#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun VIII. Büyükelçiler Konferansı Açılışında Yaptığı Konuşma, 11 Ocak 2016, Ankara

Saygıdeğer Konuklar

Değerli Mesai Arkadaşlarım,

Basınımızın Kıymetli Temsilcileri,

Hepinizi saygıyla selamlıyor, Sekizinci Büyükelçiler Konferansımızın ülkemiz, dış politikamız ve insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Dünyanın dört bir tarafında fedakârca görev yapan çalışma arkadaşlarım ve bugün bizi şereflendiren misafirlerimizle, bir aile atmosferinde bir aradayız. Bundan duyduğum memnuniyeti özellikle paylaşmak istiyorum.

Bir hafta boyunca, geride bıraktığımız senenin muhasebesini yapacağız. Dünya siyasetinin merkezinde yer alan konuları istişare edeceğiz. Türk dış politikasının, önümüzdeki dönemde nasıl şekilleneceğini hep birlikte değerlendireceğiz.

Bakanlarımızın yanısıra, kamu kurumlarımızın ve sivil toplum örgütlerimizin yöneticileriyle de bir araya geleceğiz.

Değişik kıtalardan Dışişleri Bakanı dostlarımızı, burada, Ankara’da ağırlayacağız. Ayrıca, geçmiş senelerden farklı olarak, dünya çapındaki uzmanları ve akademisyenleri panellerimizde dinleme fırsatı bulacağız.

Değerli Büyükelçilerim,

Saygıdeğer Konuklar,

Bakanlığımız, güçlü gelenekleri, ilkeleri ve iyi yetişmiş insan gücüyle, ülkemizin en köklü ve en itibarlı kurumlarından biridir. Diplomatlarımız, bilgi, birikim ve yetenekleriyle uluslararası camianın saygısını ve takdirini kazanmıştır.

Her bir Büyükelçimizin, Türkiye’nin bayraktarlığını yaptığı vicdan ve adalet duygusunu temsil ettiğine, gururla şahit oluyorum.

Dünyanın dört bir yanına dağılmış diplomatik misyonlarımızla, 24 saat görev başında olan bir kurumuz. Bununla iftihar ediyoruz.
Bu vesileyle, Bakanlığımız mensuplarının ailelerine, tüm zorluklara rağmen, gösterdikleri anlayış ve dayanışmadan ötürü teşekkür ediyorum. Başarımızın altında, eşlerimizin ve çocuklarımızın bize verdiği destek de yatıyor.

Değerli Büyükelçilerim,

Sizler Latin Amerika’dan, Uzakdoğu’ya; Balkanlardan Afrika’nın en ücra noktalarına kadar, her bölgede ülkemizin gözü, dili ve kulağısınız. Küresel gelişmelerin en yakın tanıklarısınız. Bu nedenle, Büyükelçiler Konferansı sayesinde dünyanın nabzını da ülkemize taşımış oluyoruz.

Buna ilaveten, bu toplantı vesilesiyle Bakanlığımızı Anadolu ve Trakya’yla buluşturuyor, her yıl bir ilimizin havasını teneffüs ediyoruz.

Ülkemizin dertleriyle yüzleşmeden; kederine, coşkusuna ortak olmadan, vazifelerimizi layıkıyla yerine getiremeyeceğimizi çok iyi biliyoruz.

Mevlana misali, bizim pergelimizin bir ucu bütün insanlığı kucaklayacak şekilde dünyayı dolaşırken, bir ucu da değerlerimize sabitlenmiştir.

İşte bu anlayışla, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın omuzundaki şefkatli el olduğumuz kadar, Antalya’da “yörük”, Erzurum’da “dadaş”, İzmir’de “efe”yiz.

Bu yıl da, Konferansımızın son bölümünü Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Fatma Şahin’in daveti üzerine Güneydoğumuzun incisi Gaziantep’te gerçekleştireceğiz.

İstiklal mücadelemizin “Gazi” şehri Antep, istikbal mücadelemize de ilham ve güç verecek zenginliğe fazlasıyla sahip.

Son olarak gastronomi dalında UNESCO’nun "Yaratıcı Şehirler Ağına" girerek bir başarıyı daha ülkemize kazandıran Gaziantep’ten yeni dönemdeki çalışmalarımız için güç alacağız.

Bakanlığımızın Saygıdeğer Mensupları,

Çok Değerli Konuklarımız,

Toplumsal ve kurumsal geleneklerimiz, Türk Dış Politikasını güçlü kılan unsurlardır.

Anadolu’nun bereketli topraklarından süzülen vicdan ve adalet duygusu, dış siyasetimizin belirlenmesinde bizlere rehberlik ediyor.

Miras aldığımız değerlerimizden biri de hoşgörü ve yardımseverliktir.

1492’de Musevilere kapılarını açan, 1560’larda Açe’deki kardeşlerimizin imdadına koşan, 1847’de İrlanda’da açlığa terk edilenlere yardım elini uzatan ecdadımız, bu manada bize önemli bir vazife bırakmıştır.

Büyükelçiler Konferansı'nın bu seneki ana temasını belirlerken, bu mirasın bize sunduğu mercekten baktık.

Bu çerçevede, bu yılın konusunu, “Kriz Yönetimi ve İnsani Çözümler” olarak tespit ettik.

Bu temayı belirlerken, önümüzdeki dönem ev sahipliği yapacağımız iki önemli etkinliği de dikkate aldık.

İlk kez düzenlenecek olan BM Dünya İnsani Zirvesi'ni, 23-24 Mayıs tarihlerinde İstanbul'da gerçekleştireceğiz.

Bu zirvede, insani konuları tüm yönleriyle değerlendireceğiz. Küresel sorunlara karşı neler yapabileceğimizi, hep birlikte ele alacağız.

Hemen akabinde, 27-29 Mayıs tarihlerinde, memleketim Antalya’da En Az Gelişmiş Ülkelerin lider ve bakanlarını bir araya getireceğiz. Bu ülkelerin sorunlarına çare arayacağız.

