#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun IX. Büyükelçiler Konferansı Açılışında Yaptığı Konuşma, 9 Ocak 2017, Ankara



Saygıdeğer Konuklar,

Sayın Başbakan Yardımcım,

Bakan Arkadaşlarım,

Çok Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,

Dost Ülkelerin Türkiye’deki Değerli Temsilcileri,

Sivil Toplum ve Düşünce Kuruluşlarımızın Çok Değerli Temsilcileri,

Çok Kıymetli Yol Arkadaşlarım,

Basınımızın Değerli Mensupları,

9. Büyükelçiler Konferansımız vesilesiyle sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Konferansın ülkemiz, dış politikamız ve dünyamız için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Sözlerimin hemen başında, bu yıl içerisinde kaybettiğimiz yol arkadaşlarımız, Mehmet Gücük, Engin Aşula, Lokman Açıkbaş ve Eyyüp Cemal Aydın’a Allah’tan rahmet diliyorum.

Menfur bir terör saldırısında hayatını kaybeden, Rusya’nın Ankara Büyükelçisi, değerli dostumuz, Andrei Karlov’u da saygıyla anıyorum.

Büyükelçi Karlov, Türk ve Rus halklarının ortak acısı ve kaybıdır.

Değerli Dostlar,

2008’den bu yana, Büyükelçiler Konferanslarında, dış politikamızın muhasebesini yapıyor, ileriye dönük hedeflerimizi gözden geçiriyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Meclis Başkanımız, Sayın Başbakanımız ve Bakanlar Kurulumuzun değerli üyeleri, Konferansımıza hitap ediyorlar.

Diğer kurum ve kuruluşlardan üst düzey katılımcıların yanı sıra, yabancı konukları da ağırlıyoruz.

Bu yıl, Gürcistan, Tunus ve Finlandiya Dışişleri Bakanları ile Uluslararası Göç Örgütü Genel Direktörü Büyükelçilerimize hitap edecekler.

Burada konuşulan konular, bu platformda tartışılan meseleler, sadece Türkiye’de yankılanmıyor.

Aldığımız kararlar, dünyanın dört bir yanında, gözünü ve gönlünü Türkiye’ye dönmüş milletler tarafından da yakından takip ediliyor.

Hak ve adalet mücadelemizin insanlığa verdiği umut, Türk dış politikasının en önemli başarı hikâyelerinden biridir.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın vurguladığı gibi “Türkiye, Türkiye’den büyüktür.”

Ülkemizin dış politikası da bu gerçeği hakkıyla temsil etmek zorundadır.

İnsanlığa ait meseleleri çözme iddiasına ve bu iddiayı gerçekleştirecek kabiliyete sahip olmalıdır.

Türk dış politikasının 2023 hedefleri arasında en öncelikli unsur da budur.

Bugün insanlığa ait her meselenin çözümü için Türkiye’nin yapıcı, sonuç odaklı ve kalıcı çözüm önerileri vardır.

Bu bakımdan, her bir Büyükelçimizin heybesinde taşıdığı gündem, ülkemiz için bir gurur tablosudur.

Bu iddiamızı, görev yaptığınız ülkelerde büyük bir hassasiyet ve özveriyle yerine getiriyorsunuz.

Şunu özellikle bilmenizi ve bundan sonra da bu şuurla hareket etmenizi istiyorum:

Sizler, elbette ülkemizin çıkarlarını, milletimizin beklentilerini savunacak, ay yıldızlı bayrağımızı dünyanın her yerinde gururla dalgalandıracaksınız.

Ancak, sahip olduğumuz medeniyet birikimi, ecdadımızdan aldığımız güçlü miras, bununla yetinmemize engeldir.

Bir çağı kapatıp yeni bir çağ açan medeniyetin evlatları, bununla yetinemez.

Ne yazık ki, Türkiye’nin bu iddiasını ve mücadelesini anlamayıp eleştirenler, hatta sabote etmeye çalışanlar var. Bu durum, ülkemiz ve tarihimiz adına bir talihsizliktir.

Bu çevrelerin, yurt dışı kaynaklı algı operasyonlarının değirmenine de su taşıdıklarını, üzülerek görüyoruz.
Ancak, içeride ve dışarıda, Türkiye’nin küresel hedeflerine ilerleyişini durdurmak isteyenlere kötü bir haberimiz var…

İsteseniz de istemeseniz de, Türkiye yoluna devam edecektir.

Hiçbir güç, bizi bu yoldan geri çeviremez, duraksatamaz, yavaşlatamaz.

Bu yolda, küresel vizyonundan taviz vermeyen, milli ve yerli dış politika, Bakanlığımızın pusulası olacaktır.

Milli ve yerli dış politikadan kastımızın, Türkiye’yi içine kapatmak olduğunu zannedenler büyük yanılgı içerisindedir.

Biz, bir yandan milli değerlerimize sabitleneceğiz, diğer yandan bütün insanlığı kucaklayacağız.

Dünyadaki değişimin öncü güçlerinden biri olma yolunda hızla ilerleyeceğiz.

Hemen yanı başımızda cereyan eden gelişmelere bakın…

Aynı anda mücadele ettiğimiz sınamalara bakın…

Bütün terör örgütleri, ittifak kurmuş, aynı anda saldırıyorlar.

Vazgeçecek miyiz? Hayır, vazgeçmek yok! Mücadelemize, daha büyük kararlılıkla devam edeceğiz.

Türkiye, krizlere karşı direncini koruyup, yoluna pozitif bir gündemle devam ediyor.

Bakınız, 11 Kasım 2016… Başbakanımız Rize’de 14.300 metrelik Ovit Tüneli’nin Işıkla Buluşma törenine katılıyor.

