın 2 ofisi oldu, Türk Hava Yollarının uçuş destinasyonu her geçen gün artıyor. Tüm gittiğimiz yerlere kurumlarımızla gidiyoruz, çünkü biraz önce söyledim gibi dış politika aktörlerinin sayısı artıyor ve çeşitleniyor. Biz de bundan büyük bir mutluluk duyuyoruz.

Asya, Güneydoğu Asya bölgesindeki açılımlarımız da önümüzdeki süreçte keza aynı şekilde devam edecektir.

Tabii ki burada yurtdışında ülkemiz aleyhine olan kampanyalara karşı da ciddi mücadele vermemiz gerekiyor. Maalesef artan ırkçılık, ön yargılar, yabancı düşmanlığı, bugün Avrupa’nın en büyük sorunu. Eğer Avrupa bugün karşı karşıya kaldığı sorunları çözmezse, göç, entegrasyon, dış politika, Doğu politikası, genişleme politikası, kendi içindeki entegrasyon politikası, göçmenlerin entegrasyonuyla ilgili başarısız olacaktır. Makedonya Cumhurbaşkanının bir önerisi var, Avrupalılara, “Osmanlı’nın millet sistemini örnek alın, entegrasyonda başarılı olursunuz diyor”, kendisi tarihçidir.

Bir de, Avrupa’nın tüm değerlerini alt-üst eden ve şu anda herkes için bir tehdit oluşmaya başlayan, bizlere de İkinci Dünya Savaşı öncesi ortamını hatırlatan ırkçılık, hoşgörüsüzlük ve yabancı düşmanlığı, bu sorunu Avrupa çözemezse, hastalanır. Dolayısıyla, Avrupa’nın tüm bu politikalarını gözden geçirmesi lazım.

Diğer taraftan, Avrupa’nın sorunları var diye Avrupa’dan da, Avrupa kıtasından çıkacak değiliz. Çünkü biz Avrupa’yı 28’den büyük görüyoruz. 48 tane Avrupa ülkesi var; Azerbaycan’dan, Rusya’dan İngiltere’ye, İzlanda’ya kadar 48 ülke bulunmakta. Avrupa Konseyinin üye sayısı 47, tek Belarus üye değil, Belarus’la beraber 48. O nedenle biz Avrupa’yı da Avrupa Birliği’nden büyük görmek durumundayız. Tüm sorunlara rağmen Avrupa’nın da halen en demokratik, en istikrarlı ve en müreffeh kıta olduğunu da unutmayalım. Biz esasen izlediğimiz dış politikaların hiçbirisini birbirine alternatif olarak görmüyoruz, dengeli bir dış politika izlemeye çalışıyoruz. Şimdi Rusya’yla ilişkileriniz kötü, normalleşirseniz iyi olur” diyenlerin sonradan “efendim Rusya’yla niye ilişkilerinizi geliştiriyorsunuz, eksen kayması mı yaşıyorsunuz” dediklerini görüyoruz ve bunları da kabul etmiyoruz. Esasen biz dünyanın başka bölgelerine doğru dış politikamızı genişlettikçe en çok karşı karşıya kaldığımız soru veya sorun “eksen kayması mı yaşıyorsunuz” oluyor? Oysa bunu söyleyen ülkelerin bahsettiğimiz coğrafyalarda özellikle ekonomik çıkarlarını takip etmek ve gütmek için çok aktif olduklarını görüyoruz. Sende eksen kayması yoksa bende niye eksen kayması olsun? Bu tür gelişi güzel söylemler bizi sadece gülümsetiyor ve böyle yönlendirmelere de prim vermiyoruz.

Yine ülkemizin tanıtımı için yurtdışına öğrencilerimizin gitmesi gerekiyor. Ne kadar çok öğrenci giderse öğrencilerimizin gittiği yerlerde Türk ve Türkiye Cumhuriyeti’nin imajı o kadar olumlu değişiyor. Gençlerimiz gerçekten ülkemizin tanıtılmasında, anlatılmasında ve savunulmasında çok başarılılar, biraz da duygusal oluyorlar ve etkili oluyorlar. Aynı şekilde üniversitelerimize ne kadar çok öğrenci gelirse ülkemizin yurtdışındaki gönüllü elçilerin sayısı daha da artıyor. Eminim, gelen bu öğrencilere de zaten siz de rektörlerimiz, dekanlarımız ve hocalarımız olarak her türlü yardımı da yapıyorsunuzdur ve yine YÖK olarak onların ülkemizden iyi eğitim almalarını ve güzel intibalarla dönmelerini sağlıyorsunuzdur. Bu bizim için çok önemli. Biz de özellikle öğrencilerimizin dışında, Diplomasi Akademimizde her sene yüzlerce genç diplomatı ağırlıyoruz. En son katıldığım toplantıda, 65 ülkeden 65 tane genç diplomat vardı. Senede 3-4 defa bunu yapıyoruz ve şu anda Akademimizi özellikle mastır ve doktora eğitimi derecesi verebilecek bir akademiye dönüştürmeye çalışıyoruz. Aynı şekilde biliyorsunuz, bizim de Stratejik Araştırmalar Merkezimiz var ve yeni bir yapılanmaya gidiyoruz. Üniversitelerinizde ve bünyelerinde üniversiteleri bulunan tüm kentlerle ve araştırma merkezleriyle de işbirliğimizi güçlendirmek istiyoruz.

Biz Dışişleri Bakanlığı olarak, yurtdışındaki faaliyetlerinizde, tüm çalışmalarınızda yanınızda olduğumuzu, olacağımızı özellikle vurgulamak isterim. Bu düşüncelerle çok değerli Başkanımıza teşekkür ediyorum. Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. Sorularınızı sabırsızlıkla bekliyorum.

Sağolun.