Kıymetli Konuklar,

Çok Değerli Çalışma Arkadaşlarım,

Yaşanmakta olan insani krizlere baktığımızda, ne yazık ki büyük bir felaketle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz.

Son yirmi yılda, doğal afetler sonucu yardıma muhtaç hale gelen insan sayısı 218 milyon. BM rakamlarına göre bugün 60 milyon insan, çatışma ve şiddet nedeniyle evlerini terk etmiş durumda. Dünya tarihinde hiçbir zaman bu kadar insan mülteci durumuna düşmemişti.

Bu rakamlara sadece birer istatistik olarak bakanlar ciddi bir yanılgı içindedir. Bu duruma sebep olan insani, siyasi, ekonomik ve sosyolojik faktörler göz ardı edilmemelidir.

İnsani krizler her geçen gün maalesef ağırlaşıyor. Refah toplumlarıyla mahrumiyet içinde yaşayanlar arasındaki uçurum gitgide büyüyor.

Türkiye olarak, “daha fazla ne yapabiliriz” diye sürekli kendimize soruyoruz.

Halkımız bugün, büyük bir özveriyle 2,5 milyondan fazla Suriyeli ve yaklaşık 200 bin Iraklıyı ağırlıyor. Bugün, dünyada en fazla sığınmacı barındıran ülke Türkiye’dir. Yaptığımız harcamalar 8 milyar Doları aştı. Uluslararası camiadan bize gelen yardım miktarı ise sadece 455 milyon Dolar.

İnsani yardım faaliyetlerimizi sınırlarımızın ötesinde de sürdürüyoruz. Türkiye, göreve geldiğimiz 2002 yılından bu yana, küresel insani sistemin en önemli aktörlerinden biri haline gelmiştir.

Bugün, resmi kalkınma yardımlarımız 3,5 milyar Dolar seviyesindedir. Ayrıca, yaklaşık 1,7 milyar Dolar düzeyinde de insani yardım yaptık.

Değerli Misafirlerimiz,

Sevgili Büyükelçilerim,

Altını çizmek istediğim bir husus var: Muhtaçlara uzattığımız yardım eli, sadece soydaşlarımızla ve komşu coğrafyamızla sınırlı değil. Afrika’dan Afganistan’a, Karayiplerden Asya-Pasifiğe, her yere ulaşmaya, her yere yardım götürmeye çalışıyoruz.

2011 yılında kuraklıktan kıvranan Somali halkıyla ortaya koyduğumuz dayanışma, hâlâ hatırlanır.

Biz, Afrika’ya baktığında, sömürülecek yer altı zenginlikleri görenlerden değiliz. Bu nedenle, bu kıtanın kalkınmasına sağladığımız katkılar, Afrika insanının gönlünde bize ayrıcalıklı bir yer kazandırmıştır.

2015 yılında da, din, dil, ırk ayrımı yapmadan, insani diplomasi çabalarımızı hız kesmeden devam ettirdik.

Suriye, Irak, Yemen ve Filistin’e yardım ederken, insan kaçakçıları tarafından Andaman Denizi'nde mahsur bırakılan binlerce Bengalli ve Rohingalının imdat seslerine de kulak verdik.

Sel felaketi yaşayan Malezya ve Tacikistan’a, kasırgadan etkilenen Vanuatu’ya, deprem felaketine uğrayan Nepal’e ve Afganistan’a yardım elimizi uzattık. Ebola virüsü salgınından etkilenen Sierra Leone, Benin, Gine ve Liberya’nın yardımına ilk koşanlardan olduk.

Ülkemiz son beş yılda, 54 ülkede çeşitli afetlerin mağdur ettiği insanlara ulaştı.

İnsan odaklı diplomasinin, dış politikamızın ayrılmaz bir parçası haline geldiğini gururla vurguluyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanımız geçtiğimiz günlerde yaptığı bir konuşmada, çok anlamlı bir gerçeği hatırlattı. Dedi ki; “bizi tarihteki diğer devletlerden farklı kılan, göçmen kuşlara dahi sığınacak yuva kuran inceliktir.”

İnsanî dış politikamız tek cümleyle, ancak bu denli mükemmel şekilde özetlenebilirdi.

Değerli Mesai Arkadaşlarım,

Saygıdeğer Konuklar,

1 Kasım Genel Seçimlerinde halkımız güçlü bir, istikrar ve güven mesajı verdi. Önümüzdeki dört yıllık dönem, 2023 hedeflerine yönelik çalışmalarımız bakımından önemli bir fırsattır.

Cumhuriyetimizin 100. Yılını kutlayacağımız 2023’te, Türk Hariciyesi de 500’üncü yaşına girecek. Bu önemli yıldönümüne yaklaşırken, Bakanlığımıza düşen görevlerin neler olduğunu dikkatli biçimde ele almamız gerekiyor. Konferans boyunca, tartışacağımız her meseleye 2023 vizyonundan yaklaşmanızı özellikle rica ediyorum.

Bu çerçevede, önümüzdeki dönemde dış politikamıza şekil verecek genel çerçeveyi ve izleyeceğimiz yol haritasını sizlerle paylaşmak isterim.

Değerli Konuklar,

Küresel krizlerin büyük bir kısmı, merkezinde bulunduğumuz Avrasya bölgesinde yaşanıyor. Jeopolitik denklemin yeniden şekillendiği bu süreçte, önemli sınamalarla karşı karşıyayız. Elbette, gelişmeleri olumlu yönde etkilemek, ülkemizin önceliğidir.

Bunu gerçekleştirirken, ülkemizin hak ve menfaatlerini de gözetmeye devam edeceğiz. Halkımızın huzur ve refahı, atacağımız her adımda, alacağımız her kararda rehberimiz olacak.

Türkiye’nin uluslararası toplumdaki itibarlı konumunu pekiştireceğiz ve varlığımızı dünyanın her köşesinde hissettirmeye devam edeceğiz.