Aynı gün, Cumhurbaşkanımız Belarus’ta Minsk Camii’nin açılışını yapıyor.

İşte, “Türkiye Türkiye’den büyüktür” derken bunu kastediyoruz.

GÖKTÜRK-1 uydusunu, Fransız Guyanası’ndan gökyüzüne gönderirken; İstanbul’da, Londra ve Pekin’i birbirine bağlayacak projeleri açıyoruz.

Bir yandan dünyanın en büyük havalimanlarını, en güzel köprülerini, dünyanın en görkemli projelerini inşa ediyoruz. EXPO 2016 Antalya gibi, dünyanın en prestijli sergilerini Türkiye’ye getiriyoruz.

Diğer taraftan, binlerce kilometre ötede, ecdat yadigârı eserlere sahip çıkıyor, ihya ediyoruz.

Bunları yaparken, tarihi ve insani sorumluluklarımızı asla unutmuyoruz. Dünyanın neresinde olursa olsun dara düşene, zorda kalana yardım elimizi uzatıyoruz.

O yüzden sizler, sadece Türkiye Cumhuriyeti’ni değil, Türkiye’ye umutla bakan, dualarında Türkiye’yi ve Türk milletini unutmayanları da temsil ediyorsunuz.

Şunu herkes bilmelidir ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin her bir Büyükelçisi sadece ülkesinin değil, cansız bedeni kıyıya vuran Aylan bebeğin davasının da Büyükelçisidir.

Ülkesinin sokaklarında misket oynamak yerine, misket bombaları altında, çaresizce bir umut eli bekleyen, Bana gibi mazlum çocukların Büyükelçisidir.

Her bir Büyükelçimiz, milli davasıyla birlikte Filistin davasının, Arakan’ın, Somali’nin, nerede olursa olsun hak ve adalet mücadelesinin Büyükelçisidir.

Türkiye’nin, Türkiye’den büyük olduğu bilinciyle hareket eden bütün Büyükelçilerimizle gurur duyuyoruz.

Çok Değerli Konuklar,

Zor bir yılı geride bıraktık.

Hem içeride, hem dışarıda ciddi sınamalarla karşı karşıya kaldık.

15 Temmuz darbe girişimi; milli değerlerimizi, demokratik ve ekonomik kazanımlarımızı olduğu gibi, dış politikamızı da hedef alan bir ihanet hareketiydi.

Darbeci teröristlerin şehit ettiği vatandaşlarımızı bir kez daha rahmetle anıyoruz. Demokrasi ve millet iradesi uğruna hayatını veren şehitlerimizi unutmayacağız. Onların bize bıraktığı emanete gözümüz gibi bakacağız.

Bu darbe girişiminin faili olan FETÖ terör örgütüyle mücadele, bugün dış politikamızın elbette en önemli ve öncelikli başlığıdır.

Bu mücadelenin ayrıntılarına biraz sonra değineceğim.

Biz, 15 Temmuz ihanetine ve yaşadığımız acı terör olaylarına rağmen, dış politikamızı kararlılıkla uygulamaya devam ettik.

Bölgesel ve uluslararası sorunların çözümüne yapıcı katkılarda bulunduk. İşbirliği irademizi her platformda gösterdik. Bunu, vicdani bir sorumluluk olarak gördük.

Suriye’deki krizin ve Irak’taki sorunların çözümü için çaba sarf ettik.

Pozitif ve insanî gündemle yürütülen süreçlere hep katkı verdik. Yeni fikirler ürettik. Yapıcı roller üstlendik.

Kıbrıs’ta adil bir çözüm yönündeki gayretlerimizi sürdürdük.

İsrail’le ilişkilerimizde şartlarımız doğrultusunda normalleşmeyi sağladık.

Rusya’yla işbirliğimizde yeni bir sayfa açtık.

Birleşmiş Milletler başta olmak üzere, uluslararası örgütlerin çalışmalarına aktif katkı sağladık.

Çok sayıda uluslararası etkinliğe ev sahipliği yaptık.

Sadece bu Zirvelere ve toplantılara, 87 Devlet ve Hükümet Başkanı katıldı. Ayrıca 226 Bakanı ülkemizde ağırladık.

İkili ziyaretlerle birlikte, Devlet ve Hükümet Başkanı düzeyinde ülkemize toplamda 120 ziyaret yapıldı.

Mayıs ayında, ilk Dünya İnsani Zirvesi’ni Türkiye’de düzenledik. 9 Bin kişinin katıldığı toplantı, New York dışında yapılan en büyük BM zirvesi oldu. Bu Zirve’de alınan kararları simgeleyen duvarın açılışını New York’ta yaptık.

Bu etkinliğin hemen arkasından, En Az Gelişmiş Ülkeler toplantısını Antalya’da düzenledik.

13. İslam Zirvesi’ne İstanbul’da ev sahipliği yaptık.

Yine İstanbul’daki Dünya Enerji Kongresi tüm dünya tarafından çok yakından takip edildi.

Bu toplantılarda, insanlığın geleceğini ilgilendiren konularda, önemli kararlar alınmasını sağladık.

Çabalarımız bununla sınırlı kalmadı. Dünyanın dört bir yanında, ihtiyacı olan kardeşlerimizin yardımına koştuk.

2015 yılında, dünyada milli gelire oranla, en çok insani yardımda bulunan ülke olduk. Evet, milli gelire oranla insani yardımda birinci sırada Türkiye var. Bununla da gurur duyuyoruz.

Toplam 3,9 milyar Dolar resmi kalkınma yardımı sağladık.

Değerli Dostlar,

Bu yıl, Büyükelçiler Konferansındaki ana temamızı “2023’e Doğru: Milli Değerler ve Küresel Hedefler” şeklinde belirledik.