Son yıllarda muhalif çevreler tarafından dile getirilen bir eleştiri var: Bize “hayalcisiniz” diyorlar. Evet, bizim hayallerimiz var. Ülkemize, halkımıza ve insanlığa dair hayallerimiz, hedeflerimiz var.

Bu çerçevede, şu üç unsurun bizi dış politikada 2023 hedeflerimize taşıyacağına inanıyorum:

Bunlardan birincisi, insani hassasiyetlerden ödün vermemek.

İkincisi, hukuk, adalet ve evrensel değerlere bağlılık.

Üçüncüsü ise, gerçekçi olup, gelişmeler karşısında inisiyatif ve sorumluluk almak.



Değerli Dostlar,

Kıymetli Mesai Arkadaşlarım,

Bugün Suriye’de yaşanan olaylar, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana karşılaştığımız belki de en büyük felakettir. Ülke nüfusunun neredeyse yarısı, 12 milyon kişi, evlerini terk etmek zorunda kaldı. Yaklaşık 5 milyon Suriyeli, komşu ve yabancı ülkelerde sığınmacı konumunda yaşıyor.

Biz, “komşusu açken tok yatan bizden değildir” anlayışını hep aklımızda tutuyoruz.

Bu topraklar, tarih boyunca zorda kalan, dara düşen herkese gönlünü, kapılarını açmıştır. Bugün de ecdadımızdan aldığımız bu emanetin gereğini yerine getiriyor olmanın huzuru içindeyiz.

Ne yazık ki, uluslararası toplum göç krizi konusundaki uyarılarımızı çok geç duydu. Pek çok ülke, Aylan bebeğin minik bedeninin sahillerimize vurmasından ve göçmenlerin dalga dalga kendi kapılarına dayanmasından sonra işin ciddiyetini anlayabildi.

Biz, Suriye’deki zulümden kaçan herkese, hiçbir dini ve etnik ayrımcılık yapmaksızın kapılarımızı açtık ve bütün imkânlarımızı seferber ettik.

Halep’i Antep’ten; Hama’yı Urfa’dan ayırmadık. Tarsuslu bir vatandaşımıza nasıl bakıyorsak, Tartuslu bir kardeşimize de aynı hislerle yaklaşıyoruz.

Suriye’de yaşanan trajedi ve vahşetin bölgenin istikrar ve huzuruna olan etkisi ortadadır.

Bizim bu süreçte izlediğimiz Suriye politikasını eleştiren çevreler oldu. Bizler yapıcı eleştirilere her zaman açığız. Ancak, bazı hususların da iyi bilinmesi gerekiyor.

Biz, ilk günden itibaren Suriye rejimine gerekli telkinleri her düzeyde yaptık. Reform yapması gerektiğini anlattık. Ancak Esad bizi dinlemedi. Kendi halkını ağır silahlarla katletmeye başladı.

Biz de diğer birçok ülke gibi tavrımızı açıkça ortaya koyduk. Başka ne yapacaktık? Oturup yaşananlara seyirci mi kalsaydık? Katliamları, kimyasal silah kullanılmasını, klor gazını, varil bombalarını görmezden mi gelseydik? Vicdanlara sığmayan bu vahşet karşısında sabrımızın da elbet bir sınırı olacaktı.

Komşumuzda başlayan bir yangının ülkemizin istikrar ve huzuruna zarar vermemesi mümkün mü? Bu çerçevede inisiyatif ve sorumluluk aldık.

Diğer fikirdaş ülkelerle birlikle, Suriye halkının çoğunluğunu temsil eden muhalefetin yanında olduk. Bugün bu muhalefet Suriye’nin geleceğinde söz sahibidir.

Viyana süreci, muhalefetin merkezinde yer aldığı siyasi çözüm çabalarına ivme kazandırdı. Biz de bu çerçevede yapılan toplantılara katkı sağlıyoruz.

Tüm toplantılarda, muhalefete kulak verilmesi gerektiğini, ateşkes ilan edilecekse bunun siyasi bir perspektife bağlanması gerektiğini vurguluyoruz.

Kendi halkı nezdinde hiçbir meşruiyeti kalmayan Esad’ın, Suriye’nin geleceğinde yeri olmadığını artık herkes görmeli.

Bildiğiniz gibi, Riyad’da muhalifler kendi müzakere heyetini seçti, koordinatörünü belirledi.

Rejim ve bazı çevreler muhalefeti sulandırmaya çalışıyor. Bu tür girişimler, çözüme yönelik tüm çabaları boşa çıkarabilir. Bu konuda, bütün muhataplarımızı uyarıyoruz.

Muhalefet üzerine düşeni yapmıştır. Şimdi de gözler rejimdedir. Viyana sürecine göre, rejimin de müzakere heyetini belirlemesi gerekiyor.

Suriye’de barış ve istikrarın temini, ancak halkın iradesini doğrudan ortaya koyabileceği hür ve adil seçimlerin yapılmasıyla mümkündür.

Bunun için de, tam yetkili bir geçiş hükümetinin hayata geçirilmesi ve muhalefetin de Riyad’da vurguladığı gibi, Esad’ın sahneden çekilmesi gerekiyor.

Biz, Suriye’ye barış ve huzur getirme çabalarına katkı sağlamaya devam edeceğiz.

Öte yandan, şu anda bütün dünyayı tehdit eden DEAŞ terörü, Esad rejimi konusundaki kaygılarımızı bir kez daha haklı çıkarmıştır.

Paris’te yaşananlar, Lübnan, Mali ve Libya’daki saldırılar, Suruç ve Ankara’daki menfur terör eylemleri hepimizi derinden yaraladı.

Son 40 yıldır, terörden en fazla zarar gören ülkelerden biri Türkiye’dir. Terörün yarattığı acıyı ve tahribatı en iyi biz anlarız.
DEAŞ’ı, Türkiye’ye, bölgeye ve insanlığa karşı bir tehdit olarak görüyoruz. Bu terör örgütüyle kararlı bir şekilde mücadele ediyoruz ve bu yöndeki uluslararası çabalara da aktif destek veriyoruz.

Suriye ve Irak’taki terörist gruplara katılmayı planlayan yabancıların geçişlerini engellemek amacıyla gerekli tüm önlemleri alıyoruz. Bugüne kadar, 28 bini aşkın kişiye yurda giriş yasağı koyduk. Yaklaşık 2.700 kişiyi de yakalayıp sınır dışı ettik.

Çeşitli havalimanı ve otobüs terminallerinde kurulan Risk Analiz Grupları 7.000’den fazla yabancıyı mülakata aldı. Bunların 1.600’den fazlasının ülkemize girişine izin vermedik.

Bu gerçeği, yerli ve yabancı basının iyi görmesi, es geçmemesi gerekiyor.

Terörizmle mücadele konusundaki kararlı tutumumuzu sürdürüyoruz. Bizim için “iyi terörist, kötü terörist” yoktur. PKK, DHKP-C, El-Kaide ve El Nusra neyse, PYD/YPG ve DEAŞ da odur.

Aralık ayı içinde çokça tartışılan, Başika kampındaki varlığımız da, terörle mücadele çabalarımız kapsamında attığımız adımlardan biridir.

Irak’ta, DEAŞ’a karşı mücadele etme iradesine sahip kesimlerin, askeri ve siyasi bakımdan yeterince destek alamadığı açıktır. Yapılan askeri yardımların önemli bir bölümü, ne yazık ki bir başka ülkenin güdümündeki Şii milislere gidiyor.

Önceki Irak Hükümeti’nin mezhepçi uygulamaları sonucunda, özellikle Sünni kesim Irak güvenlik güçlerine güvenmiyor. Hatta, onları işgalci güç olarak algılıyor. Bu bir vakadır.

Bunun için, 2015 Mart ayından itibaren Musul yakınındaki Başika bölgesinde ulusal muhafızları eğitmeye başladık. Bu projeyi Musul Valisi’nin talebi ve Irak makamlarının bilgisi dâhilinde gerçekleştirdiğimizi bir kez daha hatırlatmak isterim.

Irak Dışişleri Bakanı Caferi’nin 2015 Temmuz ayındaki Ankara ziyareti sırasında yaptığımız basın toplantısında da bu konu gündeme gelmişti.

Kampta Türk Silahlı Kuvvetleri’nce bugüne kadar 2.441 personel eğitildi. Ayrıca, 2.308 Peşmerge’ye de dört farklı merkezde eğitim sağladık.

Son dönemde, Başika kampının güvenliği ciddi bir risk altına girmişti. Bu tehdide karşı, Aralık ayı başında Başika’da eğitim için bulunan askerlerimizi korumak amacıyla bir intikal gerçekleştirdik.

Bu sevkiyat, üçüncü ülkelerin kışkırttığı abartılı haberlerin de etkisiyle, Bağdat’ta hassasiyet yarattı. Bu hassasiyet karşısında yapıcı adımlar attık.

Irak bizim en önemli komşularımızdan biridir. Biz, Irak’ın toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı duyuyoruz. Bu konuda hiç kimsenin tereddüdü olmamalıdır.


Saygıdeğer Konuklar,

Değerli Büyükelçilerim,

Rusya’yla en son yaşadığımız hadisenin detaylarına girmek istemiyorum. Bu olayda, hava sahamızın ihlal edilmesi nedeniyle, angajman kurallarımız uygulanmıştır.

Gelinen noktada, Rus makamlarının aşırı tepkilerine rağmen, gerilimi artıran taraf olmadık. Soğukkanlı ve itidalli bir tutum izledik.

Rusya Yönetimini aklıselime davet etmeyi sürdürüyoruz.

Diğer taraftan, zarara uğrayan şirketlerimizin ve vatandaşlarımızın durumuyla çok yakından ilgileniyoruz.

Değerli Misafirler,

Sevgili Mesai Arkadaşlarım,

Türkiye olarak her zaman barış ve işbirliğinden yana olduk. Millî güvenliğimize ve egemenliğimize doğrudan bir tehdit olmadıkça, asla güç kullanmadık. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Milletin hayatı tehlikeye düşmedikçe savaş bir cinayettir” sözünü ilke edindik.

Bugüne kadar, çevremizdeki tehditlerden asgari düzeyde etkilendik. Bunu bir taraftan barışçıl dış politikamıza, diğer taraftan da caydırıcı askeri gücümüze borçluyuz.

Değerlere ve ilkelere dayalı bu tutumumuzu önümüzdeki dönemde de sürdüreceğiz. Çifte standart ve çelişkili bir dil kullanmayacağız. Zulmün ve haksızlığın karşısında susmadık, susmayacağız. Türkiye’nin yardımına ihtiyaç duyanlara dostluk elimizi uzatmaya devam edeceğiz.

Bu çerçevede ele aldığımız meselelerden biri de İsrail – Filistin sorunudur.

Filistin halkına her alanda katkı sağlamaya devam ediyoruz. Filistin’in 137 devlet tarafından tanınmasında önemli katkılarımız oldu. Bu yönde atılan adımlardan biri de Filistin bayrağının BM’de göndere çekilmesiydi. Sayın Başbakanımız Ahmet Davutoğlu bu törene bizzat katılarak, kardeşlerimizin haklı davasına verdiğimiz desteği bir kez daha gösterdi.

İsrail’le olan ilişkilerimiz de, son dönemde sıkça gündeme geliyor. Mavi Marmara katliamından sonra yaşananları çok iyi biliyorsunuz. Bu vesileyle Mavi Marmara şehitlerimizi bir kez daha rahmetle yâd ediyorum. Ruhları şâd olsun.