2023 hedeflerini gerçekleştirme yönünde sarf ettiğimiz çaba, günümüzün milli mücadelesidir.

Türkiye, küresel güç dengesinin önemli unsurlarından biridir. 2023 hedefleri, bu konumumuzu daha da pekiştirecektir.

Peki, dış politikamızı nasıl bir bölgesel ve küresel ortam içerisinde şekillendireceğiz?

Dünyamız, adı tam olarak konulamayan bir geçiş dönemini yaşıyor.

Nasıl tanımlarsanız tanımlayın, bir manada son 300, başka bir manada son 70 yılın küresel yapısı değişime uğruyor.

“Merkez” tanımı hızla değişiyor.

Siyasi, ekonomik, askeri ve sosyal açıdan “merkez;” Batıdan, Asya’nın uç noktalarına doğru genişliyor.
Bu, bir kültürel coğrafyanın düşüşü değil, diğerinin çıkışı olarak görülmelidir.

1970’lerin ortalarında dünyanın en büyük yedi ekonomisi Avrupa, Kuzey Amerika ve Japonya’dan oluşuyordu. Şu anda ise, en büyük yedi ekonomiden üçü Asya’dadır.

2023 yılında, Asya’nın ekonomik hasılasının Avrupa ve Kuzey Amerika’nın toplamını geçmesi bekleniyor.
Bir rapora göre, dünyanın ekonomik ağırlık merkezi, yılda 140 kilometre hızla doğuya kayıyor. Aynı zamanda, oluşum halindeki ulaştırma koridorları doğuyu batıya daha etkin bağlıyor.

Öte yandan, ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri, yerkürenin her köşesinde, mümkün olan en ileri işbirliği mekanizmalarını geliştirmeye çalışıyorlar.

Türkiye çok boyutlu dış politika izlemeye başladığında eksen kayması iddiasıyla öne çıkan çevrelerin, Avrasya’da, Asya Pasifik’te, Afrika’da ve Latin Amerika’da nasıl bir çaba içerisinde olduklarını biliyoruz.

Türkiye, bu değişimin gerisinde kalmıyor. Aksine, değişen dünya düzeninin öncü ve aktif bir aktörü olarak takdir topluyor.

Diğer taraftan, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan hukuki ve kurumsal yapılar, bugünün ihtiyaçlarına cevap veremiyor.

Suriye’de yaşanan insanlık dramının başka türlü açıklanması mümkün olabilir mi?

Artık, bir-iki ülkenin veya grubun tek başına yönlendirmesi mümkün olmayan tarihi bir akış içindeyiz.

Bugün, hiçbir ülke, ekonomik veya askeri gücüyle küresel hâkimiyet kurduğunu kesinlikle iddia edemez.
 
Bir bakıma, küresel ölçekte yeni bir “güçler dengesi” oluşuyor.

Diğer yandan, yüksek teknolojiye sahip olan ve olmayan ülkeler arasındaki fark, giderek büyüyor.

Ülkelerin içini ve uluslararası ortamı kemiren bir gelir ve güç dengesizliği var.

İstikrarsızlık ve savaş ortamı, bazı ülkelerin kalkınmasına engel oluyor.

Tüm bu sorunların çözümü için, dünyada öncelikle barışa ve adalete ihtiyacımız var.

Bir kefede evrensel değerler, siyasi ve ekonomik katılım var. Diğer kefede ise güvenlik ve istikrar var. Bu ikisi arasında makul bir dengenin kurulması gerekiyor.

Bölgesel sahiplenme esasından hareket eden, daha istikrarlı, daha güvenli ve daha adil bir sisteme ihtiyacımız var.

İşte, Sayın Cumhurbaşkanımızın “Dünya 5’ten büyüktür” sözüyle özetlediği hakikat budur.

Çok sevgili Mesai Arkadaşlarım,

Bahsettiğim küresel ve bölgesel sorunlar karşısındaki en temel dayanağımız, milli değerlerimizdir.

Bu milli değerler, ulusumuzu iki bin yıldır devletsiz bırakmamış, başkasının egemenliğine terk etmemiştir.
Mehmet Akif Ersoy’un dilinden, “ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım, hangi çılgın bana zincir vuracakmış, şaşarım” diye haykıran bir milletin değerlerinden bahsediyoruz.

Ülkede barış ile dünyada barışı birlikte hedefleyen bir milletin değerlerini esas alıyoruz.

Milletimiz, bu değerler sayesinde, 15 Temmuz gecesi, sinsi terör şebekesinin 40 yıldır hazırladığı hain komploya “dur” demiştir.

Demokrasiyi yaşatmak üzere kenetlenen halkımız, şunu bir kez daha ortaya koymuştur: “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir!”

15 Temmuz’un verdiği dersin, Türkiye’nin sınırlarını ve içinde yaşadığımız dönemi çok aştığını, aşacağını düşünüyorum.

Bakanlığım da, hain darbe girişimine karşı halkımızla elele mücadele verdi.

Dünyanın altıncı en geniş diplomatik ağını süratle harekete geçirdik.

Büyükelçilerimiz, devletimizin ve demokrasimizin savunmasında kenetlendiler. Kendilerine huzurlarınızda bir kez daha teşekkür ediyorum.

Bulundukları ülkelerin kamuoylarını ve yetkililerini bilgilendirdiler.

Dış temsilciliklerimiz, 250’ye yakın basın toplantısı yapıp, 500’den fazla makale ya da mektup yayınladılar; 2400’e yakın mülakat verdiler.

Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakan, Milletvekili ve diğer üst düzey yetkililer nezdinde 9 bini aşkın resmi girişimde bulundular.

Farklı coğrafyalara dağılmış olan FETÖ’nün nefesini kestik, kesmeye devam ediyoruz.

Girişimlerimiz sonucunda, İslam İşbirliği Teşkilatı, Körfez İşbirliği Konseyi ve Asya Parlamenter Asamblesi, FETÖ’yü terör örgütü ilan etti. Emeği geçen tüm arkadaşlarıma şükranlarımı sunuyorum.

Bugüne kadar, 19’u dernek veya yayın kuruluşu statüsünde, 83’ü okul veya eğitim merkezi olmak üzere, 102 FETÖ kuruluşunu kapattırdık veya yönetiminin devrini sağladık. Son olarak, Fas 8 okulu bir ay içerisinde kapatacağını açıkladı. Tüm dünya bu hain terör örgütünün gerçek yüzünü görmeye başladı. Bu hain terör örgütü, sadece Türkiye için değil, bulundukları tüm ülkeler için bir tehdittir. Dolayısıyla, tüm dost ve kardeş ülkeleri bu konuda uyarıyoruz, bilgilendiriyoruz.

Bu okullarda okuyan öğrencileri de mağdur etmiyoruz. Aksine, onlara Maarif Vakfı aracılığıyla çok daha kaliteli bir eğitim sunuyoruz. Maarif Vakfı’yla yakın işbirliği içindeyiz.

Öte yandan, yakın geçmişe kadar bu kuruluşları kendi sinsi amaçları için kullanmaya çalışan FETÖ mensupları, şimdi bağlantılarını gizlemeye, okul ve dernek isimlerini, şirketlerinin yönetim kurullarını değiştirmeye çalışıyorlar.

Ne yaparlarsa yapsınlar boş! Ne yaparlarsa yapsınlar boş! Halkımıza bir sözümüz var: İçeride ve dışarıda peşlerini bırakmayacağız.

Örgütün elebaşının ülkemize iadesi konusuna da özel önem atfediyoruz. Bu konudaki çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz.

PKK, DHKP/C, DEAŞ, PYD, YPG ve diğer terör örgütlerine karşı mücadelemize de sonuna kadar devam edeceğiz.

Saygıdeğer Konuklar, Değerli Mesai Arkadaşlarım,

Tüm kurumlarımız gibi, Bakanlığımıza da hileyle girmiş, içimize karışmış FETÖ’cü hainler vardı.

Bunları içimizden çıkarmak için itinalı ve adaletli bir çaba gösterdik.

Ciddi ve somut belgelere dayanarak, 440 personelin Bakanlığımızla ilişiğini kestik.

Sayıca azaldık, ama gücümüz hiç azalmadı.

Bakanlığımızın kadrolarını yeniden; çok iyi dil bilen, temsil yeteneği ve iradesi yüksek, anayasal düzenimize ve milli değerlerimize bağlı gençlerimizle takviye edeceğiz.

Saygıdeğer Konuklar,

Değerli Çalışma Arkadaşlarım,

Türkiye’nin ayaklarına dolananlara, bu tarihi yürüyüşü engellemeye çalışanlara inat, yolumuza hızla devam ediyoruz.

Küresel bir ekonomik güç olma yolunda, emin adımlarla ilerliyoruz.

Bu amaçla, kalkınmayı mümkün kılacak, bölgesel ve küresel bir siyasi ortamın şekillenmesinde etkin bir rol oynuyoruz.

İşadamlarımız için yeni pazarların açılmasını ve mevcutların geliştirilmesini sağlıyoruz.

Ticaret yollarını açık tutmak için çalışıyoruz. Ekonomik ve ticari anlaşmalarımızı çoğaltıp, etkin bir şekilde işletiyoruz.

Enerji güvenliğimizin temini için gerekli adımları atıyoruz.

İleri teknolojinin Türkiye’de üretimini kolaylaştırıyoruz.

Bu kulvarların her birinde, dış politikamız ve Bakanlığım etkin bir rol oynuyor.

Dış politikamızı, “vicdani ve girişimci bir bakış açısıyla” şekillendiriyoruz.

Girişimci diplomasi derken şunu kastediyoruz: İçeride kalkınma hamlemizi tamamlarken, çevremizde buna imkân verecek ortamı şekillendirmek için inisiyatif almak.

Bir taraftan, bize yönelen tehditleri etkin şekilde bertaraf ederken, diğer taraftan bölgesel ve küresel fırsatları kullanarak dostluklarımızı pekiştirmek.

Bu doğrultuda, yumuşak güç ve gerektiğinde somut güç unsurlarımızı akıllı diplomasi olarak harmanlıyoruz.

Geçmişin muhasebesini yapan, sonuç alıcı ve stratejik verimliliğe sahip bir siyaset izliyoruz.

Sayın Başbakanımızın ifadesiyle “dostlukların artırılması, husumetlerin azaltılması” bu yaklaşımımızın temel bir unsurudur.

Çevremizde huzur hâkim olacak ki biz de huzurla işimize, gücümüze koyulacağız.

Mazlumun elinden tutacağız ki biri yerken diğerinin bakmasından, cefa çekmesinden doğan şerleri yaşamayalım.

İnsanlığı yaşatacağız ki uluslararası kurumlar hakkın ve adaletin hizmetinde yaşasın.

Teröre geçit vermeyeceğiz ki dünyamız medeni bir siyaset sahnesi olsun.

Irk, din ve mezhep farklılıklarını, insanlığı bölen, birbirine düşüren fay hatları olarak gören bir anlayışa karşıyız.

Zira, dünyayı bir çatışma değil, işbirliği alanı olarak yeniden tanımlayabilmek istiyoruz.

Bunun için de dünyaya dar ideolojilerle, kaskatı kimliklerle bakamayız.

Küresel bir sahnenin mümkün olan her karesinde Türkiye olarak var olmalıyız. Avrupa’yı da, Asya’yı da, Trans-Atlantik’i de, Afrika’yı da, Latin Amerika’yı da kucaklayabilmeliyiz.