İsrail’le ilişkilerimizin normalleşmesi için görüşmeler sürüyor. Bizim İsrail’den üç talebimiz vardı. Bunlardan birincisi, Mavi Marmara saldırısından dolayı Türkiye’den özür dilenmesiydi, bu karşılandı. Özür dilendi, biz de kabul ettik. Tazminat ödenmesi ve Gazze’deki ambargonun kaldırılması, yerine getirilmesini beklediğimiz diğer iki talebimizdir. Ancak, bu konularda henüz bir mutabakata varılmış değil.

Sevgili Mesai Arkadaşlarım,

Değerli Misafirlerimiz,

Libya’da taraflar arasında sağlanan uzlaşma, Türkiye’nin uluslararası meselelerin çözümünde ortaya koyabileceği rolü bir kez daha gösterdi. Bu süreçte, her iki tarafla sürekli temas içinde olduk. BM’nin çabalarına en güçlü desteği verdik.

Müzakerelerin son safhası, benim de katıldığım 13 Aralık’ta Roma’da yapılan toplantıda gerçekleşti. Burada da, tarafların uzlaşması için gayret gösterdik. Neticede, Libya’daki siyasi bölünmeye son verebilecek çok önemli bir adım atıldı.

17 Aralık günü imzalanan Anlaşma için Fas’ta düzenlenen törene Libya Özel Temsilcimiz Sayın Emrullah İşler’le beraber katıldık. Bu sürecin olumlu bir şekilde sonuçlanması için katkı vermeye devam edeceğiz.

Çevremizde, ilişkilerimize önem verdiğimiz ülkelerden biri de İran’dır. İkili işbirliğimizi her alanda geliştirmek için çaba gösteriyoruz.

Öte yandan, bölgesel konulara İran’la aynı perspektiften bakmadığımız bir sır değil. İranlı dostlarımızla tüm konuları açık yüreklilikle ele alıyoruz.

Başta Suriye olmak üzere bölgesel konularda kendilerini daha yapıcı politikalar izlemeye teşvik ediyoruz.

Bu arada, Suudi Arabistan - İran ilişkilerinde yaşanan gerilim, bölgemizdeki mevcut sorunları daha da derinleştirecek bir potansiyel taşıyor.

Bunun için, sağduyuyla hareket edilmesi, diplomatik kanalların sonuna kadar işletilmesi gerekiyor.

Bölgenin yeni çatışmalara değil, uzlaşı ve işbirliğine ihtiyacı var. Ülkemiz iki ülke arasındaki sorunların giderilmesi için her türlü gayreti göstermeye hazırdır.

Elbette, Suudi Arabistan’la ilişkilerimize de çok önem veriyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın Aralık ayı sonunda Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ziyarette, Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi kurulması kararını aldık. Böylelikle, ilişkilerimizi daha yüksek bir seviyeye çıkarmış olduk.

Benzer bir mekanizmayı daha önce kurduğumuz Katar’la da, ilişkilerimizi her alanda mükemmel şekilde sürdürüyoruz.

Saygıdeğer Misafirlerimiz,

Değerli Mesai Arkadaşlarım,

Ülkemizi ilgilendiren her konuda, başta ABD olmak üzere, müttefik ve dostlarımızla çok yakın istişare, işbirliği ve dayanışma içindeyiz.

ABD’yle ilişkilerimizi, sürekli değişen bölgesel ve uluslararası ortama uyumlu kılmak için birlikte çaba sarf ediyoruz. Başta terör olmak üzere, küresel sınamalara karşı dayanışmamızı güçlendiriyoruz.

2016 ABD için seçim yılı olacak. Bazı adayların İslam karşıtlığını körükleyen ve Müslümanları hedef alan açıklamalarından rahatsızlık duyuyoruz. İslamafobi illetinin Avrupa’dan ABD’ye sıçramasını istemiyoruz.

Avrupa’nın da bu illetten kurtulması için merkez partilerine ve Hükümetlerine önemli görevler düşüyor. Bu vesileyle, bu partilere ve Hükümetlere seslenmek istiyorum. Terör, ırkçılık, ayrımcılık ve hoşgörüsüzlükle mücadele için, Avrupa’nın değerlerini her zamankinden daha fazla, daha güçlü savunmalısınız.

Değerli Büyükelçilerim,

Sevgili Misafirler,

Bundan yıllar önce, AB Komisyonu’nun verdiği Jean Monnet bursuyla LSE’de doktora çalışması yaptım. Öncesinde, Ankara Üniversitesi’nde AB uzmanlığımı tamamladım.

Siyasete atıldıktan hemen sonra Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde, iki senesi Başkanlık olmak üzere, uzun yıllar görev yaptım. AB Bakanı ve Başmüzakereci olarak da hizmet ettim.

Yani gerek eğitim, gerek siyasi hayatım boyunca Avrupa’yla ilgili konuların içinde oldum.

Esasen, Türkiye’nin AB vizyonu, şahsi tercihlerimizin de ötesinde, ülkemizin stratejik ve vazgeçilmez bir hedefidir.

64. Hükümet Programımızda, reform konusunda atacağımız adımlara detaylı bir şekilde yer verdik. 2002’den bu yana olduğu gibi, Hükümetimizin en önemli gündem maddesi yine reform süreci olacak.

Biz, AB’yle ilişkilerimizi, gündelik siyasi gelişmeler ışığında şekillendirmiyoruz. Türkiye-AB ilişkileri kısa vadeli acil planlarla değil; sağlam, tutarlı ve uzun vadeli bir vizyonla yürütülmelidir.

AB’nin Türkiye’ye ihtiyacı sadece göç konusuyla sınırlı değil. AB’nin Türkiye’ye dün de ihtiyacı vardı; bugün de ihtiyacı var; yarın da olacak. Dolayısıyla, AB’nin bizimle olan ilişkisine günübirlik bakmaması lazım.

Kasım ayında Brüksel’de gerçekleştirdiğimiz Türkiye-AB Zirvesi, ilişkilerimizin canlandırılması bakımından önemli bir dönüm noktası oldu.

Zirve sonucunda Göç Eylem Planı da kabul edildi. Ayrıca, “Ekonomik ve Parasal Politika” başlıklı 17. Fasıl açıldı. Diğer fasıllarda da çalışmalar başlatıldı.