İşte bu anlayışla, Sayın Cumhurbaşkanımız, 2016 içinde hem Asya’yı, hem doğu Afrika’yı, hem Batı Afrika’yı, hem de Latin Amerika’yı ziyaret etti. Bu ziyaretler önümüzdeki dönemde de devam edecek.

Çünkü biz, Dünyayı beşten büyük, Avrupa’yı da 28’den büyük olarak tanımlıyoruz.

Girişimci diplomasinin özünde, işte bu çok boyutlu yaklaşım vardır.

Yerele sıkışmadan, evrensel olacağız.

Bunu yaparken, dünyanın her yöresinde yerel çalışmayı da bileceğiz. Küreselleşmiş dünyayı işte biz böyle yorumluyoruz.

Şayet dünyada kurallar, dengeler yeniden şekilleniyorsa; muasır medeniyetin yeni kurallarının tanımlandığı masayı dışarıdan izleyemeyiz.

Şu anda olduğu gibi, masada olmak ve emek vermek mecburiyetindeyiz.

Bunun için, “2023 hedefleri” diyoruz. Bunun için, “2071 hedefleri” diyoruz.

Kalkınma hamlemize ve bunu destekleyen dış politikamıza, bu milli mücadele ruhuyla yaklaşıyoruz.

Bu süreçte, dünyayla istişare edeceğiz. Elbette dostlarımıza özellikle kulak vereceğiz.

Ancak, kararlarımızı her zaman Ankara’da alacağız.

Her zaman milletimize danışacağız, milletimize hesap vereceğiz.

Çok Değerli Büyükelçilerim,

Bulunduğunuz ülkelerde, kamuoyunu ülkemiz aleyhine yönlendirmeye çalışanlar var.

Bu çevreler, husumetle yanıyor ve ülkemizi karalamak için ellerinden geleni yapıyor.

Yüzyıllık önyargılar, bu kötü niyetli çevrelerin ekmeğine maalesef yağ sürüyor.

Fakat biz bunlarla da mücadele ediyoruz.

Bu art niyetli çevreleri rahatsız eden; bizim, milletimizle ve milli değerlerimizle kaynaşmış olarak, 15 yıldır güçlü bir siyasi iradeyi sürdürüyor olmamızdır.

İşte bu nedenle, Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğindeki bu tarihi yürüyüşü hedef alan kesimlere karşı müteyakkız olmamız gerekiyor.

Yürütülen menfi propagandaya karşı, Mimar Sinan’ın anlayışıyla, dur durak bilmeden çalışmaya devam etmenizi istiyorum:

Çocuğun biri, Mimar Sinan’a, “Süleymaniye’nin minarelerinden birinin eğri olduğunu” söylemiş.

Bunun üzerine Sinan; çocuk, “minare düzeldi” deyinceye kadar, iki işçiye minareyi halatla çektirmiş.

Bunu görüp garipseyenlere ise şunu söylemiş: “Çocuğun bu sözü halk arasında tevatüre döndüğünde, önüne geçmek zor olur. Yanlış anlamayı kaynağında gidermek en evlasıdır.”

İşte bu anlayışla, yanlış yönlendirmeleri gördüğünüz yerde, anında düzeltmek, asli ve öncelikli görevinizdir.

Çok Değerli Konuklar,

Sevgili Basın Mensupları,

Bu çerçevede, ABD ve Avrupa Birliği’yle ilişkilerimize özellikle değinmek gerektiğini düşünüyorum.

ABD’yle olan ilişkilerimizi, değişik Yönetimler altında geliştirdik, stratejik ortaklığa dönüştürdük. NATO bünyesindeki işbirliğimiz, ortaklığımıza ayrı bir boyut katıyor.

İlişkilerimizi, yeni Yönetim döneminde de aynı şekilde, karşılıklı menfaatler temelinde geliştirmek istiyoruz.

ABD’nin, önceki dönemde yapılan bazı hataları sürdürmeyeceğine inanıyoruz.

İki öncelikli beklentimiz var:

Birincisi, FETÖ elebaşının ve diğer yöneticilerinin bir an önce ülkemize iade edilmesidir.

İkincisi de PKK’nın uzantısı olan YPG’yle işbirliğine son verilmesidir.

Bu iki haklı beklentimizin karşılanması, ABD’yle ilişkilerimizin geleceği açısından büyük önem taşıyor.

Türkiye ve ABD çok geniş bir coğrafyada, olumlu etkiler yaratabilecek kudrete ve imkânlara sahip iki stratejik ortaktır.

Bu işbirliğinin özenle korunması gerektiğine inanıyoruz.

Aynı özeni, Avrupa Birliği’nden de bekliyoruz.

Avrupa Birliği liderleri artık şu hususu net bir şekilde görmelidir: Bugünkü müreffeh ve barış içindeki Avrupa’da bizim de emeğimiz ve katkımız var.

Başta vatandaşlarımız olmak üzere, göçmenlerin alın teri ve NATO’nun sağladığı, Türkiye’nin bugün dahi pekiştirdiği güvenlik ortamı, Avrupa’nın refahına çok önemli katkıda bulunmuştur.

Avrupa’nın geçmişinde varız. Geleceğinde de önemli bir rol oynayacağız.

Türkiyesiz bir Avrupa Birliği eksik kalacaktır. Yabancı düşmanlığı ve İslamofobik popülizm Avrupa’yı geriletecektir.

Avrupa bu yolda devam ederse hastalanır. Bundan herkes zarar görür.

Avrupalı dostlarımıza şunu söylüyoruz: Evrensel değerlerden sürekli geri adım atamazsınız.