AB bağlamında gündemimizdeki en önemli konulardan birisi de Vize Serbestisi başlığıdır. Vize serbestisini Ekim 2016’da hayata geçirmek için gayret gösteriyoruz.

Aynı zamanda, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi için, ilgili diğer Bakanlıklarımızla beraber çalışıyoruz.

Türkiye - AB Yüksek Düzeyli Enerji Diyaloğu Toplantısı’nın ilkini 2015’te yaptık. İkincisini de bu ay içinde düzenleyeceğiz.

Bu dinamizmin, her iki tarafın ortak çabalarıyla bir başarı hikâyesine dönüşeceğini ümit ediyorum.

Türk Dış Politikasının üzerinde yükseldiği değerler ve vizyoner bakış açısı, bizi AB yolunda önemli bir noktaya getirdi. Tüm devlet kurumlarımızın ve sivil toplum kuruluşlarımızın da aynı vizyonu paylaştığını görmekten büyük memnuniyet duyuyorum.

Bu vesileyle, 2015 yılı içinde imza attığımız bir başka başarının altını çizmek istiyorum.

Parlamenter Meclisi’ne Başkanlık yaptığım Avrupa Konseyi’nin bütçesine yıllık katkı payımızı, yaklaşık 13 milyon Avro’dan 33 milyon Avro’ya yükselttik. Böylece, 2015 Mayıs ayı itibarıyla en fazla katkı sağlayan ülkeler arasına girdik.

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi ve Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’ndeki üye sayımız da 12’den 18’e yükseldi. Ayrıca Türkçe, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin altı çalışma dilinden biri oldu.


Değerli Mesai Arkadaşlarım,

Saygıdeğer Misafirler,


İnşallah, Kıbrıs meselesinin çözümü için fazla beklemek zorunda kalmayacağız.

Ülkemiz, Kıbrıs Türk tarafıyla yakın işbirliği içerisinde, çözümün bu yıl içinde gerçekleşmesi için üzerine düşen sorumluluğu yerine getiriyor. Adil ve kalıcı bir çözümün, yalnızca Ada’daki taraflara değil, başta Doğu Akdeniz olmak üzere geniş bir coğrafyaya da olumlu yansımaları olacağına inanıyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Başbakanımızın Ekim ayında açılışını yaptığı, “asrın projesi” olarak değerlendirilen “barış suyu” ile Doğu Akdeniz Havzası’nın huzur ve istikrarına katkıda bulunacağız.

Değerli Konuklar,

Çok Sevgili Çalışma Arkadaşlarım,

Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız, soydaşlarımız ve Akraba topluluklarımız dış politikada daima önceliğimiz oldu.

Türk Cumhuriyetleriyle ilişkilerimizin dış politikamızın temel ve stratejik unsurlarından biri olduğunu hepiniz biliyorsunuz. Son dönemde bölge ülkeleriyle ilişkilerimizi her alanda geliştirdik. Azerbaycan ve Gürcistan’la olan özel ilişkilerimizi somut projelerle daha da derinleştiriyoruz.

Bunları yaparken, soydaşlarımızı da unutmuyoruz. Dünyanın dört bir yanına dağılmış Ahıskalıların ana yurtlarına dönmeleri için yardımda bulunuyoruz. Kırım Tatarlarının gasp edilen haklarının yeniden tesisi için uğraş veriyoruz.

Köklü tarihi, insani ve kültürel bağlarımızın bulunduğu Balkanlarda da, yapıcı işbirliğimizi sürdürüyoruz. Türkiye-Bosna-Hersek-Sırbistan ve Türkiye-Bosna-Hersek-Hırvatistan üçlü mekanizmalarını etkin biçimde kullanıyoruz.

Çin Halk Cumhuriyeti’yle stratejik düzeydeki ilişkilerimizi verimli biçimde sürdürüyoruz.

İslam İşbirliği Teşkilatı’nın 13. İslam Zirvesi’ne “Barış ve Adalet için Birlik ve Dayanışma” temasıyla, 14-15 Nisan tarihlerinde İstanbul’da ev sahipliği yapacağız. Bu toplantıda, İslam Alemi olarak, küresel sorunların aşılmasında atacağımız adımları ele alacağız.

Bu yıl ev sahipliği yapacağımız bir diğer etkinlik, Ekim ayındaki Dünya Enerji Kongresi olacak. Bu toplantı vesilesiyle, çok sayıda siyasetçi, iş adamı ve uzmanı ülkemizde ağırlayacağız.

Bu yaz ayrıca, EXPO 2016 uluslararası botanik sergisine Antalya ev sahipliği yapacak. Bu etkinlik, Antalyamızın ve ülkemizin tanıtımı bakımından çok faydalı olacak.

Bölgesel ve küresel alandaki ilişkilerimize değinirken, Afrika’ya özel bir parantez açmak istiyorum. Bundan 8-10 sene öncesine kadar bu kıtadaki varlığımız son derece sınırlıydı.

O yıllardan bugüne çok şey değişti. Eskiden “Afrika’nın hangi ülkelerinde Büyükelçiliğiniz var?” sorusunu duyardık. Artık bize “Büyükelçilik açmadığınız hangi ülke kaldı” diye soruyorlar. Bazı devletler, Büyükelçilik açmamız için davette bulunuyor. Afrika’daki bazı diplomatik misyonlarımız, dara düşen diğer ülkelerin vatandaşları için de başvuracakları bir adres haline geldi. Bununla gurur duyuyoruz.

Türk Havayolları’nın Afrika’nın en ücra noktalarına uçması, TİKA’nın, Türk Kızılayı’nın ve AFAD’ın gayretleri, işadamlarımızın yoğun ilgisi ve birçok alanda ulaştırdığımız yardımlar, Afrika halklarının takdirini kazandı.

Kıymetli Misafirler,

Çok Değerli Büyükelçilerim,

Biz, uluslararası finansal ve ekonomik sistemin süper ligi olan G-20’nin aktif bir üyesiyiz. G-20 Dönem Başkanlığımız son derece verimli geçti.