Suçluyu hep kendi dışınızda arayamazsınız.

Bakınız; düzensiz göçle mücadele ve vize serbestisi konusunda bir anlaşmaya varmıştık.

Biz, 18 Mart mutabakatı dahil, taahhütlerimizi yerine getirdik, getiriyoruz.

Avrupa Birliği ise verdiği sözleri henüz tutmadı. Bırakın sözünü tutmayı, müzakerelerin askıya alınmasını isteyecek kadar ileri giden çevreler var.

AB’den beklentilerimiz şunlardır:

- PKK, FETÖ ve diğer terör örgütleriyle mücadelede samimi ve kararlı bir tutum sergilenmesi;

- Varılan mutabakata uygun şekilde, vatandaşlarımız için vize muafiyetinin bir an önce sağlanması;

- Ve, AB üyeliğimizin önündeki yapay engellerin kaldırılarak daha fazla faslın açılması.

Bütün bu anlattıklarımı Mevlana’nın Mesnevi’sinden bir örnekle tamamlamak istiyorum:

Bağdatlı tüccar, gerçek zenginliğin başka diyarlarda değil, kendi hanesinde olduğunu, hevesle gittiği Mısır’daki bekçiden dayak yerken öğrenmişti.

Coelho’nun, bu hikâyeden ilham alan “Simyacı” adlı eserinde de aynı sonuç vardı.

Türkiye, 50 yıldan fazla süredir bizi bekleten AB hariç, Avrupa’daki hemen hemen tüm oluşumların üyesidir. Yani, biz Avrupa ortak hanesinin zaten bir ferdiyiz. Bizi dışlayamazsınız.

Avrupa’yı içine girdiği bu sağlıksız yoldan çıkarmak için ekonomik, siyasi ve sosyal alanda birlikte düşünmemiz ve birlikte çalışmamız gerekiyor.

Son olarak şunu da vurgulamak isterim…

Türkiye’nin dış politikası Schengen ile Şangay arasına sıkışmayacak kadar çeşitlidir, zengindir.

Değerli Hanımefendiler, Beyefendiler,

Avrupa Birliği, Kıbrıs konusunun da, müzakere sürecini menfi şekilde etkilemesine izin vermiştir.

Taraflardan birinin, kalıcı çözüm sağlanmadan AB üyesi yapılması, Kıbrıs sorununun bugüne kadar çözümsüz kalmasının sebeplerinden biridir.

Biz, Türkiye ve Kıbrıs Türkleri olarak, samimi ve ciddi bir çaba ortaya koyduk. Bu konuda vicdanen fevkalade rahatız.

Bu hafta katılacağımız Cenevre’deki Kıbrıs Konferansı’nda da, bu irademizi ve yapıcı tutumumuzu sürdüreceğiz. Aynı yaklaşımı, diğer tüm taraflardan da bekliyoruz.

Şu asla unutulmasın:

Bugün, dünyanın birçok yerinde kan dökülmeye devam ederken, Kıbrıs’ta huzurun hâkim olmasının nedeni, Türkiye’nin sağladığı etkin garantidir. Bu garantiden vazgeçilemez.

Cenevre’den hangi sonuç çıkarsa çıksın; biz, Kıbrıs Türkünü sahipsiz bırakmayacak kudrete ve iradeye sahibiz. Bundan kimsenin şüphesi olmasın!

Çok Değerli Konuklar,

Barışın ve huzurun kıymetini, Suriye’deki gelişmelere bakınca daha iyi anlıyoruz. Suriye’de daha birkaç gün öncesine kadar devam eden kan ve gözyaşı, vicdani ve girişimci diplomasimiz sayesinde büyük ölçüde durdu.

Uluslararası toplum Suriye’deki trajediyi seyrederken, biz bu zulme sessiz kalmadık. Zulümden kaçanlara kapımızı açtık.

Ülkemizde misafir ettiğimiz Suriyelilerin sayısı 2.8 milyonu aştı. Suriyeliler için, sadece merkezi bütçeden yaptığımız harcamalar 15 milyar Dolar’a yaklaştı.

Öte yandan, Suriye’ye barış gelmesi için, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere, diplomatik alandaki tüm mekanizmaları sonuna kadar zorladık.

Rusya ile sahadaki gruplar arasında görüşmelere aracılık ettik.

Ateşkesin ülke geneline yayılması ve siyasi çözüm sürecinin kaldığı yerden başlaması için girişimlerde bulunduk.

20 Aralık günü Moskova’da yapılan üçlü toplantıda, İran’ı da siyasi çözüme katkı yönünde teşvik ettik.

Bu süreçte, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’la ve İran Dışişleri Bakanı Zarif’le defalarca görüştük. Muhalefete de gerekli mesajları verdik.

23 Aralık itibarıyla, Doğu Halep’teki sivillerin ve muhaliflerin güvenli tahliyesini sağladık. Yaklaşık 45 bin Suriyeli kardeşimiz, bu yolla Halep’ten tahliye edilmiş oldu.

Tüm bu çabalarımız, ülke genelinde ateşkesin ve kuşatma altındaki bölgelere insani erişimin sağlanmasının yolunu açtı.

Bu gayretlerimiz, Güvenlik Konseyi’nin 2336 sayılı Kararıyla da tasdiklendi. Bu ateşkesin korunması ve mevcut düzenlemenin siyasi süreci yeniden canlandırması için çaba sarf ediyoruz.

Şimdi, Astana’da yapılacak toplantılara odaklandık. Buradan da Cenevre görüşmelerini tamamlayıcı ve destekleyici somut bir sonuç çıkmasını ümit ediyoruz.

Bir taraftan da sınır güvenliğimize ve aynı zamanda Suriye’nin toprak bütünlüğüne katkı sağlayan Fırat Kalkanı Harekâtını yürütüyoruz.

Hamdolsun, DEAŞ’ı sınırımızdan temizledik.

Bu terör örgütü, Suriye’nin kuzeyinde savunmaya geçti.

Kahraman askerlerimiz ve muhalif kuvvetler, El Bab’ı kuşatmış durumdalar. İnşallah kısa süre içerisinde El Bab’ı da bu teröristlerden temizleyeceğiz.

Fırat Kalkanı Harekâtı, PKK’nın uzantısı olan YPG’nin de gerçek yüzünü tüm dünyaya gösterdi: YPG’nin maksadı DEAŞ’la mücadele etmek değil, tam tersine, Suriye’yi bölmektir.

Biz, Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini desteklemeye devam edeceğiz.

Yanı başımızdaki bu yangını söndürmeye kararlıyız.

Sevgili Mesai Arkadaşlarım,

Rusya’yla, Suriye bağlamında yürüttüğümüz işbirliği, bu ülkeyle ilişkilerimizin bölgesel istikrar açısından ne kadar önemli olduğunu gösterdi.

Rusya, enerjiden turizme, inşaattan tarıma pek çok alanda kilit bir ortağımızdır.

Sayın Cumhurbaşkanımız ve Rusya Devlet Başkanı Putin arasında, yakın dönemde yapılan temaslar, normalleşme sürecinde mihenk taşları oldu.

Sayın Başbakanımız, Rusya’yı ziyaret ederek süreci daha da ileriye taşıdı.

Rusya’yla siyasi temasların yanında, ekonomik işbirliğimiz de yoğunlaşıyor.

Nitekim, enerji alanında Akkuyu ve TürkAkım gibi devasa projeleri birlikte hayata geçiriyoruz.

Bu yıl gerçekleştireceğimiz Üst Düzey İşbirliği Konseyi’yle ilişkilerimizi her alanda daha da pekiştireceğiz.

Rusya’yla olan diyaloğumuz, uluslararası terörizmle mücadele dâhil, pek çok sorunlu konunun, sağlıklı şekilde ele alınmasına yardımcı oluyor.

Ancak ilkelerimizden de taviz vermiyoruz. Bu çerçevede, Ukrayna’nın ve Gürcistan’ın toprak bütünlüğüne olan desteğimizi aynı kararlılıkla sürdürüyoruz.

Kırım’ın ilhakını tanımadık, tanımıyoruz.

Rusya’yla ilişkilerimizi şekillendiren pragmatik, girişimci diplomasiyi güney komşumuz Irak’ta da sergiliyoruz.

Irak’taki gelişmeler, güvenliğimizi, refahımızı ve barışımızı doğrudan etkiliyor.

Irak’ın, kapsayıcı bir siyasi düzende; kalıcı huzur, güvenlik ve istikrara kavuşmasını arzu ediyoruz.
 
Bu ülkenin; DEAŞ, PKK ve benzeri terör örgütlerinin yuvası haline gelmesini istemiyoruz.

PKK’nın, Irak’ta yıllardır işgal ettiği alanları genişletmesine ve Kandil benzeri bir alan tesis etmesine seyirci kalmayacağımızı bir kez daha vurguluyorum.

Biz, Irak’la olan işbirliğimizi her alanda geliştirmek konusunda kararlıyız.

Sayın Cumhurbaşkanımız, Irak Başbakanı Ebadi’yle telefonda görüştü.

Sayın Başbakanımız bu hafta sonu Bağdat ve Erbil’i ziyaret etti.

Bu yapıcı tutumumuzu sürdüreceğiz.

Orta Doğu coğrafyasındaki dostluk ve kardeşliğimiz, bizim için son derece önemlidir.

Bu bölgede, Suudi Arabistan ve Katar’la çok özel ilişkilere sahibiz. Bu bölgenin güvenliğini ve istikrarını kendi güvenliğimiz ve istikrarımız olarak görüyoruz.

Aynı şekilde Körfez bölgesindeki diğer ülkelerle; Yemen, Oman, Kuveyt, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri’yle ilişkilerimizi daha da güçlendirmek istiyoruz.

İran’la, bazı bölgesel konularda görüş ayrılıklarımız var. Ancak bu durum, ilişkilerimizin gelişmesine engel olmuyor.

Filistin Davası’na, her alanda verdiğimiz güçlü desteği, somut projelerle sürdürüyoruz.

Balkanlar’daki her bir ülkeyle ayrı ayrı gönül bağımız var ve onları asla yalnız bırakmıyoruz.

Güney Kafkasya’ya da özel bağlarımız, bölgesel istikrar çabamız ve kalkınma hedeflerimiz açısından yaklaşıyoruz.

Kardeş Azerbaycan’ın toprak bütünlüğüne olan güçlü desteğimizi sürdürüyoruz, sonuna kadar sürdüreceğiz.

Kardeş Orta Asya ülkeleriyle ilişkilerimiz, siyasi ve ekonomik bakımdan dış politikamızın öncelikli boyutlarından birini teşkil ediyor.

Darbe girişiminin hemen ardından Devlet Başkanı seviyesindeki ilk ziyaretin kardeş Kazakistan’dan geldiğini şükranla hatırlıyoruz.

Çok önem verdiğimiz Türk Konseyi ve Türk Konseyi’nin kurumları giderek güçleniyor.

Aynı zamanda, Türkiye dışında yaşayan soydaş ve akraba topluluklarının hak ve menfaatlerinin takipçisi olmaya devam ediyoruz.