Her şeyden önce G-20 tarihinde birçok ilke imza attık.

Düşük Gelirli, Gelişmekte Olan Ülkeler konusunda bir çerçeve belgesi kabul edildi. Kadınların ekonomide hak ettikleri yeri almaları konusunda ilk defa Kadın-20 açılım grubu oluşturuldu. G-20 tarihindeki ilk Enerji Bakanları toplantısını düzenledik.

G-20 Liderleri ilk kez bir bildiri kabul ettiler. Terör ve mülteci krizi de kuvvetli bir şekilde Antalya Zirvesi Sonuç Bildirgesinde yer aldı.

Dönem Başkanlığımız süresince 10 tanesi Bakan düzeyinde olmak üzere yaklaşık 60 resmi toplantı düzenledik. Antalya Zirvesinde 10 binden fazla katılımcıyı ağırladık. Çoğu yabancı olmak üzere 2.500 basın mensubu Zirve’yi izledi.

Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı Antalya Zirvesi’nin, gelmiş geçmiş en iyi G-20 Zirvesi olduğu konusunda herkes hemfikir.

G-20’den ayrılırken birçok liderden tatil için ilk fırsatta tekrar Antalya’ya gelmek istediğini duymak, bir Antalyalı olarak beni özellikle mutlu etti.

Değerli konuklar,

Dünyanın ortak sorunlarında artık küresel aktörlerin tek başlarına belirleyici oldukları dönem kapandı.

Türkiye olarak, sesini duyurmakta zorlanan birçok ülkenin sözcülüğünü de üstleniyoruz. Bölgesel aktörlerin masada yer almadığı bir sistem tıkanmaya mahkûmdur.

BM Güvenlik Konseyi’nin mevcut yapısı ise, küresel vicdanın ortak sesi olamıyor.

Dünya yüzölçümünün sadece %23’ünü, dünya nüfusunun %27’sini, dünya Gayri Safi Milli Hasılası’nın %45’ini oluşturan bu beş daimi ülkenin, askeri harcamalarda %58’lik paya sahip olması tam bir ironidir.

İşte biz “Dünya 5’ten büyük” derken, bu adaletsizliğe ve çarpıklığa dikkat çekmek istiyoruz.

Söz, uluslararası mekanizmalardan açılmışken, bir konuya daha dikkatinizi çekmek isterim. Bugün, çoğu mensubumuz olan çok sayıda vatandaşımız, uluslararası örgütlerin karar mekanizmalarında görev alıyor. Küresel istikrar, refah ve barışa katkı sunuyor.

İsimleri tek tek zikretmek istemiyorum. Ancak hepsini gönülden kutluyorum. Başarılarının devamını diliyorum.

Saygıdeğer Konuklar,

Çok Değerli Büyükelçilerim,

Son yıllarda, diplomasi ve dış politikanın içeriği kadar uygulanış tarzı da değişime uğradı. Bu çerçevede, kültürel diplomasi ve tanıtım faaliyetleri, dış politikamızın vazgeçilmez unsurları haline geldi.


Bu anlamda, Yunus Emre Türk Kültür Merkezleri, kültürel diplomasi faaliyetlerimizin en güzel örneklerini hayata geçiriyor.

Aynı şekilde, dış temsilciliklerimizce düzenlenen kültürel faaliyetler, dünya halklarıyla ülkemiz arasında bir gönül köprüsü kuruyor.

Dış politika faaliyetlerimizin, vatandaşlarımızın hayatını doğrudan kolaylaştıran boyutlarına da özel önem veriyoruz.

Yurtdışındaki vatandaşlarımız, Hükümetimizin politikaları sayesinde kendilerini artık yalnız hissetmiyorlar.

Sayın Başbakanımız, Mayıs ayında yurtdışındaki vatandaşlarımıza yönelik olarak önemli vaatlerde bulunmuştu.

Bu çerçevede; dövizli askerlik bedelinin düşürülmesi, yabancı plakalı araçların Türkiye’de kalma süresi, pasaport harçlarının düşürülmesi ve Türk Havayolları’nda %20 oranında aile indirimi yapılması gibi vaatlerde adım attık, atıyoruz. Geri kalan vaatleri de en kısa sürede yerine getireceğiz.



Saygıdeğer Konuklar,

Sevgili Mesai Arkadaşlarım,

Türkiye bugün, toplam 234 dış temsilcilikle, dünyanın en fazla diplomatik temsilciliğe sahip 6. ülkesi haline geldi.

Açmayı planladığımız 18 yeni temsilciliğimizle birlikte toplam misyon sayımız 252’ye ulaşmış olacak ve 5. sıraya yükseleceğiz.

Misyonlarımızın niceliği kadar niteliklerine de önem veriyoruz.

Bu çerçevede, yeni açılan temsilciliklerimizin ihtiyaçlarının karşılanmasına daha fazla öncelik veriyoruz.

Diğer taraftan, Bakanlığımıza yeni katılan memurlarımızın eğitimi de bizim açımızdan önem taşıyor.

Hariciyemizde, usta-çırak ilişkisi büyük önem arz eder. Bu nedenle, genç memurlarımızın, siz değerli Büyükelçilerimizin yönlendirmeleriyle, ileride Türk dış politikasına önemli katkılarda bulunacağından eminim.

Aynı şekilde, bizlerin de genç memurlarımızın enerjilerinden, ideallerinden ve vizyonlarından öğreneceklerimiz var.

Böylesine dinamik bir camianın sorumluluğunu üstlenmekten büyük bir mutluluk duyduğumu bir kez daha ifade etmek isterim. Güvenlerinden ve teveccühlerinden dolayı Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Sayın Başbakanımıza teşekkür ediyorum.

Saygıdeğer Konuklar,

Değerli Büyükelçilerim,

2023’e geldiğimizde AB üyelik hedefi gerçekleşmiş ve dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında yer alan bir Türkiye görmeyi umut ediyoruz.