Değerli Mesai Arkadaşlarım,

Bu yıl içerisinde, şu hususlarda da aktif olmanızı ve öncelik vermenizi özellikle istiyorum:

- Mevcut ikili ve çok taraflı işbirliği mekanizmalarının en etkin şekilde çalıştırılması büyük önem taşıyor. Bu doğrultuda, masadaki her anlaşmanın sonuçlandırılması ve yürürlükteki her düzenlemenin en etkili şekilde işletilmesi için çabalarımızı daha da artıracağız.

- İkincisi, öncülük ettiğimiz bölgesel ve küresel işbirliği forumlarına yeni bir enerji aşılamalıyız. Özellikle, İslam İşbirliği Teşkilatı, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı ve MİKTA dönem başkanlıklarımızda aktif olalım, bunlardan azami şekilde istifade edelim. Afganistan’da bizim öncülüğümüzde kurulan İstanbul Süreci’ne olan desteğimizi de sürdüreceğiz. Afganistan’a güvenlik ve kalkınma alanlarında verdiğimiz desteği artırarak devam ettireceğiz. Her zaman söylüyoruz: Afganistan bize ihtiyaç duyduğu sürece, bu ülkenin yanında olacağız.

- Keza, eş başkanı olduğumuz Arabuluculuk Dostlar Grubu’nu hareketlendireceğiz. Bir süredir ara verdiğimiz İstanbul Arabuluculuk Konferansını yeniden toplayacağız.

- Dördüncüsü, Afrika’dan Asya ve Latin Amerika’ya bölgesel açılım hamlelerimize ara vermeden devam edeceğiz.

Bölgesel açılımlar konusunda şu hususları özellikle dikkatinize getirmek istiyorum:

Afrika, Latin Amerika ve ASEAN ülkeleriyle olan ticaretimiz son 14 yılda 6’şar kat arttı. Doğu Asya ülkeleriyle olan ticaret hacmimizdeki artış ise 9 kata ulaşmıştır.

Türk Hava Yolları’nın uçuşları, bu kıtaları ülkemize doğrudan bağlıyor.

TİKA’mız, AFAD’ımız ve Kızılay’ımız, dünyanın her köşesine insani ve kalkınma yardımlarımızı ulaştırıyor.
Eğitim, sanat ve kültür alanındaki açılımlarımız, dış politikamızı destekliyor.

Türk sanatçılar, sinemasıyla övünen Hindistan’da dahi sokakta tanınır hale geldi.

Üniversitelerimizde ve Diplomasi Akademimizde farklı kıtalardan gelen öğrenci kardeşlerimizi ve genç diplomatları misafir ediyoruz.

Şu ana kadar 36 ülke ve 44 merkezde kurulan Yunus Emre Türk Kültür Merkezleri ülkemizin tanıtımına önemli katkılar sağlıyor.

Sonuç itibariyle, açılım politikalarımız başarılıdır ve yepyeni bir enerjiyle sürdürülecektir.

Türkiye, her kıtada bağ ve bağlantılarını geliştirmeye devam edecektir.

Bu görevlerimizi yerine getirirken, dış politikamızın temel unsurunun vatandaşımıza hizmet etmek olduğunu asla unutmuyoruz.

Yurtdışındaki vatandaşlarımızın çıkarlarını titizlikle koruyoruz.

Onlara her daim en kaliteli hizmeti sunmak, başlıca görevimiz olmaya devam edecektir.

Görev yerlerinize döndüğünüzde, oradaki vatandaşlarımıza selamlarımızı götürmenizi, sizlerden özellikle rica ediyorum.

Saygıdeğer Konuklar,

Çok Değerli Dostlar,

Çok Değerli Mesai Arkadaşlarım,

Basınımızın Kıymetli Temsilcileri,

Konuşmamda özetle değindiğim vizyon ve gündem, Bakanlığımızın üstlendiği sorumluluklar hakkında da fikir veriyor.

Dünyanın beş kıtasında, 7 gün 24 saat görev başında olan bir kurumuz. Bununla iftihar ediyoruz.

Son Büyükelçiler Konferansı’ndan bu yana 936 uluslararası teması bizzat gerçekleştirdim. 25’i Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Sayın Başbakanımıza refakaten olmak üzere, yurtdışına toplam 74 ziyaret yaptık.

Modern bir Evliya Çelebi misali, dünyanın dört bir yanına ayak bastık.

Bu yoğun programı, ilkeli, özverili, yetkin ve vatansever bir kadroyla yürütmenin memnuniyetini ve onurunu yaşıyorum. Tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Bu çerçevede, ailelerimizin üstlendiği önemli rolün de farkındayım.

Başarılarımızın arkasında, eşlerimizin ve çocuklarımızın olduğunu biliyorum. Bu vesileyle, onlara da şükranlarımı sunuyorum.

Sayın Cumhurbaşkanımızın refikaları Emine Erdoğan Hanımefendi, eşlerimizi kabul ederek, bizleri onurlandıracaktır.

Dış politikamıza güçlü bir destek sağlayan Aziz Milletimizi, Yüce Meclisimizi, iş ve basın dünyamızı da saygıyla selamlıyorum.

Daha değinebileceğim pek çok konu var. Ama bu noktada aklıma, Yunus Emre’nin, Mesnevi’yi okuduktan sonra söyledikleri geliyor:

“Güzel fakat uzunca. Ben olsam, ‘ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm’ diyerek bağlardım” demiş.
Ne Mevlana olmak kolay, ne de Yunus Emre olmak…

2023’e giden yolda, bizi güçlü kılan işte bu zengin mirasımızdır.

Küresel hedeflerimize, milli değerlerimizle şekillendirdiğimiz, vicdani ve girişimci dış politikayla ulaşacağız.

Bu düşüncelerle, hepinize tekrar hoş geldiniz diyorum. Bugün bizleri şereflendiren tüm katılımcılara şükranlarımı sunuyorum.

Dokuzuncu Büyükelçiler Konferansımızın hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.