Hayal denilen birçok başarıyı birlikte gerçekleştirdik. Bu hedeflere de beraber ulaşacağız.

Bu doğrultuda, geleneklerimizden ve ilkelerimizden gücünü alan dış politikamızı daha da pozitif bir çizgide devam ettireceğiz.

Öncelikle, geçmiş dış politika kazanımlarımızı sağlamlaştıracağımız bir konsolidasyon sürecini başlatacağız.

Ayrıca, imkân ve kabiliyetlerimizi yeni tehdit ve sınamalara karşı adapte edeceğiz. Bizim değişim irademiz ve bunu hayata geçirecek gücümüz var.

Mantıklı, tutarlı, gerçekçi ve akılcı davranmaya devam edeceğiz.

Gerektiğinde, barış ve güvenliğin sağlanmasında bölgesel ve küresel sorumluluk üstlenmekten de kaçınmayacağız. Müttefik ve fikirdaş ülkelerle ortak ilke ve değerlere dayalı ilişkilerimizi daha da geliştirerek derinleştireceğiz.

Önümüzdeki dönemde, ülkemizin uluslararası meselelerdeki tutumunu özellikle dünya kamuoyuna daha iyi anlatabilmeliyiz.
Etkili bir iletişim stratejisi geliştirmemiz gerekiyor. Kamu diplomasisinin bütün imkânlarından en iyi şekilde yararlanabilmeliyiz.

Dış politikada popülizm ve hamasete yer yoktur. Her zaman mutedil ve temkinli bir dil kullanıp, yapıcı ve yaratıcı öneriler getireceğiz.

Etnik, dinsel ve bölgesel milliyetçiliği reddetmeye devam edeceğiz.

Kıymetli Mesai Arkadaşlarım,

Bildiğiniz gibi, Türkiye’ye karşı ulusal ve uluslararası ölçekte yürütülen algı operasyonları, son dönemde maalesef ülkemizin güçlenmesini istemeyenlerin başvurduğu yollardan biri oldu.

Ülkemizi, dünyanın dört bir tarafına mesnetsiz ve çirkin iftiralarla şikâyet edenler ve uluslararası arenada yalnızlaştırmaya çalışanlar hiçbir zaman başarılı olamadı, olamayacak.

Bu çabalara değinmişken, Türkiye’de kaos çıkarmaya çalışan paralel yapıya özellikle dikkatinizi çekmek isterim.

Bakınız, Milli Güvenlik Kurulumuz bu örgütü “legal görünümlü illegal yapı” olarak tanımladı.

Milletimizin samimi duygularını istismar ederek, parasını ve inancını sömürmeye çalışan bu yapı, ülkemizin birliğine ve dirliğine yönelmiş açık bir tehdittir.

Bu yapının hedef aldığı en önemli alanlardan biri de dış politikamız oldu.

Yurtdışında ülkemiz aleyhine hangi kampanyayla karşılaşsak, hangi kirli planı deşifre etsek, arkasında hep bu paralel yapıyı gördük.

Bakanlık olarak paralel yapıyla mücadelede çok önemli adımlar attık, atmayı da sürdüreceğiz. Üzerimize düşeni yapıyoruz, yapacağız.

Yurtiçinde olduğu gibi, yurtdışında da bu örgütle mücadelemizdeki kararlılığımızı Büyükelçilerimize ve yurtdışı misyonlarımıza ifade etmiştim. Bu konudaki tavrımız, talimatımız açık ve nettir.

Sayın Başbakan Yardımcılarım, Sayın Bakanlarım,

Değerli Konuklar,

Sevgili Çalışma Arkadaşlarım,

Dış politikada siyasi partilerin farklı görüşleri, farklı yaklaşımları olabilir, bu doğaldır. Ancak, milli menfaatler söz konusu olduğunda, tüm siyasi partiler ortak bir noktada buluşmalıdır. Herkes ülkesinin çıkarı için gereken desteği vermeli, adeta kenetlenmelidir.

Bugün, dış politikamızın, bazı çevreler tarafından gündelik siyasi tartışmaların içine çekildiğine üzülerek şahit oluyoruz.

Ülkesi başka ülkelerle savaşa girse, diğer ülkelerin safında yer alacağını söyleyecek kadar ileri giden yaklaşımlara tanık olduk.

Türkiye’de huzur ve barışın önüne çukur kazarken, Rusya’yla yaşadığımız sorunda soluğu Moskova’da alanların ihanetine de şahit oluyoruz.

İnşallah bundan sonraki süreçte bu tür yaklaşımlar millet nezdinde olduğu kadar, mensubu oldukları siyasi partiler tarafından da dışlanır. Dış politikayı milli menfaatler doğrultusunda ele alan yaklaşımın bütün siyasi partilerimiz tarafından benimsendiğini görmek isteriz.

Değerli Büyükelçilerimiz,

Devletimizin, Cumhurbaşkanımızın ve Hükümetimizin birer temsilcileri olan sizler, ustalığınız, bilgeliğiniz, tecrübeniz ve sağduyunuzla bizim en büyük gücümüzsünüz.

Kutadgu Bilig’te, Yusuf Has Hacib iyi bir elçi olmanın özelliklerini sıralarken şöyle der: “Elçi açık dilli ve gönül sahibi bir kimse olmalı; sözde usta ve akılda üstün bulunmalıdır.”

Her bir Büyükelçimizin bu niteliklere sahip olduğunu gururla ifade etmek isterim.

Bu vesileyle, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, başta menfur terör saldırıları sonucu yaşamlarını yitiren diplomatlarımız olmak üzere, tüm şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyorum.

Bulunduğunuz ülkelerde vatanlarından uzak, ancak kalben yakın olarak yaşayan tüm vatandaşlarımıza sizin aracılığınızla içten sevgi ve selamlarımı gönderiyorum.

Konferansımızın çok verimli geçmesini diliyor, hepinize teşekkür ediyorum.